6236 Ayets in 114 Suren · 240 mit Ehl-i-Beyt-Auslegung
Alle Ayets stehen auf dieser einen Seite – die Suche unten filtert sie sofort. 240 Ayets tragen zusätzlich eine Auslegung aus Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân; sie sind gold markiert. Ein Ayet mit dem Marker referenz ist nur seitengenau belegt, einer mit zitat auf dem wiedergefundenen Zitat verankert.
Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
Seite 3 im Quell-PDF
FATİHA 1:6
Dosdoğru giden yola ilet bizi…
Seite 3 im Quell-PDF
FATİHA 1:7
Kendilerine nimet verdiklerinin, üzerlerine gazap dökülmemişlerin, karanlık ve şaşkınlığa saplanmamışların yoluna…
Seite 3 im Quell-PDF
2. BAKARA 286 Ayet
BAKARA 2:1
Elif, Lam, Mim.
Seite 3 im Quell-PDF
BAKARA 2:2
İşte sana o Kitap! Kuşku, çelişme, tutarsızlık yok onda. Bir kılavuzdur o, korunup sakınanlar için.
Seite 3 im Quell-PDF
BAKARA 2:3
Ki onlar, gayba inananlar, namazı kılanlardır. Ve kendilerine rızık olarak sunduklarımızdan başkalarına pay çıkaranlardır.
Seite 3 im Quell-PDF
BAKARA 2:4
Hem sana vahyedilene hem de senden önce vahyedilene inananlardır onlar. Ahireti gereğince kavrayıp anlayanlar da onlardır.
Seite 4 im Quell-PDF
BAKARA 2:5
İşte bunlardır Rablerinden bir hidayet üzere olanlar, işte bunlardır gerçek anlamda kurtuluşu bulanlar.
Seite 4 im Quell-PDF
BAKARA 2:6
Şu bir gerçek ki, o küfre batmış olanları sen korkutsan da korkutmasan da onlar için aynıdır; iman etmezler.
Seite 4 im Quell-PDF
BAKARA 2:7
Allah onların kalpleri, kulakları üzerine mühür basmıştır. Onların kafa gözleri üstünde de bir perde vardır. Onlar için korkunç bir azap öngörülmüştür.
Seite 4 im Quell-PDF
BAKARA 2:8
İnsanlar içinden bazıları vardır, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” derler ama onlar inanmış değillerdir.
Seite 4 im Quell-PDF
BAKARA 2:9
Allah’ı ve inanmış olanları aldatma yoluna giderler. Gerçekte ise onlar öz benliklerinden başkasını aldatmıyorlar. Ne var ki, bunun farkında olamıyorlar.
Seite 4 im Quell-PDF
BAKARA 2:10
Kalplerinde bir hastalık vardır da Allah onları hastalık yönünden daha ileri götürmüştür. Ve onlar için, yalancılık etmiş olmaları yüzünden acıklı bir azap öngörülmüştür.
Seite 4 im Quell-PDF
BAKARA 2:11
Onlara, “yeryüzünde bozgun çıkarmayın” dendiğinde, “tam tersine, bizler barış ve esenlik getirenleriz” demişlerdir.
Seite 4 im Quell-PDF
BAKARA 2:12
Dikkat edin, gerçekte onlar, bozgun getirenlerin ta kendileridir de bunun bilincinde olmuyorlar.
Seite 5 im Quell-PDF
BAKARA 2:13
Onlara, “insanların inandığı gibi siz de inanın” dendiğinde, “yani biz de kafası çalışmayan zavallılar gibi inanalım mı” derler. Haberiniz olsun ki, kafası çalışmayan düşük seviyeliler onların ta kendileridir; fakat bilmiyorlar.
Seite 5 im Quell-PDF
BAKARA 2:14
Bunlar iman etmiş olanlarla yüzyüze geldiklerinde, “iman ettik” derler. Kendi şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise söyledikleri şudur: “Hiç kuşkunuz olmasın biz sizinleyiz. Gerçek olan şu ki, biz alay edip duran kişileriz.”
Seite 5 im Quell-PDF
BAKARA 2:15
Allah onlarla alay ediyor da kendilerini kendi azgınlıkları içinde bocalar bir halde sürüklüyor.
Seite 5 im Quell-PDF
BAKARA 2:16
İşte bunlar doğruluk ve aydınlığı verip karanlık ve sapıklığı satın aldılar da ticaretleri hiçbir kazanç sağlamadı. Bir yol-yordama girebilmiş de değillerdir.
Seite 5 im Quell-PDF
BAKARA 2:17
Onların durumu şu kişinin durumuna benzer: Bir ateş tutuşturmak istedi. Ateş, çevresindekileri aydınlattığında, Allah onların ışığını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı; artık göremezler.
Seite 5 im Quell-PDF
BAKARA 2:18
Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler.
Seite 5 im Quell-PDF
BAKARA 2:19
Yahut gökten boşalan bir yağmur haline benzer ki onda karanlıklar var, bir gök gürlemesi var, bir şimşek var. Yıldırımlar yüzünden ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah, Muhit’tir, küfre sapanları çepeçevre kuşatmıştır.
Seite 5 im Quell-PDF
BAKARA 2:20
Şimşek neredeyse gözlerini çarpıp götürüverecek. Kendilerine her aydınlık sunduğunda, orada yürürler. Üzerlerine karanlık binince çakılıp kalırlar. Eğer Allah dileseydi, işitme güçlerini de gözlerini de elbette alıp götürürdü. Çünkü Allah herşeye Kadir’dir.
Seite 6 im Quell-PDF
BAKARA 2:21
Ey insanlar! Sizi de sizden öncekileri de yaratan Rabbinize ibadet edin ki, korunabilesiniz.
Seite 6 im Quell-PDF
BAKARA 2:22
O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Ve gökten bir su indirdi de onunla sizin için meyvalardan / ürünlerden bir rızık çıkardı. Artık bilip durduğunuz halde Allah’a ortaklar koşmayın.
Seite 6 im Quell-PDF
BAKARA 2:23
Eğer kulumuza indirdiğimizden kuşku içindeyseniz, hadi onun benzerinden bir sure getirin. Allah dışındaki destekçilerinizi / tanıklarınızı da çağırın. Eğer doğru sözlü kişilerseniz…
Seite 6 im Quell-PDF
BAKARA 2:24
Eğer yapamazsanız –ki asla yapamayacaksınız- korkun o ateşten ki yakıtı insanlarla taşlardır. Küfre sapanlar için hazırlanmıştır o.
Seite 6 im Quell-PDF
BAKARA 2:25
İman edip barışa yönelik değerler üretenlere / iyi işler yapanlara şunu müjdele: Kendileri için altlarından ırmaklar akan cennetler olacaktır. Onlardaki herhangi bir meyvadan bir rızık olarak her nasiplendirildiklerinde, şöyle diyeceklerdir: “İşte bu, daha önce rızıklandırıldığımız şey.” Bu rızık onlara buna benzer şekilde verilmişti. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada sürekli kalacaklardır.
Seite 6 im Quell-PDF
BAKARA 2:26
Şu bir gerçek ki Allah, bir sivrisineği hatta onun da üstündeki bir varlığı örnek göstermekten sıkılmaz. Böyle bir durumda, inananlar bilirler ki o, Rablerinden bir gerçektir. Küfre sapmışlar ise şöyle derler: “Allah, bunu örnek vermekle ne demek istedi?” Allah onunla birçoğunu saptırır, birçoğunu da onunla doğruya ve güzele kılavuzlar. Allah onunla fasıklardan başkasını saptırmaz.
Seite 7 im Quell-PDF
BAKARA 2:27
O fasıklar ki Allah’a verdikleri ahdi, onunla anlaşıp bağlandıktan sonra bozar, Allah’ın birleştirmesini emrettiği şeyi keser ve yeryüzünde bozgun çıkarırlar. İşte bunlardır hüsrana uğrayanlar.
Bir de akrabalık bağlarını kesen kimseyle arkadaşlık etmekten sakın; çünkü ben, bu kimsenin Allah Teâlâ’nın kitabında üç yerde lanetlendiğini gördüm: “Geri dönerseuğrayanlardır.”(3) / (4) Kötülükleri Yaymaktan Sakınmak İmam Cafer Sadık (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 421 · Referenz: Bakara, 27
BAKARA 2:28
Allah’a nasıl nankörlük ediyorsunuz?! Siz ölülerdiniz, O sizi diriltti. Sizi yine öldürecek ve sonra diriltecektir. Nihayet O’na döndürüleceksiniz.
Seite 7 im Quell-PDF
BAKARA 2:29
O Allah’tır ki, yeryüzündekilerin tümünü sizin için yarattı. Sonra göğe saltanat kurdu da onları yedi gök halinde düzenledi. O Alim’dir, herşeyi çok iyi bilir.
Seite 7 im Quell-PDF
BAKARA 2:30
Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife atayacağım.” demişti de onlar şöyle konuşmuştu: “Orada bozgunculuk yapmakta, kan dökmekte olan birini mi atayacaksın? Oysa ki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz.” Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.”
Kur’ân mantığına göre, hilafet ve yönetim için hak kazanmanın ölçüsü ilim ve cesarettir. Allah Teâlâ Hz. Âdem’i (a.s) yeryüzünde halife ettiğinde meleklerin itirazına karşılık, Hz. Âdem’in (a.s) üstünlük ve hilafetinin delili olarak onun bilimsel makam ve yüceliğini göstermiştir. Yine Kur’ân-ı Kerim Tâlut’a (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 353 · Referenz: Bakara, 30
BAKARA 2:31
Ve Adem’e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere sunarak şöyle buyurdu: “Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.”
Seite 8 im Quell-PDF
BAKARA 2:32
Dediler ki: “Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Alim’sin, herşeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakim’sin, herşeyin bütün hikmetlerine sahipsin.”
Seite 8 im Quell-PDF
BAKARA 2:33
Allah buyurdu: “Ey Adem, haber ver onlara onların adlarını.” Adem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: “Dememiş miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklayageldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim.”
Seite 8 im Quell-PDF
BAKARA 2:34
O vakit biz meleklere, “Adem’e secde edin” demiştik de İblis dışında tümü secde etmişti. İblis yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden olmuştu.
Seite 8 im Quell-PDF
BAKARA 2:35
Ve Adem’e şöyle buyurmuştuk: “Ey Adem, sen ve eşin cennete yerleşin ve ondan dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zulme sapanlardan olursunuz.”
Seite 9 im Quell-PDF
BAKARA 2:36
Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: “Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli bir süreye kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet / bir yararlanma imkanı olacaktır.
Seite 9 im Quell-PDF
BAKARA 2:37
Bunun üzerine Adem, Rabbinden bazı kelimeler öğrenip belledi de O’na yöneldi. O da onun tövbesini kabul etti. Gerçekten de O, evet O, Tevvab’dır, tövbeleri cömertçe kabul eder; Rahim’dir, rahmetini cömertçe sunar.
Seite 9 im Quell-PDF
BAKARA 2:38
“Hepiniz oradan aşağı inin.” dedik. Benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa, artık böylelerine hiçbir korku yoktur. Onlar kederle de yüzyüze gelmeyeceklerdir.
Seite 9 im Quell-PDF
BAKARA 2:39
Nankörlüğe sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar ateşin dostu olacaklardır. Onlar orada sürekli kalacaklardır.
Seite 9 im Quell-PDF
BAKARA 2:40
Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi hatırlayın; bana verdiğiniz söze vefalı olun ki, ben de size ahdimde vefalı olayım. Ve yalnız benden korkun.
diye arz etti. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: Her gece gündüz yüz defa Allah’tan istiğfar dile; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Rabbinizden mağfioğullarla yardım etsin.”(3) / (4) Duanın Kabul Olmasının Şartı Birisi İmam Cafer Sadık’a (a.s): “Allah Teâlâ ‘Bana dua edin, duanızı kabul edeyim.’(5) buyuruyor. Oysa biz dua ettiğimiz hâlde duamız kabul olmuyor.” diye arz etti. İmam (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu: Çünkü siz Allah’a verdiğiniz sözü tutmuyorsunuz. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Bana verdiğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tutayım.”(6) Allah’a andolsun ki, eğer siz Allah’a karşı verdiğiniz sözü tutacak olursanız Allah da size verdiği sözü tutar.(7)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 411 · Referenz: Bakara, 40
BAKARA 2:41
Beraberinizdekini doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğuma inanın. Onu ilk inkar eden siz olmayın. Benim ayetlerimi az bir bedel karşılığı satmayın. Ve yalnız benden sakının.
Seite 10 im Quell-PDF
BAKARA 2:42
Hakkı batılla / saçmalıkla ve tutarsızlıkla kirletmeyin. Bilip durduğunuz halde gerçeği gizliyorsunuz.
Seite 10 im Quell-PDF
BAKARA 2:43
Namazı kılın, zekatı verin; rüku edenlerle birlikte rüku edin.
Seite 10 im Quell-PDF
BAKARA 2:44
İnsanlara iyiyi ve güzeli emredip de öz benliklerinizi unutuyor musunuz? Üstelik de Kitap’ı okuyup durmaktasınız. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Ey Hişam! Sonra Allah çoğunluk ölçüsünü yermiş ve şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarVe buyurmuştur ki: “Onlara andolsun ki, gökleri ve yeri Ve buyurmuştur ki: “Andolsun ki onlara, kim yağdırır gökEy Hişam! Sonra Allah, azınlığı övmüş ve şöyle buyurmuştur: “…Kullarımdan pek azı şükreder.”(5) Ve buyurmuştur ki: “Bunlar da ne kadar az!”(6) Ve buyurmuştur ki: “Firavun hanedanından imanını gizVe buyurmuştur ki: “Ve inananları gemiye yükle dedik;
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 373 · Referenz: Bakara, 44
BAKARA 2:45
Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyin. Hiç kuşkusuz bu, kalbi ürperti duyanlardan başkasına çok ağır gelir.
Seite 10 im Quell-PDF
BAKARA 2:46
O ürperti duyanlar, Rabbine kavuşacaklarını düşünürler ve bilirler ki onlar, mutlaka O’na döneceklerdir.
Seite 10 im Quell-PDF
BAKARA 2:47
Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi, sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
Seite 10 im Quell-PDF
BAKARA 2:48
Ve korkun o günden ki, hiçbir benlik bir başka benliğin herhangi bir şeyi için karşılık ödemez; hiçbir benlikten şefaat kabul edilmez, hiçbir benlikten fidye alınmaz. Ve onlara yardım da edilmez.
Seite 10 im Quell-PDF
BAKARA 2:49
Sizi Firavun hanedanından kurtardığımızı da hatırlayın. Hani onlar size azabın en çirkini ile kötülük ediyorlardı: Erkek çocuklarınızı boğazlıyorlar, kadınlarınızı diri bırakıyorlar / kadınlarınızın rahimlerini yoklayıp çocuk alıyorlar / kadınlarınıza utanç duyulacak şeyler yapıyorlardı. İşte bunda sizin için, Rabbinizden gelen büyük bir ıstırap ve imtihan vardı.
Seite 11 im Quell-PDF
BAKARA 2:50
Hani önünüzde denizi yarmıştık da sizi kurtarmış, Firavun hanedanını boğmuştuk. Siz de bunu bakıp görüyordunuz.
Seite 11 im Quell-PDF
BAKARA 2:51
Ve Musa ile kırk gece için sözleşmiştik de siz bunun ardından buzağıyı tanrı edinmiştiniz. Zulme sapmıştınız siz.
Seite 11 im Quell-PDF
BAKARA 2:52
Belki şükredersiniz diye bunun ardından da sizi affetmiştik.
Seite 11 im Quell-PDF
BAKARA 2:53
İyiye ve güzele yol bulursunuz ümidiyle Musa’ya Kitap’ı ve furkanı / hakla batılı ayıran mesajı vermiştik.
Seite 11 im Quell-PDF
BAKARA 2:54
Hani Musa toplumuna demişti ki: “Ey toplumum, buzağıyı tanrı edinmenizle öz benliklerinize zulmettiniz. Hadi, yaratıcınıza, Bari’inize tövbe edin; egolarınızı öldürün. Böyle yapmanız yaratıcınız katında sizin için daha iyidir; O sizin tövbelerinizi kabul eder. Hiç kuşkusuz O, evet O tövbeleri çok kabul edendir, rahmeti sonsuz olandır.”
Seite 11 im Quell-PDF
BAKARA 2:55
Siz şunu da söylemiştiniz: “Ey Musa! Biz, Allah’ı apaçık görmedikçe sana asla inanmayacağız.” Bunun üzerine sizi yıldırım çarpmıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz.
Seite 12 im Quell-PDF
BAKARA 2:56
Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki, şükredebilesiniz.
Seite 12 im Quell-PDF
BAKARA 2:57
Ve bulutu üstünüze gölgelik yaptık ve size kudret helvasıyla bıldırcın indirdik: “Rızık olarak size verdiklerimizin en temizlerinden yiyin.” dedik. Onlar zulmü bize yapmadılar, onlar kendi benliklerine zulmetmekteydiler.
Seite 12 im Quell-PDF
BAKARA 2:58
Şöyle demiştik: “Girin şu kente; orada, dilediğiniz yerde bolbol yiyin. Kapıdan secde ederek girin ve ‘affet bizi’ deyin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Biz güzel davranıp, güzellik üretenlere daha fazlasını da veririz.”
Seite 12 im Quell-PDF
BAKARA 2:59
Ne var ki zulme sapanlar, sözü kendilerine söylenmiş olandan başkasıyla değiştirdiler. Bunun üzerine biz, bu zalimler üstüne, ürettikleri kötülüklere karşılık olarak gökten bir pislik indirdik.
Seite 12 im Quell-PDF
BAKARA 2:60
Bir zamanlar Musa, toplumu için su istemişti de biz, “değneğinle şu taşa vur” demiştik. Taştan hemen on iki göze fışkırmıştı. Her bölük insan kendilerine özgü su kaynağını bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için; yeryüzünde bozgunculuk yaparak şuna buna saldırmayın.” demiştik.
Seite 12 im Quell-PDF
BAKARA 2:61
Siz şöyle demiştiniz: “Ey Musa, biz bir tek yemeğe asla dayanamayız, bizim için Rabbine dua et de bize yerin bitirdiklerinden, baklasından, acurundan, sarmısağından, mercimeğinden, soğanından çıkarıversin.” Musa şöyle demişti: “Siz daha aşağı bir nimete daha üstün bir nimeti mi değişmek istiyorsunuz? İnin bir kasabaya; istediğiniz sizin olacaktır.” Ve üzerlerine zillet, eziklik ve yoksulluk damgası vuruldu, Allah’tan bir gazaba çarpıldılar. Bu böyle oldu, çünkü onlar Allah’ın ayetlerini inkar ediyor ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. İsyan ettikleri için böyle oldu. Sınır tanımıyor, azgınlık yapıyorlardı.
Seite 13 im Quell-PDF
BAKARA 2:62
Şu bir gerçek ki, iman edenlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan, Sabiilerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp barışa yönelik iş / hayırlı iş yapanların, Rableri katında kendilerine has ödülleri olacaktır. Korku yoktur onlar için, tasalanmayacaktır onlar.
Seite 13 im Quell-PDF
BAKARA 2:63
Hani sizden kesin söz almış, dağı üzerinize kaldırmıştık: “Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayıp zikredin ki, sakınabilesiniz.”
Seite 13 im Quell-PDF
BAKARA 2:64
Bunun ardından da yüz çevirip döndünüz. Eğer Allah’ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı, kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olacaktınız.
Seite 13 im Quell-PDF
BAKARA 2:65
Yemin olsun, içinizden Cumartesi gününde azgınlık yapanları siz bilirsiniz. Onlara şöyle dedik: “Aşağılık maymunlar oluverin.”
Seite 14 im Quell-PDF
BAKARA 2:66
Bu durumu, o zamankilere ve onların ardından geleceklere ibret dolu bir ceza, takva sahiplerine de bir öğüt yaptık.
Şöyle konuştular: “Çağır Rabbine bizim için, açıklasın bize neymiş o!” Cevap verdi: “O diyor ki, bahsettiğim ne yaşlıdır ne de körpe. İkisi arası bir inektir.” Hadi size emredileni yapın.
Seite 14 im Quell-PDF
BAKARA 2:69
Şöyle dediler: “Çağır Rabbine bizim için, neymiş onun rengi açıklasın bize.” Cevap verdi: “O diyor ki, bahsettiğim, sarı, rengi parlak bir inektir; seyredenlere mutluluk verir.”
Seite 14 im Quell-PDF
BAKARA 2:70
Şöyle dediler: “Dua et Rabbine, açıklasın bize neymiş o! Çünkü bu inek, bizim gözümüzde başkalarıyla karıştı. Ve biz, Allah dilerse, doğruya ve güzele elbette kılavuzlanacağız.”
Seite 14 im Quell-PDF
BAKARA 2:71
Cevap verdi Musa: “Allah diyor ki, bahsettiğim, boyunduruk yememiş bir inektir; toprağı sürmez, ekini sulamaz. Salma hayvandır. Alaca yoktur onda.” Dediler ki: “İşte şimdi gerçeği getirdin.” Ve ardından onu boğazladılar, az kalsın yapmayacaklardı.
Seite 14 im Quell-PDF
BAKARA 2:72
Siz bir adam öldürmüştünüz de onunla ilgili olarak çekişip duruyordunuz. Oysa ki Allah, sizin sakladıklarınızı ortaya çıkaracaktı.
Seite 15 im Quell-PDF
BAKARA 2:73
Şöyle dedik: “Kesilen ineğin bir parçasıyla öldürülen adama vurun.” İşte böyle diriltir Allah ölüleri. Size ayetlerini gösteriyor ki, aklınızı işletebilesiniz.
Seite 15 im Quell-PDF
BAKARA 2:74
Sonra bunun ardından kalpleriniz yine kaskatı kesildi. Taş gibidir o. Belki daha da katıdır. Taşların bazıları var ki, ondan ırmaklar fışkırır. Bazıları var ki, çatır çatır yarılır da içinden su çıkar. Öylesi var ki, Allah korkusundan aşağılara düşer. Allah, yapıp durduklarınızdan gafil değildir.
Seite 15 im Quell-PDF
BAKARA 2:75
Şimdi siz bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz? Bunların içinden bir grup vardı ki, Allah’ın kelamını dinliyorlar, sonra onu kavramalarının ardından, bilip durdukları halde tahrif ediyorlardı.
Seite 15 im Quell-PDF
BAKARA 2:76
İnanmış olanlarla karşılaştıklarında, “inandık” derler. Başbaşa kaldıklarında ise şöyle konuşurlar: “Allah’ın size açtığını, Rabbiniz katında sizinle tartışmada kanıt yapsınlar diye onlara söylüyor musunuz? Aklınızı işletmeyecek misiniz?”
Seite 15 im Quell-PDF
BAKARA 2:77
Bilmezler mi ki, Allah onların sakladıklarını da açıklarını da çok iyi bilmektedir.
Seite 16 im Quell-PDF
BAKARA 2:78
İçlerinde ümmi olanlar da vardır ki Kitap’ı bilmezler, sadece hayal ve kuruntu bilirler. Onlar yalnız sanıya saplanırlar.
Seite 16 im Quell-PDF
BAKARA 2:79
Yazıklar olsun o kişilere ki, Kitap’ı kendi elleriyle yazarlar da sonra onunla basit bir karşılık satın alsınlar diye, “işte bu, Allah katındandır” derler. Vay haline onların ellerinin yazdıkları yüzünden! Vay haline onların kazanıp durdukları yüzünden!
Seite 16 im Quell-PDF
BAKARA 2:80
Dediler ki: “Sayılı birkaç gün dışında ateş bize asla dokunmayacaktır.” De ki: “Allah’tan bir ahit mi aldınız! Allah, ahdine asla ters düşmez. Yoksa siz Allah’a isnat ederek, bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
Seite 16 im Quell-PDF
BAKARA 2:81
İş onların sandığı gibi değil. Kötülük ve çirkinlik kazanan, suçu kendisini kuşatmış olan kişiler, ateşin dostudurlar. Sürekli kalacaklardır orada.
kimse, Allah'ı zalim bilmiş ve O'nu zulüm ve tecavüzle suçlamıştır. Çünkü böyle bir durumda Allah, mecbur kıldığı kimselere azap etmiş olur. Kim, Allah'ın kulları mecbur kıldığını (kendi iradeleri dışında işler yaptırdığını) sanarsa, Allah'ı zalim olarak nitelendirmemek için mecburen, Allah, kullardan azabı kaldırmıştır demek zorunda kalacaktır. Kim de Allah'ın, günahkârları azaptan muaf kıldığını sanarsa Allah'ın vaatlerini yalanlamış olur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Hayır, iş öyle değil; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa (artık) onlar ateş ehlidirler, orada ebedi olarak kalıcıdırlar."(1) "Gerçek şu ki, yetimlerin mallarını zulümle yiyenler, ancak ateş yerler, (o mallar, karınlarında ateştir adeta) ve onlar, alevli ateşe girecekler.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 348 · Referenz: Bakara, 81
BAKARA 2:82
İman edip barışa yönelik işler yapanlar / hayır işleyenler ise cennetin dostudur. Onlar da orada sürekli kalacaklardır.
Seite 16 im Quell-PDF
BAKARA 2:83
İsrailoğullarından şöyle bir söz de almıştık: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin, anne-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik ve güzellikle davranın. İnsanlara güzeli ve güzelliği söyleyin. Namazı kılın, zekatı verin. Bütün bunlardan sonra siz, pek azınız müstesna, sırt çevirdiniz. Hala da yüz çevirip duruyorsunuz.
Seite 16 im Quell-PDF
BAKARA 2:84
Sizden şu sözü de almıştık: Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz. Birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız. Bunu kabul etmiştiniz. Hala da buna tanıklarsınız.
Seite 17 im Quell-PDF
BAKARA 2:85
Bütün bunlardan sonra siz şu insanlarsınız: Birbirinizi öldürüyorsunuz. İçinizden bir zümreyi yurtlarından çıkarıyorsunuz. Onlar aleyhine kötülük ve düşmanlık hususunda dayanışmaya giriyorsunuz. Esasında onları yurtlarından çıkarmak size haram edildiği halde, esir olarak size geldiklerinde fidyelerini veriyorsunuz. Şimdi siz Kitap’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? İçinizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezillikten başka birşey değildir. Kıyamet gününde ise böyleleri azabın en şiddetlisine itilir. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.
kimse, Allah'ı zalim bilmiş ve O'nu zulüm ve tecavüzle suçlamıştır. Çünkü böyle bir durumda Allah, mecbur kıldığı kimselere azap etmiş olur. Kim, Allah'ın kulları mecbur kıldığını (kendi iradeleri dışında işler yaptırdığını) sanarsa, Allah'ı zalim olarak nitelendirmemek için mecburen, Allah, kullardan azabı kaldırmıştır demek zorunda kalacaktır. Kim de Allah'ın, günahkârları azaptan muaf kıldığını sanarsa Allah'ın vaatlerini yalanlamış olur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Hayır, iş öyle değil; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa (artık) onlar ateş ehlidirler, orada ebedi olarak kalıcıdırlar."(1) "Gerçek şu ki, yetimlerin mallarını zulümle yiyenler, ancak ateş yerler, (o mallar, karınlarında ateştir adeta) ve onlar, alevli ateşe girecekler.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 348 · Referenz: Bakara, 85
BAKARA 2:86
Şu tanıtılanlar, ahiret karşılığında dünyayı satın alan kişilerdir. Azap, hafifletilmeyecektir onlardan. Hiçbir şekilde yardım da edilmeyecektir onlara.
Seite 17 im Quell-PDF
BAKARA 2:87
Yemin olsun ki, Musa’ya Kitap’ı verdik. Ve arkasından da resuller gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da açık-seçik deliller verdik ve kendisini Ruhulkudüs’le güçlendirdik. Bir resulün size, nefislerinizin hoşlanmadığı birşey getirdiği her seferinde büyüklük taslamadınız mı? Bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürüyorsunuz.
Seite 17 im Quell-PDF
BAKARA 2:88
“Kalplerimiz kabuk tutmuştur.” dediler. Hayır öyle değil. Küfürleri yüzünden Allah onları lanetlemiştir de çok az bir kısmı iman eder.
Seite 18 im Quell-PDF
BAKARA 2:89
Yanlarındakini doğrulamak üzere kendilerine Allah katından bir kitap geldiğinde, daha önce inkar edenlere karşı zafer isteyip durdukları halde, tanıyıp bildikleri kendilerine gelince, onu inkar ettiler. Küfre sapanların üstüne olsun Allah’ın laneti!..
Seite 18 im Quell-PDF
BAKARA 2:90
Allah’ın, kullarından dilediğine lütfunun eseri olarak indirdiğini zalimce kıskanarak, Allah’ın vahyettiğini inkar etmeleri uğruna öz benliklerini sattıkları şey ne çirkindir! Bu yüzdendir ki gazap üzerine gazaba çarpıldılar. Gerçeği örtenler için rezil edici bir azap vardır.
Seite 18 im Quell-PDF
BAKARA 2:91
Onlara, “Allah’ın indirmiş olduğuna inanın” denildiğinde şöyle konuşurlar: “Biz, bize indirilene inanırız.” Ve ondan ötesini inkar ederler. Oysa ki o, kendilerinin yanındakini doğrulayıcı bir gerçektir. Söyle onlara: “Madem iman sahibiydiniz, daha önce Allah’ın peygamberlerini niye öldürüyordunuz?”
Seite 18 im Quell-PDF
BAKARA 2:92
Yemin olsun ki, Musa size açık-seçik hak beyanlarla gelmişti de onun arkasından buzağıyı ilah edinmiştiniz. Zalimlersiniz sizler.
Seite 19 im Quell-PDF
BAKARA 2:93
Hani kesin söz almıştık sizden de Tur’u üzerinize kaldırmıştık. “Size verdiğimizi kuvvetlice tutun ve dinleyin.” demiştik. Şöyle demişlerdi: “Dinledik ve isyan ettik.” İnkarları yüzünden gönüllerine buzağı içirildi. De ki: “Eğer inanan kişilerseniz, ne kötü şeydir size imanınızın emretmekte olduğu…”
Bir başka ayette de şöyle buyuruyor: “Niçin Kur’ân’ı düYoksa “Allah kalplerini mühürlemiş de bu yüzden anlamıyorlar mı?”(2) Veya “İşitmedikleri hâlde işittik diyenler gibi olmayın.”(3) “Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi.”(4) Veya “İşittik ve isyan ettik dediler.”(5) Aksine imamlık, Allah’ın bir lütfüdür: Böyleyken imamı seçme işi nasıl onlara bırakılmış olabilir? İmam âlimdir, cahil olmaz; önderdir, yerine geçen biri tarafından sorgulanmaz.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 361 · Referenz: Bakara, 93
BAKARA 2:94
De ki: “Allah katındaki ahiret yurdu diğer insanların değil de yalnız ve yalnız sizin ise, eğer doğru sözlü iseniz, hadi isteyin ölümü!”
Seite 19 im Quell-PDF
BAKARA 2:95
Ellerinin önden gönderdiği şeyler yüzünden ölümü hiçbir zaman istemeyeceklerdir. Allah, zalimleri çok iyi bilmektedir.
Seite 19 im Quell-PDF
BAKARA 2:96
Sen onları, insanların yaşamaya en düşkünü olarak bulursun. Şirke batanlardan bile… Her biri bin yıl ömür sürsün ister. Oysa ki, uzun yaşaması onu azaptan uzaklaştıracak değildir. Allah, yapmakta olduklarını çok iyi görmektedir.
Seite 19 im Quell-PDF
BAKARA 2:97
De ki: “Kim Cebrail’e –ki o, Allah’ın izniyle Kur’an’ı kendinden öncekini doğrulayıcı, insanlara yol gösterici ve müjde olarak senin kalbine indirmiştir- düşman kesilirse,
Seite 19 im Quell-PDF
BAKARA 2:98
Kim Allah’a, O’nun meleklerine, resullerine, Cebrail’e, Mikail’e düşman kesilirse, Allah da bu tür inkarcılara düşman kesilir.
Seite 20 im Quell-PDF
BAKARA 2:99
Andolsun, biz sana açık-seçik ayetler indirdik. Onları, pislik ve sapıklığa bulaşmış olanlardan başkası inkar etmez.
Seite 20 im Quell-PDF
BAKARA 2:100
Bir ahitle söz verdikleri her seferinde, içlerinden bir grup ahdi kaldırıp atmadı mı? Doğrusu şu ki, onların çoğu iman etmez.
Seite 20 im Quell-PDF
BAKARA 2:101
Allah katından kendilerine, ellerinde bulunanı tasdikleyici bir resul geldiğinde, kitap verilenlerden bir grup, Allah’ın Kitabı’nı hiç bilmiyorlarmış gibi kaldırıp arkalarına attılar.
Seite 20 im Quell-PDF
BAKARA 2:102
Süleyman’ın mülk ve saltanatı konusunda onlar, şeytanların okuyup durduklarına uydular. Halbuki Süleyman küfre sapmamıştı. Ancak şeytanlar küfre sapmıştı; insanlara büyüyü öğretiyorlardı. Ve Babil’de Harut ve Marut adlı iki melek üzerine indirileni öğretiyorlardı. Oysa ki o iki melek, “biz bir imtihan aracıyız, sakın küfre sapma” demedikçe hiç kimseye birşey öğretmiyorlardı. İnsanlar onlardan erkekle eşinin arasını açacakları şeyi öğreniyorlardı. Ne var ki, onlar onunla Allah’ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezler. Onlar kendilerine zarar vereni, yarar vermeyeni öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu satın alanın ahirette hiçbir nasibi olmayacağını açıkça bilmişlerdir. Öz benliklerini sattıkları şey ne kötüdür! Bir bilebilselerdi!
Seite 20 im Quell-PDF
BAKARA 2:103
Eğer onlar iman edip sakınsalardı, Allah katından bir sevap elbette daha kıymetli olurdu. Keşke bilebilselerdi!
Seite 21 im Quell-PDF
BAKARA 2:104
Ey iman edenler! “Raina” demeyin, “unzuma” deyin / “bizi bekle” diye konuşmayın, “bize bak” diye konuşun ve dinleyin. Kafirler için korkunç bir azap vardır.
Seite 21 im Quell-PDF
BAKARA 2:105
Ehlikitap’ın küfre sapanlarıyla müşrikler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Ama Allah, rahmetini dilediğine özgüler. Allah, büyük lütfun sahibidir.
Seite 21 im Quell-PDF
BAKARA 2:106
Biz bir ayeti siler, unutturur veya ertelersek ondan daha iyisini veya onun bir benzerini getiririz. Allah’ın her şeye gücü yeter olduğunu bilmedin mi?
Seite 21 im Quell-PDF
BAKARA 2:107
Bilmedin mi ki göklerin de yerin de mülk ve saltanatı yalnız Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir Veli vardır ne de bir Nasır.
Seite 21 im Quell-PDF
BAKARA 2:108
Yoksa siz de resulünüzden, daha önce Musa’dan istekte bulunulduğu gibi isteklerde bulunmak mı istiyorsunuz?! İmanı küfürle değiştirmeye kalkan, yolun dosdoğrusunu saptırmış olur.
Seite 21 im Quell-PDF
BAKARA 2:109
Ehlikitap’tan birçoğu, benliklerindeki kıskançlık yüzünden sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek ister. Hem de gerçek kendilerine ayan-beyan olduktan sonra… Allah, buyruğunu getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Allah, her şeye gücü yetendir.
Seite 21 im Quell-PDF
BAKARA 2:110
Namazı kılın, zekatı verin. Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz her hayrı, Allah katında bulacaksınız. Hiç kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir.
Seite 22 im Quell-PDF
BAKARA 2:111
“Yahudi yahut Hıristiyan olandan başkası cennete asla giremeyecek.” dediler. Bu, onların hayalleri, kuruntularıdır. De ki onlara: “Eğer doğru sözlü iseniz hadi getirin kanıtınızı.”
Seite 22 im Quell-PDF
BAKARA 2:112
İş onların sandığı gibi değil! Kim güzel davranışlar sergileyerek yüzünü Allah’a teslim ederse, Rabbi katında ödülü vardır onun. Korku yoktur böyleleri için; tasalanmayacaklardır onlar…
Seite 22 im Quell-PDF
BAKARA 2:113
Yahudiler: “Hıristiyanlar hiçbir şey üzerinde değil.” dediler. Hıristiyanlar da: “Yahudiler hiçbir şey üzerinde değil.” dediler. Ve bunlar Kitap’ı da okuyup dururlar. Birşey bilmeyenler de aynen onların söyledikleri gibi söylediler. Tartışmaya girdikleri şey hakkında, aralarında hükmü, kıyamet günü Allah verecektir.
Seite 22 im Quell-PDF
BAKARA 2:114
Allah’ın mescitlerini, içlerinde Allah’ın adı anılmasın diye engelleyen ve onların yıkımı için uğraşan kişiden daha zalim kim olabilir!.. Böylelerinin, o mescitlere girmeleri ancak korka korka olacaktır. Böyleleri için dünyada bir rezillik vardır. Ahirette ise bunlara çok büyük bir azap öngörülmüştür.
Seite 22 im Quell-PDF
BAKARA 2:115
Doğu da batı da yalnız Allah’ındır. O halde nereye dönerseniz orada Allah’ın yüzü vardır. Allah Vasi’dir, varlığı sürekli genişlrtip büyütür; Alim’dir; her şeyi en iyi biçimde bilir.
Seite 23 im Quell-PDF
BAKARA 2:116
“Allah çocuk edindi.” dediler. Haşa! Böyle bir şeyden arınmıştır O! Tam aksine, göklerdekiler de yerdekiler de O’na aittir. Bunların tümü O’nun önünde boyun bükmektedir.
Seite 23 im Quell-PDF
BAKARA 2:117
Gökleri ve yeri, güzelliklerle donatarak yaratan Bedi’ O’dur. Bir şeyin olmasına karar verdi mi ona sadece “ol” der. Artık o, oluverir.
Seite 23 im Quell-PDF
BAKARA 2:118
Bilgiden yoksun olanlar dediler ki: “Allah bizimle konuşsaydı yahut bize bir mucize gelseydi ya!..” Onlardan öncekiler de aynen onların dediği gibi demişlerdi. Kalpleri birbirine benzemiştir. Biz ayetleri, gerçeği apaçık bilmek isteyenler için iyiden iyiye açıklamışızdır.
Seite 23 im Quell-PDF
BAKARA 2:119
İnan olsun ki, biz seni hak üzere bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen, cehennem ehlinden sorgu-suale çekilmeyeceksin / cehennem yaranından sen sorumlu değilsin.
Seite 23 im Quell-PDF
BAKARA 2:120
Sen onların öz milletlerine uymadıkça ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar. De ki: “Allah’ın kılavuzluğu erdirici kılavuzluğun ta kendisidir.” İlimden sana ulaşan nasipten sonra bunların boş ve iğreti arzularına uyarsan, Allah katından ne bir dostun olur ne de bir yardımcın.
Seite 23 im Quell-PDF
BAKARA 2:121
Kendilerine Kitap’ı verdiklerimiz onu, okunuşunun hakkını vererek okurlar. İşte onlar ona inanırlar. Onu inkar edenlere gelince, onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
Seite 24 im Quell-PDF
BAKARA 2:122
Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi hatırlayın. Ben sizi alemlerden daha üstün kılmıştım.
Seite 24 im Quell-PDF
BAKARA 2:123
Kimsenin kimse yerine birşey ödemeyeceği, kimseden fidye kabul edilmeyeceği, şefaatin hiç kimseye yarar sağlamayacağı ve onların hiçbir yardım göremeyecekleri o günden korkun.
Seite 24 im Quell-PDF
BAKARA 2:124
Hani, Rabbi, İbrahim’i bazı kelimelerle imtihana çekmiş, o da onların hakkını vermişti de Rab şöyle demişti: “Seni insanlara önder yapacağım.” İbrahim, “soyumdan birilerini de” deyince Allah: “Benim ahdime zalimler eremezler.” buyurdu.
İmamlığın, ümmetin seçimine bırakılmış olması, ifade ettiği konum ve önemiyle bağdaşır mı? İmamlık üstün bir yere, büyük bir öneme, yüksek bir konuma ve erişilmez bir değere ve kavranması güç bir göreve sahiptir. Bu yüzden insanlar akıllarıyla erişemezler. Görüşleriyle onu kavrayamazlar. Kendi seçimleriyle bir imam tayin edemezler. Allah Teâlâ, peygamberlik ve Halil (dostluk) makamından sonra üçüncü bir makam ve fazilet olarak imamlığı İbrahim’e (a.s) vermiştir. Allah, bu makamla İbrahim’i (a.s) onurlandırmış, bununla onun adını yükseltmiş, anısını yaşatmıştır ve şöyle buyurmuştur: “Ben seni insanlar için imam yapacağım.” İbrahim Halil (a.s) bu onurun sevinciyle: “Benim soyumdan da…” demiştir. Allah Teâlâ: “Zalimlere, ahdim erişmez.”(1) buyurmuştur. Bu ayet, kıyamet gününe kadar bütün zalimlerin imamlığını geçersiz kılmıştır. Onu, Allah tarafından tayin edilmiş seçkin insanlara özgü kılmıştır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 356 · Referenz: Bakara, 124
BAKARA 2:125
Hatırla o zamanı ki, biz Beytullah’ı insanlar için sevap kazanmaya yönelik bir toplantı yeri ve güvenli bir sığınak yaptık. Siz de İbrahim’in makamından bir dua yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şu sözü ulaştırmıştık: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rüku- secde edenler için evimi temizleyin.”
Seite 24 im Quell-PDF
BAKARA 2:126
İbrahim şöyle yakarmıştı: “Rabbim! Şu kenti güvenli bir kent yap, halkını Allah’a ve ahiret gününe inananlarını çeşitli ürünlerle rızıklandır.” Rab dedi ki: “Küfre sapanları bile rızıklandırırım. Ama az bir nimetle rızıklandırır, sonra da ateş azabına itiveririm. Ne kötü bir dönüş yeridir o…”
Seite 25 im Quell-PDF
BAKARA 2:127
İbrahim’ini İsmail’le birlikte, Beytullah’ın ana duvarlarını yükselterek şöyle yakardıkları zamanı da an: “Rabbimiz, bizden gelen niyazları kabul buyur; sen, evet sen, Semi’sin, herşeyi çok iyi duyarsın; Alim’sin, herşeyi çok iyi bilirsin.”
Seite 25 im Quell-PDF
BAKARA 2:128
“Rabbimiz! Bizi, sana teslim olmuş iki müslüman kıl. Soyumuzdan da sana teslim olan müslüman bir ümmet oluştur. Bize ibadet yerlerimizi göster, bizim tövbemizi kabul et. Sen, evet sen Tevvab’sın, tövbeleri cömertçe kabul edersin; Rahim’sin, rahmetini cömertçe yayarsın.”
Seite 25 im Quell-PDF
BAKARA 2:129
“Rabbimiz! İçlerinden onlara, senin ayetlerini okuyacak, kendilerine Kitap’ı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyip arındıracak bir resul gönder. Sen, evet sen, Aziz’sin, tüm ululuk ve onurun sahibisin; Hakim’sin, tüm hikmetlerin kaynağısın.”
Seite 25 im Quell-PDF
BAKARA 2:130
Öz benliğini beyinsizliğe itenden başka kim, İbrahim’in milletinden yüz çevirir? Yemin olsun ki biz onu dünyada seçip yüceltmiştik. Ve o, ahirette de barışseverlerden / iyilerden biri olacaktır elbette…
Seite 26 im Quell-PDF
BAKARA 2:131
Rabbi ona, “müslüman olup bana teslim ol” dediğinde o şu cevabı vermişti: “Teslim oldum alemlerin Rabbi’ne!”
Seite 26 im Quell-PDF
BAKARA 2:132
İbrahim de oğullarına şunu vasiyet etti, Yakub da: “Oğullarım! Allah sizin için bu dini seçmiştir. O halde ancak müslümanlar olarak can verin.”
Seite 26 im Quell-PDF
BAKARA 2:133
Yoksa siz, Yakub’a ölümün gelip çatışına tanıklar mıydınız? Hani oğullarına şunu sormuştu: “Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?” Cevapları şu olmuştu: “Senin ilahına, ataların İbrahim’in, İsmail’in, İshak’ın ilahına, tek ve biricik olan ilaha kulluk edeceğiz; biz yalnız O’na teslim olanlarız.”
Seite 26 im Quell-PDF
BAKARA 2:134
İşte bunlar bir ümmetti, gelip geçtiler. Kazandıkları kendilerinindir. Sizin kazandıklarınız da sizin olacaktır. Siz onların yapıp ettiklerinden sorguya çekilmeyeceksiniz.
Seite 26 im Quell-PDF
BAKARA 2:135
“Yahudi yahut Hıristiyan olun ki doğruya kılavuzlanasınız.” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil. Şirk ve yozlaşmadan uzak bir biçimde, İbrahim milletinden olalım. O, şirke bulaşanlardan değildi.”
Seite 26 im Quell-PDF
BAKARA 2:136
Şöyle deyin: “Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, onun torunlarına indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilene, ve diğer nebilere verilene inandık. Bunlar arasından hiç kimseyi ayırmayız. Biz yalnız O’na / Allah’a teslim olanlarız.”
Seite 27 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’an Okuma Adabı zitat
Bu adaplardan bazıları şöyledir: Emîrü’l-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Kur’ân’ın sonundaki müsebbihat (yusebbihu ile başlayan) sûrelerini okuduğunuz zaman “Subhanellahi’l-a’la” söyleyin ve “innellahe ve melaiketehu yusellune ale’n-nebi…” ayetini okuduğunuz zaman, ister namazda olsun, ister namaz dışında, Allah Resulü’ne salâvat gönderin. “Tin” Sûresi’ni okuduğunuz zaman, sonunda “Nehnu ala zalike mine’ş-şahidin” (Biz buna şahit olanlardanız) deyin. “Kûlû amenna billâh” ayetini okuduğunuz zaman “amenna billâh…” (Allah’a iman ettik…) deyin ve ayetin sonundaki “muslimun” kelimesine kadar(2) okuyun.(3) Reca b. Zahhak’tan şöyle nakledilir: İmam Rıza (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 240 · Referenz: Bakara, 136
BAKARA 2:137
Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa, hiç kuşkusuz iyiyi ve güzeli bulmuş olurlar; eğer sırt dönerlerse artık onlar şıkak içindedirler / parçalanmış olurlar. Onlara karşı sana Allah yeter. En iyi işiten, en güzel bilendir O.
Seite 27 im Quell-PDF
BAKARA 2:138
Allah’ın boyasını esas alın. Allah’tan daha güzel kim boya vurabilir! Biz yalnız O’na kulluk ederiz.
Seite 27 im Quell-PDF
BAKARA 2:139
De ki onlara: “Allah hakkında bizimle tartışıyor musunuz? Oysa ki Allah hem bizim Rabbimizdir hem sizin Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size. Biz yalnız O’na / Allah’a gönül verenleriz.”
Seite 27 im Quell-PDF
BAKARA 2:140
Yoksa siz, “İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunları Yahudi yahut Hıristiyandı” mı diyorsunuz? Söyle onlara: “Siz mi daha bilgilisiniz yoksa Allah mı?” Allah’tan kendine ulaşmış bir tanıklığı gizleyenden daha zalim kim vardır! Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.
Seite 27 im Quell-PDF
BAKARA 2:141
İşte bunlar bir ümmetti, gelip geçtiler. Kazandıkları kendilerine. Sizin kazandığınız da size. Onların yapıp ettiklerinden siz sorumlu olmayacaksınız.
Seite 28 im Quell-PDF
BAKARA 2:142
İnsanlar içinden bazı beyinsizler: “Onları, yönelmekte oldukları kıbleden ne çevirdi?” diyecekler. De ki: “Doğu da Allah’ın, batı da. O, dilediğini dosdoğru yola kılavuzlar.”
Seite 28 im Quell-PDF
BAKARA 2:143
İşte böyle! Biz sizi, insanlar üstüne tanık olasınız, resul de sizin üstünüze tanık olsun diye, orta bir ümmet yaptık. Biz, eskiden yönelmekte olduğunuz Kabe’yi kıble haline getirdik ki resule uyanı, ökçesi üstüne geri dönenden ayıralım. Bu, Allah’ın kılavuzluk ettikleri dışındakilere gerçekten zor gelecektir. Ama Allah, imanınızı işe yaramaz hale getirmeyecektir. Şu da bir gerçek ki, Allah öncelikle insanlara karşı çok acıyıcı, çok merhametlidir.
Seite 28 im Quell-PDF
BAKARA 2:144
Biz senin, yüzünü habire göğe doğru çevirdiğini elbette görüyoruz. Hoşlanacağın bir kıbleye seni elbette döndüreceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olsanız yüzünüzü Mescid-i Haram yönüne döndürün. Kendilerine kitap verilenler, onun, Rablerinden bir gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapıp ettiklerinden habersiz değildir.
Seite 28 im Quell-PDF
BAKARA 2:145
Ehlikitap’a sen her türlü mucizeyi getirsen de onlar senin kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uymayacaksın. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Eğer sen, ilimden nasibin sana geldikten sonra onların boş ve iğreti arzularına uyarsan, işte o zaman kesinlikle zalimlerden olursun.
Seite 29 im Quell-PDF
BAKARA 2:146
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Bununla birlikte, içlerinden bir zümre, bilip durdukları halde gerçeği hep gizler.
Seite 29 im Quell-PDF
BAKARA 2:147
Gerçek, Rabbinden gelir. O halde sakın kuşkuya düşenlerden olma.
Seite 29 im Quell-PDF
BAKARA 2:148
Herkesin bir yönü vardır, ona döner. O halde hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi biraraya getirecektir. Allah her şeye güç yetirendir.
Seite 29 im Quell-PDF
BAKARA 2:149
Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram’a döndür. Bu, elbette Rabbinden gelen gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Seite 29 im Quell-PDF
BAKARA 2:150
Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram’a çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü ona doğru çevirin ki, insanların elinde sizin aleyhinize bir delil bulunmasın. Onların zulme sapanları müstesna. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Yüzünüzü Mescid-i Haram’a dönün ki, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Ve bu sayede güzeli ve iyiyi bulmanız da umulmaktadır.
Seite 29 im Quell-PDF
BAKARA 2:151
Nitekim size aranızdan bir resul göndermişiz; size ayetlerimizi okuyor, sizi temizleyip arıtıyor, size Kiatp’ı ve hikmeti öğretiyor, size, daha önce bilmediklerinizi belletiyor.
Seite 30 im Quell-PDF
BAKARA 2:152
Anın beni ki, anayım sizi. Şükredin bana, sakın nankörlük etmeyin.
Seite 30 im Quell-PDF
BAKARA 2:153
Ey iman sahipleri! Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyin. Hiç kuşkunuz olmasın ki, Allah sabredenlerle beraberdir.
Seite 30 im Quell-PDF
BAKARA 2:154
Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Tam aksine, onlar dirilerdir ama siz farkında olmazsınız.
Seite 30 im Quell-PDF
BAKARA 2:155
Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvalardan eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.
Seite 30 im Quell-PDF
BAKARA 2:156
Onlara bir ıstırap gelip çattığında şöyle derler: “Biz Allah içiniz ve sonunda O’na dönüp gideceğiz.”
Seite 30 im Quell-PDF
BAKARA 2:157
İşte böyleleri üzerine Rablerinden selamlar, bereketler var. İşte bunlardır iyiye ve güzele ermiş olanlar.
Seite 30 im Quell-PDF
BAKARA 2:158
Safa ile Merve Allah’ın belliklerindendir. Beytullah’ı hac veya umre ile ziyaret edenin onları tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca yoktur. Kim içinden gelerek bir hayır işlerse Allah Şakir’dir, teşekkür eder, Alim’dir, en iyi biçimde bilir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzünde sefere çıkyoktur.”(1) Dolayısıyla, vatanda namazı tam kılmak farz olduğu gibi yolculukta namazı kısaltmak da farzdır. Biz dedik ki: “Allah Teâlâ, ‘size bir günah yoktur.’ buyurmuştur; ama yapın buyurmamıştır. O hâlde, vatanda namazı tam kılmayı farz kıldığı gibi, yolculukta kısaltmayı nasıl farz kılmıştır?” İmam (a.s) şöyle cevap verdi: Allah Teâlâ Safa ve Merve hakkında, “Kim Ev'i (Kâbe’yi) disine bir günah yoktur.”(2) buyuruyor. Bu iki yerde tavaf yapmanın farz olduğunu görmüyor musun? Çünkü Allah Teâlâ onu Kitabında zikretmiş ve Peygamberi de onu yapmıştır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 387 · Referenz: Bakara, 158
BAKARA 2:159
İndirdiğimiz açık-seçik delillerle, kılavuz mesajı; biz onu Kitap’ta insanlara ayan-beyan gösterdikten sonra gizleyenlere, işte onlara, hem Allah lanet eder hem de diğer lanet okuyanlar lanet ederler.
Seite 31 im Quell-PDF
BAKARA 2:160
Tövbe edip hallerini düzeltenlerle gerçeği açıklayanlar müstesna. İşte böylelerinin tövbesini kabul ederim. Doğrusu ben tövbeleri çok çok kabul edenim, rahmeti sınırsız olanım.
Seite 31 im Quell-PDF
BAKARA 2:161
Ayetlerimizi inkar etmiş ve küfre batmış halde ölenlere gelince; Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların ilenci onlar üstünedir.
Seite 31 im Quell-PDF
BAKARA 2:162
Sürekli o lanetin içindedirler. Ne azapları hafifletilir ne de yüzlerine bakılır.
Seite 31 im Quell-PDF
BAKARA 2:163
Sizin İlah’ınız Vahid’dir, bir tek İlah’tır. İlah yoktur ondan başka. Rahman’dır O, Rahim’dir.
Cafer -a.s-) bana dedi ki: Ey Hişam! Kuşkusuz Allah Teâlâ, kitabında akıl ve anlayış sahiplerini müjdelemiş ve şöyle buyurmuştur: “Dinleyip Ey Hişam! Allah Teâlâ insanlar için kanıtları, akıl aracılığıyla tamamlamıştır. Peygamberleri açıklama ile desteklemiştir. Çeşitli kanıtlarla onlara Rabbbaniyetini göstermiş ve şöyle buyurmuştur: Ey Hişam! Allah bunu, bilinmesinin ve insanların kendilerini yöneten bir ilahî gücün olduğunu anlamasının kanıtı olarak gözler önüne sermektedir. Nitekim Allah, bu hususla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Ve ram etmiştir size gece ile gündüzü, güneşle ayı; yıldızlar da ram olmuştur emriyle. Şüphe yok ki akıl eden topluluk için deliller var.”(3)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 369 · Referenz: Bakara, 163-164
“Öyle bir mabuttur ki sizi topraktan sonra bir damla sudan, sonra bir pıhtı kandan yaratmıştır, sonra sizi bebek olarak dünyaya çıkarmıştır, sonra ergenlik çağına erişmeniz, sonra da ihtiyar olmanız için sizi yaşatmaktadır ve sizden daha önce öldürülen de var ve hepinizi de belirli ve mukadder bir zamana dek yaşatır ve bütün bunlar da akıl edesiniz diye olup biter.”(1) “Gecenin ve gündüzün ard arda gelmesinde Allah’ın gökten indirip ölü haldeki yeri canlandırdığı rızıkta.”(2) “Rüzgârları estirmesinde, göklerle yer arasında emre hazır bekleyen bulutlarda aklını kullanan bir topluluk için kanıtlar vardır.”(3) “Biliniz ki Allah, yeryüzünü, ölümünden sonra diriltir; andolsun ki akıl edersiniz diye size delillerimizi apaçık bildirdik.”(4) “Üzüm bağları, ekinler, bir kökten ve çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır. Bunların hepsi bir su ile sulanır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 370 · Referenz: Bakara, 163
BAKARA 2:164
Şu bir gerçek ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten suyu indirip onunla, ölümünden sonra toprağı dirilterek üzerine tüm canlılardan yaymasında, rüzgarların bir düzen içinde yönden yöne çevrilmesinde, gök ve yer arasında bir hizmete memur edilen bulutlarda, aklını işleten bir topluluk için sayısız izler-işaretler-ibretler vardır.
Hişam b. Hakem şöyle rivayet etmektedir: Ebu’l-Hasan (Musa b. Cafer -a.s-) bana dedi ki: Ey Hişam! Kuşkusuz Allah Teâlâ, kitabında akıl ve anlayış sahiplerini müjdelemiş ve şöyle buyurmuştur: “Dinleyip Ey Hişam! Allah Teâlâ insanlar için kanıtları, akıl aracılığıyla tamamlamıştır. Peygamberleri açıklama ile desteklemiştir. Çeşitli kanıtlarla onlara Rabbbaniyetini göstermiş ve şöyle buyurmuştur: Ey Hişam!
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 369 · Referenz: Bakara, 163-164
BAKARA 2:165
İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, Allah dışında bazılarını Allah’a eş tutarlar da onları Allah’ı sevmiş gibi severler. İman sahipleri ise Allah’a sevgide çok kararlı ve taşkındırlar. Zulme saplananlar, azabı gördüklerinde tüm kuvvetin Allah’ta bulunduğunu, Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu fark edeceklerini anlayabilseler!
Seite 32 im Quell-PDF
BAKARA 2:166
O zaman, izlenenler, kendilerini izleyenlerden uzaklaşıp gitmişlerdir. Azabı gördüler artık, aralarındaki bağlar parçalanıp koptu.
Seite 32 im Quell-PDF
BAKARA 2:167
İzleyenler şöyle demiştir: “Ne olurdu bir kez daha imkan verilse de şunların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak.” Böylece Allah onlara, yapıp ettiklerini, kendilerine yönelmiş özleyişler olarak gösterir. Ama artık ateşten çıkamazlar.
Seite 32 im Quell-PDF
BAKARA 2:168
Ey insanlar! Yeryüzündeki nimetlerden temiz ve helal olmak şartıyla yiyin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size açık bir düşmandır.
Seite 32 im Quell-PDF
BAKARA 2:169
Hiç kuşkusuz o, size kötülük, çirkinlik / düzensizlik ve pislik emreder. Ve size, Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi buyurur-durur.
Seite 32 im Quell-PDF
BAKARA 2:170
Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” dendiğinde: “Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulunduğumuz şeye uyarız.” derler. Peki, ataları bir şeye akıl erdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!..
Ey Hişam! Akıl ilimle beraberdir. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “İşte biz, bu misalleri insanlar için getiriyoruz; Ey Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları şöyle yermiştir: “Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun, denildiği Ve şöyle buyurmuştur: “Kâfirlerin durumu, sadece çobaVe buyurmuştur ki: “Onlardan seni dinleyenler vardır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 372 · Referenz: Bakara, 170
BAKARA 2:171
O küfre sapanların durumu, bağırıp çağırma dışında bir şeyi işitmeyen varlıklara haykıranın durumuna benzer. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden akıllarını işletemez onlar.
Ey Hişam! Akıl ilimle beraberdir. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “İşte biz, bu misalleri insanlar için getiriyoruz; Ey Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları şöyle yermiştir: “Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun, denildiği Ve şöyle buyurmuştur: “Kâfirlerin durumu, sadece çobaVe buyurmuştur ki: “Onlardan seni dinleyenler vardır. FaVe buyurmuştur ki: “Yoksa sen, onların çoğunu dinleyenVe buyurmuştur ki: “Onlar müstahkem şehirlerde veya siVe buyurmuştur ki: “Kitabı okuduğunuz hâlde, insanlara
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 372 · Referenz: Bakara, 171
BAKARA 2:172
Ey iman sahipleri! Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin ve – eğer kendisine kulluk ediyorsanız- Allah’a şükredin.
Seite 33 im Quell-PDF
BAKARA 2:173
Allah size leşi, kanı, domuz etini, Allah’tan başkası adına kesileni haram kılmıştır. Ama zorda kalanın, sınırı aşmadan, şuna-buna haksızlık ve tecavüze gitmeden yemesinde kendisi için günah yoktur. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Seite 33 im Quell-PDF
BAKARA 2:174
Allah’ın Kitap’tan indirdiği şeyi gizleyip onu basit bir ücret karşılığı satanlar, karınlarında ateşten başka bir şey yemiş olmazlar. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacaktır, onları arındırmayacaktır da… Onlar için korkunç bir azap vardır.
Seite 33 im Quell-PDF
BAKARA 2:175
Bunlar var ya, bunlar hidayeti satıp şaşkınlık, affedilmeyi satıp azap almışlardır. Ne kadar da dayanıklıdırlar ateşe!..
Seite 33 im Quell-PDF
BAKARA 2:176
Bu böyledir. Çünkü Allah, Kitap’ı hak olarak indirmiştir. Kitap’ta çelişmeye girenler, şıkak’a düşmüşlerdir / bütünden uzaklaştırıcı bir kopuşun tam içindedirler.
Seite 34 im Quell-PDF
BAKARA 2:177
Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir. Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır, akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekatı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri.
Velisinin (imamının) sünneti ise, her zorluk ve şiddette sabretmektir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Sıkıntı, Tövbe ve İstiğfarın Önemi Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: Siz günah işleyip Allah’a tövbe etmeseydiniz; Allah Teâlâ günah işleyen ve peşinden Allah’tan bağışlanma dileyen ve bunun üzerine Allah’ın da bağışlayacağı bir varlık yaratırdı. Mümin sürekli fitneye düşer ve çok tövbe eder.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 407 · Referenz: Bakara, 177
BAKARA 2:178
Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazılmıştır. Hür kişiye karşılık hür, köleye karşılık köle, dişiye karşılık dişi… Kim kardeşi tarafından herhangi bir şekilde affa uğrarsa, bu durumda örfü izlemek ve affedene en güzel biçimde bir ödeme yapmak gerekir. İşte bu, Rabbinizden size bir hafifletme ve bir rahmettir. Kim bundan sonra azgınlık ve düşmanlık ederse onun için korkunç bir azap vardır.
Seite 34 im Quell-PDF
BAKARA 2:179
Ey aklı ve gönlü işleyenler, kısasta sizin için hayat vardır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır.
Seite 35 im Quell-PDF
BAKARA 2:180
İçinizden birine ölüm geldiğinde, eğer bir hayır bırakacaksa, üzerinize yazılan şudur: Ana- babaya, akrabaya, örfe uygun vasiyette bulunmak. Takva sahipleri üstüne bir hak olarak.
Hz. Fatıma (s.a) sözlerinin bir bölümünde şöyle buyurmuştur: Allah’ın Kitabını kasıtlı olarak bırakıp arkanıza mı attınız; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Süleyman, Davud'a mirasçı oldu.”(1) Ve Hz. Yahya’nın kıssasında şöyle buyuruyor: “-Zekeriyya dedi ki: Rabbim!- KatınYakub oğullarına mirasçı olsun.”(2) Ve yine buyurmuştur ki: “Kan akrabası, Allah’ın Kitabına göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allah her şeyi bilir.”(3) Yine buyuruyor ki: “Allah size, çocuklarınızın alacağı miras hakkında, erkeğe kadının payının iki katını tavsiye eder.”(4) Ve yine buyurmuştur ki: “Eğer bir hayır (mal) bırakacaksa, anaya, babaSiz ise benim hiçbir hakkım olmadığını, babamdan miras alamayacağımı ve onunla akrabalık bağımın olmadığını mı sanıyorsunuz? Acaba Allah Teâlâ, size özel bir ayet tahsis edip Peygamberini (babamı) o ayetin kapsamından dışarı mı çıkardı?
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 404 · Referenz: Bakara, 180
BAKARA 2:181
Kim işittikten sonra vasiyeti değiştirirse hiç kuşkusuz bunun günahı onu değiştirenler üzerinedir. Allah herşeyi işitir, herşeyi bilir.
Seite 35 im Quell-PDF
BAKARA 2:182
Kim, vasiyet edenin haksızlığa sapmış veya günah işlemiş olmasından endişelenip de ilgililerin arasını bulursa ona günah yoktur. Allah çok affedici, çok merhamet edicidir.
Seite 35 im Quell-PDF
BAKARA 2:183
Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır.
Seite 35 im Quell-PDF
BAKARA 2:184
Sayılı günlerdir. Sizden kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutar. Oruca zorlukla dayananlar üzerine düşen, fidye olarak bir yoksulu doyurmaktır. Kim bir mecburiyeti olmaksızın içinden gelerek iyilik yaparsa bu onun için daha hayırlı olur. Ve oruç tutmanız, eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır.
Seite 35 im Quell-PDF
BAKARA 2:185
Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur’an, onda indirilmiştir. O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah’ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır.
Seite 35 im Quell-PDF
BAKARA 2:186
Kullarım sana benden sorarlarsa ben Karib’im, gerçekten çok yakınım. Dua edenin çağrısına, bana çağırıp yakardığı anda cevap veririm. Hadi onlar da bana karşılık versinler, bana inansınlar ki doğruyu ve iyiyi bulabilsinler.
Seite 36 im Quell-PDF
BAKARA 2:187
Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılınmıştır. Onlar sizin için giysidir, siz de onlar için giysisiniz. Allah sizin öz benliklerinize yazık etmekte olduğunuzu bilmiş, tövbelerinizi kabul edip sizi affetmiştir. Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdığı şeyi arayın. Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın. Mescitlerde itikafta bulunduğunuz sırada eşlerinizle cinsel temas kurmayın. İşte bunlar Allah’ın yasaklarıdır, bunlara yaklaşmayın. Allah, ayetlerini insanlara işte böyle açıklar ki korunabilsinler.
Seite 36 im Quell-PDF
BAKARA 2:188
Mallarınızı aranızda haksız ve uydurma yollara baş vurarak yemeyin; bilip durduğunuz halde insanların mallarından bir kısmını günaha saparak yemek için onları yargıçlara aktarmayın.
Seite 37 im Quell-PDF
BAKARA 2:189
Sana, doğan aylardan sorarlar. De ki: “Onlar, insanların çeşitli yararları ve bir de hac için vakit ölçüleridir.” Hayra ulaşmak evlere arkalarından girmeniz değildir. Hayra ulaşan o kişidir ki, takvaya sarılıp korunur. Evlere kapılarından girin. Allah’tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz.
Seite 37 im Quell-PDF
BAKARA 2:190
Sizinle çarpışmaya girenlerle Allah yolunda siz de çarpışın. Ama haksız yere saldırmayın / çarpışmada zulme sapmayın. Çünkü Allah, sınır tanımaz azgınları sevmiyor.
Seite 37 im Quell-PDF
BAKARA 2:191
Onları yakaladığınız yerde öldürün; onların sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne / baskı ve bozgunculuk, öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram’da, onlar sizinle çarpışmaya girinceye kadar siz de onlarla çarpışmaya girmeyin. Eğer sizinle çarpışmaya girerlerse siz de onları öldürün. İşte böyle verilir küfre sapanların cezası!
Seite 37 im Quell-PDF
BAKARA 2:192
Eğer savaşı sona erdirirlerse Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Seite 37 im Quell-PDF
BAKARA 2:193
Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Eğer çarpışmaktan vazgeçerlerse artık zulme sapanlardan başkasına düşmanlık edilmez.
Seite 37 im Quell-PDF
BAKARA 2:194
Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler ve yasaklar karşılıklıdır. O halde, azgınlık edip size saldırana, size saldırdığı şekilde ve ölçüde saldırın. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah, kendisinden korkup sakınanlarla beraberdir.
Seite 37 im Quell-PDF
BAKARA 2:195
Allah yolunda harcama yapın / nimetleri paylaşın; kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Güzel düşünüp güzel işler yapın. Çünkü Allah, güzellik sergileyenleri sever.
Seite 38 im Quell-PDF
BAKARA 2:196
Haccı da umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer engellenirseniz, kolayınıza gelen kurban yeterlidir. Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. İçinizden hasta olan yahut başından rahatsızlığı bulunan oruç tutarak, sadaka vererek veya kurban keserek fidye yoluna gitsin. Güvene kavuştuğunuzda, hacca kadar umreden yararlanmak isteyen, kolayına gelen kurbanı kessin. Bunu bulamayan oruç tutsun. Üç günü hacda, yedi günü döndüğünüzde, tam on gündür bu. Bu, ailesi Mescid-i Haram’da oturmayan kişi içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
Seite 38 im Quell-PDF
BAKARA 2:197
Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda haccı kendisine gerekli kılarsa hacda kadına yaklaşmak, kötülüğe sapmak, kavga ve çekişmeye girmek yoktur. İyilik olarak yaptığınızı Allah bilir. Azık edinin. Hiç kuşkusuz azığın en güzeli takvadır. Ey akıl ve gönül sahipleri, benden korkun.
Seite 38 im Quell-PDF
BAKARA 2:198
Rabbinizden bir lütuf ve bereket istemenizde hiçbir sakınca yoktur. Arafat’tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin. O’nu, O’nun size gösterdiği gibi anın. Siz bundan önce gerçekten sapıklardan idiniz.
Seite 39 im Quell-PDF
BAKARA 2:199
Sonra, insanların akın edip döndüğü yerden siz de dönün ve Allah’tan af dileyin.Çünkü Allah çok affedicidir, çok merhametlidir.
Seite 39 im Quell-PDF
BAKARA 2:200
Gerekli ibadetlerinizi bitirdiğinizde yine Allah’ı anın. Tıpkı atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla. İnsanlardan bazısı şöyle der: “Ey Rabbimiz, bize dünyada ver.” Böylesi için ahirette bir nasip yoktur.
Seite 39 im Quell-PDF
BAKARA 2:201
Onlardan kimi de şöyle yakarır: “Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver. Ve bizi ateş azabından koru.”
Seite 39 im Quell-PDF
BAKARA 2:202
İşte böyle diyenlere kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı çok çabuk görür.
Seite 39 im Quell-PDF
BAKARA 2:203
Allah’ı sayılı günlerde anın. Kim hemen iki gün içinde işini bitirirse ona günah yoktur. Kim de bunu geciktirir-ertelerse sakınıp korunduğu taktirde ona da günah yoktur. Allah’tan korkun ve bilin ki, siz O’nun huzurunda haşredileceksiniz.
Seite 39 im Quell-PDF
BAKARA 2:204
İnsanlardan öylesi vardır ki, onun dünya hayatına ilişkin sözü senin hoşuna gider ve o, kalbindekine Allah’ı tanık tutar. Oysa ki o, düşmanların en yamanıdır.
Seite 40 im Quell-PDF
BAKARA 2:205
Yanından ayrıldığında / işbaşına geçtiğinde yeryüzünde fesat çıkarmak, ekini ve nesli yok etmek için işe koyulur. Oysa ki Allah, fesadı sevmez.
Seite 40 im Quell-PDF
BAKARA 2:206
Ona, “Allah’tan kork” dendiğinde, gurur kendisini günaha götürür. Böylesine, cehennem yeter. Gerçekten ne kötü yataktır o.
Seite 40 im Quell-PDF
BAKARA 2:207
İnsanlardan öylesi de vardır ki, benliğini Allah’ın hoşnutluğunu elde etmeye satar. Allah, kullarına karşı Rauf’tur, çok şefkatlidir.
Dolayısıyla, yazıp hazırlayanları belli olmayan kitap, dergi ve bu gibi şeylerin aracılığıyla ulaşan mesajlar, hiçbir şekilde bu rolü üstlenip insanlara hücceti tamamlayamazlar. Ehl-i Beyt’in Makamı Bu konu hakkında Kur’ân-ı Kerim’de çeşitli ayetler yer almaktadır. “Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.”(1) gibi bazı ayetlerde Ehl-i Beyt’in fazilet ve ahlâkî erdemlerine işaret edilmiştir, “İnsanlardan öylesi var ki, kendisini, Allah’ın rızasını kazanmaya satar.”(2) gibi bazı ayetlerde, onların din yolundaki fedakârlıkları; “Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya kalkarsa, de ki: Gelin oğullarımızı…”(3) gibi bazı ayetlerde Allah katındaki
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 351 · Referenz: Bakara, 207
BAKARA 2:208
Ey iman sahipleri! Hepiniz toptan barış içine girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Seite 40 im Quell-PDF
BAKARA 2:209
Size apaçık deliller geldikten sonra yine yan çizerseniz, şunu bilin ki Allah, tüm yüceliklerin, tüm hikmetlerin sahibidir.
Seite 40 im Quell-PDF
BAKARA 2:210
Onlar, Allah’ın ve meleklerin buluttan gölgeler içinde kendilerine gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Bütün iş ve oluşlar sonunda Allah’a döndürülür.
Seite 40 im Quell-PDF
BAKARA 2:211
Sor İsrailoğullarına, onlara nice açık ayet verdik. Kim Allah’ın nimetini, o kendisine geldikten sonra başka kılığa sokarsa kuşku duymasın ki, Allah’ın azabı pek zorludur.
Seite 40 im Quell-PDF
BAKARA 2:212
İğreti / sefil hayat küfre sapanlara süslü gösterilmiştir; onlar, iman sahipleriyle alay ederler. Takvaya sarılanlar, kıyamet günü onların tepelerinde olacaktır. Allah, dilediğini hesapsız biçimde rızıklandırır.
Seite 41 im Quell-PDF
BAKARA 2:213
İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, peygamberleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onlarla beraber, anlaşmazlığa düştükleri konularda, insanlar arasında hükmetsinler diye gerçeği taşıyan Kitap’ı hak olarak indirdi. O Kitap’ta anlaşmazlığa düşenler, o Kitap’ın bizzat muhataplarından başkası değildi. Bunlar, kendilerine açık kanıtlar geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlık ve azgınlık yüzünden, çekişmeye girdiler. Sonra Allah kendi izniyle, inananları, üzerinde tartışmaya girdikleri gerçeğe tekrar ulaştırdı. Allah, dilediği kişiyi doğru yola iletir.
Seite 41 im Quell-PDF
BAKARA 2:214
Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş olanların karşılaştıkları başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara şiddetler, belalar ve zorluklar gelip çattı; sarsıldılar. Öyle ki, resul ve onunla birlikte inananlar, “Allah’ın yardımı ne zaman” diye yakarıyorlardı. Haberiniz olsun ki, Allah’ın yardımı çok yakındır.
Seite 41 im Quell-PDF
BAKARA 2:215
Sana, neyi infak edip vereceklerini soruyorlar. De ki: “İnfak ettiğiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar, yetimler, yoksul ve çaresizlerle yolda kalan için olmalıdır. Hayır olarak yaptığınızı Allah en iyi biçimde bilmektedir.”
Seite 42 im Quell-PDF
BAKARA 2:216
Hoşunuza gitmemekle birlikte, savaş üzerinize yazılmıştır. Bir şey sizin için hayırlı olduğu halde siz ondan tiksinebilirsiniz. Ve bir şey sizin için şer olduğu halde siz onu sevebilirsiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Seite 42 im Quell-PDF
BAKARA 2:217
Sana haram ayı, onda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaş büyük bir günahtır. Ama Allah yolundan alıkoymak, O’na ve Mescid-i Haram’a nankörlük etmek, ora halkını oradan sürüp çıkarmak, Allah katında daha büyük bir günahtır.” Fitne / baskı ve bozgunculuk, cana kıymaktan daha büyük bir kötülüktür. Eğer güçleri yetse sizi dininizden çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler. İçinizden kim irtidat edip dininden dönerse kafir olarak ölür. Böylelerinin amelleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Ateş ehlidir onlar. Sürekli kalacaklardır orada.
Seite 42 im Quell-PDF
BAKARA 2:218
İnanıp hicret eden ve Allah yolunda uğraşıp didinenlere gelince, onlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Seite 42 im Quell-PDF
BAKARA 2:219
Sana, uyuşturucudan / şaraptan ve kumardan sorarlar. De ki: “Bu ikisinde büyük bir günah vardır; insanlar için çıkarlar da vardır. Ama onların kötülüğü yararlarından çok daha büyüktür.” Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: “Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin.” İşte Allah, ayetleri size böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz.
Seite 43 im Quell-PDF
BAKARA 2:220
Dünya ve ahiret hakkında… Sana yetimlerden de soruyorlar. De ki: “Onları, işe yarar hale getirmek kendileri için daha hayırlıdır. Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir.” Allah, bozguncuyu barışseverden ayırmasını bilir. Eğer Allah dileseydi, sizi zora sürerdi. Allah, tüm onurların sahibi, tüm hikmetlerin sahibidir.
Seite 43 im Quell-PDF
BAKARA 2:221
Müşrik kadınlarla, onlar iman edinceye kadar evlenmeyin. Özgürlüğünden yoksun inanmış bir kadın, müşrik bir kadından –müşrik kadın sizin hoşunuza gitse de- çok daha hayırlıdır. Müşrik erkeklerle de onlar iman edinceye kadar nikahlanmayın. İnanmış bir köle, müşrik bir erkekten –o hoşunuza gitse de- çok daha hayırlıdır. Bu müşrikler sizleri ateşe çağırır. Allah ise sizi, izniyle cennete ve affa çağırır. Ve ayetlerini insanlara açık açık bildirir ki, düşünüp öğüt alabilsinler.
Seite 43 im Quell-PDF
BAKARA 2:222
Sana adet halini de sorarlar. De ki: “O insana tiksinti ve rahatsızlık veren bir haldir. Hayızlı oldukları sırada kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. İyice temizlendiklerinde, Allah’ın emrettiği yerden onlara gidin.” Şu bir gerçek ki Allah, çok tövbe edenleri sever, iyice temizlenenleri de sever.
Dediler ki: “Senin yanında olduğumuz zaman ve sen bizi iyiliklere teşvik ettiğin zaman, kalbimiz titrer, dünyayı unuturuz, dünyaya ilgi duymayız. O kadar ki, senin yanında olduğumuz hâlde ahireti, cenneti ve cehennemi bizzat gözlemliyor gibi oluyoruz. Senin yanından ayrılıp şu evlere girdiğimiz, çocuklarımızı kokladığımız, ailelerimizi ve eşlerimizi gördüğümüz zaman, senin yanında iken içinde bulunduğumuz hâl bütünüyle değişiyor gibi oluyor. Sanki öyle bir hâl üzere hiç olmamışız gibi. Sence biz, nifak üzere miyiz?” Resulullah onlara şöyle dedi: “Hayır; bu, şeytanın vesvesesidir. Sizi dünyaya meyletmeye teşvik ediyor. Şayet siz, kendinizin vasfettiği hâlinizi her zaman sürdürseydiniz, meleklerle musafaha eder, su üzerinde yürürdünüz. Eğer günah işleyip sonra Allah’a tövbe etmeseydiniz, Allah, sizin yerinize günah işleyen, sonra bağışlanma dileyen ve Allah tarafından bağışlanan bir topluluk yaratırdı.” Hiç kuşkusuz müminler, fitneye düşebilen; ama ardından tövbe eden kimselerdir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 408 · Referenz: Bakara, 222
BAKARA 2:223
Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza dilediğiniz şekilde varın. Öz benlikleriniz için önceden birşeyler gönderin. Allah’tan korkun ve bilin ki, O’na mutlaka ulaşacaksınız. İman sahiplerine müjde ver.
Seite 44 im Quell-PDF
BAKARA 2:224
İyilik etmenize, takvaya sarılmanıza, insanlar arasında barışı kurmanıza engel yapmak üzere Allah’ı yeminlerinize siper haline getirmeyin. Allah, herşeyi duyar, herşeyi bilir.
Seite 44 im Quell-PDF
BAKARA 2:225
Allah sizi dil sürçmesi sonucu lağv olarak yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutmaz; ama O sizi kalplerinizin kazandığından hesaba çeker. Allah Gafur’dur, çok affeder; Halim’dir, çok yumuşak davranır.
Seite 44 im Quell-PDF
BAKARA 2:226
Kadınlar hakkında ila / yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay bekleme vardır. Eğer o süre içinde eşlerine dönerlerse Allah bağışlayan, merhamet edendir.
Seite 44 im Quell-PDF
BAKARA 2:227
Eğer boşanmaya kesin karar vermişlerse, şüphesiz Allah çok iyi işiten, çok iyi bilendir.
Seite 45 im Quell-PDF
BAKARA 2:228
Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç adet ve temizlenme süresi beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanmakta iseler, Allah’ın onların rahimlerinde yarattığını saklamaları kendilerine helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde herhangi bir şekilde barışmak isterlerse eşlerini geri almaya herkesten çok hak sahibidirler. Kadınların, örfe uygun biçimde, sorumluluklarına benzer hakları da vardır. Erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.
Seite 45 im Quell-PDF
BAKARA 2:229
Boşanma iki kezdir. Bunun ardından ya iyilikle tutmak ya da güzelce serbest bırakmak gerekir. Onlara verdiğinizden birşeyi geri almanız size helal olmaz. Erkekle kadının Allah’ın sınırlarını korumada endişe etmeleri hali başka. Erkek ve kadının Allah’ın sınırlarında duramayacaklarından endişe ederseniz, o zaman kadının verdiği fidyede ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Bunları aşmayın. Allah’ın sınırlarını aşanlar, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.
Seite 45 im Quell-PDF
BAKARA 2:230
Bütün bunların ardından erkek, kadını boşarsa artık bundan sonra başka bir eşle nikahlanıncaya kadar ilk erkeğe helal olmaz. Ikinci erkek kadını boşadığında, boşanan kadınla ilk erkek Allah’ın sınırlarını koruyabileceklerini düşünürlerse, birbirlerine dönmelerinde sakınca yoktur. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır ki, Allah bunları bilgi sahibi bir topluluğa açıklar.
Seite 45 im Quell-PDF
BAKARA 2:231
Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamladılar mı ya onları örfe uygun olarak tutun yahut da örfe uygun olarak serbest bırakın. Onları, zulmetmeniz için, zararlarına bir biçimde, tutmayın. Bunu yapan, öz benliğine zulmetmiş olur. Allah’ın ayetlerini eğlence aracı yapmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve kendisiyle size öğüt vermek için indirdiği Kitap’ı ve hikmeti hatırlayın. Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah herşeyi çok iyi bilmektedir.
Seite 46 im Quell-PDF
BAKARA 2:232
Kadınları boşadığınız zaman bekleme sürelerini tamamladıklarında, kendi aralarında örfe uygun olarak anlaşmışlarsa eski kocalarıyla nikahlanmaları hususunda onlara engel çıkarmayın. Bu, sizin Allah’a ve ahiret gününe inanmış olanınıza verilen öğüttür. Bu sizin için daha isabetli ve daha temizdir. Allah bilir ama siz bilmezsiniz.
Seite 46 im Quell-PDF
BAKARA 2:233
Anneler çocuklarını emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler için tam iki yıl emzirirler. Annelerin yiyeceklerini ve giyeceklerini örfe uygun biçimde hazırlamak çocuğun babasına aittir. Hiçbir benlik, yaradılış kapasitesi dışında birşeyle yükümlü tutulamaz. Ne anne çocuğu yüzünden ne de çocuğun babası kendi çocuğu yüzünden zarara sokulmasın. Mirasçı için de aynı ilke uygulanır. Eğer anne-baba karşılıklı anlaşma ve danışma sonucu çocuğu sütten kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak belirlediğiniz ücreti güzelce teslim etmek şartıyla bunu yapmanızda bir günah yoktur. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı en iyi biçimde görmektedir.
Fakat hışmımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine bir fayda sağlamadı. Allah’ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan yasası budur. İşte o zaman kâfirler ziyana uğramışlardır. Ravi şöyle demektedir: Bu mektuptan sonra Mütevekkil’in emriyle o Hıristiyanı ölünceye kadar dövdüler.(1) Hamileliğin En Az Süresi Altı aylık bebek doğuran bir kadını Halife Ömer’in yanına getirdiler. Ömer onu taşlatarak öldürtmek istedi. Bunun üzerine Emîrü’l-Müminin Ali (a.s) ona şöyle buyurdu: Bu kadın sana Kur’ân ile delil getirirse seni alt eder; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “(Ana karnında) taşınması ile sütten kesilmesi otuz ay sürdü.”(2) Ve Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Anneler, çocuklarını -emzirmeyi Kadın iki yılda süt vermeyi tamamlıyorsa, hamilelik ve sütten kesme dönemi de otuz ay ise; demek ki hamilelik süresi altı aydır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 394 · Referenz: Bakara, 233
BAKARA 2:234
İçinizden ölüp de geriye eşler bırakanların bu eşleri, dört ay on gün kendi başlarına beklerler. Sürelerini tamamladıklarında kendilerince uygun gördüklerini örfe uygun biçimde yapmalarında sizin için bir sakınca yoktur. Allah, yapmakta olduklarınızdan gereğince haberdardır.
Seite 47 im Quell-PDF
BAKARA 2:235
İddet bekleyen kadınlara evlenme isteğinizi dolaylı yoldan anlatmanızda veya böyle birşeyi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah bilmiştir ki, siz onları mutlaka anacaksınız, unutmayacaksınız. Bu arada onlarla, örfün normal göreceği sözlerle konuşma dışında gizli bir buluşma için anlaşmayın. Ve bu zorunlu olan süre doluncaya kadar nikahını bağlamaya girişmeyin. Bilin ki Allah, benliklerinizin içindekini bilir. O’ndan sakının. Ve bilin ki Allah çok affedicidir, çok yumuşak davranışlıdır.
Seite 47 im Quell-PDF
BAKARA 2:236
Kendilerine dokunmadan veya onlar için herhangi bir mehir belirlemeden kadınları boşamanızda sizin için günah yoktur. Ancak onları nimetlendirin. İmkanları geniş olan kendi gücünce yapar bunu, imkanları sınırlı olan da kendi gücünce yapar. Örfe uygun bir nimetlendirme… Güzel düşünüp güzel davrananlar üzerine bir borç…
Seite 48 im Quell-PDF
BAKARA 2:237
Bir mehir belirlemişseniz ve kadınları hiç dokunmadan boşamışsanız kestiğiniz mehirin yarısını verin. Ancak kadınların vazgeçmesi ile, nikah bağı elinde bulunan erkeğin durumu müstesna. Erkekler olarak sizin vazgeçmeniz takvaya daha yakındır. Aranızdaki lütufkarlık farkını unutmayın. Allah, yapmakta olduklarınızı en iyi şekilde görmektedir.
Seite 48 im Quell-PDF
BAKARA 2:238
Namazları ve orta namazı koruyun. Tam bir saygıyla Allah’ın huzurunda kıyam edin.
Seite 48 im Quell-PDF
BAKARA 2:239
Bir korku ve endişe duyarsanız yürüyerek veya binit üzerinde kılın. Güvene kavuştuğunuzda bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah’ı zikredin.
Seite 48 im Quell-PDF
BAKARA 2:240
İçinizden ölüp de geriye eşler bırakan erkekler, eşlerinin evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Eğer kendileri çıkarlarsa onların kendileri için yararlı gördüklerini yapmaları yüzünden size bir günah yoktur. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.
Seite 48 im Quell-PDF
BAKARA 2:241
Boşanmış kadınlar için örfe uygun bir geçim imkanı sağlanması Allah’tan korkanlar üzerine bir borçtur.
Seite 49 im Quell-PDF
BAKARA 2:242
Aklınızı işletmeniz ümidiyle Allah, ayetlerini size böyle açıklıyor.
Seite 49 im Quell-PDF
BAKARA 2:243
Ölüm korkusuyla binlerce kişi halinde yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara “ölün” dedi de sonra onları diriltti. Şu bir gerçek ki Allah, insanlara karşı çok lütufkardır. Fakat insanların çokları şükretmezler.
Seite 49 im Quell-PDF
BAKARA 2:244
Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, herşeyi duyar, herşeyi bilir.
Seite 49 im Quell-PDF
BAKARA 2:245
Kim var Allah’a güzel bir şeklide borç verecek? Ve Allah böyle birinin verdiğini birçok kez katlayarak artıracaktır. Allah, kabz haliyle kısar, bast haliyle açıp genişletir. Ve yalnız O’na döndürülürsünüz.
Seite 49 im Quell-PDF
BAKARA 2:246
Musa’dan sonra İsrailoğullarının kodamanlar meclisini görmedin mi? Kendilerine gelen bir peygambere şöyle demişlerdi: “Bize bir kral gönder, Allah yolunda çarpışalım.” Peygamber dedi ki: “Üstünüze savaş yazılır da savaşmazsanız ne olacak?” Dediler ki: “Nasıl olur da Allah yolunda savaşmayız? Yurtlarımızdan çıkarıldık, oğullarımızdan uzak düşürüldük.” Nihayet üzerlerine savaş yazıldığında pek azı hariç yüz çevirdiler. Allah, zalimleri çok iyi bilir.
Seite 49 im Quell-PDF
BAKARA 2:247
Peygamberleri onlara dedi ki: “Allah, Talut’u size kral gönderdi.” Şöyle konuştular: “O bizim üzerimizde nasıl saltanat kurabilir? Yönetimde biz ondan daha çok hak sahibiyiz. Ona bir mal genişliği de verilmiştir.” Peygamber dedi ki: “Allah onu seçip size üst olarak gönderdi. Onu bilgi ve beden gücü yönünden üstün kıldı.” Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, mülkü genişletendir, herşeyi bilendir.
Hiç kuşkusuz Allah, nebileri ve imamları muvaffak kılar, gizli ilminden ve hikmetinden, başka kimseye vermediği şeyleri verir. Bu yüzden onların sahip oldukları bilgiler aynı zamanda yaşayan insanların bilgisinden üstün olur. Aşağıdaki ayetlerde Allah bu gerçeğe işaret etmektedir: Talut’la ilgili olarak da şöyle buyurmuştur: “Allah sizin Bir ayette Peygamber’e (s.a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 362 · Referenz: Bakara, 247
BAKARA 2:248
Nebileri onlara şöyle dedi: “Onun mülk ve saltanatının belirtisi o Tabut’un size gelmesidir. Onun içinde Rabbinizden bir huzur, Harun hanedanının, Musa hanedanının bıraktığından bir kalıntı vardır. Onu melekler taşır. Eğer iman sahipleri iseniz, bunda sizin için elbette bir ibret vardır.”
Seite 50 im Quell-PDF
BAKARA 2:249
Talut, askerleriyle yola çıkınca dedi ki: “Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. O halde, ondan içen benden değildir. Ama onu tatmayan bendendir. Eliyle bir avuç alan kişi başka.” Bunun ardından, pek azı müstesna olmak üzere ondan içtiler. Nihayet o ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçtiklerinde şöyle dediler: “Bugün bizin Calut’a ve ordusuna karşı hiçbir gücümüz yoktur.” Allah’a kavuşacaklarını düşünenler ise şöyle konuştular: “Sayıca az nice topluluk vardır ki, sayıca çok nice topluluğa Allah’ın izniyle galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.”
Seite 50 im Quell-PDF
BAKARA 2:250
Calut ve ordusuyla karşılaştıklarında şöyle yakardılar: “Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı yere sağlam bastır. Ve küfre sapanlara karşı bize yardım et.”
Seite 51 im Quell-PDF
BAKARA 2:251
Nihayet Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Ve Davud Calut’u öldürdü. Ve Allah, Davud’a mülk / saltanat ve hikmet verdi. Ve ona dilediği şeylerden öğretti. Eğer Allah’ın, bazı insanları diğer bazılarıyla savması olmasaydı, yeryüzü bozguna uğrardı. Ama Allah, alemlere karşı çok lütufkardır.
Seite 51 im Quell-PDF
BAKARA 2:252
İşte bunlar Allah’ın ayetleri. Onları sana hak olarak okuyoruz. Yemin olsun ki sen, gönderilen elçilerdensin.
Seite 51 im Quell-PDF
BAKARA 2:253
İşte resuller! Biz onların bazısını bazısına üstün kılmışızdır. Allah, onlardan bazısıyla konuşmuştur. Bazılarını da derecelerle yüceltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya açık ayetler verdik ve onu Ruhulkudüs’le güçlendirdik. Allah dileseydi, onların ardından gelenler, açık seçik mesajlar kendilerine ulaştıktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak tartışmaya girdiler de içlerinden bazısı iman etti, bazısı küfre saptı. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Nevarki, Allah dilediğini yapıyor.
Emîrü’l-Müminin Ali (a.s): “Allah Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerim’de nazil ettiği şeye dayanarak.” cevabını verdi. Adam: “Ben Allah Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerim’de nazil ettiği her şeyi bilmiyorum; onu bana öğret.” dedi. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: “O, Allah Teâlâ’nın Bakara Sûresinde nazil ettiği şeydir.” buyurdu. Adam: “Ey Emîrü’l-Müminin! Ben Allah Teâlâ’nın Bakara Sûresi’nde nazil ettiği şeyi bilmiyorum. Onu bana öğret.” deyince, Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Şu ayet: ‘İşte o elçilerden kimini kiminden üstün kıldık. Allah onlardan kimine konuştu, kimini de derecelerle yükseltti. Meryem oğlu İsa’ya da açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs ile destekledik. (Fakat o elçilerin fazilet ve makamı takipçilerinin ihtilafa düşmesine engel olmadı.) Allah dileseydi onların arkasından gelen milletler, kendilerine açık deliller gelmiş olduktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat anlaşmazlığa düştüler, onlardan kimi inandı, kimi de inkâr etti (Savaş yapılıp kan döküldü).
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 403 · Referenz: Bakara, 253
BAKARA 2:254
Ey iman edenler! Alışverişin, dostluğun, şefaatin olmadığı o gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıktan infak edip dağıtın. Küfre sapanlar zalimlerin ta kendileridir.
Seite 52 im Quell-PDF
BAKARA 2:255
Allah’tan başka ilah yok. Hayy’dır O, sürekli diridir; Kayyum’dur O, kudretin kaynağıdır. Ne gaflet yaklaşır O’na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O’nundur. O’nun huzurunda, bizzat O’nun izni olmadıkça kim şefaat edebilir!.. O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!.. İnsanlar O’nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O’na hiç de zor gelmez. Aliyy’dir O, yüceliği sınırsızdır; Azim’dir O, büyüklüğü sınırsızdır.
Seite 52 im Quell-PDF
BAKARA 2:256
Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve sapıklıktan net bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tağuta sirt dönüp Allah’a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.
Seite 52 im Quell-PDF
BAKARA 2:257
Allah, iman sahiplerinin Veli’sidir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Küfre sapanlara gelince, onların dostları tağuttur ki, kendilerini nurdan karanlıklara çıkarır. Bunlar cehennem halkıdır. Orada sürekli kalacaktır onlar.
Seite 53 im Quell-PDF
BAKARA 2:258
Allah kendisine mülk ve saltanat verdiği için, Rabbi hakkında İbrahim’le çekişeni görmedin mi? İbrahim şöyle demişti: “Benim Rabbim odur ki, hayat verir ve öldürür.” O da şöyle demişti: “Ben de hayat veririm, ben de öldürürüm.” İbrahim, “Allah, güneşi doğudan getiriyor, hadi sen onu batıdan getir” deyince, küfre sapan o adam apışıp kalmıştı. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.
Seite 53 im Quell-PDF
BAKARA 2:259
Ya şu kişi gibisini görmedin mi? Çatıları çökmüş, duvarları-damları yere inmiş bir kente uğramıştı da şöyle demişti: “Allah şurayı ölümünden sonra nasıl hayata kavuşturacak?” Bunun üzerine Allah, o kişiyi yüz yıllık bir süre için öldürmüş, sonra diriltmişti. “Ne kadar bekledin?” demişti. “Bir gün veya günün bir kısmı kadar bekledim.” dedi. “Hayır” dedi, “aksine sen, yüz yıl kaldın. Yiyeceğine, içeceğine bak! Henüz bozulmamış. Eşeğine bak! Seni insanlara bir ibret yapalım diyedir bu. Kemiklere bak, nasıl yerli yerince düzenliyoruz onları ve sonra et giydiriyoruz onlara.” İş kendisi için açıklık kazanınca şöyle dedi o: “Allah’ın herşeye kadir olduğunu biliyorum.”
Seite 53 im Quell-PDF
BAKARA 2:260
Hani İbrahim de şöyle yakarmıştı: “Rabbim, göster bana, nasıl diriltiyorsun ölüleri?” “İnanmadın mı?” diye sordu. “İnandım, dedi, ancak kalbimin tatmin olması için…” Allah dedi ki: “Kuşlardan dört tane al, onları kendine ısındırıp alıştır. Sonra her dağın üstüne onlardan bir parça koy. Sonra da onları çağır. Koşarak sana geleceklerdir. Bil ki Allah Aziz’dir, Hakim’dir.”
Seite 54 im Quell-PDF
BAKARA 2:261
Mallarını Allah yolunda infak edip harcayanların durumu, yerden, her başağında yüz dane bulunan yedi başak çıkarmış bir daneye benzer. Ve Allah, dilediği kişi için daha da artırır. Allah Vasi’dir, yaratışını ve yarattıklarını genişletir; Alim’dir, herşeyi en iyi biçimde bilir.
Seite 54 im Quell-PDF
BAKARA 2:262
Mallarını Allah yolunda harcayıp sonra bu harcadıklarına bir eziyet ve başa kakma eklemeyenlerin, Rableri katında kendilerine has ödülleri vardır. Korku yoktur onlar için; tasalanmayacaklardır onlar.
Seite 54 im Quell-PDF
BAKARA 2:263
Güzel, yapıcı bir söz, bir bağışlama, ardından bir eziyet gelen sadakadan daha üstündür. Allah Gani’dir, cömertliğine sınır yoktur; Halim’dir, hoşgörüsüne sınır yoktur.
Seite 55 im Quell-PDF
BAKARA 2:264
Ey iman sahipleri! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde, insanlara riya için malını infak eden kişi gibi sadakalarınızı başa kakmak ve eza etmek suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak varken tepesine şiddetli bir yağmur inip kendisini cascavlak bırakmış yalçın bir kayanın haline benzer. Böyleleri, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, küfre sapan bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.
Seite 55 im Quell-PDF
BAKARA 2:265
Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve öz benliklerindekini kökleştirmek için infakta bulunanlara gelince, onların durumu kendisine bol yağmur isabet edip de ürününü iki kat veren bir bahçenin durumuna benzer. Böyle bir bahçeye bol yağmur düşmese de bir çisinti, bir nem bile yetişir. Allah, yapmakta olduklarınızı tam bir biçimde görmektedir.
Seite 55 im Quell-PDF
BAKARA 2:266
Herhangi biriniz ister mi ki; altından ırmaklar akan, içinde her türlü meyvası olan, hurmalardan, üzümlerden oluşmuş bir bahçesi bulunsun, kendisinin güçsüz- çaresiz yavruları da olsun ve bu haldeyken üstüne ihtiyarlık çöksün, tam bu sırada o bahçeye alevli bir bora isabet etsin de bahçe, baştan başa yansın. Allah size ayetleri işte bu şekilde açık- seçik bildiriyor ki, inceden inceye ve derinden derine düşünebilesiniz.
Seite 55 im Quell-PDF
BAKARA 2:267
Ey iman sahipleri! Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkarmış olduklarımızın temiz ve güzellerinden infak edin. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız pis / bayağı şeyleri vermeye kalkmayın. Bilin ki Allah Gani’dir, cömertliğine sınır yoktur; Hamit’tir, bütün övgülerin sahibidir / övgüye layık olanları gereğince över.
Seite 56 im Quell-PDF
BAKARA 2:268
Şeytan sizi fakirlikle korkutur, sizi görünür görünmez çirkinliklere sürükler. Allah ise size kendisinden bir bağışlanma ve lütuf vaadeder. Allah, Vasi’dir, Alim’dir.
Seite 56 im Quell-PDF
BAKARA 2:269
O, hikmeti dilediğine verir. Ve kendisine hikmet verilmiş olana çok büyük bir hayır verilmiş demektir. Gönlünü ve aklını çalıştıranlardan başkası düşünüp anlayamaz.
Hiç kuşkusuz Allah, nebileri ve imamları muvaffak kılar, gizli ilminden ve hikmetinden, başka kimseye vermediği şeyleri verir. Bu yüzden onların sahip oldukları bilgiler aynı zamanda yaşayan insanların bilgisinden üstün olur. Aşağıdaki ayetlerde Allah bu gerçeğe işaret etmektedir: Talut’la ilgili olarak da şöyle buyurmuştur: “Allah sizin Bir ayette Peygamber’e (s.a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 362 · Referenz: Bakara, 269
Ve buyurmuştur ki: “Fakat onların çoğu bilmezler.”(1) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu aklını kullanmaz.”(2) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu farkında değildir.” Ey Hişam! Allah, temiz akıl sahiplerini en güzel niteliklerle anmıştır. Onları en göz alıcı süslerle bezemiş ve şöyle buyurmuştur: Ve buyurmuştur ki: “Göklerin ve yerin yaratılmasında, Ve buyurmuştur ki: “Sana Rabbin tarafından indirilen kiVe buyurmuştur ki: “Yoksa geceleyin secde ederek ve kırahmetini dileyen kimse (O inkârcı gibi midir?) De ki: Hiç
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 374 · Referenz: Bakara, 269
BAKARA 2:270
Hayır olarak harcadığınız, adak olarak adadığınız herşeyi, Allah mutlaka bilir. Zalimlerin, yardımcıları olmayacaktır.
Seite 56 im Quell-PDF
BAKARA 2:271
Sadakalarınızı açıklarsanız bu da güzeldir. Ama onları gizler ve yoksullara bu şekilde verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır; günahlarınızdan bir kısmını örter. Allah, Habir’dir, yapmakta olduklarınızdan gereğince haberi vardır.
Seite 56 im Quell-PDF
BAKARA 2:272
Onların iyiyi ve güzeli bulmaları, senin üzerine bir borç değildir. Tam aksine, dilediğini iyiye ve güzele kılavuzlayan Allah’tır. Nimet ve imkandan başkalarına bağışladığınız, esasında sizin öz benlikleriniz lehinedir. Allah’ın yüzünü arzulama dışında birşey için infak etmiyorsunuz. İnfak ettiğiniz her nimet size tam bir biçimde geri verilir. Ve siz, asla zulme uğratılmazsınız.
Seite 57 im Quell-PDF
BAKARA 2:273
İnfak edilenler, Allah yolunda kapanıp kalmış, yeryüzünde dolaşamaz olmuş yoksullar içindir. İffet ve onurları yüzünden, cahiller bunları, zengin kişiler sanırlar. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ve yırtıklık ederek insanlardan birşey istemezler. Nimet ve imkandan infak ettiğiniz herşeyi, Allah çok iyi bilmektedir.
Seite 57 im Quell-PDF
BAKARA 2:274
Mallarını; gece ve gündüz, gizli ve açık infak edenler var ya, işte onlar için Rableri katında kendilerine özgü ödüller vardır. Korku yoktur onlar için; tasalanmayacaklardır onlar.
Seite 57 im Quell-PDF
BAKARA 2:275
O ribayı yiyenler, şeytanın bir dokunuşla çarptığı kişinin kalkışından başka türlü kalkamazlar. Bu böyledir, çünkü onlar, “alış-veriş de riba gibidir” demişlerdir. Oysa ki Allah, alış-verişi helal, ribayı haram kılmıştır. Kendisine Rabbinden bir öğüt gelip de yaptığından vazgeçenin geçmişi kendisine, işi Allah’a kalmıştır. Yeniden ribaya dönene gelince, böyleleri ateşin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır orada.
Seite 57 im Quell-PDF
BAKARA 2:276
Allah, ribadan beklenen artışı mahveder, sadakalar karşılığında artışlar getirir. Allah, nankörlüğe batmış günahkarların hiçbirini sevmez.
Seite 58 im Quell-PDF
BAKARA 2:277
İman edip barışa yönelik değerler üreten / hayırlı işler yapan, namazı kılan, zekatı verenlerin, Rableri katında kendilerine özgü ödülleri vardır. Korku yoktur onlar için. Tasalanmayacaklardır onlar…
Seite 58 im Quell-PDF
BAKARA 2:278
Ey iman sahipleri, Allah’tan korkun. Ve eğer inanıyorsanız ribadan geri kalanı bırakın.
Seite 58 im Quell-PDF
BAKARA 2:279
Eğer bunu yapmazsanız, Allah ve resulünden bir harp ilanını duymuş olun. Tövbe ederseniz, mallarınızın esasları / ana paralarınız sizindir; ne zulmeden olursunuz ne de zulme uğratılan.
Seite 58 im Quell-PDF
BAKARA 2:280
Eğer borçlu zorluk içinde ise eli genişleyinceye kadar beklenir. Borcunu sadaka olarak ona bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.
Seite 58 im Quell-PDF
BAKARA 2:281
Korkun o günden ki, onda Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra her benliğe kazanmış olduğu tam bir biçimde verilecektir. Onlar hiçbir zulme uğratılmayacaklardır.
Seite 58 im Quell-PDF
BAKARA 2:282
Ey iman sahipleri! Belirli bir süre için birbirinize borç verdiğinizde onu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Borç altına giren kişi de onu kayda geçirtsin ve Rabbinden korksun da borcundan hiçbir şey eksiltmesin. Borç altına giren, aklı ermez yahut zayıf-çaresiz biri ise yahut yazdırmaya gücü yetmiyorsa, velisi, adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de tanık tutun. Eğer iki erkek yoksa rızanızla kabul edeceğiniz tanıklardan bir erkek ve iki kadın gerekir. Bu, kadınlardan biri şaşırırsa / unutursa ötekisi ona hatırlatsın diyedir. Tanıklar, çağırıldıklarında çekimser davranmasınlar. Küçük veya büyük, borcu, süresine kadar yazmaktan üşenmeyin. Böyle yapmanız Allah katında adalete daha yakın, tanıklık için daha sağlam, kuşkuya düşmemeniz için daha elverişlidir. Ancak aranızda döndürüp durduğunuz tamamen peşin bir ticaret sözkonusu ise onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Karşılıklı alış-veriş yaptığınızda da tanık bulundurun. Yazıcıya da tanığa da zarar verilmesin. Böyle birşey yaparsanız bu, kendinize kötülük olur. Allah’tan korkun. Allah size öğretiyor. Allah, herşeyi en iyi biçimde bilendir.
Seite 58 im Quell-PDF
BAKARA 2:283
Eğer yolculuk halinde olur da yazacak birini bulamazsanız, o taktirde, alınan rehinler yeter. Birbirinize güvenmişseniz, kendisine güvenilen kişi, emaneti ödesin; Rabbi olan Allah’tan korksun. Tanıklığı gizlemeyin. Onu gizleyen, kalbi günaha batmış / kendi kalbine kötülük etmiş biridir. Allah, yapmakta olduklarınızı çok iyi bilmektedir.
Seite 59 im Quell-PDF
BAKARA 2:284
Göklerdekiler de yerdekiler de yalnız Allah’ındır. İçlerinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah, ondan sizi hesaba çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah Kadir’dir, herşeye gücü yeter.
İzin orucu ise, kadın kocasının, köle efendisinin ve misafir de ev sahibinin izni olmadan müstehap oruç tutmamasıdır. Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bir gruba misafir olan kimse onların izni olmadan müstehap oruç tutmamalıdır.” Alıştırma orucu ise, çocuğun buluğ çağına yakın bir zamanda alışması için ondan oruç tutmasının istenmesidir. Bu oruç farz değildir. Yine yolcu, günün başında bir şey yedikten sonra vatanında ailesinin yanına giderse, günün geri kalan kısmında orucu bozan şeylerden sakınmakla yükümlüdür; bu da farz değildir. İbaha orucuna gelince; unutkanlıkla orucunu yiyen, içen veya elinde olmaksızın (kasıtsız olarak) kusan kimsenin orucudur. Allah Teâlâ bunu, onun için mubah kılmıştır; tutmuş olduğu oruç yeterlidir. Yolculuk ve hastalık orucuna gelince; insanlar (Sünnîler) bu konuda ihtilaf etmişlerdir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 391 · Referenz: Bakara, 284
BAKARA 2:285
Resul, Rabbinden kendisine indirilene inanmıştır; müminler de. Hepsi; Allah’a, onun meleklerine, kitaplarına, resullerine inanmışlardır. Allah’ın resullerinden hiçbirini ötekinden ayırmayız. Şöyle demişlerdir: “Dinledik, boyun eğdik. Affet bizi, ey Rabbimiz. Dönüş yalnız sanadır.”
Seite 60 im Quell-PDF
BAKARA 2:286
Allah hiçbir benliğe, yaratılış kapasitesinin üstünde bir yük yüklemez / teklifte bulunmaz. Her benliğin yaptığı iyilik kendi lehine, işlediği kötülük kendi aleyhinedir / kişinin hem kendisi hem başkaları için kazandığı onun lehine, yalnız kendi nefsi için kazandığı onun aleyhinedir / kişinin kendi emeği ile kazandığı lehine, başkalarının sırtından kazandığı aleyhinedir. “Ey Rabbimiz! Unutur yahut hata edersek bizi hesaba çekme. Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize, güç yetiremeyeceğimiz şeyleri de yükleme. Affet bizi, bağışla bizi, acı bize. Sen bizim Mevla’mızsın. Küfre sapanlar topluluğuna karşı yardım et bize!”
Seite 60 im Quell-PDF
3. ALİ İMRAN 200 Ayet
ALİ İMRAN 3:1
Elif, Lam, Mim.
Seite 61 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:2
Allah… İlah yok O’ndan başka… Hayy’dır O, Kayyum’dur.
Seite 61 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:3
O, sana Kitap’ı önündekileri tasdikleyici olarak hak bir yoldan indirdi. Tevrat’ı ve İncil’i de indirmişti.
Seite 61 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:4
Daha önce insanlara bir yol gösterici olarak Furkan’ı da indirdi. Şu bir gerçek ki, Allah’ın ayetlerini örtüp inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Ve Allah hem Aziz’dir hem, intikam alıcı…
Seite 61 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:5
Allah… Gökte ve yerde hiçbir şey O’na gizli kalmaz.
Seite 61 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:6
Rahimlerde sizi dilediğince şekillendiren O’dur. İlah yok ondan başka. Aziz’dir O, Hakim’dir.
Seite 61 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:7
Kitap’ı sana indiren O’dur: Onun ayetlerinden bir kısmı muhkemlerdir ki; onlar Kitap’ın anasıdır. Diğer ayetlerse müteşabihlerdir. Şu var ki, kalplerinde bir eğrilik ve bozukluk bulunanlar, fitne aramak, onun yorumuna öncelik tanımak için Kitap’ın sadece müteşabih kısmının ardına düşerler. Onun tevilini ise bir Allah bilir, bir de ilimde derinleşmiş olanlar. Bunlar, “ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır” derler. Gönül ve akıl sahiplerinden başkası gereğince düşünemez.
Ve buyurmuştur ki: “Fakat onların çoğu bilmezler.”(1) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu aklını kullanmaz.”(2) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu farkında değildir.” Ey Hişam! Allah, temiz akıl sahiplerini en güzel niteliklerle anmıştır. Onları en göz alıcı süslerle bezemiş ve şöyle buyurmuştur: Ve buyurmuştur ki: “Göklerin ve yerin yaratılmasında, Ve buyurmuştur ki: “Sana Rabbin tarafından indirilen kiVe buyurmuştur ki: “Yoksa geceleyin secde ederek ve kırahmetini dileyen kimse (O inkârcı gibi midir?) De ki: Hiç
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 374 · Referenz: İmran, 7
ALİ İMRAN 3:8
Ey Rabbimiz! Bizi doğruya ve güzele yönelttikten sonra kalplerimizi bozup eğriltme ve bize katından bir rahmet bağışla. Sen, yalnız sen Vahhab’sın, bol bol bağışta bulunansın.
Seite 62 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:9
Ey Rabbimiz! Sen, Cami’sin; insanları, varlığında kuşku bulunmayan bir günde mutlaka toplayacaksın. Allah, sözünü yerine getireceği yer ve zamanı asla şaşmaz.
Seite 62 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:10
Küfre sapanlara gelince, ne malları ne de çocukları onlara Allah’a karşı hiçbir yarar sağlamayacaktır. Onlar, işte onlar, ateşin yakıtıdırlar.
Seite 62 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:11
Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Ayetlerimizi yalanlamışlardı da Allah, onları günahları yüzünden yakalamıştı. Allah, cezayı çok şiddetli vermektedir.
Seite 62 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:12
De o küfre sapanlara: “Yenileceksiniz ve cehenneme sürüleceksiniz. Ne kötü döşektir o!”
Seite 62 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:13
Yüz yüze gelen şu iki toplulukta sizin için bir ibret vardır. Biri Allah yolunda çarpışıyordu; ötekisi küfre batmıştı. Allah yolunda çarpışanları, kafa gözleriyle kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah, öz yardımıyla dilediğini destekler. İşte bunda, gözleri olanlar için gerçek bir ibret vardır.
Seite 63 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:14
Kadınlara, oğullara, altın ve gümüşten oluşturulmuş yığınlara, salma atlara, davarlara ve ekinlere tutkunlukların sevgisi, insanlar için süslenip püslenmiştir. Tüm bunlar geçici-iğreti hayatın nimetidir. Allah’a gelince, varılacak yerin en güzeli O’nun yanındadır.
Seite 63 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:15
De ki: “Bu sayılanlardan daha iyisini size haber vereyim mi? Sakınıp korunanlar için, Rableri katında altlarından nehirler akan, içinde sürekli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’tan bir hoşnutluk olacaktır. Allah, kulları en iyi bir biçimde görmektedir.”
Seite 63 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:16
Kullar ki şöyle derler: “Ey Rabbimiz, kuşkusuz olarak sana inandık. Bağışla günahlarımızı, ateş azabından koru bizi.”
Seite 63 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:17
Kullar ki sabredenlerdir, özü-sözü doğru olanlardır, hak huzurunda duranlardır, nimet ve imkanlardan başkalarını yararlandıranlardır; seherlerde, bağışlanmak için yakaranlardır.
Seite 63 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:18
Allah, kendisinden başka tanrı olmadığına tanıktır. Meleklerle ilim sahipleri de adalet ölçüsüne sarılarak tanıklık etmişlerdir ki, o Aziz ve Hakim olandan başka hiçbir ilah yoktur.
Seite 64 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân Öğrenmek zitat
Bizi nereye indiriyorsun? Hata ve günah ehlinin yanına mı?” Allah Teâlâ onlara şöyle vahyetti: “İnin aşağı; izzetim ve celalim hakkı için Al-i Muhammed’den ve onların Şiasından bir kimse, her gün kendilerine farz kıldıklarımın ardından sizi okursa, ona her gün yetmiş kere gizli gözümle bakarım. Her bakışımda onun yetmiş ihtiyacını karşılarım ve işledikleri günahları bağışlarım.” Bu ayetler; Fatiha Sûresi, “Allah kendisinden başka ilah ayeti(3), Ayete’l-Kürsî ve Mülk Sûresi’nin ayetleridir.(4) Diğer bir hadiste ise şöyle geçmektedir: ‘İnna fetehna’yı (Fetih Sûresi) okuyarak mallarınızı, kadınlarınızı ve elinizin altında bulunan kölelerinizi mah-
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 167 · Referenz: İmran, 18
ALİ İMRAN 3:19
Allah katında din İslam’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki azgınlık / haset / hak tanımazlık yüzünden ihtilafa düştüler… Kim Allah’ın ayetlerine nankörlük ederse, Allah hesabı çabucak görecektir.
Seite 64 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:20
Seninle kanıt yarıştırmaya girerlerse şöyle söyle: “Ben yüzümü Allah’a teslim ettim. Bana uyanlar da.” Kitap verilenlerle ümmilere de sor: “Siz de teslim oldunuz mu?” Eğer teslim olurlarsa doğruya ve güzele kılavuzlanmışlardır. Yüz çevirirlerse sana düşen sadece tebliğ etmektir. Allah, kullarını görmektedir.
Seite 64 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:21
Allah’ın ayetlerini inkar edip haksız yere peygamberleri öldürenler ve insanlar içinden adaletle emredenlerin canına kıyanlar var ya, işte onlara korkunç bir azabı muştula.
Seite 64 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:22
Çalışıp ürettikleri hem dünyada hem de ahirette boşa çıkmıştır. Hiçbir yardımcıları da yoktur onların.
Seite 64 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:23
Şu kendilerine Kitap’tan bir pay verilmiş olanlara bak, aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabı’na çağırılıyorlar da içlerinden bir zümre yüz çevirerek dönüp gidiyor.
Seite 64 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:24
Bunun sebebi onların, “ateş bize sayılı birkaç gün dışında asla dokunmayacaktır” demeleridir. Uydurmuş oldukları yalanlar, dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.
Seite 65 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:25
Peki, o kendisinde kuşku bulunmayan günde, onları biraraya topladığımız vakit halleri nice olacak! O gün her benlik, kazandığının karşılığını tam almıştır. Onlar, hiçbir zulme uğratılmazlar.
Seite 65 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:26
Şöyle yakar: “Ey mülkün Malik’i, sahibi olan Allahım! Sen mülk ve saltanatı dilediğine verir, mülk ve saltanatı dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltir aziz edersin, dilediğini alçaltır zelil kılarsın. İmkan, mal ve nimet senin elindedir. Sen, herşeye kadirsin.”
Seite 65 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:27
“Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü de gecenin içine sokarsın. Diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü diriden çıkarırsın. Dilediğini hesapsızca rızıklandırırsın.”
Seite 65 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:28
Müminler, müminleri bırakıp da küfre sapanları gönül dostu edinmesinler. Kim bunu yaparsa Allah’la ilişiği kesilir. Ancak bir sakınma ile onlardan korunmanız müstesna. Allah sizi kendisinden sakınmaya çağırır. Ve dönüş yalnız Allah’adır.
Seite 65 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:29
De ki: “Göğüslerinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerdekileri, yerdekileri de bilir. Allah herşeye Kadir’dir.”
Seite 65 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:30
Gün gelecek, her benlik, hayırdan işlediğini önünde bulacaktır. Kötülükten işlediğini de… İsteyecektir ki, önüne getirilenle kendisi arasında uzun bir mesafe olsun. Allah sizi, kendisinden sakınmaya çağırır. Allah, kullarına karşı Rauf’tur, çok şefkatlidir.
Ama bizim akidemiz şöyledir: Allah Teâlâ kulları, onlara verdiği güçten dolayı kendi amel ve fiillerine göre cezalandırmakta ve aynı güçle de onlara emir ve nehiyde bulunmaktadır. Kur’ân'da şöyle buyrulmaktadır: "Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim de bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa da uğratılmazlar."(1) "O gün bir gündür ki herkes, yaptığı her hayrı hazır bir hâlde karşısında bulacak, işlediği kötülükle de kendisi arasında pek uzun bir mesafe olmasını arzulayacak. Allah, sizi kendisiyle sakındırır."(2) "Bugün (kıyamet günü) her bir nefis, kendi kazandığıyla karşılık görür. Bugün zulüm yoktur."(3) İşte bu apaçık kesin ayetler, cebir ve cebre inananları açık bir şekilde reddetmektedir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 349 · Referenz: İmrân, 30
ALİ İMRAN 3:31
De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok affedici, çok merhametlidir.”
Seite 66 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:32
Şunu da söyle: “Allah’a ve resula itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse, Allah küfre sapanları sevmez.
Seite 66 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:33
Allah; Adem’i, Nuh’u, İbrahim Ailesi’ni, İmran Ailesi’ni ıstıfa ile seçip alemlere üstün kılmıştır;
Seite 66 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:34
Birbirinden gelen soylar halinde. Allah, hakkıyla işiten, gereğince bilendir.
Seite 66 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:35
Hani İmran’ın karısı şöyle demişti: “Rabbim, karnımdakini özgür bir biçimde sana adadım; onu benden kabul et. Kuşkusuz sen, evet sen, herşeyi duyan, herşeyi bilensin.”
Seite 66 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:36
Onu doğurunca –Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bildiği halde- şöyle dedi: “Rabbim, onu kız olarak doğurdum ve erkek kız gibi değildir. Adını Meryem koydum onun. Onu ve soyunu, kovulmuş şeytandan sana sığındırıyorum.”
Seite 66 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:37
Allah, onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi besleyip büyüttü. Onu, Zekeriyya’nın korumasına verdi. Zekeriyya, mihrapta onun yanına her girdiğinde, orada bir rızık bulur ve sorardı: “Meryem, bu sana nereden?” Meryem de: “Bu, Allah katındandır; çünkü Allah dilediğini hesapsızca rızıklandırır.” derdi.
Seite 67 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:38
Zekeriyya orada Rabbine yakarmıştı: “Rabbim, demişti, katından bana tertemiz bir soy bağışla. Sen yakarışı en iyi duyansın.”
Seite 67 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:39
Zekeriyya mihrapta durmuş namaz kılarken, melekler ona şöyle çağırmışlardı: “Allah sana, Allah’tan bir kelimeyi doğrulayıcı bir efendi; nefsine egemen bir benlik, barışseverlerden / hayır işleyenlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeliyor.”
Seite 67 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:40
Dedi ki: “Rabbim, benim nasıl çocuğum olur? İhtiyarlık tam bir biçimde üstüme binmiş, karım kısır.” Allah cevap verdi: “Allah, dilediği şeyi işte böyle yapar.”
Seite 67 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:41
Zekeriyya dedi: “Rabbim, bana bir belirti ver.” Allah buyurdu: “Sana belirti şudur: İnsanlarla üç gün, işaretleşme dışında konuşmayacaksın. Rabbini çok an. Akşam-sabah tespih et.”
Seite 67 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:42
Bir de melekler şöyle demişlerdi: “Ey Meryem, Allah seni ıstıfa edip seçti. Seni tertemiz kıldı ve seni alemlerin kadınları üstüne yüceltti.”
Seite 67 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:43
“Ey Meryem, Rabbinin huzurunda saygıyla el bağla. Secdeye kapan ve rüku edenlerle birlikte rüku et.”
Seite 68 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:44
Bu, gayb haberlerindendir ki, sana vahyediyoruz. Onlar, Meryem’in bakımını kimin üstleneceğini belirlemek için kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin. Çekiştikleri sırada da yanlarında değildin.
Seite 68 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:45
Bir de melekler şöyle demişlerdi: “Ey Meryem! Allah seni, kendisinden bir kelimeyle muştuluyor. Adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünya ve ahirette yüz akıdır. Allah’a yaklaştırılanlardandır.”
Seite 68 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:46
“Beşikte ve yetişkin çağında insanlarla konuşacaktır. Barışa yönelik iş yapanlardandır.”
Seite 68 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:47
Meryem dedi ki: “Rabbim, çocuğum nasıl olur benim? Bana hiçbir insan dokunmadı ki!” Allah cevap verdi: “Allah dilediğini işte böyle yaratır. Bir iş ve oluşa karar verdiğinde sadece ona “ol” der; o hemen oluverir.”
Seite 68 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:48
Ona Kitap’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek.
Seite 68 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:49
Onu, Beniisrail’e şöyle konuşan bir resul yapacak: “Şu bir gerçek ki, ben size Rabbinizden bir mucize getirdim: Ben, çamurdan, kuş görünümünde birşey yapar, ona üflerim de Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ben, körü ve abraşı iyileştirir, ölüleri Allah’ın izniyle diriltirim. Evlerinizde yemekte ve biriktirmekte olduklarınızı size haber veririm. Eğer inananlarsanız, bunda sizin için tam bir mucize vardır.”
Seite 68 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:50
“Tecrat’tan önümde bulunanı doğrulayıcıyım. Size haram kılınmış olanın bir kısmını size helal yapacağım. Rabbinizden bir mucize getirdim size. Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”
Seite 69 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:51
“Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir; o halde, O’na kulluk edin. İşte bu, dosdoğru bir yoldur.”
Seite 69 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:52
İsa onlardan inkarı sezince şöyle konuştu: “Allah’a gidişte benim yardımcılarım kim?” Havariler dediler ki: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik biz. Tanık ol, biz müslümanlarız.”
Seite 69 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:53
“Ey Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik, resule uyduk; artık bizi gerçeğin tanıklarıyla beraber yaz.”
Seite 69 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:54
Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Ve Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
Seite 69 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:55
Allah şunu da demişti: “Ey İsa, senin canını alacağım, seni kendime yükselteceğim; seni, inkar edenlerden uzaklaştırıp arındıracağım. Ve sana uyanları, inkar edenlerin, kıyamete kadar üstünde tutacağım. Sonra bana olacak dönüşünüz; tartışıp durduğunuz şeyler hakkında aranızda ben hüküm vereceğim.”
Seite 69 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:56
“Küfre sapanlar var ya, işte onlara dünyada ve ahirette şiddetle azap edeceğim. Hiçbir yardımcıları olmayacaktır onların.”
Seite 70 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:57
İman edip barışa yönelik işler yapanlara / hayır işleyenlere gelince, Allah onlara ödüllerini tam olarak verecektir. Allah, zalimleri sevmez.
Seite 70 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:58
İşte bu sana ayetlerden ve hikmetlerle dolu Zikir’den okuduğumuzdur.
Seite 70 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:59
Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” dedi. Artık o, olur.
Seite 70 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:60
Hak, Rabbindendir. O halde, kuşku duyanlardan olma.
Seite 70 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:61
İlimden bir nasip geldikten sonra, hak konusunda seninle tartışana de ki: “Gelin; oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, öz benliklerimizi ve öz benliklerinizi çağıralım, mübahele edelim de Allah’ın lanetini yalancılar üzerine salalım.”
Dolayısıyla, yazıp hazırlayanları belli olmayan kitap, dergi ve bu gibi şeylerin aracılığıyla ulaşan mesajlar, hiçbir şekilde bu rolü üstlenip insanlara hücceti tamamlayamazlar. Ehl-i Beyt’in Makamı Bu konu hakkında Kur’ân-ı Kerim’de çeşitli ayetler yer almaktadır. “Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.”(1) gibi bazı ayetlerde Ehl-i Beyt’in fazilet ve ahlâkî erdemlerine işaret edilmiştir, “İnsanlardan öylesi var ki, kendisini, Allah’ın rızasını kazanmaya satar.”(2) gibi bazı ayetlerde, onların din yolundaki fedakârlıkları; “Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya kalkarsa, de ki: Gelin oğullarımızı…”(3) gibi bazı ayetlerde Allah katındaki
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 351 · Referenz: İmran, 61
Harun: “Söyle.” dedi. Bunun üzerine dedim ki: Allah-u Teala şöyle buyuruyor: Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya kalkarsa, de ki: “Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra gönülden lanetle dua edelim de, Allah’ın lanetini yalancıların üstüne atalım!”(1) Ali b. Ebu Talib, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’den başka hiç kimse Allah Resulü’nün (s.a.a) Hristiyanlarla lanetleşmek için kendisini abanın altına alındığını iddia etmemiştir. “Oğullarımız”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 367 · Referenz: İmran, 61
ALİ İMRAN 3:62
İşte, gerçek kıssanın ta kendisi budur. Allah’tan başka ilah yoktur. Ve Allah, elbette Aziz’dir, elbette Hakim’dir.
Seite 70 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:63
Eğer yüz çevirirlerse, hiç kuşkusuz Allah, bozguncuları çok iyi bilmektedir.
Seite 71 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:64
De ki: Ey Ehlikitap! Sizin ve bizim aramızda aynı olan şu söze gelin: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, Allah’ı bırakıp da birbirimizi rabler edinmeyelim.” Eğer yüz çevirirlerse şöyle söyle: “Tanık olun, biz müslümanlarız / Allah’a teslim olanlarız.”
Seite 71 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:65
Ey Ehlikitap! İbrahim hakkında neden çekişiyorsunuz? Tevrat da İncil de ondan sonra indirildi. Hala aklınızı işletmeyecek misiniz?
Seite 71 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:66
İşte siz böyle insanlarsınız! Hakkında biraz bilginiz olan şeyde çekişmeye girdiniz. Peki, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyde neden tartışmaya giriyorsunuz? Allah bilir ama siz bilmezsiniz.
Seite 71 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:67
İbrahim ne bir Yahudi’ydi ne de bir Hıristiyan. O, sadece hanif bir müslümandı. O, müşriklerden değildi.
Seite 71 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:68
Şu bir gerçek ki, insanların İbrahim’e gönülce en yakın olanları, elbette ona uyanlar, bu peygamber, bir de iman sahipleridir. Allah, müminlerin Veli’sidir.
Her çağda bir imam ortaya çıkmıştır ve sonunda Allah, bu mirası Peygamberimiz’e (s.a.a) ulaştırmıştır. Böylece imamlık misyonu Peygamberimiz’e (s.a.a) geçti. Ondan sonra da Allah’ın emriyle, Ali (a.s) Allah’ın belirleyip farz kıldığı şekilde imamlık görevini üstlendi. Böylece onun soyundan Allah’ın ilim ve iman verdiği seçkin kimseler bu görevi üstlendiler. İşte şu ayette onlara işaret edilmiştir: Şu hâlde imamlık kıyamet gününe kadar Ali’nin (a.s) evlatlarına özgü bir görev olarak kalacaktır. Çünkü Muhammed’den (s.a.a) sonra peygamber gelmeyecektir. Öyleyse şu cahiller, nasıl imam seçebilirler? İmamlık peygamberlerin üstlendikleri bir görev ve vasilerin mirasıdır, şu cahiller mi onu tayin edecekler? İmamlık, Allah’ın ve Rasulullah’ın (s.a.a) hilafetidir. Emîrü’l-Müminin’in (a.s) makamı, Hasan ve Hüseyn’in (a.s) mirasıdır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 357 · Referenz: İmran, 68
ALİ İMRAN 3:69
Kitap ehlinden bir zümre, sizi bir saptırabilseler diye arzu ettiler. Oysa ki onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ama bunu fark etmiyorlar.
Seite 71 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:70
Ey Ehlikitap! Gerçeğe tanık olup durduğunuz halde, Allah’ın ayetlerini neden inkar ediyorsunuz?
Seite 72 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:71
Ey Ehlikitap! Neden hakkı batılla kirletiyorsunuz ve bilip durduğunuz halde gerçeği gizliyorsunuz?
Seite 72 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:72
Ehlikitap’tan bir zümre şöyle dedi: “Şu iman edenlere indirilene günün başlangıcında inanın, günün sonunda karşı çıkın. Belki onları döndürebilirsiniz;
Seite 72 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:73
Dininize uyandan başkasına inanmayın.” Söyle onlara: “Hidayet, Allah’ın kılavuzlamasıdır. Size verilenin benzeri bir başkasına veriliyor yahut Rabbinizin katında tartışarak size üstün gelecekler diye mi bütün bunlar?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir; onu dilediğine verir. Allah Vasi’dir, varlığı sürekli genişletir; Alim’dir, herşeyi en iyi şekilde bilir.”
Seite 72 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:74
Rahmetini dilediğine özgüler. Allah, büyük lütfun sahibidir.
Hatalardan, sürçmelerden ve tökezlemelerden yana güvence altındadır. Allah onu, bu işe özgü kılar ki, kullarının üzerindeki eksiksiz kanıtı ve yarattıklarının arasındaki şahidi olsun. “KuşkuPeki şu insanlar, böyle birini seçebilirler mi? Ya da seçtikleri kimse bu niteliklere sahip midir ve onu bu özellikleriyle öne sürebilirler mi? Hakkı aştılar, -Beytullah’a andolsunAllah’ın kitabını arkalarına attılar. Sanki hiç bilmiyorlarmış gibi bir kenara fırlatıp attılar. Hâlbuki Allah’ın kitabında hidayet ve şifa vardır. Ama onlar Allah’ın kitabını bir kenara atıp, tutkulu arzularının peşine düştüler. Allah, böyle kimseleri yermiş, bunları düşman ilan etmiş, onları helak etmiştir:
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 363 · Referenz: İmran, 74
ALİ İMRAN 3:75
Ehlikitap’tan öylesi vardır ki, eğer ona yüklerle emanet teslim etsen onu sana iade eder. Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine çökmedikçe onu sana geri vermez. Bunun sebebi şudur: Onlar: “Ümmilerin, bizim aleyhimize yol bulmaları mümkün değildir.” demişlerdir. Onlar, bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler.
Seite 72 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:76
İş öyle değil! Kim ahdine vefa eder, takvaya sarılırsa hiç kuşkusuz, Allah takvaya sarılanları sever.
Seite 73 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:77
Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini basit bir bedel karşılığı satanlar var ya, işte onlar için ahirette hiçbir nasip yoktur. Allah onlarla konuşmayacaktır, kıyamet günü onlara bakmayacaktır, onları temizleyip arıtmayacaktır. Onlar için korkunç bir azap vardır.
Seite 73 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:78
Onlardan bir zümre vardır, aslında Kitap’tan olmayan birşeyi siz Kitap’tan sanasınız diye, dillerini Kitap’la eğip bükerler. O, Allah katından olmadığı halde, “bu Allah katındandır” derler. Bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler.
Seite 73 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:79
Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah kendisine kitap, hüküm-hikmet ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” desin. O ancak şöyle der: “Okuyup araştırdığınız şeylere, öğrettiğiniz şu Kitap’a dayanarak benliklerini Rabb’e adamış kullar olun.”
Seite 73 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:80
Ve size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez. Siz müslümanlar haline geldikten sonra inkarı mı emreder size?
Seite 73 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:81
Ve unutma ki Allah, peygamberlerden misaklarını almış, şöyle demişti: “Size Kitap’tan ve hikmetten nasip verdim. Sonra size elinizdekini doğrulayıcı bir resul geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona muhakkak yardım edeceksiniz. Kabul ettiniz ve ağır yükümü üzerinize aldınız mı?”. “Kabull ettik.” dediler. “O halde tanık olun, sizinle beraber ben de tanıklardanım.” dedi.
Seite 73 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:82
Tüm bunlardan sonra yüz çevirenler, fasıkların ta kendileridir.
Seite 74 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:83
Hala Allah’ın dininden gayrısını mı arıyorlar? Oysa ki, göklerdeki şuurlular da, yerdekiler de ister istemez O’na teslim olmuşlardır ve yalnız O’na döndürülüceklerdir.
Seite 74 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:84
De ki: “Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına indirilmiş olana, Musa’ya, İsa’ya ve diğer nebilere Rablerinden verilmiş bulunana inandık. Onlardan hiçbirini ötekinden ayırmayız. Biz O’na teslim olanlarız.”
Seite 74 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:85
Kim İslam’dan gayrı bir din ararsa artık o, ondan asla kabul edilmeyecektir. Ve o, ahirette hüsrana düşenlerdendir.
Seite 74 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:86
İmanlarından, resulün hak olduğuna tanıklık ettikten ve kendilerine ayan- beyan deliller geldikten sonra küfre sapmış bir topluluğa Allah nasıl kılavuzluk eder? Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.
Seite 74 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:87
İşte böylelerinin cezası: Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti üzerlerine…
Seite 75 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:88
O lanet içinde sürekli kalacaklardır. Ne azap hafifletilecektir onlardan ne de yüzlerine bakılacaktır onların.
Seite 75 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:89
Ondan sonra tövbe edip hallerini düzeltenler müstesna. Hiç şüphesiz Allah, çok affedici, çok merhametlidir.
Seite 75 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:90
İmanlarından sonra küfre sapmış, sonra da küfürde daha da azıtmış olanların tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. Onlar, sapıkların ta kendileridir.
Seite 75 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:91
Gerçeği örtüp de küfre sapmış olarak ölenlere gelince, onların herbiri kendini kurtarmak için dünya dolusu altın verse de asla kabul edilmeyecektir. Korkunç bir azap vardır onlar için. Hiçbir yardımcıları olmayacaktır.
Seite 75 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:92
Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe / başkalarına pay çıkarmadıkça zafer ve mutluluğa asla ulaşamazsınız. İnfak ettiğiniz herşeyi, Allah çok iyi bilmektedir.
Seite 75 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:93
Tevrat indirilmeden önce İsrail’in kendi nefsine haram kıldığı şeyler dışında tüm yiyecekler İsrailoğullarına helaldi. Onlara de ki: “Tevrat’ı ortaya getirin; doğru sözlü iseniz onu okuyun.”
Seite 75 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:94
Artık bundan sonra kim yalan düzüp Allah’a iftira ederse böyleleri zalimlerin ta kendileridir.
Seite 75 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:95
De ki: “Allah, doğrusunu söylemiştir / vaadinde sadıktır. Hadi artık hanif olarak İbrahim’in dinine uyun. Müşriklerden değildi o.”
Seite 76 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:96
Şu bir gerçek ki, alemlere bir bereket kaynağı ve yol gösterici halinde insanlar için kurulan ilk ev Mekke’dekidir.
İnsanlar kabul etmeyince Mansur onları bu işe rağbet ettirdi. Onlar razı olmayınca bu durum Mansur’u üzdü. Bunun üzerine İmam’ın (a.s) huzuruna gelerek dedi ki: “Ben Mescid’e katmak için Mekke halkından bazılarının evlerini ve evlerin çevresini istedim; fakat onlar engel oldular. Bu durum beni çok üzdü.” İmam Cafer Sadık (a.s), “Sen onlara karşı apaçık bir delilin olduğu hâlde yine üzülüyor musun?” buyurdu. Mansur, “Ben onlara hangi delili getireyim?” diye sordu. İmam (a.s): “Allah’ın Kitabıyla.” buyurdu. Mansur: “Kur’ân’ın hangi ayetiyle?” diye sorunca İmam (a.s) şöyle buyurdu: Allah Teâlâ’nın: ‘Doğrusu insanlara (mabed olarak) ilk kurulan ev, Mekke'de olandır.’(1) Allah Teâlâ sana yeryüzünde ilk kurulan evin Mekke’deki Kâbe olduğunu bildirmiştir. Onlar Kâbe’den önce -bu topraklara- yerleşmişlerse, evlerinin çevresi onlarındır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 402 · Referenz: İmran, 96
ALİ İMRAN 3:97
Açık-seçik deliller, İbrahim’in makamı vardır orada. Oraya giren, güvene ermiş olur. Yoluna gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Kim nankörlük ederse hiç kuşkusuz, Allah bütün alemlere muhtaç olmayacak bir Gani’dir.
Seite 76 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:98
De ki: “Ey Ehlikitap! Allah yaptıklarınıza tanıklık ederken, Allah’ın ayetlerini neden inkar ediyorsunuz?”
Seite 76 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:99
Şunu da söyle: “Ey Ehlikitap! Neden iman edenleri Allah yolundan alıkoyuyorsunuz? Gözünüzle gördüğünüz halde, Allah yolunu neden çarpıtmak istiyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
Seite 76 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:100
Ey iman sahipleri! Kendilerine kitap verilenlerden bir zümreye boyun eğerseniz sizi, imanınızdan sonra kafirler haline getirirler.
Seite 76 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:101
Allah’ın ayetleri size okunuyor, Resulü de aranızda; peki nasıl küfre sapıyorsunuz? Kim Allah’a sarılırsa dosdoğru yola iletilmiştir o…
Seite 76 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:102
Ey iman edenler! Allah’tan, kendisinden korkmaya yaraşır biçimde korkun. Müslümanlar olmanın dışında bir hal üzere sakın can vermeyin.
Seite 77 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:103
Hep birlikte Allah’ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Birbirinizin düşmanı idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırıp kaynaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeşler haline geldiniz. Ateşten bir çukurun kenarında idiniz; sizi oradan kurtardı. Allah size ayetlerini bu şekilde açıklıyor ki, doğruya ve güzele yol bulasınız.
Seite 77 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:104
İçinizden hayra çağıran, doğruyu-güzeli emreden, kötü ve çirkinden alıkoyan bir topluluk olsun. Kurtuluş ve zafere eren işte onlardır.
Sadaka şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık’ın (a.s): “İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak bütün İslam ümmetine farz mıdır?” sorusuna: “Hayır.” cevabını verdiğini ve “Hangi deliller?” sorusuna karşı ise şöyle buyurduğunu duydum: İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak sadece emrine itaat edilen ve iyiliği kötülükten ayırt eden güç sahibi kişiye farzdır; teşhis gücü olmayan ve insanların hakkını batıla götüren her kişiye değil. Buna delilimiz Allah Teâlâ’nın Kitabıdır; buyuruyor ki: “İçinizden hayra olsun.”(2) Bu ayet umumî değil, özeldir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Musa kavmi içinde doğrulukla dır.”(3) Kur’ân-ı Kerim “Musa’nın bütün ümmetine” veya “Musa’nın bütün kavmine” diye buyurmamıştır. Hâlbuki
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 400 · Referenz: İmran, 104
ALİ İMRAN 3:105
Kendilerine açık-seçik kanıtlar geldikten sonra, çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın. Böyle olanlar için çok büyük bir azap vardır.
Seite 77 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:106
Gün gelir bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara şöyle denir: “İmanınınzdan sonra küfre mi düştünüz? Hadi, saptığınız küfür yüzünden tadın azabı.”
Seite 77 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:107
Yüzleri ağaranlara gelince, onlar, Allah’ın rahmeti içindedirler. Sürekli ondadır onlar.
Seite 77 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:108
Bunlar sana Allah’ın ayetleri. Hak olarak okuyoruz sana onları. Allah, alemlere zulüm istemiyor.
Seite 77 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:109
Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. İş ve oluşlar Allah’a döndürülür.
Seite 78 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:110
Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz: İyiyi-güzeli emredersiniz, kötü ve çirkinden alıkoyarsınız, Allah’a iman edersiniz. Ehlikitap da iman etseydi, kendileri için elbette hayırlı olurdu. İçlerinde müminler vardır ama onların çoğu fıska sapmış durumdadır.
Seite 78 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:111
Biraz eziyet dışında size asla zarar veremezler. Sizinle savaşırlarsa size sırtlarını dönerler. Sonra onlara yardım da edilmez.
Seite 78 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:112
Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmaları dışında, nerede bulunsalar üzerlerine zillet damgası vurulur. Allah’ın hışmına uğramışlardır. Üzerlerine miskinlik damgası vurulmuştur. Bu böyledir. Çünkü onlar, Allah’ın ayetlerine küfrediyor, haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı; isyan etmişlerdi, zulüm ve azgınlık sergiliyorlardı.
Seite 78 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:113
Ama hepsi bir değildir. Ehlikitap içinden Allah için baş kaldıran / Allah huzurunda el bağlayan / hak ve adaleti ayakta tutan / kalkınıp yükselen bir zümre de vardır; gece saatlerinde secdelere kapanmış olarak Allah’ın ayetlerini okurlar.
Seite 78 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:114
Allah’a ve ahiret gününe inanırlar, iyiyi-güzeli emrederler, kötüyü ve çirkini yasaklarlar. Hayır işlerde yarışırcasına koşarlar. İşte bunlar hakka ve barışa yönelik hizmet üretenlerdendir.
Seite 79 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:115
Yapmakta oldukları / yapacakları hiçbir hayır, nankörlükle karşılanmayacak / karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takva sahiplerini çok iyi bilmektedir.
Seite 79 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:116
Küfre sapanlara gelince, onların ne malları ne de çocukları, kendilerine Allah’a karşı bir yarar sağlayamayacaktır. Ateşin dostudur onlar. Sürekli kalacaklardır onun içinde.
Seite 79 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:117
Bu dünya hayatında harcamakta olduklarının durumu, bir rüzgar örneğine benzer: Onda kavurucu bir soğuk vardır. Öz benliklerine zulmetmiş bir topluluğun ekinine değmiş de onu mahvetmiştir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine zulmediyorlardı.
Seite 79 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:118
Ey iman sahipleri! Kendi dışınızdan hiç kimseyi sırdaş edinmeyin. Sizi sarpa sardırıp perişan etmekten çekinmezler. Size sıkıntı verecek şeyi pek severler. Ağızlarından kin ve öfke taşmaktadır. Göğüslerinin saklamakta olduğu ise daha büyüktür. Eğer aklınızı işletirseniz Allah size ayetlerini açık-seçik göstermiştir.
Seite 79 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:119
Siz öyle kişilersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Ve Kitap’ın tümüne inanırsınız. Onlar ise sizinle karşılaştıklarında inandık derler; başbaşa kaldıklarında size öfkelerinden parmak uçlarını ısırırlar. De ki onlara: “Kininizle geberin.” Allah, göğüslerin içindekini çok iyi bilmektedir.
Seite 79 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:120
Size bir iyilik dokunsa bu onları rahatsız eder. Size bir kötülük dokunsa bununla sevinir, ferahlarlar. Eğer sabreder, sakınır / korunursanız onların tuzakları size hiçbir şekilde zarar veremez. Allah Muhit’tir, yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatmıştır.
Seite 80 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:121
Hani sen ailenden erkenden ayrılmıştın da müminleri savaş için tutulması gereken noktalara yerleştiriyordun. Allah herşeyi çok iyi duyar, çok iyi bilir.
Seite 80 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:122
Sizden iki takım, korku ile bozulmak üzereydi. Halbuki Allah onların Veli’siydi. Müminler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.
Seite 80 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:123
Yemin olsun ki, ezik-boynu bükük olduğunuz bir sırada Allah size Bedir’de yardım etmişti. O halde Allah’tan korkun ki, şükredebilesiniz.
Seite 80 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:124
O sırada sen, müminlere şöyle diyordun: “Rabbinizin, indirilmiş üçbin melekle destek vermesi, size yetmiyor mu?”
Seite 80 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:125
İş, sanıldığı gibi değildir. Onlar, hemen şu anda üstünüze gelseler bile, eğer siz sabreder ve korunursanız, Rabbiniz sizi, üzerlerine nişan vurulmuş beş bin melekle destekler.
Seite 80 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:126
Allah bunu size bir müjde olması ve onunla kalplerinizi yatıştırması dışında birşey için yapmamıştır. Yardım, Aziz ve Hakim olan Allah katından başka hiçbir yerden gelmez.
Seite 81 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:127
Allah bunu yaptı ki, küfre sapanlardan bir kısmını kessin veya onları işe yaramaz hale getirsin de yıkık ve ürkek bir halde dönüp gitsinler.
Seite 81 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:128
İş ve hüküm konusunda sana düşen birşey yoktur. Allah ya tövbelerini kabul ederek onları bağışlar yahut da zalim oldukları için onlara azap eder.
Seite 81 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:129
Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ındır. Dilediğini affeder; dilediğine azap eder. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Seite 81 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:130
Ey iman sahipleri! Ribayı öyle kat kat katlayarak yemeyin. Allah’tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz.
Seite 81 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:131
Kafirler için hazırlanmış ateşten korkun.
Seite 81 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:132
Allah’a ve resule itaat edin ki, merhamet görebilesiniz.
Seite 81 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:133
Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer kadar olan cennete doğru yarışır gibi koşuşun. O, takva sahipleri için hazırlanmıştır.
Seite 81 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:134
Onlar bollukta ve darlıkta infak ederler. Öfkelerini yutanlardır onlar, insanları affedenlerdir. Allah, güzel düşünüp güzel davrananları sever.
Seite 81 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:135
Onlar, çirkin bir iş yaptıklarında yahut öz benliklerine zulmettiklerinde, Allah’ı hatırlar da günahları için af dilerler. Günahları Allah’tan başka kim affeder ki? Ve onlar yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.
Tövbenin Şartları İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: Allah, dininde şeytan gibi olmayı istemeyen kimseden razı olsun. (İmam daha sonra şöyle ekledi:) Allah’ın Kitabında kötülükten kurtuluş, körlükten basiret, hidayete kılavuzluk ve kalplerde olan şeylerin şifası vardır. (Bu hakikat) Allah’ın size emrettiği tövbeyle birlikte istiğfardadır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ve onlar bir kötülük hatalarında bile bile, ısrar etmezler.”(1) ve “Kim bir kötülük dilerse, Allâh'ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur.”(2) Bu, tövbe ve kendini Allah’ın haram ettiği şeylerden koparmakla birlikte olması kaydıyla, Allah’ın verdiği istiğfar ve bağışlanma dileme emridir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 409 · Referenz: İmran, 135
ALİ İMRAN 3:136
İşte bunların ödülleri rablerinden bir bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan cennetler olacaktır. Sürekli kalacaklardır orada. İş yapıp değer üretenlerin ücreti ne güzeldir!
Seite 82 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:137
Sizden önce de yollar-yasalar gelip geçmiştir. O halde yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nice olmuştur görün.
Seite 82 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:138
Bu, insanlara bir açıklama, korunup sakınanlara da bir öğüt ve kılavuzdur.
Seite 82 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:139
Gevşemeyin, tasalanmayın. Eğer inanıyorsanız üstün olan sizsiniz.
Seite 82 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:140
Size bir yara değiyorsa, o topluma da benzeri bir yara mutlaka değmiştir. Bak işte günler! Biz onları insanlar arasında dolandırır dururuz. Allah bu sayede, iman edenleri bilecek, sizden tanıklar / şehitler edinecektir. Allah zulme sapanları sevmez.
Seite 82 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:141
Tüm bunlar, Allah iman edenleri iyice seçip arındırsın ve küfre sapanları mahvetsin diyedir.
Seite 82 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:142
Yoksa siz, Allah içinizden uğraşıp didinenleri seçmeden, sabredenleri seçmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
Seite 82 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:143
Yemin olsun ki siz, onunla karşılaşmadan önce ölümü arzuluyordunuz. İşte gördünüz onu ve bakıp duruyorsunuz.
Seite 83 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:144
Muhammed bir resulden başkası değildir. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölse yahut öldürülse ökçeleriniz üzerine gerisin geri mi döneceksiniz! İki ökçesi üzerine geri dönen, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah, şükredenleri ödüllendirecektir.
Seite 83 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:145
Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kişi ölmez. Vakti belirlenmiş bir yazıdır o. Dünya çıkarını gözetene ondan veririz; ahiret yararını gözetene de ondan veririz. Şükredenleri ödüllendireceğiz biz.
Seite 83 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:146
Nice peygamber, beraberinde kendisini Rabb’e adayan birçok kişi bulunduğu halde savaşmıştır. Onlar, Allah yolunda kendilerine gelip çatan zorluklar yüzünden gevşememiş, zayıflık göstermemiş, susup pusmamışlardır. Allah sabredenleri sever.
Seite 83 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:147
Sözleri yalnız şu olmuştur: Ey Rabbimiz! Bağışla bizim günahlarımızı, affet işlerimizdeki taşkınlığımızı, sağlam bastır ayaklarımızı ve yardım et bize küfre sapan topluma karşı.
Seite 83 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:148
Allah da onlara, hem dünya nimetini verdi hem de ahiret sevabının en güzelini. Allah, güzel düşünüp güzellik sergiliyenleri sever.
Seite 83 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:149
Ey iman edenler! Eğer küfre sapanlara boyun eğerseniz sizi ökçeleriniz üstüne yüz geri çevirirler de hüsrana uğrayanlar haline gelirsiniz.
Seite 84 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:150
Hayır, hayır! Sizin Mevla’nız Allah’tır. Ve O, yardımcıların en hayırlısıdır.
Seite 84 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:151
Allah’ın, kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koştukları için, küfre sapanların kalplerine korku salacağız. Barınakları ateştir onların. Ne kötüdür o zalimlerin varacakları yer!
Seite 84 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:152
Andolsun ki, siz onları Allah’ın izniyle öldürmekteyken, Allah size vaadini doğrulamıştı. Nihayet siz korkuya kapıldınız, yapılacak iş hususunda çekiştiniz. Ve Allah, sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra isyan ettiniz. İçinizden bir kısmı dünyayı istiyordu, bir kısmınız ise ahireti istiyordu. Sonra sizi imtihan etmek için onlardan uzaklaştırdı. Yemin olsun, sizi affetmişti. Allah, müminlere karşı lütuf sahibidir.
Seite 84 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:153
Siz şaşkınlıkla sağa-sola kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Resul ise arkanızdan sizi çağırıyordu. Böylece Allah size keder üstüne keder verdi ki, elinizden uçup giden ve size isabet eden için üzülmeyesiniz. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Seite 84 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:154
Sonra bu kederin ardından üzerinize, içinizden bir grubu sarıp kuşatan, güven verici bir uyku indirdi. Bir grup da –gerçekten onlar kendi canlarının derdine düşmüştü- Allah hakkında gerçek dışı sanılara, cahiliye düşüncelerine kapılıyordu. “Şu işten bize birşey var mı?” diyorlardı. De ki: “Emir / iş ve oluş tümüyle Allah’ındır.” Öz benliklerinde, sana açıklamaz oldukları şeyler saklıyorlar. Diyorlar ki: “Bu işten bizim lehimize birşey olsaydı, şuracıkta öldürülmezdik.” Söyle onlara: “Evlerinizde kalsaydınız bile, üzerlerine ölüm yazılmış olanlar, uzanacakları yerleri muhakkak boylayacaklardı.” Bu, Allah göğüslerinizdekini denesin, kalplerinizdekini ortaya çıkarsın diyedir. Allah, göğüslerin özünü çok iyi bilir.
Seite 85 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:155
İki topluluğun karşılaştığı gün geri dönüp gidenleriniz var ya, yaptıkları bazı işler yüzünden şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti. Andolsun, Allah onları yine de affetti. Allah Gafur’dur, Halim’dir.
Seite 85 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:156
Ey iman sahipleri! Yeryüzünde dolaşan yahut gazaya çıkan kardeşleri için şöyle diyen inkarcılar gibi olmayın: “Yanımızda olsaydılar ölmezlerdi, öldürülmezlerdi.” Allah bunu onların kalplerinde bir özlem yapacaktır. Allah diriltir de öldürür de. Allah, yapıp ettiklerinizi en iyi şekilde görmektedir.
Seite 85 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:157
Allah yolunda öldürülür yahut ölürseniz, Allah’tan bir bağışlanma ve bir rahmet onların derleyip topladıklarından çok daha iyidir.
Seite 86 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:158
Ölür yahut öldürülürseniz elbette ki Allah’a götürüleceksiniz.
Seite 86 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:159
Allah’tan bir rahmet sayesindedir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba-saba, katı yürekli olsaydın senin çevrenden kesinlikle dağılır giderlerdi. O halde bağışla onları, af dile onlar için; iş ve yönetim konusunda da onlarla şuraya git. Bir kez azmettin mi de artık Allah’a güvenip dayan. Allah, tevekkül edenleri sever.
Seite 86 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:160
Allah size yardım ederse hiç kimse size galip gelemez. Eğer sizi yüzüstü bırakırsa O’ndan başka size kim yardım edebilir? Artık müminler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.
Seite 86 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:161
Bir peygamberin emanete hıyanet etmesi / kamu malından aşırması, olacak şey değildir. Her kim hıyanet eder, kamu malından birşey aşırırsa, aşırdığını kıyamet günü yüklenip getirir. Sonra her benliğe; kazandığı tam olarak ödenir. Hiç birine zulmedilmez.
Seite 86 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:162
Allah’ın hoşnutluğunu izleyen kişi, Allah’ın gazabına uğrayan ve barınağı cehennem olan kişiyle aynı mıdır? Ne kötü varış yeridir cehennem!
Seite 86 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:163
Onlar, Allah katında derece derecedirler. Allah, yapmakta oldukarını iyice görmektedir.
Seite 87 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:164
Yemin olsun ki, Allah müminlere lütufta bulunup onları minnettar bırakmıştır: Kendi içlerinden onlara öyle bir resul gönderdi ki, onlara Allah’ın ayetlerini okuyor, onları temizleyip arındırıyor, onlara Kitap’ı ve hikmeti öğretiyor. Oysa ki onlar, bundan önce açık bir sapıklığın tam içindeydiler.
Seite 87 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:165
Size, başkalarına iki katını dokundurduğumuz bir musibet dokununca, “bu da nereden!” mi dediniz. De ki: “O, sizin öz benliklerinizdendir.” Allah, her şeye Kadir’dir.
Seite 87 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:166
İki topluluğun karşılaştığı gün sizin başınıza gelen, Allah’ın izniyledir ve Allah, müminleri bilsin diyedir.
Seite 87 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:167
Ve iki yüzlülük yapan münafıkları bilsin diye. Onlara, “hadi gelin, Allah yolunda çarpışın yahut savunma yapın” dendiğinde: “Savaştan haberimiz olsaydı sizi elbette izlerdik.” dediler. O gün onlar, imandan çok küfre yakın idiler. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah, onların gizlemekte oldukları şeyi çok iyi bilmektedir.
Seite 87 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:168
Yerlerinde oturup da kardeşleri için, “bizi dinlemiş olsalardı öldürülmeyeceklerdi” diyenlere şöyle söyle: “Eğer doğru sözlüler iseniz, kendi benliklerinizden uzaklaştırın ölümü!”
Seite 87 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:169
Allah yolunda öldürülmüş olanları ölüler sanma sakın. Hayır! Onlar diridirler. Rablerinin katında rızıklandırılıyorlar.
Seite 88 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:170
Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiğiyle sevinçlidirler. Ve arkada kalıp kendilerine katılmamış olanlara şunu müjdeliyorlar: Onlar için korku yoktur; tasalanmayacaklardır onlar.
Seite 88 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:171
Allah’tan bir nimeti, bir lütfu ve Allah’ın müminlerin ödülünü vermezlik etmeyeceğini de müjdelerler.
Seite 88 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:172
O müminler ki, kendilerine yara isabet ettikten sonra bile Allah’ın ve resulün çağırısına cevap verdiler. Onlar içinden, güzel işler yapıp takvaya sarılanlara büyük bir ödül vardır.
Seite 88 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:173
O müminler ki, insanlar kendilerine, “halk size karşı bir araya gelmiş, korkun onlardan” dediklerinde, bu onların imanını artırdı da şöyle söylediler: “Allah bize yeter. Ne güzel Vekil’dir O.”
Seite 88 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:174
Böyle olduğu içindir ki, Allah’tan bir nimet ve lütufla geri döndüler; hiçbir kötülük dokunmamıştı onlara. Allah’ın rızasını izlediler. Allah çok büyük bir lütfun sahibidir.
Sonra şöyle buyurdu: Allah Teâlâ’nın Kitabını okudun mu: “Kim tevekkül ederse, Allah ona yeter.”(1) “Şükrederseniz artırırım.”(2) “Benden İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Dört şeyden endişeli olduğu hâlde dört şeye sığınmayan kimseye hayret ediyorum: Korkan kimse neden Allah’ın şu buyruğuna sığınmıyor, hayret ediyorum: “Allah bize yeter ve O ne güzel vekildir.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 410 · Referenz: İmran, 174
ALİ İMRAN 3:175
İşte size şeytan. O yalnız kendi dostlarını korkutur. Eğer inananlarsanız onlardan korkmayın, benden korkun.
Seite 88 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:176
Küfür içinde koşanlar sana üzüntü vermesin. Şu bir gerçek ki, onlar Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir nasip vermemeyi istemektedir. Onlar için çok büyük bir azap öngörülmüştür.
Seite 89 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:177
İman karşılığında küfrü satın alanlar, Allah’a herhangi bir biçimde asla zarar veremezler. Korkunç bir azap vardır onlar için.
Seite 89 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:178
Küfre sapanlar, onlara süre tanımamızın kendileri için hayırlı olduğunu asla düşünmesinler. Onlara, biraz daha günah işlesinler diye süre veriyoruz. Yere geçirecek bir azap var onlar için.
Seite 89 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:179
Allah, müminleri şu üzerinde bulunduğunuz halde bırakmayacaktır. Sonuçta pisi temizden ayıracaktır. Allah sizi gaybı bilir duruma da getirmeyecektir. Şu var ki Allah, resullerinden dilediğini seçer. O halde Allah’a ve resullerine inanın. Eğer inanır, korunursanız sizin için büyük bir ödül vardır.
Seite 89 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:180
Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği şeyde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Tam aksine bu onlar için bir şerdir. O cimrilik konusu yaptıkları şey, kıyamet günü bir tasma gibi boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Seite 89 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:181
Andolsun ki Allah, “Allah yoksuldur, bizler zenginleriz” diyenlerin sözünü işitti. Dediklerini de yazacağız, haksız yere peygamberleri öldürmelerini de. Ve şöyle diyeceğiz: “Tadın, yakıp pişiren azabı.”
Seite 90 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:182
Bu, kendi ellerinizin üretip önden gönderdiği yüzündendir. Allah, kullara asla zulmedici değildir.
Seite 90 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:183
Onlar şöyle demişlerdi: “Allah bize ant verdi, kendisi bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir resule inanmayacağız.” Söyle onlara: “Size benden önce o dediğinizle birlikte açık deliller getiren resuller gelmişti. Peki, madem doğru sözlülerdiniz neden onları katlettiniz?”
onlar o dönemde farklı ümmetlerdi ve ümmet bir kişiye dendiği gibi birden fazlasına da denir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “İbrahim, Allah’ın bir olduğuna Din Düşmanlarının İşine Razı Olmak Muhammed b. Aktar şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık (a.s) bana: “Kufe’de mi oturuyorsun?” diye sordu. Ben: “Evet.” dedim. İmam (a.s): “İmam Hüseyin’in (a.s) katillerini aranızda görüyor musunuz?” buyurdu. Ben: “Fedanız olayım! Onlardan bir kişiyi bile göremiyorum.” dedim. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: Bu durumda sen katilin, öldürme emrini veren veya kendisi doğrudan bu işi yapan kimse olduğunu sanıyorsun. Allah Teâlâ’nın şu buyruğunu duymadın mı: “De ki: Size Allah Resulü’nden (s.a.a) (Hz. Muhammed) önce aranızdaki elçi kimdi? Oysaki Resul-i Ekrem (s.a.a) ile Hz. İsa (a.s) arasında bir elçi yoktu (Dolayısıyla, bunlar bir peygamberi öldürmüş değillerdir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 401 · Referenz: İmran, 183
ALİ İMRAN 3:184
Seni yalanladılarsa, senden önce de resuller yalanlandı. Açık-seçik deliller, kutsal sayfalar ve aydınlatıcı Kitap’ı getirmişlerdi onlar.
Seite 90 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:185
Her benlik ölümü tadacaktır. Hak ettiğiniz karşılıklar size, kıyamet günü, eksiksiz bir biçimde mutlaka verilecektir. Ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulan kesinlikle kurtulmuş olacaktır. İğreti- sefil hayat aldatıcı bir yararlanmadan başka şey değildir.
Seite 90 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:186
Yemin olsun ki, mallarınızda da canlarınızda da imtihan edileceksiniz. Ve yemin olsun ki, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden de şirke batanlardan da incitici çok şey dinleyeceksiniz. Sabreder, takvaya sarılırsanız işte bu, iş ve oluşların en zorlularındandır.
Seite 91 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:187
Allah, kendilerine kitap verilenlerden şu yolda misak almıştı: “Onu insanlara mutlaka açık- seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız.” Ama onlar Kitap’ı sırtlarının gerisine attılar, basit bir ücret karşılığı onu sattılar. Ne kötü şey satın alıyorlar!
Seite 91 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:188
O ettikleriyle zevklenen, yapmadıkları şeylerle övünmeyi seven kişileri birşey sanma. Artık, onları azaptan kurtulmuş da sanma. Korkunç bir azap vardır onlar için.
Seite 91 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:189
Göklerin de yerin de mülk ve yönetimi Allah’ındır. Allah Kadir’dir, herşeye gücü yeter.
Seite 91 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:190
Şu bir gerçek ki, göklerin ve yerin yaradılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, aklını ve gönlünü işletenler için çok ibretler vardır.
Ve buyurmuştur ki: “Fakat onların çoğu bilmezler.”(1) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu aklını kullanmaz.”(2) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu farkında değildir.” Ey Hişam! Allah, temiz akıl sahiplerini en güzel niteliklerle anmıştır. Onları en göz alıcı süslerle bezemiş ve şöyle buyurmuştur: Ve buyurmuştur ki: “Göklerin ve yerin yaratılmasında, Ve buyurmuştur ki: “Sana Rabbin tarafından indirilen kiVe buyurmuştur ki: “Yoksa geceleyin secde ederek ve kırahmetini dileyen kimse (O inkârcı gibi midir?) De ki: Hiç
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 374 · Referenz: İmran, 190
ALİ İMRAN 3:191
Aklı ve gönlü işletenler o kişilerdir ki, ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaradılışı hakkında derin derin düşünürler: “Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Şanın yücedir senin. Ateş azabından koru bizi.”
Seite 91 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:192
Ey Rabbimiz! Sen birini ateşe soktun mu onu tam rezil etmişsindir. Zalimlerin yardımcıları olmayacaktır.”
Seite 92 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:193
“Ey Rabbimiz! Bir çağırıcının, ‘Rabbinize inanın’ diye imana çağırdığını işittik ve iman ettik. Ey Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla bizim. Kötülüklerimizin üstünü ört ve bize iyiliklerle birlikte ölmek nasip et.”
Seite 92 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:194
“Ey Rabbimiz! Resullerine vaat ettiğini de bize ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Sen, vaadine asla ters düşmezsin.”
Seite 92 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:195
Rableri onlara cevap verdi: “Ben sizden, erkek-kadın hiçbir çalışanın ürettiğini boşa çıkarmayacağım. Hep birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda işkenceye uğratılanlar, çarpışıp da öldürülenler var ya, onların kötülüklerini yemin olsun örteceğim. Ve yemin olsun ki onları, Allah katından bir karşılık olarak, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım.” Allah katındadır karşılıkların en güzeli.
Seite 92 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:196
Küfre sapanların öyle belde belde dolaşmaları seni sakın aldatmasın.
Seite 92 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:197
Azıcık bir nimetlenmedir o. Sonra onların varacağı yer cehennem olacaktır. Ne kötü yataktır o!
Seite 92 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:198
Ama Rablerinden korkanlar için altlarından ırmaklar akan cennetler var. Allah katından bir konukseverlikle sürekli kalıcıdırlar orada. Allah katındaki ödüller iyiler için daha hayırlıdır.
Seite 92 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:199
Ehlikitap’tan öyleleri var ki, Allah’a, size indirilene ve kendilerine indirilene inanırlar. Allah karşısında ürperirler; Allah’ın ayetlerini basit bir ücret karşılığı satmazlar. İşte bunlar için Rableri katında kendilerine özgü ödüller vardır. Allah, hesabı çabucak görüverir.
Seite 93 im Quell-PDF
ALİ İMRAN 3:200
Ey iman sahipleri! Sabredin, sabır yarışı yapın, nöbet tutarak savaşa hazırlıklı bulunun ve Allah’tan korkun ki, kurtuluşa erebilesiniz.
Seite 93 im Quell-PDF
4. NİSA 176 Ayet
NİSA 4:1
Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan onun eşini de vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilekler dilediğiniz Allah’tan korkun. Rahimlerin haklarına saygısızlıktan da sakının. Şu bir gerçek ki Allah, Rakib’dir, sizin üzerinizde sürekli ve titiz bir gözetleyicidir.
Seite 94 im Quell-PDF
NİSA 4:2
Yetimlere mallarını verin. Temizi pise değişmeyin. Yetimlerin mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Bunu yapmak gerçekten büyük bir vebaldir.
Seite 94 im Quell-PDF
NİSA 4:3
Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin / sağ ellerinizin sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur.
Seite 94 im Quell-PDF
NİSA 4:4
Kadınlara mehirlerini nazik ve cömert bir şekilde örf ve çevrenin kabullerine uygun olarak verin. Eğer ondan birazını kendileri kişisel istekleriyle size sunmuşlarsa artık onu içinize sine sine yiyin.
Seite 94 im Quell-PDF
NİSA 4:5
Allah’ın sizin için ayakta durma aracı yaptığı mallarınızı kendini bilmez beyinsizlere vermeyin, o mallar içinde onlara rızık ayırın, onları giydirin ve onlara tatlı ve işe yarar bir söz söyleyin.
Seite 95 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân’ın Kapsamlılığı ve Evrenselliği referenz
nı bulmayı emreden kimse müstesna."(1) buyuruyor. Yine, rınızı akılsazlara vermeyin."(2) buyuruyor. Yine buyuruyor ki: "Size açıklandığı takdirde hoşunuza gitmeyecek olan Kur’ân-ı Kerim’in Bilimsel Kapsamlılığı Kur’ân-ı Kerim’in bilimsel kapsamlılığı bizzat Kur'ân'da vurgulanan temel bir konudur.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 66 · Referenz: Nisâ, 5
Beyaz nokta da kaybolunca, artık kişinin hayra dönmesi ebediyen mümkün olmaz. İşte bu ayette buna işaret edilmiştir: “Hayır, doğrusu, olmuştur.”(1) / (2) Ahlakî Erdemler İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır: Size bir şey söylediğim zaman, bunun Allah’ın kitabının neresinde yer aldığını sorun. Sonra başka bir buyruğunda şöyle buyurdu: Resul-i Ekrem (s.a.a) boşboğazlığı, malı bozgunculuk amacıyla kullanmayı ve gereksiz soru sormayı yasakladı. Bunun üzerine orada bulunanlar İmam’a dediler ki: “Ey Resulullah’ın (s.a.a) oğlu! Bunlar Allah’ın kitabının neresinde yer alırlar? İmam (a.s) şöyle buyurdu: Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Onların fısıldaşmalarıse hariç.”(3) Ve buyurmuştur ki: “Allah’ın geçiminiz için verdiği malları aklı ermezlere vermeyin.”(4) Ve yine şöyle buyurmuştur: “Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın.”(5) / (6)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 413 · Referenz: Nisâ, 5
NİSA 4:6
Yetimleri, nikah çağına gelmelerine kadar gözetleyip deneyin. O zaman onlarda içinize sinecek bir olgunluk ve erginlik görürseniz, mallarını onlara geri verin. Büyüyecekler diye bu malları tez elden saçıp savurarak yemeyin. Zengin olan iffetli davransın. Fakir olan ise örfün gerekli kıldığı oranda yesin. Mallarını kendilerine teslim ettiğiniz zaman yanlarında tanıklar bulundurun. Hesap sorucu olarak Allah yeter.
Seite 95 im Quell-PDF
NİSA 4:7
Ana-baba ve akrabanın geriye bıraktığından erkeklere bir pay vardır. Ana- baba ve akrabanın geriye bıraktığından –onun azından da çoğundan da- farz kılınmış bir nasip olarak kadınlara da bir pay vardır.
Seite 95 im Quell-PDF
NİSA 4:8
Mirasın paylaştırılmasında hısım-akraba, yetimler, yoksul ve çaresizler de hazır bulunurlarsa, ondan onları da rızıklandırın ve onlara güzel ve hoş bir söz de söyleyin.
Seite 95 im Quell-PDF
NİSA 4:9
Ürperip titresin o kimseler ki, kendi arkalarında zayıf ve çaresiz aile fertleri bırakmış olsalardı, onlar için korku ve endişe duyacaklardı. O halde, Allah’tan korksunlar ve haksızlığı önleyici sağlam bir söz söylesinler.
Seite 95 im Quell-PDF
NİSA 4:10
Şunda kuşkunuz olmasın ki, zulme başvurarak yetimlerin mallarını yiyenler karınlarına doldurmak üzere bir ateş yemekten başka birşey yapmazlar. Ve onlar yakın bir zamanda, korkunç acılar veren bir azaba dalacaklardır.
Çünkü böyle bir durumda Allah, mecbur kıldığı kimselere azap etmiş olur. Kim, Allah'ın kulları mecbur kıldığını (kendi iradeleri dışında işler yaptırdığını) sanarsa, Allah'ı zalim olarak nitelendirmemek için mecburen, Allah, kullardan azabı kaldırmıştır demek zorunda kalacaktır. Kim de Allah'ın, günahkârları azaptan muaf kıldığını sanarsa Allah'ın vaatlerini yalanlamış olur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Hayır, iş öyle değil; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa (artık) onlar ateş ehlidirler, orada ebedi olarak kalıcıdırlar."(1) "Gerçek şu ki, yetimlerin mallarını zulümle yiyenler, ancak ateş yerler, (o mallar, karınlarında ateştir adeta) ve onlar, alevli ateşe girecekler."(2) "Şüphesiz ayetlerimize karşı küfre sapanları yakında ateşe sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Şüphe yok ki Allah, güçlü ve üstün olandır, hikmet sahibidir."(3) Bu konu hakkında başka birçok ayetler de mevcuttur.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 348 · Referenz: Nisâ, 10
NİSA 4:11
Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne-babanın herbiri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oğullarınız var. siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah’tan bir buyruğu önemseyin. Hiç kuşkusuz Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.
karşısında, Kur’ân-ı Kerim’in apaçık ayetleriyle bu iddianın doğru olmadığını ortaya koymuştur. Hz. Fatıma (s.a) sözlerinin bir bölümünde şöyle buyurmuştur: Allah’ın Kitabını kasıtlı olarak bırakıp arkanıza mı attınız; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Süleyman, Davud'a mirasçı oldu.”(1) Ve Hz. Yahya’nın kıssasında şöyle buyuruyor: “-Zekeriyya dedi ki: Rabbim!- KatınYakub oğullarına mirasçı olsun.”(2) Ve yine buyurmuştur ki: “Kan akrabası, Allah’ın Kitabına göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allah her şeyi bilir.”(3) Yine buyuruyor ki: “Allah size, çocuklarınızın alacağı miras hakkında, erkeğe kadının payının iki katını tavsiye eder.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 404 · Referenz: Nisâ, 11
NİSA 4:12
Eşlerinizin geriye bıraktığının yarısı sizindir, eğer onların çocuğu yoksa. Eğer onların çocuğu varsa, vasiyet ettikleri ve borçları ödendikten sonra geriye bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri eşlerinizindir. Eğer sizin çocuğunuz varsa bu durumda, yaptığınız vasiyet ve borcunuz ödendikten sonra geriye kalanın sekizde biri eşlerinizindir. Eğer miras bırakan erkek veya kadının ana-babası ve çocuğu yok da erkek kardeşi veya kız kardeşi varsa, bu kardeşlerden her birine altıda bir düşer. Kardeşler bundan fazla ise bu taktirde onlar, yapılmış bulunan vasiyet ve borç ödendikten sonra üçte bire ortaktırlar. Kimseye zarar verilmemelidir. Allah’tan bir öneridir bu. Allah Alim’dir, Halim’dir.
Seite 96 im Quell-PDF
NİSA 4:13
İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve onun resulüne itaat ederse Allah onu, altından nehirler akan cennetlere, orada sürekli kalıcılar halinde, sokar. İşte bu, en büyük başarıdır.
Seite 97 im Quell-PDF
NİSA 4:14
Kim de Allah’a ve onun resulüne isyan eder, Allah’ın sınırlarını da aşarsa, Allah onu, içinde sürekli kalıcı olarak ateşe sokar. Artık onun için yere batırıcı bir azap vardır.
Seite 97 im Quell-PDF
NİSA 4:15
Kadınlarınızdan eşcinsellik / sevicilik yapanlara karşı içinizden dört tanık getirin; eğer tanıklık ederlerse, ölüm canlarını alıncaya ya da Allah kendileri için bir yol açıncaya kadar evlerde tutun.
Seite 97 im Quell-PDF
NİSA 4:16
Eşcinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin. Bu ikisi tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin. Allah Tevvab’dır, tövbeleri çok kabul eder; Rahim’dir, merhametine sınır yoktur.
Seite 97 im Quell-PDF
NİSA 4:17
Allah’ın, kabulünü üstlendiği tövbe, bilgisizlikle kötülük işleyip de çok geçmeden tövbe edenler içindir. Allah, işte böylelerinin tövbesini kabul eder. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
İmam Ali’nin (a.s) Sabrı İbrahim Kerehî şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s) dedim ki (veya birisi ona şöyle dedi ki): “Allah sizi salih kılsın! Ali (a.s) Allah’ın dininde güç sahibi değil miydi?” İmam (a.s): “Evet.” buyurdu. Adam: “O hâlde nasıl ona karşı galebe çaldılar ve Ali (a.s) neden onları geri püskürtmedi? Onu bu savunmadan engelleyen şey neydi?” diye sordu. İmam (a.s): “Onu, Allah’ın Kitabındaki bir ayet engelledi.” buyurdu. “Hangi ayet?” sorusuna İmam (a.s) şöyle cevap verdi: Allah Teâlâ’nın şu buyruğu: “Şayet (inananlar ve inaninkâr edenleri, acı bir azaba çarptırırdık.”(3) Allah Teâlâ’nın, kâfirlerin ve münafıkların sulbünde bulunan mümin emanetleri olduğu için İmam Ali (a.s) o emanetlerin dünyaya gelmesi için babalarını öldürmek istemiyordu.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 405 · Referenz: Nisa, 17
NİSA 4:18
Yoksa, kötülükleri yapıp yapıp da her birine ölüm geldiğinde, “işte şimdi tövbe ettim” diyenler için tövbe yoktur. Küfre batmış olarak ölenlere de tövbe yoktur. Böylelerine biz korkunç bir azap hazırladık.
Seite 98 im Quell-PDF
NİSA 4:19
Ey iman edenler! Kadınlara, zor ve baskı kullanarak mirasçı olmanız size helal olmaz. Kendilerine vermiş bulunduğunuz şeylerin bir kısmını çarpıp götürmek için onları sıkıştırmanız da helal değildir. Kanıta bağlanmış bir fuhuş yapmaları hali müstesna. Onlarla iyi ve güzel geçinin. Onlardan tiksindinizse olabilir ki, siz birşeyi çirkin bulursunuz da Allah, ona çok hayır koymuş olur.
Seite 98 im Quell-PDF
NİSA 4:20
Bir eşin yerine başka bir eş almak istemişseniz onlardan birine yükler dolusu mal vermiş olsanız da o maldan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek, açık bir günah işleyerek mi geri alacaksınız onu?
Seite 98 im Quell-PDF
NİSA 4:21
Hem nasıl alırsınız ki? Daha önce birbirinizle derinden derine kaynaşmıştınız. Ve onlar sizden çok sağlam bir söz de almışlardı.
Seite 99 im Quell-PDF
NİSA 4:22
Geçmişte kalanlar hariç, babalarınızın nikahlamış olduğu kadınlarla evlenmeyin. Böyle birşey açık bir edepsizlik, nefret gerektiren bir kötülüktür. Çirkin bir yoldur bu.
Seite 99 im Quell-PDF
NİSA 4:23
Size şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız –eğer anneleriyle birleşmemişseniz o taktirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları. İki kızkardeşi birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Seite 99 im Quell-PDF
NİSA 4:24
Harpte elinize geçmiş kadınlar hariç olmak üzere, nikahlı kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır. Bu, üzerinize Allah’ın yazdığıdır. Bunlar dışındakileri, mallarınızı vererek almanız; şunu bunu dost tutmayarak iffetli yaşamanız, zina etmemeniz şartıyla size helal kılınmıştır. Kendilerinden nimetlendiğiniz kadınların mehirlerini onlara bir hak olarak verin. Mehir kesişmeden sonra karşılıklı hoşnutluğa bağlı hallerde üzerinize günah yoktur. Allah, herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.
Seite 99 im Quell-PDF
NİSA 4:25
İnanmış hür kadınları nikahlama genişliğine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin altındaki genç, mümin köle kızlardan biriyle evlensin. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. O halde onları, ailelerinin izniyle nikahlayın. Gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak kalarak, iffetli hanımlar olmaları şartıyla onların mehirlerini örfe uygun bir biçimde verin. Evliliğe geçtikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınlara uygulanan cezanın yarısı uygulanacaktır. Bu, köle ile evlenme yolu, günaha ve sıkıntıya girmekten korkanınız içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Seite 100 im Quell-PDF
NİSA 4:26
Allah size açıklamalar sunmak istiyor. Sizi, sizden öncekilerin yol ve yasalarından haberdar ediyor. Size tövbe nasip ediyor. Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.
Seite 100 im Quell-PDF
NİSA 4:27
Allah sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlarsa sizin büyük bir sapışla sapmanızı isterler.
Seite 100 im Quell-PDF
NİSA 4:28
Allah size hafiflik getirmek istiyor. Çünkü insan çok zayıf yaratılmıştır.
Seite 101 im Quell-PDF
NİSA 4:29
Ey inananlar! Mallarınızı aranızda batıl bir yolla / tutarsız bahanelerle yemeyin. Kendi hoşnutluğunuzla gerçekleşmiş bir ticaret olursa başka. Kendi canlarınıza kıymayın / intihar etmeyin. Hiç kuşkusuz Allah, size karşı çok merhametlidir.
Seite 101 im Quell-PDF
NİSA 4:30
Kim düşmanlık ve zulümle intihar günahını işlerse onu ateşe sokacağız. Bu, Allah için çok da kolaydır.
Seite 101 im Quell-PDF
NİSA 4:31
Eğer yasaklandığınız günahların büyüklerinden uzak kalırsanız, diğer kötülüklerinizi örteriz ve sizi nimet ve bereket dolu bir varış yerine ulaştırırız.
Seite 101 im Quell-PDF
NİSA 4:32
Allah’ın, bir kısmınıza bir kısmınızdan farklı olarak lütfettiği şeyleri isteyip durmayın. Erkeklere kendi kazandıklarından bir nasip var; kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay var. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Allah, herşeyi iyice bilmektedir.
Seite 101 im Quell-PDF
NİSA 4:33
Ana-babanın ve akrabanın geriye bıraktığı malların hepsi için mirasçılar belirledik. Yeminlerinizin ilgili kıldığı kimselere gelince, onların paylarını da kendilerine verin. Allah herşeyi dikkatli bir tanık olarak gözetlemektedir.
Seite 101 im Quell-PDF
NİSA 4:34
Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki Allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; Allah’ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın / bulundukları yerden başka yere gönderin / onları dövün. Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür.
Seite 101 im Quell-PDF
NİSA 4:35
Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından endişe ederseniz, bir hakem erkek tarafından, bir hakem de kadın tarafından gönderin. Bunlar, barıştırmak isterlerse Allah, kadınla erkeğin aralarını düzeltmede onları başarılı kılacaktır. Allah Alim’dir, herşeyi bilir; Habir’dir, herşeyden haberdardır.
Seite 102 im Quell-PDF
NİSA 4:36
Allah’a kulluk edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetim ve öksüzlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, size bağımlı olanlara iyi ve güzel davranın. Allah, kasılıp böbürlenen şımarıkları sevmez.
Seite 102 im Quell-PDF
NİSA 4:37
Böyleleri cimriliğe saparlar, insanlara cimriliği emrederler ve Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şeyi saklarlar. Nankörler için biz, rezil edici bir azap hazırladık.
Seite 102 im Quell-PDF
NİSA 4:38
Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe inanmazlar da halka gösteriş olsun diye mallarını dağıtırlar. Arkadaşı şeytan onlan için ne kötü arkadaştır o.
Seite 103 im Quell-PDF
NİSA 4:39
Ne olurdu onlara, Allah’a ve ahiret gününe inanıp da Allah’ın kendilerine sunduğu rızıktan öyle dağıtsalardı! Allah onları bilmekteydi.
Seite 103 im Quell-PDF
NİSA 4:40
Allah zerre kadar zulüm yapmaz. Küçücük bir iyilik olsa onu kat kat artırır ve kendi katından da büyük bir ödül verir.
Seite 103 im Quell-PDF
NİSA 4:41
Her ümmetten bir tanık getirip seni de şunlar üzerine bir tanık olarak diktiğimizde iş nice olacak.
Seite 103 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’an Okuma Adabı zitat
Diğer bir hadiste ise şöyle geçmektedir: Her kim Kur’ân okur da Allah’ın huzurunda ürperip boyun eğmez, kalbi yumuşayıp mahzun olmazsa Allah’ın azametini küçümsemiş ve apaçık bir zarara uğraşmış olur.(1) Allah Resulü (s.a.a) Kur’ân’ı dikkatle okur ve nakledilen rivayetlere göre bazı ayetleri duyunca gözleri yaşla dolar ve bazen ağlardı. Ehl-i Beyt İmamları da Peygamber Efendimiz (s.a.a) gibi Kur ân-ı Kerim’i mahzun bir şekilde okurlar ve bazı ayetleri okuduklarında ağlarlardı. Bir hadiste şöyle geçmektedir: Allah Resulü (s.a.a) İbn Mesud’a, “Benim için Kur’ân oku” buyurdu. İbn Mesud diyor ki: Ben Nisa Sûresini açtım. nasıl olacak?”(2) ayetine ulaşınca Resul-i Ekrem’in (s.a.a) gözlerinin yaşla dolduğunu gördüm. Bunun üzerine bana, “Şimdi yeter.” buyurdu. Ardından şöyle ekledi: “Kalpleri-
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 207 · Referenz: Nisâ, 41
NİSA 4:42
Bir gündür ki o, küfre sapıp resule isyan edenler toprağa karışıp gitmeyi isteyecekler ve Allah’tan hiçbir sözü gizleyemeyecekler.
Seite 103 im Quell-PDF
NİSA 4:43
Ey iman edenler! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüpken de -yolculuk halinde olmanız müstesna- boy abdesti alıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hastalanırsanız yahut yolculuk halinde bulunursanız yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, bütün bu durumlarda su da bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yani yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah Afüvv’dür, günahları affeder, Gafur’dur, hataları bağışlar.
Seite 103 im Quell-PDF
NİSA 4:44
Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilenlere baksana! Sapıklığı satın alıyorlar da istiyorlar ki, siz de yolu şaşırasınız.
Seite 104 im Quell-PDF
NİSA 4:45
Allah sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir. Dost olarak, Allah yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter.
Seite 104 im Quell-PDF
NİSA 4:46
Yahudilerden öyleleri var ki, kelimeleri yerlerinden kaydırırlar; din içinde sövgüler üreterek, dillerini eğip-bükerek: “dinledik, isyan ettik; dinle, dinlenmez olası, gözetle bizi.” derler. Eğer onlar, “dinledik, boyun eğdik, dinle, bak bize” demiş olsalardı, kendileri için daha hayırlı ve daha yerinde olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden onlara lanet etmiştir. Çok az bir kısmı hariç iman etmezler.
Seite 104 im Quell-PDF
NİSA 4:47
Ey kendilerine kitap verilenler! Biz bir takım yüzleri silip arkalarına çevirmeden, yahut Cumartesi Ashabı’nı lanetlediğimiz gibi onları da lanetlemeden önce, yanınızda bulunanı tasdikleyici olarak indirdiğimize inanın. Allah’ın emri yerine getirilmiş olacaktır.
Seite 104 im Quell-PDF
NİSA 4:48
Şu bir gerçek ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, onun dışında kalanı dilediği kişi için affeder. Allah’a şirk koşan, gerçekten büyük bir günah işlemiştir.
Seite 104 im Quell-PDF
NİSA 4:49
Bakmaz mısın, şu benliklerini ak-berrak gösterip duranlara! Hayır! İş, sandıkları gibi değil. Ancak Allah, dilediğini temizleyip aklar. Ve bir hurma lifi kadar zulme uğratılmazlar.
Seite 105 im Quell-PDF
NİSA 4:50
Bir bak, nasıl yalan düzüp iftira ediyorlar Allah’a! Açık günah olarak bu yeter.
Seite 105 im Quell-PDF
NİSA 4:51
Görmedin mi şu kendilerine Kitap’tan bir pay verilmiş olanları? Puta, tağuta inanıyorlar; küfre batmışlar için, “bunlar inananlardan daha doğru yoldadır” diyorlar.
Seite 105 im Quell-PDF
NİSA 4:52
İşte bunlardır, Allah’ın kendilerine lanet ettiği. Allah’ın lanetlediği kişi için bir yardımcı asla bulamazsın.
Seite 105 im Quell-PDF
NİSA 4:53
Yoksa mülk ve yönetimden bir nasipleri mi var? Eğer öyle olsa, insanlara bir çekirdek bile vermezler.
Hiç kuşkusuz Allah, nebileri ve imamları muvaffak kılar, gizli ilminden ve hikmetinden, başka kimseye vermediği şeyleri verir. Bu yüzden onların sahip oldukları bilgiler aynı zamanda yaşayan insanların bilgisinden üstün olur. Aşağıdaki ayetlerde Allah bu gerçeğe işaret etmektedir: Talut’la ilgili olarak da şöyle buyurmuştur: “Allah sizin Bir ayette Peygamber’e (s.a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 362 · Referenz: Nisâ, 53-55
NİSA 4:54
Yoksa insanları, Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimet yüzünden kıskanıyorlar mı? Evet biz, İbrahim Ailesi’ne de Kitap’ı ve hikmeti vermiş, onlara çok büyük bir mülk de lütfetmiştik.
Hiç kuşkusuz Allah, nebileri ve imamları muvaffak kılar, gizli ilminden ve hikmetinden, başka kimseye vermediği şeyleri verir. Bu yüzden onların sahip oldukları bilgiler aynı zamanda yaşayan insanların bilgisinden üstün olur. Aşağıdaki ayetlerde Allah bu gerçeğe işaret etmektedir: Talut’la ilgili olarak da şöyle buyurmuştur: “Allah sizin Bir ayette Peygamber’e (s.a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 362 · Referenz: Nisâ, 53-55
NİSA 4:55
Onlardan bir kısmı ona inanmıştır; bir kısmı da ondan alıkoymaktadır. Böylesine, çılgın alevli cehennem yeter.
Hiç kuşkusuz Allah, nebileri ve imamları muvaffak kılar, gizli ilminden ve hikmetinden, başka kimseye vermediği şeyleri verir. Bu yüzden onların sahip oldukları bilgiler aynı zamanda yaşayan insanların bilgisinden üstün olur. Aşağıdaki ayetlerde Allah bu gerçeğe işaret etmektedir: Talut’la ilgili olarak da şöyle buyurmuştur: “Allah sizin Bir ayette Peygamber’e (s.a.a) şöyle buyuruyor: “Allah Bir ayette de Peygamber’inin Ehl-i Beyt’i ve soyu olan imamlar hakkında şöyle buyurmuştur: “Yoksa onlar, AlAllah Azze ve Celle bir kulunu, diğer kullarının işlerini idare etmesi için seçtiği zaman onun göğsünü bu işin üs-
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 362 · Referenz: Nisâ, 53-55
NİSA 4:56
Ayetlerimizi inkar edenleri yakında bir ateşe yaslıyacağız. Derileri piştikçe, azabı tatsınlar diye, derilerini öncekinden başka derilerle değiştireceğiz. Allah Aziz ve Hakim’dir.
Kim de Allah'ın, günahkârları azaptan muaf kıldığını sanarsa Allah'ın vaatlerini yalanlamış olur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Hayır, iş öyle değil; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa (artık) onlar ateş ehlidirler, orada ebedi olarak kalıcıdırlar."(1) "Gerçek şu ki, yetimlerin mallarını zulümle yiyenler, ancak ateş yerler, (o mallar, karınlarında ateştir adeta) ve onlar, alevli ateşe girecekler."(2) "Şüphesiz ayetlerimize karşı küfre sapanları yakında ateşe sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Şüphe yok ki Allah, güçlü ve üstün olandır, hikmet sahibidir."(3) Bu konu hakkında başka birçok ayetler de mevcuttur. Her kim Allah'ın vaatlerini yalanlarsa, Kur’ân'ın ayetini yalanladığı için kâfir olur.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 348 · Referenz: Nisâ, 56
NİSA 4:57
İman edip barışa yönelik işler yapanlara / hayır işleyenlere gelince, onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Hep orada kalacaklardır, sonsuza dek. Orada kendileri için tertemiz eşler de olacaktır. Ve onları, en güzel biçimde serinleten bir gölgeye kavuşturacağız.
Seite 106 im Quell-PDF
NİSA 4:58
Şu bir gerçek ki, Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size bu şekilde ne güzel öğüt veriyor. Allah Semi’dir, çok iyi duyar; Basir’dir, çok iyi görür.
Seite 106 im Quell-PDF
NİSA 4:59
Ey iman sahipleri! Allah’a itaat edin. Resule ve sizin içinizden olan iş ve yönetim sahibine de itaat edin. Sonra bir şeyde tartışmaya girdiniz mi, eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onu Allah’a ve resule arz edin. Böyle yapmanız hem daha hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir.
Yine Kur’ân-ı Kerim Tâlut’a (a.s) komutanlık ve hükümet makamının verilmesi olayında, onu komutanlık makamına layık görmeyen İsrailoğulları’nın itirazına verdiği cevapta, onun liyakatinin delilini birinci derecede ilmi, ikinci derecede ise cesaret ve fiziksel gücü olarak beyan etmiştir.(1) Kur’ân-ı Kerim’de İslam ümmeti çerçevesinde velayet ve imamet hakkında yeteri kadar açıklama vardır. Bu açıklama Peygamber Efendimizin (s.a.a) tefsiriyle İslam ümmetinin yoluna ışık tutmaktadır. Ehl-i Beyt’ten nakledilen aşağıdaki hadislerde, Kur’ân-ı Kerim’de imamet konusunun nasıl açıklandığı aydınlık kazanmaktadır. Ebu Basir şöyle rivayet etmektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s) Allah Teâlâ’nın: “Allah’a itaat edin, Resul’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine…”(2) ayetini sordum; İmam (a.s) şöyle buyurdu: Bu ayet, Ali b. Ebu Talib, Hasan ve Hüseyin hakkında inmiştir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 353 · Referenz: Nisâ, 59
Bir keresinde de şöyle buyurmuştur: “Size Allah’ın kitabını ve Ehl-i Beyt’imi tavsiye ediyorum. Çünkü ben Allah Teâlâ’dan, havuz başında bana dönünceye kadar bu ikisinin birbirinden ayrılmamasını istedim, o da bu isteğimi kabul etti.” Bir keresinde de şöyle buyurmuştur: “Ehl-i Beyt’ime bir şey öğretmeye kalkışmayın; onlar sizden daha çok bilirler.” Bir defasında: “Onlar sizi hidayet kapısından dışarı çıkarmazlar ve sizi sapıklık kapısından içeri sokmazlar.” buyurmuştur. Eğer Resul-i Ekrem (s.a.a) bu açıklamayı yapmamış olsaydı, falanca oğulları (Abbasoğulları, Akiloğulları ve…), emir sahibi yetkisine sahip olduklarını iddia edeceklerdi. Fakat Allah Teâlâ, peygamberini tasdik etmek maksadıyla kitabında şöyle buyurmuştur: “Ey Ehl-i Beyt! Allah, ancak
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 354 · Referenz: Nisâ, 59
NİSA 4:60
Şunları görmedin mi? Kendilerinin, sana indirilene de senden önce indirilene de inandıklarını sanarken, inkar etmekle emrolundukları tağutu aralarında hakem yapmak istiyorlar. Zaten şeytan da onları geri dönülmez bir sapıklıkla sersem hale getirmek istiyor.
Zalim Yöneticilere Müracaat Ömer b. Hanzala şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s) şöyle bir soru yönelttim: “Borç veya miras konusunda ashabımızdan (Şiîlerden) iki kişi arasında bir tartışma çıkmıştır. Her biri hüküm vermesi için yönetici veya hâkimlerin yanına gidiyorlar. Bu hareket caiz midir?” İmam (a.s) buna şöyle cevap verdi: Kim hak veya batıl bir konuda hüküm vermeleri için onların yanına giderse tağutun yanına gitmiş gibi olur ve lehine hükmettiği her şeyi, sabit bir hak olsa bile haram olarak almış olur; çünkü bu durumda onu tağutun hükmüyle almıştır; oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Hakem olarak tâğûta (batıl yöneticilere) başvurmak istiyorlar! Oysa İmam Cafer Sadık (a.s), Allah Teâlâ’nın: “Sakın zulmedenlere dayanmayın, sonra size ateş dokunur.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 398 · Referenz: Nisa, 60
NİSA 4:61
Kendilerine, Allah’ın indirdiğine ve resule gelin denince, o ikiyüzlülerin senden iyice yüz çevirdiklerini görürsün.
Seite 107 im Quell-PDF
NİSA 4:62
Peki nasıl oluyor da ellerinin hazırladıkları yüzünden başlarına bir musibet çöktüğünde, sana gelip, “biz sadece iyilik yapmak, barıştırmak istedik” diye Allah’a yeminler ediyorlar!
Seite 107 im Quell-PDF
NİSA 4:63
Allah bunların kalplerindekini biliyor. Artık aldırma onlara; öğüt ver kendilerine ve öz benlikleri hakkında etkili sözler söyle onlara.
Seite 107 im Quell-PDF
NİSA 4:64
Biz hiçbir resulü, Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesi dışında bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, öz benliklerine zulmettiklerinde sana gelip Allah’tan af dileseler, resul de kendileri için af dileseydi, elbette ki Allah’ı tövbeleri cömertçe kabul eden bir Rahim olarak bulacaklardı.
Seite 107 im Quell-PDF
NİSA 4:65
Hayır, Rabbine yemin olsun ki iş, onların sandığı gibi değil. Onlar, aralarında çıkan karmaşık işlerde seni hakem yapıp verdiğin hükümle ilgili olarak, içlerinde hiçbir burukluk duymadan tam bir teslimiyete ulaşmadıkça iman etmiş olamazlar.
Seite 107 im Quell-PDF
NİSA 4:66
Eğer onlar üzerine, “kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç bunu yapmazlardı. Ama onlar kendilerine öğütleneni yapsalardı, onlar için hem daha hayırlı olurdu hem de ömürlü olmaları bakımından daha yarayışlı.
Seite 107 im Quell-PDF
NİSA 4:67
O taktirde kendilerine katımızdan büyük bir ödül elbette verirdik.
Seite 108 im Quell-PDF
NİSA 4:68
Ve onları dosdoğru bir yola elbette kılavuzlardık.
Seite 108 im Quell-PDF
NİSA 4:69
Allah’a ve resule itaat eden kişilere gelince, bunlar, Allah’ın kendilerine nimet verdikleriyle beraberdirler: Peygamberlerle, hak dostlarıyla, şehitlerle, barışsever iyilerle. Ne güzel dosttur bunlar!
Seite 108 im Quell-PDF
NİSA 4:70
Böylesi bir beraberlik Allah’ın lütfudur. Herşeyi bilici olarak Allah yeter.
Seite 108 im Quell-PDF
NİSA 4:71
Ey inananlar! Savunma tedbirlerinizi alın. Gerektiğinde de bölükler halinde harekete geçin yahut toplu halde savaşa çıkın.
Seite 108 im Quell-PDF
NİSA 4:72
İçinizden öylesi de var ki, ne olursa olsun ağırdan alır. Size bir musibet gelir çatarsa şöyle diyecektir: “İyi ki onlarla birlikte şehit olmadım. Allah bana lütufta bulundu.”
Seite 108 im Quell-PDF
NİSA 4:73
Eğer size Allah’tan bir lütuf erişirse o –sizinle kendisi arasında hiçbir sevgi yokmuş gibi- şöyle diyecektir: “Keşke ben de onlarla olsaydım da büyük bir başarı kazansaydım.”
Seite 108 im Quell-PDF
NİSA 4:74
İğreti hayatı ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Allah yolunda çarpışıp da öldürülen yahut galip gelene biz yakında büyük bir ödül vereceğiz.
Seite 108 im Quell-PDF
NİSA 4:75
Size ne oluyor da Allah yolunda ve “ey Rabbimiz, bizi, halkı zulme sapmış şu kentten çıkar; katından bize bir dost gönder, katından bize bir yardımcı gönder” diye yakaran mazlum ve çaresiz erkekler, kadınlar, yavrular için savaşmıyorsunuz!
Seite 109 im Quell-PDF
NİSA 4:76
İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Küfre sapanlarsa tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç kuşkusuz şeytanın tuzağı çok zayıftır.
Seite 109 im Quell-PDF
NİSA 4:77
Kendilerine, “ellerinizi çekin, namazı kılın, zekatı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, içlerinden bir grup, insanlardan Allah’tan korkmuş gibi hatta daha şiddetli bir korkuyla korkar oldu. Ve şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Ne diye yazdın üzerimize savaşı; yakın bir süreye kadar bizi erteleseydin ya!” De ki: “Dünya nimeti çok azdır. Kötülükten sakınan için ahiret daha hayırlıdır. Bir kıl kadar bile zulme uğratılmazsınız.”
Seite 109 im Quell-PDF
NİSA 4:78
Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalayacaktır. Titizlikle korunan muhteşem kulelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik isabet ettiğinde, “bu, Allah katındandır” derler. Ama kendilerine bir kötülük dokunduğunda, “bu senin yüzündendir” derler. De ki: “Hepsi, Allah katındandır.” Şu topluluğa ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!
Seite 109 im Quell-PDF
NİSA 4:79
İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah’tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.
Seite 110 im Quell-PDF
NİSA 4:80
Resule itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Yan çizen çizsin, biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik.
Seite 110 im Quell-PDF
NİSA 4:81
“Baş üstüne” diyorlar ama senin yanından ayrıldıklarında, içlerinden bir grup senin söylediğinin tam tersini planlıyor. Allah, onların sabahlara kadar kurup durduklarını yazıyor. Onlardan yüz çevir, Allah’ı vekil et. Vekil olarak Allah yeter.
Seite 110 im Quell-PDF
NİSA 4:82
Kur’an’ı iyice okuyup düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başka birinin katından gelseydi, elbetteki onun içinde birçok ihtilaf bulacaklardı.
Seite 110 im Quell-PDF
NİSA 4:83
Onlara, güven yahut korkuya ilişkin bir haber ulaştığında onu hemen yaydılar. Oysa ki, onu resule ve içlerindeki sorumluluk sahiplerine götürmüş olsalardı, aralarındaki okuyup araştırarak hüküm çıkaranlar, onu elbette bileceklerdi. Eğer Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız / pek az işiniz hariç, şeytanın ardısıra giderdiniz.
Seite 110 im Quell-PDF
NİSA 4:84
Allah yolunda savaş. Kendinden başkasından sorumlu değilsin. İnananları da teşvik et. Umulur ki Allah, küfre sapanların gücünü kırar. Allah, kuvvetçe daha üstün, cezalandırmada daha güçlüdür.
Seite 110 im Quell-PDF
NİSA 4:85
Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır. Allah herşeye, herkese gıda ulaştırır, Mukit’tir.
Seite 111 im Quell-PDF
NİSA 4:86
Bir selam ile selamlandığınızda, onun daha güzeliyle yahut aynısıyla karşılık verin. Hiç kuşkusuz Allah Hasib’dir, herşeyi güzelce hesaplamaktadır.
Seite 111 im Quell-PDF
NİSA 4:87
Allah’tır O, ilah yoktur O’ndan başka. Hakkında hiçbir kuşku bulunmayan kıyamet gününde, hepinizi muhakkak bir araya toplayacaktır. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?
Seite 111 im Quell-PDF
NİSA 4:88
Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz? Allah onları kazandıkları yüzünden baş aşağı etmişken, Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah’ın şaşırttığına sen asla yol sağlayamazsın.
Seite 111 im Quell-PDF
NİSA 4:89
Onlarla eşitlenseniz diye kendilerinin küfre saptığı gibi küfre sapmanızı istediler. O halde, Allah yolunda göç edecekleri vakte kadar onlardan dostlar edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Bir daha da onlardan ne dost edinin ne de yardımcı.
Seite 111 im Quell-PDF
NİSA 4:90
Ancak sizinle aralarında antlaşma olan bir topluma sığınanlarla, kendi toplumlarıyla yahut sizinle savaşma konusunda yürekleri yetersiz kalıp da size gelenlere dokunmayın. Allah dileseydi onları elbette sizin üstünüze salardı, onlar da sizinle mutlaka savaşırlardı. O halde, sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış eli uzatırlarsa, artık Allah size, üzerlerine gitmek için bir yol vermemiştir.
Seite 112 im Quell-PDF
NİSA 4:91
Diğer bazılarını da bulacaksınız ki, hem sizden emin olmak hem de kendi toplumlarından emin olmak isterler. Ama fitneyle yüz yüze getirildiklerinde başaşağı içine dalarlar. Bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barışa gitmezler ve ellerini sizden çekmezlerse onları yakalayın, tuttuğunuz yerde öldürün. İşte böylelerinin üstüne gitmeniz için size açık bir izin ve kuvvet verilmiştir.
Seite 112 im Quell-PDF
NİSA 4:92
Yanlışlık hali müstesna, bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey değildir. Yanlışlıkla bir mümini öldürenin, özgürlüğü elinden alınmış bir mümini özgürlüğüne kavuşturması, ölenin ailesine de üzerinde anlaşmaya varılacak tatmin edici bir diyet vermesi gerekir. Varislerin diyeti bağışlaması hali müstesna. Eğer öldürülen, mümin olmakla birlikte size düşman bir topluluktan ise o zaman öldürenin, özgürlüğünden yoksun bir mümini özgürlüğüne kavuşturması gerekir. Öldürülen, sizinle aralarında antlaşma bulunan bir toplumdan ise o durumda öldürülenin ailesine tatmin edici bir diyet verme yanında, hürriyetinden yoksun bir mümini hürriyetine kavuşturmak da gerekli olur. Bunlara imkan bulamayan, Allah’a tövbe olarak iki ay kesiksiz oruç tutar. Allah, gereğince bilendir, hikmeti sonsuzdur.
on dört kısmında insan oruç tutma konusunda serbesttir; isterse tutar, isterse de yer. Üç kısmı izin orucudur; alıştırma orucu, ibaha orucu, yolculuk orucu ve hastalık orucu (bunlar orucun kısımlarıdır.) Ben: “Fedanız olayım! Bunları bana açıklayın.” dedim. İmam (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu: Farz oruç Ramazan ayının orucu ve zihar keffareti olarak iki ay aralıksız tutulan oruçtur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kadınlarına zihar edip sonra söylediklerinVe Ramazan ayının bir gününün orucunu kasıtlı olarak bozan kimsenin iki ay aralıksız tutması gereken oruç. Hatayla birini öldüren kimse bir köleyi hürriyete kavuşturamazsa iki ay aralıksız olarak oruç tutması ona farzdır; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Yanlışlıkla bir Farz yeminin keffareti olarak tutulan üç gün oruç. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Üç gün oruç tutsun. İşte yemin Bu, yediremeyen kimse için gereklidir. Bu oruçlar aralıksız tutulmalıdır; dağınık olmamalıdır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 388 · Referenz: Nisâ, 92
NİSA 4:93
Bir mümini kasten öldürene gelince onun cezası, içinde sürekli kalmak üzere cehennemdir. Allah gazap etmiştir böylesine, lanetlemiştir onu; çok büyük bir azap hazırlamıştır ona.
Seite 113 im Quell-PDF
NİSA 4:94
Ey iman sahipleri! Allah yolunda gaza için dolaştığınızda, iyice anlayıp dinleyin de size selam verene / barış teklifi sunana “sen mümin değilsin” demeyin. İğreti hayatın menfaatine göz dikiyorsunuz ama Allah katında çok ganimetler vardır. Önceden siz de öyle idiniz ama Allah size lütufta bulundu. O halde iyice araştırın, anlayıp dinleyin. Çünkü Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Seite 113 im Quell-PDF
NİSA 4:95
İnananların; özür sahibi olmaksızın oturanlarıyla, Allah yolunda malları ve canlarıyla didinip gayret gösterenleri aynı değildir. Allah, malları ve canlarıyla gayret gösterenleri oturanlara derece bakımından üstün kılmıştır. Allah hepsine güzellik vaat etmiştir ama cihat edenleri, çok büyük bir ödülle, oturanlardan üstün kılmıştır.
Seite 113 im Quell-PDF
NİSA 4:96
Allah katından dereceler, bir bağışlanma, bir rahmet… Allah çok affedici çok merhametlidir.
Seite 114 im Quell-PDF
NİSA 4:97
Melekler, öz benliklerine zulmetmiş olanların canlarını alırken, onlara şöyle dediler: “Neredeydiniz siz?” Cevap verdiler: “Yeryüzünde ezilip horlananlardık biz.” Melekler dediler ki: “Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi ki orada bir yerden bir yere göçesiniz?” İşte böylelerinin varacağı yer cehennemdir. Ne kötü dönüş yeridir o!
Seite 114 im Quell-PDF
NİSA 4:98
Kadınlardan, erkeklerden, yavrulardan hiçbir beceri gösteremeyen, hiçbir yol bulamayanların durumu farklıdır.
Seite 114 im Quell-PDF
NİSA 4:99
Bunların, Allah tarafından affedilmeleri umulur. Allah, affedicidir, günahları bağışlayıcıdır.
Seite 114 im Quell-PDF
NİSA 4:100
Kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde, varıp sığınarak karşı harekete girişecek çok yer bulur; geniş bir imkan da bulur. Ve her kim, evinden Allah’a ve resulüne hicret niyetiyle çıkar da kendisine ölüm yetişirse onun ödülünü vermek Allah’a düşer. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 114 im Quell-PDF
NİSA 4:101
Gaza niyetiyle yeryüzünde dolaştığınız zaman, küfre sapanların size tedirginlik vermesinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şu bir gerçek ki, küfre batanlar sizin için açık bir düşmandır.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzünde sefere çıkyoktur.”(1) Dolayısıyla, vatanda namazı tam kılmak farz olduğu gibi yolculukta namazı kısaltmak da farzdır. Biz dedik ki: “Allah Teâlâ, ‘size bir günah yoktur.’ buyurmuştur; ama yapın buyurmamıştır. O hâlde, vatanda namazı tam kılmayı farz kıldığı gibi, yolculukta kısaltmayı nasıl farz kılmıştır?” İmam (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 387 · Referenz: Nisâ, 101
NİSA 4:102
Sen içlerinde olup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir grup seninle namaza dursun; silahlarını da alsınlar. Bunlar secdeye varınca, diğerleri arkalarında beklesinler. Sonra namaz kılmamış olan diğer grup gelip seninle birlikte kılsınlar. Dikkatli olsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kafirler isterler ki, silahlarınızdan ve teçhizatınızdan habersiz olasınız da üstünüze bir çullanışla çullanıversinler. Eğer yağmurdan gelen bir sıkıntı varsa yahut hasta-yaralı iseniz silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur. Ama tedbirinizi alın, dikkatli olun. Allah, kafirler için rezil edici bir azap hazırlamıştır.
Seite 115 im Quell-PDF
NİSA 4:103
Korku halindeki namazı tamamlayınca, artık Allah’ı ayakta, oturarak, yan yatmışken anın. Sükunet bulduğunuzda, namazı tam bir biçimde yerine getirin. Namaz, müminler üzerine vakti belirlenmiş bir farz olmuştur.
Seite 115 im Quell-PDF
NİSA 4:104
Düşman topluluğu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Siz sıkıntıya düşüyorsanız, hiç kuşkusuz tıpkı sizin gibi onlar da sıkıntıya düşüyorlar; ama siz, Allah’tan onların umamıyacağı şeyleri umuyorsunuz. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
Seite 115 im Quell-PDF
NİSA 4:105
Şunda kuşku yok ki, biz bu Kitap’ı sana, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere yardakçı olma!
Seite 116 im Quell-PDF
NİSA 4:106
Allah’tan af dile; Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Seite 116 im Quell-PDF
NİSA 4:107
Öz benliklerine hainlik edenler için didinip durma. Çünkü Allah, sürekli hainlik eden günahkarı sevmez.
Seite 116 im Quell-PDF
NİSA 4:108
İnsanlardan gizleniyorlar / gizliyorlar da Allah’tan gizlenmiyorlar / gizlemiyorlar. Oysa ki O, O’nun hoşlanmadığı sözü gece boyu sarfederken onlarla beraberdir. Allah, onların yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatmıştır.
Seite 116 im Quell-PDF
NİSA 4:109
Diyelim, siz onlar için dünya hayatında mücadele verdiniz. Peki, kıyamet günü Allah’a karşı onlar için kim mücadele verir, onlar hakkında kim vekillik yapar?
Seite 116 im Quell-PDF
NİSA 4:110
Kim bir kötülük yapar yahut öz benliğine zulmeder de sonra Allah’tan af dilerse Allah’ı çok affedici, çok merhametli bulur.
Tövbenin Şartları İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: Allah, dininde şeytan gibi olmayı istemeyen kimseden razı olsun. (İmam daha sonra şöyle ekledi:) Allah’ın Kitabında kötülükten kurtuluş, körlükten basiret, hidayete kılavuzluk ve kalplerde olan şeylerin şifası vardır. (Bu hakikat) Allah’ın size emrettiği tövbeyle birlikte istiğfardadır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ve onlar bir kötülük hatalarında bile bile, ısrar etmezler.”(1) ve “Kim bir kötülük dilerse, Allâh'ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur.”(2) Bu, tövbe ve kendini Allah’ın haram ettiği şeylerden koparmakla birlikte olması kaydıyla, Allah’ın verdiği istiğfar ve bağışlanma dileme emridir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 409 · Referenz: Nisâ, 110
NİSA 4:111
Günah kazanan onu nefsi aleyhine kazanır. Allah Alim ve Hakim’dir.
Seite 116 im Quell-PDF
NİSA 4:112
Kim bir hata yahut günah işler de sonra onunla bir suçsuzu itham ederse hiç kuşkusuz, büyük bir iftira ve açık bir günah yüklenmiş olur.
Seite 116 im Quell-PDF
NİSA 4:113
Eğer Allah’ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni şaşırtmaya mutlaka yeltenecekti. Ama onlar kendinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah sana Kitap’ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.
Hiç kuşkusuz Allah, nebileri ve imamları muvaffak kılar, gizli ilminden ve hikmetinden, başka kimseye vermediği şeyleri verir. Bu yüzden onların sahip oldukları bilgiler aynı zamanda yaşayan insanların bilgisinden üstün olur. Aşağıdaki ayetlerde Allah bu gerçeğe işaret etmektedir: Talut’la ilgili olarak da şöyle buyurmuştur: “Allah sizin Bir ayette Peygamber’e (s.a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 362 · Referenz: Nisa, 113
NİSA 4:114
Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak, bir sadakayı, bir iyiliği ve insanlar arasında bir barıştırmayı emreden başka. Kim böyle birşeyi Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak niyetiyle yaparsa biz ona yakında çok büyük bir ödül vereceğiz.
Seite 117 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân’ın Kapsamlılığı ve Evrenselliği zitat
nı bulmayı emreden kimse müstesna."(1) buyuruyor. Yine, rınızı akılsazlara vermeyin."(2) buyuruyor. Yine buyuruyor ki: "Size açıklandığı takdirde hoşunuza gitmeyecek olan Kur’ân-ı Kerim’in Bilimsel Kapsamlılığı Kur’ân-ı Kerim’in bilimsel kapsamlılığı bizzat Kur'ân'da vurgulanan temel bir konudur. Konuyla ilgili hadisler, bütün müfessirler ve Kur’ân araştırmacıları tarafından kabul görmüştür. Ancak bu konuda sadece kapsamlılığın sınırı tartışma konusu olmuştur.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 66 · Referenz: Nisâ, 114
Günahlara devam ederse, siyahlık gittikçe büyür, derken beyaz noktayı bütünüyle kaplar. Beyaz nokta da kaybolunca, artık kişinin hayra dönmesi ebediyen mümkün olmaz. İşte bu ayette buna işaret edilmiştir: “Hayır, doğrusu, olmuştur.”(1) / (2) Ahlakî Erdemler İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır: Size bir şey söylediğim zaman, bunun Allah’ın kitabının neresinde yer aldığını sorun. Sonra başka bir buyruğunda şöyle buyurdu: Resul-i Ekrem (s.a.a) boşboğazlığı, malı bozgunculuk amacıyla kullanmayı ve gereksiz soru sormayı yasakladı.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 413 · Referenz: Nisâ, 114
NİSA 4:115
Erdirici kılavuzluk kendisine ayan-beyan geldikten sonra, resulden kopup müminlerin yolunun dışını izleyeni biz, yöneldiğiyle kaynaştırır, sonra da cehenneme salarız. Ne kötü bir dönüş yeridir o!
Seite 117 im Quell-PDF
NİSA 4:116
Allah, kendisine ortak koşulmasını affetmez ama bunun dışında kalanı dilediği kişi için affeder. Allah’a şirk koşan, dönüşü olmayan bir sapıklığa dalıp gitmiştir.
Seite 117 im Quell-PDF
NİSA 4:117
Allah’ın dışındakilere davet / dua edenler sadece dişilere davet / dua ederler. Ve onlar inatçı bir şeytandan başkasına çağırıp yakarmıyorlar.
Seite 117 im Quell-PDF
NİSA 4:118
Allah o şeytana lanet etmiştir. Demişti ki o: “Senin kullarından belirli bir pay elbette alacağım.”
Seite 117 im Quell-PDF
NİSA 4:119
“Yemin olsun, onları saptıracağım, onları boş kuruntulara mutlaka iteceğim. Onlara mutlaka emir vereceğim de davarların kulaklarını yaracaklar; onlara muhakkak emredeceğim de Allah’ın yaratışını / yarattıklarını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı yandaş edinirse açık bir hüsrana kesinlikle yuvarlanmış olacaktır.
Seite 118 im Quell-PDF
NİSA 4:120
Şeytan, onlara söz verir, ümit verip hayal kurdurur. Ama o, onlara bir aldanıştan başka hiçbir şey vaat etmez.
Seite 118 im Quell-PDF
NİSA 4:121
Bunların varacakları yer cehennemdir. Ve cehennemden kaçıp kurtulacak bir yer bulamazlar.
Seite 118 im Quell-PDF
NİSA 4:122
İnanıp barışa yönelik işler yapanları / hayır işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Sonsuza değin kalacaklardır orada. Allah’ın şaşmaz vaadidir bu. Söz söyleme bakımından Allah’tan daha doğru ve tutarlı kim olabilir?
Seite 118 im Quell-PDF
NİSA 4:123
İş ne sizin kuruntularınızladır ne de Ehlikitap’ın kuruntularıyla. Kötülük yapan onunla cezalandırılır. Ve böyle biri, kendisi için Allah dışında ne bir dost bulur ne de bir yardımcı.
Seite 118 im Quell-PDF
NİSA 4:124
Erkek veya kadın, inanmış olarak barışa yönelik işler yapanlar / hayır işleyenler cennete gireceklerdir. Ve zerre kadar zulme uğratılmayacaklardır.
Seite 118 im Quell-PDF
NİSA 4:125
Güzellikler sergileyerek ve özü-sözü doğru bir halde İbrahim’in dinine uyarak yüzünü Allah’a teslim edenden daha güzel dinli kim olabilir! Allah İbrahim’i dost edinmişti.
Seite 118 im Quell-PDF
NİSA 4:126
Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ındır. Allah Muhit’tir, herşeyi çepeçevre kuşatmıştır.
Seite 119 im Quell-PDF
NİSA 4:127
Senden kadınlar hakkında fetva soruyorlar. De ki: “Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor.” Yazılmış hakları olanı kendilerine vermeyip de kendileriyle nikahlanmak istediğiniz yetim kadınlar hakkında, ezilip horlanan çocuklar hakkında, yetimler için adaleti yerine getirmeniz hakkında Kitap’ta olup da yüzünüze karşı okunan şeyler var. Hayır olarak yaptığınız herşeyi Allah hakkıyla bilmektedir.
Seite 119 im Quell-PDF
NİSA 4:128
Eğer bir kadın kocasının sadakatsizliğinden, yahut kendisine sırt çevirmesinden endişe ederse aralarını bir barış girişimiyle düzeltmelerinde kendileri için bir sakınca yoktur. Ve barış hep hayırlıdır. Nefisler, cimrilik ve doymazlığa hazır hale getirilmiştir. Güzel davranır, sakınıp korunursanız Allah, yapmakta olduklarınızdan haber alacaktır.
Seite 119 im Quell-PDF
NİSA 4:129
Tutkunluk derecesinde isteseniz de kadınlar arasında adaleti sağlamaya asla güç yetiremezsiniz. O halde tam bir eğilimle bir yana yönelip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. Barışı esas alıp sakınırsanız, Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır.
Seite 119 im Quell-PDF
NİSA 4:130
Eğer ayrılırlarsa Allah, geniş nimetinden her birini zenginleştirir. Allah Vasi’dir, genişler ve genişletir; Hakim’dir, hikmeti sınırsızdır.
Seite 120 im Quell-PDF
NİSA 4:131
Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız Allah’ındır. Hem sizden önce kitap verilenlere hem de size, “Allah’tan korkun” diye önerdik. Nankörlüğe saparsanız şu bir gerçek ki, göklerdekiler de yerdekiler de Allah’ındır. Allah Gani’dir, zenginliğine sınır yoktur; Hamid’dir, övülen ve övendir.
Seite 120 im Quell-PDF
NİSA 4:132
Hem göklerdekiler hem yerdekiler Allah içindir. Vekil olarak Allah yeter.
Seite 120 im Quell-PDF
NİSA 4:133
Ey insanlar! O dilerse sizi ortadan kaldırır, başkalarını getirir. Allah buna gerçekten Kadir’dir.
Seite 120 im Quell-PDF
NİSA 4:134
Dünya nimeti ve bereketini isteyen bilsin ki, dünya nimeti de ahiret mutluluğu da Allah katındadır. Allah, çok iyi işitir, çok iyi görür.
Seite 120 im Quell-PDF
NİSA 4:135
Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun. Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Seite 120 im Quell-PDF
NİSA 4:136
Ey iman edenler! Allah’a, onun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap’a, daha önce indirmiş olduğu Kitap’a inanın. Kim Allah’ı, O’nun meleklerini, kitaplarını, resullerini ve ahiret gününü inkar ederse geri dönüşü olmayan bir sapıklığa gömülmüş olur.
Seite 120 im Quell-PDF
NİSA 4:137
Onlar ki inandılar, sonra küfre saptılar, yine inandılar, tekrar küfre saptılar, sonra da küfrü artırdılar; işte Allah bunları affetmeyecek, onları hiçbir yola kılavuzlamayacaktır.
Seite 121 im Quell-PDF
NİSA 4:138
İkiyüzlülere şunu muştula: Kendileri için korkunç bir azap öngörülmüştür.
Seite 121 im Quell-PDF
NİSA 4:139
Öyle kişiler ki onlar, müminleri bırakıp da küfre sapanları dostlar ediniyorlar. Onların yanında onur ve yücelik mi arıyorlar? Onur ve yüzeliğin tümü Allah’ındır.
Seite 121 im Quell-PDF
NİSA 4:140
Allah, Kitap’ta size şunu da indirmiştir: Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini, bu ayetlerle alay edildiğini işittiğinizde, bir başka lakırdıya dalıp gittikleri zamana kadar, o münafıkların yanında oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi sayılırsınız. Hiç kuşkusuz Allah, münafıklarla kafirleri cehennemde biraraya getirecektir.
Seite 121 im Quell-PDF
NİSA 4:141
Sizi gözetleyip duruyorlar. Allah’tan size fetih nasip olursa, “sizinle birlikte değil miydik” diyecekler. Kafirlere bir nasip ulaşırsa şunu söyleyecekler: “Başarınıza destek vermedik mi, müminlere karşı size siper olmadık mı?” Artık kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir. Allah, müminler aleyhine kafirlere bir yol asla nasip etmez.
Seite 121 im Quell-PDF
NİSA 4:142
Şu bir gerçek ki, ikiyüzlüler hileler düzerek Allah’ı aldatmaya uğraşıyorlar. Ama Allah da onları aldatıyor. Onlar namaza kalktıklarında tembel-miskin bir halde kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Onlar Allah’ı çok az hatırlarlar.
Seite 122 im Quell-PDF
NİSA 4:143
Arada bocalayıp dururlar. Ne şunlardan yanadırlar ne bunlardan yana. Allah’ın şaşırttığına sen asla yol sağlayamazsın.
Seite 122 im Quell-PDF
NİSA 4:144
Ey iman sahipleri! Müminleri bırakıp da küfre sapanları dostlar edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a açık bir kanıt mı vermek istiyorsunuz?
Seite 122 im Quell-PDF
NİSA 4:145
Şu da bir gerçek ki ikiyüzlüler, ateşin en alt katındadırlar. Onlar için bir yardımcı asla bulamayacaksın.
Seite 122 im Quell-PDF
NİSA 4:146
Ancak tövbe edip hallerini düzelterek Allah’a yapışan ve dinlerini samimiyetle Allah’a özgülüyenler müstesnadır. İşte böyleleri, müminlerle beraber olacaktır. Ve Allah, müminlere yakında çok büyük bir ödül verecektir.
Seite 122 im Quell-PDF
NİSA 4:147
İnanır şükrederseniz, Allah size azabı ne yapacak? Allah da teşekkür eder, O herşeyi gereğince bilir.
Seite 122 im Quell-PDF
NİSA 4:148
Allah, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Zulme uğratılan kişi müstesna. Allah Semi’dir, Alim’dir.
Seite 123 im Quell-PDF
NİSA 4:149
Bir hayrı açıklar yahut gizlerseniz, bir kötülüğü affederseniz, Allah da çok affedicidir, herşeye güç yetirendir.
Seite 123 im Quell-PDF
NİSA 4:150
Onlar ki Allah’ı ve O’nun resulünü inkar ederler, Allah’la onun resulleri arasını açmak isterler de “bir kısmına inanırız, bir kısmını inkar ederiz” derler; böylece imanla inkar arasında bir yol tutmak isterler.
Seite 123 im Quell-PDF
NİSA 4:151
İşte bunlar gerçek kafirlerdir. Ve biz, kafirler için yere batırıcı bir azap hazırladık.
Seite 123 im Quell-PDF
NİSA 4:152
Allah’a ve O’nun resullerine iman edip onlardan birini ötekilerden ayırmayanlara gelince, Allah böylelerinin ödüllerini yakında kendilerine verecektir. Allah, Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 123 im Quell-PDF
NİSA 4:153
Ehlikitap, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Zaten onlar Musa’dan da bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: “Allah’ı bize açıktan göster.” Bunun üzerine zulümlerinden ötürü kendilerini yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine açık- seçik kanıtların gelişi ardından buzağıya taptılar. Biz onların bu günahını da affettik. Biz Musa’ya apaçık bir kanıt / bir hükmetme gücü verdik.
Seite 123 im Quell-PDF
NİSA 4:154
Kesin söz vermeleri için Tur’u üzerlerine kaldırdık ve onlara: “Kapıdan secde ederek girin.” dedik. Onlara şunu da söyledik: “Cumartesi gününde azgınlık yapmayın.” Onlardan sapasağlam bir söz almıştık.
Seite 124 im Quell-PDF
NİSA 4:155
Başlarına gelenler; ahitlerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve “kalplerimiz kılıflıdır” demeleri yüzündendir. Doğrusu, Allah küfürleri yüzünden kalpleri üzerine mühür basmıştır da pek azı müstesna, iman etmezler.
Seite 124 im Quell-PDF
NİSA 4:156
Küfürleri yüzünden, Meryem aleyhinde büyük bir yalan söylemeleri yüzünden…
Seite 124 im Quell-PDF
NİSA 4:157
“Biz, Allah’ın resulü Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demeleri yüzünden. Oysa ki onu öldürmediler, onu asmadılar da; sadece o onlara benzer gösterildi. Onun hakkında tartışmaya girenler, onunla ilgili olarak tam bir kuşku içindedirler. Onların, ona ilişkin bilgileri yoktur; sadece sanıya uymaktalar. Onu kesinlikle öldürmediler.
Seite 124 im Quell-PDF
NİSA 4:158
Tam aksine, Allah onu kendisine yükseltti. Allah, Aziz’dir, Hakim’dir.
Seite 124 im Quell-PDF
NİSA 4:159
Ehlikitap’tan her biri ölümünden önce ona mutlaka inanacaktır. Kıyamet günü de o, onlar aleyhine bir tanık olacaktır.
Seite 124 im Quell-PDF
NİSA 4:160
Yaptıkları zulümler ve birçok insanı Allah yolundan alıkoymaları yüzünden daha önce kendilerine helal kılınmış tertemiz şeyleri, Yahudilere haram kıldık.
Seite 125 im Quell-PDF
NİSA 4:161
Ve ribayı almaları yüzünden –oysa ki ondan yasaklanmışlardı- ve haksız yollarla insanların mallarını yemeleri yüzünden, onların küfre sapanlarına korkunç bir azap hazırladık.
Seite 125 im Quell-PDF
NİSA 4:162
Ama onarın ilimde derinleşmiş olanları ve müminler, sana indirilene de senden önce indirilene de inanırlar. Namazı kılıcıdırlar, zekatı vericidirler, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İşte bunlara yakında büyük bir ödül vereceğiz.
Seite 125 im Quell-PDF
NİSA 4:163
Biz, tıpkı Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Biz İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyub’e, Yunus’a, Harun’a, Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik.
Seite 125 im Quell-PDF
NİSA 4:164
Resuller var, hayat ve hatıralarını daha önce sana anlattık; resuller var, hayat ve hatıralarını sana anlatmadık. Allah Musa’ya kelime kelime söz söylemişti.
Seite 125 im Quell-PDF
NİSA 4:165
Müjdeleyici ve uyarıcı resuller gönderdik ki, elçiler geldikten sonra insanların Allah’a karşı bahaneleri olmasın. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.
Seite 125 im Quell-PDF
NİSA 4:166
Şu da var ki, Allah sana indirdiğini, kendi ilmiyle indirdiğine tanıklık eder. Melekler de tanıklık ediyorlar. Zaten tanık olarak Allah yeter.
Seite 125 im Quell-PDF
NİSA 4:167
İnkar edip Allah yolundan geri çevirenler, dönüşü olmayan bir sapıklığa düşmüşlerdir.
Seite 126 im Quell-PDF
NİSA 4:168
İnkar edip zulme sapanlar var ya, Allah onları affetmeyecek, onları hiçbir yola kılavuzlamayacaktır.
Seite 126 im Quell-PDF
NİSA 4:169
Cehennem yolu hariç! Sonsuza dek kalacaklardır orada. Allah için kolaydır bu.
Seite 126 im Quell-PDF
NİSA 4:170
Ey insanlar! Resul size Rabbinizden hakkı getirdi; artık inanın ona ki hayrınıza olsun. Nankörlük ederseniz göklerdekiler de yerdekiler de Allah’ındır. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
Seite 126 im Quell-PDF
NİSA 4:171
Ey Ehlikitap! Dininizde aşırılığa gidip doymazlık etmeyin. Allah hakkında gerçek dışı birşey söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah’ın resulü ve kelimesidir. Onu, kendisinden bir ruhla beraber Meryem’e atmıştır. Artık Allah’a ve resullerine inanın. “Üçtür” demeyin. Son verin, sizin için daha iyi olur. Allah Vahid’dir, tek ve biricik ilahtır. Kendisi için bir çocuk olmasından arınmıştır O. Yalnız O’nun dur göklerdekiler ve yerdekiler. Vekil olarak Allah yeter.
Seite 126 im Quell-PDF
NİSA 4:172
Ne Mesih Allah’ın bir kulu olmaktan çekinir ne de Allah’a yakınlaştırılmış melekler. Allah’a kulluk ve ibadetten çekinerek kibre saplanan bilsin ki, Allah onların tümünü huzurunda haşredecektir.
Seite 126 im Quell-PDF
NİSA 4:173
Bunun ardından da inanıp barışa yönelik işler yapanların / hayır işleyenlerin ödüllerini tam verecek ve lütfundan onlara fazlalıklar da bağışlayacaktır. Kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara gelince, onlara korkunç bir azapla azap edecektir. Böyleleri, kendileri için Allah’tan başka ne bir dost bulacaklardır ne de bir yardımcı.
Seite 127 im Quell-PDF
NİSA 4:174
Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil gelmiştir. Biz size, herşeyi açık- seçik gösteren bir ışık gönderdik.
Seite 127 im Quell-PDF
NİSA 4:175
Allah’a inanıp O’na sarılanları O, kendisinden bir rahmetin ve lütfun içine sokacak ve onları kendisine ulaşan dosdoğru bir yola kılavuzlayacaktır.
Seite 127 im Quell-PDF
NİSA 4:176
Fetva istiyorlar senden. De ki: “Allah size, ana-babasız ve çocuksuz kişi hakkında şöyle fetva veriyor: ‘Çocuğu olmayan, bir kızkardeşi bulunan kişi öldüğünde, onun terekesinin yarısı kızkardeşinindir. Böyle bir kişi, çocuğu olmayan kızkardeşi öldüğünde, onun terekesinin tamamına mirasçı olur. Eğer ölenin iki kızkardeşi varsa terekenin üçte ikisi onlarındır. Eğer mirasçılar, kadın-erkek, birçok kardeşlerse bu durumda erkek kardeşe, iki kızkardeşin payı kadar verilir.” Allah size açık-seçik bildiriyor ki sapmayasınız. Allah, herşeyi gereğince bilmektedir.
Seite 127 im Quell-PDF
5. MAİDE 120 Ayet
MAİDE 5:1
Ey iman edenler! Akitlerin ve ahitlerin icaplarını yerine getirin. Siz ihramlı iken avlanmayı helal saymamak şartıyla ve ileride size okunacaklar müstesna olmak üzere, davar cinsinden hayvanlar size helal kılınmıştır. Kuşkunuz olmasın ki, Allah, iradesi yönünde hüküm verir.
Seite 128 im Quell-PDF
MAİDE 5:2
Ey iman edenler! Allah’ın ibadet, iyilik ve güzellik alameti kıldığı şeylere, çarpışmanın yasak olduğu haram aya, kurbanlık hediyelere, onların gerdanlıklarına, Rablerinden bir lütuf ve rıza niyaz ederek Mescid-i Haram’a gelmiş olanlara saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız vakit avlanın. Mescid-i Haram’a girmenizi engellediler diye bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi saldırganlık ve düşmanlığa sakın itmesin. İyilik, güzellik, hayır, mutluluk ve takva üzere yardımlaşın. Kötülük / çirkinlik, düşmanlık / saldırganlık üzere yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Kuşkunuz olmasın ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
Seite 128 im Quell-PDF
MAİDE 5:3
Şunlar size haram kılınmıştır: Boğazlanmayarak ölmüş hayvan eti, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlananlar, bir de boğulmuş yahut vurulmuş yahut yuvarlanmış yahut süsülmüş yahut canavar yırtmış olup da canı üzerindeyken kesemedikleriniz, dikili adak taşları üzerinde boğazlanan hayvanlar, fal oklarıyla kısmet paylaşmanız… Bütün bunlar birer fısktır, yoldan çıkıştır. Küfre batmış olanlar bugün dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim. Şu da var ki, her kim ciddi bir açlıkla yüzyüze gelir de günaha kaçmak maksadı olmaksızın onlardan yemek zorunda kalırsa, elbette Allah Gafur ve Rahim’dir.
Abdulaziz b. Müslim şöyle rivayet etmektedir: Merv kentinde İmam Rıza (a.s) ile beraberdik. Cuma günü camide toplandık. Camiye girdiğimiz andan itibaren camide bulunanlar, imamet meselesiyle ilgili olarak konuşmaya başladılar. İnsanların bu hususta çokça ihtilafa düştüklerinden söz ettiler. Ben, efendimin yanına gittim ve insanların bu meseleyle ilgili konuşmalara daldıklarını bildirdim. Gülümsedi ve dedi ki: Ey Abdulaziz b. Müslim! İnsanlar bilmiyorlar ve gerçek görüşlerden saptırılarak aldatılmışlardır. Allah, dinini tamamlamadan Peygamber’inin ruhunu almamıştır. Ona, içinde her şeyin açıklaması bulunan Kur’ân’ı indirdi. Kur’ân‘da helali, haramı, şer’î hadleri, hükümleri ve insanların ihtiyaç duyduğuı her şeyi kusursuz bir şekilde açıklamıştır. Nitekim bir ayette şöyle buyurmuştur:
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 355 · Referenz: Maide, 3
MAİDE 5:4
Sana soruyorlar, onlar için helal kılınan ne? Şöyle söyle: “Sizin için bütün temiz nimetler helal kılınmıştır. Allah’ın size öğretmiş olduğundan kendilerini öğretip hüner sahibi kıldığınız avcı hayvanların sizin için tuttuklarından da yiyin ve üzerine Allah’ın ismini anın. Allah’tan korkun. Allah gerçekten hesabı çok çabuk görür.”
Seite 129 im Quell-PDF
MAİDE 5:5
Bugün size bütün temiz nimetler helal kılındı. Kendilerine kitap verilmiş olanların yemekleri size helaldir. Sizin yemekleriniz de onlara helaldir. Mümin kadınların iffetlileriyle, sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanların iffetli hanımları da mehirlerini vermeniz, zinadan uzak kalmaları ve şunu bunu dost tutmamaları şartıyla size helaldir. İmanı tanımayıp nankörlük edenin ameli boşa gitmiştir. Ve o, ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.
Seite 129 im Quell-PDF
MAİDE 5:6
Ey iman sahipleri! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı meshedin / yahut yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin. Hasta yahut yolculuk halinde iseniz yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin: yüzlerinizi ve ellerinizi ondan meshedin. Allah size zorluk çıkarmak istemiyor. Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredebilesiniz.
Seite 130 im Quell-PDF
MAİDE 5:7
Allah’ın, üzerinizdeki nimetini ve sizi bağladığı misakını unutmayın. Hani, “işittik, boyun eğdik” demiştiniz. Allah’tan korkun. Allah, göğüslerin içindekini çok iyi bilir.
Seite 130 im Quell-PDF
MAİDE 5:8
Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetleyenler olun. Bir topluluğa kininiz sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin. Adaletli olun. Bu, takvaya / korunup sakınmaya daha uygundur. Allah’tan korkun. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Seite 130 im Quell-PDF
MAİDE 5:9
Allah, inanıp barışa yönelik işler / iyilikler yapanlara vaatte bulunmuştur: Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
Seite 131 im Quell-PDF
MAİDE 5:10
Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, bunlar cehennemin dostlarıdır.
Seite 131 im Quell-PDF
MAİDE 5:11
Ey iman edenler! Allah’ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk ellerini size uzatmaya niyet etmişti de Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah’tan korkun. Müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
Seite 131 im Quell-PDF
MAİDE 5:12
Yemin olsun ki, Allah İsrailoğullarının misakını almıştı da içlerinden oniki temsilci / başkan göndermiştik. Allah şöyle demişti: “Ben sizinle beraberim. Namazı kılarsanız, zekatı verirseniz, resullerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel bir biçimde borç verirseniz, kötülüklerinizi elbette örteceğim ve sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere elbette koyacağım. Artık bundan sonra küfre gideniniz yolun denge noktasından sapmış olur.”
Seite 131 im Quell-PDF
MAİDE 5:13
Sonunda verdikleri misakı bozdukları için onları lanetledik de kalplerini kaskatı yaptık. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Öğütlenmek üzere çağırıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular. İçlerinden çok azı hariç, sen onlardan hep hainlik görürsün. Bununla birlikte onları affet, ellerini tut. Çünkü Allah güzellik sergileyenleri sever.
Seite 131 im Quell-PDF
MAİDE 5:14
“Biz Hıristiyanlarız” diyenlerden de misaklarını almıştık. Onlar da öğütlenmek üzere çağırıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular. Bu yüzden aralarına kıyamete değin düşmanlık ve kin saldık.Sınaat / teknoloji olarak ürettikleri şeylerin ne olduğunu Allah onlara yakında haber verecektir.
Seite 132 im Quell-PDF
MAİDE 5:15
Ey Ehlikitap! Resulümüz size geldi. Kitap’tan saklamış olduklarınızın çoğunu size ayan-beyan açıklıyor; çoğundan da geçiyor. Şu bir gerçek ki, size Allah’tan bir ışık ve apaçık bir Kitap gelmiştir.
Seite 132 im Quell-PDF
MAİDE 5:16
Allah, rızasına uyanları o Kitap’la esenlik ve barış yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp şaşmayan ve sapmayan dosdoğru yola kılavuzlar.
Seite 132 im Quell-PDF
MAİDE 5:17
Yemin olsun ki, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler küfre batmışlardır. De ki: “Allah; Meryem oğlu Mesih’i, annesini ve yeryüzündeki insanların hepsini helak etmek istese Allah’a karşı kimin elinde bir güç vardır.” Hem göklerin hem yerin hem de bunlar arasındakilerin mülk ve yönetimi Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah herşeye Kadir’dir.
Seite 132 im Quell-PDF
MAİDE 5:18
Yahudiler ve Hıristiyanlar dediler ki, biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz. De ki: “O halde niçin size günahlarınız yüzünden azap ediyor?” Hayır, siz de O’nun yarattıklarından birer insansınız. Dilediğini affeder O, dilediğine azap eder. Hem göklerin hem yerin hem de bunlar arasındakilerin mülk ve yönetimi Allah’ındır. Dönüş de O’nadır.
Seite 132 im Quell-PDF
MAİDE 5:19
Ey Ehlikitap! Resullerin arası kesildiği bir sırada resulümüz size geldi; ayan-beyan açıklamalarda bulunuyor. “Bize ne müjdeci geldi ne uyarıcı” demeyesiniz. İşte müjdeci de geldi size, uyarıcı da. Allah herşeye kadirdir.
Seite 133 im Quell-PDF
MAİDE 5:20
Musa, kavmine şöyle demişti: “Ey toplumum! Allah’ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. İçinizde peygamberler vücuda getirdi, sizi krallar yaptı, alemlerden hiç kimseye vermediklerini size verdi.”
Seite 133 im Quell-PDF
MAİDE 5:21
“Ey toplumum! Allah’ın sizin için yazdığı kutsal toprağa girin, arkanıza dönmeyin; yoksa hüsrana uğramışlar durumuna düşersiniz.”
Seite 133 im Quell-PDF
MAİDE 5:22
Şöyle dediler: “Ey Musa, orada zorbalardan oluşan bir toplum var. Onlar oradan çıkıncaya kadar biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer çıkarlarsa o zaman gireceğiz.”
Seite 133 im Quell-PDF
MAİDE 5:23
İçine ürperti düşenlerden, Allah’ın nimet verdiği iki adam dedi ki: “Onların içine kapıdan girin. Oraya girdiğinizde galip geleceksiniz. Eğer inananlar iseniz yalnız Allah’a güvenin.”
Seite 133 im Quell-PDF
MAİDE 5:24
Dediler ki: “Ey Musa! Onlar orada oldukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Hadi sen git, Rabbinle birlikte savaşın. Biz şuracıkta oturacağız.”
Seite 134 im Quell-PDF
MAİDE 5:25
Şöyle yakardı Musa: “Rabbim! Nefsimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık fasıklar topluluğu ile bizim aramızı ayır.”
Seite 134 im Quell-PDF
MAİDE 5:26
Allah dedi ki: “Orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Yeryüzünde sersem sersem dolaşacaklar. Sen o fasıklar topluluğu için kederlenme.”
Seite 134 im Quell-PDF
MAİDE 5:27
Onlara Adem’in iki oğlunun haberini de gerçek olarak oku. Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmişti, ötekinden kabul edilmemişti. “Seni mutlaka öldüreceğim.” dedi. Öteki: “Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder.” dedi.
Seite 134 im Quell-PDF
MAİDE 5:28
“Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmayacağım. Şu bir gerçek ki ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”
Seite 134 im Quell-PDF
MAİDE 5:29
“Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da senin günahını da yüklenip ateş halkından olasın. İşte budur zalimlerin cezası.”
Seite 134 im Quell-PDF
MAİDE 5:30
Nihayet nefsi onu kardeşini öldürmeye ısındırdı, o da onu öldürdü. Böylece hüsrana uğramışlardan oldu.
Seite 134 im Quell-PDF
MAİDE 5:31
Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl saklayacağını ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. O dedi ki: “Vay be! Şu karga kadar bile olamıyor muyum ki, kardeşimin cesedini saklayayım.” Bu arada pişmanlık duyanlardan olmuştu.
Seite 135 im Quell-PDF
MAİDE 5:32
İşte bu yüzden biz, İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. Ve kim bir kişiye hayat verirse insanlara toptan hayat vermiş gibidir. Andolsun, resullerimiz onlara açık- seçik kanıtlar getirmişlerdir. Ama onlardan birçoğu bunun ardından da yeryüzünde zulüm ve azgınlığa sapmaktadır.
Seite 135 im Quell-PDF
MAİDE 5:33
Allah ve resulüyle savaşanların yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası şudur: Öldürülürler yahut asılırlar yahut elleriyle ayakları çaprazlamasına kesilir yahut bulundukları yerden sürülürler. Bu onlar için dünyada bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Seite 135 im Quell-PDF
MAİDE 5:34
Ancak onları gücünüz altına almadan önce tövbe edenler olursa biliniz ki, Allah Gafur ve Rahim’dir.
Seite 135 im Quell-PDF
MAİDE 5:35
Ey iman edenler! Allah’tan korkun; O’na varmaya vesile arayın. O’nun yolunda gayret gösterin ki, kurtuluşa erebilesiniz.
Seite 135 im Quell-PDF
MAİDE 5:36
Küfre batanlar var ya, yeryüzündekilerin hepsi ve yanında bir o kadarı kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye verseler, onlardan bu bile kabul edilmez. Korkunç bir azap vardır onlar için.
Seite 136 im Quell-PDF
MAİDE 5:37
Ateşten çıkmak isterler ama ondan çıkamayacaklardır. Onlar için tepelerinden hiç inmeyecek bir azap vardır.
Seite 136 im Quell-PDF
MAİDE 5:38
Hırsızlık yapan erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah’tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.
Seite 136 im Quell-PDF
MAİDE 5:39
Kim zulmünden sonra tövbe eder halini düzeltirse kuşkusuz Allah onun tövbesini kabul eder. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Seite 136 im Quell-PDF
MAİDE 5:40
Göklerin de yerin de mülk ve saltanatının Allah’ın olduğunu bilmedin mi? Dilediğine azap eder O, dilediğini affeder. Allah’ın gücü herşeye yeter.
Seite 136 im Quell-PDF
MAİDE 5:41
Ey resul! Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla “inandık” diyenlerin küfürde yarışırcasına koşanları seni üzmesin. Yahudilerden bazıları yalancılık etmek için dinlerler; huzuruna çıkmamış olan başka bir topluluk için dinlerler. Yerlerine oturmuş kelimeleri, yapılarını bozup değiştirirler. “Size şu verilirse alın, eğer o verilmezse çekinin.” derler. Allah birini fitneye çarptırmak isterse sen onun için Allah karşısında hiçbir şey yapamazsın. Bunlar o kişilerdir ki, Allah kalplerini temizlemek istemiyor. Dünyada bir rezillik vardır onlar için; ahirette de büyük bir azap var onlara.
Seite 136 im Quell-PDF
MAİDE 5:42
Yalana iyice kulak verirler, haramı tıka basa yerler. Sana geldiklerinde ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama aralarında hükmedersen, adaletle hükmet. Allah, adaletle hükmedenleri / adaleti ayakta tutanları sever.
Seite 137 im Quell-PDF
MAİDE 5:43
İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken, nasıl oluyor da senin hakemliğine baş vuruyorlar? Daha sonra da verilen hükümden yüz çeviriyorlar. Bunlar inanan kişiler değillerdir.
Seite 137 im Quell-PDF
MAİDE 5:44
Biz indirdik Tevrat’ı, biz. İyiye ve güzele kılavuz var onda, ışık var. Allah’a teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hakemlik yaparlardı. Kendini Rabb’e adayanlarla ilim ve hikmette derinleşmiş olanlar da Allah’ın Kitabı’ndan korumakla görevli olduklarıyla hükmederlerdi. Zaten onlar Allah’ın Kitabı’na tanıklardı. Artık insanlardan korkmayın, benden korkun da ayetlerimi basit bir ücret karşılığı satmayın. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir.
Seite 137 im Quell-PDF
MAİDE 5:45
O Kitap’ta onlar üzerine şöyle yazmıştık: Cana can, göze göz, burna burun, kulağa kulak, dişe diş… Yaralamalar karşılığında da kısas. Kim kısası bağışlarsa, bu bağışlaması kendisi için günahlara bir perde olur. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.
Seite 138 im Quell-PDF
MAİDE 5:46
Ardından o peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Tevrat’tan yanında bulunanı doğruluyordu. Ona İncil’i verdik. Hidayet ve ışık vardı onda. Tevrat’tan yanında olanı tasdikleyici idi. Doğruya ve güzele kılavuzdu, takvaya sarılanlara bir öğüt.
Seite 138 im Quell-PDF
MAİDE 5:47
İncil bağlıları Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetsinler. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir.
Seite 138 im Quell-PDF
MAİDE 5:48
Sana da Kitap’ı hak olarak indirdik. Kitap’tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenirliğini sağlayıcı olarak. O halde onlar arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, Hak’tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden herbiri için bir yol ve bir metod belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir.
Seite 138 im Quell-PDF
MAİDE 5:49
Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçoğu doğru yoldan iyice sapmış bulunuyor.
Seite 139 im Quell-PDF
MAİDE 5:50
Yoksa cahiliye devrinin hükmünü mü arıyorlar? Gerçeği görebilen bir toplum için, Allah’tan daha güzel hüküm veren kim vardır?
Seite 139 im Quell-PDF
MAİDE 5:51
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu edinirse o, onlardandır. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.
Seite 139 im Quell-PDF
MAİDE 5:52
Kalplerinde hastalık olanların, “başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların içine daldıklarını görürsün. Olabilir ki Allah, bir fetih yahut katından bir buyruk getirir de bunu yapanlar, benliklerinde sakladıkları şeye pişmanlık duyar hale gelirler.
Seite 139 im Quell-PDF
MAİDE 5:53
İman edenler derler ki: “Şunlar mıdır o tüm güçleriyle sizinle beraber olduklarına yemin edenler?” Bütün amelleri boşa çıkmıştır da hüsrana uğrayanlardan oluvermişlerdir.
Seite 140 im Quell-PDF
MAİDE 5:54
Ey inananlar! İçinizden kim dininden dönerse şunu bilsin: Allah, yakında, kendilerini sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı boynu bükük, kafirlere karşı başı dik bir topluluk getirecektir. Bunlar Allah yolunda savaşırlar, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın dilediğine sunduğu bir lütuftur. Allah, yaratılışı ve yarattıklarını genişletir, herşeyi bilir.
Seite 140 im Quell-PDF
MAİDE 5:55
Sizin gönül dostunuz Allah’tır, O’nun resulüdür, bir de rüku eder bir halde namazı kılıp zekatı vererek iman edenlerdir.
Seite 140 im Quell-PDF
MAİDE 5:56
Allah’ı, O’nun resulünü ve iman edenleri dost edinen / Allah’tan, O’nun resulünden ve iman edenlerden yüz çeviren bilsin ki, galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır.
Seite 140 im Quell-PDF
MAİDE 5:57
Ey iman edenler! Sizden önce kitap verilenlerden ve küfre sapanlardan, dininizi oyun ve eğlence edinenleri dost tutmayın. Eğer inanıyorsanız Allah’tan korkun.
Seite 140 im Quell-PDF
MAİDE 5:58
Namaza çağırdığınızda onu oyun ve eğlence edindiler. Böyle yaptılar. Çünkü onlar akıllarını işletmeyen bir topluluktur.
Seite 140 im Quell-PDF
MAİDE 5:59
De ki: “Ey Ehlikitap! Sadece şunun için bizden hoşlanmıyorsunuz: Allah’a, bize indirilene, daha önce indirilene inanmışız. Doğrusu şu ki, sizin çoğunuz yoldan sapmıştır.”
Seite 140 im Quell-PDF
MAİDE 5:60
De ki: “Allah katında ceza olarak bundan daha kötüsünü size bildireyim mi? Allah’ın lanetlediği, üzerine gazap indirdiğidir o. Allah böylelerinden maymunlar, domuzlar ve tağut uşakları yapmıştır. İşte bunlardır yer bakımından daha kötü, yolun denge noktasını kaybetme bakımından daha şaşkın olanlar.”
Seite 141 im Quell-PDF
MAİDE 5:61
Size geldiklerinde “inandık” derler. Gerçekte ise küfürle girmiş yine onunla çıkmışlardır. Neler saklıyor olduklarını Allah daha iyi bilir.
Seite 141 im Quell-PDF
MAİDE 5:62
Onların bir çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede yarıştıklarını görürsün. Ne kötüdür o yapmakta oldukları!
Seite 141 im Quell-PDF
MAİDE 5:63
Ruhbanları ve hahamları onları, günah oluşturan sözlerinden, haram yemekten alıkoysalardı olmaz mıydı? Ne kötüdür onların sınaat / teknoloji olark üretmekte oldukları.
Seite 141 im Quell-PDF
MAİDE 5:64
Yahudiler dediler ki: “Allah’ın eli bağlıdır.” Kendi elleri bağlandı / elleri bağlanasıcalar! Söylemiş oldukları lakırdı yüzünden lanetlendiler. Söylediklerinin aksine, Allah’ın iki eli de alabildiğine açıktır; dilediği gibi bağışta bulunur. İnan olsun ki, Rabbinden sana indirilen, küfür ve taşkınlık yönünden onları iyice azdıracaktır. Onların arasına, ta kıyamet gününe kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yaksalar, Allah onu söndürür de onlar yeryüzünde yine bozgunculuğa koşarlar. Ama Allah, bozguncuları sevmez.
dedi. Kaderîye inancına sahip olan adam, Fatiha Sûresini okuyarak “Yalnız sana tapar ve yalnız senden yardım dileriz” ayetine ulaşınca İmam (a.s), ona: “Bekle biraz! Kimden yardım istiyorsun ve yardıma ne ihtiyacın var senin? İşler senin elinde değil mi?” diye sordu. Bunun üzerine adam şaşırıp kaldı (söyleyecek bir söz bulamadı).(1) İmam Cafer Sadık (a.s) başka bir hadiste, Yahudiler arasında tefviz (kadercilik) inancının varlığını bildiren ayetin tefsirinde, Kur’ân-ı Kerim’e dayanarak bu inancın batıl olduğunu ispatlamıştır. İmam Cafer Sadık (a.s), Allah Teâlâ’nın, “Yahûdiler ‘Allâh'ın eli bağlıdır (Allah cimridir)’ dediler.”(2) buyruğu hakkında şöyle buyurmuştur: Yahudiler bu sözle Allah’ın gerçekten böyle olduğunu kastetmemişlerdir; onlar Allah Teâlâ’nın yaratma işini bıraktığını ve artık hiçbir şeyin eksilip artmayacağını söylemek istemişlerdir. Allah Teâlâ, onları yalanlamak için şöyle buyurmuştur: “Kendi elleri bağlandı ve söyledikleri
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 344 · Referenz: Maide, 64
MAİDE 5:65
Eğer Ehlikitap, iman edip korunsaydı, onların kötülüklerini mutlaka örter ve kendilerini bol nimetli cennetlere mutlaka sokardık.
Seite 142 im Quell-PDF
MAİDE 5:66
Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve kendilerine indirilmiş olanı gerektiği şekilde uygulasalardı hem üstlerinden hem ayaklarının altından rızıklanacaklardı. İçlerinde orta yolu izleyen bir topluluk var. Ama onların çoğunluğunun yapmakta olduğu ne kadar da kötü!
Seite 142 im Quell-PDF
MAİDE 5:67
Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez.
Seite 142 im Quell-PDF
MAİDE 5:68
De ki: “Ey Ehlikitap! Siz, Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni tam uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz.” Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. Küfre batan topluluk için tasalanma artık.
Seite 142 im Quell-PDF
MAİDE 5:69
Şu bir gerçek ki, iman edenler, Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan Allah’a ve ahiret gününe inanıp barışa yönelik iş / iyilik yapanlar için korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar.
Seite 142 im Quell-PDF
MAİDE 5:70
Yemin olsun ki biz, İsrailoğullarının kesin sözlerini almış da onlara resuller göndermiştik. Ne zaman bir resul onlara nefislerinin hoşlanmadığı birşeyi getirdiyse bir kısmını yalanladılar; bir kısmını da öldürüyorlardı.
Seite 143 im Quell-PDF
MAİDE 5:71
Bir fitne kopmayacak sandılar. Kör oldular, sağır kesildiler. Derken Allah tövbelerini kabul etti. Sonra yine birçoğu körleşip sağırlaştı. Allah, onların yaptıklarını ayan- beyan görüyor.
Seite 143 im Quell-PDF
MAİDE 5:72
Andolsun ki, “Allah Meryem oğlu Mesih’in ta kendisidir” diyenler küfre batmışlardır. Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları, hem sizin Rabbiniz hem de benim Rabbim olan Allah’a kulluk / ibadet edin. Gerçek olan şu ki, Allah’a ortak koşana Allah, cenneti haram kılmıştır. Varacağı yer ateştir onun. Zalimlerin yardımcıları olmayacaktır.”
Seite 143 im Quell-PDF
MAİDE 5:73
Yine andolsun ki, “Allah, üçün üçüncüsüdür” diyenler de küfre batmıştır. Bir tek Tanrı dışında hiçbir ilah yoktur. Bu söyleyegeldiklerine son vermezlerse, onların küfre sapanlarına korkunç bir azap mutlaka gelip çatacaktır.
Seite 143 im Quell-PDF
MAİDE 5:74
Hala Allah’a yönelip tövbe ederek ondan af dilemiyorlar mı? Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 143 im Quell-PDF
MAİDE 5:75
Meryem oğlu Mesih, bir resulden başkası değildir. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Onun annesi de özü-sözü doğru biriydi. İkisi de yemek yerlerdi. Bak nasıl açıklıyoruz onlara ayetleri! Sonra bak, nasıl gerisin geri çevriliyorlar!
Seite 144 im Quell-PDF
MAİDE 5:76
Söyle onlara: “Allah’ı bırakıp da size zarar yahut yarar sağlama gücü olmayan şeylere mi kölelik / kulluk ediyorsunuz? Allah, en iyi duyan, en iyi bilenin ta kendisidir."
Seite 144 im Quell-PDF
MAİDE 5:77
De ki: “Ey Ehlikitap! Dininizde azgınlık edip hak dışına çıkarak aşırılığa gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış ve yolun denge noktasından uzağa düşmüş bir topluluğun keyiflerine uymayın.”
Seite 144 im Quell-PDF
MAİDE 5:78
İsrailoğullarının küfre sapanları, Meryem oğlu İsa’nın ve Davud’un diliyle lanetlendiler. Bu onların isyan etmeleri ve sınır tanımaz duruma düşmeleri yüzündendi.
Şiî hakkında sordu. İmam (a.s) ona şöyle cevap verdi: “Bunlar bizim Şiîlerimizden değillerdir; bunlar da onlardandır.” İmam (a.s) daha sonra şu ayeti okudu: İsrailoğullarının nankörlerine, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Çünkü (onlar) isyan etmişlerdi ve saldırıyorlardı. Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Ne kötü işler yapıyorlardı!
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 399 · Referenz: Maide, 78-81
MAİDE 5:79
İşledikleri kötülükten birbirlerini vazgeçirmiyorlardı. Ne kötü şeydi yapmayı sürdürdükleri!
Şiî hakkında sordu. İmam (a.s) ona şöyle cevap verdi: “Bunlar bizim Şiîlerimizden değillerdir; bunlar da onlardandır.” İmam (a.s) daha sonra şu ayeti okudu: İsrailoğullarının nankörlerine, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Çünkü (onlar) isyan etmişlerdi ve saldırıyorlardı. Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Ne kötü işler yapıyorlardı! Onlardan çoğunun, inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 399 · Referenz: Maide, 78-81
MAİDE 5:80
Onlardan birçoğunun küfre sapanlarla dostluk kurduklarını görürsün. Öz benliklerinin onlar için hazırlayıp sunduğu şey gerçekten çok kötü! Allah, üzerlerine gazap indirmiştir. Azap içinde de onlar sürekli kalacaklardır.
Şiî hakkında sordu. İmam (a.s) ona şöyle cevap verdi: “Bunlar bizim Şiîlerimizden değillerdir; bunlar da onlardandır.” İmam (a.s) daha sonra şu ayeti okudu: İsrailoğullarının nankörlerine, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Çünkü (onlar) isyan etmişlerdi ve saldırıyorlardı. Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Ne kötü işler yapıyorlardı! Onlardan çoğunun, inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. Gerçekten nefislerinin, kendileri için yapıp gönderdiği ne kötüdür (ki o yüzden) Allah onlara gazap etmiştir ve azapta sürekli kalacaklardır. Eğer Allah'a, Peygamber’e ve ona indirilene inansalardı, o inkâr edenleri veli yapmazlardı. Ama onlardan çoğu yoldan çıkmış insanlardır…”(1) / (2) Salihlerle Birlikte Cihad İmam Cafer Sadık (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 399 · Referenz: Maide, 78-81
MAİDE 5:81
Eğer Allah’a, peygambere ve ona indirilene inanmış olsalardı, küfre sapanları dostlar edinmezlerdi. Ama onların birçoğu fasıktır.
Şiî hakkında sordu. İmam (a.s) ona şöyle cevap verdi: “Bunlar bizim Şiîlerimizden değillerdir; bunlar da onlardandır.” İmam (a.s) daha sonra şu ayeti okudu: İsrailoğullarının nankörlerine, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Çünkü (onlar) isyan etmişlerdi ve saldırıyorlardı. Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Ne kötü işler yapıyorlardı! Onlardan çoğunun, inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. Gerçekten nefislerinin, kendileri için yapıp gönderdiği ne kötüdür (ki o yüzden) Allah onlara gazap etmiştir ve azapta sürekli kalacaklardır. Eğer Allah'a, Peygamber’e ve ona indirilene inansalardı, o inkâr edenleri veli yapmazlardı. Ama onlardan çoğu yoldan çıkmış insanlardır…”(1) / (2) Salihlerle Birlikte Cihad İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: Ubbad el-Basrî Mekke yolunda İmam Zeynelabidin’i (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 399 · Referenz: Maide, 78-81
MAİDE 5:82
Şu tartışılmaz bir gerçektir ki, insanların iman edenlere en şiddetli düşmanlık duyanlarını, Yahudilerle şirke batanlar bulursun. Şu da tartışılmaz bir gerçektir ki, insanların iman edenlere sevgide en yakın olanlarını “biz Hıristiyanlarız” diyenler bulursun. Bu böyledir. Çünkü o Hıristiyanlar içinde derin araştırmalar yapan keşişler, kendini Allah’a adamış rahipler vardır. Ve onlar, kibre sapmazlar.
Seite 145 im Quell-PDF
MAİDE 5:83
Resule indirileni dinlediklerinde farkına vardıkları gerçekten dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Şöyle derler: “Ey Rabbimiz, iman ettik. Artık bizi de gerçeğin tanıklarıyla birlikte kaydet.”
Seite 145 im Quell-PDF
MAİDE 5:84
“Rabbimizin bizi barışseverler / iyiler arasına koymasını umup dururken, Allah’a ve haktan bize gelene neden inanmayacakmışız?”
Seite 145 im Quell-PDF
MAİDE 5:85
Böyle söyledikleri için Allah onları, altlarından ırmaklar akan cennetlerle lütuflandırdı. Sürekli kalıcıdırlar orada. İşte budur güzel davrananların ödülü.
Seite 145 im Quell-PDF
MAİDE 5:86
Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlar da cehennemin dostlarıdır.
Seite 145 im Quell-PDF
MAİDE 5:87
Ey iman sahipleri! Allah’ın size helal kıldığı şeylerin temiz ve güzel olanlarını haramlaştırmayın; azıp sınırı aşmayın; Allah azıp sınırı aşanları sevmez.
Seite 145 im Quell-PDF
MAİDE 5:88
Allah’ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Kendisine iman ettiğiniz Allah’tan korkun.
Seite 146 im Quell-PDF
MAİDE 5:89
Allah sizi yeminlerinizdeki boş lakırdıdan ötürü hesaba çekmez, ama bilinçli olarak gerçekleştirdiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutar. Böyle bir yeminin keffareti, ailenize yedirmekte olduğunuzun orta derecesinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut da özgürlüğünden yoksun kalmış bir benliği özgürlüğüne kavuşturmaktır. Bunlara imkan bulamayan üç gün oruç tutar. Yemin ettiğinizde yeminlerinizin keffareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah size ayetlerini böyle açıklar ki şükredebilesiniz.
on dört kısmında insan oruç tutma konusunda serbesttir; isterse tutar, isterse de yer. Üç kısmı izin orucudur; alıştırma orucu, ibaha orucu, yolculuk orucu ve hastalık orucu (bunlar orucun kısımlarıdır.) Ben: “Fedanız olayım! Bunları bana açıklayın.” dedim. İmam (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu: Farz oruç Ramazan ayının orucu ve zihar keffareti olarak iki ay aralıksız tutulan oruçtur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kadınlarına zihar edip sonra söylediklerinVe Ramazan ayının bir gününün orucunu kasıtlı olarak bozan kimsenin iki ay aralıksız tutması gereken oruç.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 388 · Referenz: Maide, 89
MAİDE 5:90
Ey iman edenler! Uyuşturucu / şarap, kumar, tapılmak için dikilen taşlar, fal okları şeytan işi birer pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.
Seite 146 im Quell-PDF
MAİDE 5:91
Şeytan; uyuşturucu / şarap ve kumara sokularak aranıza düşmanlık ve kin yerleştirip sizi Allah’ı anmaktan, namazdan geri çevirmek ister. Artık son veriyorsunuz değil mi?
Seite 146 im Quell-PDF
MAİDE 5:92
Allah’a itaat edin, resule itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim resulümüze düşen sadece apaçık bir tebliğdir.
Seite 146 im Quell-PDF
MAİDE 5:93
İman edip barışa yönelik işler / hayırlar yapanlara; bundan böyle korunup iman ederek iyi işler yaptıkları, sonra takvaya sarılıp kemale erdikleri, sonra bir mertebe daha korunup güzellikler sergiledikleri taktirde, daha önce tatmış oldukları haramdan ötürü hiçbir günah yoktur. Allah, güzel düşünüp güzel davrananları sever.
Seite 147 im Quell-PDF
MAİDE 5:94
Ey iman sahipleri! Allah sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği av türünden bir şeyle mutlaka deneyecektir ki, gözün fark edemediği alanlarda O’ndan kim korkuyor bilsin. Bundan sonra azıp sınırı çiğneyen için korkunç bir azap olacaktır.
Seite 147 im Quell-PDF
MAİDE 5:95
Ey iman sahipleri! İhramda olduğunuz zaman av öldürmeyin. Sizden kim kasten onu öldürürse cezası şudur: Öldürdüğü hayvana denk deve-sığır, davar cinsinden, Kabe’ye varacak kurbanlık bir şey ki, içinizden adalet sahibi iki kişi belirleyecektir. Yahut yoksullara yedirme şeklinde bir keffaret, yahut buna denk oruç.Taki yaptığının vebalini tatsın. Allah, geçmişi affetmiştir. Kim bir daha yaparsa, Allah ondan öc alacaktır. Allah çok güçlüdür, öc alıcıdır.
Yine saçı tıraş etmenin verdiği eziyet için de orucu farzdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “İçinizden hasta olan le) fidye (versin).”(1) Böyle bir kişi serbesttir; isterse üç gün oruç tutar. Ve kurban bulamayan kimsenin faydalanma orucu hakkında İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: Avlanma cezası olan oruç da farzdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Sizden kim kasden onu öldürürse, öldürdülinde keffâret; ya da buna denk oruçtur.”(3) O günün dengi olarak nasıl oruç belirtildiğini biliyor musun?” Ben: “Bilmiyorum.” dedim. İmam (a.s) şöyle buyurdu: Ava fiyat değeri bırakılır; sonra bu fiyat buğdaya bölünür.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 389 · Referenz: Maide, 95
MAİDE 5:96
Hem size hem de yolculara bir geçimlik olarak deniz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı. Fakat ihramlı olduğunuz sürece karada avlanmak size haram edilmiştir. Huzurunda haşredileceğiniz Allah’tan korkun.
Seite 147 im Quell-PDF
MAİDE 5:97
Allah Kabe’yi, o saygıya layık evi, o saygıya layık “ay”ı, o boynu bağsız ve bağlı kurbanlıkları insanlar için bir dayanak, bir güven unsuru kıldı.Böyle yaptı ki, Allah’ın göklerde olanı da yerde olanı da bildiğini, Allah’ın herşeyi bilici olduğunu siz de bilesiniz.
Seite 148 im Quell-PDF
MAİDE 5:98
Bilin ki Allah, azap ettiğinde çok şiddetli eder. Allah; Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 148 im Quell-PDF
MAİDE 5:99
Resule düşen, tebliğden başka bir şey değildir. Allah sizin açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.
Seite 148 im Quell-PDF
MAİDE 5:100
De ki: “Pisin çokluğu seni hayrete düşürse de pisle temiz bir olmaz. O halde, ey akıl ve gönül sahipleri! Allah’tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz.”
Seite 148 im Quell-PDF
MAİDE 5:101
Ey iman sahipleri! Size açıklandığında canınızı sıkacak şeylerle ilgili soru sormayın. Kur’an indirilmekte iken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan vazgeçmiştir. Allah Gafur’dur, Halim’dir.
Seite 148 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân’ın Kapsamlılığı ve Evrenselliği zitat
nı bulmayı emreden kimse müstesna."(1) buyuruyor. Yine, rınızı akılsazlara vermeyin."(2) buyuruyor. Yine buyuruyor ki: "Size açıklandığı takdirde hoşunuza gitmeyecek olan Kur’ân-ı Kerim’in Bilimsel Kapsamlılığı Kur’ân-ı Kerim’in bilimsel kapsamlılığı bizzat Kur'ân'da vurgulanan temel bir konudur. Konuyla ilgili hadisler, bütün müfessirler ve Kur’ân araştırmacıları tarafından kabul görmüştür. Ancak bu konuda sadece kapsamlılığın sınırı tartışma konusu olmuştur.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 66 · Referenz: Mâide, 101
Beyaz nokta da kaybolunca, artık kişinin hayra dönmesi ebediyen mümkün olmaz. İşte bu ayette buna işaret edilmiştir: “Hayır, doğrusu, olmuştur.”(1) / (2) Ahlakî Erdemler İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır: Size bir şey söylediğim zaman, bunun Allah’ın kitabının neresinde yer aldığını sorun. Sonra başka bir buyruğunda şöyle buyurdu: Resul-i Ekrem (s.a.a) boşboğazlığı, malı bozgunculuk amacıyla kullanmayı ve gereksiz soru sormayı yasakladı. Bunun üzerine orada bulunanlar İmam’a dediler ki: “Ey Resulullah’ın (s.a.a) oğlu! Bunlar Allah’ın kitabının neresinde yer alırlar? İmam (a.s) şöyle buyurdu: Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Onların fısıldaşmalarıse hariç.”(3) Ve buyurmuştur ki: “Allah’ın geçiminiz için verdiği malları aklı ermezlere vermeyin.”(4) Ve yine şöyle buyurmuştur: “Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın.”(5) / (6)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 413 · Referenz: Maide, 101
MAİDE 5:102
Sizden önceki bir toplum da onları sormuştu; sonra tutup hepsini inkar ettiler.
Seite 148 im Quell-PDF
MAİDE 5:103
Allah ne bahire yapmıştır ne saibe ne vasile ne de ham. Ne var ki küfre sapanlar yalan uydurarak Allah’a iftira ediyorlar ve çoğu da akıl erdiremiyor.
Ve buyurmuştur ki: “Fakat onların çoğu bilmezler.”(1) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu aklını kullanmaz.”(2) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu farkında değildir.” Ey Hişam! Allah, temiz akıl sahiplerini en güzel niteliklerle anmıştır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 374 · Referenz: Maide, 103
MAİDE 5:104
Onlara, Allah’ın indirdiğine ve resule gelin dendiğinde şöyle derler: “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter.” Peki, ataları hiçbir şey bilmiyor, doğru yolu bulamıyor idiyseler de mi?
Seite 149 im Quell-PDF
MAİDE 5:105
Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın. Siz, doğru yolda oldukça sapmış olan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. O size neler yapıyor olduğunuzu haber verecektir.
Seite 149 im Quell-PDF
MAİDE 5:106
Ey iman edenler! Herhangi birinize ölüm gelip çattığında, vasiyet zamanı aranızdaki tanıklık şöyle olsun: Kendinizden adalet sahibi iki kişi yahut yolculuk etmekte iken ölüm musibeti başınıza geldiyse sizin dışınızdan iki kişi. Bunları namazdan sonra alıkoyarsınız; kuşkulanırsanız şöyle yemin ederler: “Vallahi, yakınlarımız da olsa yeminimizi hiçbir ücret karşılığı satmayacağız, Allah’ın tanıklığını saklamayacağız. Çünkü böyle yaparsak mutlaka günahkarlardan oluruz.”
Seite 149 im Quell-PDF
MAİDE 5:107
Eğer onların bir günah işledikleri kesinlikle anlaşılırsa o zaman, tercih edilmiş olan bu ikisinin yerine bunların aleyhinde bulundukları taraftan iki kişi geçerek şöyle yemin ederler: “Allah şahit olsun ki bizim tanıklığımız, onların tanıklığından daha doğrudur. Biz hiçbir haksızlık yapmadık. Aksi halde mutlaka zalimlerden olurduk.”
Seite 149 im Quell-PDF
MAİDE 5:108
İşte bu yol, tanıklığı gereğince yerine getirmelerine, yemin etmelerinden sonra yeminlerinin reddedileceğinden korkmalarına en yarayışlı olandır. Allah’tan korkun ve söylenene kulak verin. Allah, fasıklar topluluğunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.
Seite 150 im Quell-PDF
MAİDE 5:109
Allah, resulleri bir araya getireceği gün şöyle der: “Size ne cevap verildi?” Şöyle derler: “Hiçbir bilgimiz yok. Gaybları en iyi biçimde bilen sensin, sen.”
Seite 150 im Quell-PDF
MAİDE 5:110
Hani Allah şöyle demişti: “Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene sunduğum nimetimi hatırla. sEni Ruhulkudüs'le desteklemiştim, beşikte iken ve erginlik çağında insanlarla konuşuyordun. Sana Kitap’ı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş görünümünde birşey vücuda getiriyor, içine üflüyordun da o benim iznimle kuş oluyordu. Doğuştan körü, abraşı benim iznimle iyileştiriyordun. Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. İsrailoğullarını senden uzak tutmuştum. Hani sen onlara açık-seçik ayetleri getirdiğinde, küfre sapanları şöyle deyivermişti: ‘Açık bir büyüden başka şey değil bu.’”
Seite 150 im Quell-PDF
MAİDE 5:111
Havarilere şunu vahyetmiştim: “Bana ve resulüme iman edin.” Şöyle demişlerdi: “İman ettik, sen de tanık ol ki biz, müslümanlarız.”
Seite 150 im Quell-PDF
MAİDE 5:112
Havariler demişlerdi ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” İsa dedi ki: “Eğer müminlerseniz Allah’tan korkun.”
Seite 151 im Quell-PDF
MAİDE 5:113
Dediler: “İstiyoruz ki ondan yiyelim, gönüllerimiz tatmin bulsun, senin bize doğruyu söylediğini bilelim ve buna tanıklık edenlerden olalım.”
Seite 151 im Quell-PDF
MAİDE 5:114
Meryem oğlu İsa şöyle yakardı: “Allahım, ey Rabbimiz! Üzerimize gökten bir sofra indir de bizim hem öncekilerimize hem sonrakilerimize bir bayram olsun, senden bir mucize olsun. Rızıklandır bizi. Rızık verenlerin en hayırlısı sensin.”
Seite 151 im Quell-PDF
MAİDE 5:115
Allah dedi ki: “Ben onu üzerinize indireceğim. Ama bundan sonra küfre sapanınıza öyle bir azapla azap edeceğim ki, alemlerden hiçbir kimseye böyle bir azap yapmamıştım.”
Seite 151 im Quell-PDF
MAİDE 5:116
Allah şunu da söyledi: “Ey Meryem oğlu İsa! Allah’ın yanında beni ve annemi de iki tanrı olarak kabul edin diye insanlara sen mi söyledin?” İsa dedi: “Haşa! Tespih ederim seni. Hakkım olmayan birşeyi söylemek benim haddime değildir. Eğer onu söylemişsem sen onu elbette bilirsin. Sen benim içimde olanı bilirsin ama ben senin zatında olanı bilmem. Çünkü sen, evet sen gaybları çok iyi bilensin.”
Seite 151 im Quell-PDF
MAİDE 5:117
“Onlara, senin bana emrettiğin şu sözden başka birşey söylemedim: ‘Benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.’ İçlerinde olduğum sürece üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun. Ve sen zaten herşey üzerine bir Şehid’sin, bir tanıksın.”
Seite 152 im Quell-PDF
MAİDE 5:118
“Onlara azap edersen, onlar senin kullarındır. Ama onları bağışlarsan hiç kuşkusuz sen tüm gücün sahibi, tüm hikmetlerin sahibisin.”
Seite 152 im Quell-PDF
MAİDE 5:119
Allah buyurdu: “Özü-sözü doğru olanlara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gün budur. Altlarından ırmaklar akan cennetler var onlar için. Sonsuza dek kalacaklardır orada.” Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razıdır. İşte budur büyük kurtuluş.
Seite 152 im Quell-PDF
MAİDE 5:120
Göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların mülkü / yönetimi Allah’ındır. O’nun herşeye gücü yeter.
Seite 152 im Quell-PDF
6. EN’AM 165 Ayet
EN’AM 6:1
Hamd Allah’adır. O ki gökleri ve yeri yaratmış, karanlıklara ve nura vücut vermiştir. Sonra, gerçeği örtenler bunları Rablerine denk tutuyorlar.
Seite 152 im Quell-PDF
EN’AM 6:2
Sizi bir balçıktan yaratmış olan O’dur. Sonra hüküm verip bir süre belirlemiştir. Belirlenmiş başka bir süre de onun katındadır. Bütün bunlardan sonra siz hala kuşkulanıp duruyorsunuz.
Seite 153 im Quell-PDF
EN’AM 6:3
O, göklerde de Allah’tır, yerde de. O, sizin iç dünyanızı da bilir, açığa vurduklarınızı da. Neler kazanmakta olduğunuzu da bilir O…
Seite 153 im Quell-PDF
EN’AM 6:4
Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelir gelmez, ondan hemen yüz çeviriyorlardı.
Seite 153 im Quell-PDF
EN’AM 6:5
Böylece hakkı, kendilerine geldiği anda yalanladılar. Fakat yakında onlara alay etmekte oldukları şeyin haberleri gelecektir.
Seite 153 im Quell-PDF
EN’AM 6:6
Kendilerinden önce nice yurt ve medeniyeti yerle bir ettiğimizi görmediler mi? Biz o yurtlara yeryüzünde size vermediğimiz imkanları vermiş, üzerlerine gök bereketini bol indirmiş, nehirleri altlarından akar hale getirmiştik. Derken onları kendi günahlarıyla helak ettik ve arkalarından başka bir nesil oluşturduk.
Seite 153 im Quell-PDF
EN’AM 6:7
Eğer biz sana kağıt üzerine yazılı bir kitap göndermiş olsaydık, onlar da ona elleriyle dokunmuş olsalardı, o küfre batmışlar, hiç kuşkusuz şöyle deyivereceklerdi: “Bu apaçık bir büyüden başka şey değildir.”
Seite 153 im Quell-PDF
EN’AM 6:8
Şunu da söylediler: “Bu peygambere bir melek indirilseydi ya!” Eğer böyle bir melek indirmiş olsaydık iş mutlaka bitirilmiş olurdu da kendilerine göz bile açtırılmazdı.
Seite 154 im Quell-PDF
EN’AM 6:9
Eğer o peygamberi bir melek kılsaydık kuşkusuz onu bir er kişi yapacaktık ve içine yuvarlandıkları kuşku ve karmaşayı onların üzerlerine giydirmiş olacaktık.
Seite 154 im Quell-PDF
EN’AM 6:10
Yemin olsun ki, senden önceki resullerle de alay edildi; fakat eğlence konusu yaptıkları şey, o maskaralığı sergileyenleri kıskıvrak sarıverdi.
Seite 154 im Quell-PDF
EN’AM 6:11
Şunu söyle: Dolaşın yeryüzünde de bakın nasıl olmuş gerçeği yalanlayanların sonları.
Seite 154 im Quell-PDF
EN’AM 6:12
Sor: “Kimindir gökler ve yer?” Cevap ver: “Allah’ındır.” O Allah ki, rahmeti öz benliği üzerine yazmıştır. O sizi, varlığında hiç kuşku bulunmayan kıyamet gününde biraraya mutlaka toplayacaktır. Benliklerini hüsrana yuvarlamış kişiler var ya, onlar iman etmezler.
Seite 154 im Quell-PDF
EN’AM 6:13
Gecenin ve gündüzün içinde yeralan herşey O’nundur. O, Semi’dir, herşeyi duyar; Alim’dir, herşeyi bilir.
Seite 154 im Quell-PDF
EN’AM 6:14
De ki: “Göklerin ve yerin Fatır’ı olan o yaratıcıdan, o yedirip doyuran ama kendisi yedirilip beslenmeyen Allah’tan başkasını mı dost edineyim?” De ki: “Bana, İslam’ı seçenlerin ilki olmam emredildi.” Ve sakın şirke sapanlardan olma.
Seite 154 im Quell-PDF
EN’AM 6:15
Şunu da söyle: “Rabbime isyan edersem büyük bir günün azabından korkarım ben.”
Seite 155 im Quell-PDF
EN’AM 6:16
Kendisinden azap uzaklaştırılana o gün rahmet etmiştir. İşte açık kurtuluş budur.
Seite 155 im Quell-PDF
EN’AM 6:17
Allah sana bir keder dokundurursa, onu O’ndan başka açacak yoktur. Eğer sana bir hayır dokundurursa, O herşey üzerinde güç sahibidir.
Seite 155 im Quell-PDF
EN’AM 6:18
Ve kulları üzerinde hüküm ve egemenlik sahibi Kaahir’dir O. Tüm hikmetlerin kaynağıdır O. Herşeyden haberdardır.
Seite 155 im Quell-PDF
EN’AM 6:19
Sor: “Tanıklık bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Benimle sizin aranızda Allah tanıktır. Bu Kur’an bana vahyolundu ki, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım. Siz gerçekten Allah’ın yanında başka ilahların bulunduğuna tanıklık ediyor musunuz?” De ki: “Ben buna tanıklık etmiyorum.” De ki: “O, sadece tek bir tanrıdır. Ve ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım.”
Seite 155 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân’ın Kapsamlılığı ve Evrenselliği zitat
Bu ayet Muhammed’in (s.a.a) Ehl-i Beyt’inden olan akrabaları hakkında nazil olmuştur; yine senin kendi akrabaların hakkında da geçerlidir. İmam (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: Sen, bu ayet sadece bir şey hakkındadır diyenlerden olma.(1) b) Kur’ân-ı Kerim’in Evrenselliği Ehl-i Beyt, Kur'ân-ı Kerim ve onun mesajını belli bir bölge veya kültüre veya belli bir dil ve millete has bilmemekte ve bu ilahî davetin bütün insanları kapsadığını vurgulamaktadır. Yahya b. İmran el-Halebî, babasından şöyle rivayet eder: İmam Cafer Sadık'tan (a.s) Allah Teala'nın, "Bu Kur'ân buyruğu sorulunca şöyle buyurdu: "Hangi dille ulaşırsa ulaşsın.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 62 · Referenz: En'âm, 19
EN’AM 6:20
O kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıyıp bilirler. Ama öz benliklerini hüsrana uğratan bunlar, iman etmezler.
Seite 155 im Quell-PDF
EN’AM 6:21
Yalan düzerek Allah’a iftira eden yahut onun ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kim vardır? Şu da bir gerçek ki, zalimler asla kurtulamazlar.
Seite 155 im Quell-PDF
EN’AM 6:22
Gün olur onları bir araya toplar haşrederiz. Sonra şirke batanlara sorarız: “Nerededir o birşey zannedip durduğunuz ortaklarınız?”
Seite 156 im Quell-PDF
EN’AM 6:23
Sonunda şunu söylemekten başka bahaneleri kalmaz: “Rabbimiz Allah’a yemin olsun ki, biz ortak koşanlar değildik.”
Seite 156 im Quell-PDF
EN’AM 6:24
Bak da gör, nasıl yalan söylediler öz benliklerine karşı! Ve iftira için kullandıkları şeyler, onları bırakıp kayboldu.
Seite 156 im Quell-PDF
EN’AM 6:25
İçlerinden sana kulak verenler vardır; ama biz onu gereğince anlamamaları için kalplerine kılıflar geçirmiş, kulaklarına bir ağırlık koymuşuzdur. Tüm mucizeleri görseler de onlara inanmazlar. Nihayet sana gelip seninle çekişerek şöyle derler küfre sapanlar: “Bu, eskilerin masallarından başka birşey değildir.”
Seite 156 im Quell-PDF
EN’AM 6:26
Hem ondan alıkoyarlar hem ondan uzaklaşırlar. Öz benliklerinden başkasını helak etmiyorlar. Ama farkında değiller.
Seite 156 im Quell-PDF
EN’AM 6:27
Ah bir görsen, ateşin başında durdurulup da şöyle dediklerini: “Ne olurdu, geri gönderilsek, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve müminlerden oluversek.”
Seite 156 im Quell-PDF
EN’AM 6:28
İşin doğrusu şu: Önceden gizlemekte oldukları karşılarına dikildi. Geri gönderilselerdi yasaklandıkları şeyi mutlaka yineleyeceklerdi. Doğrusu onlar, tam yalancıdırlar.
Ehl-i Beyt Kur’ân-ı Kerim ayetleri ışığında bu alanların tümünde kılavuzluk etmiştir. Feth b. Yezid el-Curcanî şöyle yazmaktadır: Mekke’den Horasan’a dönerken İmam’ı (a.s) Irak’a doğru hareket halindeyken gördüm. “Fedanız olayım! Bir mesele kaldı.” diye arz ettim. İmam (a.s): “Söyle.” buyurunca şöyle sordum: “Allah Teâlâ, varolmayan bir şey eğer var olsaydı o şeyin nasıl olacağını bilir mi?” Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: …Sen zor sorular soruyorsun. Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu duymadın mı: “Eğer yerde, gökte Allah'tan gitmişti.” (âlemin sistemi bozulurdu.) Ve yine: “Ve onlardan biri diğerine üstün gelmeye çalışırdı.” Ve Allah Teâlâ cehennem ehlinin dilinden şöyle nakletmektedir: “RabbiVe buyuruyor ki: “Geri gönderilselerdi yine men'olundukları şeyi yapmaya dönerlerdi.”(2) Dolayısıyla, Allah Teâlâ, varolmayan bir şey eğer, var olacak olsaydı, o şeyin nasıl olacağını bilir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 339 · Referenz: En’am, 28
EN’AM 6:29
Dediler ki: “Şu dünya hayatımızdan başkası yok. Biz diriltilecek de değiliz.”
Seite 157 im Quell-PDF
EN’AM 6:30
Rableri huzurunda durdurulduklarını bir görsen! Sordu: “Gerçek değil miymiş bu?” Dediler: “Rabbimize yemin olsun ki, gerçekmiş.” Dedi: “O halde, küfre sapmış olmanızdan dolayı tadın azabı.”
Seite 157 im Quell-PDF
EN’AM 6:31
Allah’ın huzuruna varmayı yalanlayanlar, gerçekten hüsrana uğradılar. Sonunda o saat ansızın kendilerine gelip çatınca, sırtlarında günahlarını taşır bir halde şöyle demişlerdir: “Dünya hayatında düştüğümüz aşırılıklardan dolayı vay hasretimize!” Dikkat edin! Ne kötü şeylerdir taşıyıp durdukları.
Seite 157 im Quell-PDF
EN’AM 6:32
Şu iğreti, basit hayat bir oyun ve eğlenceden başka şey değildir. Sakınıp korunanlar için ahiret yurdu elbette ki daha iyidir. Hala aklınızı işletmeyecek misiniz?
Sizi de ancak biz rızıklandırırız, onlara da ve açığa çıkan kötülüklere de, gizli kalan kötülüklere de yaklaşmayın ve Allah’ın yasakladığı cana, haksız yere kıymayın. İşte aklınızı başınıza alasınız diye size bunları emretmiştir O.”(1) “Mülkiyetiniz altında bulunan köleler için de, size verdiğimiz rızıklarda -Birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte biz ayetlerimizi, aklını kullanacak bir kavim için böyle açıklıyoruz.”(2) Ey Hişam! Sonra Allah, akıl sabiplerine öğüt vermiş ve onları, ahiretteki nimetleri arzulamaları için teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceEy Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları azabından korkutmuş ve şöyle buyurmuştur: “Sonra diğerlerini Ve buyurmuştur: “Biz, şüphesiz bu memleket halkının
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 371 · Referenz: En’am, 32
EN’AM 6:33
Söylediklerinin seni kederlendirdiğini çok iyi biliyoruz. Gerçek şu ki, onlar seni yalanlamıyorlar; o zalimler Allah’ın ayetlerine karşı direnmekteler.
Seite 157 im Quell-PDF
EN’AM 6:34
Yemin olsun ki, senden önce de resuller yalanlanmış ama yalanlamalarına, eziyet görmelerine sabretmişlerdi. Nihayet yardımımız onlara ulaştı. Allah’ın kelimelerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. Yemin olsun, elçi olarak gönderilenlerin haberinden bir kısmı sana da gelmiştir.
Seite 157 im Quell-PDF
EN’AM 6:35
Eğer yüz çevirip gitmeleri sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa, yerin içinde bir delik yahut gökte bir merdiven ara da onlara bir mucize getir. Allah dileseydi onları doğru ve güzelde birleştirirdi. Artık cahillerden olma.
Seite 158 im Quell-PDF
EN’AM 6:36
Ancak gereğince dinleyenler çağrıya cevap verir. Ölülere gelince, Allah onları diriltecektir, sonra O’na döndürülecekler.
Seite 158 im Quell-PDF
EN’AM 6:37
Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Kuşkusuz, Allah bir mucize indirmeye Kaadir’dir. Fakat çokları bilmiyorlar.”
Ve buyurmuştur ki: “Fakat onların çoğu bilmezler.”(1) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu aklını kullanmaz.”(2) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu farkında değildir.” Ey Hişam! Allah, temiz akıl sahiplerini en güzel niteliklerle anmıştır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 374 · Referenz: En’am, 37
EN’AM 6:38
Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap’ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar sonunda Rableri önünde haşredilirler.
İmam (a.s) şöyle buyurur: Ona şöyle cevap verdim: “Bu kabir ve onda yatan kimsenin (Allah Resulü’nün (a.s)) akrabalığının hakkı için beni bu sorunun cevabından muaf gör.” dedim. Fakat Harun: “Hayır.” dedi; “Bu konudaki delilinizi bana bildirmelisiniz. Ey Ali’nin oğulları ve sen ey onların ileri geleni ve zamanlarının imamı olan Musa! Bana böyle ulaştı. Sana sorduğum hiçbir konuda bana Allah’ın Kitabından delilini getirmedikçe seni muaf görmeyeceğim. Siz Ali oğulları Kur’ân’ın hiçbir şeyinin, ne Elifi, ne Lam ve ne Vav’ının sizden gizli kalmadığını, hepsinin tevilini bildiğinizi iddia ediyorsunuz ve siz Allah Teâlâ’nın ‘Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır.’ (En’am, 38) buyurduğu ile delil getirmişsiniz ve âlimlerin görüş ve kıyaslarına ihtiyacınız olmadığını söylemişsiniz.” Ben: “Cevap vermeme müsaade ediyor musun?” dedim. Harun: “Söyle.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 366 · Referenz: En’am, 38
EN’AM 6:39
Bizim ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklara gömülmüş sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kişiyi şaşırtır, dilediğini de dosdoğru yol üzerine koyar.
Seite 158 im Quell-PDF
EN’AM 6:40
De ki: “Bir düşünün bakalım! Allah’ın azabı yakanıza yapışsa yahut o saat gelip çatsa, Allah’tan başkasına mı yakarırsınız? Doğru sözlü iseniz söyleyin!”
Seite 158 im Quell-PDF
EN’AM 6:41
Hayır, yalnız O’na yakarırsınız da O dilerse yakındığınız belayı uzaklaştırır. Ve siz, ortak koştuklarınızı unutuverirsiniz.
Seite 159 im Quell-PDF
EN’AM 6:42
Andolsun ki, senden önce de ümmetlere elçiler göndermiştik. O ümmetleri, bize yaklaşıp sığınsınlar diye zorluklar ve darlıklarla yakalamıştık.
Seite 159 im Quell-PDF
EN’AM 6:43
Zorluğumuz kendilerine gelip çattığında bir sığınabilselerdi! Ne yazık ki kalpleri katılaştı; şeytan, yapmakta olduklarını onlara süslü-püslü gösterdi.
Seite 159 im Quell-PDF
EN’AM 6:44
Öğütlenmeye çağırıldıkları şeyi unutunca, herşeyin kapılarını üzerlerine açıverdik. Nihayet, kendilerine verilenle sevinç şımarıklığına daldıkları bir sırada, ansızın onları yakaladık. Tüm ümitlerini bir anda yitirdiler.
Seite 159 im Quell-PDF
EN’AM 6:45
Böylece zulme saplanan topluluğun kökü kesilmişti; hamd olsun alemlerin Rabbi’ne.
Seite 159 im Quell-PDF
EN’AM 6:46
De ki: “Düşünün bakalım. Allah, işitme gücünüzü, gözlerinizi alsa, kalpleriniz üzerine mühür bassa, Allah’tan başka hangi ilah onları size geri verecek?” Bak nasıl türlü türlü açıklıyoruz ayetleri, yine de yüz çeviriyorlar!
Biz o gönderilen elçileri, müjdeciler ve uyarıcılar olmaktan öte birşey için göndermiyoruz. İman edip barışı yerleştirenlere / iyi işler yapanlara korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar.
Seite 160 im Quell-PDF
EN’AM 6:49
Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, fenalığa bulaşmaları yüzünden kendilerine azap dokunacaktır.
Seite 160 im Quell-PDF
EN’AM 6:50
Onlara şunu söyle: “Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem ben. Size ben bir meleğim de demiyorum. Yalnız bana vahyedilene uyarım ben.” Sor onlara: “Körle gören bir olur mu? Hala düşünmüyor musunuz?”
Seite 160 im Quell-PDF
EN’AM 6:51
Rablerinin huzurunda haşredileceklerinden korkanları, o vahiy ile uyar ki korunabilsinler. Onların O’ndan başka ne bir dostları vardır ne de şefaatçıları!
Seite 160 im Quell-PDF
EN’AM 6:52
Sabah akşam, yüzünü isteyerek Rablerine yalvarıp yakaranları kovma. Onların hesabından birşey sana ait olmadığı gibi, senin hesabından birşey de onlara ait değildir. O halde onları kovarsan zalimlerden olursun.
Seite 160 im Quell-PDF
EN’AM 6:53
Biz böylece onların bir kısmını diğer bir kısmıyla imtihana çektik ki, şunu söylesinler: “Allah aramızdan şunlara mı lütufta bulundu?” Allah şükredenleri daha iyi bilmiyor mu?
Seite 160 im Quell-PDF
EN’AM 6:54
Ayetlerimize iman edenler sana geldiğinde şöyle söyle: “Selam size! Rabbiniz, benliği üzerine rahmeti yazmıştır. İçinizden her kim bilgisizlikle bir kötülük işler de ardından tövbe edip halini düzeltirse, hiç kuşkusuz Allah çok affedici, çok merhametlidir.”
Seite 161 im Quell-PDF
EN’AM 6:55
İşte biz, ayetlerimizi bu şekilde detaylandırıyoruz ki, günaha sapmışların yolu açık-seçik ortaya çıksın.
Seite 161 im Quell-PDF
EN’AM 6:56
De ki: “Ben, Allah’ı bırakıp da yakardıklarınıza kulluk etmekten yasaklandım.” De ki: “Sizin keyiflerinize uymam. Çünkü bunu yaparsam sapıtmış olurum, doğruyu ve güzeli bulanlardan olmam.”
Seite 161 im Quell-PDF
EN’AM 6:57
De ki: “Ben Rabbimden gelen bir beyyine üzerindeyim. Ama siz onu yalanladınız. Acele istediğiniz şey benim yanımda değil. Hüküm yalnız ve yalnız Allah’ındır. Hakkı O anlatır. Ayırt edip çözüm getirenlerin en hayırlısı O’dur.”
Seite 161 im Quell-PDF
EN’AM 6:58
Şunu da söyle: “Acele istediğiniz şey benim yanımda olsaydı, benimle sizin aranızdaki iş çoktan bitirilmiş olurdu. Zalimleri, Allah daha iyi bilir.”
Seite 161 im Quell-PDF
EN’AM 6:59
Gaybın anahtarları O’nun yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde olanı da bilir. O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Toprağın karanlıklarındaki bir dane, yaş ve kuru herşey apaçık bir Kitap’ın içindedir.
Seite 161 im Quell-PDF
EN’AM 6:60
O, odur ki, geceleyin sizi öldürür. Gün boyunca neler yapıp neler kazandığınızı bilir. Sonra belirlenmiş süre işletilip tamamlansın diye, gün içinde sizi diriltir. Nihayet O’nadır dönüşünüz. Sonra yapıp ettiklerinizi size haber verecektir.
Seite 162 im Quell-PDF
EN’AM 6:61
Kulları üzerinde egemenlik sahibi Kaahir’dir O. Üzerinize koruyucular gönderir. Nihayet ölüm birinize geldiğinde, elçilerimiz onu vefat ettirirler. Ne vaktinden önce iş yaparlar onlar ne de vaktinden sonra.
Seite 162 im Quell-PDF
EN’AM 6:62
Sonra onlar gerçek Mevla’ları olan Allah’a götürülürler. Gözünüzü açın! Hüküm yalnız O’nundur. Ve hesap görenlerin en süratlisi de O’dur.
Seite 162 im Quell-PDF
EN’AM 6:63
Şunu sor: “‘Bizi bu durumdan kurtarırsa andolsun şükredenlerden olacağız’ diye boyun büküp ürpererek O’na yakardığınızda, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarıyor?”
Seite 162 im Quell-PDF
EN’AM 6:64
De ki: “Ondan da tüm sıkıntılardan da sizi Allah kurtarıyor; sonra siz O’na ortak koşuyorsunuz.”
Seite 162 im Quell-PDF
EN’AM 6:65
De ki: “O size, üstünüzden yahut ayaklarınızın altından bir azap göndermeye yahut sizi bölük bölük birbirinize düşürerek kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya Kaadir’dir.” Bak nasıl sıralıyoruz ayetleri, iyice kavrayabilsinler diye.
Seite 162 im Quell-PDF
EN’AM 6:66
O, hak olduğu halde senin toplumun onu yalanladı. De ki: “Ben size vekil değilim.”
Seite 163 im Quell-PDF
EN’AM 6:67
Her haberin gerçekleşeceği bir zaman / mekan vardır. Yakında bileceksiniz.
Seite 163 im Quell-PDF
EN’AM 6:68
Ayetlerimiz hakkında lakırdıya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze dalıncaya değin onlardan yüz çevir. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra o zalimler topluluğu ile oturma.
Beş kişiye dikkat et, onlarla konuşma ve onlarla yoldaşlık etme.” Dedim ki: “Babacığım! Bunlar kimlerdir?” Şöyle buyurdu: Yalancıyla arkadaşlık etmekten sakın. Yalancı serap gibidir; sana yakını uzak, uzağı yakın gösterir. Fasık (günahkâr) kimseyle arkadaşlık etmekten sakın; o, bir lokma veya daha az bir şey karşılığında seni satar. Cimri ile arkadaşlık etme; o, en çok ihtiyaç duyduğun bir anda malı hususunda seni yalnız bırakır. Ahmakla arkadaşlık etmekten sakın; o, sana yararlı olmak isterken zarar verir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 420 · Referenz: En’am, 68
EN’AM 6:69
Allah’tan korkanlara onların hesabından birşey yoktur ama yine de bir hatırlatma olmalı. Belki sakınırlar.
Seite 163 im Quell-PDF
EN’AM 6:70
Dinlerini oyun ve eğlence haline getirmiş, dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak da o Kur’an ile şunu hatırlat: Bir kişi, kendi elinin üretip kazandığına teslim edilirse onun, Allah dışında ne bir dostu kalır ne de şefaatçısı. Her türlü fidyeyi verse de ondan kabul edilmez. İşte bunlar, kazandıklarına teslim edilmişlerdir. Nankörlük ettiklerinden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve korkunç bir azap vardır.
Seite 163 im Quell-PDF
EN’AM 6:71
De ki: “Allah’ı bırakıp da bize ne yarar ne de zarar veremeyecek şeylere mi yakaralım? Allah bize kılavuzluk ettikten sonra ökçelerimiz üstüne geri mi döndürülelim? O kişi gibi ki, şeytanlar kendisini ayartıp yeryüzünde şaşkın dolaşır hale getirmişlerdir. Oysa ki onun, “bize gel” diye doğruya ve güzele çağıran arkadaşları vardır.” De ki: “Allah’ın kılavuzluğudur gerçek kılavuzluk. Alemlerin Rabbi Allah’a teslim olmakla emrolunduk biz.”
Seite 163 im Quell-PDF
EN’AM 6:72
Ve “namazı kılın, O’ndan korkun” diye emrolunduk. Huzurunda haşrolunacağınız O’dur.
Seite 164 im Quell-PDF
EN’AM 6:73
Gökleri ve yeri hak olarak yaratan da O’dur. “Ol” dediği gün, hemen oluverir. Sözü haktır O’nun. Sura üfleneceği gün de mülk ve yönetim O’nundur. Alim’dir, görünmeyeni de görüneni de bilen O’dur. O’dur Hakim, O’dur Habir.
Seite 164 im Quell-PDF
EN’AM 6:74
İbrahim, babası Azer’e şöyle demişti: “Putları tanrılar mı ediniyorsun? Seni de toplumunu da açık bir sapıklık içinde görüyorum.”
Seite 164 im Quell-PDF
EN’AM 6:75
Böylece biz İbrahim’e göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk ki, gerçeği görüp bilerek inananlardan olsun.
Seite 164 im Quell-PDF
EN’AM 6:76
Gece üstüne çökünce bir yıldız gördü de “işte Rabbim bu” dedi. Yıldız battığında ise “batıp gidenleri sevmem” diye konuştu.
Seite 164 im Quell-PDF
EN’AM 6:77
Ay’ı doğar halde görünce, “Rabbim bu” dedi. O batınca da şöyle konuştu: “Eğer Rabbim bana kılavuzluk etmeseydi sapıtan topluluktan olurdum.”
Seite 164 im Quell-PDF
EN’AM 6:78
Nihayet güneşin doğmakta olduğunu gördüğünde, “benim Rabbim bu, bu daha büyük” dedi. O da batıp gidince şöyle seslendi: “Ortak koştuğunuz şeylerden uzağım ben.”
Seite 165 im Quell-PDF
EN’AM 6:79
“Ben bir hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.”
Seite 165 im Quell-PDF
EN’AM 6:80
Toplumu ona karşı çıkıp kanıt getirmeye kalkıştı. O dedi ki: “Allah hakkında benimle çekişiyor musunuz? Beni doğru yola o iletti. O’na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Rabbimin dilediği dışında hiçbir şey olmaz. Rabbim bilgice herşeyi çepeçevre kuşatmıştır. Hala öğüt almayacak mısınız?”
Seite 165 im Quell-PDF
EN’AM 6:81
“Hem siz, hakkında size hiçbir kanıt inmediği şeyleri Allah’a ortak koştuğunuz halde korkmuyorsunuz da ben, ortak tuttuğunuz şeylerden nasıl korkarım!” Şimdi, eğer biliyorsanız, iki gruptan hangisi güvende olmaya / güvenilmeye daha layıktır?
Seite 165 im Quell-PDF
EN’AM 6:82
İman edip de imanlarını bir zulümle kirletmeyenler var ya, güvende olma / güvenilir olma işte onların hakkıdır; doğruyu ve güzeli yakalayanlar da onlardır.
Seite 165 im Quell-PDF
EN’AM 6:83
İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz kanıtlardır. Dilediklerimizi derece derece yükseltiriz. Senin Rabbin Hakim’dir, Alim’dir.
Seite 165 im Quell-PDF
EN’AM 6:84
Biz ona İshak’ı ve Yakub’u hediye ettik. Hepsini doğruya ve güzele kılavuzladık. Daha önce Nuh’a ve onun soyundan olan Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’e, Yusuf’a, Musa’ya, Harun’a da kılavuzluk etmiştik. Güzel düşünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz biz.
Ey Ali’nin oğulları ve sen ey onların ileri geleni ve zamanlarının imamı olan Musa! Bana böyle ulaştı. Sana sorduğum hiçbir konuda bana Allah’ın Kitabından delilini getirmedikçe seni muaf görmeyeceğim. Siz Ali oğulları Kur’ân’ın hiçbir şeyinin, ne Elifi, ne Lam ve ne Vav’ının sizden gizli kalmadığını, hepsinin tevilini bildiğinizi iddia ediyorsunuz ve siz Allah Teâlâ’nın ‘Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır.’ (En’am, 38) buyurduğu ile delil getirmişsiniz ve âlimlerin görüş ve kıyaslarına ihtiyacınız olmadığını söylemişsiniz.” Ben: “Cevap vermeme müsaade ediyor musun?” dedim. Harun: “Söyle.” dedi. Bunun üzerine şöyle dedim: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. “Onun soyundan Davûd'a, SüleySonra şöyle dedim: “Ey Müminlerin Emîri! İsa’nın babası kimdi?” Harun: “İsa’nın babası yoktu.” dedi.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 366 · Referenz: En’âm, 84-85
EN’AM 6:85
Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas… Hepsi barış için çalışanlardandı.
Ben: “Cevap vermeme müsaade ediyor musun?” dedim. Harun: “Söyle.” dedi. Bunun üzerine şöyle dedim: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. “Onun soyundan Davûd'a, SüleySonra şöyle dedim: “Ey Müminlerin Emîri! İsa’nın babası kimdi?” Harun: “İsa’nın babası yoktu.” dedi. Ben dedim ki: “İsa’yı annesi Meryem aracılığı ile peygamberlerin soyuna bağladık ve biz de aynı şekilde annemiz Fatıma kanalıyla Peygamber’in soyuna bağlandık. Ey müminlerin emiri! Daha fazla söyleyeyim mi?”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 366 · Referenz: En’âm, 84-85
EN’AM 6:86
İsmail, Elyesa’,Yunus ve Lut… Hepsini alemlere üstün kıldık.
Seite 166 im Quell-PDF
EN’AM 6:87
Atalarından, soylarından, kardeşlerinden bir kısmını da… Onları seçtik ve onları dosdoğru bir yola kılavuzladık.
Seite 166 im Quell-PDF
EN’AM 6:88
Allah’ın yol göstermesidir bu. Kullarından dilediğini bununla iletir iyiye ve güzele. Eğer onlar şirke bulaşsalardı yapıp ettikleri kendilerine yararsız hale gelirdi.
Seite 166 im Quell-PDF
EN’AM 6:89
İşte bunlardır kendilerine kitap, hükmetme gücü ve peygamberlik verdiklerimiz. Şimdi şu insanlar bütün bunları inkar ederlerse biz, bunları inkar etmeyecek bir topluluğu onlara vekil ederiz.
Seite 166 im Quell-PDF
EN’AM 6:90
İşte böyleleri, Allah’ın yol gösterdiği kimselerdir. Sen de onların yolunu izle ve şöyle söyle: “Ben şu yaptığıma karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O sadece alemlere bir öğüttür.”
Seite 166 im Quell-PDF
EN’AM 6:91
Allah’ı, büyüklüğüne yaraşır şekilde tanıyamadılar. Çünkü, “Allah, insana hiçbir şey vahyetmemiştir” dediler. De ki: “Musa’nın insanlara bir ışık, bir kılavuz olarak getirdiği Kitap’ı kim indirdi? Siz o Kitap’ı birtakım parşömenler yapıp ortaya sürüyorsunuz, birçoğunu da saklıyorsunuz. Size, sizin de atalarınızın da bilmediği şeyler öğretildi.” “Allah” de, sonra da bırak onları saplandıkları batakta oynayadursunlar.
Seite 166 im Quell-PDF
EN’AM 6:92
Bu da bizim, kentlerin / medeniyetlerin anasını uyarman için indirdiğimiz bir Kitap. Kutsal- bereketli, kendinden öncekini doğrulayıcı. Ahirete inananlar, ona da inanırlar ve onlar namazlarına devam ederler.
Seite 167 im Quell-PDF
EN’AM 6:93
Yalan düzüp Allah’a iftira eden veya kendine birşey vahyedilmediği halde “bana vahyedildi” diyen kişi ile, “Allah’ın ayet indirdiği gibi ben de indireceğim” diyen kimseden daha zalim kim vardır! Bir görsen, o zalimleri ölüm dalgaları içindeyken. Melekler ellerini uzatmış, “çıkarın canlarınızı” diye! Bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız; çünkü Allah’a karşı gerçek dışı şeyler söylüyordunuz ve çünkü O’nun ayetlerine karşı büyüklük taslıyordunuz.
Seite 167 im Quell-PDF
EN’AM 6:94
Andolsun, sizi ilk yarattığımızdaki gibi yapayalnız / teker teker bize geldiniz. Size verip hayaline daldırdığımız şeyleri de sırtlarınızın arkasında bıraktınız. Sizinle ilgili hususlarda ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçılarınızı da yanınızda görmüyoruz. Yemin olsun, koptu aranızdaki tüm bağlar ve uzaklaşıp kayboldu yanınızdan o bir şey sandıklarınız.
Seite 167 im Quell-PDF
EN’AM 6:95
Hiç kuşkusuz Allah’tır daneyi yaran, çekirdeği patlatan. Ölüden diri çıkarır O; diriden ölüyü çıkaran da O’dur. İşte budur Allah! Peki nasıl ters bir yöne çevriliyorsunuz?
Seite 168 im Quell-PDF
EN’AM 6:96
Şafağı yarıp sabahı ortaya çıkaran O’dur. Geceyi dinlenme zamanı yaptı; Güneş’i ve Ay’ı hesap aracı. İşte budur ölçülendirmesi o Aziz’in, o Alim’in.
Seite 168 im Quell-PDF
EN’AM 6:97
Karanın ve denizin karanlıklarında, kendileriyle yol bulmanız için yıldızları hizmetinize veren O’dur. Bilen bir topluluk için ayetleri gerçekten detaylandırmışızdır.
Seite 168 im Quell-PDF
EN’AM 6:98
Sizi birtek canlıdan vücuda getiren O’dur. Bu oluşumda bir karar kılma yeri var, bir de emanet olarak kalma yeri. İyice araştırıp kavrayan bir topluluk için ayetleri biz tam bir biçimde detaylandırdık.
Seite 168 im Quell-PDF
EN’AM 6:99
Size gökten su indiren de O’dur. Biz o suyla herşeyin bitkisini çıkardık. Ondan da bir yeşillik çıkardık. O yeşillikten birbiri üzerine binmiş daneler çıkardık. Hurma ağacının, tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzümlerden bağlar, zeytin, nar çıkardık. Birbirine benzeyeni var, benzemeyeni var. Meyva verdiğinde ve meyvalar olgunlaştığında bir bakın onun ürününe! Bu size gösterilenlerde, iman eden bir topluluk için, çok ibretler vardır.
Seite 168 im Quell-PDF
EN’AM 6:100
Allah’a bir de cinleri / gözle görülmeyen yaratıkları ortak koştular. Oysa ki, onları O yaratmıştır. Bilgisizce O’na oğullar ve kızlar isnat etme saçmalığını gösterdiler. Şanı yücedir O’nun. Onların nitelemelerinin ötesindedir O.
Seite 169 im Quell-PDF
EN’AM 6:101
Gökleri ve yeri yaratıp donatan Bedi’ O’dur. Nasıl çocuğu olur O’nun, kendisinin bir eşi olmadı ki! Herşeyi O yarattı ve herşeyi en iyi şekilde bilen de O’dur.
Seite 169 im Quell-PDF
EN’AM 6:102
Rabbiniz Allah işte budur! İlah yok O’ndan başka. Herşeyin yaratıcısıdır, Haalik’tir O. O’na kulluk / ibadet edin. O herşeye Vekil’dir.
Seite 169 im Quell-PDF
EN’AM 6:103
Gözler onu fark edip kavrayamaz. Oysa ki O, gözleri görür / bilir. O Latif’tir, lütfu çok olduğu halde kendisi görülemez; Habir’dir, herşeyden haberdardır.
Seite 169 im Quell-PDF
EN’AM 6:104
Gerçek şu ki size Rabbinizden gönül gözleri gelmiştir. Kim görürse kendisi yararına, kim körlük ederse kendisi zararına… Ben sizin üzerinize bekçi değilim.
Seite 169 im Quell-PDF
EN’AM 6:105
Ayetleri bu şekilde, çeşitli başlıklarla veriyoruz ki “sen ders aldın” desinler, biz de ilimden nasiplenen bir toplum için onu iyice açıklayalım.
Seite 169 im Quell-PDF
EN’AM 6:106
Rabbinden sana vahyedilene uy. O’ndan başka ilah yoktur. Müşriklerden yüz çevir.
Seite 169 im Quell-PDF
EN’AM 6:107
Allah dileseydi, şirke batmazlardı. Biz seni onlar üzerine bekçi yapmadık. Sen onlara vekil de değilsin.
Seite 170 im Quell-PDF
EN’AM 6:108
Onların Allah dışında dua ettiklerine sövmeyin. Yoksa onlar da düşmanlıkla ve bilgisizce Allah’a söverler. Biz her ümmete yaptığı işi bu şekilde süslü gösterdik. Sonra hepsinin dönüşü Rablerinedir. O, onlara, yapmakta olduklarını haber verecektir.
Seite 170 im Quell-PDF
EN’AM 6:109
Tüm yeminleriyle Allah’a yemin ettiler ki, eğer kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklar. Söyle onlara: “Mucizeler ancak Allah’ın katındadır.” Mucize geldiğinde de iman etmeyeceklerini anlamıyor musunuz?
Seite 170 im Quell-PDF
EN’AM 6:110
Biz onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilk seferinde buna iman etmedikleri gibi bırakırız kendilerini de azgınlıkları içinde körü körüne bocalar dururlar.
Seite 170 im Quell-PDF
EN’AM 6:111
Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler kendileriyle konuşsaydı ve herşeyi toplayıp karşılarına dikseydik, Allah’ın dilemesi dışında, yine de inanmazlardı. Nevarki, çokları cehalet sergiliyorlar.
Seite 170 im Quell-PDF
EN’AM 6:112
İşte böyle, biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Bırak onları, düzdükleri iftiralarla başbaşa kalsınlar;
Seite 170 im Quell-PDF
EN’AM 6:113
Ki ahirete inanmayanların gönülleri ona ısınsın, ondan hoşlansınlar, elde ettikleri şeylere sahip olmaya devam etsinler.
Seite 171 im Quell-PDF
EN’AM 6:114
Allah size Kitap’ı detaylandırmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.
Seite 171 im Quell-PDF
EN’AM 6:115
Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. En iyi işiten, en iyi bilendir O.
Seite 171 im Quell-PDF
EN’AM 6:116
Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Sadece sanıya uyarlar onlar ve sadece saçmalarlar.
Ey Hişam! Sonra Allah çoğunluk ölçüsünü yermiş ve şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarVe buyurmuştur ki: “Onlara andolsun ki, gökleri ve yeri Ve buyurmuştur ki: “Andolsun ki onlara, kim yağdırır gökEy Hişam! Sonra Allah, azınlığı övmüş ve şöyle buyurmuştur: “…Kullarımdan pek azı şükreder.”(5) Ve buyurmuştur ki: “Bunlar da ne kadar az!”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 373 · Referenz: En’am, 116
EN’AM 6:117
Kendi yolundan kimin saptığını en iyi senin Rabbin bilir. Hidayete ermiş olanları en iyi bilen de O’dur.
Seite 171 im Quell-PDF
EN’AM 6:118
O halde, O’nun ayetlerine inanıyorsanız, üzerine Allah’ın adı anılmış olanlardan yiyin.
Seite 171 im Quell-PDF
EN’AM 6:119
Size ne oluyor da üzerine Allah’ın adı anılmış olanlardan yemiyorsunuz? Zorda kalışınız dışında üzerinize haram kıldığını bizzat kendisi size detyalı bir biçimde açıklamıştır. Birçokları ilimsiz bir biçimde kendi keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin sınır tanımaz azgınları çok iyi bilmektedir.
Seite 171 im Quell-PDF
EN’AM 6:120
Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Günah kazananlar yapıp ettiklerinin karşılığını yakında göreceklerdir.
Seite 172 im Quell-PDF
EN’AM 6:121
Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin. Böyle birşey tam bir yoldan çıkıştır. Şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için gizlice telkinde bulunurlar. Onlara boyun eğerseniz siz de müşriklerden oldunuz demektir.
Seite 172 im Quell-PDF
EN’AM 6:122
Bir ölü iken kendisine hayat verdiğimiz, insanlar içinde yürümesi için kendisine ışık sunduğumuz kişinin durumu, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamayan kişininki gibi olur mu? İşte böyle! Küfre sapanlara, yapmakta oldukları süslü-püslü gösterilmiştir.
Seite 172 im Quell-PDF
EN’AM 6:123
Biz bu şekilde her kentte / her medeniyette kodamanları, o kent ve medeniyetin suçluları yaptık ki, orada oyunlar tezgahlayıp tuzaklar kursunlar. Aslında onlar öz benliklerinden başkasına oyun oynamıyorlar ama farkında değiller.
Seite 172 im Quell-PDF
EN’AM 6:124
Onlara bir ayet geldiğinde şöyle demişlerdir: “Allah resullerine verilenin tıpkısını bize de verilmedikçe asla inanmayacağız.” Allah resullük görevini nereye sunacağını daha iyi bilir. Suç işleyenlere, oynadıkları oyunlar yüzünden Allah katında bir küçüklük ve şiddetli bir azap öngörülmüştür.
Seite 172 im Quell-PDF
EN’AM 6:125
Allah, iyiye ve güzele götürmek istediğinin göğsünü İslam’a açar. Saptırmak dilediğinin de göğsünü öylesine daraltıp tıkar ki, o, göğe yükseliyormuş gibi olur. Allah, iman etmeyenler üzerine pisliği işte böyle atıverir.
Seite 173 im Quell-PDF
EN’AM 6:126
Rabbinin yolu işte budur, dosdoğru, kıvamında… Biz öğüt alan bir topluluğa ayetleri detaylı bir biçimde açıkladık.
Seite 173 im Quell-PDF
EN’AM 6:127
Rableri katındaki huzur ve esenlik yurdu onlarındır. İşler oldukları ameller yüzünden O, onların Veli’si oluvermiştir.
Seite 173 im Quell-PDF
EN’AM 6:128
Gün olur şöyle diyerek onları huzurunda toplar: “Ey cinler / görünmez varlıklar topluluğu! Şu insanlara gerçekten çok ettiniz.” Onların insanlardan olan dostları şöyle derler: “Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlanmıştı. Bizim için belirlediğin sürenin sonuna geldik.” Buyurur ki: “Barınağınız ateştir. Dilediğim zamanlar hariç orada süreklisiniz.” Senin Rabbin Hakim’dir, Alim’dir.
Seite 173 im Quell-PDF
EN’AM 6:129
İşte biz, zalimlerin bir kısmını bir kısmına, kazanır oldukları şeyler yüzünden bu şekilde dost ederiz / musallat ederiz.
Seite 174 im Quell-PDF
EN’AM 6:130
Ey cinler ve insanlar topluluğu! İçinizden, size ayetlerimi anlatan ve şu gününüzle yüzyüze geleceğiniz hususunda sizi uyaran resuller gelmedi mi?” “Kendi aleyhimize tanıklık ettik.” dediler. İğreti hayat onları aldattı da küfre saptıklarına ilişkin öz benlikleri aleyhinde tanıklık ettiler.
Seite 174 im Quell-PDF
EN’AM 6:131
Sebep şudur: Rabbin, halkı habersiz bir haldeyken kentleri helak edici değildir.
Seite 174 im Quell-PDF
EN’AM 6:132
Herbirinin, yapıp ettiklerinden kaynaklanan dereceleri vardır. Rabbin onların işlediklerinden gafil değildir.
Seite 174 im Quell-PDF
EN’AM 6:133
Senin o Gani Rabbin rahmet sahibidir. Dilerse sizi ortadan kaldırır ve sizi bir başka topluluğun soyundan vücuda getirdiği gibi, ardınızdan da dilediğini sizin yerinize getirir.
Seite 174 im Quell-PDF
EN’AM 6:134
Size vaat edilen şeyler kesinlikle meydana gelecektir. Siz engel olamazsınız.
Seite 174 im Quell-PDF
EN’AM 6:135
Ey toplumum! Yapabileceğinizi yapın. Ben de yapıp ediyorum. Yakında yurdun sonunun kime ait olacağını bileceksiniz. Gerçek olan şu ki, zalimler kurtulamayacaktır.
Seite 174 im Quell-PDF
EN’AM 6:136
Kendi yarattığı ekinden ve hayvanlardan Allah’a bir pay ayırdılar da kendi zanlarınca şöyle dediler: Bu Allah için, bu da ortaklarımız için.” Ortakları için olan Allah’a ulaşmaz. Ama Allah için olan, ortaklarına ulaşıyor. Ne kötü hüküm veriyorlar!
Seite 174 im Quell-PDF
EN’AM 6:137
Aynen bunun gibi, müşriklerden birçoğuna, Allah’a ortak koştukları putlar öz evlatlarını öldürmeyi güzel göstermiştir ki, hem onları yok etsinler hem de dinlerini karmakarışık hale getirsinler. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları, düzdükleri iftiralarla başbaşa bırak.
Seite 175 im Quell-PDF
EN’AM 6:138
Kendi kuruntularına uygun olarak şöyle dediler: “Şunlar, dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir. Bizim dilediğimizden başkası yiyemez bunları.” Hayvanlar var, sırtlarına binmek yasaklanmış; bir kısım hayvanları da Allah’a iftira ederek üzerlerine Allah’ın adını anmadan boğazlarlar. Allah onları düzdükleri iftiralar yüzünden cezalandıracaktır.
Seite 175 im Quell-PDF
EN’AM 6:139
Şunu da söylediler: “Şu hayvanların karınlarındakiler erkeklerimize özgülenmiştir. Kadınlarımıza haramdır. Yavru ölü doğarsa kadın-erkek hepsi onda hak sahibidir.” Bu nitelendirmeleri yüzünden Allah cezalarını verecektir. Hakim’dir O, Alim’dir.
Seite 175 im Quell-PDF
EN’AM 6:140
İlimsizlik yüzünden öz evlatlarını beyinsizce katledenler, Allah’a iftira ederek, Allah’ın kendilerine verdiği rızıkları haramlaştıranlar hüsrana uğramışlardır, sapıtmışlardır; hiçbir zaman doğruyu ve güzeli bulamazlar.
Seite 175 im Quell-PDF
EN’AM 6:141
Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, sebzeleri, zeytinleri, narları, birbirine benzer ve benzemez biçimlerde oluşturan O’dur. Herbirinin meyvasından olgunlaştığı zaman yiyin ve hasat gününde onun hakkını da verin. İsraf etmeyin, Allah israf edenleri sevmez.
Seite 176 im Quell-PDF
EN’AM 6:142
Hayvanlardan yük taşıyanı da sergi yapılanı da yaratan yine O’dur. Allah’ın size verdiği rızıklardan yiyin, şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o sizin için açık bir düşmandır.
Seite 176 im Quell-PDF
EN’AM 6:143
Sekiz çift: Koyundan iki, keçiden de iki. De ki: “İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerinin kuşattığını mı? Eğer doğru sözlü iseniz bana ilimle haber verin.”
Seite 176 im Quell-PDF
EN’AM 6:144
Ve deveden iki, sığırdan iki. De ki: “İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi yoksa iki dişinin rahimlerince kuşatılanı mı? Yoksa Allah size bunu önerirken siz de tanıklık mı ediyordunuz?” İlim dışı bir şekilde insanları şaşırtmak için yalan düzüp Allah’a iftira edenden daha zalim kim olabilir? Allah, zulme sapan bir topluluğa kılavuzluk etmiyor.
Seite 176 im Quell-PDF
EN’AM 6:145
De ki: “Bana vahyolunanlar içinde, bu haram dediklerinizi yiyecek birine yasaklanmış birşey bulamıyorum. Yalnız şunlardan biri olursa başka: leş, akıtılmış kan, domuz eti –ki o bir pisliktir- Allah’tan başkası adına boğazlanmış bir murdar.” Iztırar haline düşen, başkasının hakkına dokunmamak, zorunluluk sınırını da aşmamak şartıyla bunlardan yiyebilir. Çünkü senin Rabbin çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
Seite 176 im Quell-PDF
EN’AM 6:146
Yahudilere tüm tırnaklı hayvanları haram kıldık. Onlara ayrıca sığır ve koyunun yağlarını da haram kıldık. Sığır ve koyunun sırtlarının ve bağırsaklarının taşıdığı yağlarla, kemiklerle karışan yağlar bunun dışındadır. Bunu onlara azgınlıkları yüzünden bir ceza olarak yaptık. Biz elbette sözünde duranlarız.
Seite 177 im Quell-PDF
EN’AM 6:147
Artık seni yalanlarlarsa şunu söyle: “Rabbiniz çok geniş bir rahmetin sahibidir. Ancak O’nun azabı günaha batmışlar topluluğundan uzak tutulamaz.”
Seite 177 im Quell-PDF
EN’AM 6:148
Şirke batanlar şöyle diyecekler: “Allah dileseydi, ne biz şirke sapardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi haram da yapmazdık.” Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar bu şekilde yalanlamışlardı. De ki: “Yanınızda, önümüze çıkaracağınız bir ilminiz var mı? Zandan başka birşeye uymuyorsunuz. Sadece saçmalıyorsunuz siz.”
Seite 177 im Quell-PDF
EN’AM 6:149
En mükemmel kanıt Allah’ındır. O dileseydi hepinizi toptan doğru yola iletirdi.
Seite 177 im Quell-PDF
EN’AM 6:150
Şunu da söyle: “Allah şunu haram etmiştir diye tanıklık edip duran şahitlerinizi getirin.” Eğer tanıklık ederlerse sakın onlarla birlikte tanıklık etme. Ayetlerimizi yalanlayanlarla ahirete inanmayanların keyifleri ardınca gitme. Onlar, kendi Rablerine başkalarını denk tutuyorlar.
Seite 178 im Quell-PDF
EN’AM 6:151
De ki onlara: “Hadi gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını yüzünüze karşı okuyayım: Hiçbir şeyi O’na ortak koşmayın. Ana-babaya çok iyi davranın. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; biz sizi de onları da rızıklandırırız. Kötülüklerin görünenine de gizli kalanına da yaklaşmayın. Allah’ın saygın ve aziz kıldığı cana, bir hakkı savunmak dışında kıymayın. Allah size bunları önerdi ki, aklınızı işletebilesiniz.”
“De ki: Gelin Rabbiniz size neleri haram etti, ben okuyup anlatayım: Sakın O’na hiçbir şeyi eş ve ortak saymayın, ana-babaya iyilik edin, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de ancak biz rızıklandırırız, onlara da ve açığa çıkan kötülüklere de, gizli kalan kötülüklere de yaklaşmayın ve Allah’ın yasakladığı cana, haksız yere kıymayın. İşte aklınızı başınıza alasınız diye size bunları emretmiştir O.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 371 · Referenz: En’am, 151
EN’AM 6:152
“Yetimin malına yaklaşmayın. Ancak rüştüne erişinceye kadar en güzel yolla ilgilenme hali müstesna. Ölçme ve tartmayı tam bir dürüstlükle yerine getirin. Hiç kimseye yaratılış kapasitesinin üstünde yükümlülük getirmiyoruz. Konuştuğunuz zaman, yakınlarınız aleyhine de olsa, adaleti gözetin. Ve Allah’a verdiğiniz söze sadık kalın. Düşünüp öğüt alasınız diye O size bunları önerdi.
Seite 178 im Quell-PDF
EN’AM 6:153
Bu benim dosdoğru yolumdur, onu izleyin, başka yolları izlemeyin ki, sizi O’nun yolundan ayırıp parçalara bölmesinler. Sakınıp korunasınız diye O bunu önermiştir size.
Seite 179 im Quell-PDF
EN’AM 6:154
Sonra güzel davrananlara nimetimizi tamamlamak, herşeyi detaylandırmak, bir kılavuz ve rahmet olmak üzere Musa’ya o Kitap’ı verdik ki onlar Rablerine kavuşacaklarına inanabilsinler.
Seite 179 im Quell-PDF
EN’AM 6:155
Bu da bizim indirdiğimiz bir kitaptır. Kutsal ve bereketli. Artık ona uyun ve korunun ki size rahmet edilebilsin.
Seite 179 im Quell-PDF
EN’AM 6:156
“Kitap, bizden önceki iki topluluğa indirildi. Biz onu okuyup araştırmaktan gerçekten habersizdik.” demeyesiniz.
Seite 179 im Quell-PDF
EN’AM 6:157
Şunu da söylemeyesiniz: “Eğer bize Kitap indirilmiş olsaydı, onlardan daha doğru yürüyüşlü olurduk.” Artık size de Rabbinizden bir beyyine, bir kılavuz ve bir rahmet gelmiş bulunuyor. Allah’ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalim kim var? Ayetlerimize sırt dönenleri, yüz çevirmeleri yüzünden azabın en acıklısıyla cezalandıracağız.
Seite 179 im Quell-PDF
EN’AM 6:158
Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, Rabbinin gelmesini mi, yoksa Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi? Rabbinin bazı mucizeleri geldiği gün, daha önce iman etmemiş yahut imanında bir hayır sahibi olamamış kişiye imanı hiçbir yarar sağlamayacaktır. De ki: “Bekleyin! Doğrusu biz de bekliyoruz.”
Seite 179 im Quell-PDF
EN’AM 6:159
Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir.
Seite 180 im Quell-PDF
EN’AM 6:160
Kim bir güzellikle gelirse ona, getirdiğinin on katı var. Kötülükle gelene ise yaptığı kadarından fazla ceza verilmez. Onlar, haksızlığa uğratılmayacaklardır.
Ama bizim akidemiz şöyledir: Allah Teâlâ kulları, onlara verdiği güçten dolayı kendi amel ve fiillerine göre cezalandırmakta ve aynı güçle de onlara emir ve nehiyde bulunmaktadır. Kur’ân'da şöyle buyrulmaktadır: "Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim de bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa da uğratılmazlar."(1) "O gün bir gündür ki herkes, yaptığı her hayrı hazır bir hâlde karşısında bulacak, işlediği kötülükle de kendisi arasında pek uzun bir mesafe olmasını arzulayacak. Allah, sizi kendisiyle sakındırır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 349 · Referenz: En’âm, 160
EN’AM 6:161
De ki: “Beni, dosdoğru yola Rabbim iletmiştir. Güçlü, pürüzsüz bir dine, hanif olan İbrahim’in dinine. Müşriklerden değildi o.”
Seite 180 im Quell-PDF
EN’AM 6:162
De ki: “Benim namazım, ibadetlerim / kurbanlarım, hayatım, ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir.”
Seite 180 im Quell-PDF
EN’AM 6:163
“Ortağı yoktur O’nun. Bununla emrolundum ben. Ve Müslümanların ilkiyim ben.”
Seite 180 im Quell-PDF
EN’AM 6:164
Şunu da söyle: “Allah herşeyin Rabbi iken O’ndan başka rab mı arayayım? Her benliğin kazandığı kendi üstünde kalır. Hiçbir günahkar bir başka günahkarın yükünü taşımaz. Nihayet dönüşünüz Rabbinizedir. Tartışmaya girdiğiniz şeyleri O size haber verecektir.”
Seite 180 im Quell-PDF
EN’AM 6:165
Sizi yeryüzünde halifeler yapan O’dur. Verdiği nimetlerle sizi denemek için kiminizi kiminiz üzerine derecelerle yükseltmiştir. Rabbin ceza verdiğinde çok süratli verir. Ama O, gerçekten çok affedici, çok merhametlidir.
Seite 180 im Quell-PDF
7. A’RAF 206 Ayet
A’RAF 7:1
Elif, Lam, Mim, Sad.
Seite 181 im Quell-PDF
A’RAF 7:2
Bir kitaptır bu; sana indirildi, onunla uyarıda bulunasın diye ve inananlar için bir öğüt ve düşündürme olarak… O halde, bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
Seite 181 im Quell-PDF
A’RAF 7:3
Rabbinizden size indirilene uyun; O’ndan başka dostların ardına düşmeyin. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Seite 181 im Quell-PDF
A’RAF 7:4
Nice yurtları ve medeniyetleri yere batırdık biz. Öyle ki, geceleyin yahut öğlen uykusu uyumakta oldukları bir sırada azabımız tepelerine iniverdi.
Seite 181 im Quell-PDF
A’RAF 7:5
Azabımız onlara gelip çattığında, yaptıkları, şu çığlığı yükseltmekten başka bir şey olmamıştır: Biz gerçekten zalimlerdik.
Seite 181 im Quell-PDF
A’RAF 7:6
Yemin olsun, biz kendilerine elçi gönderilenleri hesaba çekeceğiz; gönderilen elçileri de mutlaka hesaba çekeceğiz.
Seite 181 im Quell-PDF
A’RAF 7:7
Onlara bir ilmin tanıklığında bütün serüveni mutlaka anlatacağız. Biz olup bitenlerden habersiz değildik.
Seite 182 im Quell-PDF
A’RAF 7:8
O gün, iyi ve kötüyü ayıran ölçü haktır. Artık kimin ölçülüp tartılacak şeyleri ağır basarsa kurtuluşa erenler onlar olacaktır.
Seite 182 im Quell-PDF
A’RAF 7:9
Ölçülüp tartılacak şeyleri hafif kalanlara gelince, işte onlar, ayetlerimize karşı zalimce davranışlar sergilemiş oldukları için, öz benliklerini hüsrana itmiş olacaklar.
Seite 182 im Quell-PDF
A’RAF 7:10
Andolsun, sizi yeryüzünde yerleştirdik ve sizin için orada, geçiminize yarayacak nimet ve imkanlara vücut verdik. Ne de az şükrediyorsunuz!
Seite 182 im Quell-PDF
A’RAF 7:11
Andolsun, ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.
Seite 182 im Quell-PDF
A’RAF 7:12
Allah buyurdu: “Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?” İblis dedi: “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.”
Seite 182 im Quell-PDF
A’RAF 7:13
Buyurdu: “O halde in oradan. Senin haddine mi orada büyüklük taslamak! Hadi çık! Sen alçaklardansın.”
Seite 182 im Quell-PDF
A’RAF 7:14
Dedi: “İnsanların diriltileceği güne kadar bana süre ver.”
Seite 182 im Quell-PDF
A’RAF 7:15
Buyurdu: “Süre verilenlerdensin.”
Seite 182 im Quell-PDF
A’RAF 7:16
Dedi: “Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım.”
Allah buyurdu: “Çık oradan. Yenilmiş ve kovulmuş olarak. Onlardan sana uyan olursa yemin olsun ki cehennemi tamamen sizden dolduracağım.”
Seite 183 im Quell-PDF
A’RAF 7:19
“Ey Adem! Sen ve eşin cennette oturun, dilediğiniz yerden yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz.”
Seite 183 im Quell-PDF
A’RAF 7:20
Derken şeytan kendilerinden gizlenmiş çirkin yerlerini onlara açmak için ikisine de vesvese verdi. Dedi: “Rabbinizin sizi şu ağaçtan uzak tutması, iki melek olmayasınız yahut ölümsüzler arasına katılmayasınız diyedir.”
Seite 183 im Quell-PDF
A’RAF 7:21
Ve onlara, “ben size öğüt verenlerdenim” diye yemin de etti.
Seite 183 im Quell-PDF
A’RAF 7:22
Nihayet onları kandırarak aşağı çekti. O ikisi ağaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı. Bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara seslendi: “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı, ben size, şeytan sizin için açık bir düşmandır demedim mi?”
Seite 183 im Quell-PDF
A’RAF 7:23
“Ey Rabbimiz, dediler, öz benliklerimize zulmettik. Eğer bizi affetmez, bize acımazsan elbette ki hüsrana uğrayanlardan olacağız.”
Seite 184 im Quell-PDF
A’RAF 7:24
Buyurdu: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadar mekan tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür.”
Seite 184 im Quell-PDF
A’RAF 7:25
Buyurdu: “Orada hayat bulacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız.”
Seite 184 im Quell-PDF
A’RAF 7:26
Ey Ademoğulları! Size, çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik. Ama takva giysisi en hayırlısıdır. İşte bu, Allah’ın ayetlerindendir. Düşünüp öğüt almaları umuluyor.
Seite 184 im Quell-PDF
A’RAF 7:27
Ey Ademoğulları! Şeytan, ana-babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, size de bir fitne musallat etmesin. Çünkü o ve kabilesi sizi, onları göremeyeceğiniz yerden görürler. Biz o şeytanları inanmayanlara dostlar yaptık.
Seite 184 im Quell-PDF
A’RAF 7:28
Bir iğrençlik yaptıklarında şöyle derler: “Atalarımızı bu hal üzere bulmuştuk. Yani Allah emretti bize bunu.” De ki: “Allah, edepsizliği / iğrençliği emretmez. Allah hakkında, bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
Seite 184 im Quell-PDF
A’RAF 7:29
Şunu da söyle: “Rabbim bana adaleti emretti. Her mescitte yüzlerinizi O’na doğrultun. Dini yalnız O’na özgüleyerek, O’na yakarın. Tıpkı sizi ilk yarattığı gibi O’na döneceksiniz.”
Seite 184 im Quell-PDF
A’RAF 7:30
Bir kısmını iyiye ve güzele kılavuzladı, bir kısmının üzerine de sapıklık hak oldu. Onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar.
Seite 185 im Quell-PDF
A’RAF 7:31
Ey Ademoğulları! Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuşanın. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.
İbadet İçin Güzel Elbise Giymek İmam Hasan (a.s) namaza durduğu zaman en iyi elbisesini giyerdi. “Ey Resulullah’ın (s.a.a) oğlu! Neden en iyi elbisenizi giyiyorsunuz?” diye sordukları zaman şöyle buyuruyordu: Allah Teâlâ güzeldir ve güzelliği sever. Ben Rabbim için kendimi süsleyip güzelleştiriyorum. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ey Âdemoğulları, her mesci(de gidişiniz)de süs(lü, güzel giysiler)inizi alın.”(1) Bu nedenle ben de en iyi elbisemi giymek istiyorum.(2) Abdest Alırken Diğerlerinden Yardım Almak Hasan b. Ali el-Veşşa şöyle demektedir: İmam Rıza’nın (a.s) huzuruna çıktım; İmam’ın (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 384 · Referenz: A’raf, 31
A’RAF 7:32
De ki: “Allah’ın, kulları için çıkardığı süsü, güzel ve tatlı rızıkları kim haram etmiş?” De ki: “İnananlar için, dünya hayatında da var onlar. Kıyamet gününde ise yalnız inananlar içindirler.” Bilen bir topluluk için biz, ayetleri böyle detaylandırırız.
var ki, insanların sevgilisidir.” dedim. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: Kendisi peygamber olduğu gibi, peygamberin oğlu da olan Hz. Yusuf’un (a.s), altın dokumalı ipek karışımlı cübbe giydiğini ve Firavun oğullarının oturduğu yerde oturup hükümet sürdüğünü bilmiyor musun? İnsanların onun elbisesine değil, adaletine ihtiyaçları vardı. İmam’dan sadece şu isteniyor: Konuşunca doğruyu söylemesi, bir vaatte bulunduğunda ona uyması ve hükmedince de adaletli olması. Allah, helal yiyecek ve içecekleri haram etmemiştir; ister az olsun ister çok sadece haramları haram kılmıştır. Allah Teâlâ: “De ki: Allah'ın, kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim haram etti?”(1) buyurmuştur.(2) Guluv İle Mücadele Şüphesiz hakka yönelme ve hakkı izlemek, hak karşısında teslim olmayı gerektirmektedir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 378 · Referenz: A’raf, 32
A’RAF 7:33
De ki: “Rabbim, ancak şunları haram kıldı: İğrençlikleri –görünenini, gizli olanını- günahı, haksız yere saldırmayı, hakkında hiçbir kanıt indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmayı, bir de Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemeyi.”
Seite 185 im Quell-PDF
A’RAF 7:34
Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır. Süreleri dolunca ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçerler.
Seite 185 im Quell-PDF
A’RAF 7:35
Ey Ademoğulları! İçinizden size ayetlerimi yüzünüze karşı anlatan resuller geldiğinde, korunup hallerini düzeltenlere hiçbir korku dokunmayacaktır. Onlar tasalanmayacaklardır da.
Seite 186 im Quell-PDF
A’RAF 7:36
Ayetlerimizi yalanlayıp onlar karşısında burun kıvıranlara gelince, bunlar ateşin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır onun içinde.
Seite 186 im Quell-PDF
A’RAF 7:37
Yalan düzerek Allah’a iftira eden yahut O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? İşte bunların Kitap’tan nasipleri kendilerine ulaşır, nihayet elçilerimiz onlara gelip canlarını alırken şöyle derler: “Allah dışındaki yakardıklarınız nerede?” Şu cevabı verirler: “Bizden uzaklaşıp kayboldular.” Böylece, öz benlikleri aleyhine kendilerinin kafir olduğuna tanıklık ettiler.
Seite 186 im Quell-PDF
A’RAF 7:38
Allah buyurdu: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan topluluklarıyla içiçe, girin bakalım ateşe.” Her ümmet girdiğinde, yoldaşına / kızkardeşine lanet eder. Nihayet, hepsi orada biraraya gelince, sonrakiler öncekiler için şöyle derler: “Rabbimiz! Bizi bunlar saptırdılar. Ateş azabını bunlara bir kat daha fazla ver.” Allah buyurur: “Herbiri için bir kat fazlası var, fakat siz bilmezsiniz.”
Seite 186 im Quell-PDF
A’RAF 7:39
Öncekiler de sonrakiler için şöyle konuşurlar: “Artık sizin, bizim üzerimizde bir üstünlüğünüz yok. O halde kazandıklarınıza karşılık azabı tadın.”
Seite 187 im Quell-PDF
A’RAF 7:40
Ayetlerimizi yalanlayan ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya, gök kapıları açılmayacaktır onlar için ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir onlar. Suçluları böyle cezalandırırız biz.
Seite 187 im Quell-PDF
A’RAF 7:41
Onlar için cehennemden bir döşek ve üstlerinde örtüler vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız biz.
Seite 187 im Quell-PDF
A’RAF 7:42
İman edip barışa / hayra yönelik işler yapanlar –ki biz, her benliğe ancak yaratılış kapasitesi ölçüsünde görev yükleriz- ise cennetin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır orada.
Seite 187 im Quell-PDF
A’RAF 7:43
Göğüslerinde kinden ne varsa söküp atmışızdır. Şöyle derler: “Hamd olsun bizi buraya ulaştıran Allah’a. Eğer Allah bize kılavuzluk etmeseydi, biz buraya ulaşamazdık. Andolsun ki, Rabbimizin resulleri gerçeği getirmişler.” Şöyle seslenilir: “İşte size, yaptıklarınıza karşılık mirasçı kılındığınız cennet.”
Seite 187 im Quell-PDF
A’RAF 7:44
Cennet halkı ateş halkına şöyle seslenir: “Biz, Rabbimizin bize vaat ettiğini gerçek bulduk. Peki siz, Rabbinizin size vaat ettiğini gerçek buldunuz mu?” Onlar, “evet” derler. Aralarından bir duyurucu şunu ilan eder: “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.”
Seite 187 im Quell-PDF
A’RAF 7:45
Onlar ki, Allah’ın yolundan geri çevirip yolun eğri-büğrüsünü isterler. Onlar ahireti de inkar edenlerdir.
Seite 188 im Quell-PDF
A’RAF 7:46
İki taraf arasında bir perde, A’raf üzerinde de herkesi yüzlerinden tanıyan erler vardır. Cennet halkı, özleyip durdukları halde henüz ona girmemiş olanlara şöyle seslenirler: “Selam size!”
Seite 188 im Quell-PDF
A’RAF 7:47
Gözleri ateş halkı tarafına çevrildiğinde de şöyle yakardılar: “Ey Rabbimiz, bizleri, zalimler topluluğuyla birleştirme.”
Seite 188 im Quell-PDF
A’RAF 7:48
A’raf halkı, yüzlerinden tanıdıkları bazı erkeklere seslenip şöyle derler: “Ne bir araya gelmeniz ne de büyüklük taslamanız size hiçbir yarar sağlamadı.”
Seite 188 im Quell-PDF
A’RAF 7:49
“Şunlar mıydı o, ‘Allah kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyecek’ diye yemin ettikleriniz?” “Ey cennetliler! Siz de girin cennete. Ne bir korku var size ne de kederleneceksiniz.”
Seite 188 im Quell-PDF
A’RAF 7:50
Ateş halkı cennet halkına seslenir: “Şu sudan yahut Allah’ın size sunduğu rızıklardan biraz da bize akıtın.” Şu cevabı verirler: “Allah, o ikisini de küfre sapanlara haram kılmıştır.”
Seite 188 im Quell-PDF
A’RAF 7:51
Onlar kendi dinlerini eğlence ve oyun haline getirdiler, iğreti hayat onları aldattı. Onlar bugüne kavuşacaklarını unutmuşlardı. Ayetlerimize karşı direniyorlardı. Bugün de biz onları unutuyoruz.
Seite 188 im Quell-PDF
A’RAF 7:52
Yemin olsun ki biz onlara, ilme uygun biçimde, fasıl fasıl detaylandırdığımız bir Kitap getirdik. İnanan bir topluluk için bir kılavuz, bir rahmetti o.
Seite 189 im Quell-PDF
A’RAF 7:53
Onun yalnız tevilini gözetirler. Onun tevili geldiği gün, daha önce onu unutanlar şöyle derler: “İnan olsun, Rabbimizin resulleri gerçeği getirmişler. Acaba bizim için şefaatçılar var mı ki, bize şefaat etsinler; yahut daha önce yaptıklarımızdan başkasını yapalım diye geri gönderilebilir miyiz?” Öz benliklerini hüsrana ittiler. İftiralarına alet ettikleri onlardan uzaklaşıp kayboldu.
Seite 189 im Quell-PDF
A’RAF 7:54
Rabbiniz o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmış, sonra da arş üzerinde egemenlik kurmuştur. Geceyi gündüze bürüyüp örter. O bunu, bu da onu aralıksız ve titiz bir biçimde kovalar durur. Güneş, Ay, yıldızlar O’nun emrine boyun eğmiş. Gözünüzü açın; yaratış da O’nundur, emir veriş de. Alemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir.
Seite 189 im Quell-PDF
A’RAF 7:55
Rabbinize, boyun bükerek, gizlice / ürpererek yakarın. O, haddi aşanları / azmışları sevmez.
Seite 189 im Quell-PDF
A’RAF 7:56
Yeryüzünde, orası barışa kavuştuktan sonra bozgun çıkarmayın. Ürpererek ve ümit ederek dua edin O’na. Hiç kuşkusuz, Allah’ın rahmeti güzel düşünüp güzel iş yapanlara çok yakındır.
Seite 189 im Quell-PDF
A’RAF 7:57
Rüzgarları, rahmetinin önünden müjdeci gönderen O’dur. Nihayet onlar, yüklerle ağırlaşmış bulutları yüklenince onu ölü bir beldeye göndeririz; onunla su indiririz de o suyla her türlü meyvayı çıkarırız. Düşünüp ibret almanız umuluyor.
Seite 190 im Quell-PDF
A’RAF 7:58
Güzel ve temiz beldenin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar. Pis ve çorak beldeden ise zararlı bitkiden başkası çıkmaz. Şükreden bir topluluk için ayetleri işte böyle çeşitli şekillerde sunuyoruz biz.
Seite 190 im Quell-PDF
A’RAF 7:59
Andolsun ki biz, Nuh’u toplumuna gönderdik de o şöyle dedi: “Ey toplumum! Allah’a kulluk ve ibadet edin. Sizin ondan başka tanrınız yok. Üstünüze çok büyük bir azabın inmesinden korkuyorum.”
Seite 190 im Quell-PDF
A’RAF 7:60
Toplumunun kodamanları dediler ki: “Vallahi biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz.”
Seite 190 im Quell-PDF
A’RAF 7:61
Nuh dedi: “Ey toplumum! Sapıklık falan yok bende. Tam aksine ben, alemlerin Rabbi’nden bir resulüm.”
“Korunmanız, rahmet bulmanız için sizi uyarmak üzere bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir öğüt gelmesine şaştınız mı?”
Seite 190 im Quell-PDF
A’RAF 7:64
Onu yalanladılar. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri gemi içinde kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları boğduk. Gözleri görmez bir topluluktu onlar.
Seite 191 im Quell-PDF
A’RAF 7:65
Ad’a da kardeşleri Hud’u gönderdik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yok. Hala sakınmıyor musunuz?”
Seite 191 im Quell-PDF
A’RAF 7:66
Toplumunun inkarcı kodamanları dediler ki: “Biz seni bir beyinsizliğe düşmüş görüyoruz ve kesinlikle yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.”
Seite 191 im Quell-PDF
A’RAF 7:67
Hud dedi: “Ey toplumum! Bende beyinsizlik yok, ben alemlerin Rabbi’nden bir resulüm.”
Seite 191 im Quell-PDF
A’RAF 7:68
“Rabbimin mesajlarını size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.”
Seite 191 im Quell-PDF
A’RAF 7:69
“Sizi uyarmak için içinizden bir adam aracılığıyla size Rabbinizden bir ihtar gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, O sizi Nuh toplumundan sonra halifeler yaptı ve yaratılışta size daha fazla bir boy-bos verdi. Allah’ın nimetlerini anın ki kurtulabilesiniz.”
Seite 191 im Quell-PDF
A’RAF 7:70
Dediler ki: “Sen, yalnız Allah’a ibadet edelim de atalarımızın kulluk etmekte olduklarını terk edelim diye mi bize geldin? Eğer doğru sözlü isen hadi bizi tehdit ettiğini getir.”
Seite 191 im Quell-PDF
A’RAF 7:71
Hud dedi: “Rabbinizden bir azap ve gazap indi ya! Haklarında Allah’ın hiçbir kanıt indirmediği, sadece atalarınızın ve sizin uydurduğunuz bir takım isimler hakkında mı benimle çekişiyorsunuz? Bekleyin bakalım, sizinle beraber ben de bekleyenlerdenim.”
Seite 191 im Quell-PDF
A’RAF 7:72
Nihayet onu ve beraberindekileri bizden bir rahmetle kurtardık; ayetlerimizi yalanlayanların da kökünü kestik. İnanan kişiler değillerdi onlar.
Seite 192 im Quell-PDF
A’RAF 7:73
Semud’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yok. Size Rabbinizden bir beyyine / açık bir kanıt gelmiştir. İşte şu, Allah’ın devesi. Sizin için bir mucize. Rahat bırakın onu, Allah’ın toprağında otlasın. Kötü bir niyetle dokunmayın ona. Yoksa korkunç bir azap yakalar sizi.”
Seite 192 im Quell-PDF
A’RAF 7:74
“Hatırlayın ki, Allah sizi Ad’dan sonra halifeler yaptı ve yeryüzüne sizi yerleştirdi. O’nun düzlüklerinde saraylar kuruyorsunuz, dağlarını yontup ev yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da fesat çıkararak yeryüzünü berbat etmeyin.”
Seite 192 im Quell-PDF
A’RAF 7:75
Toplumunun kibre saplanmış kodamanları, içlerinden inanıp da baskı altında tutularak ezilenlere şöyle dediler: “Siz Salih’in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” Onlar: “Onun aracılığıyla gönderilene gerçekten inanıyoruz.” dediler.
Seite 192 im Quell-PDF
A’RAF 7:76
Kibre saplananlar şöyle konuştu: “Biz sizin inandığınızı inkar edenleriz.”
Seite 192 im Quell-PDF
A’RAF 7:77
Bu arada dişi deveyi boğazladılar. Ve Rablerinin emrinden dışarı çıkıp şöyle dediler: “Ey Salih! Eğer Allah tarafından gönderilenlerdensen, bizi tehdit ettiğin şeyi önümüze getiriver.”
Seite 193 im Quell-PDF
A’RAF 7:78
Bunun üzerine onları, o şiddetli sarsıntı / o korkunç titreşim yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş bir hale geldiler.
Seite 193 im Quell-PDF
A’RAF 7:79
Nihayet Salih onlardan yüzünü döndürüp şöyle dedi: “Ey toplumum! Andolsun ki, Rabbimin mesajını size tebliğ ettim, size öğüt verdim; ama siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.”
Seite 193 im Quell-PDF
A’RAF 7:80
Ve Lut… Toplumuna şöyle demişti: “Sizden önce alemlerden hiçbirinin yapmadığı bir iğrençliğe mi girişiyorsunuz?”
Seite 193 im Quell-PDF
A’RAF 7:81
“Siz, kadınları bırakıp şehvetiniz yüzünden erkeklere gidiyorsunuz. Doğrusu siz sınır tanımayan bir topluluksunuz.”
Seite 193 im Quell-PDF
A’RAF 7:82
Toplumunun cevabı sadece şunu söylemeleri oldu: “Çıkarın şunları kentimizden. Çünkü onlar, temizlik tutkunu insanlardır.”
Seite 193 im Quell-PDF
A’RAF 7:83
Biz de onu ve ailesini kurtardık. Karısı müstesna. O, yere geçenlerden oldu.
Seite 193 im Quell-PDF
A’RAF 7:84
Üzerlerine bir de yağmur indirdik. Bak nasıl oldu suçluların sonu!
Seite 193 im Quell-PDF
A’RAF 7:85
Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Şöyle dedi: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka ilah yok size. Size Rabbinizden açık bir kanıt gelmiştir. Ölçü ve tartıda dürüst davranın. İnsanların eşyasına el koymaya tenezzül etmeyin. Yeryüzünde, orası barışa kavuştuktan sonra bozgun çıkarmayın. Eğer inanan insanlarsanız bu sizin için daha hayırlıdır.”
Seite 193 im Quell-PDF
A’RAF 7:86
“Her yol üstünde oturup da tehdit savurarak Allah yolundan O’na inananları çevirmeyin. Yolun çarpığını isteyip durmayın. Hatırlayın ki, siz az idiniz, O sizi çoğalttı. Bir bakın, nasılmış bozguncuların sonu!”
Seite 194 im Quell-PDF
A’RAF 7:87
“İçinizden bir grup, benimle gönderilene inanmış, bir başka grup da inanmamışsa, Allah aranızda hükmedinceye kadar sabırlı olun. O, yargıçların en hayırlısıdır.”
Seite 194 im Quell-PDF
A’RAF 7:88
Toplumunun büyüklük taslayan kodamanları dediler ki: “Ey Şuayb! Ya kesinlikle milletimize dönersiniz yahut da seni ve seninle birlikte inananları kentimizden mutlaka çıkarırız.” Dedi ki: “Ya istemiyorsak; zor ve baskıyla mı?”
Seite 194 im Quell-PDF
A’RAF 7:89
“Allah bizi, ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin milletinize dönersek yalan düzüp Allah’a iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah istemediği sürece, sizin milletinize dönmemiz söz konusu edilemez. Rabbimiz bilgice herşeyi kuşatmıştır. Allah’a dayanıp güvendik biz. Ey Rabbimiz! Toplumumuzla bizim aramızda hak ile hükmet. Sen çözüm getirenlerin en hayırlısısın.”
Bunun üzerine o korkunç titreşim / o büyük zelzele onları enseleyiverdi de öz yurtlarında yere çökmüş hale geldiler.
Seite 195 im Quell-PDF
A’RAF 7:92
Şuayb’ı yalanlayanlar sanki o yerde hiç şenlik kurmamışlardı. Şuayb’ı yalanlayanlar hüsrana saplananların ta kendileriydi.
Seite 195 im Quell-PDF
A’RAF 7:93
Şuayb onlardan yüzünü döndürdü de şöyle dedi: “Yemin olsun, ben size Rabbimin mesajlarını ilettim. Size öğüt verdim. Artık küfre batmış bir topluluğa nasıl acırım?”
Seite 195 im Quell-PDF
A’RAF 7:94
Biz bir ülkeye bir peygamber gönderdiğimizde, onun halkını zorluk ve darlıkla mutlaka sıktık ki, sığınıp yakarsınlar.
Seite 195 im Quell-PDF
A’RAF 7:95
Sonra zorluk ve sıkıntının yerine mutluluk ve güzelliği getirmişiz de çoğalmışlar ve şöyle demişlerdir: “Atalarımız da zorluk ve sevinçle yüzyüze gelmişlerdi.” Nihayet biz onları farkında olmadıkları bir sırada ansızın enseleyiverdik.
Seite 195 im Quell-PDF
A’RAF 7:96
O medeniyetlerin halkı inanıp korunsalardı, elbette ki üzerlerine gökten ve yerden bereketler saçardık. Ama yalanladılar, biz de onları kazanır olduklarıyla yakalayıverdik.
Seite 195 im Quell-PDF
A’RAF 7:97
O kentlerin halkı, uyudukları bir sırada, şiddetimizin bir gece kendilerine gelmeyeceğinden emin mi idiler?
Seite 196 im Quell-PDF
A’RAF 7:98
Yoksa o kentler halkının, bir kuşluk vakti oynayıp eğlenirken azabımızın yakalarına yapışmayacağına ilişkin bir garantileri mi vardı?
Tüm bu olanlar, eski sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olanlara şunu göstermedi mi: Dilersek onları günahları yüzünden belaya çarptırırız, kalpleri üzerine mühür basarız da artık söz dinleyemez olurlar.
Seite 196 im Quell-PDF
A’RAF 7:101
İşte o kentler / medeniyetler! Haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz sana. Andolsun, resulleri onlara açık-seçik deliller getirmişti. Ama daha önce yalanlamış oldukları için inanamadılar. Küfre sapanların kalplerini Allah işte böyle mühürler.
Seite 196 im Quell-PDF
A’RAF 7:102
Onların çoğunda ahde vefadan eser bulmadık. Onların çoğunu yoldan iyice çıkmış halde bulduk.
Seite 196 im Quell-PDF
A’RAF 7:103
Onların ardından Musa’yı, ayetlerimizle Firavun’a ve kodamanlarına gönderdik de ayetlerimiz karşısında zalimce davrandılar. Bir bak, nasıl olmuştur bozguncuların sonu!
Seite 196 im Quell-PDF
A’RAF 7:104
Musa dedi ki: “Ey Firavun! Kuşkun olmasın ki ben, alemlerin Rabbi’nin bir resulüyüm.”
Seite 197 im Quell-PDF
A’RAF 7:105
“Allah hakkında gerçek dışında birşey söylememek benim üzerinde bir varoluş borcudur. Ben size Rabbinizden bir beyyine getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.”
Seite 197 im Quell-PDF
A’RAF 7:106
Firavun dedi: “Bir mucize getirdinse, doğru sözlülerden isen onu ortaya çıkar.”
Seite 197 im Quell-PDF
A’RAF 7:107
Bunun üzerine Musa, asasını yere attı; birden korkunç bir ejderha oluverdi o.
Seite 197 im Quell-PDF
A’RAF 7:108
Elini çekip çıkardı; birden o el, bakanların önünde bembeyaz kesildi.
Seite 197 im Quell-PDF
A’RAF 7:109
Firavun toplumunun kodamanları şöyle konuştular: “Bu adam gerçekten çok bilgili bir büyücü.”
Seite 197 im Quell-PDF
A’RAF 7:110
“Sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?”
Seite 197 im Quell-PDF
A’RAF 7:111
Dediler ki: “Onu kardeşi ile birlikte alıkoy. Ve şehirlere toplayıcılar gönder.”
Seite 197 im Quell-PDF
A’RAF 7:112
“Tüm bilgili büyücüleri sana getirsinler.”
Seite 197 im Quell-PDF
A’RAF 7:113
Büyücüler Firavun’a gelip dediler ki: “Eğer galip gelen biz olursak bize iyi bir ödül var mı?”
Seite 197 im Quell-PDF
A’RAF 7:114
“Evet, dedi, ayrıca siz benim en yakınlarımdan olacaksınız.”
Seite 197 im Quell-PDF
A’RAF 7:115
Sihirbazlar şöyle dediler: “Ey Musa! Sen mi hünerini ortaya atacaksın yoksa biz mi hünerlerimizi sergileyelim?”
Seite 197 im Quell-PDF
A’RAF 7:116
“Siz sergileyin.” dedi. Hünerlerini ortaya atınca, halkın gözlerini büyülediler, onları dehşete düşürdüler. Çok büyük bir büyü sergilediler.
Seite 198 im Quell-PDF
A’RAF 7:117
Biz de Musa’ya şöyle vahyettik: “Hadi at asanı!” Bir de ne görsünler, asa, onların ortaya getirdikleri şeyleri yalayıp yutuyor.
Seite 198 im Quell-PDF
A’RAF 7:118
Böylece hak ortaya çıktı, onların yapıp ettikleri işe yaramaz hale geldi.
Seite 198 im Quell-PDF
A’RAF 7:119
Orada mağlup oldular, küçük düştüler.
Seite 198 im Quell-PDF
A’RAF 7:120
Ve büyücüler secdeye kapandılar.
Seite 198 im Quell-PDF
A’RAF 7:121
“Alemlerin Rabbi’ne iman ettik, dediler;
Seite 198 im Quell-PDF
A’RAF 7:122
Musa’nın ve Harun’un Rabbi’ne!”
Seite 198 im Quell-PDF
A’RAF 7:123
Firavun dedi ki: “Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha! Bu, şehirde tezgahladığınız bir tuzaktır ki, bununla şehir halkını oradan çıkarmak peşindesiniz. Yakında anlarsınız.”
Seite 198 im Quell-PDF
A’RAF 7:124
“Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım.”
Seite 198 im Quell-PDF
A’RAF 7:125
“Biz, dediler, doğruca Rabbimize varacağız.”
Seite 198 im Quell-PDF
A’RAF 7:126
“Sen bizden, sırf Rabbimizin ayetleri bize gelince, onlara iman ettiğimizden ötürü intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Canımızı müslümanlar olarak al.”
Seite 198 im Quell-PDF
A’RAF 7:127
Firavun kavminin kodamanları dediler ki: “Musa’yı ve toplumunu, yeryüzünü fesada verip seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi bırakıyorsun?” Dedi ki Firavun: “Biz onların oğullarını öldürüp kadınlarını diri bırakacağız / kadınlarının rahimlerini yoklayıp çocuk alacağız / kadınlarına utanç duyulacak şeyler yapacağız. Üstlerine sürekli kahır yağdıracağız.”
Seite 198 im Quell-PDF
A’RAF 7:128
Musa kendi toplumuna şöyle dedi: “Allah’tan yardım dileyin, sabırlı olun. Yeryüzü Allah’ındır, Allah ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç, takvaya sarılanlarındır.”
Böylece ayıplamak istediği şeylerle İmam’ı kınadı. Halife susunca, meclistekiler de peşpeşe en sonuncusuna varıncaya kadar onu kınadılar. Herkes susunca, İmam (a.s) ayağa kalktı ve şunları söyledi: Ey insanlar! Nereye gidiyorsunuz ve size ne yapılmak isteniyor? Allah, bizimle sizin öncekilerinizi doğru yola iletti. Sonrakilerinizi de bizim bereketimizle hidayete erdirdi. Şayet sizin tez elden kavuşulan bir saltanatınız varsa, bizim de geç de olsa gelecek olan büyük bir saltanatımız var. Ama bizim saltanatımızdan sonra başkasının saltanatı olmayacaktır. Çünkü biz, akıbet ehliyiz ve Allah Azze ve Celle: “Akıbet muttakilerindir.”(1) buyuruyor. Bunun üzerine Halife, İmam’ın (a.s) hapse atılmasını emretti. Hapse girince, tutuklularla konuşmaya başladı. Bütün tutuklular onun sözlerini can-ı gönülden dinlemeye başladılar. Hapishane yöneticisi Hişam’a geldi ve dedi ki: “Ey müminlerin Emîri!
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 292 · Referenz: A’raf, 128
A’RAF 7:129
Dediler ki: “Senin bize gelişinden önce de işkenceye uğratıldık, gelişinden sonra da.” Musa dedi: “Rabbinizin, düşmanınızı yok etmesi ve nasıl davranacağınıza bakmak üzere yeryüzünde sizi yöneticiler yapması umulabilir.”
Seite 199 im Quell-PDF
A’RAF 7:130
Yemin olsun ki biz, Firavun hanedanını yakalayıp ürün eksikliğiyle senelerce sıktık ki, düşünüp öğüt alabilsinler.
Seite 199 im Quell-PDF
A’RAF 7:131
Onlara bir iyilik geldiğinde, “bu bizimdir” derlerdi. Kendilerine bir kötülük dokunduğunda ise Musa ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. Gözünüzü açın! Onların uğursuzluk kuşu Allah katındadır, fakat birçoğu bilmiyor.
Seite 199 im Quell-PDF
A’RAF 7:132
Şunu da söylediler: “Bizi büyülemek için, bize istediğin kadar ayet getir. Sana inanmayacağız.”
Seite 199 im Quell-PDF
A’RAF 7:133
Biz de onlar üzerine açık açık mucizeler olarak tufan, çekirge, haşerat, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de kibre saptılar ve günahkar bir topluluk oluverdiler.
Seite 200 im Quell-PDF
A’RAF 7:134
Pislik üzerlerine çökünce şöyle dediler: “Ey Musa! Sana verdiği söze dayanarak Rabbine bizim için dua et. Şu pisliği üzerimizden kaldırırsa, sana kesinlikle inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte mutlaka göndereceğiz.”
Seite 200 im Quell-PDF
A’RAF 7:135
Dolduracakları bir süreye kadar kendilerinden azabı kaldırdığımızda, hemen yeminlerini bozdular.
Seite 200 im Quell-PDF
A’RAF 7:136
Bunun üzerine biz de onlardan öc aldık: Ayetlerimizi yalanladıkları, onlara aldırmazlık ettikleri için hepsini suda boğduk.
Seite 200 im Quell-PDF
A’RAF 7:137
Ezilip itilmekte olan topluluğu da içine bereketler doldurduğumuz toprağın doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabretmeleri yüzünden hedefine vardı. Firavun ve toplumunun sanayi olarak meydana getirdiklerini de dikip yükselttikleri sarayları da yere geçirdik.
Seite 200 im Quell-PDF
A’RAF 7:138
İsrailoğullarına denizi geçirttik. Özel putlarına tapan bir topluluğa rastladılar. Bunun üzerine: “Ey Musa, dediler, bunların ilahları olduğu gibi sen de bize bir ilah belirle.” Musa dedi: “”Siz cahilliği sürdürmekte olan bir toplumsunuz.”
Seite 200 im Quell-PDF
A’RAF 7:139
“Şu gördüklerinizin, içinde bulundukları din çökmüştür. Yapmakta oldukları da boşa çıkacaktır.”
Seite 201 im Quell-PDF
A’RAF 7:140
Şunu da söyledi: “Size Allah’tan başka bir ilah mı arayayım? O sizi alemlere üstün kılmıştır.”
Seite 201 im Quell-PDF
A’RAF 7:141
Şunu da hatırlayın: Sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. Size azabın en kötüsü ile işkence ediyorlardı: Oğlanlarınızı katlediyor, kadınlarınızı diri bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden gelmiş büyük bir imtihan vardı.
Seite 201 im Quell-PDF
A’RAF 7:142
Musa ile otuz gece için vaatleştik. Ve bunu, bir on ekleyerek tamamladık. Böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye ulaştı. Musa, kardeşi Harun’a dedi ki: “Toplumum içine benim yerime sen geç, barışçı ol, bozguncuların yolunu izleme.”
Seite 201 im Quell-PDF
A’RAF 7:143
Musa, bizimle sözleştiği yere gelip Rabbi de kendisiyle konuşunca şöyle yakardı: “Rabbim, göster bana kendini, göreyim seni.” Dedi: “Asla göremezsin beni. Ama şu dağa bak. Eğer o yerinde durabilirse, sen de beni göreceksin.” Rabbi, dağa tecelli edince onu parça parça etti. Ve Musa baygın vaziyette yere yığıldı. Kendine gelince şöyle yakardı: “Tespih ederim o yüce varlığını, tövbe edip sana yöneldim. İman edenlerin ilkiyim ben.”
Seite 201 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân’ın Fazileti zitat
kayım!" dedi. (Rabbi) buyurdu ki: "Sen beni göremezsin; fakat dağa bak, eğer o yerinde durursa, sen de beni göreceksin!" Rabbi dağa tecelli edince onu darmadağın etti ve Musa da baygın düştü.(1) Dağ o kadar sağlamlığına rağmen Allah Teâlâ’nın özel tecellisine dayanamamıştır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 29 · Referenz: A’raf, 143
Nitekim kendisi Kur’ân-ı Kerim’i Allah Teâlâ’nın tecellisi bilerek şöyle buyurmuştur: Allah buyruklarında kullarına tecelli etmiştir; fakat onlar görmezler. Allah Teâlâ’nın tecellisi öyle yücedir ki sapasağlam dağlar bile ona dayanma gücüne sahip değildir. Allah’ın veli kulları bazen onu görerek bayılıyorlardı. Kur’ân-ı Kerim şöyle buyurmaktadır: Musa, tayin ettiğimiz vakitte bizimle buluşmaya gelip de Rabbi onunla konuşunca: "Rabbim, bana görün, sana bakayım!" dedi. (Rabbi) buyurdu ki: "Sen beni göremezsin; fakat dağa bak, eğer o yerinde durursa, sen de beni göreceksin!" Rabbi dağa görününce onu darmadağın etti ve Musa da baygın düştü.(3)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 298 · Referenz: A’raf, 143
A’RAF 7:144
Allah buyurdu: “Ey Musa! Ben, gönderdiğim vahiylerle, konuşmamla seni seçip yücelttim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.”
Seite 202 im Quell-PDF
A’RAF 7:145
Biz Musa için levhalarda herşeyi yazdık: Öğüt olarak, herşeyin detayı olarak. “Kuvvetle tut bunları ve emret toplumuna da onları en güzel şekliyle tutsunlar. Fasıklar yurdunu göstereceğim size.”
Seite 202 im Quell-PDF
A’RAF 7:146
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzak tutacağım: Onlar hangi mucizeyi görseler ona inanmazlar. Doğruya varan yolu görseler, onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Bu böyledir. Çünkü onlar ayetlerimizi yalanladılar ve onlara karşı kayıtsız kaldılar.
Seite 202 im Quell-PDF
A’RAF 7:147
Ayetlerimizi ve ahirete varılacağını yalan sayanların tüm yaptıkları boşa gitmiştir. Bulacakları karşılık, yapıp ürettiklerinden başkası olmayacaktır.
Seite 202 im Quell-PDF
A’RAF 7:148
Musa’nın kavmi, onun Allah’la konuşmaya gidişinden sonra, süs eşyalarından oluşmuş, böğürebilen bir buzağı heykelini ilah edinmişti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuşabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.
Seite 202 im Quell-PDF
A’RAF 7:149
Başları avuçları arasına düşürülüp de sapmış olduklarını farkettiklerinde şöyle yakardılar: “Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi affetmezse mutlaka hüsrana düşenlerden olacağız.”
Seite 202 im Quell-PDF
A’RAF 7:150
Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüğünde şöyle dedi: “Benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yaptınız! Rabbinizin emrini bekleyemediniz mi?” Levhaları yere attı, kardeşinin başını tuttu, kendisine doğru çekiyordu. Kardeşi dedi ki: “Ey annem oğlu! Bu topluluk beni horlayıp hırpaladı. Neredeyse canımı alıyorlardı. Bir de sen düşmanları bana güldürme. Beni şu zalim toplulukla bir tutma.”
Seite 203 im Quell-PDF
A’RAF 7:151
Musa şöyle yakardı: “Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Rahmetine sok bizi. Sen, rahmet edenlerin en merhametlisisin.”
Seite 203 im Quell-PDF
A’RAF 7:152
Buzağıyı ilah edinenler var ya, yakında onlara Rablerinden bir öfke ve dünya hayatında bir zillet ulaşacaktır. İftiracıları böyle cezalandırırız biz.
Seite 203 im Quell-PDF
A’RAF 7:153
Günahlar işledikten sonra tövbe edip imana sarılanlara gelince, o tövbe ve imandan sonra Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır.
Seite 203 im Quell-PDF
A’RAF 7:154
Öfke, Musa’yı rahat bırakınca, levhaları aldı. Onlardaki yazıda, yalnız Rableri karşısında ürperenler için bir rahmet ve bir kılavuz vardı.
Seite 203 im Quell-PDF
A’RAF 7:155
Musa bizimle buluşma vakti için toplumundan yetmiş adam seçti. Şiddetli sarsıntı onları yakalayınca Musa şöyle dedi: “Rabbim, dileseydin, onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin? Bu iş senin imtihanından başka birşey değildir. Onunla dilediğini şaşırtır, dilediğine yol gösterirsin. Sen bizim Veli’mizsin. O halde affet bizi, acı bize. Sen affedenlerin en hayırlısısın.”
Seite 204 im Quell-PDF
A’RAF 7:156
“Bize hem bu dünyada güzellik yaz hem de ahirette. Dönüp dolaşıp sana geldik.” Buyurdu ki: “Azabıma dilediğimi çarptırırım. Rahmetime gelince, o herşeyi çepeçevre kuşatmıştır. Ben onu; sakınıp korunanlara, zekatı verenlere, ayetlerimize inananlara yazacağım.”
Seite 204 im Quell-PDF
A’RAF 7:157
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları ümmi peygambere uyarlar; o onlara iyiliği emreder, kötü ve çirkinden onları alıkoyar. Güzel şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen ışığa uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Seite 204 im Quell-PDF
A’RAF 7:158
De ki: “Ey insanlar! Ben sizin tümünüze Allah’ın resulüyüm. Göklerin ve yerin mülkü o Allah’ındır. İlah yoktur O’ndan başka. O diriltir, O öldürür. O halde Allah’a ve resulüne iman edin; Allah’a ve onun sözlerine inanan o ümmi peygambere iman edip uyun ki, doğruya ve güzele ulaşabilesiniz.”
Seite 204 im Quell-PDF
A’RAF 7:159
Musa kavminden bir topluluk vardır ki, hakka kılavuzluk eder ve yalnız hakka dayanarak adaleti gözetir.
Sadaka şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık’ın (a.s): “İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak bütün İslam ümmetine farz mıdır?” sorusuna: “Hayır.” cevabını verdiğini ve “Hangi deliller?” sorusuna karşı ise şöyle buyurduğunu duydum: İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak sadece emrine itaat edilen ve iyiliği kötülükten ayırt eden güç sahibi kişiye farzdır; teşhis gücü olmayan ve insanların hakkını batıla götüren her kişiye değil. Buna delilimiz Allah Teâlâ’nın Kitabıdır; buyuruyor ki: “İçinizden hayra olsun.”(2) Bu ayet umumî değil, özeldir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Musa kavmi içinde doğrulukla dır.”(3) Kur’ân-ı Kerim “Musa’nın bütün ümmetine” veya “Musa’nın bütün kavmine” diye buyurmamıştır. Hâlbuki
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 400 · Referenz: A’raf, 159
A’RAF 7:160
Biz onları, oniki torun kabileye ayırdık. Toplumu kendisinden su su istediğinde de Musa’ya, “asanı taşa vur” diye vahyettik. Taştan, oniki göze fışkırdı. Her oymak su içeceği yeri belledi. Onların üzerlerine bulutları gölgelik yaptık, kendilerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Yiyiniz size sunduğumuz rızıkların temizlerinden.” Onlar bize zulmetmediler ama öz benliklerine zulmediyorlardı.
Seite 205 im Quell-PDF
A’RAF 7:161
Onlara şöyle denildi: Şu kentte oturun, orada istediğiniz yerden yiyin. ‘Affet’ diye yalvarın; kapıdan da secde ederek girin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Güzel düşünüp güzel iş yapanlara daha fazlasını da vereceğiz.
Seite 205 im Quell-PDF
A’RAF 7:162
Onların zulme sapanları, sözü, kendilerine söylenenin dışında bir sözle değiştirdiler. Bunun üzerine biz de sergiledikleri zulümlere karşılık üstlerine gökten bir pislik azabı saldık.
Seite 205 im Quell-PDF
A’RAF 7:163
Sor onlara o deniz kıyısındaki kentin durumunu. Cumartesi günü azıp sınır tanımazlık ediyorlardı. Sebt yaptıkları gün balıkları onlara akın akın gelirdi; sebt yapmadıklarında ise onlara gelmezdi. Yoldan sapmaları yüzünden onları böyle imtihan ediyorduk.
Seite 206 im Quell-PDF
A’RAF 7:164
İçlerinden bir topluluk şöyle dedi: “Allah’ın helak edeceği yahut şiddetli bir azapla azaplandıracağı bir topluma ne diye öğüt verip duruyorsunuz?” Dediler ki: “Rabbinize karşı bir mazeret olsun diye ve bir de korunup sakınırlar ümidiyle.”
Seite 206 im Quell-PDF
A’RAF 7:165
Kendilerine verilen öğüdü unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtarıp zulme sapanları, yoldan çıkmalarından ötürü, acı bir azapla enseleyiverdik.
Seite 206 im Quell-PDF
A’RAF 7:166
Ne zaman ki, yasaklandıkları şeylerden ötürü öfkelenip başka aşırılıklar yapmaya başladılar, onlara şöyle dedik: “Aşağılık, maskara maymunlar olun!”
Seite 206 im Quell-PDF
A’RAF 7:167
Rabbin, kıyamet gününe kadar, kendilerine azabın en kötüsünü yapacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Senin Rabbin cezayı vermede çok süratli davranır, ama çok affedici, çok merhametlidir de.
Seite 206 im Quell-PDF
A’RAF 7:168
Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere böldük. İçlerinde barışsever iyiler vardı ama böyle olmayan aşağılıklar da vardı. Belki dönerler ümidiyle onları güzelliklerle de kötülüklerle de imtihana çektik.
Seite 206 im Quell-PDF
A’RAF 7:169
Arkalarından, yerlerini alan halefler geldi. Bunlar, Kitap’a varis olmuşlardı. Şu basit dünyanın geçici menfaatini esas alıyorlar ve şöyle diyorlardı: “Biz zaten bağışlanacağız!” Kendilerine, bir menfaat daha gelse onu da alıyorlardı. Bunlardan, Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylememelerine ilişkin Kitap misakı alınmamış mıydı? O Kitap’ın içindekileri okuyup incelemediler mi? Ahiret yurdu takvaya sarılanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı işletmeyecek misiniz?
Seite 207 im Quell-PDF
A’RAF 7:170
Kitap’a sarılanlar ve namazı kılanlara gelince, biz, barışsever iyilerin ödülünü zayi etmeyiz.
Seite 207 im Quell-PDF
A’RAF 7:171
Bir zaman, dağı tepelerine gölgelik gibi çekmiştik de onu üstlerine düşüyor sanmışlardı. “Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın ki korunabilesiniz.”
Seite 207 im Quell-PDF
A’RAF 7:172
Hani Rabbin, ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: “Rabbiniz değil miyim?” Onlar: “Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz.” demişlerdi. Kıyamet günü, “biz bundan habersizdik” demeyesiniz.
Seite 207 im Quell-PDF
A’RAF 7:173
Şöyle de demeyesiniz: “Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenler yüzünden bizi helak mı edeceksin?”
Seite 208 im Quell-PDF
A’RAF 7:174
Biz ayetleri işte bu şekilde detaylandırıyoruz ki, hakka dönebilsinler.
Seite 208 im Quell-PDF
A’RAF 7:175
Onlara, şu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimizi vermiştik; onlardan sıyrılıp çıktı, şeytan da onu peşine taktı; nihayet o, azgınlardan oluverdi.
Seite 208 im Quell-PDF
A’RAF 7:176
Dileseydik onu, o ayetlerle yüceltirdik. Ama o, yere saplandı, iğreti arzularına uydu. Onun durumu şu köpeğin durumuna benzer: üstüne varsan dilini sarkıtarak solur, kendi haline bırakırsan dilini sarkıtarak solur. Ayetlerimizi yalanlayan toplumun örneği işte budur. Bu hikayeyi anlat ki düşünüp taşınabilsinler.
Seite 208 im Quell-PDF
A’RAF 7:177
Ayetlerimizi yalanlayan topluluğun vücut verdiği örnek ne kötüdür! Onlar öz benliklerine zulmediyorlardı.
Seite 208 im Quell-PDF
A’RAF 7:178
Allah’ın yol gösterdiği, gerçeğe varmıştır, saptırdıkları ise hüsrana batıp kalmıştır.
Seite 208 im Quell-PDF
A’RAF 7:179
Yemin olsun ki biz, insanlardan ve cinlerden birçoğunu cehennem için yarattık. Kalpleri var bunların, onlarla anlamazlar, gözleri var bunların, onlarla görmezler; kulakları var bunların, onlarla işitmezler. Davarlar gibidir bunlar. Belki daha da şaşkın. Gafillerin ta kendileridir bunlar.
Seite 208 im Quell-PDF
A’RAF 7:180
En güzel isimler Allah’ındır; O’na onlarla dua edin. O’nun isimlerinde ters bir tutum izleyenleri bırakın. Yapıp ettiklerinin cezasını çekeceklerdir.
Seite 209 im Quell-PDF
A’RAF 7:181
Bizim yarattıklarımızdan bir ümmet var ki, hakka rehberlik eder ve onunla adalet sunar.
Seite 209 im Quell-PDF
A’RAF 7:182
Ayetlerimizi yalanlayanları hiç bilemeyecekleri bir yerden ağır ağır çöküşe götüreceğiz.
Seite 209 im Quell-PDF
A’RAF 7:183
Süre tanıyorum onlara. Çünkü benim tuzağım pek yamandır.
Seite 209 im Quell-PDF
A’RAF 7:184
Düşünmediler mi ki, o arkadaşlarında cinnetten eser yok. Apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir o.
Seite 209 im Quell-PDF
A’RAF 7:185
Göklerin ve yerin melekutuna, Allah’ın yarattığı herhangi birşeye bakmadılar mı; ecellerinin gerçekten yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi? Peki, bu Kur’an’dan sonra hadise / söze iman ediyorlar?
Seite 209 im Quell-PDF
A’RAF 7:186
Allah’ın şaşırttığına kimse kılavuzluk edemez. O bırakır onları ki, kudurganlıkları içinde bocalayıp dursunlar.
Seite 209 im Quell-PDF
A’RAF 7:187
Ne zaman gelip çatacak diye kıyamet saatini soruyorlar sana. De ki: “Ona ilişkin bilgi Rabbim katındadır. Onu, vakti geldiğinde belirginleştirecek olan yalnız O’dur. Göklere de yere de ağır gelmiştir o. O size ansızın gelecektir, başka değil.” Sen onu iyice biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: “O’na ilişkin bilgi Allah katındadır, fakat insanların çokları bilmiyorlar.”
Seite 209 im Quell-PDF
A’RAF 7:188
De ki: “Ben kendi nefsime, Allah’ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. Eğer gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapardım. Ama bana kötülük dokunmamıştır bile. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim.”
Seite 210 im Quell-PDF
A’RAF 7:189
O, odur ki, sizi bir tek canlıdan yarattı, eşini de ondan vücuda getirdi ki, gönlü buna ısınsın. Eşini sarıp kucaklayınca o, hafif bir yük yüklendi de bir süre onu gezdirdi. Ağırlaştığında ikisi birden Rablerine şöyle dua ettiler: “Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz, şükredenlerden olacağız.”
Seite 210 im Quell-PDF
A’RAF 7:190
Allah onlara ruhta-bedende güzel bir çocuk verince, kendilerine sunduğu nimette ikisi birden Allah’a ortak koşmaya başladılar. Allah onların ortak koştuğu şeylerden arınmıştır.
Seite 210 im Quell-PDF
A’RAF 7:191
Hiçbir şey yaratmayan, bizzat kendileri yaratılmış olan şeyleri / kişileri mi ortak koşuyorlar?
Seite 210 im Quell-PDF
A’RAF 7:192
Onlar, ne bunlara bir yardım sağlayabilirler ne de kendi benliklerine yardımcı olabilirler.
Seite 210 im Quell-PDF
A’RAF 7:193
Onları, iyiye ve güzele çağırırsanız sizi izlemezler. Ha onlara dua etmişsiniz ha sus-pus oturmuşsunuz. Sizin için birdir.
Seite 210 im Quell-PDF
A’RAF 7:194
Allah dışındaki yakardıklarınız sizin gibi kullardır. Eğer iddianızda haklıysanız, hadi çağırın onları da size cevap versinler.
Seite 211 im Quell-PDF
A’RAF 7:195
Ayakları mı var onların ki, onlarla yürüsünler; elleri mi var onların ki onlarla tutsunlar; gözleri mi var onların ki, onlarla görsünler; kulakları mı var onların ki, onlarla işitsinler. De ki: “Ortaklarınızı çağırıp bana tuzak kurun. Hadi, göz açtırmayın bana!”
Seite 211 im Quell-PDF
A’RAF 7:196
“Benim Veli’m, o Kitap’ı indiren Allah’tır. O, barışsever / iyilik yapan kulları koruyup gözetir.”
Seite 211 im Quell-PDF
A’RAF 7:197
O’nun dışında yakardıklarınız, size yardım edemezler. Kendilerine de yardımcı olamazlar.
Seite 211 im Quell-PDF
A’RAF 7:198
Onları, hidayete çağırsanız, duymazlar. Onların sana baktıklarını sanırsın. Oysa ki, onlar görmezler.
Seite 211 im Quell-PDF
A’RAF 7:199
Affetmeyi esas al. İyiyi ve güzeli emret, cahillerden yüz çevir.
Biz bu bölümde, Kur’ân-ı Kerim esası üzerine Ehl-i Beyt’in İslam ahlâkı ve maneviyet konusundaki buyruklarından örnekler sunacağız. Müminin Özellikleri Haris, Dilhas’tan şöyle rivayet etmektedir: İmam Rıza’nın (a.s) şöyle buyurduğunu duydum: Şu üç haslete sahip olmadıkça bir insan mümin olamaz: Bu hasletlerden biri, Rabbinin, biri Peygamberinin, biri de velisinin (imamının) sünnetidir. Rabbinin sünneti, sırrını saklamasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “O gaybın tümünü bilir. Gaybını kimseye Peygamberinin sünneti, insanlarla iyi geçinmesidir. Çünkü, Peygamberine hitaben şöyle buyurmuştur: “Sen af yo-
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 406 · Referenz: A’raf, 199
A’RAF 7:200
Şeytandan bir dürtük seni dürtüklediğinde, Allah’a sığın. Çünkü O herşeyi işitir, herşeyi bilir.
Seite 211 im Quell-PDF
A’RAF 7:201
Korunup sakınanlar, kendilerine şeytandan bir görüntü / dürtü gelip dokunduğunda, hemen Allah’ı hatırlarlar. İşte o anda görülmesi gerekeni görürler.
halindedir; bazen nefsin eğriliklerini düzeltip Allah rızası için heva ve hevesine muhalefet eder; bazen de nefsi, onu mağlup eder ve kendi heva ve hevesine uydurur; ama Allah Teâlâ hemen onun elinden tutar ve o da kendine gelir. Allah onun hatalarına göz yumar; o da Allah'ı anar, tövbe ve korkuya yönelir; (azap ve cezadan) korkusu arttığı için basiret ve marifeti de artar. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Allah'tan korkanlara Şeytan'dan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki doğru yolu görüp bilmişlerdir.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 291 · Referenz: A'raf, 201
A’RAF 7:202
Yoldaşları ise onları sürekli azgınlığa iterler, sonra da yakalarını bırakmazlar.
Seite 212 im Quell-PDF
A’RAF 7:203
Onlara bir ayet getirmediğinde, “onu da şurdan burdan derleseydin ya,” diye konuşurlar. De ki: “Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. Bu, Rabbinizden gelen gönül gözleridir, doğruya kılavuzdur, iman eden bir toplum için rahmettir.”
Seite 212 im Quell-PDF
A’RAF 7:204
Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin.
Seite 212 im Quell-PDF
A’RAF 7:205
Rabbini, öz benliğin içinde yalvarıp ürpererek, bağırtı olmayan bir sesle sabah-akşam zikret. Sakın gafillerden olma.
Seite 212 im Quell-PDF
A’RAF 7:206
Rabbinin katında olanlar, büyüklük taslayıp O’na kulluktan yüz çevirmezler; O’nu tespih ederler ve yalnız O’na secde ederler.
Seite 212 im Quell-PDF
8. ENFAL 75 Ayet
ENFAL 8:1
Sana harp ganimetlerini sorarlar. De ki: “Onlar Allah ve Resul içindir. O halde Allah’tan korkun ve aranızda barış ve esenliği kurun. Ve eğer müminler iseniz Allah’a ve onun Resulü’ne itaat edin.”
Seite 213 im Quell-PDF
ENFAL 8:2
İnanmış olanlar ancak o kişilerdir ki, Allah anıldığında yürekleri ürperip titrer ve onlara Allah’ın ayetleri okunduğunda, bu onların imanlarını artırır. Ve onlar yalnız Rablerine güvenip dayanırlar.
Seite 213 im Quell-PDF
ENFAL 8:3
Namazı dosdoğru kılarlar onlar. Ve kendilerine rızık olarak sunduklarımızdan bol bol dağıtırlar.
Seite 213 im Quell-PDF
ENFAL 8:4
Gerçek anlamda müminler, işte bunlardır. Rableri katında dereceler, bağışlanma ve bol bir rızık var onlar için.
Seite 213 im Quell-PDF
ENFAL 8:5
Bildiğin gibi, Rabbin seni hak uğruna, öz yurdundan çıkarmıştı. Ve müminlerden bir grup tamamen isteksizdi.
Seite 213 im Quell-PDF
ENFAL 8:6
İş apaçık ortaya çıktıktan sonra bile, hak konusunda seninle çekişiyorlardı. Sanki onlar gözleri baka baka ölüme sürülüyorlardı.
Seite 213 im Quell-PDF
ENFAL 8:7
O sırada Allah, iki gruptan birinin kesinlikle sizin olacağını vaat ediyordu. Ve siz, güçsüz ve silahsız olanın size düşmesini arzu ediyordunuz. Allah ise hakkı kendi kelimeleriyle tam bir biçimde ortaya koymayı ve küfre batmışların ardını-arkasını kesmeyi istiyordu.
Seite 214 im Quell-PDF
ENFAL 8:8
Diliyordu ki, kötülüğü temsil edenler istemese de hakkı ayan-beyan gözler önüne koysun, saçma ve tutarsız olanı hükümsüz kılsın.
Seite 214 im Quell-PDF
ENFAL 8:9
Hani siz Rabbinizden yardım ve destek diliyordunuz; O sizin dileğinize şöyle cevap vermişti: “Hiç kuşkunuz olmasın, ben size meleklerden birbiri ardınca bin tanesiyle yardım ulaştıracağım.”
Seite 214 im Quell-PDF
ENFAL 8:10
Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve o sayede kalpleriniz huzur ve rahatlık bulsun diye yaptı. Yardım yalnız ve yalnız Allah katındandır. Hiç şüphesiz Allah Aziz’dir, Hakim’dir.
Seite 214 im Quell-PDF
ENFAL 8:11
O zaman sizi, Allah’tan bir güven olmak üzere hafif bir uyku bürüyordu; sizi onunla temizlemek, şeytanın pisliğini sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak, ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten bir su indiriyordu.
Seite 214 im Quell-PDF
ENFAL 8:12
Rabbin, meleklere şöyle vahyediyordu: “Ben sizinle beraberim. İmanı olanları sağlamlaştırın. İnkar edenlerin kalpleri içine korku salacağım; vurun boyunların üstüne, vurun onların her parmağına.”
Seite 214 im Quell-PDF
ENFAL 8:13
Bu böyledir. Çünkü onlar Allah’a ve resulüne kafa tuttular. Kim Allah’a ve resulüne kafa tutarsa kuşkusuz ki, Allah’ın azabı şiddetli olur.
Seite 215 im Quell-PDF
ENFAL 8:14
İşte gördünüz! Hadi tadın onu. Küfre sapanlar için ateş azabı da var.
Seite 215 im Quell-PDF
ENFAL 8:15
Ey iman edenler! İnkar edenlerle savaşmak üzere karşılaştığınızda, sakın onlara arkalarınızı dönmeyin.
Seite 215 im Quell-PDF
ENFAL 8:16
Her kim böyle bir günde, savaşmak için başka bir yer tutmak yahut başka bir birliğe katılmaya gitmek dışında onlara arkasını dönerse, Allah’tan bir gazaba çarpılmış olur. Varacağı yer cehennemdir onun. Ne kötü varış yeridir o!
Seite 215 im Quell-PDF
ENFAL 8:17
Siz öldürmediniz onları, Allah öldürdü onları. Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı. İnananları kendisinden güzel bir imtihanla denemek için yaptı bunu. Allah; işitendir, bilendir.
Seite 215 im Quell-PDF
ENFAL 8:18
Gördünüz ya, Allah küfre sapanların tuzağını fersiz bırakır.
Seite 215 im Quell-PDF
ENFAL 8:19
Fetih istiyorsanız, fetih size geldi. Eğer vazgeçerseniz hakkınızda daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Cemaatiniz çok da olsa size zerre kadar yarar sağlayamaz. Allah, inananlarla beraberdir.
Seite 215 im Quell-PDF
ENFAL 8:20
Ey iman edenler! Allah’a ve resulüne itaat edin. İşitip durduğunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin.
Seite 216 im Quell-PDF
ENFAL 8:21
Hiç işitmedikleri halde, “işittik” diyenler gibi olmayın.
Bir başka ayette de şöyle buyuruyor: “Niçin Kur’ân’ı düYoksa “Allah kalplerini mühürlemiş de bu yüzden anlamıyorlar mı?”(2) Veya “İşitmedikleri hâlde işittik diyenler gibi olmayın.”(3) “Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi.”(4) Veya “İşittik ve isyan ettik dediler.”(5) Aksine imamlık, Allah’ın bir lütfüdür: Böyleyken imamı seçme işi nasıl onlara bırakılmış olabilir?
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 361 · Referenz: Enfal, 21
ENFAL 8:22
Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır- dilsizlerdir.
Seite 216 im Quell-PDF
ENFAL 8:23
Allah kendilerinde bir hayır olduğunu bilseydi elbette olara işittirirdi. Onlara işittirseydi bile mutlaka yüz çevirir, döner giderlerdi.
Bir başka ayette de şöyle buyuruyor: “Niçin Kur’ân’ı düYoksa “Allah kalplerini mühürlemiş de bu yüzden anlamıyorlar mı?”(2) Veya “İşitmedikleri hâlde işittik diyenler gibi olmayın.”(3) “Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi.”(4) Veya “İşittik ve isyan ettik dediler.”(5) Aksine imamlık, Allah’ın bir lütfüdür: Böyleyken imamı seçme işi nasıl onlara bırakılmış olabilir? İmam âlimdir, cahil olmaz; önderdir, yerine geçen biri tarafından sorgulanmaz.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 361 · Referenz: Enfal, 23
ENFAL 8:24
Ey iman sahipleri! Sizi, size hayat verecek şeye çağırdığında, Allah’a da resule de “buyur” deyin. Şunu da bilin ki, Allah kişi ile kalbinin arasına sokulur ve bilin ki en son O’nun huzurunda haşredileceksiniz.
Seite 216 im Quell-PDF
ENFAL 8:25
İçinizden sadece zulmedenlere çatmakla kalmayacak bir fitneden korkun. Bilin ki Allah’ın gazabı çok şiddetlidir.
Seite 216 im Quell-PDF
ENFAL 8:26
Düşünün ki, siz bir zamanlar yeryüzünde ezilip horlanan bir azınlıktınız. İnsanların sizi çarpıvereceğinden korkuyordunuz. Bu haldeyken Allah sizi barındırdı, yardımıyla sizi destekledi ve şükredersiniz ümidiyle sizi tertemiz nimetlerle rızıklandırdı.
Seite 216 im Quell-PDF
ENFAL 8:27
Ey inananlar! Allah’a ve resule hıyanet etmeyin. Bilip durduğunuz halde, öz emanetlerinize hıyanet mi ediyorsunuz?
Seite 217 im Quell-PDF
ENFAL 8:28
Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihan aracıdır. Allah’a gelince, büyük ödül O’nun katındadır.
Seite 217 im Quell-PDF
ENFAL 8:29
Ey iman sahipleri! Eğer Allah’tan korkarsanız, Allah size hakla batılı / iyiyle kötüyü ayırma gücü verir, kötülüklerinizi örter. Allah, o büyük lütfun sahibidir.
Seite 217 im Quell-PDF
ENFAL 8:30
Küfre sapanlar, seni tutup bağlamaları yahut öldürmeleri ya da yurdundan çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlar, Allah da tuzak kurar. Ama Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
Seite 217 im Quell-PDF
ENFAL 8:31
Ayetlerimiz onlara okunduğunda şöyle derler: “Tamam, işittik. İstersek bunun gibisini elbette ki söyleriz; öncekilerin masallarından başla şey değil ki bu!”
Seite 217 im Quell-PDF
ENFAL 8:32
Şunu da söylemişlerdi: “Allahımız! Eğer bu, senin katından gelmiş gerçeğin kendisiyse, gökten üstümüze taş yağdır. Yahut bize korkunç bir azap musallat et.”
Seite 217 im Quell-PDF
ENFAL 8:33
Oysa ki, sen onların içinde iken Allah onlara azap etmeyecekti. Onlar, af dileyip dururken de Allah onlara azap etmezdi.
(s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Âdem, ruhla cisim arasında iken (yani cismi hazır olmasına rağmen ona daha ruh üfürülmemişken) ben peygamber idim.” Yahya b. Eksem: Yine Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Ne zaman vahiy benden kesilse vahyin Hattab (Ömer’in babası) ailesine nazil olduğunu (risalet makamının benden onlara intikal ettiğini) zannederdim.” İmam Cevad (a.s): Bu da doğru değildir. Zira Peygamber’in (s.a.a) kendi peygamberliğinden şüphe etmesi mümkün değildir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da.”(1) O hâlde peygamberliğin, Allah’ın seçtiği kimseden, kendisine şirk koşan kimseye intikal etmesi nasıl mümkün olabilir?
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 312 · Referenz: Enfal, 33
ENFAL 8:34
Onlar Mescid-i Haram’dan geri çevirip dururken, Allah onlara neden azap etmeyecekmiş? O mescidin koruyucuları da değillerdir. Onun hizmetinde olanlar, takva sahiplerinden başkası değildir. Ama onların çokları bunu bilmezler.
Seite 218 im Quell-PDF
ENFAL 8:35
Onların Beytullah’taki namazı; ıslık çalmak, el çırpmak / engel olmaktan başka birşey değildir. O halde inkar etmekte olduğunuz için tadın azabı.
Seite 218 im Quell-PDF
ENFAL 8:36
O küfre sapanlar mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar, harcayacaklardır da. Sonunda bu kendileri için bir hasret olacak, sonra da mağlup edilecekler. Küfre sapanlar doğruca cehenneme sürülecekler.
Seite 218 im Quell-PDF
ENFAL 8:37
Böylece Allah, pisi temizden ayıracak, pis kısmı birbiri üstüne yığıp hepsini bir yerde toparlayarak tümünü cehenneme sokacak. Hüsrana uğrayanların ta kendileridir bunlar.
Seite 218 im Quell-PDF
ENFAL 8:38
Küfre sapanlara söyle: “Eğer son verirlerse eskide kalmış olan, kendileri için affedilir. Eğer yeniden başlarlarsa, daha öncekilere uygulanan yol ve yasa eskisi gibi devam etmiş olacaktır.”
Seite 218 im Quell-PDF
ENFAL 8:39
Fitne kalmayıncaya ve din tümüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaş. Vazgeçerlerse kuşkusuz ki Allah, ne yaptıklarını iyice görecektir.
Seite 218 im Quell-PDF
ENFAL 8:40
Eğer yüz çevirirlerse bilin ki, Allah sizin Mevla’nızdır. Ne güzel Mevla’dır O, ne güzel destekleyicidir; ne güzel Nasir’dir O, ne güzel yardım eder.
Seite 218 im Quell-PDF
ENFAL 8:41
Doğru ile yanlışın ayrılış günü, iki topluluğun karşılaştığı gün, kulumuza indirmiş olduğumuza inanıyorsanız şunu bilin: Ganimet olarak elde ettiğiniz şeylerin beşte biri Allah’a, resule, resulün yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışa aittir. Allah herşeye kadirdir.
lak etti, erkeklerinizi öldürerek şehirlere huzur ve emniyet verdi ve Emîrü’l-Müminin'i size musallat kıldı." Ali b. Hüseyin (a.s): Ey adam, Kur’ân okumuş musun? Yaşlı: Evet. Ali b. Hüseyin: "De ki; ben buna karşılık yakınlar(ım) hakkında sevgi dışında bir şey istemiyorum."(1) ayetini okumuş musun? Yaşlı: Evet, okumuşum. Ali b. Hüseyin: Peygamberin yakınları bizleriz. "Yakınların hakkını ver."(2) ayetini okumuş musun? Yaşlı: Evet, okumuşum. Ali b. Hüseyin: Resulullah’ın (s.a.a) akraba ve yakınları bizleriz. Beşte biri Resul ve yakınları içindir."(3) ayetini okumuş musun? Yaşlı: Evet, bunu da okumuşum. Ali b. Hüseyin: Peygamber’in yakınları da akrabaları da bizleriz. "Şühhesiz Allah her türlü pisliği siz Ehl-i Beyt'ten gidermek ve sizi tertemiz kılmak istemektedir."(4) ayetini okumuş musun? Yaşlı: Evet, okumuşum. Ali b.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 287 · Referenz: Enfal, 41
ENFAL 8:42
O vakit siz, vadinin beri yamacında idiniz, onlarsa öte yamacında idiler. Kervan sizden daha aşağıda idi. Sözleşmiş olsaydınız, buluşma yer ve saatinde ayrılığa düşerdiniz. Ama Allah, olması kararlaştırılan işi yerine getirmek istiyordu. Ta ki, ölen beyyine üzerine ölsün, yaşayan da beyyine üzerine yaşasın. Allah elbette ki çok iyi işitir, çok iyi bilir.
Seite 219 im Quell-PDF
ENFAL 8:43
Allah onları sana uykunda az gösteriyordu. Eğer onları sana çok gösterseydi, yılgınlığa düşer, işi kotarmada çekişmeye başlardınız. Ama Allah, sizi selamete çıkardı. O, göğüslerin içindekini çok iyi bilir.
Seite 219 im Quell-PDF
ENFAL 8:44
Karşılaştığınızda onları sizin gözlerinize az gösteriyordu. Sizi de onların gözünde azaltıyordu ki, yapılmasına karar verilen işi yürürlüğe koysun. Zaten bütün işler Allah’a döndürülür.
Seite 219 im Quell-PDF
ENFAL 8:45
Ey inananlar! Bir düşman topluluğu ile karşılaştığınızda sebat edin. Allah’ı çok anın ki zafere ulaşabilesiniz.
Seite 219 im Quell-PDF
ENFAL 8:46
Allah’a ve resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; yoksa korkuya kapılırsınız, rüzgarınız kesilir. Sabredin; Allah sabredenlerle beraberdir.
Seite 220 im Quell-PDF
ENFAL 8:47
İnsanlara çalım satarak, gösteriş yaparak yurtlarından çıkan ve Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatmıştır.
Seite 220 im Quell-PDF
ENFAL 8:48
Şeytan onlara, yaptıklarını süslü gösterip şöyle demişti: “Bugün size galip gelecek kimse yok, ben yanınızdayım.” Fakat iki topluluk yanyana gelince iki topuğu üstüne çark edip şöyle dedi: “Ben sizden uzağım. Ben sizin görmediklerinizi görüyorum, ben Allah’tan korkarım. Allah’ın cezası çok şiddetlidir.”
Seite 220 im Quell-PDF
ENFAL 8:49
İkiyüzlülerle kalplerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı: “Bunları, dinleri aldatmış.” Oysa Allah’a güvenip dayanan bilir ki, Allah Aziz ve Hakim’dir.
Seite 220 im Quell-PDF
ENFAL 8:50
Bir görseydin o küfre sapanları! Melekler canlarını alırken onların yüzlerine ve arkalarına vuruyorlardı: “Yangın azabını tadın.”
Seite 220 im Quell-PDF
ENFAL 8:51
“İşte bu, ellerinizin önden gönderdiği şeyler yüzündendir. Allah kullara asla zulmetmez.”
Seite 220 im Quell-PDF
ENFAL 8:52
Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin gidişi gibi. Allah’ın ayetlerini inkar ettiler de Allah onları günahları yüzünden enseleyiverdi. Allah Kavi’dir, çok güçlüdür; azabı çok şiddetli yapandır O.
Seite 220 im Quell-PDF
ENFAL 8:53
Bu böyledir. Çünkü Allah bir topluma lütfettiği nimeti, o toplum öz benliklerindekini değiştirmedikçe, değiştirmemiştir. Ve Allah, iyice işiten, gereğince bilendir.
Seite 221 im Quell-PDF
ENFAL 8:54
Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin tavırları gibi. Rablerinin ayetlerini yalanlamışlardı. Biz de onları günahları yüzünden mahvettik. Firavun hanedanını da boğmuştuk. Bunların tümü zulme sapanlardı.
Seite 221 im Quell-PDF
ENFAL 8:55
Allah katında canlıların en kötüsü, gerçeği örtenlerdir. Bunlar iman etmezler.
Seite 221 im Quell-PDF
ENFAL 8:56
Bunlar, kendileriyle antlaşma yaptığın kişilerdir. Ama her defasında antlaşmalarını bozarlar. Hiç çekinmez ki bunlar…
Seite 221 im Quell-PDF
ENFAL 8:57
Eğer onları harpte ele geçirirsen, onlarla birlikte arkalarındakileri de ürkütüp dağıt ki, ders alabilsinler.
Seite 221 im Quell-PDF
ENFAL 8:58
Eğer bir topluluktan hıyanet kuşkusu duyarsan, antlaşmaya bağlı kalmayacağını aynı şekilde sen de onlara bildir. Allah, hainlik edenleri sevmez.
Seite 221 im Quell-PDF
ENFAL 8:59
Küfre sapanlar sakın öne geçtiklerini düşünmesinler. Onlar bizi aciz bırakamazlar.
Seite 221 im Quell-PDF
ENFAL 8:60
Onlara karşı, gücünüz yettiğince kuvvet hazırlayın. Ordugahlarda atlar besleyin. Böylece hem Allah’ın düşmanını hem kendi düşmanınızı hem de bunlardan başkalarını korkutabilirsiniz. Siz onları bilmezsiniz ama Allah hepsini bilir. Allah yolunda harcadığınız herşey size tam olarak ödenir; hiçbir haksızlığa uğratılmazsınız.
Seite 222 im Quell-PDF
ENFAL 8:61
Eğer barışa eğilim gösterirlerse sen de buna yanaş ve Allah’a tevekkül et. Çünkü O, en iyi işitenin, en iyi bilenin ta kendisidir.
Seite 222 im Quell-PDF
ENFAL 8:62
Eğer sana hile-oyun yapmak isterlerse Allah sana yeter. Yardımıyla ve müminlerle seni destekleyen O’dur.
Seite 222 im Quell-PDF
ENFAL 8:63
Onların kalplerini kaynaştıran da O’dur. Sen, yeryüzündeki herşeyi bağışlasaydın onların kalplerini yine de kaynaştıramazdın; ama Allah onları birbirlerine ısıtıp yaklaştırmıştır. O’dur Aziz ve Hakim.
Seite 222 im Quell-PDF
ENFAL 8:64
Ey Peygamber! Allah ve inananlardan seni izleyenler sana yeter / Allah, sana da seni izleyen müminlere de yeter.
Seite 222 im Quell-PDF
ENFAL 8:65
Ey Peygamber! Müminleri çarpışmaya teşvik et. Sizden sabırlı yirmi kişi olsa, küfre sapanların ikiyüzüne galip gelir; sizden yüz kişi olsa, onların binine galebe çalar. Çünkü onlar gereğince anlamayan bir topluluktur.
Seite 222 im Quell-PDF
ENFAL 8:66
Şimdi Allah yükünüzü hafifletti. Bilmiştir ki sizde bir zaaf var. İçinizden sabırlı yüz kişi olsa, ikiyüz kişiye galip gelir; sizden bin kişi olsa, Allah’ın izniyle ikibin kişiye galebe çalar. Allah sabredenlerle beraberdir.
Seite 223 im Quell-PDF
ENFAL 8:67
Hiçbir peygamber için yeryüzünde ağır basmadıkça, esirlere sahip olmak uygun değildir. Siz şu iğreti dünyanın nimetini istiyorsunuz; Allah ise ahireti istiyor. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.
Seite 223 im Quell-PDF
ENFAL 8:68
Eğer Allah’tan bir yazı önden gelmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden ötürü size büyük bir azap dokunurdu.
Seite 223 im Quell-PDF
ENFAL 8:69
Artık elde ettiğiniz ganimetlerden helal ve temiz olarak yiyin; Allah’tan da korkun. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Seite 223 im Quell-PDF
ENFAL 8:70
Ey Peygamber! Elinizde esir olarak bulunanlara de ki: “Eğer Allah, kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse size, sizden alınandan daha değerlisini verir ve sizi affeder. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.”
Seite 223 im Quell-PDF
ENFAL 8:71
Sana hıyanet etmek isterlerse bilsinler ki, daha önce Allah’a hıyanet ettiler de Allah, aleyhlerine bir imkan yarattı. Allah herşeyi bilen, her hikmete sahip olandır.
Seite 223 im Quell-PDF
ENFAL 8:72
Onlar ki inanıp hicret ettiler, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda savaştılar ve onlar ki hicret edenleri barındırdılar, onlara yardım ettiler, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, hicret edecekleri vakte kadar sizin onları korumanız gerekmiyor. Ama sizden dinde yardım isterlerse, sizinle aralarında antlaşma bulunan bir topluluk aleyhinde olmamak üzere, kendilerine yardım etmeniz gerekir. Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir.
Seite 224 im Quell-PDF
ENFAL 8:73
Küfre sapanlar da birbirlerinin dostlarıdır. Eğer şu dikkat çekilenleri yapmazsanız yeryüzünde bir fitne, büyük bir bozgun çıkar.
Seite 224 im Quell-PDF
ENFAL 8:74
O inanıp hicret edenler, Allah yolunda didinenler, o barındırıp yardımcı olanlar var ya, gerçek müminler işte onlardır. Bir bağışlanma var onlar için, bol bir rızık var.
Seite 224 im Quell-PDF
ENFAL 8:75
O sonradan inanarak hicret edip de sizinle birlikte cihada katılanlar var ya, onlar da sizdendir. Kan akrabaları ise, Allah’ın Kitabı’na göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allah herşeyi bilir.
karşısında, Kur’ân-ı Kerim’in apaçık ayetleriyle bu iddianın doğru olmadığını ortaya koymuştur. Hz. Fatıma (s.a) sözlerinin bir bölümünde şöyle buyurmuştur: Allah’ın Kitabını kasıtlı olarak bırakıp arkanıza mı attınız; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Süleyman, Davud'a mirasçı oldu.”(1) Ve Hz. Yahya’nın kıssasında şöyle buyuruyor: “-Zekeriyya dedi ki: Rabbim!- KatınYakub oğullarına mirasçı olsun.”(2) Ve yine buyurmuştur ki: “Kan akrabası, Allah’ın Kitabına göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allah her şeyi bilir.”(3) Yine buyuruyor ki: “Allah size, çocuklarınızın alacağı miras hakkında, erkeğe kadının payının iki katını tavsiye eder.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 404 · Referenz: Enfal, 75
9. TEVBE 129 Ayet
TEVBE 9:1
Allah ve resulünden, kendileriyle antlaşma yapmış bulunduğumuz müşriklere bir ültimatomdur bu:
Seite 225 im Quell-PDF
TEVBE 9:2
Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz, Allah’ı aciz bırakamazsınız. Şu da bir gerçek ki, Allah küfre batanları rezil eder.
Seite 225 im Quell-PDF
TEVBE 9:3
Bir de Allah ve resulünden insanlara Büyük Hac günü bir duyuru var: Allah da O’nun elçisi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. O halde, tövbe ederseniz bu sizin için hayırlıdır. Yok eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, siz Allah’ı acze düşüremezsiniz. Küfre sapanlara acıklı bir azabı muştula.
Seite 225 im Quell-PDF
TEVBE 9:4
Antlaşma yapmış olduğunuz müşriklerden size karşı bir eksiklik sergilemeyen ve aleyhinize başka birine yardım etmeyenler müstesnadır. Artık, onlara verdiğiniz sözü belirlenen süreye kadar tam bir şekilde koruyun. Şu bir gerçek ki Allah, sakınanları sever.
Seite 225 im Quell-PDF
TEVBE 9:5
O haram aylar çıktığında artık müşrikleri, kendilerini bulduğunuz yerde öldürün. Yakalayın onları, kuşatın onları, tüm geçit noktalarını tıkayın onların. Bunun ardından tövbe eder, namazı gereğince kılar, zekatı verirlerse, yollarını açın onların. Kesin olan şu ki, Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 225 im Quell-PDF
TEVBE 9:6
Eğer müşriklerden biri senden güvence dilerse / senin yanına gelmek, sana komşu olmak isterse, ona güvence verip yakınlaşma isteğini kabul et ki, Allah’ın kelamını dinleyebilsin. Sonra da onu, güvenli gördüüğü yere kadar götür. Böyle yapmanın gerekçesi şudur: Bunlar bilmeyen bir topluluktur.
Seite 226 im Quell-PDF
TEVBE 9:7
Müşriklerin Allah katında, onun resulü katında ahitleri nasıl olabilir! Mescid-i Haram yanında atlaşma yaptıklarınız müstesna. Bu şekilde antlaşması olanlara, onlar size doğru-dürüst davrandıkça, siz de doğru-dürüst davranın. Allah, sakınanları sever.
Seite 226 im Quell-PDF
TEVBE 9:8
Onların ahdine nasıl güvenilebilir! Eğer üzerinizde egemenlik kurarlarsa, sizinle ilgili ne bir atlaşmaya saygı duyarlar ne de bir yemine. Ağızlarıyla size hoşnutluk sunarlar, fakat kalpleri inat eder durur. Ve onların çoğu gerçeğe uzak düşmüş sapıklardır.
Seite 226 im Quell-PDF
TEVBE 9:9
Allah’ın ayetlerini basit bir ücret karşılığı sattılar da Allah’ın yolundan alıkoydular. Gerçekten ne fena şeydir onların yapmakta oldukları.
Seite 226 im Quell-PDF
TEVBE 9:10
Bir mümin hakkında onlar ne bir yemine saygı gösterirler ne de bir antlaşma şartına. Onlar düşmanlık dolu, azmış kişilerin ta kendileridir.
Seite 226 im Quell-PDF
TEVBE 9:11
Bununla birlikte tövbe eder, namazı kılar, zekatı verirlerse, artık sizin, dinde kardeşinizdirler. Biz ayetlerimizi, bilen bir topluluk için böyle açık seçik ortaya koyarız.
Seite 226 im Quell-PDF
TEVBE 9:12
Eğer verdikleri ahitten sonra yeminlerini bozar, dininize saldırırlarsa, o zaman küfrün elebaşlarını öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Böyle yaparsanız hal ve gidişlerine son verebilirler.
Seite 227 im Quell-PDF
TEVBE 9:13
Yeminlerini bozan, resulü yurdundan çıkarmaya gayret eden bir topluluğa karşı savaşmayacak mısınız? Üstelik size saldırıyı ilkin onlar başlattı. Korkuyor musunuz onlardan? Eğer mümin kişilerseniz, kendisinden korkmanıza en layık olan, Allah’tır.
Seite 227 im Quell-PDF
TEVBE 9:14
Savaşın onlarla ki, sizin elinizle Allah onlara azap etsin, onları rezil etsin. Onlara karşı size yardım etsin. Ve inananlar toplumunun göğüslerine şifa ulaştırsın.
Seite 227 im Quell-PDF
TEVBE 9:15
Ve yüreklerinin öfkesini gidersin. Allah dilediğine tövbe nasip eder. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
Seite 227 im Quell-PDF
TEVBE 9:16
Allah; içinizden cihat edenleri, Allah’tan, resulünden ve müminlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri belirlemedikçe, bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Seite 227 im Quell-PDF
TEVBE 9:17
Müşrikler, öz benliklerinin küfre sapışına tanık olup dururlarken, Allah’ın mescitlerini onarmaya girişemezler. Tüm amelleri boşa çıkmıştır onların. Ateşte sürekli kalacaklardır onlar.
Seite 227 im Quell-PDF
TEVBE 9:18
Allah’ın mescitlerini; ancak Allah’a, ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah’tan başka kimseden korkmayan kişiler onarır. İşte bunların, hidayete erenlerden olmaları beklenir.
Seite 228 im Quell-PDF
TEVBE 9:19
Siz; hacı sakalığını, Mescid-i Haram tamirciliğini, Allah’a ve ahiret gününe inanıp Allah yolunda didinen kişinin yaptığıyla bir mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar bunlar. Allah, zulüm sergileyenler topluluğuna kılavuzluk etmez.
Seite 228 im Quell-PDF
TEVBE 9:20
İman edip hicret eden, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla didinenler derece bakımından Allah katında daha yücedirler. Kurtuluşa erenler de işte bunlardır.
Seite 228 im Quell-PDF
TEVBE 9:21
Rableri onlara kendisinden bir rahmet, bir hoşnutluk ve içinde ölümsüz nimetlerin bulunduğu cennetler müjdeliyor.
Seite 228 im Quell-PDF
TEVBE 9:22
Onlar orada sonsuza dek kalacaklardır. Hiç kuşkusuz, Allah’ın katında büyük bir ödül daha vardır.
Seite 228 im Quell-PDF
TEVBE 9:23
Ey iman edenler! Babalarınız ve kardeşleriniz, eğer imana karşı inkarı seviyorlarsa, onları dostlar edinmeyin. İçinizden onları dost edinenler zalimlerin ta kendileridir.
Seite 228 im Quell-PDF
TEVBE 9:24
De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz / menfaat çevreniz, elde ettiğiniz mallar, kesadından korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden konutlar sizin için Allah’tan, resulünden ve Allah yolunda cihattan daha sevimli ise artık Allah, emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah, yoldan ayrılmış bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.”
Seite 229 im Quell-PDF
TEVBE 9:25
Yemin olsun ki, Allah size birçok yerde yardım etti. Huneyn gününde de. Hani, çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de bu hiçbir işinize yaramamıştı. Tüm genişliğine rağmen, yeryüzü size dar gelmişti. Sonra da sırtınızı dönüp kaçmıştınız.
Seite 229 im Quell-PDF
TEVBE 9:26
Sonra Allah, resulünün üzerinde de müminlerin üzerinde de sükunetini indirmiş, ayrıca sizin görmediğiniz ordular göndermiş de küfre sapanlara azap etmişti. Kafirlerin cezası işte budur.
Seite 229 im Quell-PDF
TEVBE 9:27
Sonra Allah, bunun ardından da dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 229 im Quell-PDF
TEVBE 9:28
Ey inananlar! Müşrikler bir pisliktir. Artık bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız bilin ki, Allah dilediği taktirde sizi yakında lütfundan zengin edecektir. Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.
Seite 229 im Quell-PDF
TEVBE 9:29
Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve resulünün yasakladığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, boyun eğerek kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın.
Seite 229 im Quell-PDF
TEVBE 9:30
Yahudiler: “Uzeyr, Allah’ın oğludur.” dediler; Hıristiyanlar da: “Mesih, Allah’ın oğludur.” dediler. Kendi ağızlarının sözüdür bu. Kendilerinden önce inkar edenlerin sözlerine benzetme yapıyorlar. Allah onları kahretsin. Nasıl da yüz geri çevriliyorlar!
sapkın görüşleriyle bir imam seçmek istediler; ama bu girişimleri imamdan uzaklaşmaktan başka bir işe yaramadı. Allah’ın seçiminden, Rasulullah’ın (s.a.a) seçiminden ve onun Ehl-i Beyt’inden yüz çevirdiler. Kendi seçimlerine itibar ettiler. Oysa Kur’ân onlara şöyle seslenmektedir: Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: “Allah ve Resulü Başka bir yerde de şöyle buyurmuştur: “Size ne oluyor? Ne
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 360 · Referenz: Tevbe, 30
TEVBE 9:31
Allah’ın yanında hahamlarını ve ruhbanlarını da rabler edindiler. Meryem oğlu Mesih’i de öyle. Oysa kendilerine, tek olan Allah’tan başkasına ibadet / kulluk etmemeleri emredilmişti. İlah yok o tek Allah’tan başka. Onların ortak koştuklarından arınmıştır O.
Seite 230 im Quell-PDF
TEVBE 9:32
Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Allah ise kafirler hoşlanmasa da nurunu tamamlamaktan başka birşey istemiyor.
Seite 230 im Quell-PDF
TEVBE 9:33
O, resulünü hidayet ve hak dinle gönderdi ki, müşrikler hoşlanmasa da o dini, dinlerin tümünün üstüne çıkarsın.
Seite 230 im Quell-PDF
TEVBE 9:34
Ey iman sahipleri! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu halkın mallarını uydurma yollarla tıkabasa yerler ve Allah’ın yolundan geri çevirirler. Altını ve gümüşü depolayıp da onları Allah yolunda harcamayanlara korkunç bir azabı muştula.
Seite 230 im Quell-PDF
TEVBE 9:35
Gün olur, cehennem ateşinde onların üzerine lav dökülür de bununla onların alınları, böğürleri, sırtları dağlanır: “İşte egolarınız için yığdıklarınız. Hadi tadın biriktirmiş olduklarınızı!”
Seite 231 im Quell-PDF
TEVBE 9:36
Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre, Allah katında ayların sayısı onikidir. Bunların dördü haram aylardır. Eskimez din işte budur. Artık o aylar içinde benliklerinize zulmetmeyin. Müşrikler sizinle nasıl topyekün savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekün savaşın. Şunu bilin ki, Allah takva sahipleriyle beraberdir.
Seite 231 im Quell-PDF
TEVBE 9:37
Haram ayları ertelemek, küfürde bir artırmadır ki, onunla inkar edenler saptırılır. Onu bir yıl helal sayarlar, bir yıl haramlaştırlar ki, Allah’ın yasakladığının sayısını denkleştirip Allah’ın haram kıldığını helalleştirsinler. Amellerinin kötülüğü kendilerine süslü gösterilmiştir. Allah, küfre batan bir topluluğu iyiye ve güzele kılavuzlamaz.
Seite 231 im Quell-PDF
TEVBE 9:38
Ey iman sahipleri! Size ne oldu ki, “Allah yolunda seferber olun” denilince yere çakılıp kaldınız. Ahiretten vazgeçip iğreti hayata mı razı oldunuz? O iğreti hayatın nimeti ahiret yanında pek azdır.
Seite 231 im Quell-PDF
TEVBE 9:39
Eğer seferber olmazsanız Allah size korkunç bir azapla azap eder ve yerinize sizden başka bir topluluk getirir. Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Allah herşeye Kadir’dir.
Seite 231 im Quell-PDF
TEVBE 9:40
Eğer siz ona yardım etmezseniz bilin ki, Allah ona zaten yardım etmişti. Hani küfredenler onu iki kişinin ikincisi olarak yurdundan çıkardıklarında, mağarada bulundukları bir sırada arkadaşına şöyle diyordu: “Tasalanma, Allah bizimle.” Bunun üzerine Allah ona sükunet indirmiş ve kendisini sizin görmediğiniz ordularla desteklemişti de küfre sapanların sözünü sefil kılıp alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise yüce olanın ta kendisidir. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.
Seite 232 im Quell-PDF
TEVBE 9:41
Gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak mutlaka seferber olun ve Allah yolunda mallarınızla canlarınızla cihat edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
Seite 232 im Quell-PDF
TEVBE 9:42
Eğer o, yakın bir dünya menfaati yahut orta bir yolculuk olsa idi, elbette seni izleyeceklerdi. Ama o zorluklarla dolu yolculuk kendilerine uzak geldi. “Gücümüz yetseydi sizinle çıkacaktık” diye Allah’a yemin de ederler. Kendilerini mahvediyorlar. Allah biliyor ki onlar, kesinlikle yalancıdırlar.
Seite 232 im Quell-PDF
TEVBE 9:43
Allah seni affetsin; neden onlara izin verdin de beklemedin ki, doğru söyleyenler sana açık- seçik belli olsun da yalancıları bilesin.
Seite 232 im Quell-PDF
TEVBE 9:44
Allah’a ve ahiret gününe iman edenler; mallarıyla, canlarıyla cihat edecekleri için senden izin istemezler. Allah, takva sahiplerini iyice bilmektedir.
Seite 233 im Quell-PDF
TEVBE 9:45
Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlar, kalpleri kuşkuyla karışmış olup da işkilleri içinde çalkanıp duranlar, sefere katılmamak için senden izin isterler.
Seite 233 im Quell-PDF
TEVBE 9:46
Sefere çıkmak isteselerdi elbette ki, bir sefer hazırlığına girişirlerdi. Ama Allah, harekete geçmelerini istemedi de onları yerlerine çiviledi ve “oturun, oturanlarla beraber” denildi.
Seite 233 im Quell-PDF
TEVBE 9:47
Aranızda sefere çıkmış olsalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacaktı; sizi fitneye uğratmak isteğiyle aranıza sokulacaklardı. İçinizden onlara gerçekten kulak verecekler de vardı. Allah, zalimleri iyice biliyor.
Seite 233 im Quell-PDF
TEVBE 9:48
Yemin olsun ki, onlar önceden de fitne çıkarmak istemiş ve nice işleri sana, olduğundan başka türlü göstermişlerdi. Nihayet hak geldi, onların istememesine rağmen Allah’ın emri galebe çaldı.
Seite 233 im Quell-PDF
TEVBE 9:49
İçlerinden bazısı: “Bana izin ver, beni fitneye düşürme.” der. Dikkat edin, fitnenin ta içine kendileri düşmüşlerdir. Ve cehennem o nankörleri elbette çepeçevre kuşatacaktır.
Seite 233 im Quell-PDF
TEVBE 9:50
Sana bir iyilik isabet etse bu onları üzer. Sana bir musibet dokunsa: “İşimizi önceden sağlam tutmuşuz.” derler ve kibirli bir sevinçle dönüp giderler.
Seite 233 im Quell-PDF
TEVBE 9:51
De ki onlara: “Hakkımızda Allah’ın yazdığından başkası bize asla ulaşmaz. O’dur bizim Mevla’mız. Yalnız Allah’a güvenip dayansın inananlar.”
Seite 234 im Quell-PDF
TEVBE 9:52
De ki: “Bizim için iki güzelliğin birinden başkasını mı bekliyorsunuz? Biz de size Allah’ın, kendi katından veya bizim ellerimizle bir azap çarptırmasını bekliyoruz. Artık bekleyin, sizinle beraber biz de bekliyoruz.”
Seite 234 im Quell-PDF
TEVBE 9:53
Şunu da söyle: “İster kendi arzunuzla ister baskı ve zorla infak edin. Sizden asla kabul edilmeyecektir. Çünkü siz, yoldan çıkan bir topluluk oldunuz.”
Seite 234 im Quell-PDF
TEVBE 9:54
İnfaklarının onlardan kabul edilmesini engelleyen sadece şudur: Onlar, Allah’a ve resulüne nankörlük ettiler. Namaza ancak üşene üşene gelirler, infak edip dağıttıklarını da içlerinden gelmeyerek verirler.
Seite 234 im Quell-PDF
TEVBE 9:55
Onların ne malları ne de evlatları seni imrendirmesin. İş sadece şudur: Allah onlara şu iğreti hayatta azap etmeyi ve canlarının küfre sapmış bir halde çıkmasını istiyor.
Seite 234 im Quell-PDF
TEVBE 9:56
Kesinlikle sizden oldukları yolunda Allah’a yemin ederler. Gerçekte onlar sizden değillerdir. Doğrusu şu ki onlar, ödleri patlayasıya korkan bir topluluktur.
Seite 234 im Quell-PDF
TEVBE 9:57
Eğer bir sığınak yahut bazı mağaralar veya girilecek bir delik bulsalar, yüzlerini döner o tarafa koşarlardı.
Seite 234 im Quell-PDF
TEVBE 9:58
İçlerinden bir kısmı da sadakalar konusunda sana laf dokundurur. Ondan kendilerine verilmişse memnun olurlar. Verilmemişse hemen öfkelenirler.
Seite 235 im Quell-PDF
TEVBE 9:59
Ne olurdu bunlar, Allah ve resulünün kendilerine verdiklerine razı olsalardı da şöyle deselerdi: “Allah bize yeter. Allah bize lütfundan verecektir; resulü de. Zaten biz, gönlümüzü yalnız Allah’a bağlamışız.”
Seite 235 im Quell-PDF
TEVBE 9:60
Sadakalar / zekat malları Allah’tan bir farz olarak sadece şunlar içindir: Fakirler, düşkünler, sadakalarla ilgilenmeye memur edilenler, kalpleri yakınlaştırılıp ısındırılacak olanlar, özgürlüğünü yitirmiş olanlar, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmış kişi. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
Seite 235 im Quell-PDF
TEVBE 9:61
İçlerinden bazıları da o Peygamber’i incitirler ve şöyle derler: “O, herşeye kulak kesilir.” De ki: “Hayır kulağıdır sizin için o; Allah’a iman eder, müminlere güvenir. İnananlarınız için de bir rahmettir o.” Allah’ın resulüne eza edenler için korkunç bir azap öngörülmüştür.
Seite 235 im Quell-PDF
TEVBE 9:62
Sizin gönlünüzü hoş etmek için Allah’a yemin ederler. Eğer bunlar inanmış iseler Allah’ın resulünün hoşnutluğunu öne almaları daha uygun düşer.
Seite 235 im Quell-PDF
TEVBE 9:63
Bilmediler mi ki, her kim Allah’a ve resulüne kafa tutarsa ona, içinde sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır. Büyük rezillik işte budur.
Seite 236 im Quell-PDF
TEVBE 9:64
İkiyüzlüler, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir surenin tepelerine inmesinden çekinir dururlar. De ki: “Siz alay edin. Allah, o çekinip durduklarınızı ortaya çıkaracaktır.”
Seite 236 im Quell-PDF
TEVBE 9:65
Onlara sorarsan elbette şöyle diyeceklerdir: “Lakırdıya dalmış, şakalaşıyorduk, hepsi bu.” De ki: “Allah ile, O’nun ayetleriyle, O’nun resulüyle mi eğleniyordunuz?”
Seite 236 im Quell-PDF
TEVBE 9:66
Özür beyan etmeyin; imanınızdan sonra küfre saptınız. İçinizden bir grubu affetsek bile diğer bir grubu, günaha batmış kişiler oldukları için azaba uğratacağız.
Seite 236 im Quell-PDF
TEVBE 9:67
İkiyüzlülerin erkekleri de kadınları da birbirinin aynıdır: Kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, harcamamak için ellerini sıkarlar. Onlar Allah’ı unutmuştur, Allah da onları unutmuştur. İkiyüzlüler, yoldan sapmışların ta kendileridir.
Seite 236 im Quell-PDF
TEVBE 9:68
Allah, erkek münafıklara da kadın münafıklara da küfre sapanlara da içinde sürekli kalacakları cehennem ateşini vaat etmiştir. O yeter onlara. Allah lanet etmiştir onlara. Sonu gelmez bir azap var onlar için.
Seite 236 im Quell-PDF
TEVBE 9:69
Tıpkı sizden öncekiler gibi. Onlar kuvvetçe sizden daha zorlu, mallar ve çocuklar bakımından daha zengindiler. Kendi nasipleriyle zevk sürdüler. Siz de kendi payınıza düşenle zevk sürdünüz. Tıpkı sizden öncekilerin kendi nasipleriyle zevklendikleri gibi. Tıpkı onların dalıp gittiği gibi siz de dalıp gittiniz. İşte böylelerinin amelleri dünyada da ahirette de boşa çıkmıştır. İşte böyleleri hüsrana batmıştır.
Seite 237 im Quell-PDF
TEVBE 9:70
Gelmedi mi onlara kendilerinden öncekilerin haberi: Nuh kavminin, Ad’ın, Semud’un, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altı üstüne gelmiş kentlerin. Resulleri onlara açık-seçik ayetler getirmişti. Allah onlara zulmediyor değildi; aksine, öz benliklerine onlar zulmediyorlardı.
Seite 237 im Quell-PDF
TEVBE 9:71
Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Allah’a ve resulüne itaat ederler. Allah bunlara rahmet edecektir. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.
Seite 237 im Quell-PDF
TEVBE 9:72
Allah, mümin erkeklerle mümin kadınlara altlarından ırmaklar akan cennetler vaat etmiştir. Sürekli kalacaklardır orada. Adn cennetlerinde de tertemiz barınaklar vaat etmiştir. Allah’ın bir hoşnutluğu ise hepsinden büyüktür. İşte budur o büyük başarı / o büyük kurtuluş.
Seite 237 im Quell-PDF
TEVBE 9:73
Ey Peygamber! Küfre sapanlarla, ikiyüzlülerle cihat et. Onlara sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü dönüş yeridir o!
Seite 238 im Quell-PDF
TEVBE 9:74
Söylemediklerine ilişkin Allah’a yemin ediyorlar. And olsun ki, o küfür sözünü söylediler. İslam’a girmeleri ardından küfre saptılar. Başaramadıkları birşeyi tasarladılar. Oysa ki intikam almaları için, Allah’ın ve resulünün, Allah’ın lütfuyla kendilerini zengin etmiş olmasından başka bir sebep de yoktu. Eğer tövbe ederlerse kendileri için hayırlı olur. Eğer yan çizerlerse Allah onlara dünyada da ahirette de acıklı bir azapla azap edecektir. Ve yeryüzünde onların ne bir dostu olacaktır ne de bir yardımcısı.
Seite 238 im Quell-PDF
TEVBE 9:75
İçlerinden bazıları da Allah’a şöyle ant içti: “Eğer Allah lütfundan bize verirse, elbette sadaka dağıtacağız ve elbette barış ve iyilik için çalışanlardan olacağız.”
Seite 238 im Quell-PDF
TEVBE 9:76
Lütfundan kendilerine verdiği zaman ise o lütfa cimrilik ederek yüz çevirmiş bir halde dönüp gittiler.
Seite 238 im Quell-PDF
TEVBE 9:77
Nihayet Allah, kendisine verdikleri söze ters düştüklerinden, yalana sapıp durduklarından, huzuruna çıkacakları güne kadar onların kalplerine ikiyüzlülük yerleştirdi.
Seite 238 im Quell-PDF
TEVBE 9:78
Bilmediler mi ki, Allah onların sırrını da fısıldaşmalarını da bilir; Allah gaybları çok iyi bilendir.
Seite 238 im Quell-PDF
TEVBE 9:79
Sadakalar hususunda içten bir cömertlik göstermiş müminlere laf atanlarla, öz gayretlerinden başkasını bulamayanları alay konusu edenlere gelince, Allah onları maskaraya çevirecektir. Onlar için acıklı bir azap da var.
Seite 239 im Quell-PDF
TEVBE 9:80
İster af dile onlar için, ister dileme. Yetmiş kez af dilesen de onlar için, Allah onları affetmeyecektir. Çünkü onlar Allah’ı da resulünü de inkar ettiler. Allah, yoldan çıkmış böyle bir topluluğa kılavuzluk etmez.
Seite 239 im Quell-PDF
TEVBE 9:81
Allah’ın resulüne ters düşmek için arkada kalanlar, çöküp oturdukları için sevindiler; Allah yolunda, mallarıyla canlarıyla didinmeyi tiksindirici bulup şöyle dediler: “Bu sıcakta seferber olmayın.” De ki: “Hararet bakımından cehennem daha zorludur.” Bir anlayabilselerdi!
Seite 239 im Quell-PDF
TEVBE 9:82
Kazanır oldukları yüzünden artık az gülsünler, çok ağlasınlar.
Seite 239 im Quell-PDF
TEVBE 9:83
Bundan böyle Allah, seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de savaşa çıkmak için senden izin isterlerse şöyle söyle: “Benimle birlikte ebediyyen çıkmayacaksınız, benimle birlikte herhangi bir düşmanla savaşmayacaksınız. İlk defasında oturup kalmayı yeğlemiştiniz. O halde geri kalanlarla birlikte oturadurun.”
Seite 239 im Quell-PDF
TEVBE 9:84
İçlerinden ölen biri üzerine sonsuza dek dua etme; böyle birinin mezarı başında da durma. Bunlar Allah’a ve resulüne nankörlük ettiler ve yoldan sapmış olarak ölüp gittiler.
Seite 240 im Quell-PDF
TEVBE 9:85
Ne malları ne de evlatları seni imrendirmesin. Allah bunlarla, dünyada onlara azap etmek istiyor. Kafir olarak çıkacaktır canları.
Seite 240 im Quell-PDF
TEVBE 9:86
“Allah’a inanın, O’nun resulüyle beraber savaşa çıkın” anlamında bir sure indirildiği zaman, onların imkan ve servet sahibi olanları, senden izin isteyerek şöyle demişlerdi: “Bırak bizi, oturanlarla beraber olalım.”
Seite 240 im Quell-PDF
TEVBE 9:87
Geride kalan kadınlarla beraber olmayı yeğlediler. Kalpleri üzerine mühür basılmıştır. Artık anlayıp kavrayamazlar.
Bir başka ayette de şöyle buyuruyor: “Niçin Kur’ân’ı düYoksa “Allah kalplerini mühürlemiş de bu yüzden anlamıyorlar mı?”(2) Veya “İşitmedikleri hâlde işittik diyenler gibi olmayın.”(3) “Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi.”(4) Veya “İşittik ve isyan ettik dediler.”(5) Aksine imamlık, Allah’ın bir lütfüdür: Böyleyken imamı seçme işi nasıl onlara bırakılmış olabilir?
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 361 · Referenz: Tevbe, 87
TEVBE 9:88
Fakat resul ve onunla birlikte iman edenler, mallarıyla canlarıyla didindiler. İşte bunlarındır tüm hayırlar. İşte bunlardır tam kurtulanlar.
Seite 240 im Quell-PDF
TEVBE 9:89
Allah onlar için, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Sürekli kalacaklardır orada. İşte budur büyük başarı.
Seite 240 im Quell-PDF
TEVBE 9:90
Göçebe Arapların özür bahane edenleri kendilerine izin verilmesi için geldiler; Allah’a ve resulüne yalan söyleyenler oturdular. Onların küfre sapanlarına korkunç bir azap erişecektir.
Seite 240 im Quell-PDF
TEVBE 9:91
Güçsüzlere, hastalara, infak edecek birşey bulamayanlara, Allah ve resulü için öğüt verdikleri taktirde bir günah yoktur. Güzel davrananlar aleyhine bir yol yok. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 241 im Quell-PDF
TEVBE 9:92
Kendilerini bindirmen için sana geldiklerinde sen, “sizi bindirecek birşey bulamam” deyince, harcayacak birşey bulamadıklarından üzüntüyle gözlerinden yaşlar boşalarak geri dönen kimseler için de herhangi bir günah yoktur.
Seite 241 im Quell-PDF
TEVBE 9:93
Ancak şu kimseler aleyhine yol vardır: Zengin oldukları halde senden izin isterler. Arkada kalan kadınlarla beraber oturmaya razı olmuştur bunlar. Ve Allah kalplerine mühür basmıştır, artık bilemezler.
Seite 241 im Quell-PDF
TEVBE 9:94
Dönüp yanlarına geldiğinizde sizden özür dilerler. De ki: “Özür dilemeyin. Size asla inanmayacağız. Allah bize sizin hallerinizden birçoğunu haber vermiştir. Yapıp ettiğinizi Allah da resulü de görecektir. Sonra görünmeyen ve görünen alemleri bilenin huzuruna çıkarılacaksınız da O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.”
Seite 241 im Quell-PDF
TEVBE 9:95
Yanlarına döndüğünüzde, kendilerini paylamaktan vazgeçesiniz diye Allah’a yemin edecekler. Vazgeçin onlardan, çünkü hepsi pisliktir. Kazandıklarının karşılığı olarak, varacakları yer cehennemdir.
Seite 241 im Quell-PDF
TEVBE 9:96
Kendilerinden hoşnut olasınız diye karşınızda yemin ediyorlar. Siz onlardan razı olsanız da Allah yoldan sapmış bir topluluktan razı olmaz.
Seite 242 im Quell-PDF
TEVBE 9:97
Çöl Arapları; küfür, parçalanma / ikiyüzlülük yönünden daha şiddetli; Allah’ın, resulüne indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
Seite 242 im Quell-PDF
TEVBE 9:98
Çöl Araplarından öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir angarya / bir ceza ödeme sayar ve sizin başınıza belaların gelmesini bekler dururlar. En kötü bela onların başına olsun! Allah çok iyi işitir, çok iyi bilir.
Seite 242 im Quell-PDF
TEVBE 9:99
Çöl Araplarından bazıları da Allah’a ve ahiret gününe inanır, harcadığını Allah yanında yakınlıklara ve resulün dualarına vesile edinir. Dikkat edin! O harcadıkları gerçekten kendileri için bir yakınlık vesilesidir. Allah onları rahmetinin içine sokacaktır. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.
Seite 242 im Quell-PDF
TEVBE 9:100
Muhacirlerden ve Ensar’dan ilklerle, güzel düşünüp güzel davranmada onları izleyenler var ya, Allah onlardan razı olmuştur; onlar da O’ndan razıdırlar. Onlara altlarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Sonsuza dek hep orada kalacaklardır. Büyük kurtuluş işte budur!
Seite 242 im Quell-PDF
TEVBE 9:101
Çevrenizdeki Bedevi Araplardan münafıklar var. Medine halkından da münafıklığa iyice alışmış olanlar var. Sen bilmezsin onları. Ama biz biliriz onları. İki kez azap edeceğiz onlara, sonra da çok büyük bir azaba itilecekler.
Seite 243 im Quell-PDF
TEVBE 9:102
Diğer bazıları da günahlarını itiraf ettiler. Bunlar, iyi bir işle kötü olan diğer bir işi birbirine karıştırdılar. Belki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 243 im Quell-PDF
TEVBE 9:103
Bunların mallarından bir sadaka al ki, onunla kendilerini iyice temizleyip aklayasın. Onlar için dua et, çünkü senin duan onlar için bir sükunettir. Allah Semi’dir, Alim’dir.
Seite 243 im Quell-PDF
TEVBE 9:104
Bilmediler mi ki, Allah’tır kullarından o tövbeyi kabul eden, o sadakaları alan. Ve Allah’tır, O Tevvab, O Rahim…
Seite 243 im Quell-PDF
TEVBE 9:105
De ki: “İş yapıp değer üretin; yapıp ürettiğinizi Allah da resulü de müminler de görecektir. Ve siz görülmeyen alemi de görülen alemi de bilenin huzuruna döndürüleceksiniz, O size yapıp ettiklerinizi birbir haber verecektir.”
Seite 243 im Quell-PDF
TEVBE 9:106
Bir kısmı da umutları Allah’ın emrine bağlı, beklemektedir. Allah onlara ya azap edecektir ya tövbe nasip edecektir. Allah, Alim’dir, Hakim’dir.
Seite 243 im Quell-PDF
TEVBE 9:107
Bir de şunlar var: Tutup bir mescit yapmışlardır: Zarar vermek için, nankörlük için, insanları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve resulüyle savaşmış kişiye gözetleme yeri kurmak için. “İyilik ve güzellikten başka birşey istemiş değiliz” diye gerile gerile yemin de edecekler. Allah şahittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar.
Seite 244 im Quell-PDF
TEVBE 9:108
Böyle bir mescitte sakın namaza durma. Daha ilk gününde takva üzerine kurulan bir mescit, içinde namaz kılman için çok daha uygundur. Temizlenmek arzusu taşıyan erler vardır o mescitte. Allah temizlenenleri sever.
Seite 244 im Quell-PDF
TEVBE 9:109
Peki, binasını Allah korkusu ve Allah rızası üzerine kuran mı hayırlıdır yoksa binasını sel artıklarının ucundaki yarın kenarına kurup da onunla birlikte cehenneme yuvarlanan mı? Allah, zalimler topluluğuna kılavuzluk etmez.
Seite 244 im Quell-PDF
TEVBE 9:110
Kurdukları bina, kalpleri parçalanıncaya kadar yüreklerinde bir kuşku olmaya devam edecektir. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
Seite 244 im Quell-PDF
TEVBE 9:111
Allah, müminlerin canlarını ve mallarını, karşılığında kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır. Allah yolunda çarpışırlar da öldürürler, öldürülürler. Allah’ın; Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kendi üzerine hak olarak yazdığı bir vaattir bu. Ahdine, Allah’tan daha vefalı kim var? Perçinlediğiniz bu antlaşmanızdan ötürü müjdeler olsun size. İşte budur o büyük başarının ta kendisi.
Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Ne kötü işler yapıyorlardı! Onlardan çoğunun, inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. Gerçekten nefislerinin, kendileri için yapıp gönderdiği ne kötüdür (ki o yüzden) Allah onlara gazap etmiştir ve azapta sürekli kalacaklardır. Eğer Allah'a, Peygamber’e ve ona indirilene inansalardı, o inkâr edenleri veli yapmazlardı. Ama onlardan çoğu yoldan çıkmış insanlardır…”(1) / (2) Salihlerle Birlikte Cihad İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: Ubbad el-Basrî Mekke yolunda İmam Zeynelabidin’i (a.s) ziyaret ederek İmam’a (a.s): “Ey Ali b. Hüseyin! Cihad, savaş ve zorluğu bırakıp hacca ve onun rahatlığına yönelmişsin. Yüce Allah ‘Allah, müminlerden canlarını ve malçekten bu, büyük başarıdır.’(3) buyurmaktadır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 399 · Referenz: Tevbe, 111
Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için af dilemek ne peygambere yakışır ne de iman edenlere.
Seite 245 im Quell-PDF
TEVBE 9:114
İbrahim’in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun Allah düşmanı olduğu kendisi için açıklık kazanınca, ondan uzaklaştı. Şu bir gerçek ki, İbrahim başkaları için gamlanıp ah eden ince yürekli yumuşak bir insandı / tam bir evvahtı.
Seite 245 im Quell-PDF
TEVBE 9:115
Allah bir topluluğa kılavuzluk ettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine ayan-beyan bildirinceye kadar, onların sapıklığına hükmetmez. Allah herşeyi hakkıyla bilendir.
Seite 245 im Quell-PDF
TEVBE 9:116
Göklerin ve yerin de mülk ve yönetimi Allah’ındır. Diriltir de öldürür de. Sizin için Allah dışında ne bir dost vardır ne de bir yardımcı.
Seite 245 im Quell-PDF
TEVBE 9:117
Andolsun ki Allah, içlerinden bir grubun kalpleri kaymaya yüz tuttuktan sonra, peygambere ve o güçlük saatinde ona uymuş olan Muhacirlerle Ensar’a tövbe nasip etmiş, sonra da onların tövbelerini kabul buyurmuştur. Çünkü onlara karşı Rauf ve Rahim’dir.
Seite 246 im Quell-PDF
TEVBE 9:118
Geride bıraklılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, öz benlikleri kendilerini sıkıştırmıştı; Allah’ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah’a sığınmaktan başka çare olmadığını fark etmişlerdi. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, eski hallerine dönsünler. Hiç kuşkusuz Allah, tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti sınırsız olandır.
Seite 246 im Quell-PDF
TEVBE 9:119
Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve özü-sözü bir kişilerle beraber olun.
Seite 246 im Quell-PDF
TEVBE 9:120
Medine halkına ve çevrelerindeki Bedevi Araplara, Allah resulünden geri kalmaları ve onu bırakıp da kendi canlarının derdine düşmeleri yakışmaz. Çünkü Allah yolunda uğrayacakları bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık, kafirleri öfkelendirmek üzere bir yere ayak basmaları, düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları, kendileri için “iyi bir amel” olarak mutlaka yazılacaktır. Allah, güzel davrananların ödülünü yitirmez.
Seite 246 im Quell-PDF
TEVBE 9:121
Küçük-büyük bir infakta bulunmaları, bir vadiyi geçmeleri, kendileri lehine mutlaka yazılır ki, Allah onlara yapıp ettiklerinden daha güzeliyle karşılık versin.
Seite 246 im Quell-PDF
TEVBE 9:122
İnananların hepsinin birden savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grubun, dinde derin bilgiler edinmek ve sefere çıkan topluluk geri döndüğünde korunmaları ümidiyle onları uyarmak için arkada kalmaları gerekmez mi?
Seite 247 im Quell-PDF
TEVBE 9:123
Ey iman sahipleri! Küfre sapanların yakınınızda bulunanlarıyla savaşın. Sizde bir sertlik bulsunlar. Şunu bilin ki Allah korunanlarla beraberdir.
Seite 247 im Quell-PDF
TEVBE 9:124
Ne zaman bir sure indirilse içlerinden biri, “bu hanginizin imanını artırdı” diye konuşur. İmanı olanların imanını artırmıştır. İşte sevinip duruyorlar!
Seite 247 im Quell-PDF
TEVBE 9:125
Kalplerinde maraz olana gelince, inen sure onların pisliğine pislik ekler. Kafir olarak geberip gitti onlar.
Seite 247 im Quell-PDF
TEVBE 9:126
Görmüyorlar mı ki, her yıl bir veya iki kez imtihan ediliyorlar. Hala ne tövbeye yelteniyorlar ne de öğüt alıyorlar.
Seite 247 im Quell-PDF
TEVBE 9:127
Bir sure indirildi mi “sizi birisi görüyor mu” diye birbirlerine bakar, sonra da sıvışıp giderler. Allah, kalplerini yamultmuştur. Çünkü gereğince anlamayan bir topluluktur bunlar.
Seite 247 im Quell-PDF
TEVBE 9:128
Yemin olsun, içinizden size onurlu bir resul gelmiştir. Sizi rahatsız eden şey onu da üzer. Çok düşkündür size. Müminlere ise daha şefkatli, daha merhametlidir.
Seite 247 im Quell-PDF
TEVBE 9:129
Eğer çekip giderlerse de ki: "Allah bana yeter. İlah yok O'ndan başka. Yalnız O'na dayandım ben; büyük arşın sahibi O'dur."
Seite 247 im Quell-PDF
10. YUNUS 109 Ayet
YUNUS 10:1
Elif, Lam, Ra. İşte sana hikmetlerle dolu Kitap’ın ayetleri.
Seite 248 im Quell-PDF
YUNUS 10:2
“İnsanları uyar, iman edenlere de kendileri için Allah katında yüksek bir doğruluk derecesi bulunduğunu müjdele” diye içlerinden bir er kişiye vahiy göndermemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? Küfre batanlar: “Bu adam açık bir büyücüdür.” dediler.
Seite 248 im Quell-PDF
YUNUS 10:3
Şu bir gerçek ki, sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arş üzerine egemenlik kurup iş ve oluşu çekip çeviren Allah’tır. O’nun izni olmadıkça, hiçbir şefaatçı devreye giremez. İşte bu Allah’tır sizin Rabbiniz. Artık O’na kulluk / ibadet edin. Düşünüp anlamıyor musunuz?
Seite 248 im Quell-PDF
YUNUS 10:4
Allah’tan hak bir vaat olarak hepinizin dönüşü yalnız O’nadır. Yaradılışı başlatır, sonra yarattıklarını varlık alanına ardarda çıkarır ki, iman edip barışa / hayra yönelik amelleri yerli yerince sergileyenleri ödüllendirsin. Küfre dalanlara gelince, onlar için, nankörlük edip gerçeği örtmeleri yüzünden, kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azap öngörülmüştür.
Seite 248 im Quell-PDF
YUNUS 10:5
Güneş’i ısı ve ışık kaynağı; Ay’ı, hesabı ve yılların sayısını bilesiniz diye bir nur yapıp ona evreler takdir eden O’dur. Allah bütün bunları rastgele değil, şaşmaz ölçülere bağlı olarak yaratmıştır. Bilgiyle donanmış bir topluluk için ayetleri detaylandırıyor.
Seite 248 im Quell-PDF
YUNUS 10:6
Şu bir gerçek ki, geceyle gündüzün birbiri ardınca değişip durmasında, Allah’ın göklerde ve yerde vücut verdiği şeylerde, sakınan bir topluluk için sayısız ayetler vardır.
Seite 249 im Quell-PDF
YUNUS 10:7
Şu bir gerçek ki, bize kavuşmayı ummayanlar, iğreti hayatla tatmin bulup onunla rahatlayanlar ve ayetlerimizden uzaklaşıp gaflete dalanlar,
Seite 249 im Quell-PDF
YUNUS 10:8
Kazandıkları şeyler yüzünden varış yerleri ateş olacakların ta kendileridir.
Seite 249 im Quell-PDF
YUNUS 10:9
İman edip barışa / hayra yönelik amel sergileyenlere gelince, Rableri onları imanlarıyla doğruya ve güzele iletir. Nimetlerle dolu cennetlerde onların altlarından ırmaklar akacaktır.
Seite 249 im Quell-PDF
YUNUS 10:10
Orada onların yakarışı, “tespih ederiz seni ey Allahımız” ve birbirlerine esenlik dilemeleri, “selam” şeklindedir. Ve onların son çağırışları şudur: Bütün övgüler alemlerin Rabbi Allah’adır.
Seite 249 im Quell-PDF
YUNUS 10:11
Allah insanlara şerri, onların hayrı acele istedikleri gibi çabucak verseydi, ecellerinin onlara ulaşmasına çoktan hükmedilmiş olurdu. Ama biz, bize kavuşmayı ummayanları kendi azgınlıkları içinde körü körüne bocalamaya bırakırız.
Seite 249 im Quell-PDF
YUNUS 10:12
İnsana zorluk dokunduğu zaman; yan yatarken, otururken, ayaktayken bize yalvarır. Ama sıkıntısını çözdüğümüzde, kendisine dokunan bir zorluk yüzünden bize hiç yalvarmamış gibi çekip gider. Haksızlığa / aşırılığa sapanlara, yapmakta oldukları işte böyle süslü gösterilmiştir.
Seite 249 im Quell-PDF
YUNUS 10:13
Andolsun ki biz sizden önceki kuşakları, zulmettikleri ve resulleri kendilerine açık kanıtlar getirdiği halde inanmadıkları için, helak ettik. Günaha batanlar topluluğunu biz böyle cezalandırırız.
Seite 250 im Quell-PDF
YUNUS 10:14
Sonra onların ardından yeryüzünde sizi hükmedenler kıldık ki, nasıl iş yapacağınızı görelim.
Seite 250 im Quell-PDF
YUNUS 10:15
Ayetlerimiz onlara açık-seçik parçalar halinde okunduğu zaman, bize ulaşmayı ummayanlar şöyle dediler: “Bundan başka bir Kur’an getir yahut bunu değiştir.” De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkuya düşerim.”
Seite 250 im Quell-PDF
YUNUS 10:16
De ki: “Allah dileseydi, onu size okumazdım, onu size bildirmezdi de. Ondan önce içinizde bir ömür kalmıştım. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?”
Seite 250 im Quell-PDF
YUNUS 10:17
Yalan düzerek Allah’a iftira eden yahut onun ayetlerini yalanlayan kişiden daha zalim kim var? Şu bir gerçek ki, suçlular iflah etmezler.
Seite 250 im Quell-PDF
YUNUS 10:18
Allah’ın yanında bir de kendilerine zarar veremeyen, yarar sağlayamayan şeylere kulluk ediyorlar ve şöyle diyorlar: “Bunlar bizim Allah katındaki şefaatçılarımızdır.” De onlara: “Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği şeyleri mi haber veriyorsunuz?” Şanı yücedir O’nun, ortak koştukarından arınmıştır O.
Seite 250 im Quell-PDF
YUNUS 10:19
İnsanlar bir tek ümmetten başka değilken ihtilafa düştüler. Eğer Rabbinden bir söz öne geçmemiş olsaydı, tartışıp durdukları konuda aralarında hüküm verilir / iş mutlaka bitirilirdi.
Seite 251 im Quell-PDF
YUNUS 10:20
Şöyle derler: “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Gayb Allah’ın tekelinde. Hadi bekleyin; sizinle birlikte ben de bekleyenlerdenim.”
Seite 251 im Quell-PDF
YUNUS 10:21
İnsanlara, kendilerine dokunan bir darlıktan sonra bir rahat tattırdığımızda, ayetlerimiz hakkında hemen bir tuzak sergilerler. De ki: “Tuzak kurma bakımından Allah daha hızlıdır.” Zaten resullerimiz, kurmakta oldukları tuzakları kaydediyorlar.
Seite 251 im Quell-PDF
YUNUS 10:22
O yürütüyor sizi karada ve denizde. Diyelim gemidesiniz: Gemiler, içindekileri latif bir rüzgarla götürüyor. İçerdekiler ferah ve sevinç duymaktalar. Birden korkunç bir kasırga geliverdi. Her taraftan dalgalar üzerlerine çullandı. Çepeçevre kuşatıldıklarını düşünüp dini yalnız Allah’a özgüleyerek duaya koyuldular: “Eğer bizi şu durumdan kurtarırsan, yemin olsun sana şükredenlerden olacağız.”
Seite 251 im Quell-PDF
YUNUS 10:23
Ama Allah onları kurtarınca, hiç vakit geçirmeden yeryüzünde haksızlığa sapıp azgınlaşırlar. Ey insanlar! Şu iğreti hayatın menfaati için yaptığınız azgınlık ve taşkınlık yalnız sizin aleyhinizedir. Bir süre sonra bize döndürüleceksiniz ve yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz.
Seite 251 im Quell-PDF
YUNUS 10:24
Şu iğreti hayatın durumu gökten indirdiğimiz bir suya benzer: İnsanların ve davarların yedikleri yeryüzü bitkisi onunla karışmıştır. Nihayet toprak, takılarını kuşanmış, süslenmiştir. Toprağın sahipleri onun üzerinde egemen olduklarını sanmaktadırlar. Tam bu sırada emrimiz ona gece veya gündüz ulaşmıştır. Ve onu, sanki dün yerinde yokmuş gibi biçip atmışızdır. Derin derin düşünen bir topluluk için ayetleri böyle detaylandırıyoruz biz.
Seite 252 im Quell-PDF
YUNUS 10:25
Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediğini dosdoğru bir yola kılavuzlar.
Seite 252 im Quell-PDF
YUNUS 10:26
Güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik var. Dahası da var. Onların yüzlerine ne kara bulaşır ne de zillet ulaşır. Cennetin dostlarıdır onlar; sürekli kalıcıdırlar orada.
Bizden, Kur’ân okuyabilenlere Kur’ân okumayı, okuma bilmeyenlere de zikretmeyi emrederdi.(1) Bu hadisten şu nokta da anlaşılmaktadır: Kur’ân okumak, diğer zikirlerden daha faziletli ve üstündür; çünkü İmam (a.s) birinci derecede Kur’ân okumayı ve sonra zikretmeyi emretmekteydi. İmam (a.s) Kur’ân ayetlerini duymayı da seviyor, dikkatli bir şekilde ve ilgiyle Kur’ân ayetlerini dinliyordu. Meymun el-Kaddah şöyle rivayet etmektedir: Ebu Cafer (İmam Muhammed Bâkır) (a.s) bana: “Oku.” buyurdu. Ben: “Hangisinden okuyayım?” dedim. İmam (a.s): “Dokuzuncu sûreden itibaren oku.” buyurdu. Sûreyi aramaya başladım. Bana: “Yunus Sûresi’nden itibaren oku.” buyurdu. Bunun üzerine: “Güzel davrananlara daha güzel (kara leke) bulaşır ne de bir horluk.”(2) ayetini okudum. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kur’ân okuduğum zaman saçlarım neden ağarmaz, hayret ederim.”(3)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 295 · Referenz: Yunus, 26
YUNUS 10:27
Kötülük kazananlara ise kötülüğün miktarınca karşılık vardır. Ama yüzlerini bir zillet de kaplar. Onları Allah’tan kurtaracak kimse yoktur. Yüzleri gece parçalarından karanlıklarla kaplanmış gibidir. Ateşin dostudur bunlar. Sürekli kalıcıdırlar içinde.
Seite 252 im Quell-PDF
YUNUS 10:28
Gün olur onları bir araya toplarız; sonra şirke batmışlara sesleniriz: “Siz ve ortak yaptıklarınız, yerlerinize!” Aralarını ayırmışızdır. Ortak tuttukları şöyle haykırırlar: “Siz bize kulluk etmiyordunuz.”
Seite 253 im Quell-PDF
YUNUS 10:29
“Sizinle bizim aramızda tanık olarak Allah yeter. Doğrusu biz sizin ibadetinizden tamamen habersizdik.”
Seite 253 im Quell-PDF
YUNUS 10:30
İşte orada, her benlik önceden gönderdiği şeyi kendisi deneyecektir. Hepsi gerçek Mevla’larına döndürülmüş, iftira aracı yaptıkları şeyler kendilerini koyup gitmiştir.
Seite 253 im Quell-PDF
YUNUS 10:31
Sor: “Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya o işitme gücünün ve gözlerin sahibi kim? Kim çıkarıyor ölüden diriyi ve kim çıkarıyor diriden ölüyü? Kim çekip çeviriyor iş ve oluşu?” Hemen, “Allah” diyecekler. De ki: “Hala kendinize gelmiyor musunuz?”
Seite 253 im Quell-PDF
YUNUS 10:32
İşte bu Allah’tır sizin Hak Rabbiniz. Hak’tan sonra sapıklıktan başka ne kalır ki? Peki, nasıl oluyor da yüz geri döndürülüyorsunuz?
Seite 253 im Quell-PDF
YUNUS 10:33
Bu, budur. Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, “onlar iman etmezler” sözü gerçekleşmiştir.
Seite 253 im Quell-PDF
YUNUS 10:34
De ki: “Ortak tuttuklarınız içinde, yaratışa başlayan, sonra, yarattığını çevirip bir daha yaratan kim var?” De ki: “Allah! Yaratışı başlatır, sonra onu çevirip yeniden yaratır. O halde nasıl oluyor da başka bir yöne döndürülüyorsunuz?”
Seite 253 im Quell-PDF
YUNUS 10:35
Şunu da söyle: “Ortak tuttuklarınızdan kim var hakka götüren?” De ki: “Allah götürür hakka. Hakka götürebilen mi izlenmeye daha layıktır yoksa kılavuzlanmadıkça yolu bulamayan mı? Peki, ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz siz?”
Hiç kuşkusuz Allah, nebileri ve imamları muvaffak kılar, gizli ilminden ve hikmetinden, başka kimseye vermediği şeyleri verir. Bu yüzden onların sahip oldukları bilgiler aynı zamanda yaşayan insanların bilgisinden üstün olur. Aşağıdaki ayetlerde Allah bu gerçeğe işaret etmektedir: Talut’la ilgili olarak da şöyle buyurmuştur: “Allah sizin Bir ayette Peygamber’e (s.a.a) şöyle buyuruyor: “Allah Bir ayette de Peygamber’inin Ehl-i Beyt’i ve soyu olan imamlar hakkında şöyle buyurmuştur: “Yoksa onlar, AlAllah Azze ve Celle bir kulunu, diğer kullarının işlerini idare etmesi için seçtiği zaman onun göğsünü bu işin üs-
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 362 · Referenz: Yunus, 35
YUNUS 10:36
Onların çoğu sanıdan başka birşeyin ardınca gitmiyor. Doğrusu da şu ki sanı, haktan hiçbir şey ifade etmez. Allah onların yaptıklarını iyice bilmektedir.
Seite 254 im Quell-PDF
YUNUS 10:37
Bu Kur’an, Allah’tan başka birileri tarafından uydurulmuş değildir. O, kendinden öncekinin tasdiki ve Kitap’ın detaylandırılmasıdır. Kuşku ve çelişme yoktur onda. Alemlerin Rabbi’ndendir o.
Seite 254 im Quell-PDF
YUNUS 10:38
Yoksa onu “uydurdu” mu diyorlar! De ki: “Eğer doğru sözlüler iseniz Allah dışında, elinizin yettiklerini de çağırın da onun benzeri bir sure ortaya çıkarın.”
Seite 254 im Quell-PDF
YUNUS 10:39
Hayır, düşündükleri gibi değil. Onlar, ilmini kuşatamadıkları ve yorumu kendilerine hiç gelmemiş birşeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamıştı. Bak da gör nasıl olmuştur zalimlerin sonu!
Seite 254 im Quell-PDF
YUNUS 10:40
İçlerinden buna inanacak var, inanmayacak var. Bozguncuları Rabbin daha iyi bilir.
Seite 254 im Quell-PDF
YUNUS 10:41
Seni yalanladılarsa şöyle söyle: “Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım.”
Seite 255 im Quell-PDF
YUNUS 10:42
İçlerinde sana kulak verenler de vardır. Peki, sağırlara sen mi işittireceksin? Hele bir de akıllarını kullanmıyorlarsa!
Ey Hişam! Akıl ilimle beraberdir. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “İşte biz, bu misalleri insanlar için getiriyoruz; Ey Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları şöyle yermiştir: “Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun, denildiği Ve şöyle buyurmuştur: “Kâfirlerin durumu, sadece çobaVe buyurmuştur ki: “Onlardan seni dinleyenler vardır. FaVe buyurmuştur ki: “Yoksa sen, onların çoğunu dinleyenVe buyurmuştur ki: “Onlar müstahkem şehirlerde veya siVe buyurmuştur ki: “Kitabı okuduğunuz hâlde, insanlara
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 372 · Referenz: Yunus, 42
YUNUS 10:43
Onlardan sana bakanlar da vardır. Peki, körlere sen mi kılavuzluk edeceksin? Hele kalp gözleriyle de görmüyorlarsa!
Seite 255 im Quell-PDF
YUNUS 10:44
Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar öz benliklerine zulmediyorlar.
İmam Ali Nakî (a.s) cebir ve tefviz konusunda Ehl-i Beyt’in görüşünü açıklamak amacıyla yazmış olduğu genişçe risalesinin bir bölümünde cebir görüşünü şöyle beyan etmektedir: İnananın hatadan kurtulamayacağı cebir akidesine gelince; bu inanç Allah Teâlâ’nın, kulları günah işlemeye mecbur kılıp, bununla birlikte onlara azap edeceğini sanan kimselerin inancıdır. Kim böyle düşünürse, Allah'ı hükmünde zalim bilmiş olur ve O'nun şu sözünü yalanlamış ve reddetmiştir: "Rabbin hiçbir kimseye zulmetmez."(1) Yine başka bir ayette cehennem ehline hitap olarak şöyle buyurmaktadır: "Bu (azap) da, senin ellerinin önceden takdim ettiği (hazırladığı) şeydir. Hiç şüphe yok ki Allah, kulları için zulmedici değildir."(2) Yine diğer bir ayette de şöyle buyurmaktadır: "Şüphe yok ki Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanların kendileri kendilerine zulmederler."(3) Bu konu hakkında diğer birçok ayet de mevcuttur.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 346 · Referenz: Yunus, 44
YUNUS 10:45
Onları huzurunda toplayacağı gün, gündüzün bir saatinden başka, dünyada durmamış gibidirler; aralarında tanışırlar. Allah’a kavuşmayı yalanlayıp da doğru yolu tutmamış bulunanlar, hüsrana uğramışlardır.
Seite 255 im Quell-PDF
YUNUS 10:46
Onlara vaat ettiğimizin bazısını sana göstersek de seni vefat ettirsek de dönüşleri bizedir. Sonunda Allah, işlemiş olduklarına tanıklık edecektir.
Seite 255 im Quell-PDF
YUNUS 10:47
Her ümmet için bir resul öngörülmüştür. Resulleri gelince, aralarında adaletle hüküm verilir. Hiçbir zulme uğratılmazlar.
Seite 255 im Quell-PDF
YUNUS 10:48
Diyorlar ki: “Doğru sözlülerseniz bu vaat ne zaman?”
Seite 255 im Quell-PDF
YUNUS 10:49
De ki: “Ben kendime bile Allah’ın istediği dışında bir zarar verme yahut yarar sağlama gücünde değilim. Her ümmetin bir eceli var. Ecelleri geldiğinde bir saat geri de kalamazlar, ileri de gidemezler.”
Seite 255 im Quell-PDF
YUNUS 10:50
Şöyle söyle: “Diyelim O’nun azabı size gündüzün veya geceleyin gelecektir. Suçlular bunlardan hangisini aceleyle ister?”
Seite 256 im Quell-PDF
YUNUS 10:51
O azap başınıza patladıktan sonra mı iman ettiniz? Şimdi mi? Hani onu aceleden isteyip duruyordunuz?
Seite 256 im Quell-PDF
YUNUS 10:52
Sonra zulmedenlere şöyle denecek: “Sonsuzluğun azabını / sonsuz azabı tadın. Kazandığınız şeyler dışında bir şeyle cezalandırılmayacaksınız.”
Seite 256 im Quell-PDF
YUNUS 10:53
Soruyorlar sana: “Doğru mu bu?” De ki: “Evet! Rabbime yemin ederim, o doğrunun ta kendisidir. Ve siz ondan yakayı kurtaramayacaksınız.”
Seite 256 im Quell-PDF
YUNUS 10:54
Zulmetmiş her benlik, yeryüzündekiler kendinin olsa, kurtulmak için tümünü fidye verecektir. Azabı gördüklerinde pişmanlığı ta içlerinde duyarlar. Aralarında adaletle hükmedilmiştir. Asla zulme uğratılmazlar.
Seite 256 im Quell-PDF
YUNUS 10:55
Gözünüzü açın, göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Gözünüzü açın Allah’ın vaadi haktır. Ama onların çokları bilmiyorlar.
Seite 256 im Quell-PDF
YUNUS 10:56
O hayat verir, O öldürür. O’na döndürüleceksiniz.
Seite 257 im Quell-PDF
YUNUS 10:57
Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, inananlara bir kılavuz ve bir rahmet geldi.
Seite 257 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân Öğrenmek referenz
Bizi nereye indiriyorsun? Hata ve günah ehlinin yanına mı?” Allah Teâlâ onlara şöyle vahyetti: “İnin aşağı; izzetim ve celalim hakkı için Al-i Muhammed’den ve onların Şiasından bir kimse, her gün kendilerine farz kıldıklarımın ardından sizi okursa, ona her gün yetmiş kere gizli gözümle bakarım. Her bakışımda onun yetmiş ihtiyacını karşılarım ve işledikleri günahları bağışlarım.” Bu ayetler; Fatiha Sûresi, “Allah kendisinden başka ilah ayeti(3), Ayete’l-Kürsî ve Mülk Sûresi’nin ayetleridir.(4) Diğer bir hadiste ise şöyle geçmektedir: ‘İnna fetehna’yı (Fetih Sûresi) okuyarak mallarınızı, kadınlarınızı ve elinizin altında bulunan kölelerinizi mah-
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 167 · Referenz: Yunus, 57
YUNUS 10:58
De ki: “Allah’ın lütfuyla, O’nun rahmetiyle, sadece onunla sevinip ferahlasınlar. O, onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır.”
Seite 257 im Quell-PDF
YUNUS 10:59
De ki: “Ne oldu size de Allah’ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?” De ki: “Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”
Seite 257 im Quell-PDF
YUNUS 10:60
Yalanı Allah’a yakıştıranlar, kıyamet günü hakkında ne düşünüyorlar? Allah, insanlara karşı elbette lütuf sahibidir, fakat onların çokları şükretmiyorlar.
Seite 257 im Quell-PDF
YUNUS 10:61
Bir iş ve oluşta bulunsan, Kur’an’dan birşey okusan; herhangi bir iş yapsanız, siz ona dalıp gitmişken biz üstünüzde mutlaka tanıklarız. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca birşey, ondan daha küçüğü de daha büyüğü de Rabbinden uzakta / gizli kalmaz; tümü apaçık bir Kitap’tadır.
Seite 257 im Quell-PDF
YUNUS 10:62
Gözünüzü açın! Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur. Tasaya da düşmezler onlar.
Seite 257 im Quell-PDF
YUNUS 10:63
Onlar inanmış, takvaya sarılmışlardır.
Seite 257 im Quell-PDF
YUNUS 10:64
Dünya hayatında da ahirette de müjde vardır onlara. Allah’ın kelimeleri değişmez. İşte budur o büyük kurtuluş.
Seite 257 im Quell-PDF
YUNUS 10:65
Onların sözü seni üzmesin. Tüm onur ve kudret Allah’ındır. O herşeyi işitir, herşeyi bilir.
Seite 258 im Quell-PDF
YUNUS 10:66
Gözünüzü açın! Göklerde kim var yerde kim varsa Allah’ındır. Allah’ı bırakıp da başka şeylere yalvaranlar, ortak koştuklarına uymuyorlar / Allah’ın yanında ortaklara yalvaranlar neyin ardısıra gidiyorlar? Onlar sadece sanıya uyuyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.
Seite 258 im Quell-PDF
YUNUS 10:67
O, odur ki, içinde durup dinlenesiniz diye sizin için geceye vücut verdi, gündüzü de aydınlık kıldı. Hiç kuşkusuz bunda, dinleyecek bir topluluk için ibretler vardır.
Seite 258 im Quell-PDF
YUNUS 10:68
“Allah çocuk edindi.” dediler. Haşa! Allah bundan arınmıştır. O Gani’dir, hiçbir şeye muhtaç olmaz. Göklerdekiler de yerdekiler de O’nundur. Elinizde, söylediğinize ilişkin hiçbir kanıt yok. Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?
Seite 258 im Quell-PDF
YUNUS 10:69
De ki: “Allah hakkında yalan düzüp iftira edenler iflah etmeyeceklerdir.”
Seite 258 im Quell-PDF
YUNUS 10:70
Dünyada biraz nimetlenme, ardından dönüşleri bize. Sonra biz, inkar ettiklerinden ötürü şiddetli azabı onlara tattıracağız.
Seite 258 im Quell-PDF
YUNUS 10:71
Onlara Nuh’un haberini de oku. Hani toplumuna şöyle demişti: “Eğer benim konumum ve Allah’ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa artık ben, Allah’a dayandım. Siz de ortaklarınızla biraraya gelip işinize bakın. Yapacağınız şey size bir kaygı da vermesin, hükmünüzü bana uygulayın. Ve bana fırsat da vermeyin.”
Seite 258 im Quell-PDF
YUNUS 10:72
“Yüz çevirdiyseniz çevirin. Ben sizden bir ücret istemedim. Benim ücretim Allah’tan gelecektir. Bana, müslümanlardan olmam emredildi.”
Seite 259 im Quell-PDF
YUNUS 10:73
Bunun üzerine onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık, onları yöneticiler yaptık; ayetlerimizi yalanlayanları da batırıp boğduk. Bak da gör, önceden uyarılanların sonu nice oluyor!
Seite 259 im Quell-PDF
YUNUS 10:74
Nuh’un ardından birçok resulleri daha toplumlarına gönderdik. Onlara açık-seçik kanıtlar getirdiler. Ama onlar daha önceden yalanladıkları şeye bir türlü inanmadılar. Azgınlığa sapanların kalplerini biz, işte böyle mühürleriz.
Seite 259 im Quell-PDF
YUNUS 10:75
Onların ardından da Musa ile Harun’u ayetlerimiz eşliğinde Firavun ve kurmaylarına gönderdik. Kibre saptılar ve günahkar bir topluluk oldular.
Seite 259 im Quell-PDF
YUNUS 10:76
Gerçek, katımızdan onlara geldiğinde şöyle demişlerdi: “Hiç kuşkusuz bu, apaçık bir büyüdür.”
Seite 259 im Quell-PDF
YUNUS 10:77
Musa dedi ki: “Gerçek size ulaştığında böyle mi konuşuyorsunuz? Büyü müdür bu? Büyücülerin kurtuluşu yoktur.”
Seite 259 im Quell-PDF
YUNUS 10:78
Dediler ki: “Sen bize, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden bizi çeviresin de bu toprakta devlet ve ululuk ikinizin olsun diye mi geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.”
Büyücüler gelince, Musa onlara şöyle dedi: “Ortaya koyma gücünde olduğunuz şeyleri sergileyin.”
Seite 260 im Quell-PDF
YUNUS 10:81
Onlar hünerlerini ortaya koyunca Musa dedi ki: “Sergilediğiniz şey büyüdür. Allah onu mutlaka hükümsüz kılacaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzgün yürütmez.”
Seite 260 im Quell-PDF
YUNUS 10:82
“Ve günahkarlar hoşgörmese de Allah, gerçeği kelimeleriyle ortaya çıkarıp kanıtlayacaktır.”
Seite 260 im Quell-PDF
YUNUS 10:83
Firavun ve kodamanlarının kendilerine kötülük etmelerinden korktukları için, kavmi arasından bir gençlik grubu dışında hiç kimse Musa’ya inanmadı. Çünkü Firavun, o toprakta gerçekten çok üstündü ve gerçekten sınır tanımaz azgınlardan biriydi.
Seite 260 im Quell-PDF
YUNUS 10:84
Musa dedi ki: “Ey toplumum! Eğer Allah’a inandınızsa, gerçekten müslümansanız, yalnız Allah’a dayanıp güvenin.”
Seite 260 im Quell-PDF
YUNUS 10:85
Şöyle yakardılar: “Yalnız Allah’a dayandık. Rabbimiz! Bizleri, zulmedenler toplumu için bir imtihan aracı yapma.”
Seite 260 im Quell-PDF
YUNUS 10:86
“O küfre sapmış toplumdan rahmetinle bizi kurtar.”
Seite 260 im Quell-PDF
YUNUS 10:87
Musa’ya ve kardeşine şunu vahyettik: Kavminiz için kendilerini yerleştirmek üzere Mısır’da evler hazırlayın. Evlerinizi kıble yapın / karşılıklı yapın ve namaz kılın. İnananlara müjde ver.
Seite 261 im Quell-PDF
YUNUS 10:88
Musa şöyle dedi: “Rabbimiz! Sen, Firavun ve kodamanlarına şu geçici hayatta debdebe verdin, mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz! Onların mallarını sil- süpür, kalplerini şiddetle sık ki, acıklı azabı görünceye kadar inanmasınlar.”
Seite 261 im Quell-PDF
YUNUS 10:89
Allah cevap verdi: “İkinizin duası kabul edildi. Doğruluktan şaşmayın. İlimden nasipsizlerin yolunu izlemeyin.”
Seite 261 im Quell-PDF
YUNUS 10:90
Ve İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu azgınlık ve düşmanlıkla onları izlemekteydi. Nihayet boğulma ümüğüne çökünce şöyle dedi: “İman ettim. İsrailoğullarının inanmış olduğu dışında ilah yok. Ben de O’na teslim olanlardanım.”
Seite 261 im Quell-PDF
YUNUS 10:91
“Şimdi mi? Daha önce isyan etmiş, bozgunculardan olmuştun.”
Seite 261 im Quell-PDF
YUNUS 10:92
Bugün senin bedenini kurtaracağız ki, arkandan gelenlere bir ibret olasın. Ama insanların çoğu bizim ayetlerimizden gerçekten habersiz bulunuyor.
Seite 261 im Quell-PDF
YUNUS 10:93
Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve kendilerine temiz yiyeceklerden rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ihtilafa düşmediler. Hiç kuşkusuz Rabbin, tartışmakta oldukları şey hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
Seite 261 im Quell-PDF
YUNUS 10:94
Şayet sen, sana indirdiğimizden kuşkulanmakta isen, senden önce Kitap’ı okuyanlara sor. Andolsun, hak sana Rabbinden gelmiştir. O halde sakın kuşkulananlardan olma.
Seite 262 im Quell-PDF
YUNUS 10:95
Ve sakın ayetlerimizi yalanlayanlardan olma, yoksa hüsrana düşenlerden olursun.
Seite 262 im Quell-PDF
YUNUS 10:96
Aleyhlerine Rabbinin kelimesi hak olanlar iman etmezler;
Seite 262 im Quell-PDF
YUNUS 10:97
Tüm ayetler onlara gelse bile. Ta, o korkunç azabı görünceye kadar…
Seite 262 im Quell-PDF
YUNUS 10:98
Bir kent inansa da imanı kendisine yarar sağlasa ya! Yunus’un kavmi müstesna. Onlar inanınca, dünya hayatında rezillik azabını üstlerinden kaldırmış ve kendilerini belirli bir süreye kadar nimetlendirmiştik.
Seite 262 im Quell-PDF
YUNUS 10:99
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın!
Bu işinizi (Ehl-i Beyt’e bağlılığınızı) Allah için yapın, insanlar için değil. Çünkü ancak Allah için yapılan iş, Allah içindir. İnsanlar için yapılan bir şey de Allah katında yükselmez. Dininiz hususunda insanlarla didişmeyin. Çünkü didişme kalbin hastalanmasına neden olur. Allah Teâlâ, Peygamber’ine (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Sen istediğini iletir.”(1) Ve şöyle buyurmuştur: “Sen mi mümin olsunlar diye insanları zorlayacaksın?”(2) Bırakın insanları; çünkü onlar insanlardan öğrenmişlerdir. Siz ise Resul-i Ekrem’den (s.a.a) öğrendiniz.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 415 · Referenz: Yunus, 99
YUNUS 10:100
Allah’ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.
Seite 262 im Quell-PDF
YUNUS 10:101
De ki: “Göklerde ve yerde neler var / neler oluyor, bir bakın!” O ayetler ve uyarılar iman etmeyen bir toplumun hiçbir işine yaramaz.
Seite 262 im Quell-PDF
YUNUS 10:102
Onlar, sırf kendilerinden önce gelip geçenlerin günleri gibisini bekliyorlar. De ki: “Bekleyin. Sizinle beraber ben de bekleyenlerdenim.”
Seite 263 im Quell-PDF
YUNUS 10:103
Sonunda biz, resullerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte böyledir. Üzerimize bir borç olarak, inananları kurtarırız.
Seite 263 im Quell-PDF
YUNUS 10:104
De ki: “Ey insanlar, benim dinimden kuşkuda iseniz, ben sizin Allah dışındaki kulluk ettiklerinize kulluk etmeyeceğim. Tam aksine ben, sizin canınızı alacak olan Allah’a kulluk edeceğim. Bana müminlerden olmam emredildi.”
Seite 263 im Quell-PDF
YUNUS 10:105
Şu da emredildi: “Yüzünü, bir hanif olarak dine çevir. Sakın müşriklerden olma.”
Seite 263 im Quell-PDF
YUNUS 10:106
“Allah’ı bırakıp da sana yarar sağlamayacak ve zarar veremeyecek şeylere yakarma. Eğer bunu yaparsan mutlaka zalimlerden olursun.”
Seite 263 im Quell-PDF
YUNUS 10:107
Allah sana bir zarar dokundurursa, onu kaldıracak olan başkası değil yine O’dur. O sana bir hayır dilerse, O’nun lütfunu reddedecek yoktur. Kullarından dilediğini lütfuyla nasiplendirir. Gafur’dur O, Rahim’dir.
Seite 263 im Quell-PDF
YUNUS 10:108
De ki: “Ey insanlar! Şu bir gerçek ki hak size Rabbinizden gelmiştir. Artık doğruya yönelen kendi benliği için yönelir; sapan da kendi benliği aleyhine sapar. Ben sizin üzerinize vekil değilim.”
Seite 263 im Quell-PDF
YUNUS 10:109
Sana vahyedilene uy ve Allah hüküm verinceye kadar sabret. O, hakimlerin en hayırlısıdır.
Seite 264 im Quell-PDF
11. HUD 123 Ayet
HUD 11:1
Elif, Lam, Ra. Bir kitaptır ki bu, ayetleri önce muhkem kılınmış, sonra detaylandırılıp açıklanmış. Hakim ve Habir kudrettendir o.
Seite 264 im Quell-PDF
HUD 11:2
Başkasına değil, yalnız Allah’a kulluk edin. Kuşkusuz ben size O’ndan gelen bir uyarıcı ve müjdeciyim.
Seite 264 im Quell-PDF
HUD 11:3
Af dileyin Rabbinizden; sonra da tövbe ile O’na yönelin ki, belirlenmiş bir süreye kadar sizi güzel bir nimetle nimetlendirsin ve her farklı derece sahibine hak ettiği ödülü versin. Eğer yüz çevirirseniz, o taktirde sizi büyük bir günün azabıyla korkuturum.
O kadar ki, senin yanında olduğumuz hâlde ahireti, cenneti ve cehennemi bizzat gözlemliyor gibi oluyoruz. Senin yanından ayrılıp şu evlere girdiğimiz, çocuklarımızı kokladığımız, ailelerimizi ve eşlerimizi gördüğümüz zaman, senin yanında iken içinde bulunduğumuz hâl bütünüyle değişiyor gibi oluyor. Sanki öyle bir hâl üzere hiç olmamışız gibi. Sence biz, nifak üzere miyiz?” Resulullah onlara şöyle dedi: “Hayır; bu, şeytanın vesvesesidir. Sizi dünyaya meyletmeye teşvik ediyor. Şayet siz, kendinizin vasfettiği hâlinizi her zaman sürdürseydiniz, meleklerle musafaha eder, su üzerinde yürürdünüz. Eğer günah işleyip sonra Allah’a tövbe etmeseydiniz, Allah, sizin yerinize günah işleyen, sonra bağışlanma dileyen ve Allah tarafından bağışlanan bir topluluk yaratırdı.” Hiç kuşkusuz müminler, fitneye düşebilen; ama ardından tövbe eden kimselerdir. Şu ayetleri duymadınız mı: ver.”(1) “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na töv-
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 408 · Referenz: Hud, 3
HUD 11:4
Yalnız Allah’adır dönüşünüz. Ve O, herşeye Kadir’dir.
Seite 264 im Quell-PDF
HUD 11:5
Dikkatle bakın! Onlar O’ndan gizlenmek için göğüslerini bükerler. Dikkat edin! Onlar örtülerine büründükleri zaman da O, onların neyi gizlemekte olduklarını ve neyi açığa vurduklarını bilmektedir. Çünkü O, göğüslerin içini çok iyi bilir.
Seite 264 im Quell-PDF
HUD 11:6
Yerde hiçbir debelenen yoktur ki, rızkı Allah üzerinde olmasın. O, onun karar kıldığı noktayı da bilir, emanet edildiği yeri de. Herşey, apaçık bir Kitap’tadır.
Seite 265 im Quell-PDF
HUD 11:7
O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. O’nun arşı da su üzerinde idi. Böyle yapması, iş ve davranış yönünden hanginizin daha güzel olduğunu belirlemek için sizi denemeye yöneliktir. Sen, “kuşkusuz, sizler ölümden sonra diriltileceksiniz” dediğinde, küfre batanlar hemen ve kesinlikle şöyle derler: “Bu apaçık bir büyüden başka şey değildir.”
Seite 265 im Quell-PDF
HUD 11:8
Ve eğer onlardan azabı, belirlenmiş bir süreye kadar ertelersek, mutlaka şöyle diyeceklerdir: “Onu erteleyen de ne?” Gözünüzü açın, azap onlara geldiği gün, kendilerinden geri çevrilecek değildir. Ve alay edip durdukları şey, kendilerini sarmış olacaktır.
Seite 265 im Quell-PDF
HUD 11:9
İnsana bizden bir rahmet tattırıp sonra onu ondan çekip alsak, insan elbette çok ümitsiz, çok nankör bir hale düşer.
Seite 265 im Quell-PDF
HUD 11:10
Ve eğer ona, kendisine gelip çatan bir zorluk ve kederden sonra bolluk ve nimet tattırsak, hiç kuşkusuz şöyle diyecektir: “Tüm sıkıntı ve kötülükler benden uzaklaşmıştır.” Bu durumda o, bir sevinç şımarığı, bir kendini beğenmiş olur.
Seite 265 im Quell-PDF
HUD 11:11
Sabredip barışçıl / hayırlı amel sergileyenler böyle yapmazlar. Bunlar kendileri için bir bağışlanma ve büyük bir ödül öngörülen kişilerdir.
Seite 265 im Quell-PDF
HUD 11:12
Belki de sen; onlar, “ona bir hazine indirilseydi, yahut beraberinde bir melek gelseydi ya” diyorlar diye göğsün sıkışıp daralarak, sana vahyedilmekte olanın bir kısmını terk etmeye kalkarsın. Gerçek olan şu ki, sen sadece bir uyarıcısın. Allah ise herşey üzerinde bir Vekil’dir.
Seite 266 im Quell-PDF
HUD 11:13
Yoksa, “onu uydurdu” mu diyorlar! De ki: “Öyleyse hadi, onun benzeri, uydurma on sure de siz getirin; eğer doğru sözlüler iseniz, Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın.”
Seite 266 im Quell-PDF
HUD 11:14
Eğer size cevap veremedilerse artık bilin ki o, ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir. Ve O’ndan başka da ilah yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz?
Seite 266 im Quell-PDF
HUD 11:15
Her kim iğreti hayatı ve onun süsünü isterse böylelerinin yapıp ettiklerinin karşılığını kendilerine bu hayatta tam olarak veririz. Onlar dünyada hiçbir eksiltmeye uğratılmazlar.
Seite 266 im Quell-PDF
HUD 11:16
Öyleleridir ki bunlar, ahirette kendileri için ateşten başkası yoktur. Sanayi olarak ürettikleri orada işe yaramaz olmuştur. Yapıp ettikleri de batıl hale gelmiştir.
Seite 266 im Quell-PDF
HUD 11:17
Böyleleri şu kimse gibi olur mu: Rabbinden bir beyyine üzerindedir, O’ndan bir tanık da kendisini izler. Tanıktan önce de bir kılavuz ve rahmet olarak Musa’nın kitabı var. Onlar ona inanırlar. Hiziplerden onu inkar edenin varış yeri ateştir. Ondan asla kuşkuya düşme; o Rabbinden bir haktır ama insanların çokları inanmıyorlar.
Seite 266 im Quell-PDF
HUD 11:18
Yalan düzerek Allah’a iftira edenden daha zalim kim var? Onlar Rablerine arz edilecekler. Tanıklar diyecekler ki: “İşte bunlardır Rableri hakkında yalan uyduranlar.” Herkes duysun ki, Allah’ın laneti zalimler üstünedir.
Seite 267 im Quell-PDF
HUD 11:19
O zalimler ki, Allah’ın yolundan alıkoyarlar, o yolu yamultmak isterler. Onlar, evet onlar ahireti de inkar ederler.
Seite 267 im Quell-PDF
HUD 11:20
Bunlar yeryüzünde kimseyi aciz bırakamazlar, Allah’tan başka hiçbir dostları da yoktur. Onlara azap kat kat verilecektir. Hem işitmeye güçleri yetmiyordu hem de göremiyorlardı.
Seite 267 im Quell-PDF
HUD 11:21
İşte bunlardır öz benliklerini hüsrana uğratan. İftira için kullandıkları şeyler de kendilerini bırakıp kaybılmuştur.
Seite 267 im Quell-PDF
HUD 11:22
Hiç kuşku yok ki bunlar, ahirette de hüsranın en beterine uğrayanlar olacaklardır.
Seite 267 im Quell-PDF
HUD 11:23
İman edip barışa yönelik işler / iyilikler yaparak Rablerine içten bir bağlılıkla boyun eğenlere gelince, onlar cennet halkıdırlar. Sürekli kalacaklardır orada.
Seite 267 im Quell-PDF
HUD 11:24
Bu iki topluluğun durumu körle sağır, görenle işiten farkına benzer. Örnek olarak bu ikisi bir olur mu? Hala düşünüp taşınmıyor musunuz?
Seite 267 im Quell-PDF
HUD 11:25
Andolsun biz, Nuh’u da toplumuna resul olarak göndermiştik. “Ben sizin için açık bir uyarıcıyım.”
Seite 268 im Quell-PDF
HUD 11:26
“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Korkunç bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum.” demişti de,
Seite 268 im Quell-PDF
HUD 11:27
Toplumunun küfre sapanlarından bir grup kodaman şöyle konuşmuştu: “Bize göre sen, bizim gibi bir insandan başkası değilsin. Bakıyoruz sana, ayak takımımızın basit görüşlü insanlarından başkası ardına düşmüyor. Sizin bize hiçbir üstünlüğünüzün olduğuna da inanmıyoruz. Aksine, sizi yalancılar sayıyoruz.”
Seite 268 im Quell-PDF
HUD 11:28
Nuh dedi ki: “Ey toplumum! Bir düşünün! Ya ben Rabbimden gelen bir beyyine üzerindeysem; katından bana bir rahmet vermiş de o rahmet sizin gözlerinizden saklanmışsa! Siz ona tiksintiyle bakarken, biz sizi ona zorla mı ulaştıracağız?”
Seite 268 im Quell-PDF
HUD 11:29
“Hem ben sizden buna karşı bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’tandır. Ama ben iman edenleri paylayıp kovamam. Çünkü onlar Rablerine varacaklar. Ama sizin cehalete batmış bir toplum olduğunuzu görüyorum.”
Seite 268 im Quell-PDF
HUD 11:30
“Ey toplumum! Eğer ben onları paylayıp kovarsam, Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? Hala düşünmüyor musunuz?”
Seite 269 im Quell-PDF
HUD 11:31
“Ben size demiyorum ki, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır. Ben gaybı bilmem. Ben bir meleğim de demiyorum. Ama gözlerinizin horlayarak baktığı kişiler için, ‘Allah bunlara hiçbir hayır vermeyecek’ diyemem. Onların benliklerinde neyin saklı olduğunu Allah daha iyi bilir. Başka türlü davranırsam kesinlikle zalimlerden olurum.”
Seite 269 im Quell-PDF
HUD 11:32
Dediler ki: “Ey Nuh! Sen bizimle uğraştın, bizimle mücadelede çok da ileri gittin. Eğer doğru sözlülerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi ortaya getir.”
Seite 269 im Quell-PDF
HUD 11:33
Nuh dedi: “Onu size, dilediği taktirde ancak Allah getirir, siz de hiçbir engel çıkaramazsınız.”
Seite 269 im Quell-PDF
HUD 11:34
“Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermeyi gaye edinsem de öğüdüm size hiçbir yarar sağlamaz. O’dur sizin Rabbiniz ve O’na döndürüleceksiniz.”
Seite 269 im Quell-PDF
HUD 11:35
Yoksa, “onu kendisi uydurdu” mu diyorlar. De ki: “Eğer onu uydurmuşsam işlediğim suç benim aleyhimedir. Ama ben, sizin işlemekte olduğunuz suçlardan sorumlu değilim.”
Seite 269 im Quell-PDF
HUD 11:36
Nuh’a şöyle vahyolundu: “Toplumundan, daha önce inanmış olanlar dışında hiç kimse iman etmeyecektir. Artık onların yaptıkları yüzünden tasalanıp durma.”
Seite 269 im Quell-PDF
HUD 11:37
Vahyimize bağlı olarak gözlerimizin önünde gemiyi yap. Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma. Onlar, mutlaka boğulacaklardır.
Seite 270 im Quell-PDF
HUD 11:38
Gemiyi yapıyordu. Toplumundan herhangi bir grup yanından geçtikçe onunla alay ediyorlardı. Dedi ki Nuh: “Bizimle alay ediyorsanız, biz de sizinle alay edeceğiz. Tıpkı sizin eğlendiğiniz gibi.”
Seite 270 im Quell-PDF
HUD 11:39
Rezil eden azabın kime geleceğini, sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz.
Seite 270 im Quell-PDF
HUD 11:40
Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik: “Yükle içine her birinden ikişer çift ve aleyhinde hüküm verilen hariç olmak üzere aileni, bir de iman etmiş olanları.” Ama Nuh’la birlikte çok az bir kısmı iman etmişti.
Ey Hişam! Sonra Allah çoğunluk ölçüsünü yermiş ve şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarVe buyurmuştur ki: “Onlara andolsun ki, gökleri ve yeri Ve buyurmuştur ki: “Andolsun ki onlara, kim yağdırır gökEy Hişam! Sonra Allah, azınlığı övmüş ve şöyle buyurmuştur: “…Kullarımdan pek azı şükreder.”(5) Ve buyurmuştur ki: “Bunlar da ne kadar az!”(6) Ve buyurmuştur ki: “Firavun hanedanından imanını gizVe buyurmuştur ki: “Ve inananları gemiye yükle dedik;
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 373 · Referenz: Hud, 40
HUD 11:41
Nuh dedi: “Binin içine. Onun akıp gitmesi de demir atması da Allah’ın adıyladır. Benim Rabbim elbette ki Gafur’dur, Rahim’dir.”
Seite 270 im Quell-PDF
HUD 11:42
Gemi onları, dağlar gibi dalgalar üstünden yürütüp götürüyordu. Nuh onlardan ayrı bir yerde duran oğluna seslendi: “Oğulcuğum, bizimle beraber bin, kafirlerle beraber olma.”
Seite 270 im Quell-PDF
HUD 11:43
Oğlu cevap verdi: “Bir dağa sığınacağım, beni sudan korur.” Nuh dedi: “Allah’ın merhamet ettiği dışında bugün hiç kimse için Allah’ın kararından kurtaracak yoktur.” Ve ikisi arasında dalga girdi de o, boğulanlar arasına katıldı.
Seite 270 im Quell-PDF
HUD 11:44
Ve denildi: “Ey yer! Suyunu yut ve ey gök, sen de tut” Ve su çekildi. İş bitirilmişti. Gemi, Cudi üzerine oturdu ve haykırıldı: “O zalimler topluluğu geri gelmez olsun.”
Seite 271 im Quell-PDF
HUD 11:45
Bu arada Nuh, Rabbine yakardı da dedi ki: “Rabbim, oğlum benim ailemdendi! Senin vaadin elbette haktır. Sen, hâkimlerin, hükmü en güzel verenisin.”
Seite 271 im Quell-PDF
HUD 11:46
Allah buyurdu: “Ey Nuh! O, senin ailenden değildi. Yaptığı, iyi olmayan bir işti. Hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Cahillerden olmaman hususunda seni uyarırım.”
Seite 271 im Quell-PDF
HUD 11:47
Nuh dedi: “Rabbim! Hakkında bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni affetmez, bana acımazsan hüsrana uğrayanlardan olurum.”
Seite 271 im Quell-PDF
HUD 11:48
Şöyle denildi: “Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olanlardan diğer gruplara bizden bereketler ve bir selamla aşağıya in. Bazı ümmetler de var, kendilerini önce nimetlendireceğiz sonra bizden acıklı bir azap hepsini kucaklayacak.”
Seite 271 im Quell-PDF
HUD 11:49
İşte bunlar, sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Ne sen ne de toplumun bundan önce onları bilmiyordunuz. Artık sabırlı ol. Sonuç, takvaya sarılanlarındır.
Seite 271 im Quell-PDF
HUD 11:50
Ad’a da kardeşleri Hud’u gönderdik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yok. Siz sadece uydurmalara bel bağlamışsınız.”
Seite 271 im Quell-PDF
HUD 11:51
“Ey toplumum! Bu tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına düşmez. Hala aklınızı çalıştırmayacak mısınız?”
Seite 272 im Quell-PDF
HUD 11:52
“Ey toplumum! Rabbinizden af dileyin, sonra O’na yönelin ki üzerinize göğü bol bol göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın. Günahkarlar olup da Allah’tan yüz çevirmeyin.”
Velisinin (imamının) sünneti ise, her zorluk ve şiddette sabretmektir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Sıkıntı, Tövbe ve İstiğfarın Önemi Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: Siz günah işleyip Allah’a tövbe etmeseydiniz; Allah Teâlâ günah işleyen ve peşinden Allah’tan bağışlanma dileyen ve bunun üzerine Allah’ın da bağışlayacağı bir varlık yaratırdı. Mümin sürekli fitneye düşer ve çok tövbe eder. Allah Teâlâ’nın: “Allah tövbe edenleri sever, temizlenenleri sever.” ve “Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tövbe edin (O'na yönelin).”(3) buyurduğunu duymadın mı?(4) Sellam b. Müstenir şöyle rivayet etmektedir: Bir gün İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) yanındaydım. O sırada Hemran b.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 407 · Referenz: Hud, 52
HUD 11:53
Dediler ki: “Ey Hud! Bize hiç bir kanıt getirmedin. Senin sözünle ilahlarımızı terk edecek değiliz. Zaten biz sana inanmıyoruz.”
Seite 272 im Quell-PDF
HUD 11:54
“Sadece şunu söylüyoruz: ‘İlahlarımızdan biri seni kötü çarpmış.’” Hud dedi: “Ben Allah’ı tanık tutuyorum, siz de tanık olun ki, ben sizin Allah’a ortak yaptıklarınızdan uzağım.”
Seite 272 im Quell-PDF
HUD 11:55
“Allah dışındaki tanrılarınızdan uzağım. Hadi, hep birlikte bana tuzak kurun, bana hiç göz açtırmayın.”
Seite 272 im Quell-PDF
HUD 11:56
“Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayanıp güvendim. Hiçbir canlı yoktur ki O, onu perçeminden yakalamış olmasın. Hiç kuşkusuz benim Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.”
Seite 272 im Quell-PDF
HUD 11:57
“Eğer yüz çevirirseniz ben, bana gönderilen şeyi size tebliğ etmiş bulunuyorum. Rabbim, yerinize başka bir topluluk getirir ve siz O’na hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Kuşkusuz benim Rabbim herşey üzerinde bir Hafız’dır; kollar, gözetir.”
Seite 272 im Quell-PDF
HUD 11:58
Emrimiz gelince, Hud’u ve onunla birlikte iman etmiş olanları bizden bir rahmetle kurtardık. Biz onları çok ağır bir azaptan kurtardık.
Seite 273 im Quell-PDF
HUD 11:59
İşte buydu Ad. Rablerinin ayetlerine kafa tuttular, O’nun resullerine isyan ettiler. Ve her inatçı zorbanın emrine uydular.
Seite 273 im Quell-PDF
HUD 11:60
Bu dünyada ve kıyamet gününde arkalarına lanet takıldı. Dikkat edin; Ad, Rablerine nankörlük etmişti. Dikkat edin, Hud’un kavmi olan Ad geri gelmez oldu.
Seite 273 im Quell-PDF
HUD 11:61
Semud’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yok. Sizi topraktan oluşturan ve size orada ömür geçirten O’dur. Artık O’ndan af dileyin, O’na dönün. Rabbim Karib’dir, bize çok yakındır; Mucib’dir, bize cevap verir.”
Seite 273 im Quell-PDF
HUD 11:62
Dediler ki: “Ey Salih! Sen bundan önce, aramızda aranan / ümit beslenen bir kişi idin. Şimdi kalkmış, atalarımızın kulluk ettiklerine kulluk etmemizi mi engelliyorsun? Gerçek şu ki biz, bizi çağırdığın şey hakkında kafaları karıştıran bir kuşku içindeyiz.”
Seite 273 im Quell-PDF
HUD 11:63
Dedi ki: “Ey kavmim! Hiç düşündünüz mü? Ya ben Rabbimden bir beyyine üzerindeysem, bana kendisinden bir rahmet sunmuşsa! Bu durumda ben O’na isyan edersem, bana Allah’a karşı kim yardım eder? Sizin bana, yıkım ve hüsranı artırmak dışında bir katkınız olamaz.”
Seite 274 im Quell-PDF
HUD 11:64
“Ey toplumum! İşte şu size, Allah’ın bir mucize olan devesi. Rahat bırakın onu. Allah’ın toprağında karnını doyursun. Bir kötülük dokundurmayın ona. Yoksa sizi çok yakın bir azap enseler.”
Seite 274 im Quell-PDF
HUD 11:65
Ama deveyi yere yıkıp kestiler. Salih dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha nimetlenin. Bu, yalanlanamayacak bir tehdittir.”
Seite 274 im Quell-PDF
HUD 11:66
Emrimiz gelince Salih’i ve onunla birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. O günün rezilliğinden kurtardık. Senin Rabbin, evet O, Kavi’dir, Aziz’dir.
Seite 274 im Quell-PDF
HUD 11:67
Zulme sapmış olanları o korkunç titreşimli ses yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş bir hale geldiler.
Seite 274 im Quell-PDF
HUD 11:68
Sanki hiç hayat sürmemişlerdi orada. Dikkat edin! Semud kavmi, Rablerine nankörlük etmişti. Dikkat edin, Semud geri dönmez olmuştur.
Seite 274 im Quell-PDF
HUD 11:69
Andolsun, resullerimiz İbrahim’e muştu getirip “selam” demişlerdi. O da “selam” demiş, fazla beklemeden kızartılmış bir buzağı getirmişti.
Seite 275 im Quell-PDF
HUD 11:70
Ellerinin ona ulaşmadığını görünce onlardan işkillendi. Ve kendilerinden ürpermeye başladı. “Korkma, dediler, biz Lut kavmine gönderildik.”
Seite 275 im Quell-PDF
HUD 11:71
Orada dikilmekte olan karısı güldü. Bunun üzerine ona İshak’ı müjdeledik, İshak’ın arkasından da Yakub’u.
Seite 275 im Quell-PDF
HUD 11:72
“Vay başıma, dedi. Doğuracak mıyım ben? Kendim bir kocakarı, kocam bir ihtiyar. Gerçekten şaşılacak şey bu.”
Seite 275 im Quell-PDF
HUD 11:73
Dediler ki: “Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir ey ev halkı! O Hamid’dir, Mecid’dir.”
Seite 275 im Quell-PDF
HUD 11:74
İbrahim’den korku gidip yerine müjde gelince, Lut kavmi hakkında bizimle tartışır oldu.
Seite 275 im Quell-PDF
HUD 11:75
İbrahim, gerçekten yufka yürekli bir insandı; herkes için ah eder, içini çekerdi, yalvarıp yakarırdı.
Seite 275 im Quell-PDF
HUD 11:76
“Ey İbrahim! Bu halinden vazgeç. Rabbinin emri gelmiştir. Geri çevrilemez bir azap onların enselerine binecektir.”
Seite 275 im Quell-PDF
HUD 11:77
Elçilerimiz Lut’a geldiğinde onlar için kaygılanmış, göğsü daralmış da şöyle demişti: “Bu zorlu bir gün!”
Seite 275 im Quell-PDF
HUD 11:78
Lut’un kavmi koşarak onun yanına geldi. Bunlar daha önce de kötülükler yapmışlardı. Lut dedi ki: “Ey toplumum! İşte şunlar kızlarım. Onlar sizin için daha temiz. Allah’tan korkun da misafirlerim önünde beni rezil etmeyin. İçinizde olgun bir adam yok mu?”
Seite 276 im Quell-PDF
HUD 11:79
Dediler ki: “Senin kızlarında hakkımız olmadığını çok iyi biliyorsun. Ne istediğimizi de çok iyi biliyorsun.”
Seite 276 im Quell-PDF
HUD 11:80
Dedi: “Ah, size karşı koyacak bir gücüm olsaydı yahut sağlam bir kaleye sığınabilseydim.”
Seite 276 im Quell-PDF
HUD 11:81
Melekler dediler: “Biz senin Rabbinin elçileriyiz. Sana asla el süremezler. Gecenin bir yerinde aileni götür. İçinizden hiç kimse geri kalmasın; karın müstesna. O, ötekilere çatan belaya çarptırılacaktır. Onların azap vakti, sabah vaktidir. Sabah da ne kadar yakın, değil mi?”
Seite 276 im Quell-PDF
HUD 11:82
Nihayet emrimiz gelince, oranın üstünü altına getirdik. Ve üzerlerine, pişirilmiş çamurdan yapılıp istif edilmiş taş yağdırdık.
Seite 276 im Quell-PDF
HUD 11:83
Rabbin katında damgalanmış taşlar. Zalimlerden çok uzak değildir bu.
Seite 276 im Quell-PDF
HUD 11:84
Medyen’e kardeşleri Şuayb’ı göndermiştik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka tanrınız yok sizin. Eksik ölçüp yanlış tartmayın. Sizi nimet- bereket içinde görüyorum, ama sizin için sarıp kuşatan bir günün azabından da korkuyorum.”
Seite 276 im Quell-PDF
HUD 11:85
“Ey toplumum! Ölçüyü ve tartıyı tam bir dürüstlükle yapın. İnsanların eşyalarını tırtıklamayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak dolaşmayın.”
Seite 277 im Quell-PDF
HUD 11:86
“Eğer inananlar iseniz, Allah’ın bıraktığı kâr sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinize bir bekçi değilim.”
Bu sefer beni doğrulayın ve bana uyun. Sonra beni yalanlayabilirsiniz. Çünkü ben sizin iyiliğinizi istiyorum.” Bunun üzerine derhal kentin dışına çıkarak Muhammed b. Ali ve ashabını çarşıya aldılar. Bu yaşlı adamın davranışı Hişam b. Abdulmelik’e haber verildi. Halife, onun yanına getirilmesini emretti. Sonra adamın akıbetini duyan olmadı.(2) İmam’ın (a.s) Hişam b. Abdulmelik’in bütün güç ve kudretine rağmen ondan korkmaması ve onun meclisinde oturanları kendilerini kaybetmekten ve gayr-i ilahî değerlerini izlemekten sakındırması, pratikte batıl ölçüleri reddetmenin ve hayatta Kur’ân-ı Kerim’i merkez kılmanın en mükemmel örneğidir. İmam’ın (a.s) Hişam’ın meclisindeki buyruğunda geçen: “Nereye gidiyorsunuz; Allah’ın bakiyesi sizin için daha hayırlıdır.” cümlesi Kur’ân-ı Kerim ayetlerinden alınmıştır. İmam Muhammed Bâkır (a.s) Kur’ân okumaya çok önem veriyordu. Kur’ân’ı karanlık gecelerde gönül alıcı bir sesle oku-
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 293 · Referenz: Hud, 86
HUD 11:87
Dediler ki: “Ey Şuayb! Namazın mı emrediyor sana, atalarımızın tapar olduğunu terk etmemizi yahut mallarımızda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi? Esasında sen; gerçekten yumuşak huylu, olgun bir insansın.”
Seite 277 im Quell-PDF
HUD 11:88
Dedi: “Ey toplumum! Ya ben Rabbimden bir beyyine üzerindeysem, bana lütfundan güzel bir rızık vermişse!.. Size yasakladığım şeylerde, size söylediğimin aksine davranmak istemiyorum. Gücüm ölçüsünde barış ve iyilikten başka birşey de istemiyorum. Başarım ancak Allah’ın desteğiyledir. Yalnız O’na güvendim ben, yalnız O’na yöneliyorum.
Seite 277 im Quell-PDF
HUD 11:89
“Ey toplumum! Bana kafa tutmanız, sakın sizi Nuh kavminin yahut Hud kavminin yahut Salih kavminin başlarına gelen musibetle yüzyüze getirmesin. Lut kavmi de sizden pek uzak değil.”
Seite 277 im Quell-PDF
HUD 11:90
“Rabbinizden af dileyip O’na yönelin. Rabbim Rahim’dir, rahmeti sınırsızdır; Vedud’dur, çok sevgilidir.”
Seite 278 im Quell-PDF
HUD 11:91
Dediler ki: “Ey Şuayb! Söylediklerinin birçoğunu anlamıyoruz. Ve biz seni aramızda zayıf bir adam olarak görüyoruz. Hani kabilen olmasa, kafanı taşla ezivereceğiz. Senin bize karşı hiçbir üstünlüğün yok.”
Seite 278 im Quell-PDF
HUD 11:92
Dedi: “Ey toplumum! Sizce kabilem Allah’tan daha mı güçlü ve onurlu? Allah’ı arkanıza atıp dışlanmış hale getirdiniz. Rabbim, yapıp ettiklerinizi çepeçevre kuşatmıştır.”
Seite 278 im Quell-PDF
HUD 11:93
“Ey toplumum! Elinizden geleni yapın, ben görevimi yapıyorum. Yakında bileceksiniz rezil edici bir azabın kime geleceğini, yalancının kim olduğunu! Gözetleyin, ben de sizinle beraber gözetliyorum.”
Seite 278 im Quell-PDF
HUD 11:94
Emrimiz gelince Şuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri o yüksek titreşimli sayha enseledi de öz yurtlarında yere çömelmiş hale geldiler.
Seite 278 im Quell-PDF
HUD 11:95
Sanki hiç yurt tutmamışlardı orada. Bakıp görün ki, Medyen de tıpkı Semud gibi dönüşü olmayan bir gidişle gitti.
Seite 278 im Quell-PDF
HUD 11:96
Andolsun Musa’yı da ayetlerimizle ve açık bir kanıtla gönderdik;
Seite 279 im Quell-PDF
HUD 11:97
Firavun’a ve kodamanlarına. Ama onlar Firavun’un emrine uydular. Oysa ki, Firavun’un emri doğruya ve güzele ulaştırmıyordu.
Seite 279 im Quell-PDF
HUD 11:98
Kıyamet günü kavmine önderlik eder. İşte onları suya götürür gibi ateşe götürdü. Ne kötü varış yeridir o götürüldükleri yer!
Seite 279 im Quell-PDF
HUD 11:99
Peşlerine lanet takılmıştır: Hem burada hem kıyamet gününde. Ne kötü destektir o arkalarına takılmış olan!
Seite 279 im Quell-PDF
HUD 11:100
İşte bunlar o kentlerin / medeniyetlerin haberlerinden bir kısmı, anlatıyoruz sana. Kimi hala ayakta onların, kimi kökünden biçilip gitmiştir.
Seite 279 im Quell-PDF
HUD 11:101
Onlara biz zulmetmedik. Ama onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiğinde, Allah’ı bırakıp da yakardıkları ilahları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı. İlahları onların sadece hasar ve hüsranlarını artırdı.
Seite 279 im Quell-PDF
HUD 11:102
Rabbin zulme sapan kentleri / medeniyetleri çarptığı zaman, işte böyle çarpar. O’nun çarpması gerçekten korkunçtur, şiddetlidir.
Seite 279 im Quell-PDF
HUD 11:103
Ahiret azabından korkan için bunda elbette ki ibret vardır. O, insanları biraraya getiren bir gündür. Görülesi bir gündür o!
Seite 279 im Quell-PDF
HUD 11:104
Biz onu, sadece belirli bir süre için erteliyoruz.
Seite 280 im Quell-PDF
HUD 11:105
O geldiği gün hiçbir benlik, O’nun izni olmadan söz söyleyemez. Onların bir kısmı bahtsız, bir kısmı mutludur.
Seite 280 im Quell-PDF
HUD 11:106
Bahtsızlığa düşenler ateş içindedir. Çok ıstıraplı bir soluyuş ve hıçkırışları vardır orada.
Seite 280 im Quell-PDF
HUD 11:107
Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça onlar orada hep kalacaklardır. Rabbin, dilediğini öyle bir yerine getirir ki!..
Seite 280 im Quell-PDF
HUD 11:108
Mutluluğa erdirilenlere gelince, onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça onlar, hep orada kalacaklardır. Kesintisiz bir lütuf olarak…
Seite 280 im Quell-PDF
HUD 11:109
Şunların kulluk etmekte oldukları şeyler yüzünden bir kuşku içine girme. Daha önce atalarının kulluk ettikleri gibi kulluk ediyorlar, hepsi bu. Biz onlara da nasiplerini hiç eksiltmeden elbette vereceğiz.
Seite 280 im Quell-PDF
HUD 11:110
Andolsun, Musa’ya Kitap’ı verdik de onda da ihtilafa düşüldü. Rabbinden bir kelime, önceden gelmiş olmasaydı, aralarında iş mutlaka bitirilirdi. Onlar bunun hakkında, kafaları karıştıran bir kuşku içindedirler.
Seite 280 im Quell-PDF
HUD 11:111
Hiç kuşkusuz Rabbin hepsinin amellerinin karşılığını tam tamına kendilerine verecektir. O, onların yapmakta olduklarından haberdardır.
Seite 280 im Quell-PDF
HUD 11:112
O halde sen, emrolunduğun gibi dosdoğru yürü. Seninle birlikte tövbe edenler de… Sakın aşırılık edip azmayın. O, yapmakta olduklarınızı görüyor.
Seite 281 im Quell-PDF
HUD 11:113
Zulmedenlere eğilim göstermeyin. Yoksa ateş sizi sarmalar. Allah’tan başka dostlarınız kalmaz, size yardım da edilmez.
Zalim Yöneticilere Müracaat Ömer b. Hanzala şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s) şöyle bir soru yönelttim: “Borç veya miras konusunda ashabımızdan (Şiîlerden) iki kişi arasında bir tartışma çıkmıştır. Her biri hüküm vermesi için yönetici veya hâkimlerin yanına gidiyorlar. Bu hareket caiz midir?” İmam (a.s) buna şöyle cevap verdi: Kim hak veya batıl bir konuda hüküm vermeleri için onların yanına giderse tağutun yanına gitmiş gibi olur ve lehine hükmettiği her şeyi, sabit bir hak olsa bile haram olarak almış olur; çünkü bu durumda onu tağutun hükmüyle almıştır; oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Hakem olarak tâğûta (batıl yöneticilere) başvurmak istiyorlar! Oysa İmam Cafer Sadık (a.s), Allah Teâlâ’nın: “Sakın zulmedenlere dayanmayın, sonra size ateş dokunur.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 398 · Referenz: Hud, 113
HUD 11:114
Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde namaz kıl. Güzellikler kötülükleri silip süpürür. İşte bu, Allah’ı ananlara bir öğüttür.
Seite 281 im Quell-PDF
HUD 11:115
Sabret. Allah, güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmez.
Seite 281 im Quell-PDF
HUD 11:116
Sizden önceki kuşakların söz ve eser sahibi olanları, yeryüzünde bozgunculuktan alıkoymalı değiller miydi? Ama içlerinden kurtarmış olduklarımızın az bir kısmı dışında hiçbiri bunu yapmadı. Zulme sapanlar ise içine gömüldükleri servet şımarıklığının ardına düşüp suçlular haline geldiler.
Seite 281 im Quell-PDF
HUD 11:117
Halkı barışseverler / iyilik yapanlar olsaydı, Rabbin o kentleri / medeniyetleri zulümle helak edecek değildi ya!
Seite 281 im Quell-PDF
HUD 11:118
Eğer Rabbin dileseydi insanları elbette bir tek ümmet yapardı. Ama birbiriyle tartışmaya devam edeceklerdir.
Seite 281 im Quell-PDF
HUD 11:119
Rabbinin rahmet ettikleri müstesna. O, onları işte bunun için yaratmıştır. Rabbinin, “andolsun ben cehennemi, tümden insanlar ve cinlerle dolduracağım” sözü tamamlanacaktır.
Seite 282 im Quell-PDF
HUD 11:120
Resullerin haberlerinden, kendisiyle kalbini destekleyip sağlamlaştıracağımız herşeyi sana anlatıyoruz. Bunun içinde sana hak gelmiştir. Bunda, inananlar için bir öğüt ve hatırlatma da vardır.
Seite 282 im Quell-PDF
HUD 11:121
İnanmayanlara de ki: “Yapabildiğinizi yapın, biz de işimizi yapıyoruz.”
Seite 282 im Quell-PDF
HUD 11:122
“Bekleyin, biz de bekliyoruz.”
Seite 282 im Quell-PDF
HUD 11:123
Göklerin ve yerin gizli bilgileri Allah’a aittir. Tüm iş ve oluş O’na döndürülür. O halde O’na kulluk et, O’na dayanıp güven. Rabbin, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.
Seite 282 im Quell-PDF
12. YUSUF 111 Ayet
YUSUF 12:1
Elif, Lam, Ra. O apaçık, apaydınlık Kitap’ın ayetleridir bunlar.
Seite 282 im Quell-PDF
YUSUF 12:2
Biz onu sana, aklınızı çalıştırasınız diye, Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
Seite 282 im Quell-PDF
YUSUF 12:3
Biz bu Kur’an’ı sana vahyederek, hikayelerin en güzelini anlatıyoruz. Oysa ki sen, bundan önce bunlardan tamamen habersiz olanlardandın.
Seite 282 im Quell-PDF
YUSUF 12:4
Bir vakit Yusuf babasına şöyle demişti: “Babacığım, ben rüyada onbir yıldızla, güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ediyorlar gördüm.”
Seite 283 im Quell-PDF
YUSUF 12:5
“Yavrucuğum, dedi, rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra sana bir oyun oynarlar. Hiç kuşkusuz şeytan insan için açık bir düşmandır.”
Seite 283 im Quell-PDF
YUSUF 12:6
İşte böyle! Rabbin seni seçip yüceltecek, olayların ve sözlerin tevilinden, sana birşeyler öğretecek, hem senin hem Yakub soyunun üzerinde nimetini tamamlayacaktır. Tıpkı bundan önce ataların İbrahim ve İshak üzerine o nimeti tamamladığı gibi. Şu kesin ki, senin Rabbin Alim’dir, Hakim’dir.
Seite 283 im Quell-PDF
YUSUF 12:7
Yemin olsun ki, Yusuf ve kardeşlerinde istek ve arayış içinde olanlar için ibretler / işaretler vardır.
Seite 283 im Quell-PDF
YUSUF 12:8
O vakit onlar şöyle demişlerdi: “Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevimli, bu bir gerçek. Ama biz de birbirini her hal ve şartta destekleyen bir ekibiz. Şu da kuşkusuz ki, bizim babamız inkar edilemez bir şaşkınlık içindedir.”
Seite 283 im Quell-PDF
YUSUF 12:9
“Yusuf’u öldürün yahut bir yere götürüp atın ki, babanızın ilgisi yalnız size yönelsin ve bunun ardından barışçıl / iyilik yapan bir topluluk haline gelesiniz.”
Seite 283 im Quell-PDF
YUSUF 12:10
İçlerinden söz alan biri şöyle konuştu: “Yusuf’u öldürmeyin. Onu bir kuyunun dibine bırakın; gelip geçen kafilelerden biri onu bulup alır. Yapacaksanız böyle yapın.”
Seite 284 im Quell-PDF
YUSUF 12:11
Dediler ki: “Ey babamız, ne oluyor da Yusuf konusunda bize güvenmiyorsun. Oysa ki biz ona hep öğüt vermekteyiz.”
Seite 284 im Quell-PDF
YUSUF 12:12
“Yarın onu bizimle gönder, gezip oynasın. Kuşkun olmasın biz onu çok güzel korur, gözetiriz.”
Seite 284 im Quell-PDF
YUSUF 12:13
Dedi ki: “Onu götürmeniz beni çok çok üzer. Ve korkarım ki siz ondan habersiz bir haldeyken onu kurt yer.”
Seite 284 im Quell-PDF
YUSUF 12:14
Dediler ki: “Vallahi biz böylesine dayanışma içinde bir ekipken onu kurt yerse, o taktirde biz hüsrana gömülmüş kişiler oluruz.”
Seite 284 im Quell-PDF
YUSUF 12:15
Onu götürüp kuyunun dibine koymaya karar verdiklerinde biz de ona şöyle vahyettik: Andolsun ki sen onlara, şu yaptıklarını hiç farkında olmayacakları bir sırada haber vereceksin.
Seite 284 im Quell-PDF
YUSUF 12:16
Yatsı vakti babalarına geldiler; ağlıyorlardı.
Seite 284 im Quell-PDF
YUSUF 12:17
“Ey babamız, dediler, gittik, yarışıyorduk; Yusuf’u eşyamızın yanında bırakmıştık, kurt onu yemiş. Şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmayacaksın.”
Seite 284 im Quell-PDF
YUSUF 12:18
Yusuf’un gömleği üstüne sahte bir kan çalmışlardı, getirdiler. Babaları dedi ki: “İş söylediğiniz gibi değil. Nefisleriniz sizi aldatıp bir işe itmiş. Artık bana düşen, güzelce sabretmek. Anlattıklarınıza karşı yalnız Müstean olan Allah’tan yardım istenir.”
Seite 284 im Quell-PDF
YUSUF 12:19
Bir yolcu kafilesi gelmişti. Sucularını gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. “Müjde! Bu bir oğlan!” diye haykırdı. Ticaret maksadıyla onu sakladılar. Allah ne yaptıklarını çok iyi biliyordu.
Seite 285 im Quell-PDF
YUSUF 12:20
Onu basit bir karşılıkla, birkaç paraya sattılar. Ona fazla rağbet gösterenler değillerdi.
Seite 285 im Quell-PDF
YUSUF 12:21
Onu satın alan Mısırlı, karısına şöyle dedi: “Ona iyi bak, kendisine güzel bir yer hazırla. Bize yararı dokunabilir. Belki de evlat ediniriz onu.” İşte bu şekilde biz Yusuf’a yeryüzünde imkan verip o toprağa yerleştirdik ki, ona olayların / haberlerin yorumunu öğretelim. Allah, kendi emrine Galib’dir / kendi emrine hükmeder. Ama insanların çokları bilmiyorlar.
Seite 285 im Quell-PDF
YUSUF 12:22
Yusuf gerekli olgunluğa ulaşınca ona hükmetme yeteneği ve ilim verdik. Güzel düşünüp güzel davrananları biz işte böyle ödüllendiririz.
daha iyi biliyor…(1) İmam’ın (a.s) dostları ve takipçileri de İmam’ın (a.s) bu ilahî makamına hayret ediyorlardı. İmam (a.s) Allah’ın veli kulları ve peygamberler hakkında ilahî sünneti hatırlatarak onlara şöyle cevap vermiştir: Ali b. Esbat şöyle demektedir: İmam Muhammed Taki el-Cevad (a.s) evden çıkarak benim yanıma geldi. Ben ona baktım. Mısır’da İmam’ı (a.s) takipçilerine anlatmak için başına ve ayaklarına baktım. O sırada İmam (a.s) oturarak şöyle buyurdu: “Ey Ali! Allah peygamberlik için getirdiği delili imamet için de getirmiştir. Allah Teâlâ (Hz. Yahya (a.s) hakkında şöyle buyurmuştur: ‘Ve ona çocuk iken hikmet verdik.’(2) (Ve Hz. Yusuf (a.s) hakkında ise şöyle buyurmuştur:) ‘Yûsuf), kuvvetli çağına erişince.’(3)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 309 · Referenz: Yusuf, 22
YUSUF 12:23
Yusuf’un evinde kaldığı kadın, onun nefsinden gönlünü tatmin etmek istedi. Kapıları kilitledi, “hadi gel” dedi. Yusuf: “Allah’a sığınırım, Rabbim beni güzel bir barınağa kavuşturmuştur. Zalimler iflah etmez.” dedi.
Seite 285 im Quell-PDF
YUSUF 12:24
Andolsun, kadın onu arzulamıştı. Eğer Rabbinin gerçeğe dikkat çeken delilini görmeseydi, o da onu arzulamıştı. Biz böylece ondan, kötülüğü ve fuhşu uzak tutuyorduk. Çünkü o, bizim samimi / seçkin kullarımızdandı.
Seite 286 im Quell-PDF
YUSUF 12:25
İkisi birden kapıya koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının beyi ile yüzyüze geldiler. Kadın seslendi: “Senin ailene kötülük düşünenin cezası nedir; hapsedilmek mi, acıklı bir işkence mi?”
Seite 286 im Quell-PDF
YUSUF 12:26
Yusuf dedi ki: “O, gönlünü eğlendirmek için beni kullanmak istedi.” Kadının ailesinden bir tanık da şu yolda tanıklık etti: “Eğer erkeğin gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylüyor, bu durumda erkek yalancılardandır.
Seite 286 im Quell-PDF
YUSUF 12:27
Eğer erkeğin gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir. Bu durumda erkek, doğru sözlülerdendir.”
Seite 286 im Quell-PDF
YUSUF 12:28
Gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce şöyle konuştu: “Bu sizin tuzaklarınızdandır. Sizin tuzaklarınız gerçekten çok yamandır.”
Seite 286 im Quell-PDF
YUSUF 12:29
“Yusuf, sakın bundan bahsetme. Kadın, sen de günahının affını dile. Sen, gerçekten günahkarlardan oldun.”
Seite 286 im Quell-PDF
YUSUF 12:30
Şehirde bazı kadınlar şöyle konuştular: “Aziz’in karısı genç uşağının nefsinden gönlünü eğlendirmek istemiş. Aşktan yüreğinin zarı delinmiş. Öyle anlıyoruz ki, kadın tam bir çılgınlığa düşmüş.”
Seite 287 im Quell-PDF
YUSUF 12:31
Kadın onların oyunlarını işitince, onlara haber gönderdi. Kendilerine, yaslanarak yiyebilecekleri bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Yusuf’a: “Karşılarına çık.” dedi. Nihayet Yusuf’u görünce onu öylesine yücelttiler ki, kendilerinin ellerini doğradılar. Şöyle dediler: “Aman Allahım! Bu bir insan değil; asil bir melek bu!”
Seite 287 im Quell-PDF
YUSUF 12:32
Kadın dedi ki: “İşte budur o, hakkında beni kınadığınız. Vallahi, ben onunla gönlümü eğlendirmek istedim de o masum bir tavırla bundan çekindi. Ama, eğer kendisine emrettiğimi yapmazsa yemin ediyorum hapse tıkılacak ve horlananlardan olacaktır.”
Seite 287 im Quell-PDF
YUSUF 12:33
Yusuf dedi: “Rabbim! Zından benim için bunların beni çağırdığı şeyden daha sevimlidir. Eğer onların oyununu benden uzak tutmazsan onlara meyleder de cahillerden olurum.”
Seite 287 im Quell-PDF
YUSUF 12:34
Rabbi onun duasını kabul etti de kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı. Herşeyi duyar O, herşeyi bilir.
Seite 287 im Quell-PDF
YUSUF 12:35
Bunca delili gördükten sonra bile Yusuf’u bir süreye kadar zındana tıkmaları kararı onlara egemen oldu.
Seite 287 im Quell-PDF
YUSUF 12:36
Onunla birlikte zındana iki genç daha girmişti. Bir tanesi dedi ki: “Rüyada gördüm, şarap sıkıyordum.” Öteki de şöyle dedi: “Ben de gördüm ki, başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuşlar ondan yiyor. Bunun yorumunu bize bildir. Biz senin, güzel düşünüp güzel davrananlardan olduğun kanısındayız.”
Seite 288 im Quell-PDF
YUSUF 12:37
Yusuf dedi ki: “Rızıklanacağınız herhangi bir yemek size gelmeden önce onun yorumunu ikinize mutlaka bildiririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir. Ben, Allah’a inanmayan ve ahireti de tamamen inkar eden bir toplumun dinini terk ettim.”
Seite 288 im Quell-PDF
YUSUF 12:38
“Ve atalarım İbrahim’in, İshak’ın Yakub’un milletine uydum. Bizim herhangi birşeyi Allah’a ortak tutmamız sözk konusu olamaz. İşte bu, Allah’ın bize ve diğer insanlara bir lütfudur. Ama insanların çokları şükretmiyorlar.”
Seite 288 im Quell-PDF
YUSUF 12:39
“Ey benim zından arkadaşlarım! Parçalara bölünüp fırkalaşmış rabler mi daha hayırlıdır, Vahid ve Kahhar olan Allah mı?”
Seite 288 im Quell-PDF
YUSUF 12:40
“O’nun yanında nelere kulluk ediyorsunuz? Sadece bir takım isimlere ki, adlarını siz ve atalarınız koymuştur. Onlar hakkında Allah, hiçbir kanıt indirmemiştir. Hüküm yalnız Allah’ındır. O, yalnız ve yalnız kendisine kulluk etmenizi emretti. Eskimez ve pörsümez din işte budur. Ama insanların çokları bilmiyorlar.”
Seite 288 im Quell-PDF
YUSUF 12:41
“Ey benim zından arkadaşlarım! Rüyanıza gelince: Bir taneniz rab edindiği kişiye şarap sunacak. Ötekiniz ise asılacak da kuşlar başından yiyecek. Hakkında fetva sorduğunuz iş, böyle hükme bağlanmıştır.”
Seite 289 im Quell-PDF
YUSUF 12:42
Yusuf o iki kişiden, kurtulacağını düşündüğüne şöyle dedi: “Rab edindiğin kişi yanında beni an.” Ama şeytan o adama, rab edindiği kişiye hatırlatmayı unutturdu. Böylece Yusuf yıllarca zındanda kaldı.
Seite 289 im Quell-PDF
YUSUF 12:43
Kral dedi ki: “Düşümde yedi semiz inek görüyorum. Bunları yedi cılız inek yiyor. Ayrıca yedi yeşil başak, yedi de kuru başak görüyorum. Ey bendelerim! Eğer rüya tabir ediyorsanız, bu rüyam hakkında bana bir fetva verin.”
Zındandaki iki adamdan kurtulanı, uzun bir zamandan sonra eskiyi hatırladı da şöyle dedi: “Onun yorumunu size ben haber veririm. Siz beni zındana gönderin.”
Seite 289 im Quell-PDF
YUSUF 12:46
“Yusuf, ey özü-sözü doğru insan! Şu rüyayı yorumla bize. Yedi semiz inek var, yedi cılız inek bunları yiyor; yedi yeşil başak, bir yedi tane de kuru başak. Umarım buradan insanların yanına giderim, onlar da öğrenirler.”
Seite 290 im Quell-PDF
YUSUF 12:47
Yusuf dedi: “Alışılageldiği şekliyle yedi yıl ekin ekeceksiniz. Biçtiklerinizden yiyecek kadar az bir miktar alır, gerisini başağında bırakırsınız.”
Seite 290 im Quell-PDF
YUSUF 12:48
“Bunun ardından yedi kurak yıl gelecek. Bu yıllar, saklıyabileceğiniz bir miktar ekin hariç, önceden biriktirdiklerinizi yiyip tüketecek.”
Seite 290 im Quell-PDF
YUSUF 12:49
“Bunun arkasından bir yıl gelecek ki, halk onda bol yağmura kavuşup rahat edecek; meyva suyu sıkıp süt sağacaklar.”
Seite 290 im Quell-PDF
YUSUF 12:50
Kral: “Bu yorumu yapanı bana getirin.” dedi. Elçi kendisine gelince, Yusuf dedi ki: “Kralına dön de sor bakalım, o ellerini doğrayan kadınların derdi neydi? Rabbim, o kadınların hilelerini çok iyi bilmektedir.”
Seite 290 im Quell-PDF
YUSUF 12:51
Kral dedi: “Yusuf’un nefsinden murat almak istediğinizde, derdiniz ne idi?” Dediler ki: “Allah şahit, biz onun hiçbir kötülüğünü bilmiyoruz.” Aziz’in karısı dedi ki: “İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onunla gönül eğlendirmek istemiştim. O, özü-sözü doğru insanlardandı.”
Seite 290 im Quell-PDF
YUSUF 12:52
“Gerçeği söylüyorum ki, Yusuf, gıyabında ona hainlik etmediğimi, Allah’ın, hainlerin tuzağını başarıya ulaştırmayacağını bilsin.”
Seite 291 im Quell-PDF
YUSUF 12:53
“Nefsimi ak-pak gösteremem. Çünkü nefs, Rabbimin merhamet ettiği durumlar hariç, olanca gücüyle kötülüğü emreder. Ama Rabbim çok affedici, çok esirgeyicidir.”
Seite 291 im Quell-PDF
YUSUF 12:54
Kral dedi ki: “Onu bana getirin, kendime özel dost edineyim.” Yusuf’la konuşunca da şöyle dedi: “Artık bugün yanımızda mevkii olan, güvenilir bir dostsun.”
Seite 291 im Quell-PDF
YUSUF 12:55
Yusuf dedi ki: “Beni ülke hazinelerine bakan yap. Ben iyi bir koruyucuyum; bilgiliyim.”
Seite 291 im Quell-PDF
YUSUF 12:56
İşte böylece biz Yusuf’a yeryüzünde imkan ve mevki verdik. Ülkede, istediği yerde konaklayabiliyordu. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız; güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmeyiz.
Seite 291 im Quell-PDF
YUSUF 12:57
İman edip takvaya sarılanlar için ahiretteki ödül elbette daha değerlidir.
Seite 291 im Quell-PDF
YUSUF 12:58
Nihayet Yusuf’un kardeşleri çıkageldiler; o onları tanıdı. Ama onlar onu tanıyamıyorlardı.
Seite 291 im Quell-PDF
YUSUF 12:59
Onların yüklerini hazırlatıp bağlatınca şöyle konuştu: “Sizin, aynı babadan bir kardeşiniz var, onu bana getirin. Görüyorsunuz, ben ölçüyü titizlikle yerine getiriyorum. Ben, konukseverlerin de en hayırlısıyım.”
Seite 291 im Quell-PDF
YUSUF 12:60
“Eğer onu bana getirmezseniz, artık yanımda sizin için ölçülecek birşey yok, bir daha bana yaklaşmayın.”
Seite 292 im Quell-PDF
YUSUF 12:61
Dediler: “Onu babasından isteyip getirmeye çalışacağız, herhalde bunu yapacağız da.”
Seite 292 im Quell-PDF
YUSUF 12:62
Yusuf muhafızlarına dedi ki: “Onların sermayelerini yüklerinin içine koyun. Bakarsın ailelerine döndüklerinde onu fark eder de tekrar gelirler.”
Seite 292 im Quell-PDF
YUSUF 12:63
Babalarına döndüklerinde dediler ki: “Ey babamız! Ölçü bizden yasaklandı. Şimdi kardeşimizi bizimle gönder ki, ölçüp alabilelim. Biz onu gerçekten iyi koruyacağız.”
Seite 292 im Quell-PDF
YUSUF 12:64
Dedi: “Daha önce kardeşi için güvendiğim gibi yine güveneyim size, değil mi? Her neyse, koruyucu olarak Allah’tır en hayırlı olan. Merhamet edenlerin en merhametlisi de O’dur.”
Seite 292 im Quell-PDF
YUSUF 12:65
Yüklerini açtıklarında sermayelerini buldular; onlara geri verilmişti. “Ey babamız, dediler, daha ne istiyoruz! İşte sermayemiz, bize geri verilmiş. Ailemize yeniden yiyecek alırız. Kardeşimizi koruruz. Bir deve yükü zahire de ilave ederiz. Zaten şu aldığımız az bir miktardır.”
Seite 292 im Quell-PDF
YUSUF 12:66
Yakub dedi: “Hepinizin çepeçevre kuşatması müstesna, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah’tan bir garanti vermedikçe, onu sizinle asla göndermem.” Kardeşler ona garanti varince şöyle dedi: “Şu söylediğinize Allah Vekil’dir.”
Seite 292 im Quell-PDF
YUSUF 12:67
Yakub şunu da söyledi: “Oğullarım, birtek kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben, Allah’ın takdir ettiği birşeyi sizden savamam, hüküm yalnız Allah’ındır. Yalnız O’na dayandım ben, yalnız O’na güvenip dayansın tevekkül sahipleri.”
Seite 293 im Quell-PDF
YUSUF 12:68
Babalarının emrettiği yerlerden kente girdiklerinde, bu onlardan Allah’ın herhangi bir takdirini uzak tutmamıştı; sadece Yakub’un içindeki bir isteği gerçekleştirmişti. Yakub, bizim ona öğretmemizden dolayı bilgi sahibi idi. Ama halkın çoğu bunu bilmezdi.
Seite 293 im Quell-PDF
YUSUF 12:69
Kardeşler Yusuf’un yanına girdiklerinde, Yusuf öz kardeşini yanına çekip dedi: “Ben var ya, ben senin kardeşinim. Onların yapıp ettiklerine üzülme.”
Seite 293 im Quell-PDF
YUSUF 12:70
Yusuf, kardeşlerinin yüklerini hazırlatırken su kabını öz kardeşinin yükü içine koydu. Sonra bir ünleyici şöyle haykırdı: “Ey kafile, siz herhalde hırsızlık ettiniz!”
Seite 293 im Quell-PDF
YUSUF 12:71
Onlara dönüp şöyle dediler: “Ne kaybettiniz?”
Seite 293 im Quell-PDF
YUSUF 12:72
Dediler: “Kralın su tasını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Kefili benim.”
Seite 293 im Quell-PDF
YUSUF 12:73
Kardeşler dediler: “Vallahi, siz de biliyorsunuz ki, biz bu toprağa bozgunculuk yapmak için gelmedik, hırsız da değiliz biz.”
Seite 293 im Quell-PDF
YUSUF 12:74
Sordular: “Eğer yalan söylüyorsanız, hırsızlığı yapanın cezası nedir?”
Seite 294 im Quell-PDF
YUSUF 12:75
Kardeşler dedi: “Cezası şu: Çalınan mal kimin yükünde çıkarsa yükün sahibi çalınan mala karşılık olacaktır. Biz zalimleri böyle cezalandırıyoruz.”
Seite 294 im Quell-PDF
YUSUF 12:76
Bunun üzerine Yusuf öz kardeşinin heybesinden önce, öteki kardeşlerinin heybelerini aramaya başladı. Nihayet su kabını, öz kardeşinin heybesinden çıkardı. Yusuf’a böyle bir tuzak öğretmiştik. Yoksa Yusuf, Allah’ın dilemesi dışında, kralın dinine göre öz kardeşini alamazdı. Dilediklerimizi derece derece yükseltiriz biz. Her bilgi sahibinin üstünde bir başka bilen vardır.
Seite 294 im Quell-PDF
YUSUF 12:77
Kardeşler dediler ki: “Bu çaldı ya, bundan önce de onun kardeşi çalmıştı.” Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açıklamadı. Şöyle diyordu: “Kötü bir konumdasınız. O sizin dilinize doladığınız şeyi Allah daha iyi biliyor.”
Seite 294 im Quell-PDF
YUSUF 12:78
Kardeşler dediler ki: “Ey vezir! Bunun ihtiyar bir babası var. Onun yerine bizden birini alıkoy. Senin iyilikseverlerden olduğuna inanıyoruz.”
Seite 294 im Quell-PDF
YUSUF 12:79
“Ne, dedi Yusuf, Allah korusun. Eşyamızı yükünde bulduğumuz adamdan başkasını tutamayız. Öyle birşey yaparsak zalimlerden oluruz.”
Seite 294 im Quell-PDF
YUSUF 12:80
Yusuf’tan ümidi kesince bir kenara çekilip tartışmaya başladılar. Büyükleri dedi ki: “Babanızın sizden Allah adına garanti aldığını, daha önce Yusuf’a yaptığınız haksızlığı bilmez misiniz? Babam bana izin verinceye, yahut da Allah hakkımda hükmedinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım. Yargıçların en hayırlısıdır O.”
Seite 294 im Quell-PDF
YUSUF 12:81
Babanıza dönüp şöyle deyin: “Ey babamız, oğlun hırsızlık etti. Biz sadece bildiğimize tanıklık ettik. Biz gaybı bilenler değiliz.”
Seite 295 im Quell-PDF
YUSUF 12:82
“İçinde bulunduğumuz kente, beraberinde döndüğümüz kervana sor. Biz gerçeğin ta kendisini söylüyoruz.”
Seite 295 im Quell-PDF
YUSUF 12:83
Yakub dedi ki: “Hayır, öyle değil, nefisleriniz sizi yine bir işe itmiş. Bana düşen yine güzel bir sabra sarılmak. Bakarsın Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü Alim olan O, Hakim olan O’dur.”
Seite 295 im Quell-PDF
YUSUF 12:84
Ve yüzünü onlardan öteye döndürdü de şöyle inledi: “Ey Yusuf’a duyduğum gam, neredesin!” Ve kederden gözlerine ak düştü. Durmadan yutkunuyordu.
Seite 295 im Quell-PDF
YUSUF 12:85
Dediler ki: “Hala Yusuf’u anıp duruyorsun. Sonunda ya kederinden eriyeceksin yahut da helak olup gideceksin.”
Seite 295 im Quell-PDF
YUSUF 12:86
Dedi ki: “Ben, içimi doldurup taşan özlemimi, kederimi Allah’a arz ederim. Ve Allah’ın yardımıyla sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim.”
Seite 295 im Quell-PDF
YUSUF 12:87
“Ey oğullarım! Gidin, artık Yusuf’u ve kardeşini bulmak için dikkat kesilin. Allah’ın rahmetinden de ümit kesmeyin çünkü, Allah’ın rahmetinden, küfre sapanlar topluluğundan başkası ümit kesmez.”
Seite 296 im Quell-PDF
YUSUF 12:88
Tekrar Yusuf’un yanına girdiklerinde şöyle dediler: “Ey Vezir! Bize de ailemize de zorluk dokundu. Önemsiz bir sermaye ile geldik. Sen bize tam ölçü zahire ver, bize sadaka vermiş ol. Allah, karşılıksız verenleri ödüllendirir.”
Seite 296 im Quell-PDF
YUSUF 12:89
Dedi: “O cahil zamanınızda Yusuf’a ve kardeşinize ne yaptığınızı biliyorsunuz değil mi?”
Seite 296 im Quell-PDF
YUSUF 12:90
Dediler ki: “Sen, yoksa sen Yusuf musun?” “Evet, dedi, ben Yusuf’um. İşte şu da kardeşim. Allah bize lütufta bulundu. Kim Allah’tan korkar, sabrederse Allah güzel düşünüp davrananların ödülünü yitirmez.”
Seite 296 im Quell-PDF
YUSUF 12:91
Dediler: “Vallahi, Allah seni bizden üstün kıldı / seni bize tercih etti. Doğrusu biz de büyük suç işlemiştik.”
Seite 296 im Quell-PDF
YUSUF 12:92
Yusuf dedi: “Bugün azarlanmayacaksınız. Allah sizi affeder. O, rahmet edenlerin en merhametlisidir.”
Seite 296 im Quell-PDF
YUSUF 12:93
“Şu gömleğimi götürün, babamın yüzü üstüne koyun ki, gözü görür hale gelsin. Ve sonra da bütün ailenizle toplanıp bana gelin.”
Seite 297 im Quell-PDF
YUSUF 12:94
Kervan oradan ayrılınca, öte yandan babaları şöyle seslendi: “Yemin olsun, ben Yusuf’un kokusunu duyuyorum. Umarım bana bunaklık isnat etmezsiniz.”
Seite 297 im Quell-PDF
YUSUF 12:95
Dediler: “Vallahi, sen hala o eski sapıklığında diretiyorsun!”
Seite 297 im Quell-PDF
YUSUF 12:96
Müjdeci gelip gömleği yüzünün üstüne bırakınca, gözü derhal görür hale geldi. Yakub: “Ben size demedim mi? Allah’ın izniyle sizin bilmediklerinizi bilirim.” diye konuştu.
Seite 297 im Quell-PDF
YUSUF 12:97
Oğulları dediler ki: “Ey babamız! Günahlarımızın affını dile. Gerçekten biz hata işledik.”
Seite 297 im Quell-PDF
YUSUF 12:98
Dedi: “Rabbimden sizin için af dileyeceğim. Çok affedicidir O, çok merhametlidir.”
Seite 297 im Quell-PDF
YUSUF 12:99
Nihayet Yusuf’un huzuruna vardıklarında Yusuf, ana-babasına sarılıp kucakladı. Ve şöyle dedi: “Girin Mısır’a, Allah dilerse emniyet ve güven içinde olacaksınız.”
Seite 297 im Quell-PDF
YUSUF 12:100
Ana-babasını tahtın üstüne çıkardı. Hepsi, Yusuf’un önünde secde eder gibi eğildiler. Yusuf dedi: “Babacığım, işte bu, benim önceden gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. O, bana çok güzel lütuflarda bulundu. Şeytan, benimle kardeşlerim arasına yamukluk soktuktan sonra, O beni zındandan çıkardı. Sizi de çölden getirdi. Rabbim, dilediği şeyde çok ince lütuflar sergiliyor. Alim olan O’dur, Hakim olan O’dur.”
Seite 297 im Quell-PDF
YUSUF 12:101
“Rabbim, sen bana mülk ve saltanattan bir nasip verdin. Olayların ve düşlerin yorumundan bana bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Benim dünyada da ahirette de Veli’m sensin. Beni müslüman olarak öldür ve beni barış ve iyilik sevenler arasına kat.”
Seite 298 im Quell-PDF
YUSUF 12:102
İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar birlikte karar verip tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin.
Seite 298 im Quell-PDF
YUSUF 12:103
Sen hırslanasıya istesen de, insanların çoğu inanmayacaktır.
Seite 298 im Quell-PDF
YUSUF 12:104
Sen, bu tebliğin için onlardan bir ücret istemiyorsun. O, bütün alemler için bir hatırlatmadan başka şey değildir.
Seite 298 im Quell-PDF
YUSUF 12:105
Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.
Seite 298 im Quell-PDF
YUSUF 12:106
Onların çoğu şirke bulaşmış olmadan Allah’a iman etmez.
Seite 298 im Quell-PDF
YUSUF 12:107
Peki onlar, Allah’ın azabından bir sarıp sarmalayanın gelmesinden yahut hiç farkında olmadıkları bir sırada kıyametin ansızın tepelerine inmesinden emin mi bulunuyorlar?
Seite 298 im Quell-PDF
YUSUF 12:108
De ki: “İşte benim yolum budur. Ben, Allah’a basiret üzere çağırırım / dua ederim. Beni izleyenler de… Şanı yücedir Allah’ın! Ben müşriklerden değilim.”
Seite 298 im Quell-PDF
YUSUF 12:109
Senden önce gönderdiklerimiz de kentler halkından kendilerine vahyettiğimiz bazı erlerden başkası değildi. Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, onlardan öncekilerin akıbeti nice oldu görsünler. Elbette ki ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllarınızı kullanmayacak mısınız?”
Seite 299 im Quell-PDF
YUSUF 12:110
Ne zaman ki resuller ümitsizlğe düşüp yalanlandıkları kanısına vardılar, işte o zaman yardımımız kendilerine ulaştı da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
Seite 299 im Quell-PDF
YUSUF 12:111
Andolsun ki, resullerin hikayelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kur’an, uydurulacak bir hadis / bir söz değildir; aksine o, kendinden önceki vahyi tasdik eder, herşeyi ayrıntılarıyla gösterir. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve rahmettir.
Seite 299 im Quell-PDF
13. RA’D 43 Ayet
RA’D 13:1
Elif, Lam, Mim, Ra. O Kitap’ın ayetleridir bunlar. Ve sana Rabbinden indirilen, haktır. Ne var ki, insanların çoğu iman etmez.
Seite 299 im Quell-PDF
RA’D 13:2
Allah odur ki, gökleri direksiz yükseltmiştir, görüyorsunuz onları… Sonra arş üzerine egemen olmuştur. Güneş’i ve Ay’ı da boyun eğdirmiştir. Bunların tümü belirlenmiş bir vakte kadar akar dururlar. Oluşu yönlendirir, çekip çevirir O… Ayetleri birer birer gözler önüne serer ki, Rabbinize kavuşacağınıza açık-seçik inanasınız.
Seite 300 im Quell-PDF
RA’D 13:3
Yeri uzatıp döşeyen ve onda oturaklı dağlar ve nehirler vücuda getiren O’dur. Bütün meyvalardan kendi içlerinde ikişer çift yaratmıştır O. Geceyi gündüze sarıp bürümektedir O. Bütün bunlarda derin derin düşünecek bir topluluk için elbette ayetler vardır.
Seite 300 im Quell-PDF
RA’D 13:4
Yeryüzünde birbirine sırt vermiş komşu kıtalar, üzümlerden bahçeler, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki, bir tek suyla sulanırlar. Biz bunların, yemişlerde bir kısmını diğer bir kısmına üstün kıldık. Bütün bunlarda aklını çalıştıran bir topluluk için elbette ki ibretler vardır.
ce öldürülen de var ve hepinizi de belirli ve mukadder bir zamana dek yaşatır ve bütün bunlar da akıl edesiniz diye olup biter.”(1) “Gecenin ve gündüzün ard arda gelmesinde Allah’ın gökten indirip ölü haldeki yeri canlandırdığı rızıkta.”(2) “Rüzgârları estirmesinde, göklerle yer arasında emre hazır bekleyen bulutlarda aklını kullanan bir topluluk için kanıtlar vardır.”(3) “Biliniz ki Allah, yeryüzünü, ölümünden sonra diriltir; andolsun ki akıl edersiniz diye size delillerimizi apaçık bildirdik.”(4) “Üzüm bağları, ekinler, bir kökten ve çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır. Bunların hepsi bir su ile sulanır. (Böyle iken) Yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda akıllarını kullanan bir toplum için ibretler vardır.”(5) “Yine O’nun delillerindendir ki, size korku ve ümit vermek üzere şimşeği gösteriyor, gökten su indirip ölümünün ardından arzı onunla diriltiyor. Doğrusu bunda, aklını kullanan bir kavim için dersler vardır.”(6)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 370 · Referenz: Ra’d, 4
RA’D 13:5
Eğer şaşıyorsan, esas şaşılacak olan onların şu sözüdür: “Biz toprak olunca mı ve gerçekten mi yeni bir yaradılış içinde bulunacağız?” Bunlar Rablerini inkar edenlerdir. Ve bunlar boyunlarına bukağılar vurulanlardır. Bunlar ateşe dost olanların ta kendileridir; orada sürekli kalacaklardır.
Seite 300 im Quell-PDF
RA’D 13:6
Senden, güzellikten önce kötülük istemede acele ediyorlar. Halbuki önlerinden pek çok örnek gelip geçti. Şu da bir gerçek ki, Rabbin insanlara karşı, zulümlerine rağmen af sahibidir. Ve rabbinin azabı elbette çok şiddetlidir.
Seite 301 im Quell-PDF
RA’D 13:7
Küfre sapmış olanlar şöyle derler: “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” Sen sadece bir uyarıcısın ve her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder vardır.
Seite 301 im Quell-PDF
RA’D 13:8
Allah her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin neyi eksiltip neyi artıracağını bilir. O’nun katında herşey bir ölçüye bağlıdır.
Seite 301 im Quell-PDF
RA’D 13:9
Gaybı da görünen alemi de bilendir O… Kebir, sınırsızca büyük O’dur; Müteal, sonsuzca yüce O’dur.
Seite 301 im Quell-PDF
RA’D 13:10
Sizden sözü saklayan da açıklayan da geceye sığınıp gizlenen de gündüz yol alan da onun için birdir.
Seite 301 im Quell-PDF
RA’D 13:11
Her biri için onu önünden ve arkasından izleyen gözcüler vardır ki, kendisini Allah’ın emrine bağlı olarak koruyup denetlerler. Gerçek şu ki Allah, bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar, iç dünyalarını değiştirmedikçe, değiştirmez. Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur. Ve onlar için Allah dışında koruyucu bir dost ta olamaz.
dilediği gibi verir.” Allah Teâlâ’nın, “Allah, dilediğini siler ve (dilediğini) bırakır. Ama Kitap O'nun yanındadır.”(1) buyurduğunu duymadınız mı?(2) İmam Rıza (a.s) Müfevvize’nin tefviz inancını ispatlamak için, diğer ayetleri göz önünde bulundurmadan bazı ayetlerinin zahirine dayanmalarının yanlış olduğuna işaret ederek onlara şöyle cevap vermiştir: Ahmed b. Muhammed b. Ebi Nasr demektedir: İmam Rıza’nın (a.s), Allah Teâlâ’nın, “Bir milet kendi durumlarını değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirmez. Allah da bir kavme kötülük istedi mi artık onu geri çevirecek yoktur.”(3) buyruğu hakkında şöyle buyurmuştur: Kaderciler ayetin baş kısmı ile delil getirmişlerdir; fakat onların söylediği gibi değildir. Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu görmüyor musunuz?
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 345 · Referenz: Ra’d, 11
RA’D 13:12
Size, hem korku hem ümit olsun diye şimşeği gösteren O’dur. Yüklü yüklü bulutları da O oluşturuyor.
Seite 302 im Quell-PDF
RA’D 13:13
Gök gürültüsü O’nu hamd ile tespih eder; melekler de O’ndan ürpererek… Yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Allah, tuzak kuranların hilelerini başlarına geçirmede çok güçlü olduğu halde, onlar O’na karşı mücadele edip duruyorlar.
Seite 302 im Quell-PDF
RA’D 13:14
Gerçek dua yalnız O’na / hak davet yalnız O’nun için yapılır. O’nun dışında yalvarıp davet ettikleri ise onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. Onlar, ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru açan ama suya ulaşamayan birinden başkasına benzemiyorlar. Küfre sapanların dua ve davetleri şaşkınlığa dalmaktan başka bir işe yaramaz.
Seite 302 im Quell-PDF
RA’D 13:15
Göklerde ve yerde kim varsa gölgeleriyle birlikte ister istemez ve sabah- akşam Allah’a secde eder.
Seite 302 im Quell-PDF
RA’D 13:16
De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kim?” De ki: “Allah.” De ki: “O’nun yanında başka dostlar mı / destekçiler mi edindiniz? Bunlar kendilerine bile yarar sağlayıp zarar verme gücünde değiller.” De ki: “Körle gören yahut karanlıklarla ışık bir olur mu? Yoksa Allah’a, tıpkı O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da yaratış / yaratılanlar kendileri için benzeşir hale mi geldi?” De ki: “Allah’tır herşeyi yaratan, O’dur Vahid ve Kahhar olan.”
Dünyadaki sırat-ı müstakim, guluvdan aşağıda ve kusurdan ise yukarıda ve dümdüz olan ve hiçbir batıla meyli olmayan sırattır. Diğer sırat ise, müminleri cennete götüren müstakim yoldur. Cennetten, ateşe ve başka bir şeye sapmazlar; sadece cennete giderler.(1) Zurare şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s), “Abdullah b. Sebe’nin soyundan olan bir kişi tefviz görüşünü savunuyor.” dedim. İmam (a.s): “Tefviz nedir?” buyurdu. Ben tefviz şudur dedim: “Allah Teâlâ Hz. Muhammed (s.a.a) ve Ali’yi (a.s) yaratmış ve sonra işi onlara bırakmıştır. Sonra onlar yaratarak rızık vemişlerdir. Öldürmüş ve diriltmişlerdir.” Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: Allah düşmanı yalan söylüyor. Onun yanına dönünce ona, Ra’d Sûresi’nin şu ayetini oku: “Yoksa Allah'a, O'nun yarat- (Zürare şöyle diyor:) “Ben o adamın yanına döndüm ve ayeti o adama okudum. Sanki ağzına bir taş attım veya sanki o adam dilsiz oldu.”(3)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 379 · Referenz: Ra’d, 16
RA’D 13:17
Gökten bir su indirdi de vadiler, kendi ölçülerince sel oldu, ardından da sel, üste çıkan köpüğü taşır hale geldi. Bir süs eşyası veya alet yapmak isteğiyle ateşte körükledikleri şeylerde de benzeri bir köpük vardır. Allah hakla batılı işte böyle örneklendiriyor: Köpük, atılır gider; insanlara yararlı olansa toprakta kalır. Allah, işte bu şekilde örnekler verir.
Seite 303 im Quell-PDF
RA’D 13:18
Rablerinin çağrısına olumlu cevap verenler için güzellik vardır. O’na olumlu cevap vermeyenlere gelince, yeryüzündekilerin tamamı onların olsa, bir o kadar da ilave edilse, kurtulmak için bunların tümünü fidye verirlerdi. Böylelerinin hesabı kötü olacaktır; varacakları yer de cehennemdir. Ne kötü yataktır o!
Seite 303 im Quell-PDF
RA’D 13:19
Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kişi, kör olan biriyle aynı mıdır? Sadece aklı ve gönlü işleyenler düşünüp ibret alır.
Ve buyurmuştur ki: “Fakat onların çoğu bilmezler.”(1) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu aklını kullanmaz.”(2) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu farkında değildir.” Ey Hişam! Allah, temiz akıl sahiplerini en güzel niteliklerle anmıştır. Onları en göz alıcı süslerle bezemiş ve şöyle buyurmuştur: Ve buyurmuştur ki: “Göklerin ve yerin yaratılmasında, Ve buyurmuştur ki: “Sana Rabbin tarafından indirilen kiVe buyurmuştur ki: “Yoksa geceleyin secde ederek ve kırahmetini dileyen kimse (O inkârcı gibi midir?) De ki: Hiç
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 374 · Referenz: Ra’d, 19
RA’D 13:20
İşte bunlardır, Allah’a verdikleri söze sadık kalanlar ve antlaşmayı bozmayanlar.
Seite 303 im Quell-PDF
RA’D 13:21
Onlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar, Rablerinden korkarlar ve hesabın kötüsünden ürperti duyarlar.
tan sonra birbirlerinden ayrıldılar. Sabahleyin ben, bir iş için dışarı çıktım. Birden İmam Cafer Sadık’ı (a.s) Abdullah b. Hasan’ın kapısında gördüm. İmam şöyle diyordu: “Ey Cariye! Ebu Muhammed’e söyle dışarı çıksın.” Abdullah b. Hasan dışarı çıkarak: “Ey Eba Abdullah! Sabahın köründe acelen ne?” dedi. İmam (a.s): “Ben dün akşam Allah Teâlâ’nın Kitabında bir ayet okudum, gözümü uyku tutmadı.” Abdullah: “Bu hangi ayettir?” diye sordu. İmam (a.s) şöyle cevap verdi: “Şu ayettir: Onlar Allah’ın Abdullah b. Hasan: “Doğru söyledin.” dedi; “Sanki bu ayeti bugüne kadar hiç okumamıştım.” Sonra kucaklaşıp birlikte ağlamaya başladılar.(2) İmam Cafer Sadık (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 300 · Referenz: Ra’d, 21
RA’D 13:22
Onlar, Rablerinin yüzünü arzulayarak sabrederler, namazı kılarlar, kendilerine sunduğumuz rızıklardan gizli ve açık dağıtırlar ve kötülüğü güzellikle savarlar. İşte bunlar içindir ölümsüz yurt.
Seite 304 im Quell-PDF
RA’D 13:23
Adn cennetleri bunlar içindir. Atalarından, eşlerinden, zürriyetlerinden barışa hizmet etmiş olanlarla birlikte girerler oraya. Meleklerse her kapıdan yanlarına sokulurlar:
Seite 304 im Quell-PDF
RA’D 13:24
“Selam size, sabrettiğiniz için. Ne güzeldir şu sonsuzluk yurdu!” derler.
Seite 304 im Quell-PDF
RA’D 13:25
Allah’a verdikleri sözü, onu antlaşma haline getirdikten sonra bozanlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi parçalayanlar ve yeryüzünde bozgun çıkaranlara gelince, böyleleri için lanet var. Yurdun en kötüsü de onların olacak.
Bir de akrabalık bağlarını kesen kimseyle arkadaşlık etmekten sakın; çünkü ben, bu kimsenin Allah Teâlâ’nın kitabında üç yerde lanetlendiğini gördüm: “Geri dönerseuğrayanlardır.”(3) / (4) Kötülükleri Yaymaktan Sakınmak İmam Cafer Sadık (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 421 · Referenz: Ra’d, 25
RA’D 13:26
Allah dilediği kimse için rızkı alabildiğine açar da sınırlayıp kısar da. İğreti dünya hayatıyla sevinip şımardılar. Oysa ki dünya hayatı, ahirete oranla sadece küçük bir nimetlenme.
Seite 304 im Quell-PDF
RA’D 13:27
Küfre sapanlar derler ki: “Rabbinden ona bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Allah dilediğini saptırır. Doğruya yöneleni de kendisine iletir.”
Seite 304 im Quell-PDF
RA’D 13:28
Böyleleri, inanan ve gönülleri Allah’ın Zikri’yle yatışan kişilerdir. Gözünüzü açın! Gönüller yalnız Allah’ın Zikri’yle yatışır / tatmin bulur.
Seite 304 im Quell-PDF
RA’D 13:29
İman edip barış uğruna iyi işler yapanlara mutluluk ve müjde var, güzel bir gelecek var.
Seite 305 im Quell-PDF
RA’D 13:30
İşte seni böylece, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmet içinde resul kıldık ki, onlar Rahman’a küfrederlerken sen kendilerine sana vahyettiğimizi okuyasın. De ki: “O’dur benim Rabbim, ilah yok O’ndan başka; O’na dayanmışım ben. Yalnız O’nadır tövbem.”
Seite 305 im Quell-PDF
RA’D 13:31
Kendisiyle, dağların yürütüldüğü yahut yerkürenin parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an mı olsaydı! Hayır, iş ve oluşun tümü Allah’ındır. İman edenler hala ümidi kesip anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette insanlara tümden hidayet verirdi. O küfre sapanlara gelince, sanayi olarak ürettiklerinin sonucu halinde başlarına gülle-tokmak türünden belalar inmeye devam edecek yahut o belalar onların yurtlarının yakınına konacak. Ta, Allah’ın vaadi gelinceye değin. Allah, vaadine asla ters düşmez.
Seite 305 im Quell-PDF
RA’D 13:32
Yemin olsun, senden önceki resullerle de alay edildi. İnkar edenlere biraz süre verdim ama sonunda hepsini enseledim. Gördüler nasılmış azap!
Seite 305 im Quell-PDF
RA’D 13:33
Allah’a ortaklar tanıdılar. Peki, her benliğin yaptığı işin başında duranla bunlar bir mi? De ki: “Onları isimlendirin. Yoksa siz Allah’a, yeryüzünde bilmediği birşeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa, anlamsız bir laf mı ediyorsunuz?” Hayır, küfre sapanlara, tuzakları süslü gösterildi de yoldan döndürüldüler. Allah’ın şaşırttığına kılavuzluk edecek yok.
Seite 305 im Quell-PDF
RA’D 13:34
Dünya hayatında bir azap var onlar için, ahiret azabı ise çok daha şiddetlidir. Onları Allah’a karşı koruyacak kimse de yoktur.
Seite 306 im Quell-PDF
RA’D 13:35
Sakınıp korunanlara vaat edilen cennetin temsili anlatımı şu: Altından ırmaklar akar, yemişleri de sürekli, gölgesi de. İşte korunup sakınanların son yurdu. Kafirlerin son yurdu ise ateş…
Seite 306 im Quell-PDF
RA’D 13:36
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenle ferahlarlar. Ama hiziplerden bazıları onun bir kısmını inkar ederler. De ki: “Bana, yalnız Allah’a kulluk etmem, O’na ortak koşmamam emredildi. Ben O’na yakarır, O’na davet ederim. Dönüşüm de O’nadır.”
Seite 306 im Quell-PDF
RA’D 13:37
İşte biz o Kur’an’ı Arapça bir hüküm kaynağı olarak indirdik. Eğer sana gelen ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, Allah’tan sana ne bir dost nasip olur ne de bir koruyucu.
Seite 306 im Quell-PDF
RA’D 13:38
Andolsun, biz senden önce de resuller gönderdik, onlara da eşler ve evlatlar verdik. Hiçbir resul, Allah’ın izni olmadıkça herhangi bir mucize getiremez. Her süre için bir yazı vardır.
Seite 306 im Quell-PDF
RA’D 13:39
Allah dilediğini silip yok eder, dilediğini sabit tutar. Kitap’ın anası / ana Kitap O’nun katındadır.
dilediği gibi verir.” Allah Teâlâ’nın, “Allah, dilediğini siler ve (dilediğini) bırakır. Ama Kitap O'nun yanındadır.”(1) buyurduğunu duymadınız mı?(2) İmam Rıza (a.s) Müfevvize’nin tefviz inancını ispatlamak için, diğer ayetleri göz önünde bulundurmadan bazı ayetlerinin zahirine dayanmalarının yanlış olduğuna işaret ederek onlara şöyle cevap vermiştir: Ahmed b. Muhammed b. Ebi Nasr demektedir: İmam Rıza’nın (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 345 · Referenz: Ra’d, 39
RA’D 13:40
Ya onlara vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana gösteririz yahut da seni vefat ettiririz. O halde tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer.
Seite 307 im Quell-PDF
RA’D 13:41
Bizim, o yerküreye gelip onu uçlarından biraz eksilttiğimizi görmediler mi? Allah hükmeder; O’nun hükmünü denetleyecek de yoktur. Hesabı çok çabuk görür O.
Seite 307 im Quell-PDF
RA’D 13:42
Onlardan öncekiler de tuzak kurmuştu, ama tüm tuzaklar Allah’ındır. Her benliğin ne kazandığını O bilir. Kafirler de bilecekler sonsuzluk yurdu kimindir!
Seite 307 im Quell-PDF
RA’D 13:43
Küfre sapanlar: “Sen gönderilmiş bir elçi değilsin.” diyorlar. De ki: “Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah, bir de yanında kitap bilgisi bulunanlar yeter.”
Seite 307 im Quell-PDF
14. İBRAHİM 52 Ayet
İBRAHİM 14:1
Elif, Lam, Ra. Bir kitaptır bu. Ki indirdik sana, çıkarasın diye insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan nura; Hamid, Aziz olanın yoluna…
Seite 307 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:2
O Allah’a ki yalnız O’nundur göklerdekiler ve yerdekiler. Hüsran haberi şiddetli bir azaptan, o küfre batmışlara…
Seite 307 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:3
Onlar ki sefil ve iğreti hayatı ahirete tercih ederler ve Allah yolundan alıkoyup, o yolu eğri- büğrü yapmayı isterler. İşte bunlar, dönüşü olmayan bir sapıklık içindedirler.
Seite 307 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:4
Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık- seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Aziz’dir, Hakim’dir O…
Seite 308 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:5
Andolsun ki biz Musa’yı, toplumunu karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlatıp bellet diye ayetlerimizle gönderdik. Şu bir gerçek ki, bunda iyice sabreden, çokça şükreden herkes için sayısız ayetler vardır.
Seite 308 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:6
Musa’nın kendi toplumuna şöyle dediği zamanı da hatırla: “Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın. Hatırlayın ki, sizi Firavun’un hanedanından kurtarmıştı. Onlar size azabın en kötüsüyle acı çektiriyorlar, erkek çocuklarınızı doğruyorlar, kadınlarınızı canlı bırakıyorlardı. İşte bunda sizin için Rabbinizden gelen çok büyük bir deneme ve ıstırap vardır.”
Seite 308 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:7
Rabbinizin şunu duyurduğunu da hatırda tutun: Eğer şükrederseniz, ben de sizin için mutlaka artıracağım. Ve eğer nankörlük ederseniz hiç kuşkusuz benim azabım çok çok şiddetlidir.
Sonra şöyle buyurdu: Allah Teâlâ’nın Kitabını okudun mu: “Kim tevekkül ederse, Allah ona yeter.”(1) “Şükrederseniz artırırım.”(2) “Benden İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Dört şeyden endişeli olduğu hâlde dört şeye sığınmayan kimseye hayret ediyorum: Korkan kimse neden Allah’ın şu buyruğuna sığınmıyor, hayret ediyorum: “Allah bize yeter ve O ne güzel vekildir.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 410 · Referenz: İbrahim, 7
İBRAHİM 14:8
Şöyle demişti Musa: “Siz de yeryüzünde bulunanların tümü de küfre saplansanız, hiç kuşkusuz Allah mutlak Gani, mutlak Hamid’dir.”
Seite 308 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:9
Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad’ın, Semud’un ve onlardan sonrakilerin haberleri ulaşmadı mı size? Allah’tan başkası bilmez onları. Peygamberleri onlara açık deliller getirmişti de onlar ellerini ağızlarına itip şöyle demişlerdi: “Biz size gönderileni kesinlikle tanımıyoruz ve biz sizin çağırdığınız şey konusunda kaos ve çıkmaza iten bir kuşku içindeyiz.”
Seite 309 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:10
Resulleri dediler ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı kuşku? O sizi, günahlarınızı affetsin, belirli bir süreye kadar size zaman tanısın diye çağırıyor.” Şöyle cevap verdiler: “Siz de bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. Atalarımızın kulluk ettiklerinden bizi yüz geri çevirmek istiyorsunuz. Hadi, açık bir kanıt getirin bize!”
Seite 309 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:11
Resulleri onlara dediler ki: “Biz de sadece sizin gibi birer insanız, fakat Allah, kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah’ın izni olmadan bizim size bir kanıt getirmemiz haddimize değil. İnananlar yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.”
Seite 309 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:12
“O, bize yollarımızı göstermişken neden Allah’a tevekkül etmeyecekmişiz? Bize yaptığınız eziyetlere elbette sabredeceğiz. Tevekkül edenler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.”
Seite 309 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:13
Küfre sapanlar kendi resullerine şöyle dediler: “Ya tam bir biçimde bizim dinimize dönersiniz yahut da sizi yurdumuzdan mutlaka çıkarırız.” Rableri de onlara şunu vahyetti: “Zalimleri muhakkak helak edeceğiz.”
Seite 310 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:14
“Ve onların ardından o toprağa mutlaka sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan, tehdidimden korkan için böyledir.”
Seite 310 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:15
Ve Allah’tan fetih istediler. Ve her inatçı zorba perişan oldu.
Seite 310 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:16
Ardından da cehennem. İrinli bir sudan içirilecekler.
Seite 310 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:17
Onu yutmaya çalışacak ama boğazından geçiremeyecek. Ölüm her yandan üstüne gelecek de bir türlü ölmeyecek. Arkasından da dehşetli bir azap.
Seite 310 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:18
Rablerine nankörlük edenlerin amelleri, fırtınalı bir günde rüzgarın tarumar ettiği küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. İşte bu, dönüşü olmayan sapıklığın ta kendisidir.
Seite 310 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:19
Allah’ın, gökleri ve yeri hak olarak yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi yok eder, yepyeni bir halk getirir.
Seite 310 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:20
Bu, Allah’a hiç de zor gelmez.
Seite 310 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:21
Hepsi toplu halde, Allah’ın huzuruna çıkmış olacaklar. Ezilip horlananlar, büyüklük taslayanlara diyecekler ki: “Biz sizin birer uydunuzduk. Şimdi siz Allah’ın azabından bir kısmını bizden uzaklaştırabilir misiniz?” Cevap verecekler: “Allah bize kılavuzluk etseydi elbette biz de size kılavuzluk ederdik. Şimdi inleyip feryat etsek de sabretsek de bir. Sığınacak hiçbir yerimiz yok.”
Seite 310 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:22
İş bitirilince şeytan onlara şöyle dedi: “Allah size hak bir vaatle vaatte bulundu, ben ise vaat ettim ama vaadimden caydım. Benim sizin üzerinizde bir sultam yoktu. Sizi davet ettim, siz de bana uydunuz. Hepsi bu. Şimdi beni kınamayı bırakın da öz benliklerinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Aslında ben sizin, daha önceden beni şirk aracı yapmanıza karşı çıkmıştım. Zalimler için acıklı bir azap öngörülmüştür”
Seite 311 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:23
İman edip barışa yönelik iyi işler yapanlar ise Rablerinin izniyle altlarından ırmaklar akan cennetlere sokulmuşlardır. Sürekli kalıcıdırlar orada. Birbirlerine esenlik dilemeleri, “selam” şeklindedir.
Seite 311 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:24
Görmedin mi Allah nasıl bir örnekleme yaptı: Güzel söz; kökü yerde, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzer.
Seite 311 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:25
O ağaç, Rabbinin izniyle yemişlerini her zaman verir. Allah insanlara böyle örnekler verir ki, düşünüp ibret alabilsinler.
Seite 311 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:26
Pis bir söz de gövdesi toprağın üstünde destek bulmuş bir ağaca benzer, dayanağı yoktur onun.
Seite 312 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:27
Allah, inananları dünya hayatında da ahirette de tutarlı sözle sağlamlaştırır. Allah, zalimleri şaşırtır. Allah dilediğini yapar.
Seite 312 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:28
Bakmadın mı şunlara ki, Allah’ın nimetini küfürle değiştirdiler ve toplumlarını helak yurduna kondurdular.
Seite 312 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:29
Yaslanacakları cehenneme kondurdular. Ne kötü bir duruş yeridir o!
Seite 312 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:30
Yolundan saptırmak için Allah’a eşler uydurdular. De ki: “Hadi, nimetlenin! Sonunda varacağınız yer ateştir.”
Seite 312 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:31
İnanan kullarıma söyle: Namazı kılsınlar, kendilerine sunduğumuz rızıklardan, hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun olmadığı o gün gelmeden önce, gizli ve açık infak etsinler.
Seite 312 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:32
Allah odur ki, gökleri ve yeri yarattı. Gökten bir su indirdi de onunla size rızık olarak türlü meyvalar çıkardı. Emriyle denizde akıp gitmeleri için gemileri hizmetinize verdi. Irmakları da emrinize verdi.
Seite 312 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:33
Görevlerini şaşmadan yapmak üzere Güneş’i ve Ay’ı da size boyun eğdirdi. Geceyi ve gündüzü de hizmetinize verdi.
Seite 312 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:34
Kendisinden istediğiniz herşeyden size bir parça verdi. Allah’ın nimetini saymaya kalksanız, sayıp bitiremezsiniz. Doğrusu şu ki insan, gerçekten çok zalim, çok nankördür.
Seite 313 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:35
Bir zaman İbrahim şöyle demişti: “Rabbim, bu beldeyi güvenli kıl. Beni ve oğullarımı putlara kulluktan uzak tut.”
Seite 313 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:36
“Rabbim, onlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık beni izleyen bendendir. Bana isyan edene gelince, onun hakkında sen Gafur ve Rahim’sin.”
Seite 313 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:37
“Ey Rabbimiz! Ben, çocuklarımdan bir kısmını senin kutsal evinin yanındaki, ziraata elverişsiz vadiye yerleştirdim ki, namazı kılsınlar, ey Rabbimiz! Sen de insanlardan bazı gönülleri, onlardan hoşlanır yap. Çeşitli meyvalarla onları rızıklandır ki, şükredebilsinler.”
Seite 313 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:38
“Rabbimiz, hiç kuşkusuz sen bizim gizlediğimizi de bilirsin, açığa vurduğumuzu da. Ne yerde ne de gökte, hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”
Seite 313 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:39
“İhtiyar yaşımda bana, İsmail’i ve İshak’ı bağışlayan Allah’a hamd olsun. Benim Rabbim duayı gerçekten çok iyi duyar.”
Seite 313 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:40
“Rabbim! Beni, namazı özenle yerine getiren bir insan yap. Soyumdan bir kısmını da. Rabbimiz, duamı kabul et.”
Seite 313 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:41
“Rabbimiz, hesabın ortaya geleceği gün; beni, anne-babamı ve inananları affet.”
Seite 314 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:42
Sakın Allah’ı, zalimlerin yapmakta olduğundan habersiz sanma. O, onları, gözlerin korkudan donup kalacağı bir güne erteliyor, hepsi bu…
Seite 314 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:43
Başlarını dikerek koşuşurlar. Bakışları kendilerine dönmez. Yürekleri tamamen boşalmıştır.
Seite 314 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:44
İnsanları, azabın kendilerine ulaşacağı gün konusunda uyar. O gün, zalimler şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar geri bırak da çağrına cevap verip resullere uyalım.” Daha önce siz, kendiniz için çöküş ve bitiş yoktur diye yemin etmediniz mi?
Seite 314 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:45
Siz de o kendilerine zulmetmiş olanların barınaklarında oturmuştunuz. Onlara nasıl davrandığımız size açık-seçik belli olmuştu. Size örnekler de vermiştik.
Seite 314 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:46
Tuzaklarını kurmuşlardı ama Allah katında da onlar için tuzak var. Zaten onların tuzakları dağları yerinden oynatacak türden olsa neye yarar!
Seite 314 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:47
Sakın Allah’ı, resullerine verdiği söze ters düşer sanma. Allah Aziz’dir, intikam da alır.
Seite 314 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:48
O gün yerküre başka bir yerküreye dönüştürülür. Gökler de öyle. Hepsi o Vahid ve Kahhar olan Allah’ın huzurunda dikilir.
Seite 314 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:49
O gün suçluların, birbirine perçinlenmiş bukağılarla çengellendiklerini görürsün.
Seite 315 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:50
Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini ateş bürümüştür.
Seite 315 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:51
Çünkü Allah, her benliği kendi kazandığıyla karşı karşıya getirecektir. Allah, hesabı çok çabuk görür.
Seite 315 im Quell-PDF
İBRAHİM 14:52
İşte bu, onunla uyarılsınlar, Allah’tan başka ilah olmadığını bilsinler, aklı ve gönlü işleyenler de ibret alsınlar diye, insanlara yöneltilmiş bir tebliğdir.
Seite 315 im Quell-PDF
15. HİCR 99 Ayet
HİCR 15:1
Elif, Lam, Ra. İşte sana o Kitap’ın ve açık anlatımlı Kur’an’ın ayetleri.
Seite 316 im Quell-PDF
HİCR 15:2
O küfre batmış olanlar zaman zaman, keşke Müslüman olsaydılar diye derin bir özlem duyarlar.
Seite 316 im Quell-PDF
HİCR 15:3
Bırak onları yesinler, nimetlenip zevk etsinler ve sonu gelmez arzu kendilerini oyalasın. Ama yakında bilecekler.
Seite 316 im Quell-PDF
HİCR 15:4
Biz hiçbir yurt ve medeniyeti, belirlenmiş bir yazgısı olmadan ortadan kaldırmadık.
Seite 316 im Quell-PDF
HİCR 15:5
Hiçbir ümmet kendisi için belirlenen sürenin ne önüne geçebilir ne de o süreyi geriletebilir.
Seite 316 im Quell-PDF
HİCR 15:6
Şöyle haykırdılar: “Hey! Kendisine o vahiy indirilen. Sen gerçekten tam bir delisin.”
Seite 316 im Quell-PDF
HİCR 15:7
“Hadi, getirsene bize o melekleri, eğer doğru sözlülerdensen.”
Seite 316 im Quell-PDF
HİCR 15:8
Biz o melekleri ancak ve ancak hak üzre, hak bir yolla indiririz. Ve o zaman inkarcılara göz açtırılmaz.
Seite 316 im Quell-PDF
HİCR 15:9
Hiç kuşkusuz, o Zikir’i / Kur’an’ı biz indirdik, biz. Ve herhalde onun koruyucusu da biziz.
Seite 316 im Quell-PDF
HİCR 15:10
Andolsun ki, senden öncekilerin o ilk kümeleri içine de nebiler gönderdik biz…
Seite 316 im Quell-PDF
HİCR 15:11
Onlara bir tanrı elçisi gelir gelmez, onunla mutlaka alay ederlerdi.
Seite 317 im Quell-PDF
HİCR 15:12
Biz o Zikir’e, günaha batmışların gönüllerinde böyle bir yol veririz.
Seite 317 im Quell-PDF
HİCR 15:13
Ona inanmazlar. Oysa ki, öncekilerin davranış ve akıbetleri gözlerinin önünden geçmiştir.
Seite 317 im Quell-PDF
HİCR 15:14
Üzerlerine gökten bir kapı açsak da oradan yükseliyor olsalardı,
Seite 317 im Quell-PDF
HİCR 15:15
Kesinlikle şöyle diyeceklerdi: “Bizim gözlerimiz döndürüldü, bakışlarımız sarhoş edildi. Belki de biz büyüye çarptırılmış bir toplumuz.”
Seite 317 im Quell-PDF
HİCR 15:16
Andolsun, biz gökte burçlar oluşturduk ve onu, seyredenler için süsledik.
Seite 317 im Quell-PDF
HİCR 15:17
Ve onu, her kovulup taşlanmış şeytandan koruduk.
Seite 317 im Quell-PDF
HİCR 15:18
Ancak kulak hırsızlığı eden olur; onun peşine de parlak bir ateş alevi düşer.
Seite 317 im Quell-PDF
HİCR 15:19
Yeri yayıp döşedik, ona kuvvetli dağlar diktik ve içinde ölçülü / ahenkli herşeyden bitirdik.
Seite 317 im Quell-PDF
HİCR 15:20
Orada sizin için ve rızıklandırıcısı siz olmadığınız kimse için geçimlikler yarattık.
Seite 317 im Quell-PDF
HİCR 15:21
Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri bizim yanımızda olmasın. Ama biz onu ancak belirli bir ölçüde indiririz.
Seite 317 im Quell-PDF
HİCR 15:22
Rüzgarları dölleyiciler olarak gönderdik; gökten bir su indirdik de onunla sizi suvardık. Onun depolayıcıları siz değilsiniz.
Seite 317 im Quell-PDF
HİCR 15:23
Biziz, elbette biziz o hayat vermekte olan, o öldürmekte olan. Ve biziz sonunda mirasçı kalan.
Seite 317 im Quell-PDF
HİCR 15:24
Andolsun, sizin önden gidenlerinizi bilmişizdir; andolsun, geriye kalanları da bilmişizdir.
Seite 318 im Quell-PDF
HİCR 15:25
Hiç kuşkusuz, Rabbindir, evet O’dur onları haşredecek olan. Hakim’dir O, Alim’dir.
Seite 318 im Quell-PDF
HİCR 15:26
Andolsun, biz insanı; kuru çamurdan, değişken-cıvık bir balçıktan yarattık.
Seite 318 im Quell-PDF
HİCR 15:27
Cini / İblis’i de daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık.
Seite 318 im Quell-PDF
HİCR 15:28
Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, “ben, kupkuru bir çamurdan, değişken-cıvık balçıktan bir insan yaratacağım” demişti.
Seite 318 im Quell-PDF
HİCR 15:29
“Onu, amaçlanan düzgünlüğe ulaştırıp öz ruhumdan içine üflediğim zaman, önünde hemen secdeye kapanın.”
Seite 318 im Quell-PDF
HİCR 15:30
Meleklerin tümü, toplu halde secde ettiler.
Seite 318 im Quell-PDF
HİCR 15:31
İblis müstesna. O, secde edenlerle beraber olmaya karşı çıktı.
Seite 318 im Quell-PDF
HİCR 15:32
Allah dedi: “Ey İblis! Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?”
Seite 318 im Quell-PDF
HİCR 15:33
Dedi: “Kuru bir çamurdan, değişken-cıvık bir balçıktan yarattığın bir insana secde etmek için var olmadım.”
Seite 318 im Quell-PDF
HİCR 15:34
Buyurdu: “Öyleyse çık oradan, çünkü kovuldun.”
Seite 318 im Quell-PDF
HİCR 15:35
“Din gününe kadar üzerinde lanet var.”
Seite 318 im Quell-PDF
HİCR 15:36
Dedi: “Rabbim, onların diriltileceği güne kadar bana süre ver.”
Seite 318 im Quell-PDF
HİCR 15:37
Buyurdu: “Hadi, süre verilenlerdensin.”
Seite 319 im Quell-PDF
HİCR 15:38
“Bilinen vaktin gününe kadar…”
Seite 319 im Quell-PDF
HİCR 15:39
Dedi: “Rabbim! Beni azdırmana yemin ederim ki, yeryüzünde onlar için mutlaka süslemeler yapacağım ve onların tümünü kesinlikle azdıracağım.”
Allah ile beraber başka tanrılar benimzeyenler yakında bilecekler.
Seite 322 im Quell-PDF
HİCR 15:97
Andolsun ki, onların söyledikleri yüzünden senin göğsünün daraldığını biliyoruz.
Seite 323 im Quell-PDF
HİCR 15:98
Şimdi sen, Rabbine hamd ile tespih et ve secde edenlerden ol.
Seite 323 im Quell-PDF
HİCR 15:99
Sana şaşmaz ve kesin bilgi gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
Seite 323 im Quell-PDF
16. NAHL 128 Ayet
NAHL 16:1
Allah’ın emri geldi. Onunla yüzyüze gelmekte acele etmeyin. Tüm varlığın tespih ettiğidir o Allah. Arınmıştır onların şirk koştuklarından.
Seite 323 im Quell-PDF
NAHL 16:2
Kullarından dilediğine melekleri, emrinden olan ruh ile şöyle diyerek indirir: “Gerçek şu: Benden başka ilah yok, o halde benden korkun.”
Seite 323 im Quell-PDF
NAHL 16:3
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Arınmıştır onların ortak tuttukları şeylerden.
Seite 323 im Quell-PDF
NAHL 16:4
İnsanı bir spermden yarattı. Bir de bakmışsın insan, açıkça kafa tutan bir hasım oluvermiştir.
Seite 323 im Quell-PDF
NAHL 16:5
Davarları da O yaratmıştır. Onlarda sizin için bir ısıtıcı-koruyucu ve nice nice yararlar vardır. Onlardan bazı şeyleri / onlardan bazılarını yersiniz.
Seite 323 im Quell-PDF
NAHL 16:6
Bir güzellik de vardır onlarda sizin için: Sabah saldığınız sırada, akşam topladığınız sırada.
Seite 323 im Quell-PDF
NAHL 16:7
Ve ağırlıklarınızı yüklenir, canlarınızın yarısını tüketmeden varamayacağınız beldelere kadar taşırlar. Hiç kuşkusuz, Rabbiniz gerçekten Rauf’tur, çok acıyıp esirger, Rahim’dir, sınırsızca merhamet eder.
Seite 323 im Quell-PDF
NAHL 16:8
Hem binesiniz diye hem de bir süs olarak atları, katırları, eşekleri de yarattı. Ve bilemeyeceğiniz daha neler yaratır O…
Seite 324 im Quell-PDF
NAHL 16:9
Yolu doğrultup denge noktasını bulmak Allah’ın işidir. Ondan sapan da var. Allah dileseydi, sizi toptan hidayete erdirirdi.
Seite 324 im Quell-PDF
NAHL 16:10
O sizin için gökten bir su indirdi; ondan bir içecek var. Kendisinden hayvanlarınıza yedirdiğiniz bir ağaç da ondan oluşmaktadır.
Seite 324 im Quell-PDF
NAHL 16:11
O suyla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her çeşitten meyvalar bitirir. Hiç kuşkusuz, bunda, derin derin düşünen bir toplum için gerçek bir mucize vardır.
Seite 324 im Quell-PDF
NAHL 16:12
Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı sizin emrinize vermiştir. Yıldızlar da O’nun emriyle bir hizmete boyun eğmiştir. Bütün bunlarda aklını çalıştıran bir topluluk için elbette ibretler vardır.
Hişam b. Hakem şöyle rivayet etmektedir: Ebu’l-Hasan (Musa b. Cafer -a.s-) bana dedi ki: Ey Hişam! Kuşkusuz Allah Teâlâ, kitabında akıl ve anlayış sahiplerini müjdelemiş ve şöyle buyurmuştur: “Dinleyip Ey Hişam! Allah Teâlâ insanlar için kanıtları, akıl aracılığıyla tamamlamıştır. Peygamberleri açıklama ile desteklemiştir. Çeşitli kanıtlarla onlara Rabbbaniyetini göstermiş ve şöyle buyurmuştur: Ey Hişam! Allah bunu, bilinmesinin ve insanların kendilerini yöneten bir ilahî gücün olduğunu anlamasının kanıtı olarak gözler önüne sermektedir. Nitekim Allah, bu hususla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Ve ram etmiştir size gece ile gündüzü, güneşle ayı; yıldızlar da ram olmuştur emriyle. Şüphe yok ki akıl eden topluluk için deliller var.”(3)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 369 · Referenz: Nahl, 12
NAHL 16:13
Ve sizin için yeryüzünde, çeşit çeşit renklerde başka şeylere de vücut vermiştir. Bütün bunlarda, düşünüp ibret alacak bir toplum için elbette bir mucize vardır.
Seite 324 im Quell-PDF
NAHL 16:14
Ve O’dur ki, içinden taze bir et yemeniz ve kuşanacağınız bir süs çıkarmanız için denizi emrinize vermiştir. Gemileri onda yara yara gider görürsün. Böyle yapmıştır ki, O’nun kereminden nasip arayasınız ve şükredebilesiniz.
Seite 324 im Quell-PDF
NAHL 16:15
Sizi çalkayıp sarsar diye yerküreye ağır dağlar, ırmaklar, yollar koydu. İyiye ve doğruya ulaşmanız umulmaktadır.
Seite 325 im Quell-PDF
NAHL 16:16
Ve nice işaretler! Yıldızla da onlar, yol ve yön doğrulturlar.
Seite 325 im Quell-PDF
NAHL 16:17
Yaratan, yaratmayana benzer mi? Hiç düşünmüyor musunuz?
Seite 325 im Quell-PDF
NAHL 16:18
Allah’ın nimetlerini saymaya kalkarsanız, onların sonunu getiremezsiniz. Allah, gerçekten Gafur ve Rahim’dir.
Seite 325 im Quell-PDF
NAHL 16:19
Allah, sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.
Seite 325 im Quell-PDF
NAHL 16:20
Allah dışında yakardıklarınız hiçbir şey yaratamazlar; onların kendileri yaratılmaktadır.
Seite 325 im Quell-PDF
NAHL 16:21
Hayat bulmaz ölülerdir onlar. Ne zaman diriltileceklerini bile bilmezler.
Seite 325 im Quell-PDF
NAHL 16:22
Tanrınız bir tek tanrıdır. Böyle iken, ahirete inanmayanlar, kibre saplandıkları için kalpleri inkarcı olmuştur.
Seite 325 im Quell-PDF
NAHL 16:23
Hiç kuşkusuz Allah, onların sakladıklarını da açığa vurduklarını da biliyor. Hiç kuşkusuz O, büyüklük taslayanları sevmiyor.
Seite 325 im Quell-PDF
NAHL 16:24
Onlara, “Rabbiniz ne indirdi” dendiğinde şöyle dediler: “Öncekilerin masallarını.”
Seite 325 im Quell-PDF
NAHL 16:25
Şunun için ki onlar, kıyamet günü kendi günahlarını tamamen yüklendikten başka, ilimsizlik yüzünden saptırdıkları kişilerin günahlarının bir kısmını da yüklenecekler. Bakın, ne kötü şey yükleniyorlar!
Seite 326 im Quell-PDF
NAHL 16:26
Onlardan öncekiler tuzak kurmuşlardı. Bunun üzerine Allah, binalarına temellerinden çarpmış da üstlerindeki tavan tepelerine çökmüştü. Azap onlara hiç fark edemedikleri yerden gelmişti.
Seite 326 im Quell-PDF
NAHL 16:27
Sonra kıyamet günü onları rezil edecek ve diyecek: “Kendileri için kavga çıkarıp ayrılığa düştüğünüz ortaklarım nerede?” Kendilerine ilim verilmiş olanlar diyecekler ki: “Bugün rezillik ve kötülük, gerçeği inkar edenleredir.”
Seite 326 im Quell-PDF
NAHL 16:28
Öz benliklerine zulmedip durdukları bir sırada, meleklerin vefat ettirdikleri kişiler şöyle diyerek teslim bayrağını çekerler: “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk.” İş hiç de öyle değil. Allah sizin yapmakta olduklarınızı çok iyi bilmektedir.
Seite 326 im Quell-PDF
NAHL 16:29
Hadi girin cehennem kapılarından; sürekli kalacaksınız orada. Gerçekten kötü yermiş kibre sapanların barınağı.
Seite 326 im Quell-PDF
NAHL 16:30
Korunup sakınanlara, “Rabbiniz ne indirdi” dendiğinde şöyle dediler: “Hayır indirdi.” Bu dünyada güzel düşünüp güzel davrananlara güzellikler vardır. Sonsuzluk yurdu elbette ki daha hayırlıdır. Gerçekten ne güzelmiş takva sahiplerinin yurdu!
Seite 326 im Quell-PDF
NAHL 16:31
Adn cennetleri… Girecekler içlerine. Altlarından ırmaklar akacak. Orada diledikleri şey kendilerinin olacak. Allah, korunup sakınanları işte böyle ödüllendirir.
Seite 327 im Quell-PDF
NAHL 16:32
Melekler, canlarını temiz insanlar olarak aldıklarına şöyle derler: “Selam size, yapıp ettiklerinize karşılık olarak girin cennete.”
Seite 327 im Quell-PDF
NAHL 16:33
Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi yoksa Allah’ın emrinin gelmesini mi? Onlardan öncekiler de aynen böyle yapmışlardı. Allah onlara zulüm etmemişti. Tam aksine, onlar kendi kendilerine zulüm ediyorlardı.
Seite 327 im Quell-PDF
NAHL 16:34
Sonunda, yapıp ettiklerinin kötülükleri başlarına musibet olmuş, alay edip durdukları şey kendilerini sarıvermişti.
Seite 327 im Quell-PDF
NAHL 16:35
Ortak koşanlar dediler ki: “Eğer Allah isteseydi ne biz ne de atalarımız Allah dışında bir şeye kulluk / ibadet etmez, O’na rağmen hiçbir şeyi haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de aynen böyle yaptılar. Resullere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.
Seite 327 im Quell-PDF
NAHL 16:36
Andolsun, biz her ümmette şöyle tebliğ yapan bir resul görevlendirdik: “Allah’a kulluk / ibadet edin, tağuttan kaçının.” Sonra bunlardan kimine Allah kılavuzluk etti, kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş görün.
Seite 327 im Quell-PDF
NAHL 16:37
Sen onların iyiye ve doğruya ulaşmalarını tutkuyla istesen de Allah, saptırdığına yol göstermez. Hiçbir yardımcıları da olmaz onların.
Seite 328 im Quell-PDF
NAHL 16:38
Yeminlerinin tüm gücüyle “Allah ölen kimseyi diriltmez” diye Allah’a yemin ettiler. Hayır, öyle değil. Öleni diriltmek O’nun üzerinde hak bir vaattir, fakat insanların çokları bilmezler.
Seite 328 im Quell-PDF
NAHL 16:39
Diriltecek ki, onlara, ihtilafa düştükleri şeyi açık-seçik göstersin ve küfre sapanlar kendilerinin yalancılar olduğunu bilsinler.
Seite 328 im Quell-PDF
NAHL 16:40
Biz birşeyi dilediğimizde, onun hakkında söyleyeceğimiz söz, “ol” demekten ibarettir; o hemen oluverir.
Seite 328 im Quell-PDF
NAHL 16:41
Zulme uğratıldıktan sonra Allah uğrunda hicret edenlere biz dünyada elbette güzelce mekan tutturacağız. Ahiretin ödülü mutlaka daha büyüktür. Bir bilselerdi!
Seite 328 im Quell-PDF
NAHL 16:42
Allah yolunda hicret edenler, sabrederler ve yalnız Rablerine tevekkül ederler.
Seite 328 im Quell-PDF
NAHL 16:43
Biz senden önce de elçi olarak kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, Zikir / Kur’an ehline sorun.
Seite 328 im Quell-PDF
NAHL 16:44
Açık delillerle, kitaplarla gönderdik. Sana da bu Zikir’i / Kur’an’ı vahyettik ki, kendilerine indirileni insanlara açık-seçik bildiresin de derin derin düşünebilsinler.
Seite 328 im Quell-PDF
NAHL 16:45
Kötülükleri yapmak için tuzak kuranlar, Allah’ın kendilerini yere geçirmeyeceğinden yahut hiç fark edemeyecekleri bir yerden azabın kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?
Seite 329 im Quell-PDF
NAHL 16:46
Yahut dönüp dolaşmaları sırasında kendilerini yakalamayacağından… Onlar buna engel de olamazlar.
Seite 329 im Quell-PDF
NAHL 16:47
Yoksa kendilerini korkuta korkuta, sindire sindire yakalamayacağından emin midirler? Kuşkusuz ki, sizin Rabbiniz gerçekten Rauf’tur, Rahim’dir.
Seite 329 im Quell-PDF
NAHL 16:48
Bakıp görmediler mi, Allah’ın yarattığı şeylerin gölgeleri bile, sağ ve sollarından boyunları bükük bir halde, Allah için secdelere kapanarak dönüyor.
Seite 329 im Quell-PDF
NAHL 16:49
Göklerdeki ve yerdeki canlı şeyler de melekler de yalnız Allah’a secde ederler ve hiç de büyüklük taslamazlar.
Seite 329 im Quell-PDF
NAHL 16:50
Üstlerinde egemen olan Rablerinden ürperirler ve emredildikleri şeyi yaparlar.
Seite 329 im Quell-PDF
NAHL 16:51
Allah buyurdu ki: “İki ilah edinmeyin; ilah sadece birtek ilahtır. Yalnız benden korkun.”
Seite 329 im Quell-PDF
NAHL 16:52
Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Din de sürekli olarak yalnız O’nundur. Hala Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz?
Seite 329 im Quell-PDF
NAHL 16:53
Sahip olduğunuz her nimet Allah’tandır. Sonra size bir zorluk / keder dokunduğu zaman yalnız O’na yakarırsınız.
Seite 330 im Quell-PDF
NAHL 16:54
Sonra da zorluk ve kederi sizden kaldırdığında, içinizden bir zümre kendi Rablerine hemen ortak koşuverir,
Tutuyor, kendilerine sunduğumuz rızıklardan hiçbir şeyin farkında olmayanlara pay çıkarıyorlar. Allah’a andolsun ki, iftira edip durduğunuz şeylerden kesinlikle hesaba çekileceksiniz.
Seite 330 im Quell-PDF
NAHL 16:57
Tutuyor, Allah’a kızları nispet ediyorlar. Haşa! O, bunlardan arınmıştır. İştah duydukları şeyler de kendilerinin mi?
Seite 330 im Quell-PDF
NAHL 16:58
Onlardan birine kız çocuk müjdelendiğinde yüzü simsiyah kesilir. Öfkeden kuduracak gibidir o.
Seite 330 im Quell-PDF
NAHL 16:59
Kendisine muştulananın utancından ötürü toplumdan gizlenir. Hakaret / eziklik üzere tutsun mu onu yoksa toprağın bağrına mı gömsün onu. Bakın ne kötü hüküm veriyorlar!
Seite 330 im Quell-PDF
NAHL 16:60
Ahirete inanmayanlar için kötülük örneği var. En yüce örnekse Allah içindir. O’dur Aziz, O’dur Hakim.
Seite 330 im Quell-PDF
NAHL 16:61
Eğer Allah, insanları zulümlerine karşı cezalandırsaydı, yeryüzünde debelenen birşey bırakmazdı. Ama öyle yapmıyor, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiğinde ise ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçebilirler.
Seite 331 im Quell-PDF
NAHL 16:62
Kendilerinin bile çirkin bulacağı şeyleri Allah’a isnat ediyorlar. Dilleri de yalan düzüp donatıyor: En ileri güzellik onlarınmış! Kuşkusuz olan şu: Onlar için ateş vardır. Ve ona en önden gireceklerdir.
Seite 331 im Quell-PDF
NAHL 16:63
Andolsun Allah’a ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik de şeytan onlara amellerini süslü gösterdi. O, bugün de onların dostudur / o gün de onların dostu idi. Onlar için acıklı bir azap var.
Seite 331 im Quell-PDF
NAHL 16:64
Bu Kitap’ı sana yalnız şunun için indirdik: Hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara iyice açıklayasın ve Kitap, iman eden bir topluluk için kılavuz ve rahmet olsun.
Seite 331 im Quell-PDF
NAHL 16:65
Allah, gökten bir su indirdi de onunla, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verdi. Kuşkusuz, bunda kulak verip dinleyen bir topluluk için mutlaka bir mucize vardır.
Seite 331 im Quell-PDF
NAHL 16:66
Hayvanlarda da sizin için kesin bir ibret vardır. Size onların karınlarından, fışkı ile kan arasından halis bir süt içiriyoruz ki, içenlerin boğazından kayar gider.
Seite 331 im Quell-PDF
NAHL 16:67
Hurmalıkların meyvalarından, üzümlerden de sarhoş edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten bir topluluk için kesin bir mucize vardır.
Seite 332 im Quell-PDF
NAHL 16:68
Rabbin, balarısına şöyle vahyetti: “Dağlardan evler edin, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan da…”
Seite 332 im Quell-PDF
NAHL 16:69
“Sonra meyvaların her türünden ye de boyun bükerek Rabbinin yollarına koyul.” Onun karıncıklarından, renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, insanlar için onda şifa vardır. Derin derin düşünen bir topluluk için, bunda kesin bir mucize var.
Seite 332 im Quell-PDF
NAHL 16:70
Allah sizi yarattı, sonra sizi vefat ettirecek. İçinizden bazıları ömrün en basit ve düşük noktasına geri çevrilir ki, bir ilimden sonra hiçbir şey bilmez olsun. Allah Alim’dir, Kadir’dir.
Seite 332 im Quell-PDF
NAHL 16:71
Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere aktarıp da hepsi onda eşit hale gelmiyor. Allah’ın nimetini mi inkar ediyor bunlar?
Seite 332 im Quell-PDF
NAHL 16:72
Allah size, kendi benliklerinizden eşler nasip etti. Eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar oluşturdu. Ve sizleri güzel ve temiz nimetlerle rızıklandırdı. Şimdi bunlar, batıla mı inanıyorlar? Ve bunlar, evet bunlar, Allah’ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?
Seite 332 im Quell-PDF
NAHL 16:73
Allah’ı bırakıp da kendilerine, göklerden ve yerden zerrece bir rızık veremeyen, buna güç yetiremeyen şeylere mi tapıyorlar?
Seite 333 im Quell-PDF
NAHL 16:74
Artık Allah’a örnekler verip durmayın. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Seite 333 im Quell-PDF
NAHL 16:75
Allah şöyle bir örnekleme yaptı: Hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının eşyası durumunda bir kul ile bizden bir güzel rızıkla rızıklandırdığımız ve ondan gizli-açık dağıtan bir kişi. Bunlar aynı olur mu?! Bütün övgüler Allah’adır ama onların çokları bilmiyorlar.
Seite 333 im Quell-PDF
NAHL 16:76
Allah şöyle bir örnekleme de yaptı: İki adam; birisi dilsiz; hiçbir şeye gücü yetmez, efendisi üstüne sadece bir yük. Efendi onu nereye gönderse hiçbir hayır getiremez. Şimdi bu adam, dosdoğru bir yol üzerinde bulunup adaletle emreden kişi ile aynı olur mu?
Seite 333 im Quell-PDF
NAHL 16:77
Göklerin ve yerin gaybı Allah’ındır. O saatte / dünyanın sonuna ilişkin emirse bir göz açıp yummak gibi, hatta ondan da yakındır. Allah herşeye kadirdir.
Seite 333 im Quell-PDF
NAHL 16:78
Allah sizi annelerinizin karınlarından çıkardı, hiçbir şey bilmiyordunuz; şükredebilesiniz diye size işitme gücü, gözler ve gönüller verdi.
Seite 333 im Quell-PDF
NAHL 16:79
Gök boşluğunda, bir emre boyun eğdirilmiş olan kuşlara bakmadılar mı? Onları Allah’tan başkası tutmuyor. Bunda, inanan bir topluluk için elbette ki izler-işaretler vardır.
Seite 333 im Quell-PDF
NAHL 16:80
Allah size, evlerinizden huzur ve sükun yeri yaptı. Hayvan derilerinden de size, gerek göç gününüzde gerek konduğunuz sırada rahatça taşıyacağınız evler yaptı. Ayrıca hayvanların; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından belli bir süreye kadar kullanabileceğiniz giyimlikler, döşemelikler ve kullanım eşyası verdi.
Seite 334 im Quell-PDF
NAHL 16:81
Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler oluşturdu. Dağlardan sizin için sığınak evler yaptı. Sizin için, sıcaktan koruyacak elbiselerle savaşta koruyacak elbiseler de yaptı. İşte nimetini üzerinizde böyle tamamlıyor ki, O’na teslim olup esenliğe ulaşabilesiniz.
Seite 334 im Quell-PDF
NAHL 16:82
Yine de yüz çevirirlerse artık sana düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir.
Seite 334 im Quell-PDF
NAHL 16:83
Allah’ın nimetini biliyorlar, sonra da onu inkar ediyorlar. Çoğu nankördür bunların.
Seite 334 im Quell-PDF
NAHL 16:84
Her ümmetten bir tanığı ortaya sürdüğümüz gün, küfre sapanlara ne izin verilir ne de özür dilemelerine imkan sağlanır.
Seite 334 im Quell-PDF
NAHL 16:85
Zulme sapanlar azapla yüzyüze geldiklerinde, ne azapları hafifletilir ne de yüzlerine bakılır.
Seite 334 im Quell-PDF
NAHL 16:86
Şirke sapanlar, ortak tuttuklarını gördüklerinde şöyle derler: “Rabbimiz, işte bunlar seni bırakıp da yalvarıp yakardığımız ortaklarımız.” Bunun üzerine ortakları onlara şöyle söz dokundururlar: “Siz yalancılarsınız, yalancılar!”
Seite 334 im Quell-PDF
NAHL 16:87
O gün hepsi Allah huzurunda teslim bayrağı çekmiş, iftira aracı olarak kullandıklarının tümü onları bırakıp sırra kadem basmıştır.
Seite 335 im Quell-PDF
NAHL 16:88
İnkara sapıp Allah yolundan geri çevirenler var ya, bozgunculuk edip durmalarınadan ötürü onların azaplarına azap katmışızdır.
Seite 335 im Quell-PDF
NAHL 16:89
Gün olur, her ümmet için kendi aleyhlerine kendi içlerinden bir tanık çıkarırız. Seni de şu insanlar hakkında tanık olarak getireceğiz. Sana bu Kitap’ı indirdik ki, herşey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde olsun.
Seite 335 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân’ın Kapsamlılığı ve Evrenselliği zitat
Küllî ilim sabit olup yenilenmediği için dışarıdaki bilinen şeylerin meydana gelişi ve onların kesreti kabul etmesiyle kesret bulmazlar. Böyle bir ilmin niteliğini bilen bir kimse şu ayetin anlamını da bilecektir: “Biz Kitabı sana, her şeyin Böyle bir kişi gerçekten bütün bilimlerin Kur’ân-ı Kerim’de var olduğuna tanıklık eder ve onun bu ilmi, hakiki ve yakin üzerine olan bir tanımadır. Taklit ve diğerlerinden duyma ile elde edilen bir bilim değil, basiret üzerine edinilen bir bilimdir. Çünkü her şeyin ya kendisi veya sebepleri Kur’ân’da geçmiş ya da amaç ve hedef olarak ona Kur’ân-ı Kerim’de değinilmiştir. İşte bu nedenle küllî ve aklî bilime sahip olmayan bir kimse, Kur’ân’ın sonsuz bilimleri, ahkâm ve insanı hayrete düşüren sırlarını an-
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 74 · Referenz: Nahl, 89
NAHL 16:90
Şu bir gerçek ki Allah; adaleti, iyi ve güzel davranmayı, akrabaya vermeyi emreder. Tüm pisliklerden / edepsizliklerden, kötülükten, azgınlık-doymazlık ve kıskançlıktan yazaklar. Düşünüp ibret alırsınız ümidiyle size öğüt veriyor.
Yeminleri bozmada, ipliğini kuvvetle büktükten sonra bozup parçalayan karı gibi olmayın. Bir topluluk ötekinden daha zengin ve kalabalık çıktığı için yeminlerinizi aranızda bir hile aracı yapıyorsunuz. Allah sizi bununla imtihan ediyor; ihtilafa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size açık bir biçimde elbette gösterecektir.
Seite 335 im Quell-PDF
NAHL 16:93
Allah dileseydi, elbette ki sizi birtek ümmet yapardı. Ama O, dilediğini saptırıyor, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzluyor. Yapıp ettiklerinizden mutlaka sorgu-suale çekileceksiniz.
Seite 336 im Quell-PDF
NAHL 16:94
Yeminlerinizi aranızda hile ve aldatma aracı yapmayın; aksi halde, ayak sağlam bastıktan sonra kayar ve Allah yolundan alıkoyduğunuz için acıyı tadarsınız. Üstelik büyük bir azaba da uğrarsınız.
Seite 336 im Quell-PDF
NAHL 16:95
Allah’a verdiğiniz sözü basit bir ücret karşılığı satmayın. Eğer bilirseniz, Allah katında olan, sizin için daha hayırlıdır.
Seite 336 im Quell-PDF
NAHL 16:96
Sizin yanınızdaki tükenir ama Allah’ın yanındaki sonsuza dek kalıcıdır. Sabredenlere ödüllerini biz, işleyip ürettiklerinin en güzeliyle mutlaka vereceğiz.
Seite 336 im Quell-PDF
NAHL 16:97
Erkek yahut kadın, her kim inanmış olarak barışa yönelik bir iş yaparsa / bir hayır işlerse onu tertemiz bir hayatla yaşatırız. Ve böylelerinin ücretlerini, işleyip ürettiklerinin en güzelleriyle karşılarız.
Muhammed b. Ebi Umeyr bazı arkadaşları kanalıyla İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet etmektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s): “Ebu’l-Hattab sizden, hakkı tanıdıktan sonra istediğini yap diye buyurduğunuzu naklediyor.” denildiği zaman şöyle buyurdu: Allah lanet etsin Ebu’l-Hattab’a. Allah’a andolsun ki ben ona böyle söylemedim. Ben ona dedim ki: Hakkı tanıdıktan sonra, hangi iyiliği yaparsan yap kabul edilir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ama erkek ve kadından her kim da kendilerine hesapsız rızık verilir.”(1) Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi Cehennemde Ebedi Kalmak Ebedi olarak cehennemde kalmak dinî inançlarda soru doğuran konulardan biridir. Bunun doğru bir şekilde açıklanmaması, bazıları için bir takım şüpheler doğurabilir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 380 · Referenz: Nahl, 97
NAHL 16:98
Kur’an’ı okuduğun zaman, o kovulup taşlanmış şeytandan Allah’a sığın / “Euzü billahi mine’ş- şeytani’r-recim” de.
Seite 337 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’an Okuma Adabı zitat
mekten korunmakla, kalp sayfasının günahlara bulaşmasını önlemeye çalışmakla, şeytanın ihlâs sahibi kullara nüfuz edemeyeceğini düşünerek; bütün işlerde, özellikle ibadî konularda ihlâs sahibi olmaya çalışmakla ve böylece şeytanın nüfuz alanının dışına çıkmakla gerçekleşebilir. Kur’ân-ı Kerim şöyle buyurmaktadır: Kur’ân, okumak istediğin zaman kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.(1) Semae b. Ebu Abdullah yukarıdaki ayet hakkında İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet etmektedir: Allah'a sığın.” buyuran ayetin gereğini yerine getirmiş olmam için “ne söylemem gerekir?” diye sordum.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 193 · Referenz: Nahl, 98
NAHL 16:99
Şu bir gerçek ki şeytanın elinde, iman edip yalnız Rablerine dayananlar aleyhine hiçbir sulta / hiçbir kanıt yoktur.
Seite 337 im Quell-PDF
NAHL 16:100
Onun sultası, sadece onu dost edinenlerle Allah’a ortak koşanlar üstündedir.
Seite 337 im Quell-PDF
NAHL 16:101
Biz bir ayeti, bir başka ayetin yerine koyduğumuzda –ki Allah neyi indirmekte olduğunu daha iyi bilir- şöyle derler: “Sen düpedüz bir iftiracısın.” Hayır, öyle değil. Bunların çokları bilmiyorlar.
Seite 337 im Quell-PDF
NAHL 16:102
De ki: “İman edenleri güçlendirip kökleştirmek için ve Müslümanlara bir müjde ve kılavuz olarak, Ruhulkudüs onu, senin Rabbinden indirdi.”
Seite 337 im Quell-PDF
NAHL 16:103
Andolsun ki biz, onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” demekte olduklarını biliyoruz. Nispet etmeye uğraştıkları adamın dili yabancıdır. Oysa ki bu, apaçık Arapça bir dildir.
Seite 337 im Quell-PDF
NAHL 16:104
Allah’ın ayetlerine inanmayanlara Allah kılavuzluk etmez. Onlar için acıklı bir azap öngörülmüştür.
Seite 337 im Quell-PDF
NAHL 16:105
Yalanı ancak, Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydururlar. Yalancılık edenler onların ta kendileridir.
Seite 337 im Quell-PDF
NAHL 16:106
Her kim imanından sonra Allah’a küfür eder, kalbi iman ile yatışmış halde iken baskıyla zorlanan hariç olmak üzere, inkara göğüs açarsa, böylelerinin üzerine Allah’tan bir gazap iner. Bunlar için büyük bir azap da öngörülmüştür.
Seite 338 im Quell-PDF
NAHL 16:107
Bu böyledir çünkü, onlar şu iğreti hayatı ahirete tercih etmişlerdir. Ve Allah küfre sapanlar topluluğunu doğruya kılavuzlamaz.
Seite 338 im Quell-PDF
NAHL 16:108
Bunlar, Allah’ın; kalpleri, kulakları ve gözleri üstüne mühür bastığı insanlardır. Gaflete saplananlar da bunların ta kendileridir.
Seite 338 im Quell-PDF
NAHL 16:109
Hiç kuşkusuz, ahirette hüsrana uğrayacaklar da bunlardır.
Seite 338 im Quell-PDF
NAHL 16:110
Kuşkusuz, Rabbin; işkenceye uğratıldıktan sonra hicret eden, ardından da cihat edip sabreden kişiler yanındadır. Bütün bunlardan sonra senin Rabbin elbette cömertçe affedecek, cömertçe merhamet edecektir.
Seite 338 im Quell-PDF
NAHL 16:111
Gün olur, herkes kendi nefsi için mücadele eder ve herkese yaptığının karşılığı tam tamına ödenir; onlar asla zulme uğratılmazlar.
Seite 338 im Quell-PDF
NAHL 16:112
Allah, şu ülkeyi / medeniyeti de örnek vermiştir: Güvenli, mutlu-huzurlu idi; rızkı her yandan bol bol gelirdi. Sonra onlar Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler de Allah kendilerine, sanayi olarak ürettikleri şeyler yüzünden açlık ve korku elbisesini tattırdı.
Seite 338 im Quell-PDF
NAHL 16:113
Andolsun ki onlara içlerinden bir resul geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine, onlar zulümlerine devam edip dururken azap kendilerini enseleyiverdi.
Seite 339 im Quell-PDF
NAHL 16:114
Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal ve temiz olarak yiyin. Eğer yalnız O’na kulluk / ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetlerine şükredin.
Seite 339 im Quell-PDF
NAHL 16:115
O size ancak şunları haram kılmıştır: Ölü, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen hayvan. Bununla birlikte, zorda kalan, başkasının hakkına tecavüz etmemek, sınırı da aşmamak şartıyla bunlardan yerse, Allah bağışlayacak, merhamet edecektir.
Seite 339 im Quell-PDF
NAHL 16:116
Yalan düzerek Allah’a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle “şu helaldir, şu da haramdır” demeyin. Yalan düzerek Allah’a iftira edenler kurtulamazlar.
Seite 339 im Quell-PDF
NAHL 16:117
Az bir nimetlenme ardından, acıklı bir azap var onlara.
Seite 339 im Quell-PDF
NAHL 16:118
Sana anlattıklarımızı daha önce, Yahudilere haram kılmıştık. Biz onlara haksızlık etmedik; aksine, onlar kendi benliklerine zulmediyorlardı.
Seite 339 im Quell-PDF
NAHL 16:119
Şu da var: Rabbin, bilgisizlik yüzünden kötülük işleyip de bunun ardından tövbe edenlerin lehindedir. Sonra senin Rabbin gerçekten Gafur ve Rahim’dir.
Seite 339 im Quell-PDF
NAHL 16:120
Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlıbaşına bir ümmet idi; bir hanif olarak Allah’ın önünde eğiliyordu, müşriklerden değildi.
onlar o dönemde farklı ümmetlerdi ve ümmet bir kişiye dendiği gibi birden fazlasına da denir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “İbrahim, Allah’ın bir olduğuna Din Düşmanlarının İşine Razı Olmak Muhammed b. Aktar şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık (a.s) bana: “Kufe’de mi oturuyorsun?” diye sordu. Ben: “Evet.” dedim. İmam (a.s): “İmam Hüseyin’in (a.s) katillerini aranızda görüyor musunuz?” buyurdu. Ben: “Fedanız olayım!
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 401 · Referenz: Nahl, 120
NAHL 16:121
O’nun nimetlerine şükrediyordu. Allah onu seçip yüceltti ve dosdoğru bir yola kılavuzladı.
Seite 340 im Quell-PDF
NAHL 16:122
Dünyada ona güzellik verdik, ahirette de mutlaka barışsever iyiler arasında yer alacaktır.
Seite 340 im Quell-PDF
NAHL 16:123
Daha sonra sana şunu vahyettik: Bir hanif olarak İbrahim’in milletine uy. O, müşriklerden değildi.
Seite 340 im Quell-PDF
NAHL 16:124
Cumartesi tatili, sadece onda ihtilaf edenlere farz kılındı. Rabbin, tartışmakta oldukları şey hakkında, onlar arasında kıyamet günü hüküm verecektir.
Seite 340 im Quell-PDF
NAHL 16:125
Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et ve onlarla, en güzel olan neyse o yolla mücadele et. Şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. Ve O, gerçeğe kılavuzlananları da en iyi bilendir.
Seite 340 im Quell-PDF
NAHL 16:126
Eğer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz, elbette ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.
Seite 340 im Quell-PDF
NAHL 16:127
Sabret! Senin sabrın da Allah’ın yardımıyladır. Onlar için tasalanma. Kurmakta oldukları tuzaklar yüzünden de telaşlanma.
Seite 340 im Quell-PDF
NAHL 16:128
Hiç kuşkusuz, Allah, korunanlar ve güzellik sergileyenlerle beraberdir.
Seite 340 im Quell-PDF
17. İSRA 111 Ayet
İSRA 17:1
Bütün varlıkların tespihi o kudretedir ki, kulunu, gecenin birinde Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya yürütmüştür. Bu, ayetlerimizden bir kısmını o kulumuza göstermek / onu ayetlerimizden biri olarak göstermemiz içindir. Hiç kuşkusuz, O Semi’dir, Basir’dir.
Seite 341 im Quell-PDF
İSRA 17:2
Musa’ya Kitap’ı verdik ve onu, “benden başka bir vekil tutmayın” buyruğuyla Beniisrail’e bir kılavuz kıldık.
Seite 341 im Quell-PDF
İSRA 17:3
Ey Nuh ile beraber taşıdığımız kişilerin soyu! Gerçek şu ki, Nuh çok şükreden bir kuldu.
Seite 341 im Quell-PDF
İSRA 17:4
Biz, Beniisrail’e Kitap’ta şu yolda bir yargıda bulunduk: Siz yeryüzünde muhakkak iki kez bozgun vücuda getireceksiniz ve muhakkak büyük bir kibirle böbürleneceksiniz.
Seite 341 im Quell-PDF
İSRA 17:5
Nihayet o ikiden birincinin vadesi geldiğinde, üzerinize, aşılmaz bir güce sahip kullarımızı gönderdik de onlar, barınakların aralarına girip araştırdılar. Ve bu, yerine getirilmiş bir vaat idi.
Seite 341 im Quell-PDF
İSRA 17:6
Sonra onlar üzerinde size tekrar egemenlik verdik, mallar ve oğullarla sizi güçlendirdik ve sizi toplum olarak çoğalttık.
Seite 341 im Quell-PDF
İSRA 17:7
Eğer güzel davranırsanız, kendi benlikleriniz için güzellik sergilemiş olursunuz. Ve eğer kötülük yaparsanız o da benlikleriniz aleyhine olur. Bu sırada, yüzlerinizi çirkinleştirsinler, ilk kez girdikleri gibi mabede girsinler ve kontrol altına aldıklarını yerle bir etsinler diye ikinci vaat geldi.
Seite 342 im Quell-PDF
İSRA 17:8
Rabbiniz size belki rahmet eder. Ve eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de döneriz. Ve biz cehennemi, küfre batanlar için, çepeçevre kuşatan bir zından ypmışızdır.
Seite 342 im Quell-PDF
İSRA 17:9
Şüpheniz olmasın ki bu Kur’an en kalıcı, en doğru olana kılavuzlar ve müminlere şu yolda müjde verir: Barışa yönelik iyi işler yapanlar için büyük ödül vardır.
yönlendirir. Allah Teala'nın, "Kuşkusuz bu Kur'ân, en doğru olan yola iletir."(1) şeklindeki buyruğunun anlamı budur.(2) 2- Biri Olmaksızın Diğerine Sarılmanın İmkânsız Oluşu Kur'ân ve Ehl-i Beyt'in birbirinden ayrılmazlığının apaçık sonuçlarından biri de, bunlardan birini diğeri olmaksızın tutmanın yararsız oluşudur. İşte bu nedenle, "Kur'ân bize yeter.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 251 · Referenz: İsrâ, 9
İSRA 17:10
Ahirete inanmayanlar var ya, onlar için biz korkunç bir azap hazırlamışızdır.
Seite 342 im Quell-PDF
İSRA 17:11
İnsan, hayra davet eder gibi şerri çağırıyor / hayra duasıyla şerri davet ediyor. İnsan çok acelecidir.
Seite 342 im Quell-PDF
İSRA 17:12
Biz geceyi ve gündüzü iki ayet yaptık; sonra gecenin ayetini silip gündüzün ayetini gösterici yaptık ki, Rabbinizden bir lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Biz her şeyi iyice ayrıntılı bir biçimde açıkladık.
Seite 342 im Quell-PDF
İSRA 17:13
Her insanın uğursuzluk kuşunu onun boynuna takmışızdır. Kıyamet günü kendisine, önünde açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkaracağız:
Seite 343 im Quell-PDF
İSRA 17:14
“Oku kitabını! Bugün sana hesap sorucu olarak öz benliğin yeter.”
Seite 343 im Quell-PDF
İSRA 17:15
Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur. Sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Hiçbir günahkar, bir başka günahkarın yükünü taşımaz. Ve biz, bir resul göndermedikçe azap edici değiliz.
Seite 343 im Quell-PDF
İSRA 17:16
Biz bir ülkeyi / medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz de onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke aleyhine hüküm hak olur; biz de oranın altını üstüne getiririz.
Seite 343 im Quell-PDF
İSRA 17:17
Nuh’tan sonra da nice kuşakları helak ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter.
Seite 343 im Quell-PDF
İSRA 17:18
Peşin isteyene dünyada peşin veririz: Dilediğimize dilediğimiz kadar. Sonra da ona cehennemi sunarız; yaslanır ona, kınanmış ve kovulmuş olarak.
Seite 343 im Quell-PDF
İSRA 17:19
Kim de ahireti ister ve inanmış olarak ona yaraşır bir gayretle çalışırsa, böylelerinin gayretleri teşekkürle karşılanır.
Seite 343 im Quell-PDF
İSRA 17:20
Rabbinin lütfundan nimetlerle hepsine uzanırız: Onlara da bunlara da. Rabbinin lütfu kimse tarafından engellenemez / kısıtlanamaz.
Seite 343 im Quell-PDF
İSRA 17:21
Bak nasıl, kimini kimine üstün kıldık. Ama ahiret, dereceler bakımından elbette daha büyük, lütuflandırma bakımından daha yücedir.
Seite 344 im Quell-PDF
İSRA 17:22
Allah’ın yanına başka bir ilah koyma ki, yapayalnız ve horlanmış olarak oturup kalmayasın.
Seite 344 im Quell-PDF
İSRA 17:23
Rabbin şöyle hükmetti: O’ndan başkasına kulluk / ibadet etmeyin, anaya- babaya çok iyi davranın: Onlardan birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına gelirse sakın onlara “öf” bile deme; onları azarlama, onlara tatlı-iltifatlı söz söyle.
Seite 344 im Quell-PDF
İSRA 17:24
İndir onlar için rahmetten tevazu kanadını ve de ki: “Rabbim, merhametli davran onlara, tıpkı küçüklüğümde beni koruyup büyüttükleri gibi.”
Seite 344 im Quell-PDF
İSRA 17:25
Benliklerinizin içindekini Rabbiniz daha iyi bilir. Eğer siz barışsever / iyi kişiler olursanız O, tövbeye sarılanları affeder.
Seite 344 im Quell-PDF
İSRA 17:26
Akrabaya hakkını ver. Çaresize, yolda kalana da. Fakat saçıp savurma.
lak etti, erkeklerinizi öldürerek şehirlere huzur ve emniyet verdi ve Emîrü’l-Müminin'i size musallat kıldı." Ali b. Hüseyin (a.s): Ey adam, Kur’ân okumuş musun? Yaşlı: Evet. Ali b. Hüseyin: "De ki; ben buna karşılık yakınlar(ım) hakkında sevgi dışında bir şey istemiyorum."(1) ayetini okumuş musun? Yaşlı: Evet, okumuşum. Ali b. Hüseyin: Peygamberin yakınları bizleriz. "Yakınların hakkını ver."(2) ayetini okumuş musun? Yaşlı: Evet, okumuşum. Ali b. Hüseyin: Resulullah’ın (s.a.a) akraba ve yakınları bizleriz. Beşte biri Resul ve yakınları içindir."(3) ayetini okumuş musun? Yaşlı: Evet, bunu da okumuşum. Ali b. Hüseyin: Peygamber’in yakınları da akrabaları da bizleriz.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 287 · Referenz: İsrâ, 26
İSRA 17:27
Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleri olurlar. Ve şeytan kendi Rabbine nankörlük etmiştir.
Seite 344 im Quell-PDF
İSRA 17:28
Eğer onlardan, Rabbinden ümit ettiğin bir rahmeti bekleme yüzünden yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak / tatlı bir söz söyle.
Seite 344 im Quell-PDF
İSRA 17:29
Elini bağlayıp boynuna asma. Ama onu büsbütün de açma. Sonra kınanır, hasret içinde bir köşede büzülür kalırsın.
Seite 345 im Quell-PDF
İSRA 17:30
Hiç kuşkusuz, Rabbin, dilediğine rızkı açar da kısar da. O, kullarını görüyor, onlardan haber alıyor.
Seite 345 im Quell-PDF
İSRA 17:31
Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz. Kuşkusuz, onları öldürmek büyük bir günahtır.
Seite 345 im Quell-PDF
İSRA 17:32
Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o iğrenç bir iştir; yol olarak da çok kötüdür.
Seite 345 im Quell-PDF
İSRA 17:33
Allah’ın saygıya layık kıldığı cana haklı bir sebep yokken kıymayın. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisine yetki / söz hakkı vermişizdir. Ama o da öldürmede sınır tanımazlık etmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.
Seite 345 im Quell-PDF
İSRA 17:34
Yetimin malına yaklaşmayın. Ancak rüştüne erişinceye kadar, güzel bir yolla ilgilenebilirsiniz. Ahdinize vefalı olun, çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir.
Seite 345 im Quell-PDF
İSRA 17:35
Ölçtüğünüz zaman tam ve dürüst ölçün. Hilesiz teraziyle tartın. Bu, hem hayırlı hem de sonuç bakımından güzeldir.
Seite 345 im Quell-PDF
İSRA 17:36
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.
Ve sen istediğin her şeyi de söyleyemezsin; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Bilmediğin bir şeyin ardına düşme.”(2) Allah Resulü (s.a.a) de şöyle buyurmuştur: “Güzel söz söyleyip kazanan veya susup selamet kalan kimseye Allah merhamet etsin.” Ve sen istediğin her şeyi dinleyemezsin; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kulak, göz ve gönül, bunların hepsi o(yaptığı)ndan sorumludur.”(3) / (4) Zararlı Arkadaşlık İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır: Babam bana şöyle buyurdu: “Ey oğlum!
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 420 · Referenz: İsrâ, 36
İSRA 17:37
Yeryüzünde kasıkıp kabararak yürüme! Çünkü sen yeri asla yırtamazsın, uzunlukça da dağlara ulaşamazsın.
Seite 346 im Quell-PDF
İSRA 17:38
Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbin katında çirkin görülmüştür.
Seite 346 im Quell-PDF
İSRA 17:39
Bunlar, Rabbinin sana, hikmetten vahyetmiş olduklarıdır. Allah’ın yanına başka tanrı koyma ki, kınanmış ve kovulmuş bir halde cehenneme atılmayasın.
Seite 346 im Quell-PDF
İSRA 17:40
Rabbiniz, oğulları seçip size özgüledi de kendisi meleklerden kızlar mı edindi? Gerçekten siz çok dehşet verici bir söz söylüyorsunuz!
Seite 346 im Quell-PDF
İSRA 17:41
Biz, gerçeği, Kur’an’da türlü biçimlerde ifade ettik ki, düşünüp anlayabilsinler. Fakat bu onların sadece kaçışlarını artırıyor.
Seite 346 im Quell-PDF
İSRA 17:42
De ki: “Eğer onların dediği gibi Allah’la beraber ilahlar olsaydı, o zaman onlar arşın sahibine varmak için elbette bir yol ararlardı.”
Seite 346 im Quell-PDF
İSRA 17:43
O hep tespih edilen, onların söylediklerinden çok uzak ve çok yüksek; hem de ölçüye sığmayacak kadar yüksek…
Seite 346 im Quell-PDF
İSRA 17:44
Yedi gök, yerküre ve bunların içindekiler O’nu tespih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, O’nu överek tespih etmesin; fakat siz onların tespihlerini fark edemezsiniz. O Halim’dir, Gafur’dur.
Seite 346 im Quell-PDF
İSRA 17:45
Kur’an okuduğunda, seninle, ahirete inanmayanlar arasına gizli bir perde çekeriz.
Seite 347 im Quell-PDF
İSRA 17:46
Kalpleri üzerine, onu anlamamaları için kabuklar geçiririz, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Rabbini yalnız Kur’an’da andığın zaman, nefretle geriye dönüp kaçarlar.
Seite 347 im Quell-PDF
İSRA 17:47
Onların seni dinlerken, neye kulak verdiklerini biz daha iyi biliriz. Aralarında fısıldaşırken de şöyle konuşurlar o zalimler: “Büyülenmiş bir adamdan başkasının ardısıra gitmiyorsunuz!”
Seite 347 im Quell-PDF
İSRA 17:48
Bak nasıl örnekler verdiler sana, nasıl sapıttılar. Artık hiçbir yola varamazlar.
Seite 347 im Quell-PDF
İSRA 17:49
Dediler ki: “Biz bir yığın kemik olduğumuz, un-ufak hale geldiğimiz zaman mı, gerçekten biz o zaman mı yeni bir yaradılışla diriltileceğiz.”
Seite 347 im Quell-PDF
İSRA 17:50
De ki: “İster taş olun ister demir!”
Seite 347 im Quell-PDF
İSRA 17:51
“İsterseniz gönlünüzde büyüyen herhangi bir yaratık olun.” Diyecekler ki: “Peki bizi yeniden kim yaratacak?” De ki: “Sizi ilk kez yaratan kimse, o.” Bunun üzerine başlarını sana doğru alaylı bir biçimde sallayarak şöyle konuşacaklar: “Ne zaman o?” De ki: “Çok yakın olabilir!”
Seite 347 im Quell-PDF
İSRA 17:52
Sizi çağıracağı gün onu hamd ederek çağrısına derhal uyacaksınız. Ve sadece az bir süre kaldığınızı düşüneceksiniz.
Seite 347 im Quell-PDF
İSRA 17:53
Kullarıma de ki: En güzel olan neyse onu söylesinler. Çünkü şeytan, aralarına yamukluk sokar. Şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.
Seite 347 im Quell-PDF
İSRA 17:54
Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size rahmet eder, dilerse size azap eder. Biz seni onlar üzerine vekil göndermedik.
Seite 348 im Quell-PDF
İSRA 17:55
Rabbin, göklerdeki ve yerdeki kimseleri de daha iyi bilir. Yemin olsun biz, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kılmışızdır. Davud’a da Zebur’u verdik.
Seite 348 im Quell-PDF
İSRA 17:56
De ki: “O’nun dışında bel bağladıklarınızı çağırın; onlar, başınızdaki zorluk ve sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.”
Seite 348 im Quell-PDF
İSRA 17:57
O yakarıp durduklarının kendileri, en çok yakınlık kazanmışları da dahil, Rablerine varmayı vesile ararlar; O’nun rahmetini umarlar, O’nun azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkulasıdır.
Seite 348 im Quell-PDF
İSRA 17:58
Hiçbir kent / medeniyet dışta kalmamak üzere, kıyamet gününden önce hepsini ya helak edeceğiz yahut da şiddetli bir azapla azaplandıracağız. İşte bu, Kitap’ta satır satır yazılmış bulunuyor.
Seite 348 im Quell-PDF
İSRA 17:59
Bizi, mucizeler göstermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka birşey değildir. Semud kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onunla kendilerine zulmettiler. Biz, mucizeleri yalnız korkutup sindirmek için göndeririz.
Seite 348 im Quell-PDF
İSRA 17:60
Hani sana: “Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır.” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da Kur’an’da lanetlenmiş bulunan o ağacı da insanları sınamak dışında bir sebeple göndermedik. Biz onları korkutuyoruz ama bu onların kudurganlığını artırmaktan başka bir katkı sağlamıyor.
Seite 349 im Quell-PDF
İSRA 17:61
Hani meleklere: “Adem’e secde edin.” demiştik; onlar da secde etmişlerdi. Ama İblis secde etmemiş, şöyle demişti: “Çamur olarak yarattığın kişiye secde mi ederim?”
Seite 349 im Quell-PDF
İSRA 17:62
Yine dedi: “Şu benden üstün kıldığına bir baksana! Yemin olsun, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, hükmüm altına alacağım.”
Seite 349 im Quell-PDF
İSRA 17:63
Allah buyurdu: “Defol git! Onlardan kim sana uyarsa, cezanız cehennem olacaktır. Ne de mükemmel ceza.”
Seite 349 im Quell-PDF
İSRA 17:64
“Onlardan güç yetirdiğini sesinle yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla yaygara çıkarıp üzerlerine çullan. Mallarda, evlatlarda onlara ortak ol, onlara habire vaatte bulun.” Şeytan onlara bir aldanıştan başka ne vaat eder ki?!
Seite 349 im Quell-PDF
İSRA 17:65
“Kuşkusuz, benim kullarım üzerinde senin hiçbir sultan olmayacaktır.” Vekil olarak Rabbin yeter.
Seite 349 im Quell-PDF
İSRA 17:66
Rabbiniz odur ki, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için denizde gemiler yürütüyor. O, size karşı gerçekten çok merhametlidir.
Seite 350 im Quell-PDF
İSRA 17:67
Denizde size bir zorluk dokunduğunda, O’nun dışındaki tüm yalvardıklarınız ortadan kaybolur. Fakat O, sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. İnsan çok nankördür.
Seite 350 im Quell-PDF
İSRA 17:68
Peki, kara tarafında sizi yere geçirivermesinden yahut üstünüze çakıl savuran bir kasırga göndermesinden emin misiniz? Sonra kendinize hiçbir vekil bulamazsınız.
Seite 350 im Quell-PDF
İSRA 17:69
Yoksa sizi bir kez daha oraya gönderip üstünüze kırıp geçiren bir fırtına salarak, inkar ettiğinizden dolayı sizi boğmayacağından emin misiniz? Sizin adınıza, bizden bunun öcünü alacak birini de bulamazsınız.
Seite 350 im Quell-PDF
İSRA 17:70
Andolsun biz, Ademoğullarını onur ve üstünlükle donattık, onları karada ve denizde binitlere yükledik. Onları, güzel ve temiz rızıklarla besledik. Ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.
Seite 350 im Quell-PDF
İSRA 17:71
Gün olur, insan gruplarından herbirini kendi önderiyle çağırırız. O gün kitabı kendisine sağdan verilenler, kitaplarını okuyacaklar ve bir kıl kadar haksızlığa uğratılmayacaklar.
Seite 350 im Quell-PDF
İSRA 17:72
Bu dünyada kör olan, ahirette de kördür. Yolca da daha sapıktır o.
Seite 351 im Quell-PDF
İSRA 17:73
Az kalsın seni, sana vahyettiğimizden uzaklaştırarak ondan gayrısını bize isnat edesin diye fitneye düşüreceklerdi. İşte o taktirde seni dost edinirlerdi.
Seite 351 im Quell-PDF
İSRA 17:74
Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, andolsun onlara birazcık meylediverecektin.
Seite 351 im Quell-PDF
İSRA 17:75
İşte o zaman sana, hayatın da ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Ve bize karşı hiçbir yardımcı da bulamazdın.
Seite 351 im Quell-PDF
İSRA 17:76
Az kalsın bu topraktan çıkarmak için seni sıkıştıracaklardı. Böyle bir durumda onlar orada senin arkandan çok az bir süre kalacaklardı.
Seite 351 im Quell-PDF
İSRA 17:77
Senden önce gönderdiğimiz resullerimize uygulanan yasa da buydu. Sen bizim yol ve yasamızda değişme bulamazsın.
Seite 351 im Quell-PDF
İSRA 17:78
Güneşin kaymasından / aşağı sarkmasından, gecenin kararmasına kadar namazı kıl. Sabah Kur’an’ını da gözet. Çünkü sabah okunan Kur’an tanıklarca izlenmektedir.
Seite 351 im Quell-PDF
İSRA 17:79
Sana özgü bir ibadet olarak, gecenin bir kısmında o Kur’an’la meşgul olmak üzere uyanık ol / uykudan uyan. Böylece Rabbinin seni övülmüş bir makama / Makam-ı Mahmud’a ulaştırması umulur.
Seite 351 im Quell-PDF
İSRA 17:80
Şöyle yakar: “Rabbim! Beni, gireceğim yere doğruluk-dürüstlükle sok, çıkacağım yerden doğruluk-dürüstlükle çıkar. Katından bana yardımcı bir güç / kanıt ver.”
Seite 351 im Quell-PDF
İSRA 17:81
Ve de ki: “Hak geldi batıl yıkılıp gitti. Batıl, yok olmaya zaten mahkumdu.”
Seite 352 im Quell-PDF
İSRA 17:82
Biz Kur’an’dan, inananlar için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Ama bu, zalimlerin yıkımını artırmaktan başka katkı sağlamıyor.
Seite 352 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’an Okuma Adabı zitat
Biz Kur’ân'dan müminlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz. Ama bu, zalimlerin ziyanını artırmaktan başka bir katkıda bulunmaz.(1) Kur’ân-ı Kerim insanın kemale ermesi için gerekli olan çeşitli bilimleri içermektedir. Bu bilimlere ulaşmanın yollarından biri, Kur’ân-ı Kerim ayetleri üzerinde düşünmektir. Bu düşünme insanı eğitim, ahlak, aile hayatı, toplumsal konular vb.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 214 · Referenz: İsrâ, 82
İSRA 17:83
İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da hemen ümitsiz oluverir.
Seite 352 im Quell-PDF
İSRA 17:84
De ki: “Herkes, kendi varlık yapısına uygun iş görür. Yolca daha doğru gidenin kim olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir.”
Seite 352 im Quell-PDF
İSRA 17:85
Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir. Ve size, ilimden sadece az birşey verilmiştir.”
Seite 352 im Quell-PDF
İSRA 17:86
Andolsun, biz dilesek sana vahyetmiş olduğumuzu tamamen gideriveririz, sonra onu elde etmek için bizim katımızda kendine bir vekil de bulamazsın.
Seite 352 im Quell-PDF
İSRA 17:87
Ancak Rabbinden bir rahmet müstesna… Kuşkusuz, O’nun sana lütfu pek büyüktür.
Seite 352 im Quell-PDF
İSRA 17:88
De ki: “Andolsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansanlar, birbirlerine de destek olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler.”
Seite 352 im Quell-PDF
İSRA 17:89
Andolsun, biz bu Kur’an’da, insanlar için her örnekten nicelerini sıraladık. Ama insanların çoğu inkardan başka birşeyde diretmediler.
Seite 353 im Quell-PDF
İSRA 17:90
Dediler ki: “Bizim için yerden bir pınar fışkırtmadığın sürece sana asla inanmayacağız.”
Seite 353 im Quell-PDF
İSRA 17:91
“Yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı. Onların aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın.”
Seite 353 im Quell-PDF
İSRA 17:92
“Yahut iddia ettiğin gibi, göğü parçalar halinde üzerimize düşürmelisin, yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza dikmelisin.”
Seite 353 im Quell-PDF
İSRA 17:93
“Yahut altından bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin. Ancak senin göğe çıktığına, okuyacağımız bir kitabı bize indireceğin zamana kadar, asla inanmayız.” De ki: “Rabbimin şanı yücedir. Ben, insan bir resulden başka neyim ki?”
Seite 353 im Quell-PDF
İSRA 17:94
Kendilerine hak kılavuzcusu geldiğinde, insanların iman etmelerine, şöyle demelerinden başka birşey engel olmadı: “Allah, bir insanı mı resul gönderdi?”
Seite 353 im Quell-PDF
İSRA 17:95
De ki: “Eğer yeryüzünde doygunluğa ulaşmış melekler dolaşır olsaydı, elbette gökten onlara bir melek-resul gönderirdik.”
Seite 353 im Quell-PDF
İSRA 17:96
De ki: “Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. O, kullarından haberdardır, onları görmektedir.”
Seite 353 im Quell-PDF
İSRA 17:97
Allah kime hidayet verirse doğru yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, böyleleri için O’nun dışında dostlar bulamazsın. Kıyamet günü böylelerini kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzleri üstüne sürerek haşrederiz. Varacakları yer cehennemdir ki, alevi dindikçe kızgın ateşini körükleyiveririz.
Seite 354 im Quell-PDF
İSRA 17:98
Cezaları işte budur. Çünkü ayetlerimizi inkar ettiler ve şöyle dediler: “Biz, bir kemik yığını olduktan, un-ufak hale geldikten sonra mı, sahi bundan sonra mı, yeni bir yaradılışla diriltileceğiz?”
Seite 354 im Quell-PDF
İSRA 17:99
Görmediler mi ki, o gökleri ve yeri yaratan Allah, kendilerinin benzerlerini yaratmaya da Kaadir’dir. Onlar için bir süre belirlenmiştir, bunda kuşku yok. Ama zalimler, inkardan başka birşeyde direnmiyorlar.
Seite 354 im Quell-PDF
İSRA 17:100
De ki: “Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da harcanır-biter korkusuyla cimri davranırdınız.” İnsan çok cimridir.
Seite 354 im Quell-PDF
İSRA 17:101
Andolsun biz, Musa’ya açık-seçik dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor: Hani Musa onlara geldiğinde Firavun ona şöyle demişti: “Ben senin kesinlikle büyülendiğini düşünüyorum, ey Musa.”
Seite 354 im Quell-PDF
İSRA 17:102
Musa dedi: “Yemin olsun, sen bilmektesin ki, bunları, o göklerin ve yerin Rabbi birer basiret / basiretle görülebilecek birer ibret olmak üzere indirdi. Vallahi ben de seni mahvolmuş görüyorum, ey Firavun!”
Seite 355 im Quell-PDF
İSRA 17:103
Firavun onları o topraktan sürüp çıkarmak istedi de biz onu ve yanındakilerin tümünü boğduk.
Seite 355 im Quell-PDF
İSRA 17:104
Bunun ardından, İsrailoğullarına şöyle dedik: “Şu toprakta oturun. Ahiret vaadi / ikinci vaat gelince, sizi toplayıp biraraya getireceğiz.”
Seite 355 im Quell-PDF
İSRA 17:105
Biz onu hak ile indirdik ve o hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Seite 355 im Quell-PDF
İSRA 17:106
Onu bir Kur’an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye kısımlara ayırıp ağır ağır indirdik.
Seite 355 im Quell-PDF
İSRA 17:107
De ki: “İster inanın ona, ister inanmayın. O, kendilerine daha önce ilim verilmiş olanlara okunduğunda, onlar, çeneleri üstü secdelere kapanıyorlar.”
Seite 355 im Quell-PDF
İSRA 17:108
Ve diyorlar: “Rabbimizin şanı yücedir, Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşecektir.”
Seite 355 im Quell-PDF
İSRA 17:109
Ağlayarak çeneleri üstü kapanıyorlar; o onların huşuunu artırıyor.
Seite 355 im Quell-PDF
İSRA 17:110
De ki: “İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler O’nundur. Namazında sesini yükseltme, kısma da. İkisinin ortası bir yol tut.”
Seite 355 im Quell-PDF
İSRA 17:111
Şöyle de: “Hamd, o Allah’a özgüdür ki, çocuk edinmemiştir; mülk ve yönetiminde ortağı yoktur; acizlik yüzünden dost edinmemiştir.” Ve tekbir edip yücelt O’nu.
Seite 356 im Quell-PDF
18. KEHF 110 Ayet
KEHF 18:1
Hamd o Allah’a ki, kuluna Kitap’ı, kendisinde hiçbir eğiklik ve çelişme yapmaksızın indirdi.
Seite 356 im Quell-PDF
KEHF 18:2
Katından dosdoğru gelen açık bir söz olarak indirdi onu. Ki, zorlu bir iş ve oluş konusunda uyarsın ve barışa yönelik ameller / hayırlar sergileyen müminlere, kendileri için güzel bir ödül öngörüldüğünü muştulasın…
Seite 356 im Quell-PDF
KEHF 18:3
Onlar, o hal üzere sonsuza dek kalıcıdırlar.
Seite 356 im Quell-PDF
KEHF 18:4
Ve “Allah bir çocuk edindi” diyenleri uyarsın diye indirdi onu.
Seite 356 im Quell-PDF
KEHF 18:5
Ona ilişkin ne kendilerinin bir ilmi vardır ne de atalarının. Söz olarak ne büyüktür ağızlarından çıkıveren! Onlar bir yalandan başka şey söylemiyorlar.
Seite 356 im Quell-PDF
KEHF 18:6
Şimdi sen, bu söze inanmazlarsa, belki de arkalarından kendini eritircesine üzüleceksin.
Seite 356 im Quell-PDF
KEHF 18:7
Biz, yeryüzündeki şeyleri ona bir süs yaptık ki insanları, içlerinden hangisi amel yönünden daha güzeldir diye imtihan edelim.
Seite 356 im Quell-PDF
KEHF 18:8
Ve şu da bir gerçek ki biz, yeryüzündeki herşeyi bir kuru toprak haline elbette getireceğiz.
Seite 357 im Quell-PDF
KEHF 18:9
Yoksa sen o Ashab-ı Kehf’i, mağara ve kitabe yaranını, bizim ayetlerimizden, hayrete düşüren bir tanesi mi sandın?
Seite 357 im Quell-PDF
KEHF 18:10
Hani, o yiğit gençler o mağaraya sığındılar da şöyle dediler: “Ey Rabbimiz, katından bir rahmet ver bize ve bizim için bir çıkış yolu lütfet işimize.”
Seite 357 im Quell-PDF
KEHF 18:11
Bunun üzerine bir çok yıl boyunca mağarada onların kulakları üzerine ağırlık vurduk.
Seite 357 im Quell-PDF
KEHF 18:12
Sonra onları dirilttik ki, iki zümreden hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap edebileceğini bilelim.
Seite 357 im Quell-PDF
KEHF 18:13
Biz onların haberlerini sana doğru bir şekilde anlatacağız. Şu bir gerçek ki onlar, Rablerine iman etmiş bir yiğitler grubuydu. Ve biz de onların hidayetini artırdık.
Seite 357 im Quell-PDF
KEHF 18:14
Kalpleriyle aramızda bir bağ kurduk / kalplerini dayanıklı kıldık. Kalkıp şöyle dediler: “Rabbimiz, göklerin ve yerin rabbidir. O’ndan başka hiçbir ilaha yakarmayız. Aksini yaparsak saçma söz söylemiş oluruz.”
Seite 357 im Quell-PDF
KEHF 18:15
“Şunlar, şu kavmimiz O’ndan başka ilahlar edindiler. Onlar hakkında açık bir kanıt getirselerdi ya! Yalan düzerek Allah’a iftira edenden daha zalim kim olabilir?!”
Seite 357 im Quell-PDF
KEHF 18:16
“Madem ki onlardan ve Allah dışındaki taptıklarından yüz çevirip kenara çekildiniz, hadi mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetinden bir nasip yaysın ve işinizde size kolaylık ve başarı sağlasın.”
Seite 358 im Quell-PDF
KEHF 18:17
Güneşi görüyorsun: Doğduğu vakit mağaralarından sağ tarafa kayar, battığı vakit ise onları sol tarafa doğru makaslayıp geçer. Böylece onlar mağaranın geniş boşluğu içindedirler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah’ın kılavuzluk ettiği, doğruyu bulmuştur. Şaşırttığına gelince, sen ona yol gösteren bir veli asla bulamazsın.
Seite 358 im Quell-PDF
KEHF 18:18
Sen onları uyanıktırlar sanırsın; oysa ki onlar uykudadırlar. Onları sağ tarafa da sol tarafa da çeviririz. Köpekleri de iki kolunu girişe uzatıp yaymıştır. Onların durumunu görseydin kesinlikle onlardan yüz çevirip kaçardın. Ve onlardan içine mutlaka korku doldurulurdu.
Seite 358 im Quell-PDF
KEHF 18:19
İşte böyle! Onları dirilttik ki, birbirlerine sorup dursunlar. İçlerinden biri şöyle konuştu: “Ne kadar durdunuz?” Dediler: “Bir gün yahut günün bir parçası kadar.” Dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Siz şimdi birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; kentin hangi yiyeceği daha temizse ondan size bir rızık getirsin. Ama nazik ve kurnaz davransın ki, sizi kimseye farkettirmesin.”
Seite 358 im Quell-PDF
KEHF 18:20
“Çünkü onlar sizi ellerine geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler yahut da sizi kendi dinlerine döndürürler. O taktirde bir daha asla kurtulamazsınız.”
Seite 359 im Quell-PDF
KEHF 18:21
Böylece insanları onlar hakkında bilgilendirdik ki, Allah’ın vaadinin hak, kıyamet saatinin de kuşkusuz olduğunu bilsinler. Çünkü onlar, aralarında mağara yaranının durumunu tartışıyorlardı. “Onların üstüne bir bina kurun.” dediler. Rableri onları daha iyi bilir. Onlar hakkında görüşleri galip gelenlerse şöyle dediler: “Üzerlerine mutlaka bir mescit edineceğiz.”
Seite 359 im Quell-PDF
KEHF 18:22
“Üç kişiydiler, dördüncüleri köpekleriydi.” diyecekler. Şunu da diyecekler: “Beş kişiydiler, altıncıları köpekleriydi.” Gaybı taşlamaktır / bilinmeyen şey hakkında atıp tutmaktır bu. Şöyle de derler: “Yedi kişiydiler, sekizincileri de köpekleridir.” De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır.” O halde, onlar hakkında yüzeysel bir tartışma dışında hiçbir çekişmeye girme. Onlar hakkında, konuşup duranlardan hiç kimseye birşey sorma.
Seite 359 im Quell-PDF
KEHF 18:23
Hiçbir şey için, “ben bunu yarın kesinlikle yapacağım” deme.
Seite 359 im Quell-PDF
KEHF 18:24
“Allah dilerse” şeklinde söyleyebilirsin. Unuttuğunda, Rabbini an. Ve de: “Umarım ki Rabbim beni, bundan daha yakın bir zamanda başarıya / aydınlığa ulaştırır.”
Seite 359 im Quell-PDF
KEHF 18:25
Onlar, mağaralarında üçyüz yıl kaldılar; dokuz da ilave ettiler.
Seite 360 im Quell-PDF
KEHF 18:26
De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. O’nun elindedir göklerin ve yerin gaybı. Ne güzel görendir O, ne güzel işitendir. Onların, O’ndan başka bir dostları da yoktur. Ve O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.”
Seite 360 im Quell-PDF
KEHF 18:27
Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur. O’nun dışında bir sığınak / bir dayanak asla bulamazsın.
Seite 360 im Quell-PDF
KEHF 18:28
Benliğini, sabah-akşam yüzünü isteyerek rablerine yalvaranlarla beraber tut. İğreti dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırıp uzaklaştırma. Ve sakın, kalbini bizim Zikrimiz’den / bizi anmaktan gafil koyduğumuz, boş arzularına uymuş kişiye boyun eğme. Böylesinin işi hep aşırılıktır.
Seite 360 im Quell-PDF
KEHF 18:29
Ve de ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkar etsin.” Biz, zalimler için öyle bir ateş hazırladık ki, çadırı / duvarı / dumanı onları çepeçevre kuşatmıştır. Eğer yardım dileseler, erimiş maden gibi yüzleri pişiren bir su ile yardımlarına koşulur. O ne kötü içecek, o ne kötü sığınak / dayanak!
Seite 360 im Quell-PDF
KEHF 18:30
İman edip barışa yönelik ameller / hayırlar sergileyenlere gelince, kuşkusuz ki biz, güzel iş yapanların ödülünü yitirmeyeceğiz.
Seite 361 im Quell-PDF
KEHF 18:31
Bunlar için, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyip koltuklar üzerine kurulacaklar. O ne güzel karşılık, o ne güzel dayanak!
Seite 361 im Quell-PDF
KEHF 18:32
Onlara örnek olarak şu iki adamı ver: Bunlardan birine, üzümlerden oluşan iki bağlık vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, aralarına da ekinler serpiştirmiştik.
Seite 361 im Quell-PDF
KEHF 18:33
İki bağ da yemişlerini vermiş, o adamdan hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. İkisinin ortasından bir de nehir fışkırtmışız.
Seite 361 im Quell-PDF
KEHF 18:34
Adamın başka bir geliri de vardı. Bu yüzden, arkadaşıyla konuştuğu bir sırada ona şöyle demişti: “Ben, malca senden zengin, insan unsuru bakımından da güçlü ve onurluyum.”
Seite 361 im Quell-PDF
KEHF 18:35
Ve böylece, öz benliğine zulüm ede ede bağlığına girdi. Şöyle konuştu: “Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum.”
Seite 361 im Quell-PDF
KEHF 18:36
“Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Ama eğer Rabbime döndürülüp götürülürsem, bundan daha iyisini bulacağımdan eminim.”
Seite 361 im Quell-PDF
KEHF 18:37
Kendisiyle konuşan arkadaşı ona dedi ki: “Sen, seni topraktan, sonra meniden yaratıp sonra da bir adam olarak biçimlendiren kudrete nankörlük mü ettin?”
Seite 362 im Quell-PDF
KEHF 18:38
“Lakin, o Allah benim Rabbimdir. Ve ben, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.”
Seite 362 im Quell-PDF
KEHF 18:39
“Bağına girdiğinde, ‘maşallah, kuvvet yalnız Allah’tandır’ desen olmaz mıydı? Gerçi sen beni, malca ve evlatça senden basit görüyorsun ama,
Teâlâ’nın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Mâşâallah (Allah dilemiş de olmuş), kuvvet yalnız Allah iledir!” Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyurmaktadır: “Gerçi sen beni malca ve evlatça senden sini verebilir.”(1) Allah’tan ümit kesilmez.(2) Ebreş el-Kelbî, İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) huzurunda çocuğunun olmayışından yakınarak: “Bana bir şey öğret.” diye arz etti. Bunun üzerine İmam (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 411 · Referenz: Kehf, 39-40
KEHF 18:40
Olabilir ki, Rabbim bana senin bağından daha değerlisini verir; seninkinin üzerine de gökten bir afet gönderir de bağlığın yalçın bir toprak kesilir.”
Teâlâ’nın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Mâşâallah (Allah dilemiş de olmuş), kuvvet yalnız Allah iledir!” Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyurmaktadır: “Gerçi sen beni malca ve evlatça senden sini verebilir.”(1) Allah’tan ümit kesilmez.(2) Ebreş el-Kelbî, İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) huzurunda çocuğunun olmayışından yakınarak: “Bana bir şey öğret.” diye arz etti. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: Her gece gündüz yüz defa Allah’tan istiğfar dile; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Rabbinizden mağfioğullarla yardım etsin.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 411 · Referenz: Kehf, 39-40
KEHF 18:41
“Yahut suyu dibe çekilir de bir daha onu isteyemezsin bile.”
Seite 362 im Quell-PDF
KEHF 18:42
Derken bütün ürününe el kondu. Bağ sahibi, çardakları üzerine çökmüş bulunan bağ için harcadıklarına vahlanarak avuçlarını ovuşturuyor ve şöyle diyordu: “Ne olurdu, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım!”
Seite 362 im Quell-PDF
KEHF 18:43
Allah dışında kendisine yardım edecek bir topluluğu da çıkmadı. Kendi kendini de kurtaramadı.
Seite 362 im Quell-PDF
KEHF 18:44
İşte böyle bir durumda, dostluk ve koruma, hak olan Allah’tandır. O, karşılık verme bakımından da hayırlıdır, iş sonuçlandırma bakımından da hayırlıdır.
Seite 362 im Quell-PDF
KEHF 18:45
Dünya hayatının şu su örneği gibi olduğunu onlara anlat: O suyu gökten indirdik. Yerin bitkisi onunla karıştı. Derken o bitki, rüzgarların savurduğu çöp kırıntısı haline geliverdi. Allah herşey üzerinde Muktedir’dir, gücü herşeye yeter.
Seite 362 im Quell-PDF
KEHF 18:46
Mal ve oğullar, şu iğreti dünya hayatının süsüdür. Barışa ve iyiliğe yönelik kalıcı amellerse, Rabbin katında sevapça da üstündür, beklenti bakımından da.
Seite 363 im Quell-PDF
KEHF 18:47
Gün olur, dağları yürütürüz. Yeryüzünü çırılçıplak görürsün. İnsanları huzurumuzda toplamış, içlerinden hiçbirini hesap dışı bırakmamışızdır.
Seite 363 im Quell-PDF
KEHF 18:48
Hepsi saflar halinde Rabbine arz edilmiştir. Yemin olsun, sizi ilk kez yarattığımız gibi yine bize geldiniz. Ama siz, sizin için hesabın görüleceği bir zaman belirlemeyeceğimizi sanmıştınız.
Seite 363 im Quell-PDF
KEHF 18:49
Kitap ortaya konulmuştur. Günahkarların, onun içindekilerden korkup ürpererek şöyle dediklerini görürsün: “Vay başımıza! Ne biçim kitap bu! Ne küçük bırakmış ne büyük. Hepsini sayıp dökmüş!” Yapıp ettiklerini hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmiyor.
Ehl-i Beyt’in cebircilerle mücadelesi de göz alıcı ve çeşitli boyutlara sahipti. İmam Ali Nakî (a.s) cebir ve tefviz konusunda Ehl-i Beyt’in görüşünü açıklamak amacıyla yazmış olduğu genişçe risalesinin bir bölümünde cebir görüşünü şöyle beyan etmektedir: İnananın hatadan kurtulamayacağı cebir akidesine gelince; bu inanç Allah Teâlâ’nın, kulları günah işlemeye mecbur kılıp, bununla birlikte onlara azap edeceğini sanan kimselerin inancıdır. Kim böyle düşünürse, Allah'ı hükmünde zalim bilmiş olur ve O'nun şu sözünü yalanlamış ve reddetmiştir: "Rabbin hiçbir kimseye zulmetmez."(1) Yine başka bir ayette cehennem ehline hitap olarak şöyle buyurmaktadır: "Bu (azap) da, senin ellerinin önceden takdim ettiği (hazırladığı) şeydir. Hiç şüphe yok ki Allah, kulları için zulmedici değildir."(2) Yine diğer bir ayette de şöyle buyurmaktadır: "Şüphe yok ki Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanların kendileri kendilerine zulmederler.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 346 · Referenz: Kehf, 49
KEHF 18:50
Hani biz meleklere, “Adem’e secde edin” demiştik de İblis dışında hepsi secde etmişti. İblis, cinlerdendi. Kendi Rabbinin emrine ters düştü. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Hem de onlar sizin düşmanınızken. Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir bu!
Seite 363 im Quell-PDF
KEHF 18:51
Ben onları ne göklerle yerin yaratılmasına, hatta ne de kendilerinin yaratılmasına tanık tutmadım. Ben, sapıp gitmişleri yardımcı edinecek değilim.
Seite 364 im Quell-PDF
KEHF 18:52
Bir gün Allah şöyle diyecektir: “O birşey zannettiğiniz ortaklarımı çağırın.” Hemen çağırdılar ama onlar kendilerine cevap vermedi. Biz onların aralarına tehlikeli bir uçurum / yıkıcı bir düşmanlık koyduk.
Seite 364 im Quell-PDF
KEHF 18:53
Suçlular, ateşi gördüler de onun içine düşeceklerini anladılar; fakat ondan kaçıp kurtulmaya bir yol bulamadılar.
Seite 364 im Quell-PDF
KEHF 18:54
Andolsun, biz bu Kur’an’da, insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk. İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır.
Seite 364 im Quell-PDF
KEHF 18:55
Kendilerine hidayet geldikten sonra, insanları iman etmekten, Rablerinden af dilemekten alıkoyan şey şundan başkası değildir: Evvelkilerin yol ve yasalarının kendilerine de gelmesini yahut azabın karşılarına dikilivermesini beklemek.
Seite 364 im Quell-PDF
KEHF 18:56
Biz, elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Küfre sapanlar ise batıla yapışarak onunla hakkı kaydırmak için uğraşıyorlar. Onlar, ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri eğlence edindiler.
Seite 364 im Quell-PDF
KEHF 18:57
Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı halde, onlardan yüz çeviren ve iki elinin hazırlayıp önden gönderdiği şeyleri unutandan daha zalim kim olabilir? Şu bir gerçek ki, biz onların kalpleri üzerine onu anlamamaları için kabuklar geçirdik, kulakları içine de ağırlıklar koyduk. Onları hidayete çağırsan da bu durumda hidayete asla ulaşamazlar.
Seite 365 im Quell-PDF
KEHF 18:58
O affedici, o rahmet sahibi Rabbin, onları, kazandıkları yüzünden hesaba çekseydi, kendileri için azabı mutlaka çabuklaştırırdı. Böyle olmamıştır, ama onlar için, hiçbir kaçıp kurtulma imkanı bulamayacakları bir hesap sorma zamanı öngörülmüştür.
Seite 365 im Quell-PDF
KEHF 18:59
İşte sana bir yığın kent / medeniyet. Zulme saptıklarında onları helak ettik. Onları helak etmek için de bir süre belirlemiştik.
Seite 365 im Quell-PDF
KEHF 18:60
Bir zaman Musa, genç dostuna şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere kadar hiç durmadan yürüyeceğim yahut da seneler ve seneler harcayacağım.”
Seite 365 im Quell-PDF
KEHF 18:61
Bu ikisi, iki denizin birleştiği yere vardıklarında, balıklarını unuttular. Bunun üzerine balık da denizde bir deliğe doğru yola koyuldu.
Seite 365 im Quell-PDF
KEHF 18:62
Orayı geçtiklerinde Musa, genç arkadaşına dedi ki: “Hadi, getir şu sabah yemeğimizi. Vallahi bu yolculuğumuz yüzünden epey çektik.”
Seite 365 im Quell-PDF
KEHF 18:63
Genç adam dedi: “Bak sen şu işe, hani kayaya sığınmıştık ya, işte o sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana unutturan, şeytandan başkası değildi. Balık, denizin içinde acaip bir biçimde yolunu tuttu.”
Seite 366 im Quell-PDF
KEHF 18:64
Musa: “Arayıp durduğumuz işte o idi.” dedi. Bunun üzerine kendi izlerini sürerek gerisingeri döndüler.
Seite 366 im Quell-PDF
KEHF 18:65
Orada, kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lütfumuzdan bir ilim öğretmiştik.
Seite 366 im Quell-PDF
KEHF 18:66
Musa ona dedi ki: “Sana öğretilenden bana da bir olgunluk / bir bilgi öğretmen şartıyla sana tabi olayım mı?”
Seite 366 im Quell-PDF
KEHF 18:67
Dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe dayanamazsın.”
Seite 366 im Quell-PDF
KEHF 18:68
“Havsalanın almadığı bir şeye nasıl dayanacaksın?”
Seite 366 im Quell-PDF
KEHF 18:69
Musa dedi ki: “İnşallah beni sabırlı bulacaksın; hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim.”
Seite 366 im Quell-PDF
KEHF 18:70
Dedi: “Bak, eğer bana uyarsan, ben sana kendisinden bahis açıncaya değin hiçbir şey hakkında bana soru sorma!”
Seite 366 im Quell-PDF
KEHF 18:71
İkisi birlikte yola koyuldular. Bir süre sonra gemiye bindiklerinde, tuttu gemiyi deliverdi. Musa dedi: “İçindekileri boğmak için mi deldin onu? Vallahi korkunç bir iş yaptın!”
Seite 367 im Quell-PDF
KEHF 18:72
Dedi: “Ben söylemedim mi, sen benimle beraberliğe asla dayanamazsın!”
Seite 367 im Quell-PDF
KEHF 18:73
Musa dedi: “Unuttuğum için beni azarlama; bu yaptığımdan dolayı da bana zorluk çıkarma.”
Seite 367 im Quell-PDF
KEHF 18:74
Yine yola koyuldular. Bir süre sonra bir oğlana rastgeldiler; tuttu onu öldürdü. Musa dedi: “Tertemiz bir insanı, bir cana karşılık olmaksızın öldürdün ha!? Vallahi çok kötü bir iş yaptın!”
Seite 367 im Quell-PDF
KEHF 18:75
Dedi: “Ben sana söylemedim mi, sen benimle beraberliğe asla dayanamazsın.”
Seite 367 im Quell-PDF
KEHF 18:76
Musa dedi ki: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Vallahi, öyle bir durumda benden ayrılmakta mazur sayılacaksın.”
Seite 367 im Quell-PDF
KEHF 18:77
Yine yola koyuldular. Biraz sonra bir kente geldiler. Kent halkından yemek istediler, ama onlar bu ikisini konuk etmekten çekindiler. Orada, yıkılmayı bekleyen bir duvara rastladılar; genç adam tuttu onu onardı. Musa: “İsteseydin buna karşılık bir ücret elbette alırdın.” dedi.
Seite 367 im Quell-PDF
KEHF 18:78
Dedi ki: “İşte bu, seninle benim aramın ayrılmasıdır. Şimdi sana tahammül edemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.”
Seite 367 im Quell-PDF
KEHF 18:79
“Gemiden başlayayım: O gemi, denizde işçilik yapan bir grup yoksulundu. Ben onu kusurlu hale getirmek istedim. Çünkü biraz ötelerinde bir kral vardı; tüm gemilere zorla el koyuyordu.”
Seite 368 im Quell-PDF
KEHF 18:80
“Oğlan çocuğa gelince: Onun anası-babası inanmış kişilerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkara sürüklemesinden korktuk.”
Seite 368 im Quell-PDF
KEHF 18:81
“Diledik ki, Rableri onlara o çocuktan temizlikçe daha üstün, merhametçe daha gelişmişini versin.”
Seite 368 im Quell-PDF
KEHF 18:82
“Ve duvar. Duvar, o kentte yaşayan iki yetim oğlanındı. Altında, oğlanlara ait bir define vardı. Oğlanların babası da hayır ve barış seven bir kimse olarak yaşamıştı. Rabbin istedi ki, o çocuklar erginliklerine ulaşsınlar da Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarsınlar. Ben bunları kendi buyruğumun sonucu olarak yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin içyüzü budur.”
Seite 368 im Quell-PDF
KEHF 18:83
Sana Zülkarneyn’den de sorarlar. De ki: “Size ondan bir hatıra okuyacağım.”
Seite 368 im Quell-PDF
KEHF 18:84
Biz onun için yeryüzünde güç ve saltanat hazırladık ve ona herşeyden bir sebep verdik.
Seite 368 im Quell-PDF
KEHF 18:85
O da bir sebebi izledi.
Seite 368 im Quell-PDF
KEHF 18:86
Nihayet, güneşin battığı yere varınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir de kavim buldu. Dedik ki: “Ey Zülkarneyn, ya bunlara azap edersin ya da haklarında güzel bir tavrı esas alırsın.”
Seite 368 im Quell-PDF
KEHF 18:87
Dedi: “Zulmedene azap edeceğiz; sonra Rabbine döndürülecek, O da onu görülmedik bir azaba çeker.”
Seite 369 im Quell-PDF
KEHF 18:88
“İman edip barışa ve hayra yönelik iş yapana gelince, onun için ödül olarak en güzeli var. Ve ona, buyruğumuzdan, kolay olanı söyleyeceğiz.”
Seite 369 im Quell-PDF
KEHF 18:89
Sonra bir sebebi daha izledi.
Seite 369 im Quell-PDF
KEHF 18:90
Bir süre sonra, güneşin doğduğu yere varınca onu, güneşe karşı kendilerine bir siper yapmadığımız bir topluluğun üzerine doğar buldu.
Seite 369 im Quell-PDF
KEHF 18:91
İşte böyle! Biz onun yanında olan herşeyi bilgimizle kuşatmıştık.
Seite 369 im Quell-PDF
KEHF 18:92
Sonra yine bir sebebi izledi.
Seite 369 im Quell-PDF
KEHF 18:93
Nihayet, iki set arasına ulaştı. Setler arasında öyle bir topluluk buldu ki neredeyse söz anlamıyorlardı.
Seite 369 im Quell-PDF
KEHF 18:94
Dediler: “Ey Zülkarneyn, Ye’cuc ve Me’cuc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Onlarla bizim aramızda bir set yapman şartıyla sana vergi verelim mi?”
Seite 369 im Quell-PDF
KEHF 18:95
Dedi: “Rabbimin beni içinde tuttuğu imkan ve güç daha üstündür. Siz bana bedensel gücünüzle destek verin de onlarla sizin aranıza çok muhkem bir engel çekeyim.”
Seite 369 im Quell-PDF
KEHF 18:96
“Bana demir kütleleri getirin!” İki ucu tam denkleştirince, “körükleyin” dedi. Onu ateş haline koyunca da “getirin bana, üzerine erimiş bakır / katran dökeyim” diye seslendi.
Seite 370 im Quell-PDF
KEHF 18:97
Artık onu ne aşabildiler ne de delebildiler.
Seite 370 im Quell-PDF
KEHF 18:98
Dedi: “Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Ve Rabbimin vaadi haktır.”
Seite 370 im Quell-PDF
KEHF 18:99
O gün onları bırakmışızdır, birbirleri içinde dalgalanırlar. Sura da üflenmiştir; hepsini biraraya toplamışızdır.
Seite 370 im Quell-PDF
KEHF 18:100
O gün cehennemi, inkarcılara öyle bir sunmuşuzdur ki!..
Seite 370 im Quell-PDF
KEHF 18:101
Onlar, gözleri benim Zikrim karşısında perde içinde olan insanlardı. Dinlemeye dayanamıyorlardı.
Seite 370 im Quell-PDF
KEHF 18:102
Küfre sapanlar, beni bırakıp da kullarımı veliler edineceklerini mi sandılar. Biz cehennemi bir konukevi olarak inkarcılar için hazırladık.
Seite 370 im Quell-PDF
KEHF 18:103
De ki: “Amelleri bakımından hüsrana en çok batanları size haber vereyim mi?”
Seite 370 im Quell-PDF
KEHF 18:104
O kimselerdir ki, dünya hayatındaki çabaları boşa gitmiştir de onlar hala işi güzel yaptıklarını sanırlar.
Seite 370 im Quell-PDF
KEHF 18:105
Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O’na ulaşmayı inkar etmişler de bütün amelleri boşa çıkmıştır. Bu yüzden kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız / onlara hiçbir değer vermeyiz.
Seite 371 im Quell-PDF
KEHF 18:106
İşte böyle! Cezaları cehennemdir. Çünkü nankörlük ettiler; ayetlerimi ve resullerimi eğlence aracı yaptılar.
Seite 371 im Quell-PDF
KEHF 18:107
İman edip barışa yönelik işler / iyilikler yapanlara gelince, onların konukevleri Firdevs cennetleri olacaktır.
Seite 371 im Quell-PDF
KEHF 18:108
Sürekli kalacaklardır orada. Çıkmak istemeyeceklerdir oradan.
Seite 371 im Quell-PDF
KEHF 18:109
De ki: “Rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce deniz mutlaka biter. Bir o kadarını daha getirsek de yetmez.”
Seite 371 im Quell-PDF
KEHF 18:110
De ki: “Ben de sizin gibi bir insanım. Ancak, tanrınızın bir tek tanrı olduğu bana vahyediliyor. O halde, Rabbine kavuşmayı uman, barışa yönelik iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiç kimseyi O’na ortak koşmasın.”
Şöyle demişti: “Rabbim, işte karşındayım. Kemik gevşedi bende. İhtiyarlıktan başım beyaz alevle tutuştu. Sana yakarma konusunda ise Rabbim, hiç bedbaht olmadım.”
Seite 372 im Quell-PDF
MERYEM 19:5
“Ben, arkamdan gelecek yakınlarımdan endişe ediyorum. Karımsa kısır. O halde, katından bana bir dost bağışla;
karşısında, Kur’ân-ı Kerim’in apaçık ayetleriyle bu iddianın doğru olmadığını ortaya koymuştur. Hz. Fatıma (s.a) sözlerinin bir bölümünde şöyle buyurmuştur: Allah’ın Kitabını kasıtlı olarak bırakıp arkanıza mı attınız; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Süleyman, Davud'a mirasçı oldu.”(1) Ve Hz. Yahya’nın kıssasında şöyle buyuruyor: “-Zekeriyya dedi ki: Rabbim!- KatınYakub oğullarına mirasçı olsun.”(2) Ve yine buyurmuştur ki: “Kan akrabası, Allah’ın Kitabına göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allah her şeyi bilir.”(3) Yine buyuruyor ki: “Allah size, çocuklarınızın alacağı miras hakkında, erkeğe kadının payının iki katını tavsiye eder.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 404 · Referenz: Meryem, 5-6
MERYEM 19:6
Ki hem bana mirasçı olsun hem de Yakub hanedanına mirasçı olsun. Ve onu hoşnutluğunu kazanmış bir kul eyle, Rabbim.”
karşısında, Kur’ân-ı Kerim’in apaçık ayetleriyle bu iddianın doğru olmadığını ortaya koymuştur. Hz. Fatıma (s.a) sözlerinin bir bölümünde şöyle buyurmuştur: Allah’ın Kitabını kasıtlı olarak bırakıp arkanıza mı attınız; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Süleyman, Davud'a mirasçı oldu.”(1) Ve Hz. Yahya’nın kıssasında şöyle buyuruyor: “-Zekeriyya dedi ki: Rabbim!- KatınYakub oğullarına mirasçı olsun.”(2) Ve yine buyurmuştur ki: “Kan akrabası, Allah’ın Kitabına göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allah her şeyi bilir.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 404 · Referenz: Meryem, 5-6
MERYEM 19:7
Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeliyoruz; adı Yahya, daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık.
Seite 372 im Quell-PDF
MERYEM 19:8
Dedi: “Rabbim, benim için oğul nasıl söz konusu olur? Karım doğurganlığını yitirmiştir, bense yaşlılığın gerçekten en ileri basamağına ulaştım.”
Seite 372 im Quell-PDF
MERYEM 19:9
“Bu budur.” dedi. Rabbin şöyle buyurdu: “Onu yapmak benim için çok kolaydır. Nitekim daha önce de sen hiçbir şey değilken seni yaratmıştım.”
Seite 372 im Quell-PDF
MERYEM 19:10
Dedi: “Rabbim, bana bir işaret ver.” Cevap verdi: “İşaretin, sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşmamandır.”
Seite 372 im Quell-PDF
MERYEM 19:11
Bunun üzerine Zekeriyya, yakarış yerinden ayrılıp halkının karşısına geçti ve onlara, “sabah- akşam tespih edin” diye işaret verdi.
Seite 373 im Quell-PDF
MERYEM 19:12
“Ey Yahya! Kitap’ı kuvvetle tut.” Biz ona daha sabi iken hikmet verdik.
Seite 373 im Quell-PDF
MERYEM 19:13
Katımızdan bir kalp yumuşaklığı, bir temizlik verdik. Korunan biriydi o.
daha iyi biliyor…(1) İmam’ın (a.s) dostları ve takipçileri de İmam’ın (a.s) bu ilahî makamına hayret ediyorlardı. İmam (a.s) Allah’ın veli kulları ve peygamberler hakkında ilahî sünneti hatırlatarak onlara şöyle cevap vermiştir: Ali b. Esbat şöyle demektedir: İmam Muhammed Taki el-Cevad (a.s) evden çıkarak benim yanıma geldi. Ben ona baktım. Mısır’da İmam’ı (a.s) takipçilerine anlatmak için başına ve ayaklarına baktım. O sırada İmam (a.s) oturarak şöyle buyurdu: “Ey Ali! Allah peygamberlik için getirdiği delili imamet için de getirmiştir. Allah Teâlâ (Hz. Yahya (a.s) hakkında şöyle buyurmuştur: ‘Ve ona çocuk iken hikmet verdik.’(2) (Ve Hz. Yusuf (a.s) hakkında ise şöyle buyurmuştur:) ‘Yûsuf), kuvvetli çağına erişince.’(3)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 309 · Referenz: Meryem, 13
MERYEM 19:14
Ana-babasına iyilik eden biriydi; zorba, isyancı biri değil.
Seite 373 im Quell-PDF
MERYEM 19:15
Selam olsun ona, doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün.
Seite 373 im Quell-PDF
MERYEM 19:16
Kitap’ta Meryem’i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir mekana çekilmişti.
Seite 373 im Quell-PDF
MERYEM 19:17
Onlarla arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu ona göndermiştik de o kendisine sapasağlam bir insan şeklinde görünmüştü.
Seite 373 im Quell-PDF
MERYEM 19:18
Meryem demişti: “Ben senden, Rahman’a sığınıyorum. Takva sahibi biriysen dikkatli ol.”
Seite 373 im Quell-PDF
MERYEM 19:19
Ruh dedi: “Ben, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir oğlan bağışlamak için burdayım.”
Seite 373 im Quell-PDF
MERYEM 19:20
Dedi: “Benim nasıl oğlum olur; bana herhangi bir insan dokunmadı. Ben bir kahpe de değilim.”
Seite 373 im Quell-PDF
MERYEM 19:21
Dedi: “İşte böyle! Rabbin buyurdu ki: ‘O benim için çok kolaydır.’ Böyle olması onu, insanlara bir mucize ve bizden bir rahmet yapmamız içindir. Hükme bağlanmış bir iştir bu.”
Seite 373 im Quell-PDF
MERYEM 19:22
Ona gebe kaldı. Ardından da onunla uzak bir mekana çekildi.
Seite 374 im Quell-PDF
MERYEM 19:23
Nihayet doğum sancısı onu, bir hurma ağacının kütüğüne götürdü. “Ah dedi, keşke daha önce ölseydim, keşke unutulup gitseydim.”
Seite 374 im Quell-PDF
MERYEM 19:24
Altından ona şöyle seslendi: “Tasalanma, Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirdi.”
Seite 374 im Quell-PDF
MERYEM 19:25
“Hurma ağacının kütüğünü kendine doğru salla, üzerine olgun, taze hurma dökülecektir.”
Seite 374 im Quell-PDF
MERYEM 19:26
“Artık ye, iç. Gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen şöyle söyle: ‘Ben Rahman için oruç adadım. Onun için bugün, insan cinsinden hiç kimseyle konuşmayacağım.’”
Seite 374 im Quell-PDF
MERYEM 19:27
Meryem, onu taşıyarak toplumuna getirdi. “Ey Meryem, dediler, şaşılacak bir iş yaptın!”
Seite 374 im Quell-PDF
MERYEM 19:28
“Ey Harun’un kızkardeşi! Baban kötü bir adam değildi. Annen de bir kahpe değildi.”
Seite 374 im Quell-PDF
MERYEM 19:29
Meryem, çocuğa işaret etti. Dediler: “Beşikteki bir sabiyle nasıl konuşuruz?”
Seite 374 im Quell-PDF
MERYEM 19:30
Beşikteki sabi dedi: “Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı.”
Seite 374 im Quell-PDF
MERYEM 19:31
“Beni, bulunduğum her yerde kutsal ve bereketli kıldı. Yaşadığım sürece bana namazı, zekatı önerdi.”
(a.s) şöyle dediğini görmüyor musun: “Sağ olduğum müddetçe bana namaz kılmayı, zekât vermeyi emretti!”(1) / (2) Secdenin Önemi Veşşa şöyle demektedir: İmam Rıza’nın (a.s) şöyle buyurduğunu duydum: Kulun Allah’a en yakın hâli secdede olduğu hâlidir. Ve bu da Allah Teâlâ’nın şu buyruğuyla beyan edilmiştir: “Ve İnfak Sumaa şöyle rivayet etmektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 418 · Referenz: Meryem, 31
MERYEM 19:32
“Anneme iyilik etmemi önerdi. Beni zorba bir eşkıya yapmadı.”
Seite 374 im Quell-PDF
MERYEM 19:33
“Selam bana doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kaldırılacağım gün.”
Seite 374 im Quell-PDF
MERYEM 19:34
İşte Meryem oğlu İsa budur! Hakkında kuşku ve çelişmeye düştükleri şeyin doğrusu bu sözdür.
Seite 375 im Quell-PDF
MERYEM 19:35
Bir oğul edinmek Allah’a asla yaraşmaz. O’nun şanı yücedir. Bir iş ve oluşa karar verdi mi, sadece “ol” der, o hemen oluverir.
Seite 375 im Quell-PDF
MERYEM 19:36
Şüphesiz Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde O’na kulluk / ibadet edin. Dosdoğru yol budur.
Seite 375 im Quell-PDF
MERYEM 19:37
Kendi aralarından çıkan hizipler ihtilafa düştüler. Büyük bir günün tanıklığından ötürü vay o inkarcıların haline!
Seite 375 im Quell-PDF
MERYEM 19:38
Bize gelecekleri gün neler işitecekler, neler görecekler. Fakat o zalimler bugün, açık bir sapıklık içindedirler.
Seite 375 im Quell-PDF
MERYEM 19:39
Sen onları, o hasret günü ile ilgili olarak uyar. Çünkü onlar gaflet içindeyken, iman da etmemişken iş bitirilmiş olacaktır.
Seite 375 im Quell-PDF
MERYEM 19:40
Yeryüzüne ve üzerindekilere biz mirasçı olacağız, biz. Ve bize döndürülecekler.
Seite 375 im Quell-PDF
MERYEM 19:41
Kitap’ta İbrahim’i de an. O, özü-sözü doğru bir peygamberdi.
Seite 375 im Quell-PDF
MERYEM 19:42
Hani, babasına demişti ki: “Babacığım; işitmeyen, görmeyen, sana hiç bir yarar sağlamayan şeylere niçin kulluk ediyorsun?”
Seite 375 im Quell-PDF
MERYEM 19:43
“Babacığım, bana ilimden, sana ulaşmayan bir nasip geldi. O halde bana uy ki, seni düzgün bir yola ileteyim.”
Seite 376 im Quell-PDF
MERYEM 19:44
“Babacığım, şeytana kulluk etme. Çünkü şeytan Rahman’a isyan etmişti.”
Seite 376 im Quell-PDF
MERYEM 19:45
“Babacığım, ben sana Rahman’dan bir azap dokunmasından, böylece şeytanın dostu haline gelmenden korkuyorum.”
Seite 376 im Quell-PDF
MERYEM 19:46
Babası dedi: “Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun ey İbrahim! Eğer bu işe son vermezsen, vallahi seni taşlarım. Uzun bir süre uzak kal benden.”
Seite 376 im Quell-PDF
MERYEM 19:47
Dedi: “Selam sana! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı çok lütufkardır.”
Seite 376 im Quell-PDF
MERYEM 19:48
“Sizden de Allah dışındaki yakardıklarınızdan da ayrılıyorum; Rabbime dua edeceğim. Umarım, Rabbime yakarışımla bahtsızlığa düşmem.”
Seite 376 im Quell-PDF
MERYEM 19:49
İbrahim, onlardan ve Allah dışında kulluk ettiklerinden uzaklaşınca, ona İshak’ı ve Yakub’u bağışladık ve hepsini peygamber yaptık.
Seite 376 im Quell-PDF
MERYEM 19:50
Onlara, rahmetimizden nimetler bağışladık. Ve kendileri için yüksek bir doğruluk dili oluşturduk.
Seite 376 im Quell-PDF
MERYEM 19:51
Kitap’ta Musa’yı da an. Çünkü o, içtenlik ve dürüstlüğe erdirilmişti ve o bir resul, bir peygamberdi.
Seite 376 im Quell-PDF
MERYEM 19:52
Ona Tur’un sağ tarafından seslendik. Onu, fısıldaşan kimse kadar yaklaştırdık.
Seite 377 im Quell-PDF
MERYEM 19:53
Rahmetimizden ona kardeşi Harun’u bir peygamber olarak armağan ettik.
Seite 377 im Quell-PDF
MERYEM 19:54
Kitap’ta İsmail’i de an. Çünkü o, vaadinde sadıktı; bir resuldü, bir peygamberdi.
Seite 377 im Quell-PDF
MERYEM 19:55
Ailesine namazı, zekatı emrederdi. Rabbi katında hoşnutluk kazanmış bir kişiydi.
Seite 377 im Quell-PDF
MERYEM 19:56
Kitap’ta İdris’i de an. Çünkü o, özü-sözü tam uyuşan bir kişiydi, bir peygamberdi.
Seite 377 im Quell-PDF
MERYEM 19:57
Onu yüce bir mekana yükselttik.
Seite 377 im Quell-PDF
MERYEM 19:58
İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimet lütfettiği peygamberlerdendir: Adem’in soyundan, Nuh’la birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail’in soyundan, kılavuzluk edip seçtiğimiz kimselerden. Kendilerine Rahman’ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdelere kapanırlardı.
Seite 377 im Quell-PDF
MERYEM 19:59
Ama arkalarından öyle bir nesil geldi ki; namazı yitirdiler, şehvetlere uydular. Bunlar, azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.
Seite 377 im Quell-PDF
MERYEM 19:60
Tövbe eden, iman edip barışa yönelik iyi iş yapan müstesna. Böyleleri cennete girecekler ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklar.
Seite 377 im Quell-PDF
MERYEM 19:61
Rahman’ın, kullarına gaybda vaat ettiği Adn cennetlerine girecekler. Kuşkusuz, O’nun vaadi yerine gelir.
Seite 377 im Quell-PDF
MERYEM 19:62
Orada boş lakırdı değil, yalnızca “selam” işitirler. Orada kendilerinin sabah-akşam, rızıkları da hazırdır.
Seite 378 im Quell-PDF
MERYEM 19:63
Kullarımızdan takva sahibi olanları mirasçı yapacağımız cennet işte budur.
Seite 378 im Quell-PDF
MERYEM 19:64
Biz sadece Rabbinin emrini indiririz / biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunlar arasındaki herşey O’nundur. Rabbin asla unutkan değildir.
Seite 378 im Quell-PDF
MERYEM 19:65
Göklerin, yerin ve bunlar arasındaki şeylerin Rabbidir O. O’na kulluk / ibadet et ve O’na ibadette sabırlı ol. O’na adaş olacak birini biliyor musun?
Seite 378 im Quell-PDF
MERYEM 19:66
Diyor ki insan: “Öldüğüm zaman diri olarak tekrar çıkarılacak mıyım?”
Seite 378 im Quell-PDF
MERYEM 19:67
Hatırlamıyor mu insan; o daha önce hiçbir şey değilken, onu biz yarattık.
Seite 378 im Quell-PDF
MERYEM 19:68
Rabbine andolsun ki; onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra hepsini diz çökmüş halde cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.
Seite 378 im Quell-PDF
MERYEM 19:69
Sonra her gruptan, Rahman’a karşı kafa tutmada daha şiddetli davrananlar kimlerse, onları ayıracağız.
Seite 378 im Quell-PDF
MERYEM 19:70
Elbette ki biz, oraya girmeye daha layık olanların kimler olduğunu herkesten iyi biliriz.
Seite 378 im Quell-PDF
MERYEM 19:71
İçinizden oraya uğramayacak kimse yoktur. Bu, Rabbin üzerinde kesinleşmiş bir hükümdür.
Seite 378 im Quell-PDF
MERYEM 19:72
Sonra biz, korunup sakınanları kurtaracağız. Zalimleri de orada dizleri üzerine çökmüş bırakacağız.
Seite 379 im Quell-PDF
MERYEM 19:73
Onlara ayetlerimiz açık-seçik okunduğunda, inkar edenler inananlara şöyle derler: “İki zümreden hangisi makamca daha üstün, meclisçe daha güzel?”
Seite 379 im Quell-PDF
MERYEM 19:74
Onlardan önce nice kuşaklar helak ettik ki, malca ve manzaraca daha alımlıydılar.
Seite 379 im Quell-PDF
MERYEM 19:75
De ki: “Her kim sapıklıkta ise Rahman ona iyice süre versin. Nihayet, kendilerine vaat edileni, azabı veya kıyametin kopuşunu gördüklerinde mekanca daha kötü, taraftarca daha zayıf olanın kim olduğunu bilecekler.”
Seite 379 im Quell-PDF
MERYEM 19:76
Allah, doğru yolda olanların hidayetini artırır. Barışa ve hayra yönelik kalıcı işler, Rabbin katında sevapça daha üstün, sonuç bakımından daha hayırlıdır.
Seite 379 im Quell-PDF
MERYEM 19:77
Ayetlerimizi inkar edip, “bana mal da evlat da kesinlikle verilecek” diyeni gördün mü!
Seite 379 im Quell-PDF
MERYEM 19:78
Bu adam gaybı mı öğrendi, yoksa Rahman katında bir söz mü aldı!
Seite 379 im Quell-PDF
MERYEM 19:79
Hayır, hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız.
Seite 379 im Quell-PDF
MERYEM 19:80
O dediklerine biz varis olacağız. Kendisi bir başına bize gelecek.
Seite 379 im Quell-PDF
MERYEM 19:81
Kendilerine onur ve destek olsunlar diye Allah dışında ilahlar edindiler.
Seite 379 im Quell-PDF
MERYEM 19:82
Hayır, hayır! Onlar, onların ibadetlerini inkar edecekler ve onların aleyhinde düşman kesilecekler.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:83
Görmedin mi biz, şeytanları inkarcıların üzerine salmışız da onları oynatıp kıvırttırıyorlar.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:84
Onlar için acele etme. Biz onlar için günleri teker teker sayıyoruz.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:85
Gün olur o takva sahiplerini biz Rahman’ın huzurunda heyet halinde toplarız.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:86
Günahkarları da susuz ve yaya olarak cehenneme sevk ederiz.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:87
Rahman katında söz almış olandan başkaları şefaat imkanı bulamazlar.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:88
“Rahman çocuk edindi.” dediler.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:89
Andolsun ki siz, çok çirkin bir iddiada bulundunuz.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:90
Bu söz yüzünden neredeyse gökler çatlayacak, yer parçalanacak, dağlar yıkılıp çökecek;
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:91
Rahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:92
Rahman’a, çocuk edinmek yakışmaz.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:93
Göklerde ve yerde bulunan herkes, Rahman’a kul olarak gelecektir.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:94
Yemin olsun, O onların hepsini kuşatmış ve tamamını tek tek saymıştır.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:95
Ve onların hepsi kıyamet günü O’na tek tek gelecektir.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:96
İman edip barışa yönelik işler yapanlara gelince, Rahman onlar için bir sevgi oluşturacaktır.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:97
Biz onu; senin dilinle kolaylaştırdık ki, korunanları onunla müjdeleyesin, inatçı bir kavmi de onunla uyarasın.
Seite 380 im Quell-PDF
MERYEM 19:98
Biz onlardan önce de nice kuşaklar helak ettik. Onlardan herhangi birini hissediyor musun, yahut onların bir iniltisini duyuyor musun?
Seite 381 im Quell-PDF
20. TAHA 135 Ayet
TAHA 20:1
Ta, Ha.
Seite 381 im Quell-PDF
TAHA 20:2
Biz bu Kur’an’ı sana, zahmet çekesin, bedbaht olasın diye indirmedik;
Seite 381 im Quell-PDF
TAHA 20:3
Saygıyla ürperene bir hatırlatma olsun diye indirdik.
Seite 381 im Quell-PDF
TAHA 20:4
Yeri ve o yüce mi yüce gökleri yaratandan bir vahiy olarak indirdik.
Seite 381 im Quell-PDF
TAHA 20:5
O Rahman, arş üzerine egemenlik kurmuştur.
Seite 381 im Quell-PDF
TAHA 20:6
Göklerde, yerde, onların arasında, toprağın bağrında ne varsa O’nundur.
Seite 381 im Quell-PDF
TAHA 20:7
Sen bu sözü açıkça duyuracaksan da O, gizliyi de bilir, gizliden daha gizliyi de…
Seite 381 im Quell-PDF
TAHA 20:8
Allah’tır O. İlah yok O’ndan başka. Esmaul Hüsna, en güzel isimler O’nundur.
Seite 381 im Quell-PDF
TAHA 20:9
Ulaştı mı sana Musa’nın haberi?
Seite 381 im Quell-PDF
TAHA 20:10
Hani bir ateş görmüştü de ailesine şöyle demişti: “Bekleyin! Gözüme bir ateş ilişti. Olabilir ki, ondan size bir kor parçası getiririm, yahut onun üzerinde bir kılavuz bulurum.”
Seite 381 im Quell-PDF
TAHA 20:11
Onun yanına geldiğinde kendisine “Musa!” diye seslenildi.
Seite 382 im Quell-PDF
TAHA 20:12
“Benim ben, senin Rabbin! Hadi pabuçlarını çıkar; sen kutsal vadide, Tuva’dasın.”
Seite 382 im Quell-PDF
TAHA 20:13
“Ve ben seni seçtim; o halde vahyedilecek olanı dinle.”
Seite 382 im Quell-PDF
TAHA 20:14
“Hiç kuşkulanma ki ben Allah’ım. İlah yoktur benden başka. O halde bana kulluk / ibadet et ve namazını, beni hatırlayıp anmak için yerine getir.”
Seite 382 im Quell-PDF
TAHA 20:15
“Kuşku duyma ki o saat gelecektir. Onu neredeyse gizleyeceğim ki, her benlik gayretinin karşılığını elde etsin.”
Seite 382 im Quell-PDF
TAHA 20:16
“O halde ona inanmayıp keyfi peşinde giden, seni ondan yüzgeri etmesin. Yoksa perişan olursun.”
Seite 382 im Quell-PDF
TAHA 20:17
“Nedir o sağ elindeki ey Musa?”
Seite 382 im Quell-PDF
TAHA 20:18
Cevap verdi: “O, benim asamdır. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma ağaçtan yaprak indiririm. Onda işime yarayan başka özellikler de vardır.”
Seite 382 im Quell-PDF
TAHA 20:19
Buyurdu: “Yere at onu ey Musa!”
Seite 382 im Quell-PDF
TAHA 20:20
O da onu attı. Bir de ne görsün, bir yılan olmuş o, koşuyor…
Seite 382 im Quell-PDF
TAHA 20:21
Buyurdu: “Al onu, korkma. Biz onu ilk görünümüne döndüreceğiz.”
Seite 382 im Quell-PDF
TAHA 20:22
“Bir de elini koynuna sok. Bir başka mucize olarak lekesiz, bembeyaz bir halde çıksın.”
Seite 382 im Quell-PDF
TAHA 20:23
“Böylece sana en büyük mucizelerimizden bazılarını göstereceğiz.”
Seite 382 im Quell-PDF
TAHA 20:24
“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.”
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:25
Musa dedi: “Rabbim, göğsümü açıp genişlet;
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:26
İşimi bana kolaylaştır.”
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:27
“Dilimden düğümü çöz,
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:28
Ki sözümü iyi anlasınlar.”
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:29
“Bana ailemden bir yardımcı ver,
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:30
Kardeşim Harun’u.”
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:31
“Onunla sırtımı kuvvetlendir.”
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:32
“Onu işime ortak kıl.”
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:33
“Ta ki seni çokça tespih edelim.”
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:34
“Seni çokça analım.”
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:35
“Kuşkusuz sen, bizi görmektesin.”
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:36
Buyurdu: “İstediğin sana verildi, ey Musa.”
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:37
“Yemin olsun, sana bir kez daha lütufta bulunmuştuk.”
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:38
Hani, annene vahyedileni şöyle vahyetmiştik:
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:39
“Onu tabuta koyup ırmağa bırak. Irmak onu sahile götürsün ki, benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri onu alsın. Üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki, gözümün önünde yetiştirilesin.”
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:40
“Hani, kızkardeşin gidiyor, şöyle diyordu: ‘Onun bakımını üstlenecek kişiyi size göstereyim mi?’ Nihayet, seni annene geri döndürdük ki, gözü aydın olsun, tasalanmasın. Sen bir de adam öldürmüştün. O zaman seni gamdan kurtarmıştık. Seni iyice bir imtihana da çekmiştik. Bunun ardından sen Medyen halkı arasında yıllarca kaldın. Sonra, belirlenen bir vakitte geliverdin, ey Musa!”
Seite 383 im Quell-PDF
TAHA 20:41
“Seni kendim için seçip yetiştirdim.”
Seite 384 im Quell-PDF
TAHA 20:42
“Sen ve kardeşin, ayetlerimi götürün; beni anmakta gevşeklik etmeyin.”
Seite 384 im Quell-PDF
TAHA 20:43
“Firavun’a gidin, çünkü o azdı.”
Seite 384 im Quell-PDF
TAHA 20:44
“Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin; belki öğüt alır, yahut ürperir.”
Seite 384 im Quell-PDF
TAHA 20:45
Dediler ki: “Rabbimiz, onun aleyhimizde bir taşlınlık yapmasından yahut yine azmasından korkuyoruz.”
Seite 384 im Quell-PDF
TAHA 20:46
Buyurdu: “Korkmayın! Ben sizinle beraberim; işitiyorum, görüyorum.”
Seite 384 im Quell-PDF
TAHA 20:47
“Hadi gidin ona. Deyin ki: ‘Biz senin Rabbinin iki resulüyüz. İsrailoğullarını bizimle gönder, onlara işkence etme. Rabbinden sana bir mucize getirdik. Selam, hidayete uyanlaradır.’”
Seite 384 im Quell-PDF
TAHA 20:48
“Azabın, yalanlayıp yüz çevirenler üzerine olacağı bize vahyedildi.”
Seite 384 im Quell-PDF
TAHA 20:49
Firavun dedi: “Sizin Rabbiniz kim, ey Musa?”
Seite 384 im Quell-PDF
TAHA 20:50
Musa dedi: “Rabbimiz, herşeye yaradılışını lütfeden, sonra da yol-yordam gösteren kudrettir.”
Seite 384 im Quell-PDF
TAHA 20:51
Dedi: “Peki, ilk nesillerin hali ne olacak?”
Seite 385 im Quell-PDF
TAHA 20:52
“Onlara ilişkin bilgi, Rabbim katında bir Kitap’tadır. Rabbim ne şaşırır ne de unutur.”
Seite 385 im Quell-PDF
TAHA 20:53
Yeryüzünü size beşik yapan, onda sizin için yollar açan, gökten su indiren O’dur. Biz o suyla çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık.
Seite 385 im Quell-PDF
TAHA 20:54
Yiyin, hayvanlarınızı yayıp otlatın. Kuşkusuz bunda, aklı başında insanlar için ibretler vardır.
Seite 385 im Quell-PDF
TAHA 20:55
Sizi yerden yarattık. Tekrar oraya göndereceğiz. Ve oradan sizi bir kez daha çıkaracağız.
Seite 385 im Quell-PDF
TAHA 20:56
Yemin olsun, o Firavun’a ayetlerimizin tamamını gösterdik ama yalanlayıp inadını sürdürdü.
Seite 385 im Quell-PDF
TAHA 20:57
Şöyle dedi: “Büyünle bizi, toprağımızdan çıkarasın diye mi geldin, ey Musa!”
Seite 385 im Quell-PDF
TAHA 20:58
“Seninki gibi bir büyü, biz de mutlaka sana getireceğiz. Seninle bizim aramızda öyle bir buluşma yeri ve zamanı belirle ki, ne biz cayalım ne de sen. Herkese uygun bir yer olsun.”
Seite 385 im Quell-PDF
TAHA 20:59
Musa dedi: “Bizimle buluşacağınız zaman, süs günü olsun. İnsanlar kuşluk vakti bir araya getirilsin.”
Seite 385 im Quell-PDF
TAHA 20:60
Bunun üzerine Firavun oradan ayrıldı, tüm kurnazlığını topladı, sonra geldi.
Seite 385 im Quell-PDF
TAHA 20:61
Musa onlara dedi ki: “Yazıklar olsun size, yalan düzerek Allah’a iftira etmeyin. Yoksa bir azap ile kökünüzü kurutur. İftira eden perişan olmuştur.”
Seite 385 im Quell-PDF
TAHA 20:62
Bunun üzerine işlerini aralarında tartıştılar, fısıltıyı koyulaştırdılar.
Seite 386 im Quell-PDF
TAHA 20:63
Dediler ki: “Şunlar, iki büyücüden başka birşey değildir. Büyüleriyle sizi toprağınızdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu silip yok etmek istiyorlar.”
Seite 386 im Quell-PDF
TAHA 20:64
“Hemen hünerlerinizi birleştirin, sonra saf bağlamış olarak gelin. Bugün, üstün gelen kurtulmuş olacaktır.”
Seite 386 im Quell-PDF
TAHA 20:65
Dediler: “Ey Musa, ya hünerini ortaya at yahut da ilk hüner sergileyen biz olacağız.”
Seite 386 im Quell-PDF
TAHA 20:66
Musa dedi: “Hayır, siz atın.” Bir de ne görsün! Onların ipleri, sopaları, yaptıkları büyüler yüzünden, kendisine gerçekten koşuyorlarmış hayalini verdi.
Seite 386 im Quell-PDF
TAHA 20:67
Musa birdenbire içinde bir korku duydu.
Seite 386 im Quell-PDF
TAHA 20:68
Şöyle dedik: “Korkma, üstün gelecek olan sensin.”
Seite 386 im Quell-PDF
TAHA 20:69
“Sağ elindekini yere bırak. Onların, sanayi olarak ortaya çıkardıklarını yalayıp yutsun. Onların sanayi olarak ürettikleri sadece bir büyücünün hilesidir. Büyücü ise nereye gitse iflah etmez.”
Seite 386 im Quell-PDF
TAHA 20:70
Bunun üzerine büyücüler secdelere kapanıp şöyle seslendiler: “Harun’un ve Musa’nın Rabbine inandık.”
Seite 386 im Quell-PDF
TAHA 20:71
Firavun dedi: “Ben izin vermeden ona inandınız öyle mi? O size, büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve yemin olsun sizi hurma ağaçlarına asacağım. O zaman iyice bileceksiniz, hangimizin azabı daha şiddetli ve sürekli.”
Seite 387 im Quell-PDF
TAHA 20:72
Dediler: “Biz seni, bize gelen açık-seçik kanıtlara ve bizi yaratmış olana asla tercih etmeyeceğiz. Verdiğin hükmü uygula. Senin hükmün olsa olsa bu dünya hayatında geçer.”
Seite 387 im Quell-PDF
TAHA 20:73
“Biz Rabbimize inandık ki, günahlarımızı ve senin bizi zorladığın büyüyü affetsin. Allah daha hayırlı, daha süreklidir.”
Seite 387 im Quell-PDF
TAHA 20:74
Şu bir gerçek ki, Rabbinin huzuruna suçlu olarak gelen için cehennem vardır. Orada ne ölür ne de hayat bulur.
Seite 387 im Quell-PDF
TAHA 20:75
O’nun huzuruna, barışa yönelik iyilikler üretmiş bir mümin olarak varana gelince, işte böyleleri için çok yüksek dereceler öngörülmüştür.
Seite 387 im Quell-PDF
TAHA 20:76
Adn cennetleri ki, altlarından ırmaklar akar; sürekli kalacaklar içlerinde. Arınıp temizlenenlerin ödülü işte budur.
Seite 387 im Quell-PDF
TAHA 20:77
Andolsun, Musa’ya şöyle vahyetmiştik: “Kullarımı geceleyin yürüt. Denizde onlar için kuru bir yol aç. Size yetişecekler diye korkma, endişelenme.”
Seite 387 im Quell-PDF
TAHA 20:78
Derken Firavun, ordusuyla birlikte onların arkasına düştü. Ama denizden onları sarıp kuşatan, sarıp kuşattı.
Seite 388 im Quell-PDF
TAHA 20:79
Firavun kendi toplumunu saptırmıştı; kılavuzluk edemedi.
Seite 388 im Quell-PDF
TAHA 20:80
Ey İsrailoğulları, şu bir gerçek ki, biz sizi düşmanınızdan kurtardık. Tur’un sağ yanında size vaatte bulunduk. Ve üztünüze kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
Seite 388 im Quell-PDF
TAHA 20:81
Size verdiğimiz rızkın temizlerinden yiyin. Bu konuda azgınlık etmeyin. Yoksa öfkem üzerinize çöker. Ve kimin üstüne öfkem inerse o uçuruma gider.
Seite 388 im Quell-PDF
TAHA 20:82
Ve ben, tövbe eden, inanan, barışa ve hayra yönelik iş yapıp sonra da düzgün bir biçimde yol alan kimseye karşı, gerçekten çok affediciyim, Gaffar’ım.
Seite 388 im Quell-PDF
TAHA 20:83
Seni toplumundan çabucak uzaklaştıran neydi, ey Musa?
Seite 388 im Quell-PDF
TAHA 20:84
Dedi: “Onlar benim eserim üzerindeler. Ben sana gelmede acele davrandım ki, benden hoşnut olasın, ey Rabbim!”
Seite 388 im Quell-PDF
TAHA 20:85
Buyurdu: “Biz senden sonra toplumunu tam bir biçimde imtihan ettik. Samiri onları saptırdı.”
Seite 388 im Quell-PDF
TAHA 20:86
Bunun üzerine Musa, öfkeli ve ümidi kırık bir halde kavmine döndü. Dedi: “Ey toplumum! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Süre mi size uzun geldi yoksa Rabbinizden üzerinize bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze ters davrandınız?”
Seite 388 im Quell-PDF
TAHA 20:87
Dediler ki: “Biz sana kendi irademizle / malımızla karşı çıkmadık. Olay şu: Bize o topluluğun süs eşyalarından bazıları yükletilmişti, onları kaldırıp attık; aynı şekilde Samiri de attı.”
Seite 389 im Quell-PDF
TAHA 20:88
Samiri onlar için, böğürmesi olan bir buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: “Bu, hem sizin hem de Musa’nın tanrısıdır. Ama Musa unuttu.”
Seite 389 im Quell-PDF
TAHA 20:89
Görmüyorlar mı ki; o buzağı onlara bir sözü geri çeviremiyor, kendilerine bir zarar veremiyor, bir yarar sağlayamıyor.
Seite 389 im Quell-PDF
TAHA 20:90
Yemin olsun, Harun daha önce onlara şunu söylemişti: “Ey kavmim, siz bununla imtihan edildiniz. Sizin Rabbiniz o Rahman’dır. Artık bana uyun, emrime itaat edin.”
Seite 389 im Quell-PDF
TAHA 20:91
Onlar şöyle demişlerdi: “Musa bize dönünceye kadar ona tapıcılar olmakta devam edeceğiz.”
Seite 389 im Quell-PDF
TAHA 20:92
Musa dedi: “Ey Harun, onların saptıklarını gördüğün zaman seni ne engelledi de,
Seite 389 im Quell-PDF
TAHA 20:93
Benim ardım sıra gelmedin. Emrime isyan mı ettin?”
Seite 389 im Quell-PDF
TAHA 20:94
Harun dedi: “Ey annemin oğlu! Sakalımı, başımı tutma. Ben senin şöyle diyeceğinden korkmuştum: ‘Beniisrail arasına ayrılık soktun, sözüme bağlı kalmadın.’”
Seite 389 im Quell-PDF
TAHA 20:95
Musa dedi: “Senin derdin neydi, ey Samiri?”
Seite 389 im Quell-PDF
TAHA 20:96
Samiri dedi: “Onların görmediklerini gördüm. Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Nefsim bana böylesini hoş gösterdi.”
Seite 390 im Quell-PDF
TAHA 20:97
Musa dedi: “Defol, çünkü sen, hayatın boyunca ‘bana dokunmayın’ diyeceksin. Ve senin için asla kaytaramayacağın bir hesap zamanı da var. O başını bekleyip durduğun tanrına bir bak. Onu kesinlikle yakacağız, sonra da un-ufak edip denize dökeceğiz.”
Seite 390 im Quell-PDF
TAHA 20:98
Gerçek olan şu ki, sizin ilahınız kendisinden başka hiçbir tanrı olmayan Allah’tır. O, ilim bakımından herşeyi çepeçevre kuşatmıştır.
Seite 390 im Quell-PDF
TAHA 20:99
İşte böylece, geçip gitmişlerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Biz sana katımızdan da bir Zikir vermişizdir.
Seite 390 im Quell-PDF
TAHA 20:100
Kim ondan yüz çevirirse, kıyamet günü bir günah yüklenecektir.
Seite 390 im Quell-PDF
TAHA 20:101
Sürekli olarak o yükün altındadır; kıyamet gününde bu onlar için ne kötü yüktür!
Seite 390 im Quell-PDF
TAHA 20:102
O gün sura üfürülür ve günahkarları o gün gözleri gömgök bir halde haşrederiz.
Seite 390 im Quell-PDF
TAHA 20:103
Aralarında fısıldaşır gibi konuşurlar: “Ancak on gün filan kaldınız.”
Seite 390 im Quell-PDF
TAHA 20:104
Onların söylemekte olduklarını biz daha iyi biliriz. Yolca en seçkinleri olan şöyle diyordu: “Eni-sonu, bir gün kaldınız.”
Seite 390 im Quell-PDF
TAHA 20:105
Sana dağlardan soruyorlar. De ki: “Rabbim onları un-ufak edecektir.”
Seite 390 im Quell-PDF
TAHA 20:106
“Yerlerini bomboş, dümdüz bırakacaktır.”
Seite 391 im Quell-PDF
TAHA 20:107
“Yerlerinde ne bir eğrilik ne de bir yumruluk görmeyeceksin.”
Seite 391 im Quell-PDF
TAHA 20:108
O gün, eğip bükmesi olmayan davetçiye uyarlar. Rahman’ın huzurunda sesler kısılır, artık bir hışıltıdan başk bir şey işitmezsin.
Seite 391 im Quell-PDF
TAHA 20:109
O gün şefaat yarar sağlamaz. Ancak Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse müstesna…
Seite 391 im Quell-PDF
TAHA 20:110
Onların önden gönderdiklerini de arkada bıraktıklarını da bilir, ama onlar O’nu ilimle kuşatamazlar.
Seite 391 im Quell-PDF
TAHA 20:111
Bütün yüzler o Hayy ve Kayyum önünde yere inmiştir. Zulüm taşıyan perişan olup gitmiştir.
Seite 391 im Quell-PDF
TAHA 20:112
Mümin olarak hayra ve barışa yönelik iyilikler yapan ise ne haksızlığa uğratılmaktan korkar ne de ezilip horlanmaktan.
Seite 391 im Quell-PDF
TAHA 20:113
Biz onu işte böyle, Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onun içinde tehditleri türlü ifadelerle sıraladık ki korunabilsinler, yahut da Kur’an onlara yeni bir hatırlatıcı / hatırlatma sunsun.
Seite 391 im Quell-PDF
TAHA 20:114
O Melik / o hak hükümdar olan Allah, yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan önce, Kur’an hakkında aceleci olma. Şöyle de: “Rabbim, ilmimi artır!”
Seite 391 im Quell-PDF
TAHA 20:115
Andolsun, biz daha önce Adem’e ahit verdik de unuttu; biz onda bir kararlılık bulmadık.
Seite 391 im Quell-PDF
TAHA 20:116
Hani meleklere, “Adem’e secde edin” demiştik de İblis müstesna hepsi secde etmişti. İblis dayatmıştı.
Seite 392 im Quell-PDF
TAHA 20:117
Bunun üzerine biz şöyle demiştik: “Ey Adem! Şu, senin de eşinin de düşmanıdır, dikkat et de sizi cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht olursun.”
Seite 392 im Quell-PDF
TAHA 20:118
“Senin burada ne acıkman söz konusudur ne de çıplak kalman.”
Seite 392 im Quell-PDF
TAHA 20:119
“Ve sen burada ne susayacaksın ne de güneşten yanacaksın.”
Seite 392 im Quell-PDF
TAHA 20:120
Derken şeytan ona şöyle diyerek vesvese verdi: “Ey Adem! Sana, sonsuzluk ağacıyla eskimez- çökmez mülk ve saltanatı göstereyim mi?”
Seite 392 im Quell-PDF
TAHA 20:121
Nihayet ikisi de ondan yedi. Bunun üzerine çirkin yerleri kendilerine açıldı; üzerlerine cennet yapraklarından örtmeye başladılar. Adem, Rabbine isyan etmiş, şaşırıp kalmıştı.
Seite 392 im Quell-PDF
TAHA 20:122
Sonra, Rabbi onu arıtıp temizledi, onun tövbesini kabul edip kendisini iyiye ve doğruya kılavuzladı.
Seite 392 im Quell-PDF
TAHA 20:123
Allah dedi: “İkiniz birlikte inin oradan. Birbirinize düşmansınız. Benden size bir hidayet geldiğinde, benim o hidayetime uyan artık ne sapar ne de bedbaht olur.”
Seite 392 im Quell-PDF
TAHA 20:124
Kim benim Zikrim’den / Kur’an’ımdan yüz çevirirse onun için zor, sıkıcı bir hayat şekli / bir geçim vardır; kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.
Seite 392 im Quell-PDF
TAHA 20:125
O der ki: “Rabbim, beni neden kör haşrettin, ben gören biri idim?”
Seite 393 im Quell-PDF
TAHA 20:126
Allah buyurur: “Ayetlerimiz sana geldiğinde sen böyle unutmuştun; bugün de sen aynı şekilde unutuluyorsun.”
Seite 393 im Quell-PDF
TAHA 20:127
İsraf eden / haddi aşan ve Rabbinin ayetlerine inanmayan kimseleri biz böyle cezalandırırız. Ve ahiretin azabı çok daha şiddetli, çok daha kalıcıdır.
Seite 393 im Quell-PDF
TAHA 20:128
Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini helak etmemiz onları yola getirmedi mi? Onların yurtlarında / barınaklarında dolaşıp duruyorlar. Akıl sahipleri için bunda elbette ibretler vardır.
Seite 393 im Quell-PDF
TAHA 20:129
Eğer Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir söz, belirlenmiş bir süre olmasaydı, bunlar için de helak kaçınılmaz olurdu.
Seite 393 im Quell-PDF
TAHA 20:130
Artık onların söylediklerine sabret; güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini överek tespih et. Gecenin bazı saatleriyle gündüzün iki ucunda da tespih et ki, hoşnutluğa erebilesin.
Seite 393 im Quell-PDF
TAHA 20:131
Onlardan bazı çiftlere, kendilerini imtihan etmek için iğreti hayatın süsü olarak sunduğumuz nimetlere, gözlerini dikme, Rabbinin rızkı hem daha hayırlı hem daha süreklidir.
Kanaat Amr b. Said b. Hilal şöyle rivayet etmektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s): “Ben ancak birkaç yılda sadece sizin ziyaretinize gelebiliyorum; bu nedenle, bana, üzerinde sabit kalmam için bir tavsiyede bulun.” diye arz edince, İmam (a.s) şöyle buyurdu: Sana ilahî takvayı, sözünde doğru olmayı, sakınıp çaba harcamayı tavsiye ediyorum. Bil ki, ibadette çaba harcamak, günahtan sakınmakla birlikte olmazsa bir faydası olmaz. Ve sakın kendinden üstte olan şeylere tamah etme; Allah Teâlâ’nın, Peygamberine buyurduğu şey öğüt olarak yeter: “Onların ne malları, ne de evlatları seni imrendirmesin.” Allah Teâlâ, Resulü’ne şöyle buyurmuştur: Davet ve Davet Metodu Süleyman b. Halid şöyle rivayet etmektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 414 · Referenz: Tâhâ, 131
TAHA 20:132
Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırıyoruz. Sonuç takvanındır.
Seite 394 im Quell-PDF
TAHA 20:133
Dediler ki: “Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya!” Peki, önceki sayfalardaki açık kanıt onlara gelmedi mi?
Seite 394 im Quell-PDF
TAHA 20:134
Eğer biz onları, ondan önce bir azapla helak etseydik mutlaka şöyle diyeceklerdi: “Rabbimiz, ne olurdu bize bir resul gönderseydin de zelil ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık.”
Seite 394 im Quell-PDF
TAHA 20:135
De ki: “Herkes bekleyip gözetlemede; hadi siz de bekleyip gözetleyin. Yakında bileceksiniz dosdoğru yolu izleyenler kimlermiş, hidayete eren kimmiş!”
Seite 394 im Quell-PDF
21. ENBİYA 112 Ayet
ENBİYA 21:1
Yaklaştı insanlara hesapları. Ve onlar hala gaflet içinde yüz çevirip durmadalar.
Seite 394 im Quell-PDF
ENBİYA 21:2
Rablerinden kendilerine ulaşan, söze bürünmüş her yeni öğüt ve hatırlatmayı ancak eğlenerek dinliyorlar.
Seite 394 im Quell-PDF
ENBİYA 21:3
Kalpleri hep oyun ve oyalanmada. O zulüm sergileyenler, şu yolda bir fısıldaşmayı iyice koyulaştırdılar: “Bu adam sizin gibi bir insandan başkası değil. Gözünüz baka baka büyüye mi gidiyorsunuz!”
Seite 394 im Quell-PDF
ENBİYA 21:4
Dedi ki: “Rabbim, gökteki sözü de yerdeki sözü de bilir. O, herşeyi duyan; herşeyi bilendir.”
Seite 395 im Quell-PDF
ENBİYA 21:5
Şöyle de dediler: “Saçma sapan rüyalar bunlar. Belki de uydurduğu bir yalandır. Belki de bir şairdir o. Hadi bir mucize getirsin bize, öncekilere gönderildiği gibi…”
Seite 395 im Quell-PDF
ENBİYA 21:6
Onlardan önce yere batırdığımız hiçbir yurt ve uygarlık iman etmemiştir. Onlar mı iman edecekler!..
Seite 395 im Quell-PDF
ENBİYA 21:7
Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz erler gönderdik. Hadi sorun Zikir ehline, eğer bilmiyorsanız…
Seite 395 im Quell-PDF
ENBİYA 21:8
Biz onları yemek yemez bir ceset olarak yaratmadık. Onlar sonsuza dek kalıcı da değillerdi.
Seite 395 im Quell-PDF
ENBİYA 21:9
Sonra onlara verilen söze sadık kaldık da onları ve diledikklerimizi kurtardık. Ve israfa saplanıp haddi aşanları helak ettik.
Seite 395 im Quell-PDF
ENBİYA 21:10
Andolsun, size bir Kitap gönderdik ki, öğüt ve uyarınız yalnız ondadır. Hala aklınızı çalıştırmayacak mısınız?
Âl-i Muhammed’in Kâim’i kıyam ettiği zaman, Kur’ân’ı nazil olduğu şekilde insanlara öğretenler için bir takım çadırlar kurulacaktır ve Kur’ân’ın şimdiki yazılımıyla farklı olduğu için bugün Kur’ân’ı ezberleyenlere zor olacaktır.(1) Kur’ân-ı Kerim’de böyle bir günün geleceği açık bir şekilde insanlara müjde verilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de, sonunda hak ve İslam dininin yeryüzüne hâkim olacağını apaçık bildiren birçok ayet vardır: Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasa da Allah, nurunu tamamlayacaktır. O, Elçisini, hidayet ve hak din ile gönderdi ki müşrikler hoşlanmasa da onu, bütün dinlere üstün getirsin.(2) Andolsun Tevrat'tan sonra Zebur'da da: "Yeryüzüne mutlaka iyi kullarım varis olacak. (bu yer onların eline geçecek)." diye yazmıştık.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 332 · Referenz: Enbiya, 10
ENBİYA 21:11
Zulmetmiş nice kenti / medeniyeti biz kırıp geçirdik ve arkalarından başka bir topluluk oluşturduk.
Seite 395 im Quell-PDF
ENBİYA 21:12
Şiddetimizi hissettiklerinde hiç vakit geçirmeksizin oradan dört nala kaçıyorlardı.
Seite 396 im Quell-PDF
ENBİYA 21:13
Kaçmayın, içinde servet şımarıklığına düştüğünüz yere, meskenlerinize dönün ki, hesaba çekilebilesiniz.
Seite 396 im Quell-PDF
ENBİYA 21:14
Dediler: “Eyvah bize! Biz gerçekten zalimlermişiz.”
Seite 396 im Quell-PDF
ENBİYA 21:15
Bu davaları sürüp giderken biz onları kökten biçiverdik, sönüp silindiler.
Seite 396 im Quell-PDF
ENBİYA 21:16
Biz ne gökleri ne yeri ne de bunlar arasındakileri eğlenip eğlendirelim diye yaratmadık.
Seite 396 im Quell-PDF
ENBİYA 21:17
Eğer bir eğlence edinmek isteseydik onu kendi katımızdan edinirdik. Ama böyle yapanlar değildik / yapsaydık öyle yapardık.
Seite 396 im Quell-PDF
ENBİYA 21:18
Hayır, biz hakkı, batılın üzerine fırlatırız da o onun beynini parçalar. Bir de bakarsın o yok olup gitmiştir. Yakıştırdığımız niteliklerden ötürü yazıklar olsun size!
Seite 396 im Quell-PDF
ENBİYA 21:19
Göklerde ve yerde kim varsa O’na aittir. Ve O’nun katındakiler, O’na ibadet etmekten ne çekinirker ne de yorulurlar.
Seite 396 im Quell-PDF
ENBİYA 21:20
Gece ve gündüz tespih ederler, bıkıp usanmazlar.
Seite 396 im Quell-PDF
ENBİYA 21:21
Yoksa yerden bazı ilahlar edindiler de topraktan çıkarıp diriltme işini onlar mı yapacak?
Seite 396 im Quell-PDF
ENBİYA 21:22
Eğer yerde-gökte Allah’tan başka tanrılar olsaydı, o ikisi de mutlaka fesada uğrardı. Arşın Rabbi o Allah, onların nitelendirmelerinden yücedir, uzaktır.
Hişam b. Hakem şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s): “Allah Teâlâ’nın bir olduğunun delili nedir?” diye sordum. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Âlemin sürekli tedbir edilişi ve Allah’ın yaratışının kâmil oluşu. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:” Allah Teâlâ iki ilaha inanıp iki ilaha tapanları reddederek şöyle buyurmuştur: “Allah çocuk edinmemiştir. O'nunla Allah buyurmuştur ki: Eğer sizin sandığınız gibi iki ilah olsaydı, bu ikisi ihtilaf ederlerdi. Biri yaratır, diğeri yaratmazdı; biri irade eder, diğeri etmezdi ve her biri diğerine üstün gelmeye çalışırdı. Biri insan yaratmak istediğinde diğeri hayvan yaratmayı isterdi.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 338 · Referenz: Enbiya, 22
ENBİYA 21:23
O, yaptığından hesaba çekilmez ama onlar hesaba çekilirler.
Seite 397 im Quell-PDF
ENBİYA 21:24
Yoksa O’nun dışında bazı ilahlar mı edindiler? De ki: “Susturucu delilinizi getirin! Benimle beraber olanların da benden öncekilerin de Zikir’i budur. Ne yazık ki onların çokları hakkı bilmezler; bu yüzden de yüz çevirirler.”
Seite 397 im Quell-PDF
ENBİYA 21:25
Senden önce hiçbir resul göndermedik ki ona şöyle vahyetmiş olmayalım: “Gerçek şu: İlah yok benden başka, artık bana kulluk / ibadet edin.”
Seite 397 im Quell-PDF
ENBİYA 21:26
“Rahman çocuk edindi” dediler. Haşa, bundan arınmıştır O. Onlar lütuflandırılmış kullardır.
Seite 397 im Quell-PDF
ENBİYA 21:27
Onlar O’nun sözünün önüne geçemezler; onlar yalnız O’nun emriyle iş yaparlar.
Seite 397 im Quell-PDF
ENBİYA 21:28
O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O’nun hoşnutluk verdiklerinden başkasına da şefaat etmezler. Ve onlar O’nun korkusundan titrerler.
Seite 397 im Quell-PDF
ENBİYA 21:29
İçlerinden her kim, “ben O’nun dışında bir ilahım” derse böylesini cehennemle cezalandırırız. Zalimleri işte böyle cezalandırırız biz.
Seite 397 im Quell-PDF
ENBİYA 21:30
O küfre sapanlar görmediler mi ki gökler ve yer bitişik idi, biz onları ayırdık. Her canlı şeyi sudan oluşturduk. Hala iman etmeyecekler mi?
Seite 397 im Quell-PDF
ENBİYA 21:31
Yerküreye, onları çalkalamasın diye bir takım dağlar diktik. Ve orada geniş geniş yollar açtık ki, doğru gidebilsinler.
Seite 397 im Quell-PDF
ENBİYA 21:32
Göğü, korunmuş bir tavan yaptık. Ama onlar göğün ayetlerinden hala yüz çeviriyorlar.
Seite 398 im Quell-PDF
ENBİYA 21:33
O odur ki, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yarattı. Herbiri bir yörüngede yüzmektedir.
Seite 398 im Quell-PDF
ENBİYA 21:34
Senden önce hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ölümsüz mü olacaklar?
Seite 398 im Quell-PDF
ENBİYA 21:35
Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.
Seite 398 im Quell-PDF
ENBİYA 21:36
O küfredenler seni gördüklerinde, seni şu şekilde alaya almaktan başka birşey yapmazlar: “İlahlarınızı diline dolayan bu mu?” Ama kendileri Rahman’ın Zikri’ni örtüp inkar ediyorlar.
Seite 398 im Quell-PDF
ENBİYA 21:37
İnsan aceleden yaratılmıştır. Ayetlerimi size göstereceğim. Benden acele istemeyin.
Seite 398 im Quell-PDF
ENBİYA 21:38
Diyorlar ki: “Eğer doğru sözlüler iseniz bu vaat ne zaman?”
Seite 398 im Quell-PDF
ENBİYA 21:39
O inkar edenler, ne yüzlerinden ne sırtlarından azabı uzak tutamayacakları ve hiçbir yardım da göremeyecekleri zamanı bir bilselerdi!
Seite 398 im Quell-PDF
ENBİYA 21:40
Doğrusu lu ki, o onlara ansızın gelecek de onları şaşkınlıktan donduracak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek ne de yüzlerine bakılacak.
Seite 398 im Quell-PDF
ENBİYA 21:41
Andolsun ki, senden önceki resullerle de alay edilmiştir. Sonunda, onlarla eğlenenleri, alay konusu yaptıkları şey kuşatıverdi.
Seite 399 im Quell-PDF
ENBİYA 21:42
De ki: “Sizi gece ve gündüz Rahman’dan kim koruyabilir?” Hayır, hayır! Onlar, Rablerinin Zikri’nden yüz çeviriyorlar.
Seite 399 im Quell-PDF
ENBİYA 21:43
Yoksa onların; kendilerini bize karşı koruyacak tanrıları mı var? Ne kendilerine yardıma güç yetirebilirler ne de bizden bir dostluğa muhatap olurlar.
Seite 399 im Quell-PDF
ENBİYA 21:44
Gerçek şu ki, biz onları ve atalarını, ömür kendilerine uzun gelecek kadar nimetlendirdik. Hala görmüyorlar mı ki, biz yerküreye geliyor, onu uçlarından eksiltiyoruz. Galip gelenler onlar mı?
Seite 399 im Quell-PDF
ENBİYA 21:45
De ki: “Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum.” Ama sağırlar uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler ki!
Seite 399 im Quell-PDF
ENBİYA 21:46
Rabbinin azabından onlara bir nefha dokunsa, yemin olsun şöyle diyecekler: “Vay bizlere, biz zalimlermişiz.”
Seite 399 im Quell-PDF
ENBİYA 21:47
Kıyamet günü için adalet terazilerini kuracağız / adaleti terazilere koyacağız. Hiç kimseye zerre kadar zulüm edilmeyecek. Hardal tanesi kadar birşey olsa onu ortaya getiririz. Hesapçılar olarak biz yeteriz.
Seite 399 im Quell-PDF
ENBİYA 21:48
Andolsun, biz Musa’ya ve Harun’a hak ile batılı ayıran, korunanlar için bir ışık ve öğüt olan furkanı verdik.
Seite 399 im Quell-PDF
ENBİYA 21:49
O korunanlar ki, hiç görmeden Rablerinden korkarlar. Kıyamet saatinden de ürperirler onlar.
Seite 400 im Quell-PDF
ENBİYA 21:50
Bu, bereketli bir Zikir’dir ki, onu indirdik. Yoksa siz onu inkar mı ediyorsunuz?
Seite 400 im Quell-PDF
ENBİYA 21:51
Andolsun, İbrahim’e daha önceden, doğruyu bulma gücünü vermiştik. Onu bilmekteydik biz.
Seite 400 im Quell-PDF
ENBİYA 21:52
Babasına ve toplumuna şöyle demişti: “Şu başına toplanıp durduğunuz heykeller de ne?”
Seite 400 im Quell-PDF
ENBİYA 21:53
Dediler: “Atalarımızı onlara kulluk / ibadet eder bulduk.”
Seite 400 im Quell-PDF
ENBİYA 21:54
Dedi: “Vallahi, siz de atalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz.”
Seite 400 im Quell-PDF
ENBİYA 21:55
Dediler: “Sen gerçeği mi getirdin yoksa oynayıp eğlenenlerden biri misin?”
Seite 400 im Quell-PDF
ENBİYA 21:56
Dedi: “Hiç de değil. Sizin Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de bunlara tanıklık edenlerdenim.”
Seite 400 im Quell-PDF
ENBİYA 21:57
“Allah’a yemin ederim, sırtınızı dönüp gidişinizden sonra, putlarınıza bir oyun çevireceğim.”
Seite 400 im Quell-PDF
ENBİYA 21:58
Sonunda onları parça parça etti. Yalnız en büyüklerini bıraktı ki, dönüp ona başvurabilsinler.
Seite 400 im Quell-PDF
ENBİYA 21:59
Dediler: “Tanrılarımıza bunu yapan kesinlikle zalimlerdendir.”
Seite 400 im Quell-PDF
ENBİYA 21:60
Dediler: “Onları diline dolayan bir genç duymuştuk. Kendisine, ‘İbrahim’ deniyor.”
Seite 400 im Quell-PDF
ENBİYA 21:61
Dediler: “Halkın gözleri önüne getirin onu ki, açıkça görebilsinler.”
Seite 400 im Quell-PDF
ENBİYA 21:62
Dediler: “Tanrılarımıza bunu sen mi yaptın, ey İbrahim?”
Seite 401 im Quell-PDF
ENBİYA 21:63
Dedi: “Hayır, ben değil. Şu büyükleri yapmıştır onu. Hadi sorun onlara eğer konuşabiliyorlarsa!”
Seite 401 im Quell-PDF
ENBİYA 21:64
Bunun üzerine kendi benliklerine döndüler de şöyle dediler: “Siz zalimlerin ta kendilerisiniz.”
Seite 401 im Quell-PDF
ENBİYA 21:65
Sonra yine kendi kafalarına döndürüldüler: “Vallahi, sen de bilirsin ki, bunlar konuşamazlar.”
Seite 401 im Quell-PDF
ENBİYA 21:66
İbrahim dedi: “Siz Allah’ı bırakıp da size hiçbir şekilde yarar sağlamayan, zarar veremeyen şeylere mi tapıyorsunuz?”
Seite 401 im Quell-PDF
ENBİYA 21:67
“Yuh size ve Allah’ı bırakıp da taptıklarınıza! Siz hala aklınızı kullanmayacak mısınız?”
Seite 401 im Quell-PDF
ENBİYA 21:68
Dediler: “Yakın bunu! Eğer birşey yapacak kişilerseniz, ilahlarınıza yardım edin.”
Seite 401 im Quell-PDF
ENBİYA 21:69
Biz de şöyle dedik: “Ey ateş, İbrahim’e serin ol, selam ol.”
Seite 401 im Quell-PDF
ENBİYA 21:70
Ona tuzak kurmak istediler de biz onları hüsranın en beterine uğrayanlar yaptık.
Seite 401 im Quell-PDF
ENBİYA 21:71
Biz onu da Lut’u da kurtarıp içinde alemlere bereketler sakladığımız toprağa ulaştırdık.
Seite 401 im Quell-PDF
ENBİYA 21:72
Ona İshak’ı bağışladık, ayrıca Yakub’u da hediye ettik. Hepsini barış ve iyilik için çalışan insanlar yaptık.
Ondan sonra da Allah’ın emriyle, Ali (a.s) Allah’ın belirleyip farz kıldığı şekilde imamlık görevini üstlendi. Böylece onun soyundan Allah’ın ilim ve iman verdiği seçkin kimseler bu görevi üstlendiler. İşte şu ayette onlara işaret edilmiştir: Şu hâlde imamlık kıyamet gününe kadar Ali’nin (a.s) evlatlarına özgü bir görev olarak kalacaktır. Çünkü Muhammed’den (s.a.a) sonra peygamber gelmeyecektir. Öyleyse şu cahiller, nasıl imam seçebilirler? İmamlık peygamberlerin üstlendikleri bir görev ve vasilerin mirasıdır, şu cahiller mi onu tayin edecekler? İmamlık, Allah’ın ve Rasulullah’ın (s.a.a) hilafetidir. Emîrü’l-Müminin’in (a.s) makamı, Hasan ve Hüseyn’in (a.s) mirasıdır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 357 · Referenz: Enbiya, 72-73
ENBİYA 21:73
Onları, bizim buyruğumuzla yol alan önderler yaptık. Onlara iyilikler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, yalnız bize kulluk ediyorlardı.
Ondan sonra da Allah’ın emriyle, Ali (a.s) Allah’ın belirleyip farz kıldığı şekilde imamlık görevini üstlendi. Böylece onun soyundan Allah’ın ilim ve iman verdiği seçkin kimseler bu görevi üstlendiler. İşte şu ayette onlara işaret edilmiştir: Şu hâlde imamlık kıyamet gününe kadar Ali’nin (a.s) evlatlarına özgü bir görev olarak kalacaktır. Çünkü Muhammed’den (s.a.a) sonra peygamber gelmeyecektir. Öyleyse şu cahiller, nasıl imam seçebilirler? İmamlık peygamberlerin üstlendikleri bir görev ve vasilerin mirasıdır, şu cahiller mi onu tayin edecekler? İmamlık, Allah’ın ve Rasulullah’ın (s.a.a) hilafetidir. Emîrü’l-Müminin’in (a.s) makamı, Hasan ve Hüseyn’in (a.s) mirasıdır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 357 · Referenz: Enbiya, 72-73
ENBİYA 21:74
Lut’a da hükümranlık ve ilim verdik. Onu, pislikler üretip duran bir kentten kurtardık. O kent halkı yoldan çıkmış kötü bir kavimdi.
Seite 402 im Quell-PDF
ENBİYA 21:75
Onu rahmetimizin içine soktuk. O, barış ve iyilik için çalışanlardandı.
Seite 402 im Quell-PDF
ENBİYA 21:76
Nuh’a gelince, o da daha önce bize yakarmıştı. Yakarışına cevap verdik de onu ve ailesini, o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Seite 402 im Quell-PDF
ENBİYA 21:77
Ona, ayetlerimizi yalanlayan topluluğa karşı yardım ettik. Kötülüğün toplumuydu onlar. Hepsini birden batırıp boğduk.
Seite 402 im Quell-PDF
ENBİYA 21:78
Ve Davud ile Süleyman… Hani, halkın davarının yayıldığı ekinler hakkında hüküm veriyorlardı da biz hükümlerine tanıklar olmuştuk.
Seite 402 im Quell-PDF
ENBİYA 21:79
Onu Süleyman’a derhal kavrattık. Herbirine hükümdarlık ve bilgi verdik. Davud’a dağları boyun eğdirdik. Kuşlarla beraber tespih ediyorlardı. Yapmak isteyince yapanlarız biz.
Seite 402 im Quell-PDF
ENBİYA 21:80
Ona, sizi, sizin şiddetinizden koruyacak olan, zırh yapma sanatını öğrettik. Peki siz şükrediyor musunuz?
Seite 402 im Quell-PDF
ENBİYA 21:81
Ve Süleyman’a kasırgayı boyun eğdirdik. İçini bereketlerle doldurduğumuz toprağa doğru onun emriyle akıp giderdi. Herşeyi bilenleriz biz.
Seite 402 im Quell-PDF
ENBİYA 21:82
Kendisi için dalgıçlık eden, daha başka iş de yapan bazı şeytanları da onun emrine verdik. Biz onları koruyup gözetiyorduk.
Seite 403 im Quell-PDF
ENBİYA 21:83
Ve Eyyub… Rabbine şöyle yakarmıştı: “Dert gelip çattı bana, sen rahmet edenlerin en merhametlisisin.”
Seite 403 im Quell-PDF
ENBİYA 21:84
Hemen cevap verdik ona, kendisindeki derdi kaldırdık. Tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir hatırlatma olarak, ona ailesini ve beraberlerinde benzerlerini de verdik.
Seite 403 im Quell-PDF
ENBİYA 21:85
İsmail, İdris, Zülkifl, hepsi sabredenlerdendi.
Seite 403 im Quell-PDF
ENBİYA 21:86
Hepsini rahmetimize soktuk. Onlar barış ve iyilik için çalışanlardandı.
Seite 403 im Quell-PDF
ENBİYA 21:87
Ve Zünnun. Hani kızarak gitmişti de ona asla güç yetiremeyeceğimizi sanmıştı. Sonra, karanlıkların bağrında şöyle yakardı: “Senden başka ilah yok, tespih ederim seni. Kuşkusuz, ben zalimlerden oldum.”
Sonra şöyle buyurdu: Allah Teâlâ’nın Kitabını okudun mu: “Kim tevekkül ederse, Allah ona yeter.”(1) “Şükrederseniz artırırım.”(2) “Benden İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Dört şeyden endişeli olduğu hâlde dört şeye sığınmayan kimseye hayret ediyorum: Korkan kimse neden Allah’ın şu buyruğuna sığınmıyor, hayret ediyorum: “Allah bize yeter ve O ne güzel vekildir.” Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyurmaktadır: “Bundan dolayı Allah'tan Gam ve kedere boğulan bir kimsenin Allah’ın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Senden başka Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyuruyor: “Biz Hileye uğrayan kimsenin Allah Teâlâ’nın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Ben işimi Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları görür.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 410 · Referenz: Enbiya, 87- 88
ENBİYA 21:88
Hemen imdadına yetiştik. Gamdan kurtardık onu. İnananları işte böyle kurtarırız biz.
Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyurmaktadır: “Bundan dolayı Allah'tan Gam ve kedere boğulan bir kimsenin Allah’ın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Senden başka Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyuruyor: “Biz Hileye uğrayan kimsenin Allah Teâlâ’nın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Ben işimi Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları görür.” Çünkü Allah Teâlâ onun peşinden şöyle buyurmaktadır: “Allâh onu, Dünya ve dünya ziynetini isteyen bir kimsenin Allah
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 410 · Referenz: Enbiya, 87- 88
ENBİYA 21:89
Ve Zekeriyya. Hani Rabbine yakarmıştı: “Rabbim, beni yapayalnız, bir başıma bırakma. Sen, mirasçıların en hayırlısısın.”
Seite 403 im Quell-PDF
ENBİYA 21:90
Kendisine hemen cevap vermiş, Yahya’yı ona hediye etmiş, karısını kendisi için doğurmaya elverişli hale getirmiştik. Onlar, hayırlarda yarışırlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı. Onlar, bize ürpererek saygı gösterirlerdi.
Seite 403 im Quell-PDF
ENBİYA 21:91
Ve o, ırzını titizlikle koruyan kadın. Onun bağrına ruhumuzdan üfledik de kendisini ve oğlunu alemler için bir mucize yaptık.
Seite 404 im Quell-PDF
ENBİYA 21:92
İşte şu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de Rabbinizim. O halde bana kulluk / ibadet edin.
Seite 404 im Quell-PDF
ENBİYA 21:93
İşlerini aralarında parçaladılar. Hepsi bize dönecekler.
Seite 404 im Quell-PDF
ENBİYA 21:94
Kim inanmış olarak iyilik ve barışa yönelik işlerden birşey yaparsa, onun gayretine nankörlük edilmez. Biz böylesi lehine katiplik ederiz.
Seite 404 im Quell-PDF
ENBİYA 21:95
Helak ettiğimiz bir kente / medeniyete yaşamak haram edilmiştir. Onlar bir daha geri dönemezler.
Seite 404 im Quell-PDF
ENBİYA 21:96
Ye’cuc ve Me’cuc’ün önü açıldığı zaman onlar, her tepeden akın ederler.
Seite 404 im Quell-PDF
ENBİYA 21:97
Hak olan vaat yaklaşmıştır. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalmıştır. “Vay başımıza! Biz bundan gafil bulunuyorduk. Hayır, biz zalimlerdik.” derler.
Seite 404 im Quell-PDF
ENBİYA 21:98
Siz ve Allah dışında kulluk ettikleriniz, cehennem odunusunuz. Hepiniz oraya gireceksiniz.
Seite 404 im Quell-PDF
ENBİYA 21:99
Eğer onlar ilah olsalardı, oraya girmezlerdi. Oysa ki, hepsi orada sürekli kalacaklardır.
Seite 404 im Quell-PDF
ENBİYA 21:100
Onlar için orada derin bir iç çekiş var. Ve onlar orada hiçbir şey işitmezler.
Seite 404 im Quell-PDF
ENBİYA 21:101
Tarafımızdan kendilerine güzellik hazırlananlara gelince, bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.
Seite 405 im Quell-PDF
ENBİYA 21:102
Onun uğultusunu duymazlar. Onlar, gönüllerinin istediği şeyler içinde sürekli yaşayacaklardır.
Seite 405 im Quell-PDF
ENBİYA 21:103
O en büyük korku onları tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılarlar: “Bu size o vaat edilen gününüzdür.”
Seite 405 im Quell-PDF
ENBİYA 21:104
Gün olur göğü, yazı tomarlarını dürer gibi düreriz. İlk yaratılışta başladığımız gibi onu baştan yaparız. Üzerimizde bir vaat olarak biz bunu mutlaka yapacağız.
Seite 405 im Quell-PDF
ENBİYA 21:105
Andolsun, Zikir’den sonra Zebur’da şunu yazmıştık: Yeryüzüne benim iyilik ve barış seven kullarım varis olacaktır.
Seite 405 im Quell-PDF
ENBİYA 21:106
Kuşkusuz, bunda, kulluk eden bir topluluk için kesin bir tebliğ vardır.
Seite 405 im Quell-PDF
ENBİYA 21:107
Ve biz seni ancak alemlere bir rahmet olarak gönderdik.
Seite 405 im Quell-PDF
ENBİYA 21:108
De ki: “Bana şu vahyediliyor: Tanrınız ancak birtek tanrıdır. Peki siz müslümanlar mısınız?”
Seite 405 im Quell-PDF
ENBİYA 21:109
Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Hepinize aynı şekilde, aynı düzeyde açıkladım. Artık bilmiyorum tehdit edildiğiniz şey yakın mıdır, uzak mıdır?”
Seite 405 im Quell-PDF
ENBİYA 21:110
Kuşkusuz O, sözün açığa vurulanını da bilir; saklamakta olduklarınızı da bilir.
Seite 405 im Quell-PDF
ENBİYA 21:111
Bilmiyorum belki de o, sizin için bir fitnedir. Belirli bir süreye kadar bir nimetlendirmedir.
Seite 406 im Quell-PDF
ENBİYA 21:112
Resul şöyle yakardı: “Rabbim, hak ile hükmet. Bizim Rabbimiz Rahman’dır. Sizin nimetlendirmelerinize karşı yardımına başvurulandır, Müstean’dır.”
Seite 406 im Quell-PDF
22. HAC 78 Ayet
HAC 22:1
Ey insanlar! Rabbinizden korkun. Çünkü kıyamet saatinin zelzelesi gerçekten çok büyük birşeydir.
Seite 407 im Quell-PDF
HAC 22:2
Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın, emzirdiğinden vazgeçer ve her gebe kadın taşıdığını düşürür. Sen o gün insanları sarhoşlar halinde görürsün; oysa ki onlar sarhoş değillerdir, ama Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
Seite 407 im Quell-PDF
HAC 22:3
İnsanlardan bazıları vardır, hiçbir ilme sahip olmadan Allah konusunda mücadele eder ve her inatçı-kaypak şeytanın ardısıra gider.
Seite 407 im Quell-PDF
HAC 22:4
O şeytan üzerine şöyle yazılmıştır: Kim buna dost olursa muhakkak o onu saptırır ve onu, alevi zorlu ateşin azabına götürür.
Seite 407 im Quell-PDF
HAC 22:5
Ey insanlar! Ölümden sonra dirilme konusunda kuşku içinde olabilirsiniz. Ama şu bir gerçek ki, biz sizi bir topraktan, sonra bir spermden, sonra bir embriyodan / döllenmiş bir karışımdan, sonra ne olduğu kısmen belirli, kısmen belirsiz bir et parçasından yarattık ki, size açık-seçik beyanda bulunalım. Ve sizi rahimlerde, belirlenen bir süreye kadar dilediğimiz şekilde bekletiyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz. Daha sonra da tam kuvvetinize ulaşmanızı sağlıyoruz. Bununla birlikte içinizden bir kısmı öldürülüyor, yine içinizden bir kısmı ilimden sonra bir şey bilmesin diye ömrün en basit ve düşük noktasına geri gönderiliyor. Yeryüzünü de sönmüş kül halinde görürsün. Nihayet onun üzerine suyu indirdiğimizde titrer, kabarır ve her güzel / bereketli çiftten bir şeyler bitirir.
Seite 407 im Quell-PDF
HAC 22:6
Bu böyledir, çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O, ölüleri diriltiyor ve O, herşey üzerinde kudretiyle egemendir.
Seite 408 im Quell-PDF
HAC 22:7
Ve saat mutlaka gelecektir. Kuşku yok onda. Ve Allah kabirlerdeki şuurlu varlıkları diriltecektir.
Seite 408 im Quell-PDF
HAC 22:8
İnsanlar içinde öylesi vardır ki, Allah konusunda ilimsiz, kılavuzsuz ve aydınlık getiren bir kitaba sahip olmaksızın mücadele edip durur.
Seite 408 im Quell-PDF
HAC 22:9
Yanını eğip bükerek uğraşır ki, Allah yolundan saptırıversin. Böyle kişiye dünyada bir yüzkarası öngörülmüştür. Ve kıyamet günü biz ona, o kasıp kavuran yangının azabını tattıracağız.
Seite 408 im Quell-PDF
HAC 22:10
“Al, işte bu, iki elinin önden gönderdiğidir. Şu bir gerçek ki, Allah kullara asla zulmedici değildir.”
Ehl-i Beyt’in cebircilerle mücadelesi de göz alıcı ve çeşitli boyutlara sahipti. İmam Ali Nakî (a.s) cebir ve tefviz konusunda Ehl-i Beyt’in görüşünü açıklamak amacıyla yazmış olduğu genişçe risalesinin bir bölümünde cebir görüşünü şöyle beyan etmektedir: İnananın hatadan kurtulamayacağı cebir akidesine gelince; bu inanç Allah Teâlâ’nın, kulları günah işlemeye mecbur kılıp, bununla birlikte onlara azap edeceğini sanan kimselerin inancıdır. Kim böyle düşünürse, Allah'ı hükmünde zalim bilmiş olur ve O'nun şu sözünü yalanlamış ve reddetmiştir: "Rabbin hiçbir kimseye zulmetmez."(1) Yine başka bir ayette cehennem ehline hitap olarak şöyle buyurmaktadır: "Bu (azap) da, senin ellerinin önceden takdim ettiği (hazırladığı) şeydir. Hiç şüphe yok ki Allah, kulları için zulmedici değildir."(2) Yine diğer bir ayette de şöyle buyurmaktadır: "Şüphe yok ki Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanların kendileri kendilerine zulmederler.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 346 · Referenz: Hac, 10
HAC 22:11
İnsanlardan bazıları da Allah’a kıyıdan kıyıya ibadet ederler. Kendisine bir hayır isabet ettiğinde, onunla tatmin bulup yatışır; kendisine bir fitne, bir deneme gelip çattığında yüzüstü geri dönüverir. Dünyada da kayba uğramıştır böylesi, ahirette de. Apaçık hüsranın ta kendisi işte budur.
Seite 409 im Quell-PDF
HAC 22:12
Allah’ı bırakır da kendisine zarar veremeyecek, yarar sağlamayacak şeylere kulluk eder. Dönüşü olmayan sapıklığın ta kendisidir bu.
Seite 409 im Quell-PDF
HAC 22:13
Zararı yararından daha yakın olan kişiye yalvarır / davet eder. Ne kötü bir destekçidir o, ne kötü bir efendidir!
Seite 409 im Quell-PDF
HAC 22:14
Allah, iman edip iyilik ve barışa yönelik işler yapanları altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Allah, dilediğini yapar.
Seite 409 im Quell-PDF
HAC 22:15
Kim Allah’ın dünyada ve ahirette kendisine yardım etmeyeceğini sanıyorsa; bir sebeple göğe uzansın, sonra öteki ilişkilerini kesssin de bakıversin: Oyunu, öfkelendiği şeyleri gerçekten giderecek mi?
Seite 409 im Quell-PDF
HAC 22:16
Biz onu, böylece açık-seçik ayetler halinde indirdik. Kuşkusuz, Allah dilediğine kılavuzluk eder.
Seite 409 im Quell-PDF
HAC 22:17
İman edenler, Yahudiler, Sabiiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve şirke sapanlar arasında Allah, kıyamet günü ayrım yapacaktır. Allah, herşey üzerine Şehid’dir, tanıktır.
Seite 410 im Quell-PDF
HAC 22:18
Görmedin mi ki göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah’a secde ediyor. Birçoğunun da üzerine azap hak olmuştur. Allah’ın hakir kıldığına ikramda bulunan olmaz. Allah dilediğini yapar.
Seite 410 im Quell-PDF
HAC 22:19
İşte şu iki hasım, Rableri hakkında çekişip durmuşlardır. Sonuçta küfre sapanlar için ateşten giysi biçilmiştir. Başlarının üstünden de kaynar su dökülmektedir.
Seite 410 im Quell-PDF
HAC 22:20
Bu suyla, karınlarının içindekiler ve derileri eritilir.
Seite 410 im Quell-PDF
HAC 22:21
Bunlar için bir de demirden kamçılar var.
Seite 410 im Quell-PDF
HAC 22:22
Istırap yüzünden oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri döndürülürler: “Tadın şu yangın azabını!”
Seite 410 im Quell-PDF
HAC 22:23
Allah, iman edip iyilik ve barışa yönelik işler yapanları, altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Orada, altından bilezikler ve inciyle süsleneceklerdir. Ve orada giysileri ipektir.
Seite 410 im Quell-PDF
HAC 22:24
Sözün güzeline ve tatlısına ulaştırılmışlardır; Hamid olan Allah’ın yoluna ulaştırılmışlardır.
Seite 410 im Quell-PDF
HAC 22:25
Küfre sapanlar, Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Hem sürekli içinde kalan hem dışarıdan gelen tüm insanlar için oluşturduğumuz Mescid-i Haram’dan da geri çeviriyorlar. Kim orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona acıklı bir azabı tattıracağız.
Seite 411 im Quell-PDF
HAC 22:26
Bir zamanlar İbrahim için, Beytullah’ın yerini, şöyle diyerek hazırlamıştık: Bana hiçbir şeyi ortak koşma, evimi; tavaf edenler, kıyamda duranlar, rüku-secde edenler için temizle.
Seite 411 im Quell-PDF
HAC 22:27
İnsanlar için de haccı ilan et ki, gerek yaya olarak gerekse derin vadilerden gelerek, yorgunluktan incelmiş binitler üzerinde sana ulaşsınlar.
Seite 411 im Quell-PDF
HAC 22:28
Kendilerie ait bir takım yararlara tanık olsunlar. Kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belirli günlerde Allah’ın adını ansınlar. İşte bunlardan yiyin, sıkıntı içindeki fakiri de doyurun.
Seite 411 im Quell-PDF
HAC 22:29
Sonra, kirlerini atsınlar, adaklarını yerine getirsinler, Beytullah’ı tavaf etsinler.
Seite 411 im Quell-PDF
HAC 22:30
İşte böyle. Kim Allah’ın yasaklarına saygılı olursa bu, Rabbi katında kendisi için çok hayırlı olur. Karşınızda okunarak açıklananlar hariç, tüm hayvanlar size helal kılınmıştır. Artık putların pisliğinden, yalan sözden uzak durun;
Seite 411 im Quell-PDF
HAC 22:31
Allah’a ortak koşmadan, hanifler olarak… Allah’a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.
Seite 412 im Quell-PDF
HAC 22:32
İşte böyle. Kim Allah’ın kutsallık nişanı yaptığı şeyleri yüceltirse bu yaptığı, gönüllerin takvasındandır.
Seite 412 im Quell-PDF
HAC 22:33
Onlarda sizin için, belirli bir süreye kadar yararlar vardır. Sonunda onların varacakları yer Beytullah’tır.
Seite 412 im Quell-PDF
HAC 22:34
Biz her ümmet için bir kurban yeri / bir kurban kesme tarzı belirlemişizdir ki, kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üstüne Allah’ın ismini ansınlar. Sizin tanrınız birtek tanrıdır; o halde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllü, saygılı kişileri muştula.
Seite 412 im Quell-PDF
HAC 22:35
Onlar öyle insanlardır ki, Allah anıldığında kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namazı gözetirler. Ve kendilerine sunduğumuz rızıktan infak ederler.
Seite 412 im Quell-PDF
HAC 22:36
Biz o büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın kutsallık nişanları arasına koyduk. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar ayakları üzerine sıralanmış halde dururken, üzerlerine Allah’ın ismini anın. Yanları yere yaslandığı zaman da onlardan yiyin; isteyen yoksulu da istemeyen yoksulu da doyurun. Allah o hayvanları sizin hizmetinize verdi ki, şükredebilesiniz.
Seite 412 im Quell-PDF
HAC 22:37
Onların ne etleri ne de kanları Allah’a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O’na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirdi ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah’ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver.
Seite 413 im Quell-PDF
HAC 22:38
Allah, iman edenleri savunur. Şu da kuşkusuz ki, Allah hiçbir haini, hiçbir nankörü sevmez.
Seite 413 im Quell-PDF
HAC 22:39
Kendilerine savaş açılanlara savaşma izni verilmiştir. Çünkü onlar zulme uğratıldılar. Allah onlara yardıma elbette kadirdir.
Seite 413 im Quell-PDF
HAC 22:40
Onlar sırf, “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler her halde yerle bir edilirdi. Allah, kendisine yardım edene elbette Kavi’dir, Aziz’dir.
Seite 413 im Quell-PDF
HAC 22:41
Onlar o kişilerdir ki eğer kendilerini yeryüzünde imkan ve güç sahibi yapsak namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar. Tüm iş ve oluşlar Allah’a varır.
Seite 413 im Quell-PDF
HAC 22:42
Eğer seni yalanlıyorlarsa bilesin ki, senden önce Nuh kavmi de Ad da, Semud da yalanladı.
Seite 413 im Quell-PDF
HAC 22:43
İbrahim’in kavmi de Lut’un kavmi de…
Seite 413 im Quell-PDF
HAC 22:44
Medyen halkı da. Musa da yalanlanmıştı da ben, inkarcılara biraz süre vermiş sonra hepsini yakalamıştım. Nasılmış benim azabım!
Seite 414 im Quell-PDF
HAC 22:45
Zalim olduğu için helak ettiğimiz nice kent / medeniyet var ki, şimdi duvarları, tavanları üzerine çökmüş halde ıpıssız. Nice kullanılmaz olmuş kuyular ve nice terk edilmiş görkemli saraylar var.
Seite 414 im Quell-PDF
HAC 22:46
Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Şu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki gönüller körleşir.
Seite 414 im Quell-PDF
HAC 22:47
Senden aceleyle azabı istiyorlar: Allah, vaadine asla ters düşmez. Şu da bir gerçek ki Rabbinin katındaki bir gün, sizin saymakta olduğunuzun bin yılı gibidir.
Seite 414 im Quell-PDF
HAC 22:48
Nice kent / medeniyet var ki, zulme saptığı halde, ona süre tanıdım. Ama sonra kendisini enseledim. Dönüş yalnız banadır.
Seite 414 im Quell-PDF
HAC 22:49
De ki: “Ey insanlar, ben sizin için açık bir uyarıcıdan başkası değilim.”
Seite 414 im Quell-PDF
HAC 22:50
İman edip iyilik ve barışa yönelik işler yapanlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.
Seite 414 im Quell-PDF
HAC 22:51
Ayetlerimizi işe yaramaz kılmak için gayret gösterenlere gelince, onlar cehennemin dostlarıdır.
Seite 414 im Quell-PDF
HAC 22:52
Biz senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, o birşey dilediğinde, şeytan onun düşünce ve dileği içine birşey atmış olmasın. Ama Allah, şeytanın attığını siler, sonra kendi ayetlerini muhkemleştirir. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
Seite 414 im Quell-PDF
HAC 22:53
Bu, Allah’ın; şeytanın attığını, kalplerinde hastalık olanlara, gönülleri katılaşanlara bir fitne yapması içindir. Zalimler, geri dönülmez bir ayrılık ve kopuş içindedirler.
Seite 415 im Quell-PDF
HAC 22:54
Kendilerine ilim verilenler onun, senin Rabbinden bir hak olduğunu bilsinler, ona inansınlar da kalpleri ona saygı duysun diye böyle yapılmıştır. Şu bir gerçek ki Allah Hadi’dir, iman edenleri dosdoğru yola mutlaka ulaştıracaktır.
Seite 415 im Quell-PDF
HAC 22:55
İnkar edenler ise kıyamet ansızın başlarına patlayıncaya kadar, yahut kısır bir günün azabı kendilerine gelip çatıncaya kadar, o Kur’an’dan yana kuşku içinde olmaya devam edecekler.
Seite 415 im Quell-PDF
HAC 22:56
O gün mülk ve yönetim Allah’ındır. Aralarında O hüküm verecektir. İman edip iyilik ve barışa yönelik işler yapanlar, nimetlerle dolu cennetlerde olacaklardır.
Seite 415 im Quell-PDF
HAC 22:57
İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar için aşağılayıcı bir azap öngörülmüştür.
Seite 415 im Quell-PDF
HAC 22:58
Allah yolunda hicret edip sonra da öldürülen yahut ölenleri, Allah güzel bir rızıkla mutlaka rızıklandıracaktır. Allah, rızık verenlerin elbette ki en hayırlısıdır.
Seite 415 im Quell-PDF
HAC 22:59
Onları, razı olacakları bir yere elbette sokacaktır. Allah elbette ki, Alim’dir, Halim’dir.
Seite 415 im Quell-PDF
HAC 22:60
İşte böyle. Kim uğratıldığı cezanın aynısıyla ceza edip de zulüm ve saldırganlığa uğrarsa, Allah ona mutlaka yardım edecektir. Allah, elbette ki Afüvv’dür, Gafur’dur.
Seite 416 im Quell-PDF
HAC 22:61
İşte böyle. Allah geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Allah Semi’dir, Basir’dir.
Seite 416 im Quell-PDF
HAC 22:62
Evet böyledir! Çünkü Allah Hakk’ın ta kendisidir. O’nun dışında yalvarıp çağırdıkları ise batılın ta kendisidir. Hiç kuşkusuz, Allah Aliyy’dir, Kebir’dir.
Seite 416 im Quell-PDF
HAC 22:63
Görmedin mi Allah gökten bir su indirdi de, onun sayesinde yer, yemyeşil hale geliyor. Allah Latif’tir, Habir’dir.
Seite 416 im Quell-PDF
HAC 22:64
Göklerde ne var yerde ne varsa O’nundur. Allah, Gani olanın da Hamid olanın da ta kendisidir.
Seite 416 im Quell-PDF
HAC 22:65
Görmedin mi, Allah yeryüzündekileri ve denizde O’nun emriyle akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi. O’nun izni olmaksızın yerkürenin üstüne düşmemesi için göğü O tutuyor. Allah, insanlara karşı elbette Rauf, Rahim’dir.
Seite 416 im Quell-PDF
HAC 22:66
Size hayat veren O’dur. Sonra sizi öldürüyor; sonra diriltecektir sizi. Gerçek olan şu ki, insan tam bir nankördür.
Seite 416 im Quell-PDF
HAC 22:67
Her ümmet için biz, bir ibadet şekli / bir ibadet yeri belirledik; onlar, onu izlerler. Artık bu iş konusunda seninle çekişmesinler. Sen de Rabbine davet et / dua et. Sen, elbette ki şaşırtmadan yol aldıran bir kılavuzun ardındasın.
Seite 416 im Quell-PDF
HAC 22:68
Seninle mücadele ederlerse şöyle de: “Yapmakta olduklarınızı Allah daha iyi bilir.”
Seite 417 im Quell-PDF
HAC 22:69
Allah, tartışmakta olduğunuz konuda kıyamet günü aranızda hüküm verecektir.
Seite 417 im Quell-PDF
HAC 22:70
Bilmedin mi ki; Allah gökte ne var, yerde ne varsa hepsini bilir. Bunların tümü bir Kitap’tadır. Bütün bunlar Allah için çok kolaydır.
Seite 417 im Quell-PDF
HAC 22:71
Allah’tan ayrı olarak, hakkında O’nun hiçbir kanıt indirmediği şeye kulluk ediyorlar. Kendilerinin de onunla ilgili bir ilmi yoktur. O zalimlerin yardımcısı olmayacaktır.
Seite 417 im Quell-PDF
HAC 22:72
Onlara açık-seçik ayetlerimiz okunduğunda, o küfre sapanların yüzlerinde bir hoşnutsuzluk / yadsıma görürsün. Kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracak olurlar. De ki: “Size şu yaptığınızdan daha kötü birşey haber vereyim mi: Ateş! Allah onu inkarcılara vaat etmiştir. Ne kötü dönüş yeridir o.”
Seite 417 im Quell-PDF
HAC 22:73
Ey insanlar! Size bir örnek verildi; onu dinleyin. O Allah’ın yanında yakarıp durduklarınız var ya, hepsi bir araya toplansalar bir sinek bile yaratamazlar. Sinek onlardan birşey kapacak olsa, bunu bile ondan geri alamazlar. İsteyen de aciz, istenen de…
Seite 417 im Quell-PDF
HAC 22:74
Allah’ı, şanına yaraşır biçimde takdir edemediler. Allah elbette Kavi’dir, Aziz’dir.
Seite 418 im Quell-PDF
HAC 22:75
Allah, meleklerden de resuller seçer, insanlardan da. Şüphesiz ki, Allah Semi’ ve Basir’dir.
(s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Âdem, ruhla cisim arasında iken (yani cismi hazır olmasına rağmen ona daha ruh üfürülmemişken) ben peygamber idim.” Yahya b. Eksem: Yine Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Ne zaman vahiy benden kesilse vahyin Hattab (Ömer’in babası) ailesine nazil olduğunu (risalet makamının benden onlara intikal ettiğini) zannederdim.” İmam Cevad (a.s): Bu da doğru değildir. Zira Peygamber’in (s.a.a) kendi peygamberliğinden şüphe etmesi mümkün değildir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da.”(1) O hâlde peygamberliğin, Allah’ın seçtiği kimseden, kendisine şirk koşan kimseye intikal etmesi nasıl mümkün olabilir? Yahya b. Eksem: Nakledildiğine göre Peygamber (s.a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 312 · Referenz: Hac, 75
HAC 22:76
Onların, önden gönderdiklerini de bilir, arkaya bıraktıklarını da. İş ve oluşlar Allah’a döndürülür.
Seite 418 im Quell-PDF
HAC 22:77
Ey iman edenler! Rüku edin, secde edin; Rabbinize ibadet edin, hayır işleyin ki kurtulabilesiniz.
Seite 418 im Quell-PDF
HAC 22:78
Allah uğrunda ona yaraşır bir gayretle didinin. O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır. Babanız İbrahim’in dinini esas alın. Allah sizi, önceden de şu Kitap’ta da “müslümanlar” diye adlandırdı ki, resul sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız. O halde namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın. O’dur sizin Mevla’nız. Ne güzel Mevla’dır O, ne güzel yardımcıdır O!
Seite 418 im Quell-PDF
23. MÜMİNUN 118 Ayet
MÜMİNUN 23:1
Hiç kuşku yok, kurtulmuştur müminler.
Seite 418 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:2
Namazlarında huşu sahipleridir onlar.
Seite 418 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:3
Boş uğraş ve lüzumsuz sözden yüz çevirmişlerdir onlar.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:4
Zekatı vermek için faaliyettedir onlar.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:5
Cinsiyet organlarını koruyanlardır onlar.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:6
Eşleri yahut akitleri aracılığıyla sahip bulundukları müstesnadır. Bu durumda kınanmış değillerdir onlar.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:7
Kim bundan ötesini isterse, işte onlar, sınırı aşanlardır.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:8
O müminler, emanetlerine, ahitlerine saygı duyup sahip çıkanlardır.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:9
Namazlarını korumaya devam ederler onlar.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:10
İşte bunlardır mirasçı olanlar;
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:11
Ki, Firdevs cennetine mirasçı olurlar, onda sonsuza dek kalırlar.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:12
Yemin olsun ki, biz insanı topraktan oluşan bir özden yarattık.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:13
Sonra onu çok dayanıklı bir damlacık yaptık.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:14
Sonra o damlacığı bir emriyoya dönüştürdük, sonra o embriyoyu bir et parçası haline getirdik, nihayet o kemiğe de bir et giydirdik. Sonra onu bir başka yaradılışta yeniden kurduk. Yaratıcıların en güzeli Allah’ın kudret ve sanatı ne yücedir.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:15
Sonra siz bütün bunların ardından mutlaka öleceksiniz.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:16
Sonra siz kıyamet gününde yeniden diriltileceksiniz.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:17
Andolsun, biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Ve biz yaratılıştan / yaratılmışlardan gafil de değiliz.
Seite 419 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:18
Gökten belli bir ölçüde su indirdik de onu yeryüzünde durdurduk. Elbette ki biz, onu gidermeye de gücü yetenleriz.
Seite 420 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:19
Onunla size hurmalardan ve üzümlerden bahçeler yetiştirdik, onlarda sizin için birçok meyvalar vardır; onlardan yiyorsunuz.
Seite 420 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:20
Ve bir ağaç da yetiştirdik ki, Tur-i Sina’dan çıkar, yağlı olarak biter; yiyenlere katıktır.
Seite 420 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:21
Davarlarda da sizin için elbette bir ibret vardır. Onların karınlarındakilerden size içiriyoruz. Onlarda sizin için birçok yarar var. Onlardan yiyorsunuz da.
Seite 420 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:22
Hem onlar üzerinde hem de gemiler üzerinde taşınıyorsunuz.
Seite 420 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:23
Andolsun, Nuh’u toplumuna resul olarak gönderdik de o şöyle dedi: “Ey toplumum! Allah’a kulluk / ibadet edin. O’ndan başka tanrınız yok sizin. Hala korunmayacak mısınız?”
Seite 420 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:24
Toplumu içinden inkarcı kodaman grup şöyle dedi: “Bu adam, sizin gibi bir insandan başka şey değil; size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, melekler indirirdi. Biz ilk atalarımız arasında böyle birşey duymadık.”
Seite 420 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:25
“Cinnet getirmiş bir adamdan başkası değildir o. Belli bir süreye kadar göz altında tutun onu.”
Seite 420 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:26
Nuh şöyle yakardı: “Rabbim, beni yalanlamaları karşısında yardım et bana.”
Seite 421 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:27
Bunun üzerine biz Nuh’a şöyle vahyettik: “Gözlerimizin önünde ve vahyimize uygun olarak gemiyi yap. Emrimiz gelip tandır kaynayınca, ailenle birlikte her türden iki çifti gemiye sok. İçlerinden, haklarında daha önce hüküm verilmiş olanları dışta bırak. Zulmetmiş olanlar hakkında bana yakarıp durma. Onlar kesinlikle boğulacaklardır.”
Seite 421 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:28
Sen, yanındakilerle birlikte geminin üzerine çıktığında şöyle de: “Zalimler topluluğundan bizi kurtaran Allah’a hamd olsun.”
Seite 421 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:29
Şunu da söyle: “Rabbim, beni bereketli bir yere indir. Sen, konuk ağırlayanların en hayırlısısın.”
Seite 421 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:30
Biz onları imtihan ediyor idiysek de bunda elbette ibretler vardır.
Her kim Allah’a tutunursa Allah da onu tutar. Ve her kim Allah’a onun istediği yönden yaklaşır ve O’na tutunursa; gök, yerin üzerine düşse veyahut bütün yeryüzü ehline bir bela gelse de herkesi o bela kuşatsa, ona bir kötülük ulaşmaz. Çünkü o, takva ile Allah’ın hizbine girmiştir ve her türlü beladan korunmuştur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuyor mu: “Doğrusu muttakiler, emin İmtihan, İlahî Sünnet İmam Ali (a.s), Nehcü’l-Belâğa’da şöyle buyuruyor. Ey insanlar! Size öyle bir zaman gelecek ki, tabak içindekiyle nasıl ters yüz oluyorsa İslam da öyle ters yüz olacak. Ey insanlar! Allah size zulmetmekten sizi korumuştur; fakat sizi imtihan etmekten korumamıştır. Yüce bir söyleyen olan Allah şöyle buyurmuştur: “Bu olayda nice ibretler vardır. Gerçekten biz pek sınayıcıyız.”(3) / (4) İnsanın Kişiliğinin Amel İle Şekillenmesi İmam Muhammed Bâkır (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 412 · Referenz: Müminun, 30
MÜMİNUN 23:31
Sonra onların ardından başka bir nesil oluşturduk.
Seite 421 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:32
Onlara da içlerinden şu yolda tebliğde bulunan bir resul gönderdik: Allah’a kulluk / ibadet edin. O’ndan başka tanrınız yok sizin. Hala ürpermiyor musunuz?
Seite 421 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:33
Toplumunun, dünya hayatında servet ve refaha ulaştırdığımız halde inkara sapıp ahiretteki buluşmayı yalanlayan kodaman takımı şöyle dedi: “Bu adam, sadece sizin gibi bir insan; yemekte olduğunuzdan yiyor, içmekte olduğunuzdan içiyor.”
Seite 421 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:34
“Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, o taktirde mutlaka hüsrana uğrayanlar olursunuz.”
Seite 422 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:35
“Size, ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra tekrar meydana çıkarılacağınızı mı vaat ediyor?”
Seite 422 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:36
“Heyhat! Size vaat edilen o şey ne kadar uzak.”
Seite 422 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:37
“Hayat, şu dünya hayatımızdan başkası değildir. Ölürüz, yaşarız ama biz tekrar diriltilecek değiliz.”
Seite 422 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:38
“O, yalan düzüp Allah’a iftira eden bir adamdan başkası değil. Biz ona inanmıyoruz.”
Seite 422 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:39
O peygamber şöyle yakardı: “Rabbim, beni yalanlamaları karşısında yardım et bana.”
Seite 422 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:40
Allah buyurdu: “Biraz sonra kesinlikle pişman olacaklar.”
Seite 422 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:41
Nihayet o korkunç titreşimli ses onları tam bir biçimde yakaladı da hepsini sel süprüntüsü haline getirdik. Dönmeze gitsin o zalimler topluluğu!
Seite 422 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:42
Sonra onların arkasından başka nesiller oluşturduk.
Seite 422 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:43
Hiçbir ümmet ne süresinden ileri geçebilir ne de geri kalır.
Seite 422 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:44
Sonra resullerimizi ardarda gönderdik. Hangi ümmete resulü geldiyse onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardınca yuvarladık ve hepsini birer efsane yaptık. Dönmeze gitsin iman etmeyen bir topluluk!
Seite 422 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:45
Sonra Musa ile kardeşi Harun’u mucizelerimizle, açık bir kanıtla gönderdik;
Seite 423 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:46
Firavun’a ve kodamanlarına. Ancak kibre saptılar, çünkü kendilerini büyük gören bir topluluktu onlar.
Seite 423 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:47
Şöyle dediler: “Kendilerine bağlı toplum bize kulluk-kölelik ederken, biz kalkıp bizim gibi iki insan olan şu adamlara mı inanacağız?”
Seite 423 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:48
İkisini de yalanladılar, böylece helak edilenler arasına katıldılar.
Seite 423 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:49
Yemin olsun, Musa’ya o Kitap’ı vermiştik ki, hidayete erebilsinler.
Seite 423 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:50
Meryem’in oğluyla annesini birer ayet kıldık ve onları oturmaya uygun pınarlı bir tepeye yerleştirdik.
Seite 423 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:51
Ey resuller! Güzel ve temiz şeylerden yiyin ve barışa / hayra yönelik iş yapın. Çünkü ben, yapmakta olduklarınızı çok iyi bilmekteyim.
Seite 423 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:52
İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ve ben de sizin Rabbinizim; o halde benden korkun.
Seite 423 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:53
Fakat onlar işlerini aralarında parçalayıp çeşitli kitaplara ayırdılar. Her hizip, yalnız kendi yanındakiyle sevinip övünmektedir.
Seite 423 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:54
Artık sen onları bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.
Seite 423 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:55
Sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve oğullarla güçlendiriyoruz onları,
Seite 424 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:56
Ve iyiliklerine koşuyoruz. Hayır, farkında olmuyorlar.
Seite 424 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:57
Onlar ki, Rablerine saygıdan titrerler,
Seite 424 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:58
Onlar ki, Rablerinin ayetlerine iman ederler,
Seite 424 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:59
Onlar ki, Rablerine ortak koşmazlar,
Seite 424 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:60
Onlar ki, verdiklerini, Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek verirler;
Seite 424 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:61
İşte bunlar, hayırlarda yarışırlar. Ve hayırlarda önde gidenler de onlardır.
Seite 424 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:62
Biz hiçbir benliğe yaratılış kapasitesinin üstünde görev yüklemeyiz. Bizim katımızda, hakkı söyleyen bir kitap vardır. Onlara haksızlık edilmez.
Seite 424 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:63
Fakat onların kalpleri bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka da işleri vardır ki, hep o işler için çalışmaktadırlar.
Seite 424 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:64
Sonunda, servet ve refahla şımarmışlarını azapla enselediğimizde, hemen bağırıp dövünmeye başlarlar.
Seite 424 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:65
“Bağırıp dövünmeyin bugün, bizim karşımızda kimseden yardım göremezsiniz.”
Seite 424 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:66
“Ayetlerimiz size okunuyordu da siz ökçeleriniz üzerine gerisin geri dönüyordunuz.”
Seite 424 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:67
“Ona karşı büyüklük taslayarak, gece boyunca hezeyanlar savuruyordunuz.”
Seite 424 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:68
Sözü gereğince düşünmediler de ondan mı, yoksa kendilerine ilk atalarına gelmeyen birşey geldi diye mi?
Seite 425 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:69
Yoksa resullerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkar ediyorlar.
Seite 425 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:70
Yoksa, “onda bir cinnet mi var” diyorlar! Hayır, o kendilerine hakkı getirdi ama onların çoğu haktan tiksiniyor.
Seite 425 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:71
Eğer hak onların keyiflerine uysaydı, gökler de yer de bunların içindekiler de kesinlikle fesada uğrardı. Hayır, biz onlara Zikir’lerini getirdik ama onlar Zikir’lerinden yüz çeviriyorlar.
Seite 425 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:72
Yoksa onlardan bir vergi mi istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. Rızık verenlerin en hayırlısıdır O.
Seite 425 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:73
Şu bir gerçek ki, sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.
Seite 425 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:74
Ama ahirete inanmayanlar, o yoldan hep yan çiziyorlar.
Seite 425 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:75
Eğer biz onlara acıyıp da üstlerindeki sıkıntıyı kaldırsaydık, azgınlıkları içinde sersem sersem bocalamaya devam edeceklerdi.
Seite 425 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:76
Yemin olsun biz onları azapla enseledik. Ama yine de Rablerine boyun eğmediler. Sığınıp yakarmıyorlar.
Seite 425 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:77
Nihayet üzerlerine şiddetli bir azabın kapısını açtığımızda hemencecik ümitsizliğe düşüverecekler.
Seite 425 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:78
Allah odur ki; sizin için işitme gücü, gözler ve gönüller oluşturdu. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Seite 426 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:79
Sizi yeryüzünde yaratıp yayan da O’dur. O’nun huzurunda haşredileceksiniz.
Seite 426 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:80
O hayat veriyor, O öldürüyor. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişi O’nun için. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Seite 426 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:81
İşin doğrusu şu: Onlar da öncekilerin söylediği gibi söylediler.
Seite 426 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:82
Dediler ki: “Ölüp, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, gerçekten o zaman mı diriltileceğiz?”
Seite 426 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:83
“Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Öncekilerin masallarından başka birşey değil bu.”
Seite 426 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:84
De ki: “Eğer biliyorsanız, yeryüzü ve içindekiler kimindir?”
Seite 426 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:85
“Allah’ındır.” diyecekler. De ki: “Hala düşünüp ibret almıyor musunuz?”
Seite 426 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:86
Sor: “Yedi göklerin Rabbi ve o büyük arşın Rabbi kimdir?”
Seite 426 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:87
“Allah’tır.” diyecekler. De ki: “Hala korkmuyor musunuz?”
Seite 426 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:88
Şunu da sor: “Eğer biliyorsanız söyleyin. Kimdir o, herşeyin melekutu elinde olan? O koruyup gözeten ama korunup gözetilmeyen?”
Seite 426 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:89
“Allah’tır.” diyecekler. De ki: “Nasıl oluyor da büyüleniyorsunuz?”
Seite 427 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:90
Hayır, hayır! Biz onlara hakkı getirdik ama onlar tam anlamıyla yalancıdırlar.
Seite 427 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:91
Allah, çocuk filan edinmemiştir. O’nunla beraber herhangi bir ilah da yoktur. Eğer böyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını yok ederdi ve mutlaka biri ötekine üstün gelmeye çalışırdı. Allah’ın şanı onların nitelendirmelerinden yücedir, arınmıştır.
Allah Teâlâ iki ilaha inanıp iki ilaha tapanları reddederek şöyle buyurmuştur: “Allah çocuk edinmemiştir. O'nunla Allah buyurmuştur ki: Eğer sizin sandığınız gibi iki ilah olsaydı, bu ikisi ihtilaf ederlerdi. Biri yaratır, diğeri yaratmazdı; biri irade eder, diğeri etmezdi ve her biri diğerine üstün gelmeye çalışırdı. Biri insan yaratmak istediğinde diğeri hayvan yaratmayı isterdi. Bir şeyin aynı anda hem insan ve hem de hayvan olması gerekirdi. Hâlbuki böyle bir şey olmaz. Çünkü böyle bir şey batıldır. O hâlde tedbir ve yaratma birine hastır. Bir programın olması, onun devam etmesi ve programlar arasındaki uyum, yaratanın bir tek varlık olduğunu göstermektedir. Allah Teâlâ’nın buyruğu işte budur: “Allah çocuk edinmemiştir.” “Onlardan biri diğerine üstün gelmeye çalışırdı.”(3) Allah Teâlâ’nın İlmi Kelam ilminde, Allah Teâlâ’nın ilmi hakkında çeşitli konular ele alınmıştır. Örneğin: Allah Teâlâ’nın ilminin gayrimümkün
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 338 · Referenz: Mü’minun, 91
MÜMİNUN 23:92
Gözle görülmeyeni de görüleni de bilendir O. Uzaktır onların ortak koştuklarından.
Seite 427 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:93
De ki: “Rabbim, tehdit edildikleri şeyi bana mutlaka göstereceksen,
Seite 427 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:94
Beni o zalimler topluluğunun içinde tutma Rabbim.”
Seite 427 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:95
Biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi sana göstermeye elbette kadiriz.
Seite 427 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:96
En güzel olan neyse onunla sav kötülüğü. Onların nasıl nitelendirme yaptıklarını biz daha iyi biliriz.
Seite 427 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:97
Ve de ki: “Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım.”
Seite 427 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:98
“Onların, başıma üşüşmelerinden de sana sığınırım Rabbim.”
Seite 427 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:99
Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde şöyle der: “Rabbim, beni geri döndürün;
Seite 427 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:100
Döndürün ki, o arkada bıraktığım yerde iyi bir iş yapayım.” Hayır, bir kelime ki bu, o söyler onu. Ötelerinde, dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır.
Seite 427 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:101
Sur’a üfürüldüğünde, aralarında artık soy-sop / şuna-buna mensup olmalar söz konusu edilemez. Birbirlerini soruşturamazlar da.
Seite 428 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:102
Artık kimin tartıları ağır gelirse onlar kurtulmuş olacaklardır.
Seite 428 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:103
Tartıları hafif gelenler ise kendilerini kayba uğratanlar, sürekli cehennemde kalanlar olacaklardır.
Seite 428 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:104
Ateş, yüzlerini yalar. Ve onlar da içinde sırıtıp kalacaklar.
Seite 428 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:105
“Ayetlerim size okunmadı mı? Ve siz onları yalanlamıyor muydunuz?”
Seite 428 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:106
Derler ki: “Rabbimiz, bahtsızlığımız bize baskın çıktı. Sapıp gitmiş bir topluluk olduk biz.”
Seite 428 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:107
“Rabbimiz, çıkar bizi oradan. Eğer bir daha aynısını yaparsak, gerçekten zalimler olacağız.”
Seite 428 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:108
Buyurur: “Yıkılıp gidin oraya, konuşmayın benimle.”
Seite 428 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:109
Kullarımdan bir zümre, “Rabbimiz, inandık; affet bizi, acı bize, sen merhametlilerin en hayırlısısın” diyorken,
Seite 428 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:110
Siz onları alaya aldınız. Öyle ki, beni anmayı size unutturdular. Siz onlara hep gülüyordunuz.
Seite 428 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:111
Bugün onlara ben, sabretmiş olmalarının karşılığını verdim. Başarıya erip kurtulanlar, onlardır.
Seite 428 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:112
Buyurur: “Yeryüzünde, yıllar sayısıyla ne kadar kaldınız?”
Seite 428 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:113
Derler: “Bir gün yahut günün bir kısmı kadar; sayanlara sor.”
Seite 428 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:114
Buyurdu: “Sadece birazcık kaldınız. Keşke biliyor olsaydınız.”
Seite 429 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:115
“Sizi, boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”
Seite 429 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:116
Yücelerden yücedir, o hak padişah olan Allah. İlah yok O’ndan başka. O şanlı arşın Rabbidir O.
Seite 429 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:117
Kim Allah’ın yanında, hakkında hiçbir kanıt olmayan bir başka ilaha yakarır / davet ederse, onun hesabı Rabbi katındadır. Hiç kuşkusuz, küfre sapanlar iflah etmezler.
Seite 429 im Quell-PDF
MÜMİNUN 23:118
Şöyle yakar: “Rabbim! Affet, merhamet et. Sen merhametlilerin en hayırlısısın.”
Seite 429 im Quell-PDF
24. NUR 64 Ayet
NUR 24:1
Bir suredir, indirdik onu; farz kıldık onu… Ve içinde açık-seçik ayetler indirdik ki, düşünüp ders alabilesiniz.
Seite 429 im Quell-PDF
NUR 24:2
Zina eden kadınla zina eden erkek… Yüz vuruş vurun herbirinin ciltlerine… Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini konusunda bunlara acıma duygusu sizi yakalamasın. Müminlerden bir grup da bunların cezalarına tanık olsun.
Seite 429 im Quell-PDF
NUR 24:3
Zina eden erkeği zina eden bir kadın veya putperest bir kadından başkası nikahlamaz. Zina eden kadına gelince, onu da zina eden bir erkek veya putperest bir erkekten başkası nikahlamaz. Müminlere bu, haram kılınmıştır.
Seite 429 im Quell-PDF
NUR 24:4
İffetli kadınlara iftira atıp da dört tanık getirmeyenlere gelince, onlara hemen seksen vuruş vurun. Ve onların tanıklıklarını ebediyen kabul etmeyin. Onlar, fıska batmışların ta kendileridir.
Seite 430 im Quell-PDF
NUR 24:5
Bu suçtan sonra tövbe edip iyi hal sergileyenler müstesna. Şu bir gerçek ki, Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 430 im Quell-PDF
NUR 24:6
Kendi eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka tanıkları olmayanların herbirinin tanıklığı, kendisinin kesinlikle doğru sözlülerden olduğu hususunda Allah’a yeminden ibaret dört kez tanıklık ikrarıdır.
Seite 430 im Quell-PDF
NUR 24:7
Beşincide, eğer yalancılardansa, Allah’ın laneti üzerine olsun diye söz söyler.
Seite 430 im Quell-PDF
NUR 24:8
İtham edilen eşin, itham eden kocanın kesinlikle yalancılardan olduğuna ilişkin, Allah adına dört kez yemin şeklindeki tanıklığı, ondan cezayı düşürür.
Seite 430 im Quell-PDF
NUR 24:9
Bu durumda kadının beşinci sözü, suçlayan erkek suçlayan erkek doğru sözlülerdense, “Allah’ın gazabının kendisi üzerine olması”nı söylemekten ibarettir.
Seite 430 im Quell-PDF
NUR 24:10
Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı neylerdiniz! Ve hiç kuşku yok Allah Tevvab’dır, Hakim’dir.
Seite 430 im Quell-PDF
NUR 24:11
O ifki / yalan haberi getirenler, içinizden bir gruptur. Onu sizin için şer sanmayın. Aksine o, sizin için bir hayırdır. Onlardan her kişiye o günahtan kazandığı vardır. Onların, günahın büyüğünü yönetenine de büyük bir azap vardır.
Seite 431 im Quell-PDF
NUR 24:12
Onu işittiğinizde, erkek ve kadın müminlerin birbirleri için iyi zanda bulunup, “bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?
Seite 431 im Quell-PDF
NUR 24:13
Ona dört tanık getirselerdi ya! Madem ki, tanıkları getiremediler, o halde Allah katında tümü yalancıdır.
Seite 431 im Quell-PDF
NUR 24:14
Eğer dünya ve ahirette Allah’ın lütfu üzerinizde olmasaydı, içine daldığınız o yaygarada size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.
Seite 431 im Quell-PDF
NUR 24:15
O zaman siz, onu dillerinizle birbirinize yetiştiriyordunuz ve ağızlarınızla, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyi söylüyor, üstelik bunu önemsiz sanıyordunuz. Oysa ki Allah katında o, çok büyük bir günahtı.
Seite 431 im Quell-PDF
NUR 24:16
Onu duyduğunuzda, “bu konuda söz söylememiz bize yakışmaz; haşa, bu büyük bir iftiradır” demeniz gerekmez miydi?
Seite 431 im Quell-PDF
NUR 24:17
Eğer iman sahipleri iseniz, Allah sizi böyle birşeye bir daha asla dönmemeniz hususunda uyarıyor.
Seite 431 im Quell-PDF
NUR 24:18
Allah size ayetleri iyice açıklıyor. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
Seite 432 im Quell-PDF
NUR 24:19
İman edenler içinde edepsizliğin yayılmasını arzu edenler var ya, onlar için dünyada da ahirette de korkunç bir azap öngörülmüştür. Allah bilir ama siz bilmezsiniz.
Bir de akrabalık bağlarını kesen kimseyle arkadaşlık etmekten sakın; çünkü ben, bu kimsenin Allah Teâlâ’nın kitabında üç yerde lanetlendiğini gördüm: “Geri dönerseuğrayanlardır.”(3) / (4) Kötülükleri Yaymaktan Sakınmak İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: Bir mümin hakkında iki gözün gördüğü ve iki kulağın duyduğu şeyleri söyleyen kimse, Allah Teâlâ’nın, haklarında şöyle buyurduğu kişilerdendir: “İnananlar içinde rette de acı bir azab vardır.”(5) / (6)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 421 · Referenz: Nur, 19
Muhammed b. Fuzeyl şöyle demektedir: İmam Musa Kâzım’a (a.s), “Fedanız olayım! Kardeşlerimden biri hakkında, onda olmasını istemediğim bir şeyler ulaşıyor bana. Ben bunu ona sorduğum zaman inkâr ediyor; hâlbuki güvenilir bir kişi, onun hakkında bana bilgi vermiştir.” dedim. İmam (a.s) bunun üzerine bana şöyle buyurdu: Ey Muhammed! Kardeşin hakkında kendi gözünü ve kulağını yalanla. O hâlde, elli kişi şahitlik ve yemin etse bile, kardeşin farklı bir şey söylerse, onu doğrulayıp onları yalanla. Onun çirkin işini yayma; aksi takdirde onu çirkinlik yapmış olursun, onun mürüvvetini yok eder ve Allah Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerim’de buyurduğu şu kimselerden olursun: “İnananlar içinde çirkin şeylerin yayılmasını iste-
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 422 · Referenz: Nur, 19
NUR 24:20
Ya Allah’ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı! Allah Rauf’tur, Rahim’dir.
Seite 432 im Quell-PDF
NUR 24:21
Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını izlemeyin. Kim şeytanın adımlarını izlerse, şeytan ona iğrençlikleri ve kötülüğü emreder. Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, içinizden tek kişi bile sonsuza dek temize çıkamazdı. Ama Allah dilediğini arıtıp temizliyor. Allah herşeyi işitiyor, herşeyi biliyor.
Seite 432 im Quell-PDF
NUR 24:22
Sizin lütuf ve imkan sahibi olanlarınız; akrabaya, çaresizlere, Allah yolunda hicret edenlere birşey vermemeye yemin etmesinler, affetsinler, hoş görsünler. Allah’ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 432 im Quell-PDF
NUR 24:23
O birşeyden habersiz iffetli mümin kadınlara iftira atanlar, dünyada da ahirette de lanete çarptırılmışlardır. Büyük bir azap vardır onlar için.
Seite 432 im Quell-PDF
NUR 24:24
Gün gelecek onların kendi dilleri, kendi elleri, kendi ayakları, yapıp ettikleri işler hakkında kendi aleyhlerine tanıklık edecektir.
Seite 432 im Quell-PDF
NUR 24:25
O gün Allah, onlara hak ettikleri cezayı tam verecek ve Allah’ın apaçık Hak olduğunu bilecekler.
Seite 433 im Quell-PDF
NUR 24:26
Murdar karılar murdar erkeklere, murdar erkekler de murdar karılara… Temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara… Bunlar, ötekilerin söylediklerinden arınmışlardır. Bunlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.
Seite 433 im Quell-PDF
NUR 24:27
Ey iman edenler! Kendi evleriniz dışındaki evlere, sahipleriyle kaynaşıp izin almadan, bir de ev sakinlerine selam vermeden girmeyin. Düşünüp taşınmanızı sağlamada bu sizin için daha hayırlıdır.
Seite 433 im Quell-PDF
NUR 24:28
Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size “geri dönün” denirse, dönün; bu sizin için daha iyi ve temizdir. Allah, yaptıklarınızı çok iyi biliyor.
Seite 433 im Quell-PDF
NUR 24:29
Oturanı bulunmayan ve içinde size ait eşya olan evlere girmenizde bir sakınca yoktur. Allah, sizin açıkladıklarınızı da sakladıklarınızı da bilir.
Seite 433 im Quell-PDF
NUR 24:30
Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Irzlarını / bellerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Kuşkusuz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Seite 433 im Quell-PDF
NUR 24:31
Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Irzlarını / eteklerini korusunlar. Süslerini /zinetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. Örtülerini / başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları yahut babaları yahut kocalarının babaları yahut oğulları yahut kocalarının oğulları yahut kardeşleri yahut kardeşlerinin oğulları yahut kendi kadınları yahut ellerinin altında bulunanlar yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.
Seite 434 im Quell-PDF
NUR 24:32
İçinizden bekarları / dulları, bir de erkek hizmetçilerinizden ve halayıklarınızdan durumu uygun olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfundan zenginleştirir. Allah Vasi’dir, Alim’dir.
Seite 434 im Quell-PDF
NUR 24:33
Nikah imkanı bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar. Size bağımlı olanlardan, hürriyetini satın almak isteyenlerin, kendilerinde iyi hal görürseniz, onlarla yazılı anlaşma yapın. Allah’ın size verdiği malından siz de onlara verin. Hizmetinizdeki genç kızları iffetli kalmak isteyip dururlarken, iğreti dünya hayatının basit menfaatini elde etmek için fuhşa zorlamayın. Kim onları baskı altında tutarsa Allah, fuhşa zorlanmalarından sonra onları affedici, esirgeyicidir.
Seite 434 im Quell-PDF
NUR 24:34
Andolsun ki, size, gerçeği açık-seçik anlatan ayetler, sizden önce gelip geçmiş olanlardan örnekler, korunanlar için de bir öğüt indirdik.
Seite 435 im Quell-PDF
NUR 24:35
Allah, göklerin ve yerin Nur’udur. Onun nurunun örneği, içinde çerağ bulunan bir kandile benzer. Kandil, bir sırça içerisindedir. Sırça, inciden bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispeti olmayan bereketli bir zeytin ağacından yakılır. Bu ağacın yağı, neredeyse ateş dokunmasa bile ışık saçar. Nur üzerinde nurdur o. Allah, dilediğini kendi nuruna kılavuzlar. Allah insanlara örnekler verir. Allah herşeyi bilmektedir.
Seite 435 im Quell-PDF
NUR 24:36
Kandil, Allah’ın yükseltilmesine ve içinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Orada sabah-akşam O’nu tespih eder.
Seite 435 im Quell-PDF
NUR 24:37
Öyle erler vardır ki, ne bir ticaret ne bir alış-veriş onları Allah’ın Zikri’nden, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerle gözlerin döneceği / yer değiştireceği günden korkarlar.
Seite 435 im Quell-PDF
NUR 24:38
Ki Allah kendilerine, yapıp işlediklerinin en güzelini versin ve lütfundan onlara artışlar sağlasın. Allah dilediğini hesapsızca rızıklandırır.
Seite 436 im Quell-PDF
NUR 24:39
Küfre sapanlara gelince, onların amelleri çöldeki serap gibidir ki, susuzluktan bunalan onu su sanır. Ama ona yaklaşınca hiçbir şey bulamaz; yanında Allah’ı bulur; O da onun hesabını eksiksiz bir biçimde görür. Allah, hesabı çok çabuk görendir.
Seite 436 im Quell-PDF
NUR 24:40
Onların amelleri, engin denizdeki karanlıklara da benzer. Üst üste dalgaların kapladığı bir deniz. Daha üstünde de bulutlar var. Birbiri üstüne karanlıklar… Elini çıkarsa göremeyecek halde. Allah’ın ışık vermediği kişiye hiçbir ışık bulunamaz.
Seite 436 im Quell-PDF
NUR 24:41
Görmedin mi, göklerdeki ve yerdeki şuurlular da bölük bölük olmuş kuşlar da Allah’ı tespih etmektedirler. Her biri kendine özgü duasını, kendine özgü tespihini bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını çok iyi bilmektedir.
Seite 436 im Quell-PDF
NUR 24:42
Göklerin ve yerin mülkü / yönetimi Allah’ındır. Dönüş Allah’adır.
Seite 436 im Quell-PDF
NUR 24:43
Görmedin mi, Allah, bulutları sürüyor, sonra onları kaynaştırıp içiçe sokuyor, sonra onları birbiri üstüne yığıyor. Nihayet onların arasından yağmurun çıktığını görüyorsun. Gökten, ondaki dağlardan bir dolu indiriyor da onunla dilediğini çarpıyor, dilediğinden de onu yan geçiriyor. Onun şimşeğinin parıltısı, neredeyse gözleri alıp götürecek.
Seite 436 im Quell-PDF
NUR 24:44
Allah, gece ile gündüzü evirip çeviriyor. Gözleri olanlar için bunda elbette bir ibret vardır.
Seite 437 im Quell-PDF
NUR 24:45
Allah, tüm canlıları sudan yarattı. Onlardan kimileri karnı üzerinde yürür, kimileri iki ayak üstünde yürür, kimileri de dört ayak üstünde… Allah dilediğini yaratıyor, Allah herşeye kadirdir.
Seite 437 im Quell-PDF
NUR 24:46
Andolsun biz açık-seçik bilgiler veren ayetler indirdik. Allah dilediğini dosdoğru yola iletiyor.
Seite 437 im Quell-PDF
NUR 24:47
“Allah’a ve o resule inandık, boyun eğdik” diyorlar, sonra da içlerinden bir zümre bunun hemen ardından yüz çeviriyor. Bunlar, inanmış insanlar değiller.
Seite 437 im Quell-PDF
NUR 24:48
Allah’a ve aralarında hüküm versin diye elçiye çağırıldıklarında, içlerinden bir grup hemen yüz çevirip gidiyor.
Seite 437 im Quell-PDF
NUR 24:49
Eğer gerçek, kendi lehlerine olursa boyun bükerek ona gelirler.
Seite 437 im Quell-PDF
NUR 24:50
Kapllerinde maraz mı var bunların, yoksa kuşkuya mı düştüler, yoksa Allah’ın resulünün kendilerine haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, hayır! Bunlar zalimlerin ta kendileri…
Seite 437 im Quell-PDF
NUR 24:51
Allah’a ve aralarında hüküm vermek üzere O’nun resulüne çağırıldıklarında, müminlerin sözleri sadece şunu söylemeleridir: “İşittik, itaat ettik.” İşte bunlardır kurtuluşa erenler.
Seite 438 im Quell-PDF
NUR 24:52
Allah’a ve O’nun resulüne itaat eden, Allah’a saygı duyan ve O’ndan korkan kişiler, zafere ulaşanların ta kendileridir.
Seite 438 im Quell-PDF
NUR 24:53
Yeminlerinin olanca gücüyle Allah’a ant içtiler ki, sen onlara emredersen mutlaka savaşa çıkacaklar. De ki: “Ant içmeyin. Örfe uygun bir itaat yeterli. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.”
Seite 438 im Quell-PDF
NUR 24:54
De ki: “Allah’a da itaat edin, resule de. Eğer yüz çevirirseniz / yüz çevirirlerse, onun görevi ona yükletilen, sizin göreviniz de size yükletilendir. Eğer ona itaat ederseniz yolu bulursunuz. Resule düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.”
Seite 438 im Quell-PDF
NUR 24:55
Allah; sizin, iman edip barışa yönelik iyilikler yapanlarınıza şu vaatte bulunmuştur: Onlardan öncekileri hükümran kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka hükümran kılacak. Onlar için beğenip seçtiği dinlerini yine onlar için güç kaynağı yapacak, onları korkularının arkasından mutlaka güvene ulaştıracak. Bana kulluk / ibadet edecekler, hiçbir şeyi bana ortak koşmayacaklar. Bundan sonra nankörlük ederlerse, yoldan sapanların ta kendileridir.
Seite 438 im Quell-PDF
NUR 24:56
Namazı kılın, zekatı verin, resule itaat edin ki, rahmete erdirilesiniz.
Seite 439 im Quell-PDF
NUR 24:57
Sakın o küfre sapanların, yeryüzünde aciz bırakıcı güçler olduklarını zannetme. Varacakları yer ateştir onların. Ne kötü dönüş yeridir o, ne kötü!
Seite 439 im Quell-PDF
NUR 24:58
Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlarla, erginlik yaşına gelmemiş olanlarınız sizden üç durumda izin istesinler: Sabah namazından önce, öğlen vaktinde elbisenizi çıkardığınızda, yatsı namazından sonra… Çıplak olabileceğiniz üç vakittir bunlar. Bunlar dışında ne size ne de onlara bir günah yoktur. Aranızda dolaşırlar, birbirinize bakabilirsiniz. Allah, ayetleri size işte böyle açıklıyor. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
Seite 439 im Quell-PDF
NUR 24:59
Çocuklarınız erginlik çağına ulaştığında, kendilerinden öncekilerin izin istediği gibi izin istesinler. Allah size ayetlerini işte böyle açıklıyor. Allah herşeyi bilir, hikmeti sınırsızdır.
Seite 439 im Quell-PDF
NUR 24:60
Artık nikah arzuları kalmamış, hayızdan ve evlattan kesilen kadınların, süslerini göstermek için ortalıkta dolaşmamaları şartıyla örtülerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama sakınmak için titiz davranmaları, onlar için daha hayırlıdır. Allah, herşeyi işitir, herşeyi bilir.
Seite 439 im Quell-PDF
NUR 24:61
Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. Sizin için de gerek kendi evlerinizden gerekse şu kişilerin evlerinden yemek yemenizde bir sakınca yoktur: Babalarınızın evleri yahut annelerinizin evleri yahut kardeşlerinizin evleri yahut kızkardeşlerinizin evleri yahut amcalarınızın evleri yahut halalarınızın evleri yahut dayılarınızın evleri yahut teyzelerinizin evleri yahut anahtarı size teslim edilmiş olan evler yahut arkadaşlarınızın evleri. Hep birlikte yahut ayrı ayrı yemenizde sizin için hiçbir sakınca yoktur. Evlere girdiğinizde, Allah katından bir esenlik, bir bereketlilik, bir temizlik dileği olarak kendinize de selam verin. Allah size ayetleri işte böyle ayan-beyan bildiriyor ki, aklınızı çalıştırabilesiniz.
Seite 440 im Quell-PDF
NUR 24:62
Müminler o insanlardır ki, Allah’a ve O’nun resulüne inanırlar. Resulle beraber, ortaklaşa bir iş üzerinde bulundukları zaman, ondan izin almadan çekip gitmezler. O senden izin isteyenler var ya, onlar Allah’a ve O’nun resulüne iman edenlerdir. Bazı uğraşları için senden izin istediklerinde, onlardan dilediğine izin ver ve kendileri için af dile. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 440 im Quell-PDF
NUR 24:63
Aranızda peygamberi çağırmayı, sizin birbirinizi çağırmanıza eş tutmayın. Allah sizin, birbirini siper ederek sıvışıp gidenlerinizi bilir. Resulün emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin gelip çatmasından yahut acıklı bir azabın yakalarına yapışmasından çekinsinler.
Seite 441 im Quell-PDF
NUR 24:64
Gözünüzü açın! Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız Allah’ındır. O sizin ne hal üzere olduğunuzu bilir. Bir gün O’na döndürülecekler de O onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir. Allah herşeyi iyice bilmektedir.
Seite 441 im Quell-PDF
25. FURKAN 77 Ayet
FURKAN 25:1
Şanı yücedir o kudretin ki, hakla batılı ayıran o Furkan’ı, bütün alemler için bir uyarıcı olsun diye kuluna indirdi.
Seite 441 im Quell-PDF
FURKAN 25:2
Göklerin ve yerin mülk ve saltanatı yalnız O’nundur. Çocuk edinmemiştir O. Mülk ve saltanatında ortak yoktur O’na. Herşeyi yaratmış ve herşeye bir ölçü ve oluş tarzı takdir etmiştir.
Seite 441 im Quell-PDF
FURKAN 25:3
Böyleyken O’nun dışında bir takım ilahlar edindiler. Hiçbir şey yaratamaz bunlar. Kendileri yaratılmışlardır zaten… Kendi benlikleri için bile ne bir zarara güç yetirebilirler ne bir yarara. Ne bir ölüme güçleri yeter ne bir dirime ne de kabirden çıkarıp hesap sormaya.
Seite 441 im Quell-PDF
FURKAN 25:4
Küfre batanlar dediler ki: “Bu, onun uydurduğu bir düzmeceden başka şey değildir. Ve bu düzmecede ona, başka bir topluluk da yardım etmiştir.” Andolsun ki, bunu söyleyenler bir zulüm, günah ve iftira sergilemişlerdir.
Seite 442 im Quell-PDF
FURKAN 25:5
Dediler ki: “Öncekilerin masallarıdır bu. Birilerine yazdırdı onu. O ona sabah-akşam birileri tarafından yazdırılıyor.”
Seite 442 im Quell-PDF
FURKAN 25:6
Şöyle söyle: “Onu göklerde ve yerdeki sırrı bilen indirmiştir. Kuşkusuz O, Gafur’dur, Rahim’dir.”
Seite 442 im Quell-PDF
FURKAN 25:7
Şunu da söylemişlerdir: “Ne biçim resuldür bu; yemek yiyor, sokaklarda yürüyor. Üzerine bir melek indirilmeli, beraberinde özel bir uyarıcı olmalı değil miydi?”
Seite 442 im Quell-PDF
FURKAN 25:8
“Yahut ona bir hazine gönderilmeli, yahut ürününden yediği bir bahçesi olmalı değil miydi?” O zalimler şunu da söylediler: “Sizler büyülenmiş bir adamdan başkasının ardı sıra gitmiyorsunuz.”
Seite 442 im Quell-PDF
FURKAN 25:9
Bak da gör! Nasıl da örnekler sunuyorlar sana. Sapıttılar, artık bir daha yol bulamazlar.
Seite 442 im Quell-PDF
FURKAN 25:10
Şanı yücedir o kudretin ki, dilerse sana ondan daha hayırlısını, altından nehirler akan bahçeleri verir ve senin için köşkler de yapar.
Seite 442 im Quell-PDF
FURKAN 25:11
İş onların söyledikleri gibi değil. Onlar o kıyamet saatini yalanladılar. Ve biz, kıyamet saatini yalanlayanlara alevli bir ateş hazırlamışızdır.
Seite 443 im Quell-PDF
FURKAN 25:12
O, onları uzak bir yerden gördüğünde, onlar onun kaynayan öfkesini ve uğultusunu işitirler.
Seite 443 im Quell-PDF
FURKAN 25:13
Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıklarında, orada haykırırlar: “Neredesin ey ölüm!”
Seite 443 im Quell-PDF
FURKAN 25:14
Bugün bir ölüm çağırmayın, birçok ölümü davet edin.
Seite 443 im Quell-PDF
FURKAN 25:15
De ki: “Bu mu daha iyi, yoksa korunanlara vaat edilen o sonsuzluk cenneti mi? O cennet de bu korunanların ödülü ve dönüş yeridir.”
Seite 443 im Quell-PDF
FURKAN 25:16
Onlar için orada, diledikleri herşey sürekli vardır. Bu, Rabbin üzerinde sorumluluğu üstlenilen bir vaattir.
Seite 443 im Quell-PDF
FURKAN 25:17
Onları ve Allah dışındaki taptıklarını haşredeceği gün şöyle sorar: “Şu kullarımı siz mi saptırdınız yoksa onlar mı yoldan çıktılar?”
Seite 443 im Quell-PDF
FURKAN 25:18
Derler ki: “Tespih ederiz seni, seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmazdı. Ama sen onları ve atalarını öylesine nimetlendirdin ki, Zikir’i unuttular ve helake giden bir topluluk oldular.”
Seite 443 im Quell-PDF
FURKAN 25:19
İşte haklarında söz söyledikleriniz de sizi yalanladılar. Artık ne azabı savabilirsiniz ne de yardımcı olabilirsiniz. Zulmedenlerinize zorlu bir azap tattıracağız.
Seite 443 im Quell-PDF
FURKAN 25:20
Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de mutlaka yemek yiyorlar, sokaklarda yürüyorlardı. Biz sizi birbiriniz için imtihan aracı yaptık. Rabbin herşeyi görmektedir.
Seite 444 im Quell-PDF
FURKAN 25:21
Bize kavuşmayı ummayanlar dediler ki: “Üstümüze melekler inse, yahut Rabbimizi görsek olmaz mı?” Yemin olsun ki, kendi benliklerinde büyüklük kuruntusuna düştüler ve korkunç bir biçimde azdılar.
Seite 444 im Quell-PDF
FURKAN 25:22
Melekleri görecekleri günde, o günahkarlara hiçbir müjde yoktur. Şöyle diyecekler: “Yasaktır, yasaklanmıştır!”
Seite 444 im Quell-PDF
FURKAN 25:23
Yaptıkları her işin önüne geçmiş, onu un-ufak hale getirip silmişizdir.
Seite 444 im Quell-PDF
FURKAN 25:24
O gün, konakladıkları yer çok hayırlı, dinlenip eğlendikleri yer çok güzel olanlar, cennet halkıdır.
Seite 444 im Quell-PDF
FURKAN 25:25
Gün olur, gök, bulutlarla yarılır ve melekler ardarda indirilir.
Seite 444 im Quell-PDF
FURKAN 25:26
O gün gerçek mülk ve yönetim Rahman’ındır. Ve o, kafirler için çok zorlu bir gündür.
Seite 444 im Quell-PDF
FURKAN 25:27
O gün zalim, ellerini ısırarak diyecek ki: “Ne olurdu, resulle birlikte bir yol tutsaydım!”
Seite 444 im Quell-PDF
FURKAN 25:28
“Ah, ne olurdu, falancayı dost edinmeseydim!”
Seite 444 im Quell-PDF
FURKAN 25:29
“Zikir bana geldikten sonra, o saptırdı beni ondan. Şeytan, insan için bir rezil edicidir.”
Seite 445 im Quell-PDF
FURKAN 25:30
Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş / dışlanmış halde tuttular.”
Seite 445 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân Öğrenmek referenz
bıraktılar, demiştir.”(1) ayetinde de bu konu açık bir şekilde vurgulanmaktadır.(2) Burada dikkat edilmesi gereken konu şudur: Bazıları, “Kur’ân’ı unutma sıkıntısına düşmemek için en iyisi Kur’ân’ı hiç ezberlemeyelim.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 154 · Referenz: Furkan, 30
FURKAN 25:31
Biz böylece her peygambere, günahkarlardan bir düşman musallat ettik. Kılavuz ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
Seite 445 im Quell-PDF
FURKAN 25:32
İnkar edenler dediler ki: “Kur’an ona toptan, bir kerede indirilseydi ya!” Biz böyle yaptık ki, onunla senin kalbini dayanıklı kılalım. Biz onu parça parça / ayet ayet okuduk.
Seite 445 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’an Okuma Adabı zitat
Kur’ân-ı Kerim’in yirmi üç yıl içerisinde nazil oluş şekli de aşamalı ve tertil şeklindeydi. Bunun hedefinin, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) mübarek kalbinin sağlamlaştırılması için olduğu bildirilmiştir. Kur’ân-ı Kerim bu konuda şöyle buyurmaktadır: İnkâr edenler: "Kur’ân, ona bir defada indirilmeli değil miydi?" dediler. Biz onunla senin kalbini sağlamlaştırmak için onu böyle (parça parça indirdik) ve onu ağır ağır okuduk.(1) Kur’ân-ı Kerim’in ayetlere ayrılması da, onun tertil ile okunmasına yardım etmekte ve alt yapı hazırlamaktadır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 204 · Referenz: Furkan, 32
FURKAN 25:33
Onlar sana bir mesel getirdikçe, biz sana hakkı ve en güzel yorumu getiririz.
Seite 445 im Quell-PDF
FURKAN 25:34
O yüzleri üstü cehenneme sevk edilecek olanlar, mekan bakımından en şerli, yol bakımından en sapık kişilerdir.
Seite 445 im Quell-PDF
FURKAN 25:35
Andolsun ki, biz Musa’ya Kitap’ı verdik. Kardeşi Harun’u da onun yanında vezir yaptık.
Seite 445 im Quell-PDF
FURKAN 25:36
Ardından şöyle dedik: “Ayetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin.” Biraz sonra da o topluluğu yerle bir ettik.
Seite 445 im Quell-PDF
FURKAN 25:37
Ve Nuh kavmi… Resulleri yalanladıklarında hepsini boğup, insanlara bir ibret yaptık. Zalimler için acıklı bir azap hazırladık.
Seite 445 im Quell-PDF
FURKAN 25:38
Ad’ı, Semud’u, Res halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri yere batırdık.
Seite 446 im Quell-PDF
FURKAN 25:39
Bunların her birine türlü türlü örnekler verdik. Ve bunların hepsini perişan edip batırdık.
Seite 446 im Quell-PDF
FURKAN 25:40
Yemin olsun, onlar o kötülük yağmuruna tutulan kente vardılar. Peki onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilip hesap vermeyi ummuyorlardı.
Seite 446 im Quell-PDF
FURKAN 25:41
Seni gördüklerinde, şu şekilde alaya almaktan başka şey yapmazlar: “Allah’ın resul olarak gönderdiği şu mu?”
Seite 446 im Quell-PDF
FURKAN 25:42
“Eğer biz kendilerine bağlılıkta sabırlı olmasaydık, bu bizi ilahlarımızdan saptıracaktı.” Azabı gördüklerinde, yolca kimin daha sapık olduğunu bilecekler.
Seite 446 im Quell-PDF
FURKAN 25:43
İğreti arzusunu ilah edinen kişiyi gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın?
Seite 446 im Quell-PDF
FURKAN 25:44
Yoksa sen bunların çoğunun işittiğini, akledip düşündüğünü mü sanıyorsun! Onlar hayvanlar gibidirler, hatta yolca, hayvanlardan da şaşkındırlar.
Ey Hişam! Akıl ilimle beraberdir. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “İşte biz, bu misalleri insanlar için getiriyoruz; Ey Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları şöyle yermiştir: “Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun, denildiği Ve şöyle buyurmuştur: “Kâfirlerin durumu, sadece çobaVe buyurmuştur ki: “Onlardan seni dinleyenler vardır. FaVe buyurmuştur ki: “Yoksa sen, onların çoğunu dinleyenVe buyurmuştur ki: “Onlar müstahkem şehirlerde veya siVe buyurmuştur ki: “Kitabı okuduğunuz hâlde, insanlara
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 372 · Referenz: Furkan, 44
FURKAN 25:45
Görmedin mi Rabbini, nasıl uzatmıştır gölgeyi. Eğer dileseydi, onu elbette hareketsiz kılardı. Sonra nasıl güneşi ona delil yapmışız!
Seite 446 im Quell-PDF
FURKAN 25:46
Sonra nasıl tutup onu ağır ağır kendimize çekmişiz.
Seite 446 im Quell-PDF
FURKAN 25:47
O’dur sizin için geceyi elbise, uykuyu dinlence yapan. Gündüzü, dağılıp yayılma zamanını yapan da O’dur.
Seite 446 im Quell-PDF
FURKAN 25:48
O gönderdi rüzgarı bir müjde olarak rahmetinin önünden. Biz indirdik gökten tertemiz bir su,
Seite 447 im Quell-PDF
FURKAN 25:49
Ki onunla ölü bir beldeyi diriltelim ve onunla, yarattıklarımızdan bir takım hayvanları ve birçok insanları suvaralım.
Seite 447 im Quell-PDF
FURKAN 25:50
Andolsun, onu aralarında çeşitli biçimlerde ifade ettik ki öğüt alabilsinler. Ama insanların çoğu sadece nankörlükte ısrar etmektedir.
Seite 447 im Quell-PDF
FURKAN 25:51
Eğer dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik.
Seite 447 im Quell-PDF
FURKAN 25:52
Artık inkarcılara boyun eğme, onlara karşı Kur’an ile zorlu bir cihat aç.
Seite 447 im Quell-PDF
FURKAN 25:53
İki denizi birbiri üstüne salan O’dur. Bu, tatlı ve yürek ferahlatıcı; şu, tuzlu ve acı. Ve ikisinin arasında bir berzah, geçişi engelleyen bir perde koymuştur.
Seite 447 im Quell-PDF
FURKAN 25:54
Sudan bir insan yaratıp, onu nesep ve sıhriyet akrabalıkları halinde oluşturan O’dur. Rabbin çok güçlüdür.
Seite 447 im Quell-PDF
FURKAN 25:55
Allah’ı bırakıp da kendilerine yarar sağlamayacak, zarar da veremeyecek şeylere ibadet / kulluk ediyorlar. İnkarcı, Rabbi aleyhine başkalarına arka çıkar.
Seite 447 im Quell-PDF
FURKAN 25:56
Biz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Seite 447 im Quell-PDF
FURKAN 25:57
De ki: “Onun karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; ancak Rabbine varmak için bir yol tutmayı dileyenler istiyorum.”
Seite 447 im Quell-PDF
FURKAN 25:58
O hiç ölmeyecek diriye, o Hayy olana dayanıp güven, onu överek tespih et. Kullarının günahlarından onun haberdar olması yeter.
Seite 448 im Quell-PDF
FURKAN 25:59
Gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde yaratıp sonra arş üzerinde egemenlik kuran O’dur. Rahman’dır O. Haberdar olana sor onu.
Seite 448 im Quell-PDF
FURKAN 25:60
Onlara, “Rahman’a secde edin” dendiğinde şöyle derler: “Rahman da neymiş? Senin emrettiğin şeye secde eder miyiz hiç?” Ve bu söz onların nefretini artırdı.
Seite 448 im Quell-PDF
FURKAN 25:61
Şanı yücedir o kudretin ki; gökte burçlar yarattı, orada bir kandil ve ışık yansıtıcı bir ay oluşturdu.
Seite 448 im Quell-PDF
FURKAN 25:62
Geceyle gündüzü, öğüt almak isteyenlere şükretmek isteyenler için, birbirini izler hale getiren O’dur.
Geceleri, Rableri huzurunda secde ederek, ayakta durarak geçirirler.
Seite 448 im Quell-PDF
FURKAN 25:65
Ve şöyle yakarırlar: “Rabbimiz, cehennem azabını bizden uzak tut. Doğrusu, onun azabı inatçı ve yapışkandır.”
Seite 448 im Quell-PDF
FURKAN 25:66
Ne kötü bir durak yeridir o, ne kötü bir dinlenme yeri!
Seite 449 im Quell-PDF
FURKAN 25:67
Onlar harcadıkları zaman ne savurganlığa saparlar ne de cimrilik ederler. O ikisi arasında bir dengedir bu.
Seite 449 im Quell-PDF
FURKAN 25:68
Onlar Allah’ın yanında bir başka ilaha yakarmazlar / davet etmezler. Allah’ın saygıya layık kıldığı canı haksız yere almazlar. Zina etmezler. Bunları yapan cezaya çarpılır.
Seite 449 im Quell-PDF
FURKAN 25:69
Kıyamet günü azap kendisi için katkat artırılır da hor ve ezik halde onun içinde sürekli kalır.
Seite 449 im Quell-PDF
FURKAN 25:70
Tövbe ederek inanan ve barışa yönelik iyi bir iş yapan müstesna. Allah, böylelerinin kötülüklerini güzelliğe dönüştürür. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 449 im Quell-PDF
FURKAN 25:71
Kim tövbe edip iyilik ve barışa yönelik iş yaparsa, hiç kuşkusuz tövbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.
Seite 449 im Quell-PDF
FURKAN 25:72
Onlar yalana tanıklık etmezler / yalan söze kulak vermezler. Boş lakırdıya rastladıklarında soylu bir tavırla geçip giderler.
diye sordukları zaman İmam (a.s): “Bu, borç konusundadır. Borçta iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadının şahitliği ve yine bir erkeğin şahitliği ve iki kadın olmaması durumunda davacının iki yemini yeterlidir. Sizin aranızda Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ve ondan sonra Emîrü’l-Müminin Ali’nin (a.s) verdiği hüküm bu esasa dayanmaktaydı.”(1) Teganni Abdula’la şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s) ginâ hakkında bir soru sorarak şöyle dedim: “Bunlar (Sünnîler) Allah Resulü’nün (s.a.a) şu sözlerin söylenmesine izin verdiğini sanıyorlar: Biz geldik, biz geldik. Bizi selamlayın, bizi selamlayın. Biz de sizi selamlıyoruz.” İmam (a.s) şöyle buyurdu: Yalan söylüyorlar. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Biz İmam Cafer Sadık (a.s) Allah Teâlâ’nın: “Onlar yalan ve boş sözün yanında bulunmazlar.”(3) buyruğu hakkında, “-Maksatgınadır.” buyurmuştur.(4)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 396 · Referenz: Furkan, 72
FURKAN 25:73
Rablerinin ayetleri kendilerine hatırlatıldığında, kör ve sağırlar gibi onlar üzerine kapanmazlar.
Seite 449 im Quell-PDF
FURKAN 25:74
Onlar şöyle yakarırlar: “Rabbimiz, eşlerimizden ve çocuklarımızdan bize göz aydınlığı bağışla. Bizi takvaya sarılanlara önder kıl.”
Seite 449 im Quell-PDF
FURKAN 25:75
İşte bunlar, sabretmiş olmalarına karşılık yüksek konaklarla ödüllendirilirler. Ve o konaklarda sağlık dileğiyle ve selamla karşılanırlar.
Seite 450 im Quell-PDF
FURKAN 25:76
Orada sürekli kalacaklardır. Ne güzel konak yeri, ne güzel dinlenme yeri!
Seite 450 im Quell-PDF
FURKAN 25:77
De ki: “Duanız / davetiniz yoksa, Rabbim sizi ne yapsın! Yalanladınız; bu yüzden azap kaçınılmaz olacaktır.”
Seite 450 im Quell-PDF
26. ŞUARA 227 Ayet
ŞUARA 26:1
Ta, Sin, Mim.
Seite 450 im Quell-PDF
ŞUARA 26:2
İşte sana gerçeği gösteren Kitap’ın ayetleri…
Seite 450 im Quell-PDF
ŞUARA 26:3
Onlar iman etmiyorlar diye kendini üzüntüden tüketir gibisin.
Seite 450 im Quell-PDF
ŞUARA 26:4
Eğer istersek gökten üzerlerine bir mucize indiririz de boyunları onun önünde perişanlıkla eğilip kalır.
Seite 450 im Quell-PDF
ŞUARA 26:5
O Rahman’dan kendilerine söze bürünmüş yeni bir hatırlatma gelmeye dursun, ondan mutlaka yüz çevirirler.
Seite 450 im Quell-PDF
ŞUARA 26:6
Andolsun yalanladılar ama yakında gelecektir onlara alaya alıp durdukları şeyin haberleri.
Seite 450 im Quell-PDF
ŞUARA 26:7
Bakmadılar mı yere, neler fışkırtmışız onda cömert ve bereketli her çiftten.
Seite 450 im Quell-PDF
ŞUARA 26:8
Bunda elbette bir mucize var, fakat onların çoğu mümin değiller.
Seite 451 im Quell-PDF
ŞUARA 26:9
Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Aziz, mutlak Rahim’dir.
Seite 451 im Quell-PDF
ŞUARA 26:10
Rabbinin Musa’ya, “zulüm sergileyenler topluluğuna git” diye seslenişini hatırla.
Seite 451 im Quell-PDF
ŞUARA 26:11
“Firavun’un toplumuna git. Hala korkup korunmayacaklar mı?”
Seite 451 im Quell-PDF
ŞUARA 26:12
Demişti ki Musa: “Rabbim, doğrusu ben, beni yalanlamalarından korkuyorum.”
Seite 451 im Quell-PDF
ŞUARA 26:13
“Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Görev emrini Harun’a gönder.”
Seite 451 im Quell-PDF
ŞUARA 26:14
“Hem, benim üzerimde onlar aleyhine işlenmiş bir suç var; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.”
Seite 451 im Quell-PDF
ŞUARA 26:15
“Hayır, olmaz.” dedi. “Ayetlerimizi götürün. Biz sizinleyiz, herşeyi dinlemekteyiz.”
Seite 451 im Quell-PDF
ŞUARA 26:16
“Hemen Firavun’a gidin, şöyle deyin: ‘Alemlerin Rabbi’nin resulleriyiz biz.’”
Seite 451 im Quell-PDF
ŞUARA 26:17
“İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder.”
Seite 451 im Quell-PDF
ŞUARA 26:18
Firavun dedi: “Biz seni aramızda, bir çocuk olarak koruyup beslemedik mi? Ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin.”
Seite 451 im Quell-PDF
ŞUARA 26:19
“Ve sonunda o yaptığını da yaptın. Nankörlerden birisin sen.”
Seite 451 im Quell-PDF
ŞUARA 26:20
Musa dedi: “Onu yaptığım zaman şaşkınlardandım.”
Seite 451 im Quell-PDF
ŞUARA 26:21
“Sizden korkunca aranızdan kaçtım. Daha sonra Rabbim bana hükmetme gücü bağışladı ve beni peygamberlerden biri yaptı.”
Dedi: “Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin Rabbi. Eğer iyice anlayıp inanıyorsanız.”
Seite 452 im Quell-PDF
ŞUARA 26:25
Firavun, çevresindekilere dedi: “Duyuyor musunuz?”
Seite 452 im Quell-PDF
ŞUARA 26:26
Musa dedi: “O hem sizin Rabbinizdir hem de önceki atalarınızın Rabbidir.”
Seite 452 im Quell-PDF
ŞUARA 26:27
Firavun dedi: “Şu size gönderilmiş bulunan resulünüz gerçekten tam bir deli.”
Seite 452 im Quell-PDF
ŞUARA 26:28
Musa dedi: “Eğer aklınızı işletirseniz O, doğunun, batının ve bunlar arasındakilerin de Rabbidir.”
Seite 452 im Quell-PDF
ŞUARA 26:29
Dedi: “Benden başka ilah edinirsen, yemin olsun seni zındanlıklar arasına atarım.”
Seite 452 im Quell-PDF
ŞUARA 26:30
Musa dedi: “Ya sana gerçeği gösteren birşey getirmişsem!”
Seite 452 im Quell-PDF
ŞUARA 26:31
Dedi: “Hadi getir onu ortaya, eğer doğru sözlülerden isen.”
Seite 452 im Quell-PDF
ŞUARA 26:32
O da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa korkunç bir ejderha oluvermiş.
Seite 452 im Quell-PDF
ŞUARA 26:33
Elini çıkardı, o da anında, seyredenler önünde bembeyaz kesildi.
Seite 452 im Quell-PDF
ŞUARA 26:34
Firavun, çevresindeki kodamanlar konseyine şöyle dedi: “Bu adam gerçekten bilgin bir büyücü;
Seite 452 im Quell-PDF
ŞUARA 26:35
Büyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz!”
Seite 452 im Quell-PDF
ŞUARA 26:36
Dediler: “Onu kardeşiyle birlikte alıkoy ve kentlere toplayıcılar gönder,
Seite 452 im Quell-PDF
ŞUARA 26:37
Ki, tüm bilgili büyücüleri huzuruna getirsinler.”
Seite 453 im Quell-PDF
ŞUARA 26:38
Nihayet büyücüler belirlenen bir günün, belirlenen bir vaktinde bir araya getirildi.
Seite 453 im Quell-PDF
ŞUARA 26:39
Halka da “siz de toplanır mısınız” denildi.
Seite 453 im Quell-PDF
ŞUARA 26:40
“Sanıyoruz ki, büyücülere uyacağız, eğer galip gelirlerse.”
Seite 453 im Quell-PDF
ŞUARA 26:41
Büyücüler geldiklerinde, Firavun’a dediler ki: “Eğer biz galip gelirsek bize gerçekten ödül var, değil mi?”
Seite 453 im Quell-PDF
ŞUARA 26:42
“Evet, dedi, siz o zaman benim yakınlarımdan olacaksınız.”
Seite 453 im Quell-PDF
ŞUARA 26:43
Musa onlara dedi ki: “Atacağınız şeyi atın.”
Seite 453 im Quell-PDF
ŞUARA 26:44
Bunun üzerine onlar, iplerini ve değneklerini ortaya attılar ve dediler: “Firavun’un onur ve yüceliği aşkına biz, evet biz galip geleceğiz.”
Seite 453 im Quell-PDF
ŞUARA 26:45
Musa da asasını attı. Bir de ne görsünler, o onların hüner olarak ortaya getirdikleri şeyleri yalayıp yutuyor.
Seite 453 im Quell-PDF
ŞUARA 26:46
Bunun üzerine büyücüler, secdelere kapandılar.
Seite 453 im Quell-PDF
ŞUARA 26:47
Dediler: “İnandık alemlerin Rabbi’ne.”
Seite 453 im Quell-PDF
ŞUARA 26:48
“Musa’nın ve Harun’un Rabbine.”
Seite 453 im Quell-PDF
ŞUARA 26:49
Firavun haykırdı: “Ben size izin vermeden ona inandınız ha! Anlaşıldı, o sizin hepinize sihirbazlığı öğreten büyüğünüz. Yakında bileceksiniz. Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlamasına keseceğim ve yemin olsun sizi toptan asacağım.”
Seite 453 im Quell-PDF
ŞUARA 26:50
Dediler: “Zararı yok, biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz,
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:51
Ümidimiz odur ki, Rabbimiz hatalarımızı bağışlar çünkü biz ilk inananlar olduk.”
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:52
Musa’ya şunu vahyettik: Kullarımı geceleyin yola çıkar. Mutlaka peşinize takılacaklar.
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:53
Bunun üzerine Firavun, kentlere toplayıcılar gönderdi:
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:54
“Kuşkusuz bunlar, küçücük bir topluluktur.”
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:55
“Fakat bize gerçekten kin püskürüyorlar.”
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:56
“Biz ise dikkatli davranan koca bir kitleyiz.”
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:57
Bunun üzerine biz onları bahçelerinden, pınarlarından çıkardık.
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:58
Hazinelerinden, mutlu-kutlu yerlerinden ettik.
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:59
Böylece oralara İsrailoğullarını varis kıldık.
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:60
Firavun ve adamları, gün doğarken onları izlemeye başladılar.
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:61
İki topluluk birbirini görecek hale gelince, Musa’nın adamları seslendi: “İşte şimdi yakalandık!”
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:62
Musa dedi: “Hayır, asla. Rabbim benimledir, bana kılavuzluk edecektir.”
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:63
Bunun üzerine Musa’ya, “asanla denize vur” diye vahyettik. Deniz hemen yarıldı, her dalga kümesi kocaman bir dağ gibi oldu.
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:64
Ötekileri de ortaya yaklaştırdık.
Seite 454 im Quell-PDF
ŞUARA 26:65
Musa’yı ve beraberindekileri toptan kurtardık.
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:66
Sonra ötekileri boğduk.
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:67
Bunda elbette bir ibret vardır ama onların çoğu inanmış kimseler değildi.
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:68
Ve şüphesiz, senin Rabbindir O mutlak Aziz, mutlak Rahim.
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:69
İbrahim’in haberini de oku onlara.
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:70
Hani babasına ve toplumuna şöyle demişti: “Siz neye kulluk / ibadet ediyorsunuz?”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:71
Dediler: “Birtakım putlara tapıyoruz. Onların önünde toplanıp tapınmaya devam edeceğiz.”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:72
Dedi: “Yalvarıp yakardığınızla sizi duyuyorlar mı?”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:73
“Size yarar sağlıyor yahut zarar veriyorlar mı?”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:74
Dediler: “Hayır. Ancak atalarımızı böyle yapar halde bulduk.”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:75
Dedi: “Gördünüz mü neye kulluk ediyormuşsunuz!”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:76
“Siz ve o eski atalarınız!”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:77
“Şüphesiz onlar benim düşmanım. Ama alemlerin Rabbi dostum.”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:78
“O yarattı beni, O yol gösteriyor bana.”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:79
“O’dur beni doyuran, suvaran.”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:80
“Hastalandığımda O’dur bana şifa ulaştıran.”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:81
“Beni öldürecek, sonra diriltecek O’dur.”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:82
“Din gününde hatalarımı affetmesini umup durduğum da O’dur.”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:83
“Rabbim, bana hükmetme gücü / hikmet bağışla, beni barışsever iyiler arasına kat.”
Seite 455 im Quell-PDF
ŞUARA 26:84
“Sonradan gelecekler arasında benimle ilgili doğru / isabetli bir dil oluştur.”
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:85
“Beni, nimetlerle dolu cennetinin mirasçılarından kıl.”
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:86
“Babamı da affet. Çünkü o, sapmışlardandır.”
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:87
“Herkesin diriltileceği gün beni utandırma.”
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:88
“Bir gündür kü o, ne mal fayda verir ne oğullar.”
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:89
“Yalnız temiz bir kalple Allah’a varan kurtulur.”
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:90
Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:91
Cehennem de şımarıp azanların karşısına getirilir.
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:92
Denir ki onlara: “O ibadet ve kulluk ettikleriniz nerede?”
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:93
“Allah’ın dışındakiler, size yardım ediyorlar mı? Peki, kendilerine yardımları dokunuyor mu?”
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:94
Ardından onlar ve öteki azgınlar cehennemin içine tıkılmışlardır.
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:95
İblis orduları toplu haldedir.
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:96
Onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle derler:
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:97
“Vallahi, biz açık bir sapıklığın ta içindeymişiz.”
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:98
“Çünkü sizi alemlerin Rabbi’yle aynı düzeyde tutuyorduk.”
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:99
“Bizi saptıran, o suçlulardan başkası değildi.”
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:100
Artık ne şefaatçilerimiz var,
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:101
Ne sıcak-samimi bir dostumuz.”
Seite 456 im Quell-PDF
ŞUARA 26:102
“Keşke bir dönüşümüz daha olsaydı da müminlerden olabilseydik.”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:103
Kuşkusuz, bütün bunlarda mutlak bir ibret vardır. Ama onların çoğu inanmıyor.
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:104
Ve kuşkusuz senin Rabbindir o mutlak Aziz, mutlak Rahim.
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:105
Nuh kavmi de hak elçilerini yalanladı.
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:106
Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: “Siz hiç korkmuyor musunuz?”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:107
“Ben sizin için gelmiş, güvenilir bir resulüm.”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:108
“Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin.”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:109
“Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ödülüm sadece alemlerin Rabbi’ndendir.”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:110
“Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin.”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:111
Dediler: “Biz sana inanır mıyız? Seni, o bayağı zavallılar izliyor.”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:112
Nuh dedi: “Onların yaptıklarına ilişkin bir ilmim yok.”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:113
“Onların hesabı Rabbimden başkasına ait değildir. Bir düşünebilseniz.”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:114
“Ben iman etmiş insanları kovamam.”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:115
“Ben sadece açık bir biçimde uyarmaktayım.”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:116
Dediler: “Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, vallahi taşlananlardan olacaksın.”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:117
Nuh şöyle yakardı: “Rabbim, toplumum beni yalanladı.”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:118
“Artık benimle onlar arasını iyice aç; beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.”
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:119
Bunun üzerine biz, onu da beraberindekileri de o yüklü gemide kurtardık.
Seite 457 im Quell-PDF
ŞUARA 26:120
Sonra dışta kalanları boğduk.
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:121
Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoğu inanmamış ki!
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:122
Kuşkusuz senin Rabbindir o mutlak Aziz, mutlak Rahim.
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:123
Ad da peygamberleri yalanladı.
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:124
Kardeşleri Hud onlara: “Siz hiç korkmuyor musunuz?” demişti.
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:125
“Ben sizin için, güvenilir bir resulüm.”
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:126
“Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin.”
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:127
“Ben sizden bu iş için bir ücret istemiyorum. Benim ödülüm alemlerin Rabbi’ndendir.”
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:128
“Her yüksek tepeye / yola şaşılacak bir bina kurarak / bir işaret dikerek mi eğleniyorsunuz!”
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:129
“Sanayi üreten yerler edinerek sonsuzlaşmak ümidine mi düşüyorsunuz?”
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:130
“Yakaladığınız vakit zorbaca mı yakalıyorsunuz?”
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:131
“Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin.”
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:132
“O bildiğiniz nimetleri önünüze yayandan korkun.”
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:133
“Size bir yığın nimet lütfetti: Davarlar, oğullar,
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:134
Bahçeler, pınarlar.”
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:135
“Büyük bir günün azabı üstünüzdedir diye korkuyorum.”
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:136
Dediler: “Sen ha öğüt vermişsin ha öğüt verenlerden olmamışsın. Bizim için fark etmez.”
Seite 458 im Quell-PDF
ŞUARA 26:137
“Bu, öncekilerin uydurmalarından başka şey değil.”
Seite 459 im Quell-PDF
ŞUARA 26:138
“Biz azaba uğratılacak değiliz.”
Seite 459 im Quell-PDF
ŞUARA 26:139
Onu bu şekilde yalanladılar, biz de onları helak ettik. Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoğu inanmamıştı.
“Onlar yeryüzünde bozgun çıkarırlar, barış için çalışmazlar.”
Seite 459 im Quell-PDF
ŞUARA 26:153
Dediler: “Sen, adamakıllı büyülenmişsin.”
Seite 459 im Quell-PDF
ŞUARA 26:154
“Sen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğru sözlülerden isen, hadi bir mucize getir.”
Seite 459 im Quell-PDF
ŞUARA 26:155
Dedi: “Şu bir dişi devedir. Onun su içme hakkı var. Belli bir günde su içme hakkı da sizin.”
Seite 460 im Quell-PDF
ŞUARA 26:156
“Ona kötülükle ilişmeyin. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.”
Seite 460 im Quell-PDF
ŞUARA 26:157
Onu yere yatırıp kestiler. Sonra da pişman oldular.
Seite 460 im Quell-PDF
ŞUARA 26:158
Sonunda azap onları enseledi. Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoğu inanan kişiler değildir.
Seite 460 im Quell-PDF
ŞUARA 26:159
Ve senin Rabbin mutlak Aziz, mutlak Rahim’dir.
Seite 460 im Quell-PDF
ŞUARA 26:160
Lut kavmi de hak elçilerini yalanladı.
Seite 460 im Quell-PDF
ŞUARA 26:161
Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: “Hala korunmuyor musunuz?”
Seite 460 im Quell-PDF
ŞUARA 26:162
“Ben size gelen emin bir elçiyim.”
Seite 460 im Quell-PDF
ŞUARA 26:163
“Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin.”
Seite 460 im Quell-PDF
ŞUARA 26:164
“Ben bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbi’ndendir.”
Seite 460 im Quell-PDF
ŞUARA 26:165
“Alemlerin içinden erkeklere gidiyor da,
Seite 460 im Quell-PDF
ŞUARA 26:166
Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor musunuz? Doğrusu siz haddi aşmış bir kavimsiniz.”
Seite 460 im Quell-PDF
ŞUARA 26:167
Dediler: “Eğer bu tavrını sona erdirmezsen ey Lut, yemin olsun bu topraktan sürülenlerden olacaksın.”
Seite 460 im Quell-PDF
ŞUARA 26:168
Lut dedi: “Ben sizin şu yaptığınıza öfkelenenlerdenim.”
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:169
“Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından koru.”
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:170
Bunun üzerine biz onu ve ailesini toplu halde kurtardık.
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:171
Ancak geridekiler arasında bir kocakarı kaldı.
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:172
Sonra ötekileri mahvedip batırdık.
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:173
Üzerlerine bir de yağmur yağdırdık. Ne de kötüymüş uyarılanların yağmuru!
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:174
Elbette bunda bir ayet var ama onların çoğu inanmamıştır.
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:175
Ve senin Rabbin mutlak Aziz, mutlak Rahim…
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:176
Eyke halkı da elçileri yalanladı.
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:177
Şuayb onlara demişti ki: “Hala sakınmıyor musunuz?”
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:178
“Kuşkusuz, ben sizin için güvenilir bir resulüm.”
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:179
“Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin.”
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:180
“Ben bu iş için sizden herhangi bir ödül de istemiyorum; benim ödülüm alemlerin Rabbi’nden başkasında değil.”
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:181
“Ölçüyü tam yapın; şunun-bunun hakkını çarpanlardan olmayın;
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:182
Doğru-düzgün terazi ile tartın.”
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:183
“Halkın eşyasını, değerlerini düşürerek almayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak terör estirmeyin.”
Seite 461 im Quell-PDF
ŞUARA 26:184
“Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun.”
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:185
Dediler: “Sen fena halde büyülenmişsin.”
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:186
“Sen bizim gibi bir insandan başka şey değilsin. Biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.”
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:187
“Eğer doğru sözlülerdensen, hadi üzerimize gökten parçalar düşür.”
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:188
Şuayb dedi: “Yapmakta olduğunuzu Rabbim daha iyi bilir.”
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:189
Onu yalanladılar; bunun üzerine o gölgelik gününün azabı onları enseledi. O, gerçekten büyük bir günün azabıydı.
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:190
Bunda elbette bir ibret var ama onların çoğu iman etmemişti.
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:191
Ve senin Rabbin mutlak Aziz, mutlak Rahim’dir.
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:192
Kesin olan şu ki o, alemlerin Rabbi’nden indirilmiştir.
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:193
O güvenilir ruh indirdi onu,
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:194
Senin kalbine ki uyarıcılardan olasın.
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:195
Açık-seçik Arapça bir dille indirdi.
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:196
O, elbette ki öncekilerin kitaplarında da var.
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:197
Beniisrail bilginlerinin de onu bilmesi bunlar için bir belirti / kanıt değil mi?
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:198
Biz onu Arapça konuşmayanlardan birine indirseydik de,
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:199
O onu onlara okusaydı, yine de ona inanmayacaklardı.
Seite 462 im Quell-PDF
ŞUARA 26:200
Biz onu günahkarların kalplerine işte böyle yolladık.
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:201
Acıklı azabı görünceye değin ona inanmazlar.
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:202
O azap onlara ansızın gelecek, farkında bile olmayacaklar.
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:203
O zaman şöyle derler: “Acaba bize süre verilir mi?”
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:204
Bizim azabımızı acele mi istiyorlar?
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:205
Görmüş gibi bil ki, biz onları yıllarca nimetlendirsek de,
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:206
Sonra, tehdit edildikleri şey kendilerine ulaşsa,
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:207
O yararlandıkları nimetler onların hiçbir işine yaramaz.
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:208
Biz, uyarıcıları olmayan hiçbir kent / uygarlığı helak etmemişizdir.
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:209
Uyarı / hatırlatma olacak! Biz zalimler değiliz.
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:210
Onu şeytanlar indirmedi.
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:211
Onlara yaraimaz, zaten güçleri de yetmez.
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:212
Çünkü onlar, dinleyişten azledilmişlerdir.
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:213
O halde Allah’ın yanında bir başka ilaha daha yalvarma / davet etme. Yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:214
En yakın akraba ve hısımlarını uyar.
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:215
Müminlerin sana uyanlarına kanadını indir.
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:216
Eğer sana isyan ederlerse şöyle de: “Ben, sizin yapmakta olduklarınızdan uzağım.”
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:217
O Aziz, o Rahim olana güvenip dayan.
Seite 463 im Quell-PDF
ŞUARA 26:218
O ki görüyor seni kıyam ettiğin zaman.
Seite 464 im Quell-PDF
ŞUARA 26:219
Görüyor nasıldır secde edenler içinde dolaşman.
Seite 464 im Quell-PDF
ŞUARA 26:220
Kuşkusuz O’dur iyice bilen, iyice duyan.
Seite 464 im Quell-PDF
ŞUARA 26:221
Haber vereyim mi size şeytanların kime iner olduğundan?
Seite 464 im Quell-PDF
ŞUARA 26:222
Herbir iftiracı günahkar üzerine iner onlar.
Seite 464 im Quell-PDF
ŞUARA 26:223
Kulak kabartırlar ama çoğu yalancıdır onların.
Seite 464 im Quell-PDF
ŞUARA 26:224
Şairlere gelince, onlara da çapkınlar-sapkınlar uyar.
Seite 464 im Quell-PDF
ŞUARA 26:225
Görmez misin onları ki, her vadide şaşkın-tutkun dolaşırlar.
Seite 464 im Quell-PDF
ŞUARA 26:226
Ve onlar, yapmayacakları şeyleri söyleyip dururlar.
Seite 464 im Quell-PDF
ŞUARA 26:227
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlar, Allah’ı çok ananlar ve zulme uğratıldıktan sonra başarıya ulaşanlar böyle değillerdir. Zulmedenler, hangi devrime uğrayıp baş aşağı döneceklerini yakında bilecekler.
İmam Ali’nin (a.s) Sabrı İbrahim Kerehî şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s) dedim ki (veya birisi ona şöyle dedi ki): “Allah sizi salih kılsın! Ali (a.s) Allah’ın dininde güç sahibi değil miydi?” İmam (a.s): “Evet.” buyurdu. Adam: “O hâlde nasıl ona karşı galebe çaldılar ve Ali (a.s) neden onları geri püskürtmedi? Onu bu savunmadan engelleyen şey neydi?” diye sordu. İmam (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 405 · Referenz: Şuara, 227
27. NEML 93 Ayet
NEML 27:1
Ta, Sin. İşte bunlar Kur’an’ın ve açık-seçik beyanlar sunan Kitap’ın ayetleridir.
Seite 464 im Quell-PDF
NEML 27:2
Müminlere bir kılavuz ve muştudur o.
Seite 464 im Quell-PDF
NEML 27:3
O müminler ki, namazı kılar, zekatı verirler. Ve ahirete tam bir biçimde inananlar da onlardır.
Seite 464 im Quell-PDF
NEML 27:4
Şu bir gerçek ki, ahirete inanmayanların amellerini biz, kendileri için süsleyip püsledik. Bu yüzden onlar kalpleri körelmiş olarak şaşkınlık içinde bocalar dururlar.
Seite 465 im Quell-PDF
NEML 27:5
İşte bunlardır kendilerine azabın korkuncu öngörülen. Ahirette hüsrana uğrayacaklar da onlardır.
Seite 465 im Quell-PDF
NEML 27:6
Emin ol ki, sen bu Kur’an’a Hakim ve Alim bir kudret tarafından muhatap kılınıyorsun.
Seite 465 im Quell-PDF
NEML 27:7
Hatırla o zamanı; Musa, ailesine şöyle demişti: “Ben bir ateş farkettim. Ondan size bir haber getireceğim, yahut parlak bir kor getireceğim ki ateş yakıp ısınabilesiniz.”
Seite 465 im Quell-PDF
NEML 27:8
Musa ateşe vardığında şöyle çağırıldı. “Ateşteki kimse de ateşin çevresindekiler de kutsal ve bereketli kılınmıştır. Ve alemlerin Rabbi olan Allah, bütün eksiklik ve iğretiliklerden arınmıştır.”
Seite 465 im Quell-PDF
NEML 27:9
“Ey Musa! Kuşkun olmasın ki ben, Allah’ım; Aziz olan, Hakim olanım…”
Seite 465 im Quell-PDF
NEML 27:10
“Asanı bırak.” Bunun üzerine Musa, asayı çevik bir yılan gibi titreyip kıvrılır görünce gerisin geri kaçtı ve arkasına bakmadı. “Korkma ey Musa, benim. Benim huzurumda, elçi olarak gönderilenler korkmaz.”
Seite 465 im Quell-PDF
NEML 27:11
“Zulme bulaşan müstesna. O da bunu kötülüğün arkasından güzelliğe çevirirse hiç kuşkusuz ben Gafur’um, Rahim’im.”
Seite 465 im Quell-PDF
NEML 27:12
“Elini koynuna sok; Firavun ve toplumuna yönelik dokuz mucizeden biri olarak pürüzsüz ve lekesiz, bembeyaz bir biçimde çıkacaktır. O Firavun ve yandaşları gerçekten fıska batan bir topluluk haline geldiler.”
Seite 466 im Quell-PDF
NEML 27:13
İşte bu şekilde ayetlerimiz göz ve gönül açar bir biçimde onlara geldiğinde şunu deyiverdiler: “Açık bir büyüdür bu…”
Seite 466 im Quell-PDF
NEML 27:14
Zulüm ve böbürlenmeyle, ona karşı çıktılar. Oysa ki öz benlikleri, onun gerçekliğine kanaat getirmişti. Bak da gör, nasıl olmuştur o bozguncuların sonu!
Seite 466 im Quell-PDF
NEML 27:15
Andolsun biz, Davud’a da Süleyman’a da bir ilim verdik. Onlar şöyle dediler: “Bizi, mümin kullarının bir çoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun.”
Seite 466 im Quell-PDF
NEML 27:16
Süleyman, Davud’a mirasçı oldu ve şöyle dedi: “Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi ve bize herşeyden biraz verildi. Kuşkusuz bu, apaçık lütfun ta kendisidir.”
karşısında, Kur’ân-ı Kerim’in apaçık ayetleriyle bu iddianın doğru olmadığını ortaya koymuştur. Hz. Fatıma (s.a) sözlerinin bir bölümünde şöyle buyurmuştur: Allah’ın Kitabını kasıtlı olarak bırakıp arkanıza mı attınız; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Süleyman, Davud'a mirasçı oldu.”(1) Ve Hz. Yahya’nın kıssasında şöyle buyuruyor: “-Zekeriyya dedi ki: Rabbim!- KatınYakub oğullarına mirasçı olsun.”(2) Ve yine buyurmuştur ki: “Kan akrabası, Allah’ın Kitabına göre birbirlerine daha yakın dostturlar.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 404 · Referenz: Neml, 16
NEML 27:17
Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları, Süleyman’ın huzurunda bir araya getirildi. Onlar, düzenli bir biçimde sevk ediliyorlardı.
Seite 466 im Quell-PDF
NEML 27:18
Karınca vadisine geldiklerinde, bir karınca şöyle seslendi: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin ki, Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler.”
Seite 466 im Quell-PDF
NEML 27:19
Bunun üzerine Süleyman, karıncanın sözüne güldü ve dedi: “Rabbim, bana ve ebeveynime lütfettiğin nimetine şükretmeme, hoşnut olacağın barışçıl bir iş yapmama imkan ver. Ve rahmetinle beni barışsever iyi kullarının arasına sok.”
Seite 466 im Quell-PDF
NEML 27:20
Kuşları teftiş etti de dedi ki: “Hüdhüd’ü neden göremiyorum, yoksa kayıplara mı karıştı?”
Seite 467 im Quell-PDF
NEML 27:21
“Ona acımasızca azap edeceğim, belki de onu boğazlayacağım; yahut da bana mutlaka açık bir kanıt getirecek.”
Seite 467 im Quell-PDF
NEML 27:22
Az sonra Hüdhüd gelip şöyle dedi: “Senin fark edemediğin birşeyi fark ettim ve sana Saba’dan parlak bir haber getirdim.”
Seite 467 im Quell-PDF
NEML 27:23
“Sabalılara hükmeden bir kadın buldum. Kendisine herşeyden bir pay verilmiş, kocaman bir tahtı var.”
Seite 467 im Quell-PDF
NEML 27:24
“Onu ve toplumunu, Allah’ı bırakıp güneşe secde eder buldum. Şeytan onlara, yapıp ettiklerini süslü gösterip onları yoldan saptırmış. Artık doğruyu bulamazlar.”
Seite 467 im Quell-PDF
NEML 27:25
“Göklerde ve yerdeki sırrı açığa çıkaran, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilen Allah’a secde etmemek gayretindeler.”
Seite 467 im Quell-PDF
NEML 27:26
“O Allah ki, tanrı yok kendinden başka, o büyük arşın rabbidir O.”
Seite 467 im Quell-PDF
NEML 27:27
Süleyman dedi: “Doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz!”
İmam (a.s) bazı tartışmacılarla yaptığı münazaralarda “Rabbine bakar” ayetinin anlamını açıklayıp, ayette geçen “bakmak”tan maksadın, baştaki gözle, hislere dayalı bir bakış olmadığını anlatmak için Kur’ân-ı Kerim’den yararlanarak şöyle buyurmuştur: Allah Teâlâ’nın şu buyruğunu duymadınız mı: “Bakalım, (‘Bakalım’ sözünden maksat şudur:) Yani gönderilen elçilerin dönmesini bekleyelim.(2) Bu ayet Belkıs ile Hz. Süleyman’ın (a.s) kıssası ile ilgilidir. Belkıs, Hz. Süleyman’ı (a.s) denemek için ona hediyeler gönderdiği zaman sarayın ileri gelenlerine dedi ki: “Süleyman karşısında nasıl bir tutum sergilememiz gerektiğini bilmek için elçilerimizin nasıl ve nelerle döneceklerini bekleyelim.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 340 · Referenz: Neml, 27
NEML 27:28
“Şu yazımı götürüp onlara at. Sonra onlardan uzaklaş da bak bakalım, nasıl davranacaklar?”
Seite 468 im Quell-PDF
NEML 27:29
Melike Belkıs dedi ki: “Ey ileri gidenler, bana önemli bir mektup bırakıldı.”
Seite 468 im Quell-PDF
NEML 27:30
“Süleyman’dan bir mektup. Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla başlıyor.”
Seite 468 im Quell-PDF
NEML 27:31
“Söylediği şu: Bana büyüklük taslamaya kalkmayın. Teslim olarak huzuruma gelin.”
Seite 468 im Quell-PDF
NEML 27:32
Melike dedi: “Ey danışmanlarım, bu meselem konusunda bana fikir verin. Siz onaylamadıkça, hiçbir işe kesin karar vermem.”
Seite 468 im Quell-PDF
NEML 27:33
Dediler ki: “Biz çok güçlüyüz, çok yaman savaşırız. Buyruk senin. Ne karar vereceğini sen bilirsin.”
Seite 468 im Quell-PDF
NEML 27:34
Melike dedi: “Şu bir gerçek ki krallar bir kente / bir memlekete girdiler mi, orada bozgun çıkarırlar; oranın onurlu insanlarını zelil-sefil ederler. İşte böyle yaparlar.”
Seite 468 im Quell-PDF
NEML 27:35
“Şimdi ben onlara bir hediye göndereceğim ve bakacağım elçiler neyle geri dönecekler.”
Seite 468 im Quell-PDF
NEML 27:36
Elçi geldiğinde, Süleyman dedi ki: “Siz bana mal ile destek mi veriyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha kıymetlidir. Sizin hediyenizle, benden çok siz ferahlarsınız.”
Seite 468 im Quell-PDF
NEML 27:37
“Seni gönderenlere dön. Vallahi, karşı koyamayacakları ordularla üstlerine gelirim ve onları oradan, başları eğik, aşağılanmış bir halde sürer çıkarırım.”
Seite 468 im Quell-PDF
NEML 27:38
Süleyman, kurmaylarına dedi ki: “Onlar teslim olup huzuruma gelmeden önce, o kadının tahtını hanginiz bana getirebilir?”
Seite 469 im Quell-PDF
NEML 27:39
Cinlerden bir ifrit şöyle dedi: “Sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim. Ben bunu yapacak güçteyim ve gerçekten güvenilir biriyim.”
Seite 469 im Quell-PDF
NEML 27:40
Kendinde Kitap’tan bir ilim olan kişi de şöyle dedi: “Ben onu sana, gözünü açıp yumuncaya kadar getiririm.” Derken Süleyman, tahtı, yanında kurulmuş görünce şöyle konuştu: “Rabbimin lütfundandır bu. Şükür mü edeceğim, nankörlük mü diye beni denemek istiyor. Esasında şükreden, kendisi lehine şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki, Rabbim Gani’dir, cömerttir.”
Kur’ân’ın tümünü nazil olduğu şekilde topladığını iddia eden herkes yalancıdır; Kur’ân’ı nazil olduğu şekilde toplayıp koruyan sadece Ali b. Ebu Talib ve ondan sonraki Ehl-i Beyt İmamları’dır.(1) Abdurrahman b. Kesir de İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet etmiştir: Ravi, “Yanında Kitaptan bir ilim bulunan kimse de: "Sen di.”(2) -ayetiyle ilgili olarak- şöyle demektedir: İmam (a.s) parmaklarını açarak göğsüne bırakıp şöyle buyurdu: “Allah’a andolsun ki, Kitabın tümünün ilmi bizim yanımızdadır.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 258 · Referenz: Neml, 40
Melike gelince şöyle denildi: “Senin tahtın da böyle mi?” Dedi: “Bu sanki o. Zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz müslüman olmuştuk.”
Seite 469 im Quell-PDF
NEML 27:43
Daha önce Allah dışında ibadet ettikleri, onu engellemişti. Çünkü o, küfre sapmış bir topluluktandı.
Seite 469 im Quell-PDF
NEML 27:44
Ona denildi: “Köşke gir.” Melike onu görünce su sandı ve baldırlarını açtı. Süleyman dedi ki: “O, cilalı sırçadan yapılmış parlak bir avlu / zemindir.” Melike dedi: “Rabbim, doğrusu ben öz benliğime zulmetmişim. Artık Süleyman’la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oluyorum.”
Seite 470 im Quell-PDF
NEML 27:45
Andolsun, Semud’a da kardeşleri Salih’i, şunu tebliğ etmek üzere gönderdik: “Allah’a kulluk / ibadet edin.” Bir de ne görelim, onlar birbiriyle boğuşan iki fırka oluvermişler.
Seite 470 im Quell-PDF
NEML 27:46
Salih dedi: “Ey toplumum! İyilikten önce kötülüğü istemede aceleniz niye? Merhamet görebilmeniz için Allah’tan af dileseniz olmaz mı?”
Seite 470 im Quell-PDF
NEML 27:47
Dediler: “Sen ve beraberindekiler yüzünden başımıza uğursuzluk geldi / sen ve beraberindekileri uğursuzluk belirtisi sayıyoruz.” Dedi: “Uğursuzluk kuşunuz Allah katındandır. Daha doğrusu siz, imtihana çekilen bir topluluksunuz.”
Seite 470 im Quell-PDF
NEML 27:48
O kentte, hep bozgun çıkarıp barışa hiç yanaşmayan dokuz çete vardı.
Seite 470 im Quell-PDF
NEML 27:49
Allah adına yeminleşerek şöyle dediler: “Ona ve ailesine bir gece baskını yapalım, sonra da velisine şöyle diyelim: Biz onun ailesinin öldürülüşüne tanık olmadık. Vallahi, doğru söyleyenleriz.”
Seite 470 im Quell-PDF
NEML 27:50
Onlar bir tuzak kurdular, biz de bir tuzak kurduk, ama şuursuzluk eden onlardı.
Seite 471 im Quell-PDF
NEML 27:51
Bir baksana nasıl oldu tuzaklarının sonu! İşte, onları da topluluklarını da hep birlikte yere geçirdik.
Seite 471 im Quell-PDF
NEML 27:52
İşte sana onların, işledikleri zulümler yüzünden çöküp ıpıssız kalmış evleri. Hiç koşkusuz bunda, ilmi kullanan bir topluluk için kesin bir ibret vardır.
Seite 471 im Quell-PDF
NEML 27:53
Biz inananları, korunup sakınanları kurtardık.
Seite 471 im Quell-PDF
NEML 27:54
Lut’u da resul olarak gönderdik. Toplumuna şöyle dedi: “Gözünüz göre göre şu iğrençliği yapıyorsunuz ha!”
Seite 471 im Quell-PDF
NEML 27:55
“Siz, şehvetinizi tatmin için kadınları bırakıp da erkeklere mi gidiyorsunuz? Doğrusu siz cehalete saplanmış bir topluluksunuz.”
Seite 471 im Quell-PDF
NEML 27:56
Toplumunun cevabı sadece şunu söylemek oldu: “Çıkarın şu Lut ailesini kentimizden; bunlar temizlik tutkunu olmuş kişilerdir.”
Seite 471 im Quell-PDF
NEML 27:57
Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Karısı hariç. Onu, arkada kalanlardan biri olarak takdir etmiştik.
Seite 471 im Quell-PDF
NEML 27:58
Üzerlerine bir de yağmur yağdırdık. Uyarılmış olanlar üzerine inen yağmur da ne kötüdür!
Seite 471 im Quell-PDF
NEML 27:59
De ki: “Hamd Allah’a, selam O’nun seçip yücelttiği kullarına! Allah mı hayırlı, yoksa onların ortak tuttukları mı?”
Seite 471 im Quell-PDF
NEML 27:60
Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size bir su indiren mi hayırlı? Biz o suyla sizin için gözler-gönüller açan bahçeler bitirdik. Sizin, onların bir tek ağacını bitirmeniz mümkün değildi. Allah’ın yanında bir ilah mı var? Hayır! Ama onlar döneklik eden bir topluluktur.
Seite 472 im Quell-PDF
NEML 27:61
Yoksa yeri bir karargah yapıp şurasına-burasına nehirler serpiştiren, üzerine dayanıklı dağlar konduran ve iki deniz arasına bir engel yerleştiren mi hayırlı? İlah mı var Allah’ın yanında!? Hayır! Ama onların çokları ilimden nasipsizliği sürdürüyorlar.
Seite 472 im Quell-PDF
NEML 27:62
Yoksa zorda kalan yalvardığında, onun imdadına yetişip sıkıntı ve kederi kaldıran, sizi yeryüzünün hükmedenleri kılan mı hayırlı? Allah’ın yanında bir ilah daha var mı!? Ne kadar da az ibret alıyorsunuz!
Seite 472 im Quell-PDF
NEML 27:63
Yoksa size karanın ve denizin karanlıkları içinde yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderen mi hayırlı? Allah’ın beraberinde bir ilah daha mı var?! Allah, onların ortak tuttuklarından uzaktır, arınmıştır.
Seite 472 im Quell-PDF
NEML 27:64
Yoksa yaratmaya başlayıp sonra tekrar tekrar yaratan ve sizi gözeten ve yerden rızıklandıran mı hayırlı? Allah’ın yanında bir ilah mı var? De ki: “Getirin susturucu kanıtınızı, eğer doğru sözlüler iseniz.”
Seite 472 im Quell-PDF
NEML 27:65
De ki: “Göklerde ve yerde, Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.”
Seite 473 im Quell-PDF
NEML 27:66
Hayır, onların bilgileri ahiret konusunda yetersiz kalmıştır. Daha doğrusu onlar ondan kuşku duymaktadırlar. Hayır, hayır! Onlar, onu göremeyecek kadar kördürler.
Seite 473 im Quell-PDF
NEML 27:67
İnkarcılar dediler ki: “Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra, gerçekten biz bundan sonra ortaya mı çıkarılacağız?”
Seite 473 im Quell-PDF
NEML 27:68
“Yemin olsun, bununla şimdi biz, önceden de atalarımız tehdit edildi. Bu, öncekilerin masallarından başka birşey değil.”
Seite 473 im Quell-PDF
NEML 27:69
De ki: “Yeryüzünde dolaşın da bir bakın nice olmuştur günahkarların sonu!”
Seite 473 im Quell-PDF
NEML 27:70
Onlar yüzünden tasalanma. Kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme.
Seite 473 im Quell-PDF
NEML 27:71
“Eğer doğru sözlülerseniz, bu vaat ne zaman?” derler.
Seite 473 im Quell-PDF
NEML 27:72
De ki: “Acele isteyip durduğunuzun bir kısmı belki de arkanıza takılmıştır.”
Seite 473 im Quell-PDF
NEML 27:73
Senin Rabbin, insanlara karşı gerçekten lütufkardır; fakat çokları şükretmezler.
Seite 473 im Quell-PDF
NEML 27:74
Ve senin Rabbin, onların göğüslerinin sakladığını da açığa vurduğunu da çok iyi bilir.
Seite 474 im Quell-PDF
NEML 27:75
Yerde ve gökte hiçbir gayb yoktur ki, açıklayıcı bir Kitap’ta olmasın.
Seite 474 im Quell-PDF
NEML 27:76
Hiç kuşkunuz olmasın ki bu Kur’an, İsrailoğullarına, ihtilafa düştükleri şeylerin birçoğunu anlatıyor.
Seite 474 im Quell-PDF
NEML 27:77
Ve elbette o, inananlara bir kılavuz ve rahmettir.
Seite 474 im Quell-PDF
NEML 27:78
Rabbin, o İsrailoğulları arasında hükmünü verip gereğini yapacaktır. Aziz’dir, Alim’dir O.
Seite 474 im Quell-PDF
NEML 27:79
Allah’a dayanıp güven, çünkü sen apaçık gerçeğin üzerindesin.
Seite 474 im Quell-PDF
NEML 27:80
Sen, ölülere işittiremezsin. Eğer dönüp giderlerse, sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
Seite 474 im Quell-PDF
NEML 27:81
Ve sen, düştükleri sapıklıktan körleri de çıkaramazsın. Teslim olmuş kişiler halinde ayetlerimize inananlardan başkasına sesini duyuramazsın.
Seite 474 im Quell-PDF
NEML 27:82
O söz tepelerine indiğinde, yerden onlar için bir dabbe çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereğince inanmadıklarını söyler.
Seite 474 im Quell-PDF
NEML 27:83
O gün her ümmetin içinden ayetlerimizi yalanlayanlardan bir zümre derleriz de onlar, toplu halde ortaya sürülürler.
Seite 474 im Quell-PDF
NEML 27:84
Geldiklerinde Allah onlara: “Ayetlerimizi, onlara ilminiz yeterli olmadığı için mi inkar ettiniz yoksa başka bir iş mi yaptınız?” der.
Seite 474 im Quell-PDF
NEML 27:85
İşledikleri zulümler yüzünden o söz tepelerine inmiştir; artık tek kelime söyleyemezler.
Seite 475 im Quell-PDF
NEML 27:86
Görmediler mi; biz geceyi içinde dinlensinler diye, gündüzü de gösterici bir ışık olsun diye oluşturduk. İşte bunda, inanan bir topluluk için elbette ibretler vardır.
Seite 475 im Quell-PDF
NEML 27:87
Sura üfürüleceği gün, Allah’ın dilediği dışında herkes, göklerdekiler, yerdekiler dehşet içinde kalacaktır. Hepsi boynunu bükmüş bir halde O’nun huzuruna gelir.
Seite 475 im Quell-PDF
NEML 27:88
Sen dağlara bakar da onları donuk-durgun görürsün. Oysa ki onlar, bulutların dolaştığı gibi dolaşmaktadır. Herşeyi güzel ve mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır bu. Yaptıklarınızdan gereğince haberdardır O.
Seite 475 im Quell-PDF
NEML 27:89
İyilik ve güzellik getirene, getirdiğinden daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan güvene çıkmışlardır.
Seite 475 im Quell-PDF
NEML 27:90
Kötülük getirenlerin ise yüzleri ateşte sürtülür. Sadece yapıp ettiklerinizle cezalandırılırsınız.
Seite 475 im Quell-PDF
NEML 27:91
“Ben, sadece bu beldenin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Orayı saygıya layık kılmıştır O. Herşey O’nundur. Ben, müslümanlardan olmakla emrolundum.”
Seite 475 im Quell-PDF
NEML 27:92
“Ve Kur’an okumakla emrolundum. Artık kim yola gelirse kendi nefsi için gelir. Sapmışa gelince, böylesine de ki: ‘Ben uyarıcılardan biriyim. Hepsi bu!’”
Seite 475 im Quell-PDF
NEML 27:93
Ve şöyle yakar: “Hamd olsun Allah’a. O size ayetlerini gösterecek de siz onları tanıyacaksınız. Senin Rabbin, yapmakta oldukarınızdan habersiz değildir.”
Seite 476 im Quell-PDF
28. KASAS 88 Ayet
KASAS 28:1
Ta, Sin, Mim.
Seite 476 im Quell-PDF
KASAS 28:2
İşte sana, açık-seçik beyanda bulunan Kitap’ın ayetleri.
Seite 476 im Quell-PDF
KASAS 28:3
İman edecek bir toplum için, Musa ve Firavun’un haberinden bir kısmını sana hak olarak okuyacağız.
Seite 476 im Quell-PDF
KASAS 28:4
Gerçek şu: Firavun o yerde egemenlik kurmuş ve ora halkını gruplara ayırmıştı. Onlardan bir topluluğu horlayıp eziyordu: Bu topluluğun erkek çocuklarını doğruyor, kadınlarını hayata salıyordu. O gerçekten fesadı yayanlardandı.
Seite 476 im Quell-PDF
KASAS 28:5
Ve biz istiyoruz ki, yeryüzünde ezilip horlananlara nimet ve bağış sunalım, onları önderler yapalım, onları mirasçılar haline getirelim.
Kur’ân-ı Kerim’de, sonunda hak ve İslam dininin yeryüzüne hâkim olacağını apaçık bildiren birçok ayet vardır: Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasa da Allah, nurunu tamamlayacaktır. O, Elçisini, hidayet ve hak din ile gönderdi ki müşrikler hoşlanmasa da onu, bütün dinlere üstün getirsin.(2) Andolsun Tevrat'tan sonra Zebur'da da: "Yeryüzüne mutlaka iyi kullarım varis olacak. (bu yer onların eline geçecek)." diye yazmıştık.(3) Biz de yeryüzünde zaafa uğratılanlara lütfedip onları önderler yapmayı ve onları mirasçılar kılmayı irade ettik.(4) Bu ayetler, Resul-i Ekrem (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları’nın hadislerindeki tefsire göre Hz. Mehdi’nin (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 332 · Referenz: Kasas, 5
KASAS 28:6
Ve yeryüzünde onlara imkan ve kudret verelim. Firavun’a, Haman’a ve onların ordularına da korkmakta oldukları şeyleri gösterelim.
Seite 476 im Quell-PDF
KASAS 28:7
Musa’nın annesine şunu vahyettik: “Emzir onu. Onun aleyhinde bir korku hissedince de nehire bırakıver onu. Korkma, üzülme. Kuşkun olmasın ki, biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu resullerden biri yapacağız.”
Seite 476 im Quell-PDF
KASAS 28:8
Nihayet, Firavun ailesi onu kayıp bir şey olarak bulup aldı. O, kendileri için bir düşman ve tasa olacaktı. Gerçek olan şu ki Firavun, Haman ve bunların orduları yanlış yoldaydılar.
Seite 477 im Quell-PDF
KASAS 28:9
Firavun’un karısı şöyle dedi: “Benim için de senin için de bir göz aydınlığıdır bu. Öldürmeyin onu, bize yararı olabilir, yahut onu çocuk ediniriz.” Onlar işin farkında olmuyorlardı.
Seite 477 im Quell-PDF
KASAS 28:10
Musa’nın annesinin kalbi ise bomboş bir halde sabahladı. Eğer inananlardan olması için kalbine bir bağ vermeseydik, onu açığa vuracak bir durumdaydı.
Seite 477 im Quell-PDF
KASAS 28:11
Annesi, Musa’nın kızkardeşine, “onu izle” dedi. O da onu kenardan gözledi. Onlarsa işin farkında olmuyorlardı.
Seite 477 im Quell-PDF
KASAS 28:12
Biz daha önce ona, süt emziren kadınları haram kılmıştık. Bu sırada kızkardeşi dedi ki: “Onun bakımını sizin için üstlenecek bir ev halkını size tanıtayım mı?”
Seite 477 im Quell-PDF
KASAS 28:13
Nihayet Musa’yı öz anasına geri çevirdik ki, o ananın gözü aydın olsun, kederlenmesin ve Allah’ın vaadinin hak olduğunu bilsin. Fakat çokları bunu bilmezler.
Seite 477 im Quell-PDF
KASAS 28:14
Musa, yiğitlik çağına ulaşıp olgunlaşınca ona hikmet ve ilim verdik. Biz, güzel düşünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz.
Seite 478 im Quell-PDF
KASAS 28:15
Halkının habersiz olduğu bir sırada kente girdi. Orada iki adam buldu, dövüşüyorlardı. Bu, Musa’nın halkından, şu da düşmanlarından. Kendi halkından olan, düşmanından olana karşı Musa’dan yardım istedi. Musa ona bir yumruk indirip işini bitirdi. Dedi: “Bu yaptığım, şeytanın amelindendir. İnsanı saptıran açık bir düşmandır o.”
Seite 478 im Quell-PDF
KASAS 28:16
“Rabbim, öz benliğime zulmettim, beni affet” diye yakardı da Allah onu affetti. Gafur O’dur, Rahim O’dur.
Seite 478 im Quell-PDF
KASAS 28:17
Dedi: “Rabbim, bana lütfettiğin nimete yemin ederim ki, bir daha suçlulara arka çıkmayacağım.”
Seite 478 im Quell-PDF
KASAS 28:18
Kentte, korku içinde sabahladı, göz-kulak kesiliyordu. Bir de baktı ki, dün ondan yardım isteyen adam yine onu yardıma çağırıyor. Musa ona dedi ki: “Anlaşıldı sen, tam azmış bir adamsın.”
Seite 478 im Quell-PDF
KASAS 28:19
Musa, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince o şöyle dedi: “Dün bir adam öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun. Sen yeryüzünde zorba olmaktan başka birşey istemiyorsun. Barışseverlerden olmak gibi bir niyetin yok.”
Seite 478 im Quell-PDF
KASAS 28:20
Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. Dedi: “Ey Musa, kentin ileri gelenleri seni öldürmeyi planlıyorlar. Çık buradan. Ben sana öğüt verenlerdenim.”
Seite 479 im Quell-PDF
KASAS 28:21
Bunun üzerine Musa, oradan korka korka çıktı. Her yanı gözlüyordu. Şöyle yakardı: “Rabbim, beni şu zalimler topluluğundan kurtar.”
Seite 479 im Quell-PDF
KASAS 28:22
Medyen tarafına yönelince şöyle dedi: “Umarım Rabbim beni istabetli bir yola kılavuzlar.”
Seite 479 im Quell-PDF
KASAS 28:23
Medyen suyuna ulaştığında, su başında halktan bir grup gördü. Hayvanlarını suluyorlardı. Biraz ötelerinde çekingen bir halde duran iki kadın fark etti. “Derdiniz nedir?” dedi. “Şu çobanlar çekilip gidinceye kadar biz hayvanlarımızı sulamayız. Üstelik babamız da ileri yaşta bir ihtiyardır.” dediler.
Seite 479 im Quell-PDF
KASAS 28:24
Bunun üzerine Musa, onların sulama işini yaptı. Sonra gölgeye çekilip şöyle dedi: “Rabbim, bana indireceğin her nimeti bekleyen bir çaresizim.”
Seite 479 im Quell-PDF
KASAS 28:25
Tam o sırada kadınlardan biri utangaç bir tavırla yürüyerek ona geldi. Dedi: “Babam, bizim için yaptığın sulamaya karşılık sana birşeyler vermek üzere seni çağırıyor.” Musa gelip ihtiyara hikayeyi anlatınca, o dedi ki: “Korkma, artık zalimler topluluğundan kurtuldun.”
Seite 479 im Quell-PDF
KASAS 28:26
Kadınlardan biri şöyle dedi: “Babacığım, ücretle tut onu. Her halde ücretle çalıştırdıklarının en hayırlısı olacak; güçlü, güvenilir biri.”
Seite 479 im Quell-PDF
KASAS 28:27
İhtiyar dedi ki: “Bana sekiz yıl çalışman şartıyla şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan, o da senden. Seni zora sürmek gibi bir niyetim yok. İnşallah beni, barış ve iyilik sever insanlardan bulacaksın.”
Seite 480 im Quell-PDF
KASAS 28:28
Musa dedi: “Bu seninle benim aramda. İki süreden hangisini tamamlasam bana kızıp darılmak yok. Allah, bizim şu konuştuğumuza Vekil’dir.”
Seite 480 im Quell-PDF
KASAS 28:29
Musa süreyi bitirip ailesiyle yola çıkınca, Tur tarafında bir ateş fark etti. Ailesine dedi ki: “Bekleyin, bir ateş fark ettim. Belki ondan size bir haber getiririm, belki de bir ateş koru getiririm de ısınırsınız.”
Seite 480 im Quell-PDF
KASAS 28:30
Oraya vardığında o bereketli toprak parçasındaki vadinin sağ tarafından, bir ağaçtan şöyle seslenildi: “Ey Musa! Alemlerin Rabbi Allah benim, ben!”
Seite 480 im Quell-PDF
KASAS 28:31
“Asanı at!” Asanın çevik bir yılan gibi titreyip kıvrıldığını görünce gerisin geri döndü; arkaya bile bakmadı. “Geri dön ey Musa, korkma! Güven içinde olanlardansın.”
Seite 480 im Quell-PDF
KASAS 28:32
Elini koynuna sok, lekesiz-bembeyaz çıkıversin. Korkudan açılan kollarını kendine çek. İşte bunlar, Firavun ve kodamanlarına karşı Rabbinden sana güçlü iki kanıt. Firavun ve yardakçıları yoldan çıkmış bir güruhtur.”
Seite 480 im Quell-PDF
KASAS 28:33
Musa dedi: “Rabbim, ben onlardan birini katlettim, bu yüzden beni öldürürler diye korkuyorum.”
Seite 481 im Quell-PDF
KASAS 28:34
“Kardeşim Harun var ya, o benden lisanca daha etkilidir / benden daha güzel konuşur. Onu da benimle yardımcı olarak gönder ki beni tasdiklesin; beni yalanlamalarından korkuyorum.”
Seite 481 im Quell-PDF
KASAS 28:35
Allah buyurdu: “Pazunu kardeşinle kuvvetlendireceğiz; size öyle bir güç / kanıt vereceğiz ki size ulaşamayacaklar. Ayetlerimize yemin olsun ki, siz ve size uyanlar, galip gelenler olacaksınız.”
Seite 481 im Quell-PDF
KASAS 28:36
Bunun ardından Musa onlara açık-seçik ayetlerimizi getirdiğinde onlar şöyle dediler: “Uydurulmuş bir büyüden başkası değil bu. İlk atalarımız arasında bunu hiç duymadık.”
Seite 481 im Quell-PDF
KASAS 28:37
Musa dedi ki: “Katından kimin hidayet getirdiğini ve bu yurdun, sonunda kimin olacağını Rabbim daha iyi bilir. Şu bir gerçek ki zalimler iflah etmezler.”
Seite 481 im Quell-PDF
KASAS 28:38
Firavun dedi: “Ey seçkinler topluluğu! Ben sizin için benden başka bir tanrı tanımıyorum. Ey Haman! Benim için çamurun üzerinde ocağı yakıp bana bir kule yap ki Musa’nın tanrısına ulaşayım. Aslında ben onun yalancılardan olduğunu sanıyorum.”
Seite 481 im Quell-PDF
KASAS 28:39
O ve orduları yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve sandılar ki, bize döndürülmeyecekler.
Seite 482 im Quell-PDF
KASAS 28:40
Biz de onu ve askerlerini yakalayıp hepsini suyun içine fırlattık. Bak, nasıl oldu zalimlerin sonu!
Seite 482 im Quell-PDF
KASAS 28:41
Biz onları, ateşe çağıran önderler yapmıştık. Kıyamet günü yardım göremeyeceklerdir.
Seite 482 im Quell-PDF
KASAS 28:42
Bu dünya hayatında da arkalarına bir lanet taktık. Kıyamet günü onlar, çirkinleştirilenler arasında olacaklar.
Seite 482 im Quell-PDF
KASAS 28:43
Andolsun biz, ilk nesilleri helak ettikten sonra Musa’ya Kitap’ı; insanlar için basiretler, kılavuz ve rahmet olarak verdik ki, düşünüp öğüt alabilsinler.
Seite 482 im Quell-PDF
KASAS 28:44
Biz Musa’ya o emri vahyettiğimizde, sen batı tarafında değildin; olayı izleyenlerden de değildin.
Seite 482 im Quell-PDF
KASAS 28:45
Ancak biz, birçok nesil oluşturduk da bunlar üzerinden ömürler akıp gitti. Sen Medyen halkı içinde oturarak onlara ayetlerimizi okuyor değildin. Biz, peygamberler gönderiyoruz, hepsi bu.
Seite 482 im Quell-PDF
KASAS 28:46
Ve sen, biz seslendiğimizde Tur tarafında da değildin. Sen, senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarmak için Rabbinden bir rahmetsin. Bu sayede onların düşünüp öğüt almaları umuluyor.
Seite 482 im Quell-PDF
KASAS 28:47
Kendi ellerinin önden hazırladıkları yüzünden başlarına bir musibet geldiğinde hemen şöyle diyorlar: “Rabbimiz, bize bir resul gönderseydin de senin ayetlerine uyup müminlerden olsaydık ne olurdu!”
Seite 483 im Quell-PDF
KASAS 28:48
Fakat hak, katımızdan kendilerine geldiğinde şöyle dediler: “Musa’ya verilenin aynısı buna da verilseydi ya!” Bunlar daha önce Musa’ya verileni inkar etmemişler miydi? Şöylde demişlerdi: “Birbirini destekleyen iki büyü / sırt sırta vermiş iki büyücü.” Ve dediler: “Biz bunların ikisine de inanmıyoruz.”
Seite 483 im Quell-PDF
KASAS 28:49
De ki: “Eğer doğru sözlü iseniz, Allah katından, bu ikisinden daha aydınlık bir kitap getirin, ben ona uyayım.”
Seite 483 im Quell-PDF
KASAS 28:50
Bunun üzerine sana cevap veremezlerse bil ki, onlar sadece iğreti arzularına uyuyorlar. Allah’tan bir kılavuzluk olmaksızın, kendi arzusuna uyandan daha sapık kim vardır. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
Bu bakımdan kulların işlerini yürütmesi için Allah tarafından görevlendirilen kimse masumdur, desteklenmiştir, başarılı kılınmıştır ve doğrultulmuştur. Hatalardan, sürçmelerden ve tökezlemelerden yana güvence altındadır. Allah onu, bu işe özgü kılar ki, kullarının üzerindeki eksiksiz kanıtı ve yarattıklarının arasındaki şahidi olsun. “KuşkuPeki şu insanlar, böyle birini seçebilirler mi? Ya da seçtikleri kimse bu niteliklere sahip midir ve onu bu özellikleriyle öne sürebilirler mi? Hakkı aştılar, -Beytullah’a andolsunAllah’ın kitabını arkalarına attılar. Sanki hiç bilmiyorlarmış gibi bir kenara fırlatıp attılar. Hâlbuki Allah’ın kitabında hidayet ve şifa vardır. Ama onlar Allah’ın kitabını bir kenara atıp, tutkulu arzularının peşine düştüler. Allah, böyle kimseleri yermiş, bunları düşman ilan etmiş, onları helak etmiştir:
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 363 · Referenz: Kasas, 50
KASAS 28:51
Yemin olsun, biz onlar için sözü ardarda getirdik ki, düşünüp öğüt alabilsinler.
Seite 483 im Quell-PDF
KASAS 28:52
Ondan önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da iman ederler.
Seite 484 im Quell-PDF
KASAS 28:53
O, onlara okunduğu zaman şöyle derler: “İnandık buna, Rabbimizden gelmiş haktır o. Biz, ondan önce de müslümanlardık.”
Seite 484 im Quell-PDF
KASAS 28:54
İşte böylelerine ödülleri, sabrettikleri için iki kez verilir. Onlar, kötülüğü güzellikle karşılayıp savarlar. Ve onlar, kendilerine sunduğumuz rızıktan infak ederler.
Seite 484 im Quell-PDF
KASAS 28:55
Boş lakırdıyı duyduklarında, ondan yüz çevirir şöyle derler: “Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size. Selam olsun hepinize. Biz cahilleri önemsemeyiz.”
Seite 484 im Quell-PDF
KASAS 28:56
Şu bir gerçek ki, sen istediğin kişiyi doğru yola iletemezsin. Ama Allah, dilediğine kılavuzluk eder. Hidayete erecekleri O daha iyi bilir.
Bu işinizi (Ehl-i Beyt’e bağlılığınızı) Allah için yapın, insanlar için değil. Çünkü ancak Allah için yapılan iş, Allah içindir. İnsanlar için yapılan bir şey de Allah katında yükselmez. Dininiz hususunda insanlarla didişmeyin. Çünkü didişme kalbin hastalanmasına neden olur. Allah Teâlâ, Peygamber’ine (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Sen istediğini iletir.”(1) Ve şöyle buyurmuştur: “Sen mi mümin olsunlar diye insanları zorlayacaksın?”(2) Bırakın insanları; çünkü onlar insanlardan öğrenmişlerdir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 415 · Referenz: Kasas, 56
KASAS 28:57
Dediler ki: “Eğer seninle birlikte yol alırsak, yerimizden, yurdumuzdan oluruz.” Biz onları, katımızdan rızık olarak gelen tüm ürünlerin derkenip toplandığı güvenli, saygıdeğer bir mekana yerleştirmedik mi? Ama bunların çoğu bilmiyor ki!
Seite 484 im Quell-PDF
KASAS 28:58
Yaşayışı şımarıklık ve gösterişe yol açmış nice kenti helak ettik biz. İşte yerleri yurtları! Onlardan sonra oralarda çok az oturuldu. Biziz mirasçılar, biz.
Seite 484 im Quell-PDF
KASAS 28:59
Senin Rabbin, memleketleri / medeniyetleri, ana merkezlerinde kendilerine ayetlerimizi okuyan bir resul göndermedikçe helak etmez. Biz ülkeleri, halkları zulme sapmadıkları sürece helak etmeyiz.
Seite 484 im Quell-PDF
KASAS 28:60
Nasiplendirildiğiniz şeyler şu iğreti hayatın yararından ve süsünden ibarettir. Allah’ın katındaki ise daha hayırlı ve daha süreklidir. Hala aklınızı işletmeyecek misiniz?
Seite 485 im Quell-PDF
KASAS 28:61
Kendisine güzel bir vaatte bulunduğumuz, ardından da ona kavuşan kimse, şu iğreti hayatın yararıyla nimetlendirdiğimiz, sonra kıyamet gününde huzurumuza dikilecekler arasına giren kimse gibi midir?
Seite 485 im Quell-PDF
KASAS 28:62
O gün onlara seslenerek şöyle diyecek: “O kendilerini birşey sandığınız ortaklarım nerede?”
Seite 485 im Quell-PDF
KASAS 28:63
Üzerlerine hüküm hak olanlar şöyle diyecekler: “Rabbimiz, azdırdıklarımız işte şunlar. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlardan uzak olduğumuzu sana arz ediyoruz. Zaten onlar bize kulluk / ibadet etmiyorlardı.”
Seite 485 im Quell-PDF
KASAS 28:64
Şöyle denilir: “Çağırın ortak koştukarınızı!” Onlar da çağırırlar. Fakat ötekiler bunlara cevap vermezler; azabı görmüşlerdir. Önceden yola gelselerdi ne olurdu!
Seite 485 im Quell-PDF
KASAS 28:65
Allah o gün onlara seslenir de şöyle der: “Hak elçilerine ne cevap verdiniz?”
Seite 485 im Quell-PDF
KASAS 28:66
Artık o gün onlara karşı tüm haberler kör olmuştur. Birbirlerine de birşey soramazlar.
Seite 485 im Quell-PDF
KASAS 28:67
Ama tövbe eden, inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapan kişinin, kurtuluşa erenlerden olması ümidi vardır.
Seite 486 im Quell-PDF
KASAS 28:68
Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Seçim onların değil / onların seçme hakkı yok. Allah, onların ortak koştuklarından yücedir, arınmıştır.
sapkın görüşleriyle bir imam seçmek istediler; ama bu girişimleri imamdan uzaklaşmaktan başka bir işe yaramadı. Allah’ın seçiminden, Rasulullah’ın (s.a.a) seçiminden ve onun Ehl-i Beyt’inden yüz çevirdiler. Kendi seçimlerine itibar ettiler. Oysa Kur’ân onlara şöyle seslenmektedir: Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: “Allah ve Resulü Başka bir yerde de şöyle buyurmuştur: “Size ne oluyor? Ne
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 360 · Referenz: Kasas, 68
KASAS 28:69
Ve Rabbin onların göğüslerinin neyi sakladığını, neyi açığa vurduğunu da bilir.
Seite 486 im Quell-PDF
KASAS 28:70
O, Allah’tır. Tanrı yoktur O’ndan başka. İlkte de sonda da hamd O’nadır. Ve siz O’na döndürüleceksiniz.
Seite 486 im Quell-PDF
KASAS 28:71
De ki: “Söyleyin bakalım, Allah geceyi, kıyamet gününe kadar üzerinizde sürekli kılsa, Allah’tan başka hangi ilah size ışık getirebilir? Hala dinlemeyecek misiniz?”
Seite 486 im Quell-PDF
KASAS 28:72
De ki: “Söyleyin bakalım, eğer Allah kıyamet gününe kadar, gündüzü üzerinizde sürekli tutsa, Allah’tan başka hangi tanrı, içinde sükunet bulacağınız bir gece sunabilir size? Hala görmeyecek misiniz?”
Seite 486 im Quell-PDF
KASAS 28:73
Rahmetinin bir eseri olarak geceyi ve gündüzü sizin için oluşturdu ki, onda sükunet bulasınız, O’nun lütfundan birşeyler dileyesiniz ve şükredebilesiniz.
Seite 486 im Quell-PDF
KASAS 28:74
Gün olur, seslenir onlara da şöyle der: “O, birşey zannettiğiniz ortaklarım nerede?”
Seite 486 im Quell-PDF
KASAS 28:75
Her ümmetten bir tanık çıkarmış da şöyle demişizdir: “Getirin susturucu kanıtınızı!” Bunun üzerine onlar hakkına Allah’a ait olduğunu bilmişlerdir. O iftira aracı yaptıkları şeyler de onları yüzüstü koyup kaybolmuşlardır.
Seite 487 im Quell-PDF
KASAS 28:76
Şu da bir gerçek ki Karun, Musa kavmindendi. Onlara karşı şımarıklık / azgınlık yaptı. Ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını taşımak, kuvvetli bir grubu bile zorluyordu. Kavmi ona şöyle demişti: “Şımarma, çünkü Allah şımaranları sevmez.”
Seite 487 im Quell-PDF
KASAS 28:77
“Allah’ın sana verdikleri içinde ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana güzel davrandığı gibi sen de güzel davran / Allah’ın lütufta bulunduğu gibi sen de lütufta bulun. Yeryüzünde fesat isteyip durma, çünkü Allah fesat peşinde koşanları sevmez.”
Seite 487 im Quell-PDF
KASAS 28:78
O dedi: “Bu servet bana, bendeki bir ilim sayesinde verildi.” Peki o bilmedi mi ki Allah, önceki nesiller içinden ondan kuvvetçe daha zorlu, sayıca daha çok olanları bile helak etmiştir. Günahlarının ne olduğu, günahkarlardan sorulmaz.
Seite 487 im Quell-PDF
KASAS 28:79
Karun, süsü-püsü içinde toplumunun karşısına çıktı. Şu iğreti dünya hayatını amaçlayanlar dediler ki: “Ah, Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi. Gerçekten o, çok nasipli bir adam!”
Seite 487 im Quell-PDF
KASAS 28:80
İlim verilenler ise şöyle dediler: “Yuh size! İman edip hayra ve barışa yönelik iş yapan kişi için Allah’ın vereceği karşılık daha üstündür. Ama buna, sadece sabredenler ulaştırılır.”
Seite 488 im Quell-PDF
KASAS 28:81
Nihayet, Karun’u da sarayını da yere geçirdik. Allah’a karşı kendisine yardım edecek yandaşları da yoktu. Kendi kendisine yardım edebileceklerden de değildi.
Seite 488 im Quell-PDF
KASAS 28:82
Akşam onun mevkiine / konumuna imrenenler sabah şöyle diyorlardı: “Vay be! Allah, kullarından dilediğine rızkı açıp yayıyor, dilediğine de ölçüyle veriyor / kısıyor. Allah bize lütufta bulunmasaydı, vallahi bizi de batırmıştı. Demek ki, inkarcılar asla iflah etmiyorlar.”
Seite 488 im Quell-PDF
KASAS 28:83
İşte ahiret yurdu! Biz onu, yeryüzünde üstünlük taslamayanlarla bozgunculuk peşinde koşmayanlara veririz. Sonuç, takva sahiplerinindir.
Seite 488 im Quell-PDF
KASAS 28:84
İyilik / güzellik getirene ondan daha hayırlısı var. Kötülük getirenlere gelince, kötülükleri yapanlar yapmış olduklarından fazlasıyla cezalandırılmayacaklardır.
Seite 488 im Quell-PDF
KASAS 28:85
Bu Kur’an’ı sana farz kılan, elbette ki seni vaat edilen yere / belirlenen sona götürecektir. De ki: “Hidayeti getireni de açık bir sapıklık içinde olanı da en iyi Rabbin bilir.”
Seite 488 im Quell-PDF
KASAS 28:86
Sen bu Kitap’ın sana indirileceğini ummuyordun; Rabbinden bir rahmet olarak geldi. O halde küfre sapanlara sakın destekçi olma.
Seite 488 im Quell-PDF
KASAS 28:87
Allah’ın ayetleri sana indirildikten sonra sakın seni geri çevirmesinler. Rabbine yakar / Rabbine çağır. Sakın şirke bulaşanlardan olma.
Seite 489 im Quell-PDF
KASAS 28:88
Allah’ın yanında diğer bir tanrıya daha kulluk etme. İlah yok O’ndan başka. O’nun yüzü dışında herşey helak olacaktır. Hüküm yalnız O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz.
Seite 489 im Quell-PDF
29. ANKEBUT 69 Ayet
ANKEBUT 29:1
Elif, Lam, Mim.
Seite 490 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:2
İnsanlar, inandık demeleriyle kendi hallerine bırakılacaklarını ve hiç bir imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar!
Seite 490 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:3
Yemin olsun ki biz, onlardan öncekileri de fitne yoluyla denemişizdir. Allah, özüyle sözü bir olanları elbette bilecektir. Ve O, yalancıları da elbette bilecektir.
Seite 490 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:4
Yoksa o kötülükleri sergileyenler bizi geçeceklerini mi sandılar! Ne kötü hüküm veriyorlar!
Seite 490 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:5
Allah’a kavuşmayı umanlara gelince, şu bir gerçek ki, Allah’ın belirlediği vakit mutlaka gelecektir. O, Semi’dir, Alim’dir.
Seite 490 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:6
Ve kim didinir, gayret sarfederse hiç kuşkusuz kendi benliği lehine gayret sarfetmiş olur. Gerçek olan şu ki, Allah, alemlere muhtaç olmaktan uzak, mutlak bir Gani’dir.
Seite 490 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:7
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara gelince, biz onların çirkinliklerini elbette ki örteceğiz. Ve biz onları, yapmakta oldukları işlerin en güzeliyle elbette ödüllendireceğiz.
Seite 490 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:8
Biz insana, anne-babasına en güzel bir biçimde davranmasını, şunu da söyleyerek önerdik: “Eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan birşeyle bana ortak koşman için seninle çekişirlerse, o taktirde onlara itaat etme. Yalnız banadır dönüşünüz. Nihayet ben size yapıp-ettiğiniz şeylerin haberini bildireceğim.”
Seite 491 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:9
İman edip, hayra ve barışa yönelik ameller sergileyenlere gelince, biz onları elbette ki barışseverler arasına koyacağız.
Seite 491 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:10
İnsanlar içinden öylesi vardır ki, “Allah’a inandık” der fakat Allah uğrunda bir eziyete uğratılınca, insanlardan gelen fitneyi Allah’ın azabı gibi tanıtıverir. Ve eğer Rabbinden bir yardım gelirse kesinlikle şöyle diyeceklerdir: “Biz sizinle beraberdik.” Allah, alemlerin göğüslerindekini en iyi şekilde bilmiyor mu?
Seite 491 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:11
Allah iman edenleri elbette bilecektir. Ve münafık olanları da elbette bilecektir.
Seite 491 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:12
İnkar edenler, iman edenlere dediler ki: “Bizim yolumuzu izleyin, sizin günahlarınızı biz taşırız.” Oysa onlar, iman edenlerin günahlarından hiçbir şeyin taşıyıcısı değillerdir. Gerçek şu ki, onlar tamamen yalancıdırlar.
Seite 491 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:13
Onlar hem kendi yüklerini hem de kendi yükleriyle beraber başkalarının yüklerini taşıyacaklar. Bunda kuşku yok. Kıyamet günü de iftira edip davrandıkları şeylerden zorlu bir sorguya mutlaka çekilecekler.
Seite 491 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:14
Andolsun biz Nuh’u toplumuna gönderdik de onların arasında bin yıldan elli yıl eksik kaldı. Sonunda onları tufan yakaladı. Çünkü zalimlerdi onlar.
Seite 492 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:15
Biz Nuh’u ve gemi halkını kurtardık ve o gemiyi alemlere ibret yaptık.
Seite 492 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:16
İbrahim’i de gönderdik. Toplumuna şöyle demişti: “Allah’ kulluk / ibadet edin, O’ndan korkun. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”
Seite 492 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:17
“Allah’ın dışında bir takım putlara tapıyorsunuz, yalan / iftira üretiyorsunuz. Sizin Allah dışında kulluk ettikleriniz size hiçbir rızık veremezler. Rızkı Allah katında arayın; O’na kulluk edin, O’na şükredin. O’na döndürüleceksiniz.”
Seite 492 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:18
“Eğer yalanlarsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı. Resule düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir.”
Seite 492 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:19
Hiç görmediler mi, Allah, yaratmayı nasıl başlatıyor, sonra onu tekrarlıyor / yeni baştan yapıyor. Kuşkusuz bu, Allah için çok kolaydır.
Seite 492 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:20
De ki: “Yeryüzünde dolaşın da yaradılışın nasıl başladığına bir bakın. İleride Allah öteki oluşmaya da vücut verecektir. Allah, herşeye Kadir’dir.
Seite 492 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:21
Dilediğine azap eder, dilediğine rahmet eder. O’na döndürüleceksiniz.
Seite 493 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:22
Siz ne yerde ne de gökte kimseyi aciz bırakamazsınız. Ve sizin, Allah’tan başka ne bir dostunuz vardır ne de bir yardımcınız.
Seite 493 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:23
Allah’ın ayetlerini ve Allah’a varmayı inkar edenler, işte onlar, rahmetimden ümidi kesmişlerdir. Ve bunlar için acıklı bir azap öngörülmüştür.
Seite 493 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:24
Toplumunun İbrahim’e cevabı sadece şunu söylemeleri oldu: “Bunu öldürün, yahut yakın.” Ama Allah onu ateşten kurtardı. İnanan bir toplum için bunda elbette ibretler vardır.
Seite 493 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:25
İbrahim dedi: “Şu bir gerçek ki, siz dünya hayatında aranızda sevgi oluşturmak için Allah’ı bırakıp putlara kulluk ediyorsunuz. Sonra kıyamet gününde birbirinizi tanımaz olacaksınız, biriniz ötekine lanet edecek. Hepinizin varacağı yer cehennemdir; hiçbir yardımcınız da olmayacaktır.”
Seite 493 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:26
O’na Lut iman etti. Ve dedi: “Ben Rabbime hicret edeceğim. Kuşkusuz O, mutlak Aziz, mutlak Hakim’dir.”
Seite 493 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:27
Biz İbrahim’e İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Onun soyu içine peygamberliği ve Kitap’ı yerleştirdik ve onun ödülünü dünyada verdik. Ahirette de o, iyilik ve barış sevenler arasında olacaktır.
Seite 493 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:28
Lut’u da gönderdik. Toplumuna şöyle demişti o: “Öyle bir iğrençliğe bulaşıyorsunuz ki, sizden önce alemlerden bir tek kişi bunu yapmamıştır.”
Seite 494 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:29
“Erkeklere gidiyorsunuz, yol kesiyorsunuz, toplantılarınızda çirkinlikler sergiliyorsunuz, öyle mi?” Toplumunun cevabı sadece şunu söylemek oldu: “Eğer doğru sözlülerdensen, hadi getir bize Allah’ın azabını.”
Seite 494 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:30
Lut dedi: “Rabbim, şu bozguncular topluluğuna karşı bana yardım et.”
Seite 494 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:31
Elçilerimiz, İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: “Biz şu kentin halkını helak edeceğiz. Çünkü ora halkı zalim oldular.”
Seite 494 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:32
İbrahim dedi: “Ama orada Lut var.” Dediler: “Orada kim olduğunu biz daha iyi biliyoruz. Elbette ki onu ve ailesini kurtaracağız. Karısı hariç. O, geride kalanlardan olacak.”
Seite 494 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:33
Elçilerimiz Lut’a gelince, onlar yüzünden fenalaştı, eli-kolu birbirine dolandı. “Korkma, tasalanma dediler, biz seni de aileni de kurtaracağız. Ama karın azaba terk edilenlerden olacaktır.”
Seite 494 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:34
“Şu kent halkı üstüne, yaptıkları fenalıklardan ötürü gökten bir felaket indireceğiz.”
İşte aklınızı başınıza alasınız diye size bunları emretmiştir O.”(1) “Mülkiyetiniz altında bulunan köleler için de, size verdiğimiz rızıklarda -Birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte biz ayetlerimizi, aklını kullanacak bir kavim için böyle açıklıyoruz.”(2) Ey Hişam! Sonra Allah, akıl sabiplerine öğüt vermiş ve onları, ahiretteki nimetleri arzulamaları için teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceEy Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları azabından korkutmuş ve şöyle buyurmuştur: “Sonra diğerlerini Ve buyurmuştur: “Biz, şüphesiz bu memleket halkının
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 371 · Referenz: Ankebut, 34-35
ANKEBUT 29:35
Yemin olsun biz o kentten, aklını işleten bir topluluk için geriye apaçık bir işaret bıraktık.
İşte aklınızı başınıza alasınız diye size bunları emretmiştir O.”(1) “Mülkiyetiniz altında bulunan köleler için de, size verdiğimiz rızıklarda -Birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte biz ayetlerimizi, aklını kullanacak bir kavim için böyle açıklıyoruz.”(2) Ey Hişam! Sonra Allah, akıl sabiplerine öğüt vermiş ve onları, ahiretteki nimetleri arzulamaları için teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceEy Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları azabından korkutmuş ve şöyle buyurmuştur: “Sonra diğerlerini Ve buyurmuştur: “Biz, şüphesiz bu memleket halkının
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 371 · Referenz: Ankebut, 34-35
ANKEBUT 29:36
Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Şöyle dedi: “Ey toplumum, Allah’a kulluk / ibadet edin. Ahiret gününe umut bağlayın. Bozgunculuk yaparak ülkenin huzurunu kaçırmayın.”
Seite 495 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:37
Onu hemen yalanladılar. Bunun üzerine kendilerini korkunç bir sarsıntı yakaladı da öz yurtlarında diz üstü çökenler haline geldiler.
Seite 495 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:38
Ad’ı, Semud’u da böyle yaptık. Bu, onların yurtlarından / meskenlerinden açıkça belli olmaktadır. Şeytan onlara amellerini süsleyip püslemişti de kendilerini yoldan çıkarmıştı. Oysa ki, bakıp görebilen insanlardı.
sapkın görüşleriyle bir imam seçmek istediler; ama bu girişimleri imamdan uzaklaşmaktan başka bir işe yaramadı. Allah’ın seçiminden, Rasulullah’ın (s.a.a) seçiminden ve onun Ehl-i Beyt’inden yüz çevirdiler. Kendi seçimlerine itibar ettiler. Oysa Kur’ân onlara şöyle seslenmektedir: Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: “Allah ve Resulü Başka bir yerde de şöyle buyurmuştur: “Size ne oluyor? Ne
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 360 · Referenz: Ankebut, 38
ANKEBUT 29:39
Karun’u, Firavun’u, Haman’ı da öyle yaptık. Yemin olsun, Musa onlara açık-seçik kanıtlarla geldiği halde, yeryüzünde büyüklük tasladılar. Ama öne geçemezlerdi.
Seite 495 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:40
Herbirini kendi günahı ile yakaladık. Bazılarının üstüne taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Bir kısmını, o korkunç titreşimli ses yakaladı. Onlardan, yere batırdıklarımız da oldu. Bazılarını da boğduk. Allah onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar kendi benliklerine zulmediyorlardı.
Seite 495 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:41
Allah’tan başkalarını veliler edinenlerin durumu, bir ev edinen dişi örümceğin durumuna benzer. Ve evlerin en güvensizi / zayıfı elbette ki dişi örümceğin evidir. Keşke bilselerdi!
Seite 495 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:42
Allah onların, kendisinden başka ne gibi birşeye yalvardıklarını / kulluk ettiklerini bilir. O’dur Aziz, O’dur Hakim.
Seite 496 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:43
Bunlar bizim, insanlara verdiğimiz örneklerdir. Ancak ilim sahiplerinden başkasının aklı onlara ermez.
Ey Hişam! Akıl ilimle beraberdir. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “İşte biz, bu misalleri insanlar için getiriyoruz; Ey Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları şöyle yermiştir: “Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun, denildiği Ve şöyle buyurmuştur: “Kâfirlerin durumu, sadece çobaVe buyurmuştur ki: “Onlardan seni dinleyenler vardır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 372 · Referenz: Ankebut, 43
ANKEBUT 29:44
Allah gökleri de yeri de hak olarak yaratmıştır. Kuşkusuz bunda, iman sahipleri için mutlak bir mucize vardır.
Seite 496 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:45
Kitap’tan sana vahyedileni oku. Namazı da kıl. Çünkü namaz, çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Elbette ki Allah’ın Zikri daha büyüktür. Allah, neler yaptığınızı biliyor.
Seite 496 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:46
Ehlikitap’la, en güzel olan neyse onunla mücadele et. Onların zulme sapanları müstesna. Şöyle deyin: “Bize indirilene de size indirilene de iman ettik; tanrımız ve tanrınız bir. Ve biz O’na teslim olanlarız.”
Seite 496 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:47
Kitap’ı sana işte böyle indirdik. Kendilerine kitap verdiklerimiz ona inanırlar. Şunlar içinden de ona inananlar vardır. Bizim ayetlerimize, gerçeği örtenlerden başkası kafa tutmaz.
Seite 496 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:48
Sen bundan önce herhangi bir kitap okumuyordun; onu sağ elinle de yazmıyorsun. Eğer öyle olsaydı batıla saplananlar mutlaka kuşku duyacaklardı.
Seite 496 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:49
Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin göğüsleri içinde ayan-beyan ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi, zalimlerden başka kimse inkar etmez.
İmam Ali Nâki’nin (a.s) Kur’ân-ı Kerim İle Ünsiyeti Kur’ân-ı Kerim ile Ehl-i Beyt arasındaki ilişki eğitim ve öğretim sonucu meydana gelip dış etkenlere bağlı olan ve hayatın çeşitli şartlarında güçlenip zayıflayan bir şey değildir; aksine bu, Allah Teâlâ’nın iradesiyle gerçekleşmiş olan, derin ve sağlam bir ilişkidir. Çünkü Allah Teâlâ onları her türlü çirkinlikten temizlemiş, sonra ayetlerini onların tertemiz kalplerine yerleştirmiştir. Nitekim şöyle buyurmuştur: Hayır, o (Kur’ân) kendilerine bilgi verilmiş olanların göğüslerinde bulunan apaçık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi, zalimlerden başkası inkâr etmez.(1) Harun b. Hamza’dan şöyle nakledilmiştir: İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu duydum: ğüslerinde bulunan apaçık ayetlerdir.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 316 · Referenz: Ankebut, 49
ANKEBUT 29:50
Dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler Allah katındadır. Bana gelince, ben açıkça uyaran biriyim. Hepsi bu.”
Seite 497 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:51
Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır.
Seite 497 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:52
De ki: “Sizinle benim aramda tanık olarak Allah yeter. Göklerde ne var, yerde ne var biliyor O. Batıla iman edip Allah’ı inkar edenlere gelince, işte onlar hüsrana uğramışların ta kendileridir.”
Seite 497 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:53
Azabı senden çarçabuk istiyorlar. Eğer belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara elbette gelmiş olacaktı. Fakat o, hiç farkında olmadıkları bir sırada kendilerine ansızın geliverecektir. Bunda kuşku yok.
Gün olur, azap onları tepelerinden, ayaklarının altından sarıverir ve der: “Tadın bakalım, yapıp ettiklerinizi.”
Seite 497 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:56
Ey benim iman eden kullarım! Hiç kuşkusuz, benim yerkürem geniştir. O halde, yalnız bana kulluk / ibadet edin.
Seite 498 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:57
Her can, ölümü tadacaktır; sonra bize döndürüleceksiniz.
Seite 498 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:58
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetin görkemli odalarına yerleştireceğiz. Sürekli kalacaklardır orada. Ne güzeldir iş yapıp değer üretenlerin ödülü!
Seite 498 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:59
Onlar ki sabrettiler ve yalnız Rablerine dayanıp güvenmektedirler.
Seite 498 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:60
Nice hayvanlar var, kendi rızkını taşıyamaz. Allah onları da rızıklandırıyor, sizi de. Semi’dir O, Alim’dir.
Seite 498 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:61
Onlara, “gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim boyun eğdirdi” diye sorarsan, mutlaka şöyle diyecekler: “Allah!” Peki nasıl döndürülüyorlar?
Seite 498 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:62
Allah, kullarından dilediğine rızkı açıp yayar da ölçülü verip kısar da. Allah herşeyi çok iyi bilir.
Seite 498 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:63
Onlara, “gökten suyu kim indirdi de onunla toprağı ölümünden sonra canlandırdı” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Hamd Allah’adır. Fakat onların çoğu aklını işletmiyor.”
Ey Hişam! Sonra Allah çoğunluk ölçüsünü yermiş ve şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarVe buyurmuştur ki: “Onlara andolsun ki, gökleri ve yeri Ve buyurmuştur ki: “Andolsun ki onlara, kim yağdırır gökEy Hişam! Sonra Allah, azınlığı övmüş ve şöyle buyurmuştur: “…Kullarımdan pek azı şükreder.”(5) Ve buyurmuştur ki: “Bunlar da ne kadar az!”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 373 · Referenz: Ankebut, 63
ANKEBUT 29:64
Şu iğreti dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka şey değil. Ahiret yurduna gelince, asıl hayat işte odur. Ah, bilebilselerdi!
Seite 499 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:65
Gemiye bindiklerinde, dini Allah’a özgüleyerek yalvarıp yakarırlar. Fakat Allah onları kurtarıp karaya çıkardığında, bir bakmışsın ortak koşuyorlar;
Seite 499 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:66
Verdiklerimize karşı nankörlük etsinler ve birazcık zevklensinler diye… Yakında bilecekler.
Seite 499 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:67
Görmediler mi ki, çevrelerinde insanlar çarpılıp götürülürken Harem’i güven içinde tuttuk. Hala batıla inanıp Allah’ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?
Seite 499 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:68
Yalan düzüp Allah’a iftira eden, yahut kendisine geldiği zaman hakkı yalanlayan kişiden daha zalim kim vardır? Cehennemde değil midir kafirlerin barınağı?
Seite 499 im Quell-PDF
ANKEBUT 29:69
Bizim uğrumuzda didinenleri biz, yollarımıza elbette ulaştıracağız. Allah, güzel düşünüp güzel davrananlarla mutlaka beraberdir.
Seite 499 im Quell-PDF
30. RUM 60 Ayet
RUM 30:1
Elif, Lam, Mim.
Seite 499 im Quell-PDF
RUM 30:2
Yenilgiye uğratıldı Rum…
Seite 499 im Quell-PDF
RUM 30:3
Yeryüzünün çok yakın bir yerinde. Ama onlar yenilgilerinin ardından galip duruma geçecekler,
Seite 499 im Quell-PDF
RUM 30:4
Birkaç yıl içinde. İş / oluş / hüküm, önünde de sonunda da Allah’ındır. Onların galibiyet gününde müminler ferahlayacaklar,
Seite 500 im Quell-PDF
RUM 30:5
Allah’ın yardımıyla. Dilediğine yardım eder O… Aziz’dir, Rahim’dir O.
Seite 500 im Quell-PDF
RUM 30:6
Allah’ın vaadi bu… Allah kendi vaadine ters düşmez. Ne var ki, insanların çoğu bilmiyor.
Seite 500 im Quell-PDF
RUM 30:7
Onlar basit ve iğreti hayattan, bir dış görünüşü bilirler. Ama ahiretten tam bir gaflet içindedir onlar…
Seite 500 im Quell-PDF
RUM 30:8
Kendi benliklerinin içinde olup bitenleri de mi düşünmediler! Allah gökleri, yeri ve bu ikisi arasındakileri ancak hak üzere ve belirlenmiş bir süreye bağlı olarak yaratmıştır. Şu da bir gerçek ki, insanların büyük bir kısmı Rablerine kavuşmayı açık bir biçimde inkar ediyor.
Seite 500 im Quell-PDF
RUM 30:9
Yeryüzünde dolaşıp bir bakmıyorlar mı ki, nasıl oldu kendilerinden öncekilerin sonu? Onlar kuvvet yönünden bunlardan daha ağır ve baskındılar. Toprağı eşip deşip didik didik etmişlerdi. Ve yeryüzünü, bunların imar ettiklerinden çok daha fazla imar etmişlerdi. Ve resulleri onlara açık-seçik deliller getirmişti. O halde, Allah onlara zulmediyor değildi. Doğrusu, onlardı öz benliklerine zulmedip duranlar.
Seite 500 im Quell-PDF
RUM 30:10
Sonra o çirkinlik ve kötülük sergileyenlerin sonu, çirkinlik ve kötülüğün en beteri oldu. Çünkü Allah’ın ayetlerini yalanlamışlardı ve o ayetlerle alay ediyorlardı.
Seite 501 im Quell-PDF
RUM 30:11
Allah yaratışa başlar, sonra onu varlık alanından çekip tekrar yaratır. En sonunda O’na döndürülürsünüz.
Allah’a ortak tuttukları arasından, kendileri için şefaatçılar çıkmayacaktır. Kendi yandaşlarına nankörlük etmektedir onlar.
Seite 501 im Quell-PDF
RUM 30:14
Saat gelip çattığı gün, o gün, hepsi birbirinden ayrılacaktır.
Seite 501 im Quell-PDF
RUM 30:15
İman edip iyilik ve barışa yönelik işler yapanlara gelince, onlar bir bahçe içinde mutlu kılınırlar.
Seite 501 im Quell-PDF
RUM 30:16
İnkar edip ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalanlayanlara gelince, onlar azabın içinde hazır bulundurulurlar.
Seite 501 im Quell-PDF
RUM 30:17
O halde tespih Allah için. Akşama erdiğinizde de sabaha erdiğinizde de…
Seite 501 im Quell-PDF
RUM 30:18
Göklerde ve yerde hamd da O’na, gün sonunda da öğleye erdiğinizde de…
Seite 501 im Quell-PDF
RUM 30:19
Diriyi ölüden çıkarır O, ölüyü diriden çıkarır. Ölümünün ardından toprağa hayat verir. Siz de işte böyle çıkarılacaksınız.
Seite 501 im Quell-PDF
RUM 30:20
Onun ayetlerinden biri de sizi, topraktan yaratmış olmasıdır. Sonra siz bir insan türü oldunuz, her tarafa yayılıyorsunuz.
Seite 502 im Quell-PDF
RUM 30:21
Onun ayetlerinden biri de sizin için, kendilerine ısınasınız ve aranıza sevgi ve rahmet koysun diye nefislerinizden eşler yaratmasıdır. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ayetler vardır.
Seite 502 im Quell-PDF
RUM 30:22
Göklerin ve yerin yaratılmasıyla dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun ayetlerindendir. Bunda, ilim sahipleri için elbette ibretler vardır.
Seite 502 im Quell-PDF
RUM 30:23
Gece ve gündüz uyumanız, onun lütfundan nasip aramanız da O’nun ayetlerindendir. Bunda, işitebilen bir toplum için elbette ibretler vardır.
Seite 502 im Quell-PDF
RUM 30:24
Yine O’nun ayetlerindendir ki O size, korku ve ümit olmak üzere şimşeği gönderiyor, gökten bir su indiriyor da ölümünden sonra toprağı onunla canlandırıyor. Bunda, aklını işleten bir topluluk için elbette mucizeler vardır.
lar da akıl edesiniz diye olup biter.”(1) “Gecenin ve gündüzün ard arda gelmesinde Allah’ın gökten indirip ölü haldeki yeri canlandırdığı rızıkta.”(2) “Rüzgârları estirmesinde, göklerle yer arasında emre hazır bekleyen bulutlarda aklını kullanan bir topluluk için kanıtlar vardır.”(3) “Biliniz ki Allah, yeryüzünü, ölümünden sonra diriltir; andolsun ki akıl edersiniz diye size delillerimizi apaçık bildirdik.”(4) “Üzüm bağları, ekinler, bir kökten ve çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır. Bunların hepsi bir su ile sulanır. (Böyle iken) Yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda akıllarını kullanan bir toplum için ibretler vardır.”(5) “Yine O’nun delillerindendir ki, size korku ve ümit vermek üzere şimşeği gösteriyor, gökten su indirip ölümünün ardından arzı onunla diriltiyor. Doğrusu bunda, aklını kullanan bir kavim için dersler vardır.”(6)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 370 · Referenz: Rum, 24
RUM 30:25
Göğün ve yerin O’nun emriyle ayakta durması da O’nun ayetlerindendir. Sonra sizi bir çağrıyla davet ettiğinde siz yerden hemen çıkacaksınız.
Seite 502 im Quell-PDF
RUM 30:26
Göklerde ve yerde kim varsa O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmektedir.
Seite 502 im Quell-PDF
RUM 30:27
Yaratmaya ilk başlayan / yaratılanları ilk yaratan O’dur. Sonra onları çevirip yeniden yaratacaktır. Bu O’nun için çok da kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce örnekler / en yüce sıfatlar O’nundur. O’dur Aziz, O’dur Hakim…
Seite 502 im Quell-PDF
RUM 30:28
Size öz benliklerinizden bir örnek verdi: Ellerinizin altında bulunanlarda, size verdiğimiz rızıklarda, sizinle aynı haklara sahip, birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz ortaklarınız var mı? İşte biz, aklını işletecek bir topluluk için ayetleri böyle açık açık sıralıyoruz.
“De ki: Gelin Rabbiniz size neleri haram etti, ben okuyup anlatayım: Sakın O’na hiçbir şeyi eş ve ortak saymayın, ana-babaya iyilik edin, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de ancak biz rızıklandırırız, onlara da ve açığa çıkan kötülüklere de, gizli kalan kötülüklere de yaklaşmayın ve Allah’ın yasakladığı cana, haksız yere kıymayın. İşte aklınızı başınıza alasınız diye size bunları emretmiştir O.”(1) “Mülkiyetiniz altında bulunan köleler için de, size verdiğimiz rızıklarda -Birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte biz ayetlerimizi, aklını kullanacak bir kavim için böyle açıklıyoruz.”(2) Ey Hişam! Sonra Allah, akıl sabiplerine öğüt vermiş ve onları, ahiretteki nimetleri arzulamaları için teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceEy Hişam!
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 371 · Referenz: Rum, 28
RUM 30:29
Zulme sapanlarsa ilimsiz bir biçimde keyiflerine uymuşlardır. Allah’ın saptırdığına kim yol gösterecek? Böylelerinin yardımcıları yoktur.
Seite 503 im Quell-PDF
RUM 30:30
O halde sen yüzünü, bir hanif olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah’ın yaratışında değiştirme olamaz. Doğru ve eskimez din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmiyor.
Seite 503 im Quell-PDF
RUM 30:31
O’na yönelmiş kişiler olarak O’ndan korkun. Namazı kılın ve sakın şirke sapanlardan olmayın;
Seite 503 im Quell-PDF
RUM 30:32
Onlardan ki, dinlerini parçalayıp hizipler / fırkalar haline geldiler. Her hizip kendi elindekiyle sevinip övünür.
Seite 503 im Quell-PDF
RUM 30:33
İnsanlara bir zorluk dokunduğunda, Rablerine yönelerek O’na yakarırlar. Sonra onlara bir rahmet tattırınca bakarsın ki, içlerinden bir grup Rablerine ortak koşuyor.
Seite 503 im Quell-PDF
RUM 30:34
Kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etsinler diye. Haydi, yararlanın / zevklenin. Yakında bileceksiniz…
Seite 504 im Quell-PDF
RUM 30:35
Yoksa onlara kesin bir kanıt mı indirdik de o onlara Allah’a ortak koşmalarını söylüyor!
Seite 504 im Quell-PDF
RUM 30:36
İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda, onunla ferahlar şımarırlar. Kendi ellerinin hazırladıkları yüzünden kendilerine bir kötülük gelip çatsa, hemencecik ümitsizliğe düşerler.
Seite 504 im Quell-PDF
RUM 30:37
Görmediler mi Allah, dilediğine rızkı genişçe veriyor, dilediğine kısıyor. İnanan bir topluluk için bunda elbette ibretler vardır.
Seite 504 im Quell-PDF
RUM 30:38
O halde, akrabaya hakkını ver. Yoksula, yolda kalmışa da. Allah’ın yüzünü isteyenler için bu daha hayırlıdır. İşte böyleleridir, kurtuluşa erenler.
Seite 504 im Quell-PDF
RUM 30:39
İnsanların malları içinde, artsın diye riba olarak verdiğiniz, Allah katında artmaz. Allah’ın yüzünü isteyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onu verenler kat kat artıranların ta kendileridir.
Seite 504 im Quell-PDF
RUM 30:40
Allah’tır ki sizi yaratmış, sonra rızıklandırmıştır. Sonra sizi öldürüyor, sonra diriltiyor. Peki, ortak koştuklarınızdan biri var mı, bunlardan birşeyi yapabilecek! Yücedir, arınmıştır onların ortak koştuklarından O.
Seite 504 im Quell-PDF
RUM 30:41
İnsanlara ellerinin kazanmış oldukları yüzünden denizde ve karada bozgun çıktı. Allah onlara, yaptıklarının bir kısmını tattırıyor ki geri dönebilsinler.
Seite 505 im Quell-PDF
RUM 30:42
De ki: “Yeryüzünde dolaşın da öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bir bakın. Onların çoğu şirke sapan insanlardı.”
Seite 505 im Quell-PDF
RUM 30:43
Allah tarafından ertelenmesi söz konusu olmayan bir günden önce, yüzünü güçlü ve eskimez dine döndür. O gün herkes bölük bölük ayrılacaktır.
Seite 505 im Quell-PDF
RUM 30:44
Kim küfre saparsa inkarı kendisi aleyhinedir. Barışa yönelik bir iş yapanlarsa, kendi benlikleri için yer hazırlarlar.
Seite 505 im Quell-PDF
RUM 30:45
Çünkü Allah, iman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanları, öz lütfundan ödüllendirecektir. O, nankörleri sevmez.
Seite 505 im Quell-PDF
RUM 30:46
O’nun ayetlerindendir ki, size rahmetinden tattırsın; gemiler, buyruğu ile akıp gitsin. Lütfundan nasip arayasınız ve şükredebilesiniz diye, rüzgarları müjdeciler olarak gönderir.
Seite 505 im Quell-PDF
RUM 30:47
Andolsun biz, senden önce de resulleri toplumlarına gönderdik, onlara açık kanıtlar getirdiler. Nihayet, günah işleyenlerden öc aldık. İnananlara yardım etmek bizim üzerimizde bir haktı.
Seite 505 im Quell-PDF
RUM 30:48
O Allah’tır ki, rüzgarları gönderir de onlar, bulutu savurur. Sonra Allah o bulutu gökte dilediği gibi yayıp döşer, onu parça parça eder. Nihayet sen onun arasından yağmurun çıktığını görürsün. Sonra onu kullarından dilediğine ulaştırdığında onlar, müjde almış gibi sevinirler.
Seite 505 im Quell-PDF
RUM 30:49
Oysa ki onlar, yağmur kendilerine indirilmeden önce iyice suskun ve ümitsiz idiler.
Seite 506 im Quell-PDF
RUM 30:50
Artık Allah’ın rahmetinin eserlerine bak, nasıl diriltiyor toprağı ölümü ardından! İşte bu Muhyi, ölüleri elbette diriltir. O, herşeye Kadir’dir.
Seite 506 im Quell-PDF
RUM 30:51
Yemin olsun, bir rüzgar göndersek de yeri sararmış görseler, arkasından hiç şaşmadan nankörlük etmeye başlarlar.
Seite 506 im Quell-PDF
RUM 30:52
Artık sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri taktirde sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
Seite 506 im Quell-PDF
RUM 30:53
Ve sen körleri de sapıklıklarından aydınlığa çıkaramazsın. Sen ancak, ayetlerimize iman edenlere dinletirsin de onlar müslüman oluverirler.
Seite 506 im Quell-PDF
RUM 30:54
Allah O’dur ki, sizi bir güçsüzlükten yarattı. Sonra o güçsüzlüğün arkasından bir kuvvet oluşturdu. Sonra o kuvvetin arkasından bir güçsüzlük ve ihtiyarlığa vücut verdi. Dilediğini yaratır. Alim’dir O, Kadir’dir.
Seite 506 im Quell-PDF
RUM 30:55
Saat gelip kıyamet koptuğu gün, günahkarlar, dünyada bir saatten başka kalmadıklarına yemin ederler. Onlar işte böyle çevriliyorlardı.
Seite 506 im Quell-PDF
RUM 30:56
İlim ve iman verilenler ise şöyle dediler: “Yemin olsun siz, Allah’ın Kitabı gereğince yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu, yeniden dirilme günüdür. Fakat siz daha önceden bilmiyordunuz.”
Bundan sonra imamlık, onun soyunda devam etmiş ve kuşaktan kuşağa miras kalmıştır. Her çağda bir imam ortaya çıkmıştır ve sonunda Allah, bu mirası Peygamberimiz’e (s.a.a) ulaştırmıştır. Böylece imamlık misyonu Peygamberimiz’e (s.a.a) geçti. Ondan sonra da Allah’ın emriyle, Ali (a.s) Allah’ın belirleyip farz kıldığı şekilde imamlık görevini üstlendi. Böylece onun soyundan Allah’ın ilim ve iman verdiği seçkin kimseler bu görevi üstlendiler. İşte şu ayette onlara işaret edilmiştir: Şu hâlde imamlık kıyamet gününe kadar Ali’nin (a.s) evlatlarına özgü bir görev olarak kalacaktır. Çünkü Muhammed’den (s.a.a) sonra peygamber gelmeyecektir. Öyleyse şu cahiller, nasıl imam seçebilirler?
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 357 · Referenz: Rum, 56
RUM 30:57
Zulmetmiş olanlara özür bildirmeleri o gün yarar sağlamayacak. Onlardan Allah’ı hoşnut etmeleri de istenmez.
Seite 507 im Quell-PDF
RUM 30:58
Yemin olsun ki, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü örneği verdik. Sen onlara bir mucize getirsen, o inkar edenler mutlaka şöyle diyeceklerdir: “Siz, eskiyi hükümsüz kılanlardan başkası değilsiniz.”
Seite 507 im Quell-PDF
RUM 30:59
İlimden nasipsizlerin kalpleri üzerine Allah işte böyle mühür basıyor.
Seite 507 im Quell-PDF
RUM 30:60
O halde, sabret. Kuşkun olmasın ki, Allah’ın vaadi haktır. İmanı kemale ermemişler seni hafifliğe sevk etmesinler / seni küçümseyemeyeceklerdir.
Seite 507 im Quell-PDF
31. LUKMAN 34 Ayet
LUKMAN 31:1
Elif, Lam, Mim.
Seite 507 im Quell-PDF
LUKMAN 31:2
İşte sana, o hikmetlerle dolu Kitap’ın ayetleri,
Seite 507 im Quell-PDF
LUKMAN 31:3
İyilik ve güzellik sergileyenlere bir rahmet ve bir kılavuz olarak;
Seite 507 im Quell-PDF
LUKMAN 31:4
Ki onlar namazı kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar ahirete de gözle görmüşçesine inanırlar.
Seite 508 im Quell-PDF
LUKMAN 31:5
İşte onlardır Rablerinden bir kılavuzlanma üzere olanlar; işte onlardır gerçek kurtuluşu bulanlar.
Seite 508 im Quell-PDF
LUKMAN 31:6
İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak ve o yolu oyalanma amacı yapmak için laf eğlencesi / hadis eğlencesi satın alırlar. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır.
Seite 508 im Quell-PDF
LUKMAN 31:7
Ayetlerimiz ona okunduğunda, böbürlenerek yüzünü çevirir. Sanki onları hiç işitmemiştir, sanki kulaklarında bir ağırlık vardır. İşte böylesini korkunç bir azapla muştula.
Seite 508 im Quell-PDF
LUKMAN 31:8
İman edip hayra ve barışa yönelik fiiller sergileyenlere gelince, onlar için nimetlerle dolu cennetler vardır.
Seite 508 im Quell-PDF
LUKMAN 31:9
Sürekli kalacaklardır orada. Allah’ın hak vaadidir bu. Aziz’dir, Hakim’dir O.
Seite 508 im Quell-PDF
LUKMAN 31:10
Gökleri direksiz-desteksiz yarattı; görüyorsunuz onları. Ve yeryüzüne, sizi çalkalayıp sendeletmesin diye ağırlıklar, dayanaklar bıraktı ve orada her çeşit hayvanı yaydı. Gökten bir su indirdik de orada her türlü cömert ve bereketli çifti filizlendirdik.
Seite 508 im Quell-PDF
LUKMAN 31:11
İşte Allah’ın yaratışı / yarattıkları. Hadi gösterin bana onun dışındakiler ne yaratmışar? Hayır, hayır, zalimler açık bir sapıklık içindeler.
Seite 508 im Quell-PDF
LUKMAN 31:12
Andolsun biz Lukman’a şu yolda hikmet verdik: “Allah’a şükret.” Şükreden kendisi lehine şükreder. Nankörlük edense şunu bilmeli: Allah Gani’dir, Hamid’dir.
Ve buyurmuştur ki: “Andolsun ki biz, Musa’ya doğru yolu Ve buyurmuştur ki: “Sen yine de hatırlat. Çünkü hatırlatEy Hişam! Allah Teala, kitabında şöyle buyurmuştur: “Bu kitapta kalbi olan kimse için bir hatırlatma vardır.”(4) Ayette geçen kalp kelimesinden maksat, akıldır. Bir ayette de şöyle buyurmuştur. “Andolsun ki biz, Lokman’a hikmet verdik.”(5) Yani anlayış ve akıl verdik.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 375 · Referenz: Lokman, 12
LUKMAN 31:13
Hani Lukman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Oğulcuğum, Allah’a ortak koşmak, gerçekten büyük bir zulümdür.”
Seite 509 im Quell-PDF
LUKMAN 31:14
Biz insana anne-babasını önerdik: Annesi onu güçsüzlük üstüne güçsüzlükle taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yılda olmuştur. O halde bana ve ana-babana şükret. Dönüş banadır.
Seite 509 im Quell-PDF
LUKMAN 31:15
Eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada örfe uygun geçin; ama bana yönelenin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz banadır. Yapıp ettiklerinizi size haber vereceğim.
Seite 509 im Quell-PDF
LUKMAN 31:16
“Oğulcuğum, şu bir gerçek ki, yaptığın bir hardal danesi ağırlığında olsa, bir kayanın bağrına veya göklere, yahut yerin bağrına konsa, Allah onu yine de ortaya getirir. Çünkü Allah Latif’tir, lütfu sınırsızdır; Habir’dir, herşeyden haberdardır.”
Seite 509 im Quell-PDF
LUKMAN 31:17
“Yavrucuğum; namazı kıl, iyiliği emret, kötülüğü yasakla, başına gelene sabret. Çünkü bunu yapabilmek, zorlu / önemli işlerdendir.”
Seite 509 im Quell-PDF
LUKMAN 31:18
“Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme, yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah, kurula- kurula kendini övenlerin hiçbirini sevmez.”
Seite 510 im Quell-PDF
LUKMAN 31:19
“Yürüyüşünde doğal ol, sesini alçalt. Şu bir gerçek ki, seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.”
Seite 510 im Quell-PDF
LUKMAN 31:20
Görmediniz mi, Allah, göklerde ve yerde bulunan şeyleri sizin emrinize verdi ve görünür- görünmez nimetlerini üstünüze saçtı. İnsanlardan öylesi var ki, Allah uğrunda ilimsiz, kılavuzsuz ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın mücadele eder.
Seite 510 im Quell-PDF
LUKMAN 31:21
Böylelerine, Allah’ın indirdiğine uyun dendiğinde şu cevabı verirler: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” Peki şeytan onları, alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı?
Seite 510 im Quell-PDF
LUKMAN 31:22
Güzel düşünüp güzel davranarak yüzünü Allah’a teslim eden, en sağlam kulpa yapışmıştır. İş ve oluşların sonu Allah’a varır.
Seite 510 im Quell-PDF
LUKMAN 31:23
İnkar edenin küfrü seni tasalandırmasın. Onların dönüşü bizedir; yapıp ettiklerini onlara haber vereceğiz. Kuşkusuz, Allah, göğüslerin içindekini bilmektedir.
Seite 510 im Quell-PDF
LUKMAN 31:24
Onları birazcık nimetlendiriyoruz. Sonunda hepsini şiddetli bir azaba süreceğiz.
Seite 510 im Quell-PDF
LUKMAN 31:25
Eğer onlara, “gökleri ve yeri kim yarattı” diye sorarsan yemin olsun, “Allah” derler. De ki: “Hamd Allah’adır.” Ama onların çokları bilmiyorlar.
Ey Hişam! Sonra Allah çoğunluk ölçüsünü yermiş ve şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarVe buyurmuştur ki: “Onlara andolsun ki, gökleri ve yeri Ve buyurmuştur ki: “Andolsun ki onlara, kim yağdırır gökEy Hişam! Sonra Allah, azınlığı övmüş ve şöyle buyurmuştur: “…Kullarımdan pek azı şükreder.”(5) Ve buyurmuştur ki: “Bunlar da ne kadar az!”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 373 · Referenz: Lokman, 25
LUKMAN 31:26
Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Kuşkusuz, Allah mutlak Gani, mutlak Hamid’dir.
Seite 511 im Quell-PDF
LUKMAN 31:27
Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, deniz de arkasından yedi deniz daha katılarak yardımcı olsa, Allah’ın kelimeleri tükenmez. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.
Seite 511 im Quell-PDF
LUKMAN 31:28
Sizin yaratılmanız da diriltilmeniz de bir tek canlınınki gibidir. Allah Semi’dir, Basir’dir.
Seite 511 im Quell-PDF
LUKMAN 31:29
Görmedin mi, Allah geceyi gündüzün içine sokuyor, gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneş’i ve Ay’ı bir emre boyun eğdirmiş. Hepsi belirlenmiş bir süreye doğru akıp gidiyor. Kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Seite 511 im Quell-PDF
LUKMAN 31:30
Bu böyledir; çünkü Allah Hakk’ın ta kendisidir. O’nun dışında yalvarıp yakardıkları ise batıldır. Ve Allah Aliyy’dir, yüceliğine sınır yoktur; Kebir’dir, büyüklüğüne sınır yoktur.
Seite 511 im Quell-PDF
LUKMAN 31:31
Size ayetlerinden göstermek için, Allah’ın nimetiyle gemilerin denizde akıp gidişini görmedin mi? Kuşkusuz bunda gereğince sabreden, gereğince şükreden herkes için kesin ibretler vardır.
Seite 511 im Quell-PDF
LUKMAN 31:32
Kara bulutlar gibi dalga kendilerini kuşattığı zaman; Allah’a, dini O’na özgüleyerek yalvarırlar. Fakat onları karaya çıkarıp kurtarınca, içlerinden sadece bir kısmı doğru yolu tutar. Bizim ayetlerimize ancak gaddar nankörler karşı çıkarlar.
Seite 511 im Quell-PDF
LUKMAN 31:33
Ey insanlar! Rabbinizden korkun. Herhangi bir şeyde babanın evladı, evladın da babası yerine karşılık ödemeyeceği günden ürperin. Allah’ın vaadi haktır; dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. O yaman aldatıcı, sizi Allah hakkında / Allah ile aldatmasın.
Seite 512 im Quell-PDF
LUKMAN 31:34
O kıyamet saatine ilişkin bilgi Allah katındadır. Yağmuru O yağdırır. O, rahimlerde olanı da bilir. Hiçbir benlik yarın ne kazanacağını bilmez. Ve hiçbir kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Allah Alim’dir, Habir’dir.
Seite 512 im Quell-PDF
32. SECDE 30 Ayet
SECDE 32:1
Elif, Lam, Mim.
Seite 512 im Quell-PDF
SECDE 32:2
Kitap’ın indirilişidir bu. Kuşku, çelişme yok bunda. Alemlerin Rabbi’ndendir bu.
Seite 512 im Quell-PDF
SECDE 32:3
Yoksa “onu uydurdu” mu diyorlar. Hayır, haktır o; senin Rabbindendir; senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarman içindir. Umulur ki, doğruya ve güzele kılavuzlanırlar.
Seite 512 im Quell-PDF
SECDE 32:4
Allah’tır ki gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra arş üzerinde egemenlik kurmuştur. O’nun dışındakilerden size ne bir dost vardır ne de bir şeffatçı. Hala düşünüp ibret almayacak mısınız?
Seite 512 im Quell-PDF
SECDE 32:5
İş ve oluşu gökten yere doğru çekip çevirir; sonra o O’na yükselip çıkar: Bir günde ki, süresi, sizin saymakta olduğunuz günlerden bin yıla denktir.
Seite 513 im Quell-PDF
SECDE 32:6
İşte budur Allah! Gaybı da, görüneni de bilen O’dur. Aziz’dir O, Rahim’dir.
Seite 513 im Quell-PDF
SECDE 32:7
Yarattığı herşeyi güzel yaratmıştır. Ve insanın yaratılışına çamurdan başlamıştır.
Seite 513 im Quell-PDF
SECDE 32:8
Sonra onun neslini bir üsareden, hor görülen bir sudan oluşturdu.
Seite 513 im Quell-PDF
SECDE 32:9
Sonra ona bir biçim verdi ve ona kendi ruhundan üfledi. İşitme gücü verdi, gözler ve gönüller verdi. Ne kadar da az şükredersiniz!
Seite 513 im Quell-PDF
SECDE 32:10
Şöyle dediler: “Toprakta kaybolup gittiğimiz zaman mı, o zaman mı yeni bir yaratılış içinde olacağız!” Gerçek şu ki, onlar herşeyden önce, Rablerinin huzuruna varmayı inkar ediyorlar.
Seite 513 im Quell-PDF
SECDE 32:11
Söyle onlara: “Size vekil edilen ölüm meleği canınızı alır, sonra doğrudan doğruya Rabbinize döndürülürsünüz.”
Seite 513 im Quell-PDF
SECDE 32:12
Günahkarları, Rablerinin huzurunda başlarını eğmiş olarak şöyle derken bir görsen: “Rabbimiz; gördük, duyduk, geri gönder bizi ki barışa yönelik iyi bir iş yapalım. Artık kesin olarak inanıyoruz.”
Seite 513 im Quell-PDF
SECDE 32:13
Biz dileseydik, her benliğe hidayetini elbette verirdik. Fakat benden şu yolda söz hak olmuştur: “Yemin olsun, cehennemi tamamıyla cinlerden ve insanlardan dolduracağım.”
Seite 514 im Quell-PDF
SECDE 32:14
“Bugününüzü unutmuş olmanın karşılığını tadın. Kuşkusuz, biz de sizi unuttuk. Yaptıklarınıza karşılık sonsuzluk azabını tadın.”
Seite 514 im Quell-PDF
SECDE 32:15
Bizim ayetlerimize o kimseler inanırlar ki, onlarla kendilerine öğüt verildiğinde, secdelere kapanırlar ve hiç böbürlenmeyerek Rablerine hamd ile tespih ederler.
Seite 514 im Quell-PDF
SECDE 32:16
Yanları yataklardan uzaklaşır; korku ve ümitle Rablerine dua ederler. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan da dağıtırlar.
Seite 514 im Quell-PDF
SECDE 32:17
Hiç kimse, yaptıklarına karşılık onlar için hangi göz aydınlığının saklandığını bilmez.
Seite 514 im Quell-PDF
SECDE 32:18
Hiç bir mümin, bir fasık gibi olur mu? Hayır, eşit olmazlar.
Seite 514 im Quell-PDF
SECDE 32:19
İnanıp barışa ve hayra yönelik işler yapanlara gelince, onlar için, yaptıklarına karşılık olarak barınacakları cennet konakları vardır.
Seite 514 im Quell-PDF
SECDE 32:20
Fıska sapanların varacakları yerse ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri çevrilirler. Ve şöyle denir onlara: “Yalanlayıp durduğunuz ateş azabını tadıverin.”
Seite 514 im Quell-PDF
SECDE 32:21
Belki dönerler diye, onlara o büyük azaptan ayrı olarak, o küçük azaptan da mutlaka tattıracağız.
Seite 515 im Quell-PDF
SECDE 32:22
Rabbinin ayetleri kendilerine hatırlatıldıktan sonra, onlardan yüz çevirenden daha zalim kim vardır? Biz, günahkarlardan mutlaka intikam alacağız.
Seite 515 im Quell-PDF
SECDE 32:23
Andolsun ki, Musa’ya Kitap’ı vermiştik. Böyleyken sen ona kavuşacağından kuşkuda olma. Biz onu İsrailoğullarına bir kılavuz yapmıştık.
Seite 515 im Quell-PDF
SECDE 32:24
Sabrettikleri zaman içlerinden, bizim emrimizle doğru yola ileten önderler çıkarmıştık. Onlar bizim ayetlerimize gereğince inanıyorlardı.
Seite 515 im Quell-PDF
SECDE 32:25
Kuşkusuz, Rabbin, evet O, ihtilaf edip durdukları hususlarda onların arasını ayıracaktır.
Seite 515 im Quell-PDF
SECDE 32:26
Evlerinde-yurtlarında dolaşıp durdukları nice nesilleri, kendilerinden önce helak etmiş olmamız onlara yol göstermedi mi? Kuşkusuz, bunda ibretler vardır. Hala işitmiyorlar mı?
Seite 515 im Quell-PDF
SECDE 32:27
Görmediler mi ki biz, çorak toprağa suyu salıyoruz da onunla ekinler çıkarıyoruz; hem hayvanları yiyor ondan hem kendileri. Hala görmüyorlar mı?
Seite 515 im Quell-PDF
SECDE 32:28
Bir de soruyorlar: “Eğer doğru sözlülerseniz, bu fetih ne zaman?”
Seite 515 im Quell-PDF
SECDE 32:29
De ki: “Fetih günü, küfre sapanlara imanları yarar sağlamayacaktır. Onlara göz açtırılmaz bile.”
Seite 515 im Quell-PDF
SECDE 32:30
Artık onlardan yüz çevir ve bekle. Zaten onlar da bekliyorlar.
Seite 516 im Quell-PDF
33. AHZAB 73 Ayet
AHZAB 33:1
Ey Peygamber! Allah’tan kork ve küfre batmışlarla münafıklara boyun eğme. Kuşkusuz, Allah Alim, ve Hakim’dir.
Seite 516 im Quell-PDF
AHZAB 33:2
Rabbinden sana vahyedilene uy. Allah, yapmakta olduklarınızdan en iyi biçimde haberdardır.
Seite 516 im Quell-PDF
AHZAB 33:3
Allah’a dayanıp güven. Vekil olarak Allah yeter.
Seite 516 im Quell-PDF
AHZAB 33:4
Allah, bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır. Zıhar yaptığınız eşlerinizi sizin anneniz yapmamıştır, evlatlıklarınızı da sizin oğullarınız kılmamıştır. Bu konularda söylediğiniz sözler, ağızlarınızın bir lakırdısıdır. Allah, hakkı söyler ve O, gerçek yola kılavuzlar.
Seite 516 im Quell-PDF
AHZAB 33:5
Evlatlıklarınızı öz babalarına nispet ederek çağırın. Böyle yapmanız Allah katında adalete daha uygundur. Eğer onların babalarını bilmiyorsanız, o taktirde onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yanılarak işlediğiniz şeyde, üzerinize günah yoktur; fakat kalplerinizin kastetmiş oldukları müstesna. Ve Allah Gafur ve Rahim’dir.
Seite 516 im Quell-PDF
AHZAB 33:6
O peygamber, müminlere öz benliklerinden daha dost, daha yakındır. Onun eşleri de o müminlerin anneleridir. Anne tarafından akraba olanlar da Allah’ın Kitabı’nda, birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak yakın dostlarınız için örfe uygun bir vasiyette bulunmanız müstesnadır. Bu, Kitap’ta satırlara geçirilmiştir.
Seite 516 im Quell-PDF
AHZAB 33:7
Biz, peygamberlerden misaklarını almıştık. Senden de misak aldık. Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan, Meryem oğlu İsa’dan, bunların hepsinden kuvvetli bir sözleşmeyle misak aldık;
İmam Cevad (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: Ebubekir hakkındaki bu rivayet, Allah’ın kitabına uygun değildir. Zira Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Şüphesiz inAcaba Allah Teâlâ, Ebubekir’in O’ndan razı olup olmadığını bilmiyor muydu ki onu Cebrail vasıtasıyla Peygamber’den (s.a.a) sormaya gerek duysun? Bu aklen imkânsızdır... Yahya b. Eksem: Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Eğer ben peygamberliğe seçilmiş olmasaydım, mutlaka Ömer peygamber olurdu!” İmam Cevad (a.s): Allah’ın Kitabı (Kur’ân-ı Kerim) bu hadisten daha doğrudur. Allah Teâlâ Kitabında şöyle buyurmaktadır: “Hani Bu ayetten anlaşıldığına göre Allah Teâlâ, peygamberlerden kesin söz almıştır. O hâlde kendi sözünü değiştirmesi (Ömer’i Hz. Muhammed’in yerine peygamber seçmesi) nasıl mümkün olabilir?
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 311 · Referenz: Ahzab, 7
AHZAB 33:8
Ki Allah, özüyle sözü bir olanlardan doğruluklarını sorsun. Küfre batmışlara ise korkunç bir azap hazırlanmıştır.
Seite 517 im Quell-PDF
AHZAB 33:9
Ey iman edenler, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani, üstünüze ordular gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular salmıştık. Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir.
Seite 517 im Quell-PDF
AHZAB 33:10
Hani onlar, üst yanınızdan, alt tarafınızdan size saldırmışlardı da gözler kaymış, yürekler gırtlaklara ulaşmıştı. Allah hakkında türlü zanlarda bulunuyordunuz.
Seite 517 im Quell-PDF
AHZAB 33:11
İşte orada müminler belaya uğratılarak imtihan edilmişler ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsılmışlardı.
Seite 517 im Quell-PDF
AHZAB 33:12
Münafıklarla, kalplerinde maraz olanlar şöyle diyorlardı: “Allah ve resulü bize, bir aldanıştan başka birşey vaat etmemiş.”
Seite 518 im Quell-PDF
AHZAB 33:13
Hani onlardan bir grup şöyle demişti: “Ey Yesrib halkı, duracak yeriniz yok, hemen geri dönün.” İçlerinden bir grup da şöyle diyerek Peygamber’den izin istiyordu: “İnan olsun, evlerimiz açık.” Oysa ki evleri açık değildi; sadece kaçmak istiyorlardı.
Seite 518 im Quell-PDF
AHZAB 33:14
Eğer Medine’nin her yanından üzerlerine gelinseydi de onlardan kent içinde fitne çıkarmaları istenseydi, onu mutlaka yaparlardı; o konuda fazla gecikmezlerdi.
Seite 518 im Quell-PDF
AHZAB 33:15
Andolsun ki, onlar daha önce, geri dönüp kaçmayacaklarına ilişkin Allah’a söz vermişlerdi. Ve Allah’a verilen söz sorumluluk gerektirirdi.
Seite 518 im Quell-PDF
AHZAB 33:16
De ki: “Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size hiçbir yarar sağlamaz. Böyle bir durumda sadece azıcık / az bir süre nimetlendirilirsiniz.”
Seite 518 im Quell-PDF
AHZAB 33:17
De ki: “Allah size bir kötülük murat eder yahut bir rahmet dilerse, Allah’la aranıza kim girebilir?” Onlar kendileri için, Allah’tan başka ne bir dost bulabilirler ne de bir yardımcı.
Seite 518 im Quell-PDF
AHZAB 33:18
Allah, içinizden hem tembellik edip hem de başkalarını geri bırakanları ve kardeşlerine, “hadi bize gelin” diyenleri biliyor. Zaten onlar savaşa / zora çok az gelirler.
Seite 518 im Quell-PDF
AHZAB 33:19
Size karşı cimrilik / kıskançlık ederler. Korku geldiğinde onların, gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Ölümden üzerine baygınlık çökmüş biri gibidirler. Bunlar iman etmemişlerdir. Bu yüzden de Allah, amellerini boşa çıkarmıştır. Bunu yapmak Allah için çok kolaydır.
Seite 519 im Quell-PDF
AHZAB 33:20
Düşman hiziplerin gitmediğini sanıyorlar. Düşman hizipler gelecek olsalar, bunlar isterler ki, Bedevi Araplar için de bulunsunlar da sizinle ilgili haberleri sorsunlar. Şayet içinizde bulunsalardı, pek azı müstesna, savaşmayacaklardı.
Seite 519 im Quell-PDF
AHZAB 33:21
Andolsun, Allah resulünde sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzu edenlere Allah’ı çok ananlara güzel bir örnek vardır.
Seite 519 im Quell-PDF
AHZAB 33:22
Müminler, düşman hizipleri gördüklerinde şöyle demişlerdir: “Allah’ın ve resulünün bize vaat ettiği işte budur. Ve Allah da resulü de doğru sözlüdür.” Bu onların sadece iman ve teslimiyetlerini artırdı.
Seite 519 im Quell-PDF
AHZAB 33:23
İnananlardan öyle erler vardır ki, Allah’a verdikleri sözde sadakatle dururlar. Onlardan bazısı aldığını yerine getirdi, bazısı da bekliyor. Sözlerini asla değiştirmediler.
Seite 519 im Quell-PDF
AHZAB 33:24
Çünkü Allah, doğru sözlülere doğruluklarının karşılığını verecek. İkiyüzlülere de dilerse azap edecek. Belki de onlara tövbe nasip edecek. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 519 im Quell-PDF
AHZAB 33:25
Allah, küfre sapanları öfkeleriyle yüz geri etti; hiçbir hayra ulaşamadılar. Allah, çarpışma sırasında müminler için yeterli oldu. Allah Kavi’dir, Aziz’dir.
Seite 520 im Quell-PDF
AHZAB 33:26
Allah, Ehlikitap’tan onlara arka çıkanları, kulelerinden / kalelerinden indirdi, kalplerine korku saldı: Bir grubunu öldürüyordunuz, bir grubunu da esir ediyordunuz.
Seite 520 im Quell-PDF
AHZAB 33:27
Sizi onların yerlerine yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız bir toprağa mirasçı kıldı. Allah’ın herşeye gücü yeter.
Seite 520 im Quell-PDF
AHZAB 33:28
Ey Peygamber, eşlerine şöyle söyle: “Eğer şu iğreti dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, haydi gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de sizi güzellikle serbest bırakayım.”
Seite 520 im Quell-PDF
AHZAB 33:29
“Yok eğer Allah’ı resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, Allah sizin güzel düşünüp güzel hareket edenlerinize büyük bir ödül hazırlamıştır.”
Seite 520 im Quell-PDF
AHZAB 33:30
Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık / kanıtlanmış bir edepsizlik yaparsa, kendisi için azap iki katına çıkarılır. Ve bu, Allah için çok kolaydır.
Seite 520 im Quell-PDF
AHZAB 33:31
Sizden kim, Allah’a ve resulüne itaat eder, iyilik yaparsa, ona da ücretini iki kat olarak veririz. Kendisi için bol ve bereketli bir rızık da hazırlamışızdır.
Seite 520 im Quell-PDF
AHZAB 33:32
Ey peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer korunup takvaya sarılıyorsanız sözü kırıtarak söylemeyin ki, kalbinde maraz bulunan biri ümide kapılmasın. Örfe uygun söz söyleyin.
Seite 520 im Quell-PDF
AHZAB 33:33
Evlerinizde oturun. İlk cahiliye yürüyüşü gibi kendinizi teşhir ederek yürümeyin. Namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve resulüne itaat edin. Allah sizden kiri / lekeyi gidermek istiyor ey Ehlibeyt, sizi tam bir biçimde temizlemek istiyor.
lak etti, erkeklerinizi öldürerek şehirlere huzur ve emniyet verdi ve Emîrü’l-Müminin'i size musallat kıldı." Ali b. Hüseyin (a.s): Ey adam, Kur’ân okumuş musun? Yaşlı: Evet. Ali b. Hüseyin: "De ki; ben buna karşılık yakınlar(ım) hakkında sevgi dışında bir şey istemiyorum."(1) ayetini okumuş musun? Yaşlı: Evet, okumuşum. Ali b. Hüseyin: Peygamberin yakınları bizleriz. "Yakınların hakkını ver."(2) ayetini okumuş musun? Yaşlı: Evet, okumuşum. Ali b. Hüseyin: Resulullah’ın (s.a.a) akraba ve yakınları bizleriz. Beşte biri Resul ve yakınları içindir."(3) ayetini okumuş musun? Yaşlı: Evet, bunu da okumuşum. Ali b. Hüseyin: Peygamber’in yakınları da akrabaları da bizleriz. "Şühhesiz Allah her türlü pisliği siz Ehl-i Beyt'ten gidermek ve sizi tertemiz kılmak istemektedir."(4) ayetini okumuş musun? Yaşlı: Evet, okumuşum. Ali b.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 287 · Referenz: Ahzab, 33
saygınlıklarına; “De ki: Ben buna karşılık sizden yakınlarıma sevgisinden başka bir ücret istemiyorum.”(1) gibi bazı ayetlerde ümmetin onlara karşı vazifeleri ve bazılarında da masumiyet makamından ibaret olan manevî makamları beyan edilmiştir. Biz burada bunlardan birine değinmekle yetiniyoruz: Abdurrahman b. Kesir şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s), Allah Teâlâ’nın, “Ey Ehl-i Beyt! Allah sadece sizden her türlü kiri uzaklaştırmak ve sizi tertemiz kılmak diler.”(2) buyruğundan neyi kastettiğini sordum. İmam (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 352 · Referenz: Ahzab, 33
bir temizlikle tertemiz bir hale getirmeyi diler.”(1) Resul-i Ekrem (s.a.a); Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatıma’yı Ümmü Seleme’nin evinde bir örtünün altına koydu. Sonra şöyle buyurdu: “Allah’ım! Her peygamberin bir ailesi ve yakınları vardır. Benim yakınlarım ve ailem de bunlardır.” Ümmü Seleme: “Ben senin ehlin değil miyim?” diye sordu.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 355 · Referenz: Ahzab, 33
AHZAB 33:34
Evlerinizde Allah’ın ayetlerinden ve hikmetten okunanları, hatırlayın. Kuşkusuz Allah Latif’tir, Habir’dir.
Seite 521 im Quell-PDF
AHZAB 33:35
Allah şu kişiler için bir affediş ve büyük bir ödül hazırlamıştır: Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler, özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, Allah korkusuyla ürperen erkekler, Allah korkusuyla ürperen kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırz ve iffetlerini koruyan erkekler, ırz ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çok anan erkekler, Allah’ı çok anan kadınlar.
Seite 521 im Quell-PDF
AHZAB 33:36
Allah ve resulü bir işe hüküm verdiklerinde, inanmış bir erkekle inanmış bir kadının, işlerini kendi isteklerine göre belirleme hakları yoktur. Allah’a ve resulüne isyan eden, açık bir sapıklığa batıp gitmiş demektir.
sapkın görüşleriyle bir imam seçmek istediler; ama bu girişimleri imamdan uzaklaşmaktan başka bir işe yaramadı. Allah’ın seçiminden, Rasulullah’ın (s.a.a) seçiminden ve onun Ehl-i Beyt’inden yüz çevirdiler. Kendi seçimlerine itibar ettiler. Oysa Kur’ân onlara şöyle seslenmektedir: Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: “Allah ve Resulü Başka bir yerde de şöyle buyurmuştur: “Size ne oluyor? Ne
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 360 · Referenz: Ahzab, 36
AHZAB 33:37
Hani sen Allah’ın nimetlendirdiği, senin de lütufta bulunduğun kişiye “eşini yanında tut, Allah’tan kork!” diyordun ama, Allah’ın açıklayacağı birşeyi de içinde saklıyordun; insanlardan çekiniyordun. Oysa ki kendisinden korkmana Allah daha layıktır. Zeyd o kadından ilişiğini kesince onu sana nikahladık ki, evlatlıkları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde, müminler için o kadınlarla evlenmede bir güçlük olmasın. Zaten Allah’ın emri yerine getirilmiştir.
Seite 522 im Quell-PDF
AHZAB 33:38
Allah’ın kendisine farz kıldığı şeyde peygambere hiçbir vebal yoktur. Daha önce gelip geçmişlerde de Allah’ın yolu-yasası buydu. Allah’ın emri, belirlenmiş bir ölçüdür.
Seite 522 im Quell-PDF
AHZAB 33:39
Onlar ki Allah’ın mesajlarını tebliğ edip O’ndan korkarlar, Allah’tan gayrı hiç kimseden korkmazlar. Hesap sorucu olarak Allah yeter.
Seite 522 im Quell-PDF
AHZAB 33:40
Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; O, Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah herşeyi gereğince biliyor.
İbn Kaddah şöyle rivayet etmektedir: Ebu Abdullah (Cafer Sadık) (a.s) şöyle buyurdu: Her şeyin gelip dayandığı bir sınırı vardır; zikir hariç. Onun gelip dayandığı bir sınırı yoktur. Allah Teâlâ, bazı ibadetleri farz kılmıştır; onları eda eden sınırlarına varmış olur. Ramazan ayı: Kim bu ayda oruç tutarsa, bu onun sınırı olur. Hac: Kim hac ziyaretinde bulunursa, bu onun sınırı olur; zikir hariç. Çünkü Allah Teâlâ zikrin azına razı olmaz ve ona, gelip dayanacağı bir sınır da koymamıştır. İmam (a.s) sonra şu ayeti okudu: Ey inananlar! Allah’ı çokça zikredin. Ve Onu sabah akşam tesbih edin.(2) Ardından şöyle buyurdu: Allah Teâlâ zikir için sonlanacağı bir sınır koymamıştır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 294 · Referenz: Ahzab, 41-42
Allah Teâlâ’yı Anmak İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: Her şeyin gelip dayandığı bir sınırı vardır, zikir hariç. Onun gelip dayandığı bir sınır yoktur. Allah Teâlâ bazı ibadetleri farz kılmıştır; onları eda eden sınırlarına varmış olur. Ramazan ayı; kim bu ayda oruç tutarsa, bu onun sınırı olur. Hac; kim hac ziyaretinde bulunursa, bu onun sınırı olur; zikir hariç. Çünkü Allah Teâlâ zikrin azına razı olmaz ve ona, gelip dayanacağı bir sınır da koymamıştır. İmam (a.s) daha sonra şu ayeti okudu: Ey inananlar! Allah’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah akşam tesbih edin.(1) Ardından şöyle buyurdu: Allah Teâlâ zikir için, onun sonlanacağı bir sınır koymamıştır. Ardından buyurdu ki: Babam (İmam Muhammed Bâkır) çok zikrederdi. Onunla beraber yürürdüm; o, Allah’ı zikrederdi. Onunla yemek yerdim; o, Allah’ı zikrederdi.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 416 · Referenz: Ahzab, 41-42
İbn Kaddah şöyle rivayet etmektedir: Ebu Abdullah (Cafer Sadık) (a.s) şöyle buyurdu: Her şeyin gelip dayandığı bir sınırı vardır; zikir hariç. Onun gelip dayandığı bir sınırı yoktur. Allah Teâlâ, bazı ibadetleri farz kılmıştır; onları eda eden sınırlarına varmış olur. Ramazan ayı: Kim bu ayda oruç tutarsa, bu onun sınırı olur. Hac: Kim hac ziyaretinde bulunursa, bu onun sınırı olur; zikir hariç. Çünkü Allah Teâlâ zikrin azına razı olmaz ve ona, gelip dayanacağı bir sınır da koymamıştır. İmam (a.s) sonra şu ayeti okudu: Ey inananlar! Allah’ı çokça zikredin. Ve Onu sabah akşam tesbih edin.(2) Ardından şöyle buyurdu: Allah Teâlâ zikir için sonlanacağı bir sınır koymamıştır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 294 · Referenz: Ahzab, 41-42
Allah Teâlâ’yı Anmak İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: Her şeyin gelip dayandığı bir sınırı vardır, zikir hariç. Onun gelip dayandığı bir sınır yoktur. Allah Teâlâ bazı ibadetleri farz kılmıştır; onları eda eden sınırlarına varmış olur. Ramazan ayı; kim bu ayda oruç tutarsa, bu onun sınırı olur. Hac; kim hac ziyaretinde bulunursa, bu onun sınırı olur; zikir hariç. Çünkü Allah Teâlâ zikrin azına razı olmaz ve ona, gelip dayanacağı bir sınır da koymamıştır. İmam (a.s) daha sonra şu ayeti okudu: Ey inananlar! Allah’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah akşam tesbih edin.(1) Ardından şöyle buyurdu: Allah Teâlâ zikir için, onun sonlanacağı bir sınır koymamıştır. Ardından buyurdu ki: Babam (İmam Muhammed Bâkır) çok zikrederdi. Onunla beraber yürürdüm; o, Allah’ı zikrederdi.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 416 · Referenz: Ahzab, 41-42
AHZAB 33:43
O, odur ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye üzerinize rahmet gönderiyor; melekleri de sizin için af diliyor. Zaten O, insanlara karşı çok merhametlidir.
Seite 523 im Quell-PDF
AHZAB 33:44
Kendisine kavuştukları gün onların esenlik dilekleri şöyledir: “Selam!” O, onlar için seçkin ve bereketli bir ödül hazırlamıştır.
Seite 523 im Quell-PDF
AHZAB 33:45
Ey Peygamber! Hiç kuşkusuz, biz seni bir tanık, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
Seite 523 im Quell-PDF
AHZAB 33:46
Ve Allah’ın izniyle bir davetçi, ışık saçan bir kandil olarak…
Seite 523 im Quell-PDF
AHZAB 33:47
Ve muştula insanlara: Kendilerine Allah’tan büyük bir lütuf vardır.
Seite 523 im Quell-PDF
AHZAB 33:48
İnkarcılara, ikiyüzlülere itaat etme, onların ezalarına aldırma; Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
Seite 523 im Quell-PDF
AHZAB 33:49
Ey iman edenler! Mümin kadınları nikahlayıp da kendilerini, onlara dokunmadan boşarsanız, sizin belirleyeceğiniz bir iddet boyunca onları bekletme hakkınız yoktur. O halde, böyle durumlarda onları nimetlendirin ve kendilerini güzelce serbest bırakın.
Seite 523 im Quell-PDF
AHZAB 33:50
Ey Peygamber! Biz sana şu hanımları helal kıldık: Mehirlerini verdiğin eşlerin, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanlar, amcalarının, halalarının, dayılarının, teyzelerinin kızlarından seninle birlikte hicret edenler. Peygamber kendisiyle evlenmek istediğinde, kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadını da öteki müminlere değil, yalnız sana özgü olmak üzere helal kıldık. Onlara eşleri ve elleri altındakiler hakkında neler farz kıldığımızı biz biliriz. Sana bir zorluk olmasın diyedir bu… Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 523 im Quell-PDF
AHZAB 33:51
Onlardan dilediğini geriye bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. Bir süre için uzaklaştığın hanımlarından dilediğini yanına almanda da bir sakınca yoktur. Onların gözlerinin aydınlanmasında, tasalanmalarında ve kendilerine verdiğinde hepsinin hoşnut olmasında bu daha uygun bir yoldur. Allah sizin kalplerinizde olanı bilir. Allah Alim’dir, Halim’dir.
Seite 524 im Quell-PDF
AHZAB 33:52
Bundan sonra sana artık başka kadınlar helal olmaz. Bunları, başka eşlerle değiştirmek de – onların güzellikleri hoşuna gitse bile- helal olmaz. Elinin sahip olabilecekleri / cariyeler müstesna. Allah herşey üzerinde bir Rakib’dir, herşeyi gözetlemektedir.
Seite 524 im Quell-PDF
AHZAB 33:53
Ey iman edenler! Size bir yemek için izin verilmedikçe Peygamber’in evlerine girmeyin. Vaktini bekleyip durmaksızın çağırıldığınızda girin, ancak yemeği yiyince hemen dağılın. Söze dalıp lafı koyulaştırmayın. Çünkü böyle davranmanız Peygamber’i rahatsız eder. Fakat o size birşey söylemekten utanır. Allah ise hakkı dile getirmekten çekinmez. Peygamber’in eşlerinden birşey istediğinizde, onlardan perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz için hem de onların kalpleri için daha temiz bir yoldur. Allah’ın resulüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra onun eşleriyle nikahlanmanız size helal kılınmamıştır. Böyle birşey Allah katında büyük bir vebaldir.
Seite 524 im Quell-PDF
AHZAB 33:54
Siz birşeyi açıklasanız da gizleseniz de Allah bunların tümünü bilmektedir.
Seite 525 im Quell-PDF
AHZAB 33:55
Peygamber’in hanımlarına, babaları, oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kızkardeşlerinin oğulları, hizmetlerindeki kadınlar ve cariyelerinden ötürü hiçbir günah yoktur. Allah’tan korkun, ey Peygamber hanımları! Kuşkusuz, Allah herşeye tanıklık etmektedir.
Seite 525 im Quell-PDF
AHZAB 33:56
Şu bir gerçek ki, Allah ve melekleri, o Peygamber’e salat ederler / onun şanını yüceltirler. Ey inananlar! Siz de ona salat edip içtenlikle selam verin.
Seite 525 im Quell-PDF
AHZAB 33:57
Allah’ı ve resulünü incitenleri Allah dünyada da ahirette de lanetlemiştir. Onlar için, alçaltıcı bir azap da hazırlamıştır.
Seite 525 im Quell-PDF
AHZAB 33:58
Mümin erkeklerle mümin kadınları, yapmadıkları bir şeyden dolayı rahatsız edenler, bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
Seite 525 im Quell-PDF
AHZAB 33:59
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine alsınlar. Tanınıp inciltilmemeleri için bu çok daha uygun bir yoldur. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 526 im Quell-PDF
AHZAB 33:60
İki yüzlüler, kalplerinde maraz bulunanlar, şehirde çirkin haberler yayanlar, bu yaptıklarına son vermezlerse, seni onların üzerine gitmeye elbette teşvik edeceğiz. Bundan sonra onlar, orada senin yakınında, çok az kalabilirler.
Seite 526 im Quell-PDF
AHZAB 33:61
Lanetlenmiş hale gelirler. Rastlandıkları yerde enselenir, öldürülür de öldürülürler.
Seite 526 im Quell-PDF
AHZAB 33:62
Bu Allah’ın daha önce gelip geçmişlerde işleyen tavrı-tarzıdır. Allah’ın tavrında herhangi bir değişiklik asla bulamazsın.
Seite 526 im Quell-PDF
AHZAB 33:63
İnsanlar sana kıyametin saatinden soruyorlar. De ki: “Ona ilişkin bilgi Allah katındadır.” Ne bilirsin, belki de o saat yakındır!
Seite 526 im Quell-PDF
AHZAB 33:64
Hiç kuşkusuz, Allah inkarcıları lanetlemiş ve onlar için çılgın bir ateş hazırlamıştır.
Seite 526 im Quell-PDF
AHZAB 33:65
Sonsuza dek kalacaklardır onun içinde. Ne bir dost bulacaklar ne bir yardımcı.
Seite 526 im Quell-PDF
AHZAB 33:66
Gün olur, yüzleri ateşin içinde evrilip çevrilir de şöyle derler: “Vay başımıza! Keşke Allah’a itaat etseydik, keşke resule itaat etseydik.”
Seite 526 im Quell-PDF
AHZAB 33:67
Ve derler ki: “Rabbimiz biz, efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar.”
Seite 527 im Quell-PDF
AHZAB 33:68
“Rabbimiz, onlara iki kat azap ver; onları büyük bir lanetle lanetle.”
Seite 527 im Quell-PDF
AHZAB 33:69
Ey iman edenler! Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın. Allah, Musa’yı onların dediğinden uzak tutmuştur. O, Allah katında olumlu, itibarlı bir kul idi.
Seite 527 im Quell-PDF
AHZAB 33:70
Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sağlam söz söyleyin.
Seite 527 im Quell-PDF
AHZAB 33:71
Ki Allah, amellerinizi iyiik barışa yarayışlı kılsın, günahlarınızı affetsin. Allah’a ve O’nun resulüne itaat eden, büyük bir başarıyı elde etmiştir.
Seite 527 im Quell-PDF
AHZAB 33:72
Biz emaneti göklere, yere, dağlara sunduk da onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.
Seite 527 im Quell-PDF
AHZAB 33:73
Bunun böyle olması, Allah’ın; ikiyüzlü erkeklerle, ikiyüzlü kadınlara, şirke sapmış erkeklerle şirke sapmış kadınlara azap etmesi, mümin erkeklerle mümin kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 527 im Quell-PDF
34. SEBE’ 54 Ayet
SEBE’ 34:1
Hamd, göklerde ve yerde bulunanlar kendisine ait olan Allah’adır. Ölüm ötesi alemde de hamd O’nadır. Hakim’dir O, Habir’dir.
Seite 527 im Quell-PDF
SEBE’ 34:2
Yerin içine gireni, oradan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni O bilir. Rahim’dir O, Gafur’dur.
Seite 528 im Quell-PDF
SEBE’ 34:3
Küfre sapanlar şöyle dediler: “Kıyamet saati bize gelmez.” De ki: “Hayır, öyle değil! Gaybı bilen Rabbime andolsun ki, o size mutlaka ve mutlaka gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile Rabbimden gizli kalmaz. Zerreden daha küçük veya daha büyük hiçbir şey istisna olmamak üzere, herşey apaçık bir Kitap’ta belirlenmiştir;
Seite 528 im Quell-PDF
SEBE’ 34:4
Ki Allah, iman edip hayra ve barışa yönelik işler sergileyenleri ödüllendirsin. İşte bunlar için bir bağışlanma ve kutlu-bereketli bir rızık vardır.”
Seite 528 im Quell-PDF
SEBE’ 34:5
Ayetlerimizi hükümsüz kılmak uğruna koşuşup duranlar var ya, onlar için pislikten, inletici bir azap vardır.
Seite 528 im Quell-PDF
SEBE’ 34:6
Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin, hakkın ta kendisi olduğunu, Hamid ve Aziz olan Allah’ın yoluna kılavuzladığını görürler.
Seite 528 im Quell-PDF
SEBE’ 34:7
Küfre batanlar şöyle dediler: “Dağılıp parçalandığınızda, kesinlikle yepyeni bir yaratılış içinde olacağınız yolunda, peygamberce haberler veren bir adamı size gösterelim mi?”
Seite 528 im Quell-PDF
SEBE’ 34:8
“Yalan düzüp Allah’a iftira mı ediyor, yoksa çıldırmış mı bu?” Hayır, söyledikleri gibi değil. Gerçek şu ki, ahirete inanmayanlar, dönüşü olmayan bir sapıklık ve bir azap içindedirler.
Seite 529 im Quell-PDF
SEBE’ 34:9
Onlar önlerinde ve arkalarında, gökten ve yerden neler var, görmediler mi? Dilesek onları yere batırırız, ya da üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Hiç kuşkusuz, bütün bunlarda Allah’a yönelen her kul için mutlak bir ibret vardır.
Seite 529 im Quell-PDF
SEBE’ 34:10
Yemin olsun, biz Davud’a katımızdan bir lütuf sunduk. “Ey dağlar, onunla birlikte tespih edin ve kuşlar siz de.” dedik. Ve onun için demiri yumuşattık.
Seite 529 im Quell-PDF
SEBE’ 34:11
Geniş ve uzun zırhlar yap. Dokumasında titiz davran. Siz de iyilik ve barışa yönelik iş yapın. Kuşkusuz, ben yaptıklarınızı görüyorum.
Seite 529 im Quell-PDF
SEBE’ 34:12
Süleyman için de sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay olan rüzgarı görevlendirdik. Onun için erimiş katran / bakır kaynağını sel gibi akıttık. Cinlerden öylesi vardı ki, Rabbinin izniyle onun önünde iş yapardı. Onlardan hangisi buyruğumuzdan yan çizse, alevli ateş azabını kendisine tattırırdık.
Seite 529 im Quell-PDF
SEBE’ 34:13
Onlar Süleyman için, mihraplardan / kalelerden, heykellerden, havuzlar gibi çanaklardan, yerinden kaldırılamaz kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Davud ailesi, şükür olarak iş yapın. Kullarım içinden şükredenler o kadar az ki…
Ey Hişam! Sonra Allah çoğunluk ölçüsünü yermiş ve şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarVe buyurmuştur ki: “Onlara andolsun ki, gökleri ve yeri Ve buyurmuştur ki: “Andolsun ki onlara, kim yağdırır gökEy Hişam! Sonra Allah, azınlığı övmüş ve şöyle buyurmuştur: “…Kullarımdan pek azı şükreder.”(5) Ve buyurmuştur ki: “Bunlar da ne kadar az!”(6) Ve buyurmuştur ki: “Firavun hanedanından imanını gizVe buyurmuştur ki: “Ve inananları gemiye yükle dedik;
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 373 · Referenz: Sebe, 13
SEBE’ 34:14
Sonunda Süleyman için ölüm hükmünü verdiğimizde, onun ölümünü, değneğini yiyen bir ağaç kurdundan başkası onlara göstermedi. Süleyman yere yığılınca, açıkça anlaşıldı ki, eğer cinler gaybı bilmiş olsalardı, o alçaltıcı azap içinde bekleyip durmazlardı.
Seite 530 im Quell-PDF
SEBE’ 34:15
Andolsun, Sebe’ için kendi meskenlerinde bir ibret vardı. Sağ ve soldan iki bahçe. Rabbinizin rızkından yiyin de O’na şükredin. Tertemiz bir belde ve hep affeden bir Rab.
Seite 530 im Quell-PDF
SEBE’ 34:16
Ne var ki onlar yüz çevirdiler; biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı, birazcık da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
Seite 530 im Quell-PDF
SEBE’ 34:17
İşte böyle! Nankörlük ettikleri için onları cezalandırdık. Nankörlerden başkasına ceza verir miyiz hiç!
Seite 530 im Quell-PDF
SEBE’ 34:18
Biz onlarla, içini bereketlerle doldurduğumuz kentler arasında sırt-sırta vermiş kasabalar oluşturduk; bunlar arasında gidiş-gelişler belirledik. “Geceleri ve gündüzleri, güven içinde gezip dolaşın oralarda.” dedik.
Seite 530 im Quell-PDF
SEBE’ 34:19
Ama onlar, tutup şöyle dediler: “Rabbimiz, seferimizin arasını uzaklaştır.” Böylece kendilerine zulmettiler de biz de onları efsaneler haline getirdik; hepsini darmadağın ettik. İşte bunda, gereğince sabreden, yeterince şükreden herkes için elbette ibretler vardır.
Seite 530 im Quell-PDF
SEBE’ 34:20
Andolsun, İblis onlarla ilgili sanısında isabet etti. İnananlardan bir grup dışındakiler ona uydular.
Seite 531 im Quell-PDF
SEBE’ 34:21
Oysa ki onun, onlar üzerinde hiçbir sultası yoktu. Sadece biz; ahirete inananı, onun hakkında kuşkuya düşenden ayırmak için böyle yapıyorduk. Rabbin herşey üzerinde Hafız’dır; kollar, korur, gözetir.
Seite 531 im Quell-PDF
SEBE’ 34:22
De ki: “Allah dışındaki o birşey sandıklarınızı çağırın / onlara yalvarın. Ama onlar, ne göklerde ne de yerde zerre kadar birşeye sahip olamazlar. O göklerde ve yerde onların ortaklığı da yoktur. Ve O’nun onlardan bir destekçisi de yoktur.”
Seite 531 im Quell-PDF
SEBE’ 34:23
O’nun katında, bizzat kendisinin izin verdiği kimseden başkasının şefaatı yarar sağlamaz. Sonunda, kalplerinden korku giderilince: “Rabbimiz ne dedi?” derler. “Hakkı söyledi, O’dur Aliyy, O’dur Kebir.”
Seite 531 im Quell-PDF
SEBE’ 34:24
De ki: “Göklerden ve yerden sizi kim rızıklandırıyot?” De ki: “Allah! O halde biz yahut siz ya tam hidayet üzerindeyiz yahut açık bir sapıklık içinde.”
Seite 531 im Quell-PDF
SEBE’ 34:25
De ki: “Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu olmayacaksınız; biz de sizin yaptıklarınızdan sorguya çekilmeyeceğiz.”
Seite 532 im Quell-PDF
SEBE’ 34:26
De ki: “Rabbimiz hepimizi biraraya toplayacak, sonra da aramızı hak ile ayıracak. O’dur Fettah, O’dur Alim.”
Seite 532 im Quell-PDF
SEBE’ 34:27
De ki: “Ortaklar olarak O’nun yanına koymaya kalktıklarınızı bana gösterin. Hayır, iş sandığınız gibi değil. O, Allah’tır; Aziz’dir, Hakim’dir.”
Seite 532 im Quell-PDF
SEBE’ 34:28
Biz seni, bütün insanlara bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik, başka değil. Ama insanların çokları bilmiyorlar.
Seite 532 im Quell-PDF
SEBE’ 34:29
Diyorlar: “Doğru sözlülerseniz, bu tehdit ne zaman?”
Seite 532 im Quell-PDF
SEBE’ 34:30
De ki: “Size bir gün vaat edilmiştir; ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz ne de ileri geçebilirsiniz.”
Seite 532 im Quell-PDF
SEBE’ 34:31
Küfre sapanlar dediler ki: “Biz, ne bu Kur’an’a ne de bundan öncekine asla inanmayacağız.” Ah, bir görsen o zalimleri Rableri huzurunda, tutuklanmış halde. Bir kısmı bir kısmına söz atar durur. Basit görülüp horlananları, büyüklük taslayanlara şöyle derler: “Siz olmasaydınız, vallahi biz inanacaktık.”
Seite 532 im Quell-PDF
SEBE’ 34:32
Büyüklük taslayanları ise basit görülüp horlananlara şöyle derler: “Hidayet size geldikten sonra, sizi ondan biz mi geri çevirdik? Hayır, siz kendiniz günahkarlardınız.”
Seite 532 im Quell-PDF
SEBE’ 34:33
Bu kez, basit görülüp horlananlar büyüklük taslayanlara şöyle derler: “Hayır, öyle değil. İşiniz gece gündüz düzenbazlıktı. Siz bize Allah’a nankörlük etmemizi, O’na eşler- ortaklar tutmamızı emrediyordunuz.” Nihayet, azabı gördüklerinde, pişmanlığı içlerine gömerler. Biz ise inkarcıların boyunlarına bukağıları vurmuşuzdur. Yapıp ettiklerinden başka, neyin karşılığını görüyorlar ki!…
Seite 533 im Quell-PDF
SEBE’ 34:34
Biz, hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek, onun servet ve refahla şımaranları mutlaka şöyle demişlerdir: “Biz sizin elçilik yaptığınız şeyi inkar ediyoruz.”
Seite 533 im Quell-PDF
SEBE’ 34:35
Şunu da söylemişlerdir: “Biz, malca da evlatça da çoğuluz. Azaba uğratılacak olanlar, bizler değiliz.”
Seite 533 im Quell-PDF
SEBE’ 34:36
De ki: “Rabbim dilediğine rızkı genişletip açar, dilediğine ölçülü verir / kısar. Fakat insanların çoğu bilmiyor.”
Seite 533 im Quell-PDF
SEBE’ 34:37
Sizi bize yaklaştırıp, katımızda size yakınlık sağlayacak olan, ne mallarınızdır ne de çocuklarınız. İman edip hayra ve barışa yönelik iş yapanlar müstesna. Onlara, yaptıklarının kat kat fazlası ödül vardır. Onlar, seçkin odalarda güven içindedirler.
Seite 533 im Quell-PDF
SEBE’ 34:38
Ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için koşuşanlara gelince, onlar azabın içinde hazır bulundurulacaklardır.
Seite 534 im Quell-PDF
SEBE’ 34:39
De ki: “Rabbim, kullarından dilediğine rızkı bolca-genişçe verir, dilediğine de kısarak verir. Birşey infak ederseniz O, onun yerine başka birşey lütfeder. Rızık verenlerin en hayırlısıdır O.”
Seite 534 im Quell-PDF
SEBE’ 34:40
Gün olur, onların hepsini bir yere toplar, sonra meleklere sorar: “Şunlar, size mi kulluk / ibadet ediyorlardı?”
Seite 534 im Quell-PDF
SEBE’ 34:41
Melekler derler ki: “Tespih ederiz seni. Bizim velimiz sendin, onlar değil. Doğrusu şu ki, onlar cinlere tapıyorlardı. Onların çoğu cinlere iman etmekteydi.”
Seite 534 im Quell-PDF
SEBE’ 34:42
Artık o gün, birinizin diğerine yarar sağlamaya da zarar vermeye de gücü yetmez. Zulme sapanlara şöyle deriz: “O kendisini yalanlayıp durduğunuz ateş azabını tadın.”
Seite 534 im Quell-PDF
SEBE’ 34:43
Ayetlerimiz açık-seçik kanıtlar halinde karşılarında okununca şöyle derler: “Bu adam, atalarınızın kulluk / ibadet etmekte olduklarından sizi vazgeçirmek isteyen birinden başkası değil.” Şunu da söylerler: “Bu, düzenlenmiş bir yalandan / iftiradan başka şey değildir.” Hakkı inkar edenler, o kendilerine geldiğinde şöyle demişlerdir: “Açık bir büyüden başka şey değil bu!”
Seite 534 im Quell-PDF
SEBE’ 34:44
Oysa ki biz onlara, araştırıp ders alacakları kitaplar vermemiştik; daha önce kendilerine bir uyarıcı da göndermemiştik.
Seite 535 im Quell-PDF
SEBE’ 34:45
Onlardan öncekiler de yalanladılar. Üstelik bunlar, ötekilerine verdiklerinizin onda birine bile ulaşamadılar. Resullerimi yalanladılar. Peki, benim azabım nasıl oldu!?
Seite 535 im Quell-PDF
SEBE’ 34:46
De ki: “Size, bir tek şey öğütleyeceğim: Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkın, sonra da iyice düşünün.” Arkadaşınızda cinnetten eser yok. O, şiddetli bir azap öncesinde sizi uyaran bir kişiden başkası değil.
Seite 535 im Quell-PDF
SEBE’ 34:47
De ki: “Ben sizden herhangi bir ücret istemedim; o sizin olsun. Benim ödülüm yalnız Allah’tandır. Ve O, herşey üzerinde bir Şehid, gerçek bir tanık…”
Seite 535 im Quell-PDF
SEBE’ 34:48
De ki: “Benim Rabbim, gerçeği ortaya koyar. Gaybları en iyi bilen O’dur.”
Seite 535 im Quell-PDF
SEBE’ 34:49
De ki: “Hak geldi, artık batıl ortaya yeni birşey çıkaramaz; eskiyi de geri getiremez.”
Seite 535 im Quell-PDF
SEBE’ 34:50
De ki: “Eğer saparsam, öz benliğim aleyhine saparım. Doğruyu ve güzeli bulursam bu, Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Çünkü O, Semi’dir, Karib’dir.”
Seite 535 im Quell-PDF
SEBE’ 34:51
Bir görsen onları korku ve telaşa düştüklerinde. Artık kaçış-kurtuluş yok. Çok yakın bir yerden enselenmişlerdir.
Seite 535 im Quell-PDF
SEBE’ 34:52
“Ona inandık.” dediler. Ama nasıl mümkün olur onlar için imana ulaşmak o uzak yerden!
Seite 536 im Quell-PDF
SEBE’ 34:53
Daha önce inkar etmişlerdi onu. Gayba taş atıp duruyorlardı o uzak yerden.
Seite 536 im Quell-PDF
SEBE’ 34:54
Artık kendileriyle iştahla arzuladıkları şey arasına engel konmuştur. Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi. Gerçek şu ki onlar, tutarsızlığa iten bir kuşku içindeydiler.
Seite 536 im Quell-PDF
35. FATIR 45 Ayet
FATIR 35:1
Hamd, Fatır olan Allah’adır; gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan O’dur. Yaratışta / yaratılmışlarda dilediğini artırır O. Hiç kuşkusuz, Allah herşeye gücü yetendir.
Seite 536 im Quell-PDF
FATIR 35:2
Allah’ın insanlar için açıp yaydığı rahmeti hiç kimse tutup kısamaz. Onun tutup kıstığını ise O’ndan sonra salıp açacak yoktur. Aziz’dir O, Hakim’dir.
Seite 536 im Quell-PDF
FATIR 35:3
Ey insanlar, Allah’ın, üzerinizdeki nimetini anın. Allah’tan başka yaratıcı mı var? Sizi gökten ve yerden rızıklandırır. O’ndan başka ilah yoktur. Hal böyle iken nasıl oluyor da yüz geri çevriliyorsunuz?
Seite 536 im Quell-PDF
FATIR 35:4
Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki resuller de yalanlanmıştır. Bütün işler ve oluşlar Allah’a döndürülür.
Seite 537 im Quell-PDF
FATIR 35:5
Ey insanlar, Allah’ın vaadi haktır. O halde iğreti dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı, o çok gururlu, sizi Allah ile aldatmasın.
Seite 537 im Quell-PDF
FATIR 35:6
Şu bir gerçek ki, şeytan sizin için bir düşmandır. O halde siz de onu düşman tutun. Hiç kuşkusuz, o kendi hizbini cehennem yaranından olmaları için çağırır durur.
Seite 537 im Quell-PDF
FATIR 35:7
Küfre sapanlar için şiddetli bir azap vardır. İman edip hayra ve barışa yönelik ameller işleyenlere gelince onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül olacaktır.
Seite 537 im Quell-PDF
FATIR 35:8
Ya o kişi? Yaptıklarının kötülüğü kendisine allanıp pullanmış da onu güzel görüvermiş. Doğrusu şu: Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğruya ve güzele kılavuzlar. O halde canın onlar için üzüntülere dalmasın. Hiç kuşkusuz, Allah onların ürettiklerini / ortaya koydukları oyunları çok iyi bilmektedir.
Seite 537 im Quell-PDF
FATIR 35:9
Allah odur ki, rüzgarları gönderdi. Rüzgarlar bir bulut kaldırır. Derken onu ölü bir beldeye sevkettik de ölümünden sonra toprağa onunla hayat verdik. İşte ölümden sonra dirilme de böyledir.
Seite 537 im Quell-PDF
FATIR 35:10
Onur ve yücelik isteyen bilsin ki, onur ve yüceliğin tümü Allah’ındır. Temiz ve güzel kelime O’na yükselir; hayra ve barışa yönelik amel de o kelimeyi yüceltir. Kötülükleri kuranlara / kötülükleri tuzak yapanlara gelince, onlar için şiddetli bir azap vardır. Ve böylelerinin tuzağı tarumar olur.
Tövbenin Şartları İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: Allah, dininde şeytan gibi olmayı istemeyen kimseden razı olsun. (İmam daha sonra şöyle ekledi:) Allah’ın Kitabında kötülükten kurtuluş, körlükten basiret, hidayete kılavuzluk ve kalplerde olan şeylerin şifası vardır. (Bu hakikat) Allah’ın size emrettiği tövbeyle birlikte istiğfardadır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ve onlar bir kötülük hatalarında bile bile, ısrar etmezler.”(1) ve “Kim bir kötülük dilerse, Allâh'ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 409 · Referenz: Fatır, 10
FATIR 35:11
Allah sizi bir topraktan, sonra bir spermden yarattı; sonra sizi çiftler haline getirdi. O’nun ilmi dışında bir dişi ne hamile olur ne doğurur. Yaşayan bir varlığa daha çok ömür verilmesi de onun ömründen biraz azaltılması da mutlaka bir Kitap’ta yazılıdır. Bu, Allah için gerçekten çok kolaydır.
Seite 538 im Quell-PDF
FATIR 35:12
İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu giderir, içimi hoş ve rahattır; şu tuzludur, acıdır. Ama hepsinden de taze et yersiniz; giyip takınacağınız bir süs çıkarırsınız. Allah’ın lütfundan nasip aramanız ve şükredebilmeniz için, gemilerin denizi yara yara gittiğini görürsün.
Seite 538 im Quell-PDF
FATIR 35:13
Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneş’i ve Ay’ı buyruk altına almıştır. Herbiri belirlenen bir süreye kadar akıp gidiyor. İşte, Rabbiniz Allah bu, mülk ve yönetim O’nundur. Onun dışında yakardıklarınız ise bir çekirdek zarına bile hükmedemezler.
Seite 538 im Quell-PDF
FATIR 35:14
Onlara çağırsanız, çağrınızı duymazlar. Duysalar da size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin onları ortak koştuğunuzu inkar ederler. Hiç kimse sana, Habir olan Allah’ın verdiği gibi haber veremez.
Seite 539 im Quell-PDF
FATIR 35:15
Ey insanlar, siz Allah’a yönelmiş yoksullarsınız. Allah ise mutlak Gani, mutlak Hamid’dir.
Seite 539 im Quell-PDF
FATIR 35:16
Dilerse sizi yok eder, yepyeni bir halk getirir.
Seite 539 im Quell-PDF
FATIR 35:17
Ve bu, Allah’a hiç de güç gelmez.
Seite 539 im Quell-PDF
FATIR 35:18
Hiçbir günahkar, bir başkasının günahını yüklenmez. Yükü ağır gelen, onu taşımaya çağırsa bile, kendisinden hiçbir şey yüklenilmez. Akraba bile olsa… Sen ancak Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Arınıp temizlenen, kendi benliği için arınıp temizlenir. Dönüş Allah’adır.
Seite 539 im Quell-PDF
FATIR 35:19
Körle, gören bir olmaz.
Seite 539 im Quell-PDF
FATIR 35:20
Karanlıklarla ışık da bir olmaz.
Seite 539 im Quell-PDF
FATIR 35:21
Gölge ile sıcaklık da aynı değildir.
Seite 539 im Quell-PDF
FATIR 35:22
Diriler de eşit olmaz, ölüler de. Allah dilediğine işittirir. Ama sen, kabirlerdekilere işittiremezsin.
Seite 539 im Quell-PDF
FATIR 35:23
Sen sadece bir uyarıcısın.
Seite 540 im Quell-PDF
FATIR 35:24
Şu bir gerçek ki, biz seni hak ile bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Hiç bir ümmet yoktur ki, içinden bir uyarıcı gelip geçmemiş olsun.
Seite 540 im Quell-PDF
FATIR 35:25
Seni yalanlıyorlarsa, onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Resulleri onlara açık-seçik mesajlar, sayfalar ve aydınlatıcı kitap getirmişlerdi.
Seite 540 im Quell-PDF
FATIR 35:26
Sonra ben, inkar edenleri yakaladım. Ama nasıl oldu benim azabım?!
Seite 540 im Quell-PDF
FATIR 35:27
Görmedin mi, Allah, gökten bir su indirdi. Onunla, renkleri çeşit çeşit meyvalar çıkardık. Dağlardan da yollar var; beyaz, kırmızı, değişik renklerde. Ve simsiyah yollar da var.
Seite 540 im Quell-PDF
FATIR 35:28
Aynı şekilde; insanlardan, hayvanlardan, davarlardan da muhtelif renklerde olanlar var. Kulları içinde, Allah’tan ancak bilginler ürperir. Allah Aziz’dir, Gafur’dur.
Seite 540 im Quell-PDF
FATIR 35:29
Allah’ın Kitabı’nı okuyanlar, namazı kılanlar, kendilerine sunduğumuz rızıklardan gizli ve açık infak edenler, asla batmayacak bir ticaret umabilirler.
Seite 540 im Quell-PDF
FATIR 35:30
Çünkü Allah onlara ücretlerini tam ödeyecek, lütfundan onlara artırnma da yapacaktır. Gafur’dur O, çok affeder; Şekur’dur, şükredenlere mutlaka karşılık verir.
Seite 540 im Quell-PDF
FATIR 35:31
Kitap’tan sana vahyettiğimiz, kendinden öncekini tasdikleyici hakkın ta kendisidir. Allah, kullarından tam haberdardır, onları iyice görmektedir.
Seite 540 im Quell-PDF
FATIR 35:32
Sonra, kullarımız arasından seçtiklerimizi Kitap’a mirasçı kıldık. İçlerinden öz nefsine zulmeden var. Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçeni var. İşte bu, büyük lütfun ta kendisidir.
Seite 541 im Quell-PDF
FATIR 35:33
Adn cennetlerine girerler onlar, orada altından bilezikler ve inci takınırlar. Orada giysileri ise ipektir.
Seite 541 im Quell-PDF
FATIR 35:34
Şöyle derler: “Hamd olsun, üzüntüyü bizden gideren Allah’a, Rabbimiz mutlak Gafur, mutlak Şekur’dur.
Seite 541 im Quell-PDF
FATIR 35:35
Lütfuyla bizi durulacak yurda kondurdu. Orada bize hiçbir yorgunluk dokunmaz. Orada bize hiçbir usanç da dokunmaz.”
Seite 541 im Quell-PDF
FATIR 35:36
İnkar edenlere de cehennem ateşi var. Ne haklarında hüküm verilir ki ölsünler ne de azapları hafifletilir. İşte böyle cezalandırırız tüm nankörleri biz.
Seite 541 im Quell-PDF
FATIR 35:37
Feryat edip dururlar orada: “Rabbimiz, çıkar bizi de önceden yaptığımızdan başka şey yapalım. Barışa yönelik iyi bir iş yapalım.” Sizi biz, öğüt alanın öğüt alacağı bir süre ömürlendirmedik mi? Uyarıcı da geldi size. Hadi tadın bakalım azabı! Zalimler için hiçbir yardımcı yok artık.
Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu duymadın mı: “Eğer yerde, gökte Allah'tan gitmişti.” (âlemin sistemi bozulurdu.) Ve yine: “Ve onlardan biri diğerine üstün gelmeye çalışırdı.” Ve Allah Teâlâ cehennem ehlinin dilinden şöyle nakletmektedir: “RabbiVe buyuruyor ki: “Geri gönderilselerdi yine men'olundukları şeyi yapmaya dönerlerdi.”(2) Dolayısıyla, Allah Teâlâ, varolmayan bir şey eğer, var olacak olsaydı, o şeyin nasıl olacağını bilir.(3) Allah’ı Görmek Eşaire, Mücessime, Gulat ve Ehl-i Hadis (Selefiler) gibi bazı kelâm fırkaları “Yüzler var ki o gün (kıyamet günü) ışıl ışıl parlar, Rabbine bakar.”(4) ayetinin zahirine dayanarak, Allah
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 339 · Referenz: Fatır, 37
FATIR 35:38
Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. O, göğüslerin özündekini de çok iyi bilir.
Seite 541 im Quell-PDF
FATIR 35:39
Sizi yeryüzünde halifeler yapan O’dur. Nankörlük edenin nankörlüğü kendi aleyhinedir. Kafirlerin küfrü, Rableri katında öfkeden başka birşey artırmaz. Kafirlerin küfrü hüsran ve yıkımdan başka birşey artırmaz.
Seite 542 im Quell-PDF
FATIR 35:40
De ki: “Allah’ı bırakıp da yakardığınız şu ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana topraktan neyi yarattı onlar!” Yoksa göklerde bir ortaklıkları mı var? Yoksa onlara bir kitap verdik de kendileri o kitaptan bir kanıt üzerinde midirler? Hayır, zalimler birbirlerine aldanıştan / aldatıştan başka hiçbir şey vaat etmezler.
Seite 542 im Quell-PDF
FATIR 35:41
Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye tutuyor. Andolsun eğer çöküp giderlerse, O’ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Halim’dir O, Gafur’dur.
Seite 542 im Quell-PDF
FATIR 35:42
Yeminlerinin tüm gücüyle Allah’a ant içmişlerdi ki, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerin herhangi birinden çok daha doğru bir gidiş üzere olacaklar. Fakat uyarıcı onlara gelince, bu onlara nefretle kaçıştan başka bir katkı sağlamadı.
Seite 542 im Quell-PDF
FATIR 35:43
Yeryüzünde kibirlendi ve kötülük tezgahladılar. Oysa ki tezgahlanan kötülük, sahibinden başkasını kuşatmaz. Öncekilerin başına gelenlerden başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın yol ve yasasında değişme asla bulamazsın. Allah’ın yol ve yasasında döneklik de bulamazsın.
Seite 542 im Quell-PDF
FATIR 35:44
Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmediler mi? Onlar, kuvvet bakımından bunlardan daha zorluydular. Ne göklerde ne de yerde Allah’ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Alim’dir O, Kadir’dir.
Seite 543 im Quell-PDF
FATIR 35:45
Eğer Allah, insanları, kazandıkları yüzünden hesaba çekseydi, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar, ecelleri gelinceye kadar erteliyor. Allah, kullarını iyice görmektedir.
Seite 543 im Quell-PDF
36. YASİN 83 Ayet
YASİN 36:1
Ya, Sin.
Seite 543 im Quell-PDF
YASİN 36:2
Andolsun o hikmetlerle dolu Kur’an’a ki,
Seite 543 im Quell-PDF
YASİN 36:3
Sen hiç kuşkusuz, gönderilen hak elçilerindensin;
Seite 543 im Quell-PDF
YASİN 36:4
Dosdoğru bir yol üzerindesin.
Seite 543 im Quell-PDF
YASİN 36:5
Aziz ve Rahim’in indirdiği üzeresin.
Seite 543 im Quell-PDF
YASİN 36:6
Babaları uyarılmamış, tam gaflet içinde bir toplumu uyarman için gönderildin.
Seite 543 im Quell-PDF
YASİN 36:7
Yemin olsun ki, onların çoğuna söz hak olmuştur, artık onlar iman etmezler.
Seite 543 im Quell-PDF
YASİN 36:8
Biz onların boyunlarına bukağılar geçirdik. Bukağılar çenelere dayanmıştır da bu yüzden onların kafaları yukarı kalkıktır.
Seite 544 im Quell-PDF
YASİN 36:9
Önlerine bir set, arkalarına da başka bir set çektik. Böylece onları kuşatıp sardık; artık onlar görmezler.
Seite 544 im Quell-PDF
YASİN 36:10
Sen ha uyarmışsın onları ha uyarmamışsın, farketmez onlar için; inanmazlar.
Seite 544 im Quell-PDF
YASİN 36:11
Sen ancak o Zikir’e uyan ve görmediği halde Rahman’dan korkan kimseyi uyarırsın. Böylesini, bir bağışlanma ve seçkin bir ödülle müjdele.
Seite 544 im Quell-PDF
YASİN 36:12
Biz, yalnız biz, ölüleri diriltiriz ve onların önden gönderdiklerini de eserlerini de yazarız. Zaten biz herşeyi apaçık bir kütükte ayrıntılı olarak kaydetmişizdir.
Seite 544 im Quell-PDF
YASİN 36:13
Onlara o kent halkını örnek ver. Hani, elçiler gelmişti oraya.
Seite 544 im Quell-PDF
YASİN 36:14
Hani biz onlara iki kişi göndermiştik, onları yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz, üçüncü bir kişiyle destek vermiştik. Şöyle demişlerdi: “Biz, size gönderilen elçileriz.”
Seite 544 im Quell-PDF
YASİN 36:15
Kent halkı dedi ki: “Siz, bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. Rahman hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
Seite 544 im Quell-PDF
YASİN 36:16
Dediler: “Rabbimiz biliyor ki, biz size gönderilmiş elçileriz.”
Seite 544 im Quell-PDF
YASİN 36:17
“Bize düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir.”
Seite 544 im Quell-PDF
YASİN 36:18
Dediler: “Sizin yüzünüzden uğursuzlukla karşılaştık / biz sizi uğursuzluk sebebi saymaktayız. Eğer bu işe son vermezseniz, sizi mutlaka taşlayacağız. Ve bizden size acıklı bir azap kesinlikle dokunacaktır.”
Seite 545 im Quell-PDF
YASİN 36:19
Dediler: “Uğursuzluk kuşunuz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz savurganlığa, aşırılığa sapmış bir topluluksunuz.”
Seite 545 im Quell-PDF
YASİN 36:20
Kentin öbür ucundan bir adam koşarak gelip şöyle dedi: “Ey topluluk, bu elçilere uyun.”
Seite 545 im Quell-PDF
YASİN 36:21
“Sizden herhangi bir ücret istemeyenlere uyun. Onlardır doğruyu ve güzeli bulanlar.”
Seite 545 im Quell-PDF
YASİN 36:22
“Beni yaratana ne diye kulluk etmeyecek mişim ben? Ve sizler de O’na döndürüleceksiniz.”
Seite 545 im Quell-PDF
YASİN 36:23
“O’ndan başka tanrılar mı edineyim ben? Eğer Rahman bana bir zorluk / zarar dilerse onların şefaati benden hiçbir şeyi savamaz; beni kurtaramazlar.”
Seite 545 im Quell-PDF
YASİN 36:24
“Bu durumda ben elbette ki açık bir sapıklığın içine düşerim.”
Seite 545 im Quell-PDF
YASİN 36:25
“Ben sizin Rabbinize iman ettim, artık dinleyin beni!”
Seite 545 im Quell-PDF
YASİN 36:26
“Gir cennete” denildi. Dedi: “Kavmim bir bilebilseydi!
Seite 545 im Quell-PDF
YASİN 36:27
Ki Rabbim beni affetti; beni, ikram edilenlerden kıldı.”
Seite 545 im Quell-PDF
YASİN 36:28
Biz onun ardından kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
Seite 545 im Quell-PDF
YASİN 36:29
Olan, sadece korkunç titreşimli bir sesti. Ve bir anda sönüverdiler.
Seite 545 im Quell-PDF
YASİN 36:30
Yazık şu kullara! Kendilerine gelen her resulle mutlaka alay ederlerdi.
Seite 546 im Quell-PDF
YASİN 36:31
Görmediler mi, kendilerinden önce nice nesilleri helak ettik. Onlar artık bir daha bunlara dönmeyecekler.
Seite 546 im Quell-PDF
YASİN 36:32
Ancak herkes toplandığında, onlar da huzurumuzda hazır bulundurulacaklar.
Seite 546 im Quell-PDF
YASİN 36:33
Ölü toprak onlar için bir mucizedir. Onu dirilttik, ondan dane çıkardık; bak işte ondan yiyorlar.
Seite 546 im Quell-PDF
YASİN 36:34
Onda hurmalardan, üzümlerden bahçeler oluşturduk, ondan pınarlar fışkırttık;
Seite 546 im Quell-PDF
YASİN 36:35
Ki onun ürününden ve ellerinin yapıp ettiğinden yesinler. Hala şükretmiyorlar mı?
Seite 546 im Quell-PDF
YASİN 36:36
Şanı yücedir o Allah’ın ki toprağın bitirdiklerinden, onların öz benliklerinden ve nice bilmediklerinden bütün çiftleri yaratmıştır.
Seite 546 im Quell-PDF
YASİN 36:37
Gece de onlar için bir mucizedir. Gündüzü ondan soyup alırız da onlar karanlığa gömülüverirler.
Seite 546 im Quell-PDF
YASİN 36:38
Güneş kendine özgü bir durak noktasına / bir durma zamanına doğru akıp gidiyor. Aziz, Alim olanın takdiridir bu.
Seite 546 im Quell-PDF
YASİN 36:39
Ay’a gelince, biz onun için de bir takım durak noktaları / bir takım evreler belirledik. Nihayet o, eski hurma sapının eğrilmişi gibi geri döner.
Seite 546 im Quell-PDF
YASİN 36:40
Güneş’in Ay’a ulaşıp çatması gerekmiyor. Gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
Seite 547 im Quell-PDF
YASİN 36:41
Zürriyetlerini o dopdolu gemilerde taşımamız da onlar için bir ayettir.
Seite 547 im Quell-PDF
YASİN 36:42
Onlar için gemiler benzer, binecekleri başka şeyler de yarattık.
Seite 547 im Quell-PDF
YASİN 36:43
Eğer dilersek onları boğarız. Bu durumda ne kendileri için feryat eden olur ne de kurtarılırlar.
Seite 547 im Quell-PDF
YASİN 36:44
Ancak bizden bir rahmet olarak bir süreye kadar daha nimetlensinler diye kurtarılırlar.
Seite 547 im Quell-PDF
YASİN 36:45
Onlara, “önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının ki, size merhamet edilebilsin” dendiğinde, hiç aldırmazlar.
Seite 547 im Quell-PDF
YASİN 36:46
Çünkü Rablerinin ayetlerinden kendilerine bir ayet gelince, ondan mutlaka yüz çevirmişlerdir.
Seite 547 im Quell-PDF
YASİN 36:47
Onlara, “Allah’ın size lütfettiği rızıklardan dağıtın” dendiğinde, nankörlüğe sapanlar, iman edenlere şöyle derler: “Allah’ın, dilediği taktirde yedirip doyuracağı kişiyi biz mi doyuracağız? Siz açık bir sapıklık içindesiniz, hepsi bu.”
Seite 547 im Quell-PDF
YASİN 36:48
Bir de şöyle derler: “Eğer doğru sözlüler iseniz, bu tehdit ne zaman?”
Seite 547 im Quell-PDF
YASİN 36:49
Sadece korkunç titreşimli bir sesi bekliyorlar. Onlar çekişip dururlarken, o ses kendilerini enseleyecektir.
Seite 547 im Quell-PDF
YASİN 36:50
O zaman ne bir tavsiyede bulunmaya güçleri yetecek ne de ailelerine dönebilecekler.
Seite 547 im Quell-PDF
YASİN 36:51
Sura üfürülmüştür. Bak işte kabirlerden, Rablerine doğru akın akın gidiyorlar.
Seite 548 im Quell-PDF
YASİN 36:52
Şöyle diyecekler: “Vay başımıza gelene! Kim kaldırdı bizi mezarımızdan? Rahman’ın vaat ettiği işte bu. Peygamberler doğru söylemişler.”
Seite 548 im Quell-PDF
YASİN 36:53
Topu topu korkunç titreşimli bir tek ses. Ve bakmışsın hepsi birden huzurumuzda divan durmaktadır.
Seite 548 im Quell-PDF
YASİN 36:54
O gün hiçbir canlıya, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Sizler, sadece yapıp ettiklerinizin karşılığı olarak cezalandırılırsınız.
Seite 548 im Quell-PDF
YASİN 36:55
O gün cennet halkı bir uğraş içinde eğlenip ferahlamaktadır.
Seite 548 im Quell-PDF
YASİN 36:56
Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, koltuklar üzerinde yaslanmışlardır.
Seite 548 im Quell-PDF
YASİN 36:57
Orada kendileri için meyvalar var. İstedikleri herşey kendilerinin olacak.
Seite 548 im Quell-PDF
YASİN 36:58
Rahim Rab’den bir de sözlü selam…
Seite 548 im Quell-PDF
YASİN 36:59
Ey günahkarlar! Bugün, şöyle ayrılın.
Seite 548 im Quell-PDF
YASİN 36:60
Ey Ademoğulları! Ben size, “şeytana kulluk etmeyin, o sizin için açık bir düşmandır” demedim mi?
Seite 548 im Quell-PDF
YASİN 36:61
“Bana ibadet edin, dosdoğru yol budur” demedim mi?
Seite 548 im Quell-PDF
YASİN 36:62
Yemin olsun, şeytan, içinizden birçok nesli saptırmıştı. Aklınızı hiç işletmiyor musunuz?
Seite 548 im Quell-PDF
YASİN 36:63
Alın size tehdit edildiğiniz cehennem!
Seite 549 im Quell-PDF
YASİN 36:64
İnkar edip durmanız yüzünden dalın oraya bugün.
Seite 549 im Quell-PDF
YASİN 36:65
O gün ağızlarını mühürleyeceğiz. Bize elleri konuşacak, ayakları da kazanmış olduklarına tanıklık edecek.
Seite 549 im Quell-PDF
YASİN 36:66
Dilesek, gözlerini siler, onları elbette kör ederiz. O zaman yola koyulmak isterler ama nasıl görecekler?
Seite 549 im Quell-PDF
YASİN 36:67
Dilesek, onları oldukları yerde hayvana çeviririz. O zaman ne ileri gitmeye güçleri yeter ne de geri dönebilirler.
Seite 549 im Quell-PDF
YASİN 36:68
Kimi uzun ömürlü kılarsak, onu yaradılışta gerisin geri çeviririz. Hala akıllarını işletmiyorlar mı?
Seite 549 im Quell-PDF
YASİN 36:69
Biz o peygambere şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz / gerekmez de! Ona vahyedilen, bir öğütten ve apaçık bir Kur’an’dan başka şey değildir;
Seite 549 im Quell-PDF
YASİN 36:70
Diri olanı uyarsın ve inkarcılar üzerine söz hak olsun diye indirilmiştir.
Seite 549 im Quell-PDF
YASİN 36:71
Görmediler mi, ellerimizin yapıp ettiklerinden, kendileri için nice hayvanlar yarattık da onlar, bu hayvanlara sahip oluyorlar.
Seite 549 im Quell-PDF
YASİN 36:72
O hayvanları bunlara boyun eğdirdik. Onlardan binekleri vardır ve onlardan bir kısmını da yiyorlar.
Seite 549 im Quell-PDF
YASİN 36:73
O hayvanlarda bunlar için birçok yararlar var, içecekler var. Hala şükretmiyorlar mı?
Seite 550 im Quell-PDF
YASİN 36:74
Kendilerine yardım edilir ümidiyle Allah’tan başka ilahlar edindiler.
Seite 550 im Quell-PDF
YASİN 36:75
Oysa ki, o ilahlar bunlara yardım edemezler. Tam askine bunlar, o ilahlara hizmet eden ordular durumundadır.
Seite 550 im Quell-PDF
YASİN 36:76
Artık onların sözü seni üzmesin. Biz onların sır olarak tuttuklarını da açıkladıklarını da biliyoruz.
Seite 550 im Quell-PDF
YASİN 36:77
Görmedi mi insan, kendisini bir spermden yarattığımızı! Bir de bize açık bir hasım kesilmiştir o.
Seite 550 im Quell-PDF
YASİN 36:78
Kendi yaradılışını unutmuş da bize örnek veriyor. Bir de şöyle diyor: “Şu çürümüş kemiklere kim hayat verecek?”
Seite 550 im Quell-PDF
YASİN 36:79
De ki: “Onlara hayat verecek olan, onları ilk kez yaratandır. O, bütün yaratılmışları / her türlü yaratmayı çok iyi bilmektedir.”
Seite 550 im Quell-PDF
YASİN 36:80
O size, o yeşil ağaçtan bir ateş oluşturdu da siz ondan tutuşturup duruyorsunuz.
Seite 550 im Quell-PDF
YASİN 36:81
Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? Elbette güç yetirir. Herşeyi bilen Alim, sürekli yaratan Hallak O’dur.
Seite 550 im Quell-PDF
YASİN 36:82
O birşeyi istediğinde, sadece şunu söylemektedir: “Ol!” Artık o, oluverir.
Seite 551 im Quell-PDF
YASİN 36:83
Herşeyin kaynağı / egemenliği elinde olan o yaratıcının şanı çok yücedir. Sonunda O’na döndürüleceksiniz.
Seite 551 im Quell-PDF
37. SAFFAT 182 Ayet
SAFFAT 37:1
Andolsun o saf bağlayıp dizilenlere / o saflar tutturup sıraya dizilenlere / o kanatlarını açıp toplayarak uçanlara,
Seite 551 im Quell-PDF
SAFFAT 37:2
O haykırarak sevk edenlere / o göğüs gererek durduranlara,
Seite 551 im Quell-PDF
SAFFAT 37:3
O Zikir okuyanlara,
Seite 551 im Quell-PDF
SAFFAT 37:4
Ki sizin ilahınız hiç kuşkusuz bir ve tektir.
Seite 551 im Quell-PDF
SAFFAT 37:5
Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir O; doğuların da Rabbidir O.
Seite 551 im Quell-PDF
SAFFAT 37:6
Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık.
Seite 551 im Quell-PDF
SAFFAT 37:7
Ve her türlü inatçı-asi şeytandan koruduk.
Seite 551 im Quell-PDF
SAFFAT 37:8
Onlar ne kadar çırpınsalar da o yüce konseyi dinleyemezler. Ve her taraftan atışa tutulurlar;
Seite 551 im Quell-PDF
SAFFAT 37:9
Kovulurlar. Ve onlar için, yakalarını bırakmayan bir azap vardır.
Seite 551 im Quell-PDF
SAFFAT 37:10
Yüce konseyden bir söz çalıp çarpan olabilirse de onun peşine hemen delici, alevli bir yıldız takılır.
Seite 551 im Quell-PDF
SAFFAT 37:11
Şimdi sor onlara: Yaratış ve yaratılış bakımından onlar mı daha güçlüdür, yoksa bizim yarattığımız şuurlular mı? Gerçek şu ki, biz onları bir cıvık çamurdan yarattık.
Sersemletme / başağrısı yok onda. Sarhoş da olmazlar ondan.
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:48
Yanlarında, gözlerini onlara dikmiş, iri gözlü dilberler vardır.
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:49
Korunmuş yumurtalar gibidir onlar.
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:50
Birbirlerine dönüp birşeyler sorarlar.
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:51
İçlerinden bir sözcü şöyle der: “Benim yakın bir arkadaşım vardı.”
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:52
Derdi ki: “Sen gerçekten şunu tasdik edenlerden misin?”
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:53
“Biz ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra, gerçekten cezalandırılacak mıyız?”
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:54
Dedi: “Siz de bir araştırır mısınız?”
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:55
Araştırdı, nihayet onu cehennemin ta ortasında gördü.
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:56
Dedi: “Vallahi, az kalsın sen beni de buralara düşürecektin.”
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:57
“Rabbimin nimeti olmasaydı, kesinlikle ben de şurada toplananlar arasına girmiş olacaktım.”
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:58
“Peki, biz artık ölmeyecek miyiz?”
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:59
“Sadece ilk ölümümüz; azaba da uğratılmayacağız, öyle mi?”
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:60
Doğrusu bu, büyük başarının ta kendisidir.
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:61
Çalışanlar, böylesi için çalışsınlar.
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:62
Ödül ve ikram olarak, bu mu daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı?
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:63
O ağaç ki, zalimler için onu bir fitne yaptık.
Seite 554 im Quell-PDF
SAFFAT 37:64
Cehennemin ta dibinden çıkan bir ağaçtır o.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:65
Tomurcukları tıpkı şeytanların başlarıdır.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:66
Onlar ondan mutlaka yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklar.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:67
Sonra onların, o yedikleri üzerine, kaynar su karıştırılmış bir içecekleri vardır.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:68
Sonra onların dönüşleri doğrudan doğruya cehennemedir.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:69
Çünkü onlar, babalarını sapıtmış kişiler halinde bulmalarına rağmen,
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:70
Kendileri de hala onların eserleri ardınca koşturuluyorlar.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:71
Andolsun, daha önce ilk nesillerin çoğu da sapmıştı.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:72
Andolsun, onların içlerinde uyarıcılar görevlendirmiştik.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:73
Bir bak, nasıl oldu uyarılanların sonu!
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:74
Ancak Allah’ın ihlaslı, temiz kulları kurtuldu.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:75
Andolsun, Nuh bize yakarmıştı da ne güzel karşılık vermiştik biz.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:76
Ve kurtarmıştık onu da ailesini de o büyük sıkıntıdan.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:77
Onun zürriyetini, evet onları kalıcılar yaptık.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:78
Sonrakiler içinde, ona işaret eden birşey bıraktık.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:79
Selam olsun Nuh’a alemler içinde.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:80
İşte böyle ödüllendiririz biz, güzel davrananları.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:81
O bizim inanan kullarımızdandı.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:82
Sonra ötekileri boğuverdik.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:83
Hiç kuşkusuz İbrahim de onların grubundandı.
Seite 555 im Quell-PDF
SAFFAT 37:84
Rabbine, tertemiz / kinsiz bir kalple gelmişti.
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:85
Babasına ve toplumuna sormuştu: “Siz neye kulluk / ibadet ediyorsunuz?”
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:86
“Allah’ı bırakıp da birtakım uydurma ilahları mı istiyorsunuz?”
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:87
“Alemlerin Rabbi hakkında düşünceniz nedir?”
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:88
Bu arada İbrahim yıldızlara bir göz attı,
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:89
Şöyle dedi: “Ben hastayım.”
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:90
Bunun üzerine ondan gerisin geri kaçtılar.
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:91
O da onların ilahlarının yanına sokulup dedi: “Birşey yemez misiniz?”
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:92
“Neniz var ki, konuşmuyorsunuz!”
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:93
İyice yanlarına sokulup sağ eliyle bir darbe indirdi.
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:94
Bir süre sonra, halkı koşarak İbrahim’e geldi.
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:95
İbrahim dedi: “Elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:96
“Oysa ki sizi de yaptığınız şeyleri de Allah yaratmıştır.”
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:97
Dediler: “Şunun için bir bina yapın da bunu ateşin ortasına fırlatın.”
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:98
Ona tuzak kurmak istediler ama, biz onları sefiller-reziller haline getirdik.
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:99
İbrahim dedi: “Kuşkunuz olmasın ki ben Rabbime gideceğim, O bana kılavuzluk edecek.”
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:100
“Rabbim, bana iyilik ve barış sevenlerden birini lütfet.”
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:101
Bunun üzerine biz İbrahim’e yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:102
Çocuk onunla birlikte konuşacak yaşa gelince, İbrahim dedi: “Yavrucuğum, uykuda seni kestiğimi görüyorum. Bak bakalım, sen ne görürsün / sen ne dersin?” “Babacığım, dedi, emrolunduğun şeyi yap! İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
Seite 556 im Quell-PDF
SAFFAT 37:103
Böylece ikisi de teslim olup İbrahim onu alnı üzerine yatırınca,
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:104
Biz şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:105
“Sen rüyayı gerçekleştirdin. İşte biz, güzel düşünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz.”
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:106
“Bu, hiç kuşkusuz apaçık imtihanın ta kendisiydi.”
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:107
Ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:108
Sonra gelenler içinde onu hatırlatan birşey bıraktık.
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:109
Selam olsun İbrahim’e.
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:110
Böyle ödüllendiririz biz, güzellik sergileyenleri.
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:111
O da bizim inanan kullarımızdandı.
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:112
Biz ona, barışseverlerden bir peygamber olan İshak’ı müjdeledik.
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:113
Ona da İshak’a da bereketler lütfettik. Onların zürriyetinden iyi düşünüp iyi davranan da var, öz benliğine açıkça zulmeden de var.
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:114
Yemin olsun, biz Musa ve Harun’a da lütufta bulunduk.
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:115
Onları ve toplumlarını büyük sıkıntıdan kurtardık.
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:116
Onlara yardım ettik de galip gelenler kendileri oldular.
Seite 557 im Quell-PDF
SAFFAT 37:117
Onlara, açık-seçik bilgi sunan Kitap’ı verdik.
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:118
Her ikisini dosdoğru yola kılavuzladık.
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:119
Sonradan gelenler içinde, her ikisini hatırlatan birşey bıraktık.
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:120
Selam olsun Musa ve Harun’a.
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:121
Güzel düşünüp güzel davrananları biz böyle ödüllendiririz.
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:122
O ikisi de bizim inanan kullarımızdandı.
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:123
İlyas da elbette ki peygamberlerdendi.
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:124
O da toplumuna şöyle demişti: “Hala korkup sakınmıyor musunuz?”
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:125
“Ba’l’e yalvarıp yakarıyor, yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz?”
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:126
“Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı terk mi ediyorsunuz?”
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:127
Sonunda onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka huzura getirileceklerdir.
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:128
Allah’ın ihlaslı seçkin kulları müstesna.
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:129
Sonrakiler içinde İlyas’ı hatırlatacak birşey de bıraktık.
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:130
Selam olsun İlyas’a.
Seite 558 im Quell-PDF
SAFFAT 37:131
Güzel düşünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz biz.
İşte aklınızı başınıza alasınız diye size bunları emretmiştir O.”(1) “Mülkiyetiniz altında bulunan köleler için de, size verdiğimiz rızıklarda -Birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte biz ayetlerimizi, aklını kullanacak bir kavim için böyle açıklıyoruz.”(2) Ey Hişam! Sonra Allah, akıl sabiplerine öğüt vermiş ve onları, ahiretteki nimetleri arzulamaları için teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceEy Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları azabından korkutmuş ve şöyle buyurmuştur: “Sonra diğerlerini Ve buyurmuştur: “Biz, şüphesiz bu memleket halkının
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 371 · Referenz: Saffat, 136-138
SAFFAT 37:137
Kuşkusuz ki, siz onların yanından sabahları geçiyorsunuz.
İşte aklınızı başınıza alasınız diye size bunları emretmiştir O.”(1) “Mülkiyetiniz altında bulunan köleler için de, size verdiğimiz rızıklarda -Birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte biz ayetlerimizi, aklını kullanacak bir kavim için böyle açıklıyoruz.”(2) Ey Hişam! Sonra Allah, akıl sabiplerine öğüt vermiş ve onları, ahiretteki nimetleri arzulamaları için teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceEy Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları azabından korkutmuş ve şöyle buyurmuştur: “Sonra diğerlerini Ve buyurmuştur: “Biz, şüphesiz bu memleket halkının
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 371 · Referenz: Saffat, 136-138
İşte aklınızı başınıza alasınız diye size bunları emretmiştir O.”(1) “Mülkiyetiniz altında bulunan köleler için de, size verdiğimiz rızıklarda -Birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte biz ayetlerimizi, aklını kullanacak bir kavim için böyle açıklıyoruz.”(2) Ey Hişam! Sonra Allah, akıl sabiplerine öğüt vermiş ve onları, ahiretteki nimetleri arzulamaları için teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceEy Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları azabından korkutmuş ve şöyle buyurmuştur: “Sonra diğerlerini Ve buyurmuştur: “Biz, şüphesiz bu memleket halkının
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 371 · Referenz: Saffat, 136-138
SAFFAT 37:139
Yunus da gönderilen elçilerdendi.
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:140
Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:141
Sonra kura çekti de kaybedenlerden oldu.
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:142
Derken kendisini balık yutmuştu. O kendi kendini kınayıp duruyordu.
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:143
Eğer tespih edenlerden olmasaydı,
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:144
İnsanların diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalacaktı.
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:145
Bir süre sonra onu, çıplak araziye attık. Hastalanmıştı.
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:146
Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:147
Onu yüzbin kişiye yahut daha fazla olanlara elçi olarak gönderdik.
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:148
Onlar inandılar. Biz de onları bir vakte kadar nimetlendirdik.
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:149
Şimdi sor şunlara: “Kızlar Rabbinin de oğlanlar onların mı?”
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:150
Yoksa biz melekleri, bunların tanıklık ettikleri bir sırada, dişiler olarak mı yarattık?
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:151
Dikkat edin, onlar, iftiralarının bir eseri olarak mutlak şöyle diyecekler:
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:152
“Allah doğurdu.” Vallahi onlar yalancıdırlar.
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:153
Allah, kızları oğlanlara tercih mi etmiş?
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:154
Ne oluyor size, o nasıl hüküm veriyorsunuz?
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:155
Hala düşünüp ibret almıyor musunuz?
Seite 559 im Quell-PDF
SAFFAT 37:156
Yoksa apaçık bir kanıtınız mı var.
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:157
Eğer doğru sözlülerseniz, hadi getirin kitabınızı!
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:158
Allah’la cinler arasında bir nesep oluşturdular. Yemin olsun, cinler de bilmiştir kendilerinin Allah huzuruna mutlaka getirileceklerini / cinler de bilmiştir, bunların Allah’ın huzuruna mutlaka çıkarılacaklarını.
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:159
Allah arınmıştır bunların nitelemelerinden.
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:160
Allah’ın ihlaslı seçkin kulları, bunların yaptıklarından uzaktır.
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:161
Siz ve kulluk ettiğiniz şeyler,
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:162
O’na karşı kimseyi fitneye düşüremezsiniz.
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:163
Cehenneme salınacak olan müstesna.
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:164
Bizim, istisnasız herbirimizin bilinen bir makamı vardır.
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:165
O saf saf dizilenler elbette biziz.
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:166
O durmadan tespih edenler elbette biziz.
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:167
O inkarcılar şunu da söylüyorlardı:
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:168
“Eğer katımızda öncekilere verilenlerden bir mesaj olsaydı,
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:169
Elbette biz de Allah’ın ihlaslı, seçkin kullarından olurduk.”
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:170
Fakat sonradan o mesajı inkar ettiler. Yakında bilecekler.
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:171
Yemin olsun, elçi olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz hükümleşmişti:
Seite 560 im Quell-PDF
SAFFAT 37:172
Onlar, yardım görenlerin ta kendileri olacaklar.
Seite 561 im Quell-PDF
SAFFAT 37:173
Ordularımız, galip gelenlerin ta kendileri olacaklar.
Seite 561 im Quell-PDF
SAFFAT 37:174
Bir vakte kadar onlardan yüz çevir.
Seite 561 im Quell-PDF
SAFFAT 37:175
Gözün üstlerinde olsun; yakında görecekler.
Seite 561 im Quell-PDF
SAFFAT 37:176
Azabımız gelsin diye acele mi ediyorlar?
Seite 561 im Quell-PDF
SAFFAT 37:177
Azap, yurtlarına indiğinde, uyarılanların sabahı ne kötü olacaktır!
Seite 561 im Quell-PDF
SAFFAT 37:178
Yüz çevir onlardan belli bir vakte kadar.
Seite 561 im Quell-PDF
SAFFAT 37:179
Ve gör neler olacak. Onlar da görecekler.
Seite 561 im Quell-PDF
SAFFAT 37:180
Senin Rabbinin, o ululuk ve kudretin Rabbinin şanı yücedir onların verdiği sıfatlardan…
Seite 561 im Quell-PDF
SAFFAT 37:181
Selam olsun tüm hak elçilerine…
Seite 561 im Quell-PDF
SAFFAT 37:182
Hamd olsun alemlerin Rabbi Allah’a…
Seite 561 im Quell-PDF
38. SAD 88 Ayet
SAD 38:1
Sad. Zikir, öğüt ve uyarı dolu Kur’an’a andolsun ki,
Seite 561 im Quell-PDF
SAD 38:2
İş hiç de onların sandığı gibi değil. O küfre sapanlar bir gurur, ayrılık ve bütünden kopuş içindedirler.
Seite 561 im Quell-PDF
SAD 38:3
Onlardan önce nice nesilleri helak ettik biz, bağrıştılar onlar, fakat kurtuluş yoktu; geçmişti zaman.
Seite 561 im Quell-PDF
SAD 38:4
Kendi içlerinden kendilerine bir uyarıcı geldi diye şaşıp kaldılar. Ve şöyle dediler bu nankörler: “Bu adam yalanlar düzen bir büyücü…”
Seite 562 im Quell-PDF
SAD 38:5
“İlahları bir tek tanrı mı yapmış? Bu, gerçekten hayret edilecek birşey!”
Seite 562 im Quell-PDF
SAD 38:6
İçlerinden kodaman bir grup öne çıktı: “Haydi yürüyün! İlahlarınıza sahip çıkmada kararlı davranın. Gerçek şu ki, istenip beklenen şey budur.”
Seite 562 im Quell-PDF
SAD 38:7
“Öteki millette işitmedik böyle birşey. Bu bir uydurmadan başka şey değildir.”
Seite 562 im Quell-PDF
SAD 38:8
“Öğüt ve uyarı içimizden ona mı indirildi?” Hayır, onlar benim Zikrim’den / Kur’anımdan kuşkudadırlar. Hayır, onlar benim azabımı henüz tatmadılar.
Seite 562 im Quell-PDF
SAD 38:9
Yoksa Aziz, Vahhab olan Rabbinin rahmetinin hazineleri onların katında mı?
Seite 562 im Quell-PDF
SAD 38:10
Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülk ve saltanatı onların mı? Eğer öyleyse sebepler içinde yükselsinler.
Seite 562 im Quell-PDF
SAD 38:11
Kabilelerden oluşmuş, sözüm ona bir ordudur bu; şurada bozguna uğratılacaktır.
Seite 562 im Quell-PDF
SAD 38:12
Onlardan önce Nuh kavmi ve Ad da yalanlamıştı. Kazıklar sahibi Firavun da…
Seite 562 im Quell-PDF
SAD 38:13
Semud, Lut kavmi, o sık ağaçları besleyen su kaynağının sahipleri Eykeliler de. İşte onlar da böyle hiziplerdi.
Seite 562 im Quell-PDF
SAD 38:14
Bunların hepsi, resulleri yalanlamaktan başka birşey yapmadılar. Sonunda azabım hak oldu.
Seite 563 im Quell-PDF
SAD 38:15
Bunların beklediği de sadece, en küçük bir gecikmesi olmayan o müthiş titreşimli tek sestir.
Seite 563 im Quell-PDF
SAD 38:16
Şöyle dediler: “Rabbimiz, bizim payımızı / hesap defterimizi, hesap gününden önce çabucak ver.”
Seite 563 im Quell-PDF
SAD 38:17
Onların dediklerine sabret. O kuvvet sahibi kulumuz Davud’u an. O, tespih nağmeleri döktüren bir kul idi.
Yani onlara güç ve kuvvet verdi. Arapça’da- “Falancanın benim yanımda çok elleri var.” dendiği zaman, “nimet ve ihsanları var.” ve “onun benim yanımda beyaz bir eli var.” dendiğinde “bir nimeti var.” denilmek istenmektedir.(5) Maşrikî, İmam Rıza’dan (a.s) şöyle duyduğunu rivayet etmektedir: “Aksine, Allah’ın her iki eli de açıktır.” Ben iki elimle İmam’ın (a.s) iki eline işaret ederek “İki el böyle midir?” diye sordum.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 337 · Referenz: Sad, 17
SAD 38:18
Dağları onunlar birlikte buyruk altına almıştık: Akşam-sabah birlikte tespih ederlerdi.
Seite 563 im Quell-PDF
SAD 38:19
Kuşlar da toplu halde onunla beraberdi. Hepsi, onun tespih nağmelerine katılırdı.
Seite 563 im Quell-PDF
SAD 38:20
Mülk ve yönetimini güçlendirmiştik. Kendisine hikmet ve hakla batılı ayıran söz etme yeteneği vermiştik.
Seite 563 im Quell-PDF
SAD 38:21
Geldi mi sana, o çekişme hikayesinin haberi? Hani o hasımlar, duvarı aşarak mihraba ulaşmışlardı.
Seite 563 im Quell-PDF
SAD 38:22
Davud’un yanına girmişlerdi de onlardan korkmuştu. “Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz ötekinin hakkını çiğnedi. Şimdi sen, aramızda hak ile hükmet, adaletsizlik etme. Bizi yolun denge noktasına ilet.”
Seite 563 im Quell-PDF
SAD 38:23
“Şu benim kardeşimdir. Kendisinin doksandokuz koyunu var. Benimse birtek koyunum var. Buna rağmen, onu da bana ver dedi ve tartışmada bana galip geldi.”
Seite 564 im Quell-PDF
SAD 38:24
Davud dedi ki: “Vallahi, senin birtek koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiş. Zaten ortaklardan birçoğu, birbiri aleyhine haksızlık ve zulme sapar. İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlar böyle değildir. Ama onlar da pek azdır.” Davud, kendisini imtihan ettiğimizi düşündü; hemen Rabbinden af diledi, rüku ederek yerlere eğildi ve Allah’a yöneldi.
Ey Hişam! Sonra Allah çoğunluk ölçüsünü yermiş ve şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarVe buyurmuştur ki: “Onlara andolsun ki, gökleri ve yeri Ve buyurmuştur ki: “Andolsun ki onlara, kim yağdırır gökEy Hişam! Sonra Allah, azınlığı övmüş ve şöyle buyurmuştur: “…Kullarımdan pek azı şükreder.”(5) Ve buyurmuştur ki: “Bunlar da ne kadar az!”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 373 · Referenz: Sad, 24
SAD 38:25
Biz de ondan o günahı affettik. Katımızda onun için bir yakınlık ve güzel bir gelecek var.
Seite 564 im Quell-PDF
SAD 38:26
Ey Davud, seni yeryüzünde halife yaptık. Artık insanlar arasında hakla hükmet; geçici hevese uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Allah’ın yolundan sapanlar için, hesap gününü unutmuş olmaları yüzünden şiddetli bir azap vardır.
Seite 564 im Quell-PDF
SAD 38:27
Biz şu göğü ve yeri ve ikisi arasındakileri boşuna yaratmadık. Böyle düşünmek, küfre sapanların sanısıdır. Vay hallerine o inkarcıların, ateş yüzünden!
Seite 564 im Quell-PDF
SAD 38:28
Yoksa biz, iman edip barışa ve hayra yönelik işler yapanları, yeryüzünde fesat çıkaranlarla aynı mı tutacağız? Yoksa takva sahiplerini, arsız sapıklar gibi mi yapacağız?
Seite 564 im Quell-PDF
SAD 38:29
Kutsal / bereketli bir Kitap bu; sana indirdik ki onu, ayetlerini derin derin düşünsünler ve öğüt alabilsin temiz özlüler.
Seite 565 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’an Okuma Adabı zitat
Elbette bu, peygamberlerle evliyaların Hakk’ın tecellisini görmeleri sonucu bayılmalarından farklıdır. Nitekim peygamberler ve evliyalardaki bu baygınlık, ilahî bir kaynağa sahip olup ruhun yücelmesine neden olmaktadır; ama söz konusu grupların bu halleri, başka şeylerden kaynaklanıp, ruhun sapmasına sebep olmaktadır. Tedebbür ve Amelle Birlikte Olan Okuma Kur’ân-ı Kerim, sürekli insanı akletmeye ve düşünmeye davet etmekte, her şeyden önce insanı, ayetlerin üzerinde derinlemesine düşünmeye çağırmaktadır: Sana (bu) mübarek Kitabı indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar.(2) Kur’ân'ı(n anlamını) düşünmüyorlar mı? Yoksa kalbler(inin) üzerinde kilitleri mi var (ki hiçbir hakikat, gönüllerine girmiyor)?
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 212 · Referenz: Sâd, 29
“Andolsun ki biz, Lokman’a hikmet verdik.”(5) Yani anlayış ve akıl verdik.” Seviyesi Olmayan Sofileri Reddetmek Bazı dindarların uğradıkları bir takım sapmalar, toplumun dine yönelmemesinden ve bir ilkenin din öğretileri çerçevesindeki konumunu tanımamasından kaynaklanmaktadır. Örneğin, Allah’ın maddî bağışlarından yararlanmama anlamında züht ilkesi, insanın maneviyet ve manevî makamlara ulaşmasını kolaylaştıran ilkelerden biridir. Ancak bu ilke her ne kadar insanın maneviyete ulaşmasını kolaylaştırıyorsa da, ancak ona ulaşmanın tek yolu değildir. Yani hayâ, iffet ve doğruluk gibi maneviyete ulaşmak için şart olan bazı önemli ilkelerden değildir. Diğer bir ifadeyle, gerekli olan züht, oruç
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 375 · Referenz: Sad, 29
SAD 38:30
Davud’a Süleyman’ı armağan ettik. Ne güzel kul! Hep Allah’a sığınır, yakarırdı.
Seite 565 im Quell-PDF
SAD 38:31
Akşam üstü kendisine, üç ayak üzerine basıp bir ayağını tırnak üstüne diken saf kan koşu atları sunulmuştu.
Seite 565 im Quell-PDF
SAD 38:32
Dedi: “Servet sevgisini Rabbimi anmak için benimsedim.” Nihayet güneş perde ardına çekildi.
Seite 565 im Quell-PDF
SAD 38:33
“Geri getirin bana onları.” dedi. Bacaklarını, boyunlarını sıvazlamaya başladı.
Seite 565 im Quell-PDF
SAD 38:34
Andolsun ki biz Süleyman’ı imtihan ettik, tahtının üstüne bir ceset bıraktık da o, tövbe ile Allah’a yöneldi.
Seite 565 im Quell-PDF
SAD 38:35
Şöyle yakardı: “Rabbim, affet beni! Benden sonra kimseye yaraşmayacak bir mülk / saltanat ver bana. Kuşkusuz sensin, evet sensin Vahhab!”
Seite 565 im Quell-PDF
SAD 38:36
Bunun üzerine, rüzgarı onun emrine verdik; onun emriyle onun istediği yere uysal uysal / tatlı tatlı akıp giderdi.
Seite 565 im Quell-PDF
SAD 38:37
Şeytanları da onun emrine verdik. Hepsi bina ustası ve dalgıçtı.
Seite 565 im Quell-PDF
SAD 38:38
Ve demirlerle birbirine bağlı diğerlerini…
Seite 565 im Quell-PDF
SAD 38:39
Bu bizim lütfumuzdur; ister ver, ister elinde tut. Hesap yok…
Seite 565 im Quell-PDF
SAD 38:40
Ve gerçekten, katımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardı.
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:41
Kulumuz Eyyub’u da an! Hani Rabbine şöyle seslenmişti: “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu.”
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:42
“Ayağını yere vur. İşte yıkanacak bir yer, işte içilecek soğuk bir su!..” dedik.
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:43
Ona bizden bir rahmet ve özü temizlere bir hatırlatma olarak, ailesini ve beraberinde benzerlerini bağışladık.
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:44
“Eline bir demet sap al da onunla vur ve yeminine ters düşmüş olma.” dedik. Biz onu sabırlı bulduk. Ne güzel kuldu o. Bize yönelen, yakaran biriydi o.
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:45
Güçlü-kuvvetli, bakış ve görüş sahibi kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub’u da an.
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:46
Biz onları, yurdu düşünme özellikleriyle yücelen tertemiz kullar yaptık.
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:47
Ve bizim katımızda onlar seçkin, hayırlı kimselerdendi.
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:48
İsmail’i, Elyese’i, Zülkifl’i de an. Hepsi seçkinlerdendi.
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:49
Bir hatırlatmadır bu. Korunup sakınanlar için elbette güzel bir gelecek vardır:
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:50
Kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri.
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:51
Orada yaslanmış olarak birçok meyva ve içecek isterler.
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:52
Yanlarında, bakışlarını eşlerine yöneltmiş yaşıt dilberler vardır.
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:53
Hesap günü için size vaat edilen işte budur.
Seite 566 im Quell-PDF
SAD 38:54
İşte bu, bizim verdiğimiz rızıktır elbette. Bitip tükenmesi yoktur onun.
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:55
Bu, budur. Azgınlara da kötü bir gelecek vardır elbette.
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:56
İçine dalacakları cehennem. Ne kötü döşektir o!
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:57
İşte burada. Hadi tatsınlar onu: Kaynar su, kokuşmuş irin.
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:58
Ve o türden bir başkası daha: Çifter çifter.
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:59
Şöyle denilir: “İşte sizinle birlikte direnişe geçen bir grup. ‘Merhaba’ yok onlara! Onlar ateşe salınıyorlar.”
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:60
Dediler: “Hayır, size merhaba yok. Onu siz önümüze çıkardınız. Ne kötü durak yeridir o!”
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:61
Şöyle yakardırlar: “Rabbimiz, bunu bizim önümüze çıkaranın ateşteki azabını bir kat daha artır.”
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:62
Şöyle dediler: “Şer temsilcilerinden saydığımız adamları, acaba neden görmüyoruz?”
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:63
“Onları alaya alırdık, yoksa gözler onlardan kaydı mı?”
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:64
İşte bu, kesin gerçektir. Ateş halkının çekişmesi gerçekleşecektir.
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:65
De ki: “Ben, sadece bir uyarıcıyım. O Vahid ve Kahhar Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.”
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:66
“Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin Rabbi’dir O. Aziz ve Gaffar…”
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:67
De ki: “Büyük bir haberdir o.”
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:68
“Yüz çevirip duruyorsunuz ondan.”
Seite 567 im Quell-PDF
SAD 38:69
“Onlar tartışırlarken, o yüce konsey hakkında benim hiçbir bilgim yoktu.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:70
“Bana, sadece açık bir uyarıcı olduğum vahyediliyor.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:71
Hani Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:72
“Onu kıvama erdirip içine ruhumdan üflediğimde, önünde secde ederek eğilin.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:73
Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde etmişlerdi.
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:74
İblis etmemişti. O, kibre sapmış ve inkarcılardan olmuştu.
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:75
Allah dedi: “Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan neydi? Burnu büyüklük mü ettin, yoksa yücelenlerden mi oldun?”
İşte bu nedenle gayb âleminin özellikleri konusunda genel çerçeve ve usulü hatırlatılarak bu gibi yanlışların önlenmesi gerekmektedir. Ehl-i Beyt bu usulleri hatırlatarak, Allah Teâlâ’nın sıfatları konusunda bazı şüphe ve soruları yanıtlamışlardır. Muhammed b. Müslim şöyle demektedir: İmam Muhammed Bâkır’a (a.s), “(Rabbin ona) dedi ki: Ey nedir?”(2) ayetinin anlamını sordum. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Arapçada el, güç ve nimet anlamındadır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 336 · Referenz: Sad, 75
SAD 38:76
İblis dedi: “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:77
Buyurdu: “Hadi çık oradan. Sen kovulmuş birisin.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:78
“Din gününe kadar lanetim üzerindedir.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:79
Dedi: “Rabbim, o halde insanların diriltileceği güne kadar bana süre ver.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:80
Buyurdu: “Peki, süre verilenlerdensin.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:81
“O bilinen güne kadar.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:82
Dedi: “Kudret ve şerefine andolsun ki, onların tümünü azdıracağım.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:83
“İçlerinden sadece ihlaslı, seçkin kullar dışta kalacaktır.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:84
Buyurdu: “İşte bu doğru. Ben de yalnız doğruyu söylerim.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:85
“Gerçek şu ki, ben cehennemi seninle ve onlardan sana uyanlarla tamamen dolduracağım.”
Seite 568 im Quell-PDF
SAD 38:86
De ki: “Tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ben size kendiliğimden / zorlamayla yükümlülük getirenlerden de değilim.”
Seite 569 im Quell-PDF
SAD 38:87
Bu, alemler için bir Zikir’den başka şey değildir.
Seite 569 im Quell-PDF
SAD 38:88
Yemin olsun, bir süre sonra onun haberini bileceksiniz.
Seite 569 im Quell-PDF
39. ZÜMER 75 Ayet
ZÜMER 39:1
Bu Kitap’ın indirilişi Aziz ve Hakim olan Allah’tandır.
Seite 569 im Quell-PDF
ZÜMER 39:2
Emin ol, bu Kitap’ı biz sana hak olarak indirdik. O halde dini yalnız Allah’a özgüleyerek O’na kulluk / ibadet et.
Seite 569 im Quell-PDF
ZÜMER 39:3
Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır. O’ndan başkalarını veliler edinerek, “biz onları yalnız bizi Allah’a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah, onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.
Seite 569 im Quell-PDF
ZÜMER 39:4
Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yaratmakta olduklarından dilediğini seçerdi. Böyle bir şeyden arınmıştır O. Allah’tır, Vahid’dir, Kahhar’dır O.
Seite 569 im Quell-PDF
ZÜMER 39:5
Gökleri ve yeri hak olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üstüne çekip örtüyor; gündüzü de gecenin üstüne sarıp dürüyor. Güneş’i ve Ay’ı bir buyruğa boyun eğdirmiştir. Hepsi belirlenmiş bir süreye kadar akar gider. Gözünüzü açın; Aziz’dir O, Gaffar’dır.
Seite 570 im Quell-PDF
ZÜMER 39:6
Sizi bir tek canlıdan yarattı; sonra o canlıdan onun eşini vücuda getirdi. Ve sizin için davarlardan sekiz çift indirmiştir. Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde, bir yaratıştan öbürüne geçirerek oluşturuyor. İşte Allah. Budur sizin Rabbiniz. Yalnız O’nundur mülk ve saltanat. İlah yoktur O’ndan başka! Hal böyle iken nasıl oluyor da gerçeğin tersine döndürülüyorsunuz?!
Seite 570 im Quell-PDF
ZÜMER 39:7
Eğer nankörlüğe saparsanız şu bir gerçek ki, Allah size muhtaç olmayacak bir Gani’dir. O, kulları için inkar ve nankörlüğe razı olmaz. Eğer şükrederseniz bunu sizin için rızasına uygun bulur. Hiçbir günahkar bir başkasının günahını yüklenmez. Sonunda dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O size, işlemiş olduklarınızı haber verecektir. O, göğüslerin saklamakta olduklarını çok iyi bilir.
Seite 570 im Quell-PDF
ZÜMER 39:8
İnsana bir zarar / zorluk dokununca, Rabbine yönelerek O’na dua eder. Sonra ona bir nimet lütfettiğinde, önceden O’na yalvarmakta olduğunu unutur, O’nun yolundan saptırmak için Allah’a eşler, ortaklar isnat eder. De ki: “Birazcık nimetlen küfrünle. Hiç kuşkusuz sen, ateş halkındansın.”
Seite 570 im Quell-PDF
ZÜMER 39:9
Böyle birisi; gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan, Rabbinin rahmetini uman biri gibi midir? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit olur mu? Ancak gönül ve akıl sahipleri düşünüp ibret alır.”
Ve buyurmuştur ki: “Fakat onların çoğu bilmezler.”(1) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu aklını kullanmaz.”(2) Ve buyurmuştur ki: “Onların çoğu farkında değildir.” Ey Hişam! Allah, temiz akıl sahiplerini en güzel niteliklerle anmıştır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 374 · Referenz: Zümer, 9
ZÜMER 39:10
Tarafımdan söyle: “Ey iman eden kullarım, Rabbinizden korkun. Bu dünya hayatında güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik vardır. Allah’ın toprağı / yeryüzü geniştir. Sadece sabredenlere, ücretleri hesapsız ödenecektir.”
Seite 571 im Quell-PDF
ZÜMER 39:11
De ki: “Bana, dini yalnız Allah’a özgüleyerek, O’na ibadet / kulluk etmem emredildi.”
Seite 571 im Quell-PDF
ZÜMER 39:12
“Ve bana müslümanların ilki olmam emredildi.”
Seite 571 im Quell-PDF
ZÜMER 39:13
De ki: “Eğer Rabbime isyan edersem büyük bir günün azabından korkarım.”
Seite 571 im Quell-PDF
ZÜMER 39:14
De ki: “Ben, dinimi yalnız kendisine özgüleyerek, Allah’a ibadet ediyorum.”
Seite 571 im Quell-PDF
ZÜMER 39:15
“Siz O’nun dışında dilediğinize kulluk / ibadet edin.” De ki: “Hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana atanlardır. Dikkar edin! Apaçık hüsranın ta kendisi işte budur.”
Seite 571 im Quell-PDF
ZÜMER 39:16
Onların üstlerinde ateşten gölgeler, altlarında da gölgeler vardır. İşte Allah, kullarını bundan korkmaya çağırıyor. “Ey kullarım, benden korkun.”
Seite 572 im Quell-PDF
ZÜMER 39:17
Tağuttan, ona kulluk etmekten kaçınıp Allah’a yönelenlere müjde var. Muştula kullarıma.
Seite 572 im Quell-PDF
ZÜMER 39:18
Onlar ki, sözü dinler de en güzeline uyarlar. İşte bunlardır, Allah’ın kılavuzladıkları; işte bunlardır, akıl ve gönül sahipleri.
Hişam b. Hakem şöyle rivayet etmektedir: Ebu’l-Hasan (Musa b. Cafer -a.s-) bana dedi ki: Ey Hişam! Kuşkusuz Allah Teâlâ, kitabında akıl ve anlayış sahiplerini müjdelemiş ve şöyle buyurmuştur: “Dinleyip Ey Hişam! Allah Teâlâ insanlar için kanıtları, akıl aracılığıyla tamamlamıştır. Peygamberleri açıklama ile desteklemiştir. Çeşitli kanıtlarla onlara Rabbbaniyetini göstermiş ve şöyle buyurmuştur: Ey Hişam!
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 369 · Referenz: Zümer, 18
ZÜMER 39:19
Üzerine azap sözü hak olanı, ateşe dalmış olanı sen mi kurtaracaksın?
Seite 572 im Quell-PDF
ZÜMER 39:20
Hayır, kurtaramazsın. Rablerinden korkanlara gelince, onlar için üstüste bina edilmiş odalar var; altlarından ırmaklar akar. Allah’ın vaadidir bu, Allah vaadine ters düşmez.
Seite 572 im Quell-PDF
ZÜMER 39:21
Görmedin mi, Allah gökten bir su indirdi de onu toprak içindeki kaynaklara ulaştırdı. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra ekin kurur da sen onu sararmış görürsün. Sonra da onu kuru ufantı haline getirir. İşte bunda, akıl ve gönül sahipleri için mutlak bir ibret var.
Seite 572 im Quell-PDF
ZÜMER 39:22
Allah’ın, göğsünü İslam’a açtığı kimse, Rabbinden bir ışık üzerinde olmaz mı? Allah’ın Zikri’ne karşı kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte onlardır, açık sapıklık içindekiler.
Seite 572 im Quell-PDF
ZÜMER 39:23
Allah, sözün en güzelini, birbirine benzer iç içe ikili manalar ifade eden bir Kitap halinde indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra da hem derileri hem de kalpleri Allah’ın Zikri karşısında yumuşar. Bu, Allah’ın kılavuzudur ki, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah’ın saptırdığına gelince, ona kılavuzluk edecek yoktur.
Seite 573 im Quell-PDF
ZÜMER 39:24
Zalimlere, “kazanmış olduğunuzu tadın” denildiğinde, kıyamet günü o kötü azaptan yüzünü kim koruyabilir?
Seite 573 im Quell-PDF
ZÜMER 39:25
Onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Fakat azap kendilerine, hiç farkında olmadıkları bir yerden geldi.
Seite 573 im Quell-PDF
ZÜMER 39:26
Allah; onlara dünyada rezilliği tattırdı. Ahiretin azabı ise elbette daha büyüktür. Bir bilselerdi…
Seite 573 im Quell-PDF
ZÜMER 39:27
Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türden örnekler verdik ki düşünüp öğüt alabilsinler.
Seite 573 im Quell-PDF
ZÜMER 39:28
Bunu, eğri-büğrüsü olmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik ki, korunup sakınabilsinler.
Seite 573 im Quell-PDF
ZÜMER 39:29
Allah; hakkında birbiriyle didişen ortakların bulunduğu bir adamla, bir tek ere teslim olan bir adamı örnek verdi. Örnek olarak bu ikisi eşit olur mu? Hamd yalnız Allah’adır. Ama onların çokları bilmiyorlar.
Seite 573 im Quell-PDF
ZÜMER 39:30
Hiç kuşkusuz sen de öleceksin, onlar da ölecekler.
Seite 574 im Quell-PDF
ZÜMER 39:31
Sonra siz, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.
Seite 574 im Quell-PDF
ZÜMER 39:32
Allah hakkında yalan düzenden ve kendisine gelen doğruyu yalanlayandan daha zalim kim vardır? Cehennemde kafirler için bir barınak yok mu?
Seite 574 im Quell-PDF
ZÜMER 39:33
Doğruyu getirene ve onu tasdikleyene gelince, işte böyleleri korunanların ta kendileridir.
Seite 574 im Quell-PDF
ZÜMER 39:34
Rableri katında onlar için diledikleri herşey vardır. İşte güzel düşünüp güzel davrananların ödülü budur.
Seite 574 im Quell-PDF
ZÜMER 39:35
Böylece Allah onların yaptıklarının en kötülerini örtecek, ödüllerini, yaptıklarının en güzeliyle verecek.
Seite 574 im Quell-PDF
ZÜMER 39:36
Allah, kuluna Kafi değil mi, yetmiyor mu? Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa artık ona kılavuzluk edecek yoktur.
Seite 574 im Quell-PDF
ZÜMER 39:37
Allah’ın kılavuzluk ettiğini de saptıran olamaz. Allah Aziz ve intikam alıcı değil mi?
Seite 574 im Quell-PDF
ZÜMER 39:38
Onlara, “gökleri ve yeri kim yarattı” diye sorsan, yemin olsun “Allah” diyecekler. De onlara: “Peki Allah dışındaki yakardıklarınız hakkında ne diyorsunuz? Allah bana bir zarar vermek istese, O’nun vereceği zararı uzaklaştırabilirler mi? Yahut bana bir rahmet dilese, O’nun rahmetini tutabilirler mi?” De ki: “Bana Allah yeter! Tevekkül edenler O’na dayanıp güvenirler.”
Seite 574 im Quell-PDF
ZÜMER 39:39
De ki: “Ey toplumum! Yapabildiğinizi yapın; ben de kendi işimi yapacağım. Yakında bileceksiniz,
Kuşkusuz, bu Kitap’ı biz sana insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Sen onlar üzerine vekil değilsin.
Seite 575 im Quell-PDF
ZÜMER 39:42
Allah, canları ölümleri sırasında alır, ölmeyenleri de uykuları arasında. Sonra haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
Seite 575 im Quell-PDF
ZÜMER 39:43
Yoksa Allah’tan başka şefaatçılar mı edindiler? De ki: “Onlar hiçbir şeye sahip olmayan / hiçbir şeye gücü yetmeyen, aklını da işletmeyen varlıklar olsalar da mı?”
Seite 575 im Quell-PDF
ZÜMER 39:44
De ki: “Şefaat, tümden Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü / yönetimi O’nundur. Sonunda O’na döndürüleceksiniz.”
Seite 575 im Quell-PDF
ZÜMER 39:45
Allah yalnız başına anıldığında, ahirete inanmayanların kalpleri nefretle ürperir; O’nun dışındakiler anıldığında ise hemen müjdelenmiş gibi sevinirler.
Seite 575 im Quell-PDF
ZÜMER 39:46
De ki: “Ey Allahım! Ey gökleri ve yeri yaratan, ey görülemeyeni ve görüleni bilen! Sen hüküm vereceksin kulların arasında, ihtilaf ettikleri şeyler hakkında.”
Seite 576 im Quell-PDF
ZÜMER 39:47
Eğer yerdekilerin tamamı ve beraberinde bir o kadarı zulmedenlerin olsa, kıyamet günü azabın kötülüğünden kurtulmak için tümünü mutlaka fidye verirlerdi. Çünkü hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah tarafından karşılarına çıkarılmıştır.
Seite 576 im Quell-PDF
ZÜMER 39:48
Kazanmış olduklarının çirkinlikleri, önlerinde belirmiş; alay edegeldikleri şey kendilerini sarıvermiştir.
Seite 576 im Quell-PDF
ZÜMER 39:49
İnsana bir zorluk / zarar dokunduğunda bize yalvarır-yakarır; sonra ona bizden bir nimet lütfettiğimizde şöyle der: “Bu bir ilim sayesinde verildi bana!” Hayır, öyle değil; o bir fitnedir ama onların çokları bilmiyorlar.
Seite 576 im Quell-PDF
ZÜMER 39:50
Onlardan öncekiler de bunu söylemişlerdi ama kazandıkları şeyler kendilerine hiçbir yarar sağlamamıştı.
Seite 576 im Quell-PDF
ZÜMER 39:51
Sonunda, kazanmış olduklarının çirkinlikleri yakalarında yapışmıştı. Şunların zulmedenlerine de kazandıklarının kötülükleri gelip çatacaktır. Ve onlar kimseyi aciz de bırakamayacaklar / onlar bunu etkisiz de bırakamazlar.
Seite 576 im Quell-PDF
ZÜMER 39:52
Bilmediler mi ki Allah, rızkı dilediğine açıp yayar da kısıp daraltır da. İman eden bir toplum için bunda elbette ibretler vardır.
Seite 577 im Quell-PDF
ZÜMER 39:53
De ki: “Ey öz benlikleri aleyhine sınırı aşan / aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah, günahları tümden affeder. Çünkü O, mutlak Gafur, mutlak Rahim’dir.”
Seite 577 im Quell-PDF
ZÜMER 39:54
Azap yakanıza yapışmadan Rabbinize dönüp O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.
Seite 577 im Quell-PDF
ZÜMER 39:55
Farkında olmadığınız bir sırada, azap ansızın karşınıza çıkmadan önce size Rabbinizden indirilenin en güzeline uyun!
Seite 577 im Quell-PDF
ZÜMER 39:56
Benlik şöyle diyecektir o zaman: “Allah’a karşı aşırı gitmem yüzünden başıma gelenlere bak. Alay edip duranlardan biriyim doğrusu!..”
Seite 577 im Quell-PDF
ZÜMER 39:57
Yahut şöyle diyecektir: “Allah bana kılavuzluk etseydi elbette ben de korunanlardan olurdum.”
Seite 577 im Quell-PDF
ZÜMER 39:58
Azabı gördüğünde şöyle de konuşacaktır: “Bana bir kez daha imkan verilseydi de güzel düşünüp güzel davrananlardan olsaydım!”
Seite 577 im Quell-PDF
ZÜMER 39:59
Hayır, olamaz! Ayetlerim sana geldi de onları hemen yalanlayıverdin; büyüklük tasladın ve kafirlerden oldun.
Seite 577 im Quell-PDF
ZÜMER 39:60
Allah’a yalan isnat edenleri, kıyamet günü yüzleri simsiyah halde görürsün. Kibirliler için cehennemde bir barınak mı yok!
Seite 577 im Quell-PDF
ZÜMER 39:61
Korunup sakınanları Allah, kendi başarıları yüzünden kurtarır. Ne kötülük dokunur onlara ne de kederlenirler.
Seite 578 im Quell-PDF
ZÜMER 39:62
Allah Haalik’tir, her şeyin yaratıcısıdır. Her şey üzerine vekil olan da O’dur.
Seite 578 im Quell-PDF
ZÜMER 39:63
Gökleri ve yerin kilitleri / anahtarları O’nundur. Allah’ın ayetlerini inkar edenler, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
Seite 578 im Quell-PDF
ZÜMER 39:64
De ki: “Bana, Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz, ey cahiller!?”
Seite 578 im Quell-PDF
ZÜMER 39:65
Andolsun, sana da senden öncekilere de şu vahyedilmiştir: Eğer şirke saparsan amelin kesinlikle boşa çıkar ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun.
Seite 578 im Quell-PDF
ZÜMER 39:66
Başkasına değil, sadece Allah’a kulluk / ibadet et; şükredenlerden ol!
Seite 578 im Quell-PDF
ZÜMER 39:67
Allah’ı gereğince takdir edemediler. Oysa ki kıyamet günü, yeryüzü tamamen O’nun avucudur / avucundadır; gökler de O’nun sağ elinde / kudretinde dürülmüş haldedir. Şanı yücedir O’nun; arınmıştır onların ortak koştuklarından.
Seite 578 im Quell-PDF
ZÜMER 39:68
Sura üflenmiştir; Allah’ın dilediği kimseler dışında göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yere yıkılmıştır. Sonra sura bir daha üflenmiştir. İşte hepsi ayağa kalkmış bakıyorlar.
Seite 578 im Quell-PDF
ZÜMER 39:69
Yeryüzü Rabbinin nuruyla parıldamış, Kitap ortaya konmuş, peygamberler, tanıklar getirilip aralarında hakla hüküm verilmiştir. Onlar asla haksızlığa uğratılmazlar.
Seite 579 im Quell-PDF
ZÜMER 39:70
Herkesin yapıp ettiğinin karşılığı tam verilir. O, onların neler yaptıklarını daha iyi bilmektedir.
Seite 579 im Quell-PDF
ZÜMER 39:71
İnkar edenler bölük bölük cehenneme sevk edilirler. Oraya geldiklerinde onun kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: “Size, içinizden resuller gelmedi mi ki, Rabbinizin ayetlerini karşınızda okusunlar ve sizi şu gününüze kavuşmanız hususunda uyarsınlar?” Onlar: “Evet, derler, geldiler ama inkarcılar hakkında azap hükmü hak oldu.”
Seite 579 im Quell-PDF
ZÜMER 39:72
Şöyle denilir: “Girin cehennemin kapılarından. Orada sürekli kalacaksınız. Büyüklük taslayanların barınağı ne de kötüymüş!”
Seite 579 im Quell-PDF
ZÜMER 39:73
Rablerinden korkanlar da bölükler halinde cennete sevk edilirler. Oraya geldiklerinde, cennet kapıları da kendilerine açıldığında, oranın bekçileri onlara şöyle derler: “Selam size! Tertemizsiniz. Hadi girin şuraya, sürekli kalıcılar olarak!”
Seite 579 im Quell-PDF
ZÜMER 39:74
Onlar da şöyle derler: “Hamd olsun o Allah’a ki bize vaadini yerine getirdi, bizi yeryüzüne mirasçılar yaptı. İşte cennetten istediğimiz yerde konaklıyoruz. İş yapıp değer üretenlerin ödülü ne de güzelmiş!”
fatı ne güzelmiş!”(1) Bunu söyler söylemez vefat etti; başka bir şey söylemedi.(2)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 289 · Referenz: Zümer, 74
ZÜMER 39:75
Melekleri de arşın çevresini kuşatarak Rablerinin hamdiyle tespih eder halde görürsün. Aralarında hakla hüküm verilmiştir. Nihayet şöyle denir: Hamd, alemlerin Rabbi’ne özgüdür.
Seite 580 im Quell-PDF
40. MÜ’MİN 85 Ayet
MÜ’MİN 40:1
Ha, Mim.
Seite 580 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:2
Bu kitabın indirilişi, Aziz ve Alim olan Allah’tandır.
Seite 580 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:3
Ğafir’dir, günahı affedendir. Tövbeyi kabul eden, azabı çetin, lütfu bol olandır O. İlah yoktur O’ndan gayrı. Yalnız O’nadır varış ve dönüş.
Seite 580 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:4
Allah’ın ayetleri hakkında, küfre sapmış olanlardan başkası çekişip didişmez. Onların beldelerde dolaşıp durmaları seni aldatmasın.
Seite 580 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:5
Onlardan önce Nuh kavmi yalanlamıştı. Onlardan sonra gelen oymaklar da. Her ümmet kendilerine gelen elçileri yakalamak için uğraştı. Ve hakkı işlemez kılmak için yanlışı / tutarsızlığı esas alarak mücadele ettiler; nihayet onları yakaladım. Nasıl olmuştu azabım?!
Seite 580 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:6
İşte böyle! Rabbinin, nankörlüğe sapanlar hakkındaki, “onlar ateş yaranıdır” sözü tam gerçekleşti.
Seite 580 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:7
Arşı yüklenip taşıyanlar ve onun çevresindeki şuurlular Rablerinin hamdi ile tespih ederler ve ona inanırlar. İman sahipleri için de şöyle af dilerler: “Rabbimiz! Sen herşeyi rahmet ve ilim halinle kuşattın. Tövbe edip senin yoluna uymuş olanları bağışla. Ve onları cehennem azabından koru.”
Seite 581 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:8
“Ey Rabbimiz, onları kendilerine vaat etmiş olduğun Adn cennetlerine koy. Atalarından, eşlerinden, zürriyetlerinden hayra ve barışa yönelenleri de. Aziz ve Hakim olan, hiç kuşkusuz sensin, sen!”
Seite 581 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:9
“Koru onları kötülüklerden. O gün kötülüklerden koruduğuna mutlaka rahmet etmişsindir sen. İşte budur o en büyük kurtuluş ve eriş.”
Seite 581 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:10
Küfre batmış olanlara şöyle haykırılır: “Allah’ın öfkesi, sizin kendi benliklerinize öfkenizden elbette ki daha büyüktür. Hani siz imana çağrılıyordunuz da inkar ediyordunuz!”
Seite 581 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:11
Dediler: “Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Buradan çıkmak için bir yol daha var mı?”
Seite 581 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:12
Bu halinizin sebebi şu: Allah’a, yalnız O’na çağrıldığınızda inkar etmiştiniz. O’na ortak koşulduğunda ise iman ediyordunuz. Artık hüküm o en yüce, o en büyük olan Allah’ın…
Seite 581 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:13
O odur ki size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten bir rızık indiriyor. O’na yönelenden başkası öğüt alamaz.
Seite 582 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:14
Kafirler hoşlanmasa da siz, dini yalnız O’na özgüleyerek, Allah’a dua edin.
Seite 582 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:15
O Refi’dir, dereceleri yükseltendir; arşın sahibidir. Buluşma günü hakkında uyarmak için emrinden olan Ruh’u kullarından dilediğine indirir.
Seite 582 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:16
O gün onlar ortaya çıkarlar. Hiçbir şeyleri Allah’a gizli kalmaz. Kimindir bugün mülk / saltanat? O Vahid ve Kahhar olan Allah’ın!
Seite 582 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:17
Bugün her benlik kazandığıyla cezalandırılır. Zulüm yok bugün! Allah, hesabı çabucak görür.
Ama bizim akidemiz şöyledir: Allah Teâlâ kulları, onlara verdiği güçten dolayı kendi amel ve fiillerine göre cezalandırmakta ve aynı güçle de onlara emir ve nehiyde bulunmaktadır. Kur’ân'da şöyle buyrulmaktadır: "Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim de bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa da uğratılmazlar."(1) "O gün bir gündür ki herkes, yaptığı her hayrı hazır bir hâlde karşısında bulacak, işlediği kötülükle de kendisi arasında pek uzun bir mesafe olmasını arzulayacak. Allah, sizi kendisiyle sakındırır."(2) "Bugün (kıyamet günü) her bir nefis, kendi kazandığıyla karşılık görür. Bugün zulüm yoktur."(3) İşte bu apaçık kesin ayetler, cebir ve cebre inananları açık bir şekilde reddetmektedir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 349 · Referenz: Mü’min, 17
MÜ’MİN 40:18
Onları, yaklaşan felaket gününe karşı uyar. Yürekler gırtlaklara dayanmıştır; habire yutkunurlar. Zalimlerin ne bir dostu vardır ne de sözü dinlenir bir şefaatçıları.
Seite 582 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:19
O bilir gözlerin hain bakışını ve göğüslerin sakladığını.
Seite 582 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:20
Allah, hak ile hükmeder. O’nun dışında yakardıkları ise hiçbir şeyle hükmedemezler. Allah’tır mutlak Semi’, mutlak Basir…
Seite 582 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:21
Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonları nice olmuş görsünler? Onlar, hem kuvvetçe hem de yeryüzündeki eserler bakımından bunlardan daha zorlu idiler. Ama Allah onları günahları yüzünden yakaladı. Ve Allah’a karşı bir koruyanları da olmadı.
Seite 582 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:22
Sebep şuydu: Resulleri onlara açık-seçik mesajlar getirirdi de onlar inkar ederlerdi. Sonunda Allah hepsini enseledi. O çok güçlüdür, azabı da şiddetlidir.
Seite 583 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:23
Andolsun, Musa’yı da ayetlerimizle ve apaçık bir kanıtla göndermiştik.
Seite 583 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:24
Firavun’a, Haman’a ve Karun’a göndermiştik de onlar şöyle demişlerdi: “Tam yalancı bir sihirbazdır bu.”
Seite 583 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:25
Musa, katımızdan hakkı onlara getirince, şöyle dediler: “Onunla beraber iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün, kadınları sağ bırakın.” Ama inkarcıların tuzağı hep boşa çıkmıştır.
Seite 583 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:26
Firavun dedi ki: “Bırakın, şu Musa’yı öldüreyim de Rabbine yalvarsın. Çünkü onun, dininizi değiştirmesinden yahut yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.”
Seite 583 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:27
Musa dedi: “Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olana sığındım.”
Seite 583 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:28
Firavun hanedanından, imanını gizleyen bir adam şöyle konuştu: “Rabbim Allah’tır, dediği için adamı öldürüyor musunuz? Üstelik size, Rabbinizden açık-seçik deliller de getirdi. Eğer yalancıysa yalancılığı kendi aleyhinedir. Eğer doğru sözlü ise size vaat ettiklerinin bir kısmı başınıza gelir. Kuşkusuz, Allah, haddi aşan yalancıları doğruya ulaştırmaz.”
Ey Hişam! Sonra Allah çoğunluk ölçüsünü yermiş ve şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarVe buyurmuştur ki: “Onlara andolsun ki, gökleri ve yeri Ve buyurmuştur ki: “Andolsun ki onlara, kim yağdırır gökEy Hişam! Sonra Allah, azınlığı övmüş ve şöyle buyurmuştur: “…Kullarımdan pek azı şükreder.”(5) Ve buyurmuştur ki: “Bunlar da ne kadar az!”(6) Ve buyurmuştur ki: “Firavun hanedanından imanını gizVe buyurmuştur ki: “Ve inananları gemiye yükle dedik;
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 373 · Referenz: Mü’min, 28
MÜ’MİN 40:29
“Ey toplumum, bugün bu toprakta, birbirine destek veren insanlar olarak mülk ve yönetim sizin. Peki, karşımıza dikildiği zaman Allah’ın azabından bizi kim kurtaracak?” Firavun şöyle dedi: “Ben size kendi fikrimden başkasını göstermem. Ve ben, aydınlık / doğruluk yolundan başkasına da kılavuzlamam.”
Seite 584 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:30
İman etmiş olan adam dedi: “Ey toplumum, sizin üzerinize, diğer topluluklarınki gibi bir günün gelmesinden korkuyorum;
Seite 584 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:31
Nuh kavminin, Ad’ın, Semud’un ve onların ardından gelenlerin serüvenleri gibi. Allah, kulları için zulüm istemiyor.”
Seite 584 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:32
“Ey toplumum, sizin adınıza o bağrışıp-çağrışma gününden korkuyorum.”
Seite 584 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:33
“Bir gündür ki o, sırtınızı dönerek kaçmaya çalışırsınız fakat Allah’a karşı sizi koruyacak kimse olmaz. Allah’ın saptırdığının yol göstereni yoktur.”
Seite 584 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:34
Yemin olsun, daha önce Yusuf da size açık-seçik mesajlar getirmişti de onun size getirdikleri hakkında hep kuşku duymuştunuz. Daha sonra o ölünce de şöyle demiştiniz: “Allah ondan sonra bir daha asla resul göndermez.” Allah, sınır tanımaz kuşkucuları işte böyle saptırır.
Seite 584 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:35
Kendilerine gelmiş bir kanıt olmaksızın Allah’ın ayetleri hakkında mücadele edenlerin durumu, hem Allah katında hem de inananlar katında büyük bir öfke konusu olmuştur. Allah, tüm zorba, kibirli kalpler üzerine böyle mühür basıyor.
tesinden gelebilecek şekilde açar, kalbine hikmet kaynaklarını yerleştirir, ona öyle bir ilim ilham eder ki, bundan sonra hiçbir soruya cevap vermekte zorlanmaz, asla doğrudan sapmaz, isabetsiz cevap ağzından çıkmaz. Bu bakımdan kulların işlerini yürütmesi için Allah tarafından görevlendirilen kimse masumdur, desteklenmiştir, başarılı kılınmıştır ve doğrultulmuştur. Hatalardan, sürçmelerden ve tökezlemelerden yana güvence altındadır. Allah onu, bu işe özgü kılar ki, kullarının üzerindeki eksiksiz kanıtı ve yarattıklarının arasındaki şahidi olsun. “KuşkuPeki şu insanlar, böyle birini seçebilirler mi? Ya da seçtikleri kimse bu niteliklere sahip midir ve onu bu özellikleriyle öne sürebilirler mi? Hakkı aştılar, -Beytullah’a andolsunAllah’ın kitabını arkalarına attılar.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 363 · Referenz: Mü’min, 35
MÜ’MİN 40:36
Firavun dedi ki: “Ey Haman, sebeplere ulaşabilmem için bana yüksek bir kule yap.”
Seite 585 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:37
“Göklerin sebeplerine ulaşırsam, Musa’nın tanrısına da ulaşırım. Ben onun yalancı biri olduğunu düşünüyorum.” Firavun’a, yaptığı işin kötülüğü bu şekilde süslü gösterildi de yoldan saptırıldı. Firavun’un tuzağı hep kayıptadır.
Seite 585 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:38
O iman eden kişi dedi ki: “Ey toplumum! Bana uyun, sizi doğru yola götüreyim.”
Seite 585 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:39
“Ey toplumum, şu iğreti dünya hayatı, geçici bir nimetlenmeden ibarettir. Ahiretse sürekli durulacak yurdun ta kendisidir.”
Seite 585 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:40
“Kötü bir iş yapan, sadece yaptığı kadarıyla cezalandırılır. Erkek ve kadından mümin olarak iyi bir iş yapana gelince, işte böyleleri cennete girerler ve orada hesapsız bir biçimde rızıklandırılırlar.”
Muhammed b. Ebi Umeyr bazı arkadaşları kanalıyla İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet etmektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s): “Ebu’l-Hattab sizden, hakkı tanıdıktan sonra istediğini yap diye buyurduğunuzu naklediyor.” denildiği zaman şöyle buyurdu: Allah lanet etsin Ebu’l-Hattab’a. Allah’a andolsun ki ben ona böyle söylemedim. Ben ona dedim ki: Hakkı tanıdıktan sonra, hangi iyiliği yaparsan yap kabul edilir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ama erkek ve kadından her kim da kendilerine hesapsız rızık verilir.”(1) Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi Cehennemde Ebedi Kalmak Ebedi olarak cehennemde kalmak dinî inançlarda soru doğuran konulardan biridir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 380 · Referenz: Mü’min, 40
MÜ’MİN 40:41
“Ey toplumum! Sebep ne ki; ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.”
Seite 585 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:42
“Siz beni, Allah’a nankörlük etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyi O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Bense sizi o Aziz ve Gaffar olana davet ediyorum.”
Seite 586 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:43
“Sizin beni çağırdığınız şeye, ne dünyada ne de ahirette asla ve asla dua edilemez / onun dünyada ve ahirette çağrı hakkı yoktur. Dönüşümüz-varışımız Allah’adır. Aşırılığa sapanlarsa ateş halkının ta kendileridir.”
Seite 586 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:44
“Size söylemekte olduklarımı yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Allah, kullarını iyice görmektedir.”
Sonra şöyle buyurdu: Allah Teâlâ’nın Kitabını okudun mu: “Kim tevekkül ederse, Allah ona yeter.”(1) “Şükrederseniz artırırım.”(2) “Benden İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Dört şeyden endişeli olduğu hâlde dört şeye sığınmayan kimseye hayret ediyorum: Korkan kimse neden Allah’ın şu buyruğuna sığınmıyor, hayret ediyorum: “Allah bize yeter ve O ne güzel vekildir.” Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyurmaktadır: “Bundan dolayı Allah'tan Gam ve kedere boğulan bir kimsenin Allah’ın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Senden başka Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyuruyor: “Biz Hileye uğrayan kimsenin Allah Teâlâ’nın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Ben işimi Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları görür.” Çünkü Allah Teâlâ onun peşinden şöyle buyurmaktadır: “Allâh onu, Dünya ve dünya ziynetini isteyen bir kimsenin Allah
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 410 · Referenz: Mü’min, 44
MÜ’MİN 40:45
Allah, o adamı ötekilerin kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini de azabın en beteri kuşattı.
Seite 586 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:46
Sabah-akşam, ateşe arz olunurlar. Kıyamet koptuğu gün de şöyle denir: “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun.”
Seite 586 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:47
O vakit onlar ateş içinde çekişir dururlar. Horlanan takım, böbürlenen takıma şöyle der: “Biz sizin uydularınız olmuştuk. Şimdi şu ateşin bir kısmını olsun bizden uzak tutabilir misiniz?”
Seite 586 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:48
Böbürlenen takım şöyle konuşur: “Gerçek şu ki, hepimiz ateşin içindeyiz. Allah, kullar arasında hüküm vermiş.”
Seite 586 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:49
Ateştekiler cehennem bekçilerine şöyle der: “Rabbinize yakarın da azabı bizden bir gün olsun hafifletsin.”
Seite 587 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:50
Bekçiler derler ki: “Resulleriniz size açık-seçik mesajlar getirmezler miydi?” Derler ki: “Elbette getirirlerdi.” Bekçiler: “O halde yalvarın durun; inkarcıların yakarışları çıkmazda kalıp gitmiştir.” diye cevap verirler.
Seite 587 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:51
Şu bir gerçek ki, biz resullerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında hem de tanıkların ayağa kalkacakları gün mutlaka yardım edeceğiz.
Seite 587 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:52
O gün ileri sürdükleri özürler, zalimlere yarar sağlamayacaktır. Lanet var onlar için ve yurtların en kötüsü onların.
Seite 587 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:53
Andolsun ki, Musa’ya o hak kılavuzu verdik ve İsrailoğullarını Kitap’a mirasçı kıldık.
Ve buyurmuştur ki: “Andolsun ki biz, Musa’ya doğru yolu Ve buyurmuştur ki: “Sen yine de hatırlat. Çünkü hatırlatEy Hişam! Allah Teala, kitabında şöyle buyurmuştur: “Bu kitapta kalbi olan kimse için bir hatırlatma vardır.”(4) Ayette geçen kalp kelimesinden maksat, akıldır. Bir ayette de şöyle buyurmuştur. “Andolsun ki biz, Lokman’a hikmet verdik.”(5) Yani anlayış ve akıl verdik.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 375 · Referenz: Mü’min, 53-54
MÜ’MİN 40:54
Akıl ve gönül sahipleri için bir yol gösterici, bir hatırlatıcıdır o.
“Andolsun ki biz, Lokman’a hikmet verdik.”(5) Yani anlayış ve akıl verdik.” Seviyesi Olmayan Sofileri Reddetmek Bazı dindarların uğradıkları bir takım sapmalar, toplumun dine yönelmemesinden ve bir ilkenin din öğretileri çerçevesindeki konumunu tanımamasından kaynaklanmaktadır. Örneğin, Allah’ın maddî bağışlarından yararlanmama anlamında züht ilkesi, insanın maneviyet ve manevî makamlara ulaşmasını kolaylaştıran ilkelerden biridir. Ancak bu ilke her ne kadar insanın maneviyete ulaşmasını kolaylaştırıyorsa da, ancak ona ulaşmanın tek yolu değildir. Yani hayâ, iffet ve doğruluk gibi maneviyete ulaşmak için şart olan bazı önemli ilkelerden değildir. Diğer bir ifadeyle, gerekli olan züht, oruç
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 375 · Referenz: Mü’min, 53-54
MÜ’MİN 40:55
Öyleyse sabret. Kuşkun olmasın ki, Allah’ın vaadi haktır. Günahın için af dile. Akşam ve sabah, Rabbini överek tespih et.
Seite 587 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:56
Kendilerine gelmiş hiçbir kanıt olmadan, Allah’ın ayetleri hakkında tartışıp duranlar var ya, onların göğüslerinde, asla ulaşamayacakları bir büyüklüğün kuruntusu vardır. Artık Allah’a sığın. O’dur Semi, O’dur Basir.
Seite 587 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:57
Göklerin ve yerin yaratılışı / yaratıkları, insanların yaratılışından / insanlar aleminden elbette daha büyüktür. Ne var ki insanların çokları bilmiyorlar.
Seite 588 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:58
Körle gören, iman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlarla kötülük üretenler bir olmaz. Ne kadar da az düşünüyorsunuz!
Seite 588 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:59
O saat elbette gelecektir; kuşku yok bunda. Fakat insanların çokları inanmazlar.
Seite 588 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:60
Rabbiniz buyurmuştur ki: Dua edin bana, cevap vereyim size. Kibre saparak bana ibadetten uzaklaşanlar, aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir.
Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyurmaktadır: “Bundan dolayı Allah'tan Gam ve kedere boğulan bir kimsenin Allah’ın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Senden başka Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyuruyor: “Biz Hileye uğrayan kimsenin Allah Teâlâ’nın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Ben işimi Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları görür.” Çünkü Allah Teâlâ onun peşinden şöyle buyurmaktadır: “Allâh onu, Dünya ve dünya ziynetini isteyen bir kimsenin Allah
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 410 · Referenz: Mü’min, 60
Teâlâ’nın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Mâşâallah (Allah dilemiş de olmuş), kuvvet yalnız Allah iledir!” Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyurmaktadır: “Gerçi sen beni malca ve evlatça senden sini verebilir.”(1) Allah’tan ümit kesilmez.(2) Ebreş el-Kelbî, İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) huzurunda çocuğunun olmayışından yakınarak: “Bana bir şey öğret.” diye arz etti. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: Her gece gündüz yüz defa Allah’tan istiğfar dile; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Rabbinizden mağfioğullarla yardım etsin.”(3) / (4) Duanın Kabul Olmasının Şartı Birisi İmam Cafer Sadık’a (a.s): “Allah Teâlâ ‘Bana dua edin, duanızı kabul edeyim.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 411 · Referenz: Mü’min, 60
MÜ’MİN 40:61
Allah, içinde dinlenesiniz diye sizin için geceyi yarattı. Gündüzü de aydınlık kıldı. Şu bir gerçek ki, Allah, insanlara her halde lütufkar davranıyor fakat insanların çokları şükretmezler.
Seite 588 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:62
İşte o Allah’tır sizin Rabbiniz. Herşeyin yaratıcısıdır O. Tanrı yok O’ndan başka. Durum bu iken, nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?
Seite 588 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:63
Allah’ın ayetlerine kafa tutanlar, işte böyle döndürülürler.
Seite 588 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:64
Allah odur ki, yeryüzünü sizin için durulacak yer, göğü bir bina yaptı; sizi yaratıp donattı ve görünüşünüzü güzel yaptı, sizi temiz ve güzel nimetlerle rızıklandırdı. İşte bu Allah’tır sizin Rabbiniz. Alemlerin Rabbi olan Allah ne kadar yücedir!
Seite 588 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:65
Hayy O’dur. Tanrı yoktur O’ndan başka. Dini, kendisine özgüleyerek dua edin O’na. Hamd olsun alemlerin Rabbi’ne.
Seite 589 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:66
De ki: “Ben, Rabbimden bana açık-seçik ayetler gelince, sizin, Allah dışındaki yakardıklarınıza kulluk etmekten yasaklandım. Ben, alemlerin Rabbi’ne teslim olmakla emrolundum.”
Seite 589 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:67
O O’dur ki; sizi önce topraktan, sonra bir spermden, sonra bir embriyodan yarattı. Sonra sizi bebek olarak annelerinizin karnından çıkarıyor, sonra güçlü çağınıza ulaşasınız ve nihayet ihtiyarlar olasınız diye sizi yaşatıyor. İçinizden bir kısmı daha önce vefat ettiriliyor. Tüm bunlar, belirlenen bir süreye ulaşasınız ve aklınızı işletesiniz diyedir.
“Öyle bir mabuttur ki sizi topraktan sonra bir damla sudan, sonra bir pıhtı kandan yaratmıştır, sonra sizi bebek olarak dünyaya çıkarmıştır, sonra ergenlik çağına erişmeniz, sonra da ihtiyar olmanız için sizi yaşatmaktadır ve sizden daha önce öldürülen de var ve hepinizi de belirli ve mukadder bir zamana dek yaşatır ve bütün bunlar da akıl edesiniz diye olup biter.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 370 · Referenz: Mü’min, 67
MÜ’MİN 40:68
O O’dur ki, hem hayat veriyor hem öldürüyor. Bir iş ve oluşa hükmedince, ona sadece “ol” der; o hemen oluverir.
Seite 589 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:69
Bakmadın mı Allah’ın ayetleri hakkında tartışanlara, nasıl döndürülüyorlar!
Seite 589 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:70
Kitap’ı ve resullerimiz aracılığıyla gönderdiğimizi yalanlayanlar hakkında bilecekler.
Seite 589 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:71
O zaman, boyunlarında bukağılar, zincirler, sürüklenecekler,
Seite 589 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:72
Kaynar suyun içine. Sonra da ateşte yakılacaklar.
Seite 590 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:73
Sonra onlara şöyle denecek: “Ortak koştuklarınız nerede?”
Seite 590 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:74
“Allah dışında taptıklarınız nerede?” Diyecekler ki: “Bizden uzaklaşıp kayboldular. Doğrusu biz, daha önce hiçbir şeye yakarmıyormuşuz.” Allah, inkar edenleri işte böyle saptırır.
Seite 590 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:75
Bütün bunlar, yeryüzünde haksız yere sevinç şımarıklığına düşmeniz, kasılıp kabarmanız yüzündendir.
Seite 590 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:76
Girin cehennemin kapılarından, sürekli kalacaksınız içeride. Kibirlenenlerin barınağı ne kötüymüş!
Seite 590 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:77
Sen sabret! Çünkü Allah’ın vaadi haktır. Onları tehdit ettiğimiz şeyin bir kısmını belki sana gösteririz, belki de seni vefat ettiririz. Sonunda onlar bize döndürülecekler.
Seite 590 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:78
Andolsun, biz senden önce de resuller gönderdik. Onların bir kısmının hayat ve hatırasını sana anlattık, bir kısmının hayat ve hatırasından sana bahsetmedik. Hiçbir resulün, Allah’ın izni olmaksızın herhangi bir mucize getirmesi söz konusu olamaz. Allah’ın emri geldiğinde, hakla hükmedilir ve gerçeği hükümsüz kılmaya çalışanlar orada hüsrana uğrarlar.
Seite 590 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:79
Bir kısmından binek edinesiniz, bir kısmından yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratan, O Allah’tır.
Seite 590 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:80
O hayvanlarda sizin için daha nice faydalar var. Onları binek yaparak, gönüllerinizdeki arzuya ulaşırsınız. Hem onlar üzerinde hem gemiler üzerinde taşınırsınız.
Seite 591 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:81
Allah size ayetlerini gösteriyor. Allah’ın ayetlerinden hangisini inkar ediyorsunuz?
Seite 591 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:82
Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonu nice olmuş diye bakmıyorlar mı? Öncekiler bunlardan sayıca daha çok, kuvvetçe daha zorlu ve yeryüzündeki eserler bakımından daha üstün idiler. Ama kazanmış oldukları şeyler, kendilerine hiçbir yarar sağlamadı.
Seite 591 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:83
Resullerimiz onlara açık-seçik mesajlar getirdiklerinde, onlar, yanlarındaki bilgiyle sevinip övündüler. Ve alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıverdi.
Seite 591 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:84
Hışmımızı gördüklerinde, “Allah’a yalnızca O’na inandık, O’na ortak koştuğumuz şeyleri inkar ettik.” dediler.
Seite 591 im Quell-PDF
MÜ’MİN 40:85
Ne var ki, şiddetimizi gördüklerinde, ettikleri iman kendilerine yarar sağlamadı. Allah’ın, kulları hakkında işleyip duran yolu-yasasıdır bu. İnkarcılar orada hüsrana uğradılar.
Seite 591 im Quell-PDF
41. FUSSILET 54 Ayet
FUSSILET 41:1
Ha, Mim.
Seite 592 im Quell-PDF
FUSSILET 41:2
Rahman ve Rahim’den indirilmedir bu…
Seite 592 im Quell-PDF
FUSSILET 41:3
Bilgi ile donanmış bir toplum için ayetleri, Arapça Kur’an halinde, detaylandırılmış bir kitaptır bu.
Seite 592 im Quell-PDF
FUSSILET 41:4
Muştulayıcı ve uyarıcı olarak. Onların pek çoğu yüz çevirdi; kulak verip dinlemezler onlar.
Seite 592 im Quell-PDF
FUSSILET 41:5
Dediler ki: “Bizi çağırdığı o şeye karşı kalplerimiz kılıflar içinde; kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde var. O halde, sen işini yap, muhakkak biz de işimizi yapacağız.”
Seite 592 im Quell-PDF
FUSSILET 41:6
De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım. İlahınızın bir tek ilah olduğu bana vahyediliyor. O halde şaşıp sendelemeden O’na yönelin ve O’ndan af dileyin. Vay haline ortak koşanların!”
Seite 592 im Quell-PDF
FUSSILET 41:7
Onlar zekatı vermezler. Ölüm sonrası hayatı inkar edenler de onlardır.
Seite 592 im Quell-PDF
FUSSILET 41:8
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara gelince, onlar için minnet altına sokmayan bir ödül vardır.
Seite 592 im Quell-PDF
FUSSILET 41:9
De ki: “Siz yerküreyi iki günde yaratana nankörlük edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? Alemlerin Rabbi’dir O.”
Seite 592 im Quell-PDF
FUSSILET 41:10
O, yeryüzüne, denge ve dayanıklık sağlayan dağları üstünden yerleştirdi. Onda bereketlere vücut verdi. Ve onda, azıklarını dört günde takdir edip düzenledi. İsteyip duranlar için eşit miktarda olmak üzere.
Seite 593 im Quell-PDF
FUSSILET 41:11
Sonra buhar / duman halindeki göğe yöneldi de ona ve yerküreye şöyle seslendi: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” Onlar şöyle dediler: “İsteyerek geldik.”
Seite 593 im Quell-PDF
FUSSILET 41:12
Böylece onları, iki günde yedi gök halinde takdir edip her göğe kendi iş ve oluşunu vahyetti. Ve biz, arza en yakın göğü kandillerle ve bir korumayla donattık. İşte bunlar Aziz ve Alim olanın takdiridir.
Seite 593 im Quell-PDF
FUSSILET 41:13
Yüz çevirirlerse şöyle de: “Sizi, Ad ve Semud’a çarpan yıldırıma benzer bir yıldırıma karşı uyarıyorum.”
Seite 593 im Quell-PDF
FUSSILET 41:14
Hani, resuller onlara önlerinden, arkalarından gelerek şöyle demişlerdi: “Allah’tan başkasına ibadet / kulluk etmeyin!” Şöyle cevap vermişlerdi: “Eğer Rabbimiz isteseydi, kesinlikle melekler indirirdi. Bu yüzden biz seninle gönderileni tanımıyoruz.”
Seite 593 im Quell-PDF
FUSSILET 41:15
Ad toplumu yeryüzünde haksız bir biçimde büyüklük tasladı da şöyle dediler: “Bizden daha güçlü kim var?” Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın, evet O’nun, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Bunlar bizim ayetlerimize de karşı çıkıyorlardı.
Seite 593 im Quell-PDF
FUSSILET 41:16
Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgar gönderdik. Ahiretin azabı elbette ki daha rezil edicidir. Üstelik onlar hiçbir yardım da görmeyeceklerdir.
Seite 594 im Quell-PDF
FUSSILET 41:17
Semud’a gelince, biz onlara kılavuzluk ettik ama onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Bunun üzerine, kazandıkları yüzünden, alçaltıcı azabın yıldırımı onları yakaladı.
Seite 594 im Quell-PDF
FUSSILET 41:18
İnananları kurtardık, onlar korunuyorlardı.
Seite 594 im Quell-PDF
FUSSILET 41:19
Gün olur, Allah’ın düşmanları, düzenli bir biçimde biraraya toplanıp ateşe sürülürler.
Derilerine: “Aleyhimizde neden tanıklık ettiniz?” derler. Derileri derler ki: “O herşeyi konuşturan Allah konuşturdu bizi. Hani sizi ilk seferinde de O yaratmıştı ya! Ve siz O’na döndürüleceksiniz.”
Seite 594 im Quell-PDF
FUSSILET 41:22
Siz, işitme gücünüzün, gözlerinizin, derilerinizin aleyhinize yapacağı tanıklıktan gizlenmiyordunuz. Tam aksine siz, yaptıklarınızdan birçoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyodunuz.
Seite 594 im Quell-PDF
FUSSILET 41:23
İşte, Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu zannınız sizi mahvetti de hüsrana uğrayanlardan oldunuz.
Seite 595 im Quell-PDF
FUSSILET 41:24
Şimdi eğer dayanabilirlerse, barınakları ateştir. Yok eğer özür dileyip hoşnutluk sağlamak istiyorlarsa, özürleri kabul edilmeyecektir.
Seite 595 im Quell-PDF
FUSSILET 41:25
Biz onları birtakım yakınlarla / dostlarla çevreleyip sardık da onlar, önlerinde ve arkalarında ne varsa bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önceki cin ve insan ümmetleri için hak olan söz, bunlar aleyhine de hak oldu. Çünkü bunlar, hüsrana uğrayanlardı.
Seite 595 im Quell-PDF
FUSSILET 41:26
İnkar edenler dediler ki: “Şu Kur’an’ı dinlemeyin. O okunurken yaygara koparın ki, galip gelesiniz.”
Seite 595 im Quell-PDF
FUSSILET 41:27
Andolsun, o inkarcılara şiddetli bir azabı tattıracağız ve elbette ki onları yapıp-ettiklerinin en kötüsüyle cezalandıracağız.
Seite 595 im Quell-PDF
FUSSILET 41:28
İşte bu, Allah düşmanlarının cezası olan ateştir. Ayetlerimize karşı çıkmalarından ötürü, orada kendileri için sürekli kalış yeri vardır.
Seite 595 im Quell-PDF
FUSSILET 41:29
O küfre sapanlar şöyle diyecekler: “Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan, bizi saptıranları bize göster ki, onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağıda kalanlardan olsunlar.”
Seite 595 im Quell-PDF
FUSSILET 41:30
Şu bir gerçek ki, “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra hiç şaşmadan yol alanlar üzerine, melekler habire iner de şöyle derler: “Korkmayın, üzülmeyin. Size vaat edilen cennetle sevinin.”
Seite 596 im Quell-PDF
FUSSILET 41:31
“Biz sizin, dünya hayatında da ahirette de dostlarınızız. Cennette sizin için nefislerinizin arzuladığı herşey var. Orada sizin için istediğiniz herşey var.”
Seite 596 im Quell-PDF
FUSSILET 41:32
“Gafur ve Rahim Allah’tan bir ikram olarak…”
Seite 596 im Quell-PDF
FUSSILET 41:33
Allah’a çağırıp / yakarıp hayra ve barışa yönelik iş yapan ve “ben müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır.
Seite 596 im Quell-PDF
FUSSILET 41:34
Güzellikle çirkinlik / iyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel tavırla sav. O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanıl bulunan kimse, sımsıcak bir dost gibi oluvermiştir.
Seite 596 im Quell-PDF
FUSSILET 41:35
Böyle bir tavra, sabredenlerden başkası ulaştırılmaz. Böyle bir tavra, büyük nasip sahibinden başkası ulaştırılmaz.
Seite 596 im Quell-PDF
FUSSILET 41:36
Eğer şeytandan kötü bir dürtü seni dürtecek olursa hemen Allah’a sığın. Çünkü en iyi işiten O’dur, en iyi bilen O…
Seite 596 im Quell-PDF
FUSSILET 41:37
Gece ve gündüz, Güneş ve Ay onun ayetlerindendir. Eğer Allah’a kulluk ediyorsanız, Güneş’e, Ay’a secde etmeyin; onları yaratan Allah’a secde edin.
Seite 596 im Quell-PDF
FUSSILET 41:38
Eğer büyüklük taslarlarsa bilsinler ki, Rabbin katındakiler hiç usanmadan, gece ve gündüz O’nu tespih ederler.
Seite 597 im Quell-PDF
FUSSILET 41:39
Sen toprağı huşu halinde boynu bükük görüyorsun ya, işte o da Allah’ın ayetlerindendir. Onun üzerine suyu indirdiğimizde, o titrer ve kabarır. Hiç kuşkusuz, onu dirilten Muhyi, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, herşey üzerinde güç sahibidir.
Seite 597 im Quell-PDF
FUSSILET 41:40
Ayetlerimiz hakkında eğri ile doğruyu birbirine katanlar, bize gizli kalmazlar. Şimdi, ateşin içine atılan mı hayırlıdır, kıyamet günü güven içinde gelen mi? Dilediğinizi yapın. O, yapıp ettiklerinizi iyice görmektedir.
Seite 597 im Quell-PDF
FUSSILET 41:41
Onlar, o Zikir’i, kendilerine geldiğinde inkar ettiler. Halbuki o, eşsiz yücelikte bir Kitap’tır.
Seite 597 im Quell-PDF
FUSSILET 41:42
Batıl ona, ne önünden gelebilir ne de arkasından. Hakim ve Hamid Allah’tan bir indirmedir o.
Seite 597 im Quell-PDF
FUSSILET 41:43
Senin için söylenen, senden önceki resuller için söylenenden başka şey değildir. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin hem çok affedicidir hem de acıklı bir azabın sahibidir.
Seite 597 im Quell-PDF
FUSSILET 41:44
Eğer biz onu yabancı dilde bir Kur’an yapsaydık, elbette şöyle diyeceklerdi: “Ayetleri detaylandırılmalı değil miydi?” İster yabancı dilde, ister Arapça! De ki: “O, iman edenler için bir kılavuz, bir şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur’an onlar için bir körlüktür. Böylelerine, çok uzak bir mekandan seslenilmektedir.”
Seite 597 im Quell-PDF
FUSSILET 41:45
Yemin olsun, biz Musa’ya Kitap’ı verdik de onda ihtilafa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında iş mutlaka bitirilirdi. Hiç kuşkusuz onlar, Kur’an hakkında, sürekli işkillendiren bir içindedirler.
Seite 598 im Quell-PDF
FUSSILET 41:46
Kim barışa yönelik / hayırlı bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara asla zulmetmez.
Seite 598 im Quell-PDF
FUSSILET 41:47
Kıyamet saatine ilişkin bilgi, Allah’a bırakılır. Onun ilmi dışında ne meyvalar kabuğundan çıkar ne de bir dişi gebe kalır veya doğurur. “Ortaklarım nerede” diye seslendiği gün, şöyle diyeceklerdir: “Bizden hiçbir tanık olmadığını sana arz ederiz.”
Seite 598 im Quell-PDF
FUSSILET 41:48
Daha önce yakarıp durdukları, onlardan uzaklaşıp kaybolmuştur. Kaçacak hiçbir yerleri olmadığını anlamışlardır.
Seite 598 im Quell-PDF
FUSSILET 41:49
İnsan, hayır istemekten / hayır için dua etmekten bıkıp usanmaz. Kendisine bir şer dokunmaya görsün; hemen ümidini keser, yıkılır.
Seite 598 im Quell-PDF
FUSSILET 41:50
Eğer kendisine dokunan bir zorluktan / zarardan sonra bizden bir rahmet tattırsak, yemin olsun şöyle diyecektir: “Bu benim hakkım. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülmüş olsam da şüphesiz, O’nun katında benim için şaşmaz güzellikler vardır.” Andolsun, biz o nankörlük edenlere, yapıp ettiklerini haber vereceğiz. Andolsun, o çetin azabı onlara tattıracağız.
Seite 598 im Quell-PDF
FUSSILET 41:51
İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir, yan yatar. Kendisine şer dokununca, hemen duaya koyulur.
Seite 599 im Quell-PDF
FUSSILET 41:52
De ki: “Söyleyin bakalım, o Kur’an Allah katından ise, siz de onun üstünü örttünüzse, o dönüşü olmayan kopukluğa düşenden daha sapık kim vardır?”
Seite 599 im Quell-PDF
FUSSILET 41:53
Onlara ayetlerimizi ufuklarda ve öz benliklerinin içinde göstereceğiz. Ta ki, onun hak olduğu kendilerine ayan-beyan belli olsun. Kendisinin herşey üzerinde bir tanık oluşu, senin Rabbine yetmez mi?
Seite 599 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân Öğrenmek zitat
ilminden maksat, birinci derecede Kur’ân ayetlerini öğrenmektir; Kur’ân-ı Kerim’de bu isim ve özellikle adlandırılmıştır. Nitekim şöyle buyuruyor: Bu öyle bir kitaptır ki, ayetleri muhkem kılınmış, sonra da her şeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah tarafından ayetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Sonraki derecede, varlık âleminde Allah’ın varlığının nişanelerini inceleyen bilimleri öğrenmektir; tıpkı doğa bilimleri, matamatik vb. gibi; çünkü Kur’ân-ı Kerim’de âlemdeki varlıklar Allah’ın nişaneleri olarak tanıtılmışlardır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Biz onlara, ufuklarda ve kendi canlarında ayetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kur’ân'ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye tanık olması yetmez mi?(2) “Sağlam farzlar”dan maksat Allah’ın hükümlerini açıklayan bilimlerdir ve bunun kendisi de dine dayalı hukukî, siyasî ve iktisadî sistemleri inceleyen bütün bilimleri kapsamaktadır. “Uygulanan sünnetler”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 136 · Referenz: Fussilet, 53
FUSSILET 41:54
Dikkat edin, onlar Rablerine kavuşma konusunda bir şüphe içindedirler. Gözünüzü açın! Allah Muhit’tir, herşeyi çepeçevre kuşatmıştır.
Seite 599 im Quell-PDF
42. ŞURA 53 Ayet
ŞURA 42:1
Ha, Mim.
Seite 600 im Quell-PDF
ŞURA 42:2
Ayn, Sin, Kaf.
Seite 600 im Quell-PDF
ŞURA 42:3
İşte böyle vahyeder sana ve senden öncekilere Aziz ve Hakim olan Allah.
Seite 600 im Quell-PDF
ŞURA 42:4
Göklerdeki ve yerdeki herşey O’nundur. Öylesine yüce, öylesine büyüktür O!
Seite 600 im Quell-PDF
ŞURA 42:5
Gökler, üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyor. Melekler de Rablerinin hamdiyle tespih ediyorlar ve yeryüzündekiler için af diliyorlar. Gözünüzü açıp kendinize gelin! Allah’tır ancak hep affeden, hep merhamet eden.
Seite 600 im Quell-PDF
ŞURA 42:6
O’nun dışında veliler edinenlere gelince, onlar üzerine gözcü de Allah’tır. Sen değilsin onlara vekil.
Seite 600 im Quell-PDF
ŞURA 42:7
İşte böyle! Biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, ülke ve medeniyetlerin anasını ve çevresindekileri uyarasın. Ve toplama günü konusunda da uyarıda bulunasın. Hiç kuşku yok o günde. Bir bölük cennettedir, bir bölük ateşte.
Seite 600 im Quell-PDF
ŞURA 42:8
Eğer Allah dileseydi onları birtek ümmet elbette yapıverirdi. Fakat O, dilediği kişiyi rahmetine sokar. Zalimlere gelince, onlar için ne bir dost vardır ne de bir yardımcı.
Seite 600 im Quell-PDF
ŞURA 42:9
Yoksa O’ndan başka veliler mi edindiler? Allah! O’dur gerçek dost. Ölüleri O diriltir. O herşeye güç yetirir.
Seite 600 im Quell-PDF
ŞURA 42:10
Herhangi birşeyde ihtilafa düştüğünüzde onun hükmü Allah’a bırakılır. İşte budur Rabbim olan Allah. Yalnız O’na güvenip dayandım; yalnız O’na yönelirim ben.
Seite 601 im Quell-PDF
ŞURA 42:11
Gökleri ve yeri ortaya çıkarandır, Fatır’dır O. Size benliklerinizden eşler yapmıştır; davarlardan da çiftler. Bu tarz içinde üretiyor sizi. O’nun benzeri gibi birşey yoktur. Gereğince işiten, gereğince görendir O.
Seite 601 im Quell-PDF
ŞURA 42:12
Göklerin ve yerin kilitleri / anahtarları O’nundur. Rızkı, dilediğine açıp bol bol verir. Kısarak, ölçüyle de verir. Gerçek şu ki, O herşeyi en iyi biçimde bilmektedir.
Seite 601 im Quell-PDF
ŞURA 42:13
Sizin için, dinden Nuh’a önerdiğini, sana vahyettiğini, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya önerdiğimizi şöyle diyerek kanunlaştırdı: “Dini dosdoğru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın.” Onları çağırdığın bu tutum, şirke bulaşanlara çok ağır gelmiştir. Allah dilediğini kendisi için seçer ve hakka yönelenleri kendisine iletir.
Seite 601 im Quell-PDF
ŞURA 42:14
Kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki kıskançlık ve azgınlık yüzünden fırkalara bölündüler. Eğer belli bir süreye kadar erteleme sözü Rabbinden gelmiş olmasaydı, aralarında iş mutlaka bitirilirdi. Onların ardından Kitap’a mirasçı olanlar da onun hakkında, işkillendiren bir kuşku içindedirler.
Seite 601 im Quell-PDF
ŞURA 42:15
İşte bunun için sen çağrıda bulun ve emrolunduğun gibi dosdoğru yürü. Onların boş arzularına uyma ve şöyle de: “Allah’ın Kitap’tan indirdiğine inandım. Aranızda adaleti sağlamakla emrolundum. Allah’tır, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size. Bizimle sizin aranızda didişme yok. Allah bizi biraraya toplayacaktır / aramızı bulacaktır. Dönüş O’nadır.”
Seite 602 im Quell-PDF
ŞURA 42:16
Kabul edilişinin ardından Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında geçersizdir. Bunların üzerine öfke, kendilerine şiddetli bir azap vardır.
Seite 602 im Quell-PDF
ŞURA 42:17
Gerçeğe ilişkin Kitap’ı ve adalet ölçüsünü indiren o Allah’tır. Nereden bileceksin, belki de kıyamet saati çok yakındır.
Seite 602 im Quell-PDF
ŞURA 42:18
Ona inanmayanlar onun çabucak gelmesini isterler. İman edenlerse ondan ürperirler ve bilirler ki o haktır. Dikkat edin, kıyamet saati hakkında tartışıp duranlar, geri dönüşü olmayan bir sapıklığın tam içindedirler.
Seite 602 im Quell-PDF
ŞURA 42:19
Allah, kullarına çok lütufkardır; dilediğini rızıklandırır. O’dur en güçlü, O’dur en yüce…
Seite 602 im Quell-PDF
ŞURA 42:20
Ahiret ekini isteyenin o ekinini artırırız; dünya ekini isteyene de ondan veririz. Ama böylesi için ahirette bir nasip yoktur.
Seite 602 im Quell-PDF
ŞURA 42:21
Yoksa onların, dinden, Allah’ın izin vermediği şeyi kendileri için yasalaştıran ortakları mı var? Kesin ayrıma ilişkin söz olmasaydı, aralarında hüküm mutlaka verilirdi. O zalimler var ya, onlar için acıklı bir azap vardır.
Seite 603 im Quell-PDF
ŞURA 42:22
Kazandıkları tepelerine inerken o zalimlerin korkudan titrediklerini göreceksin. İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlarsa, cennetlerin bahçelerindedirler. Rableri katında kendileri için, diledikleri herşey vardır. İşte budur o büyük lütuf.
Seite 603 im Quell-PDF
ŞURA 42:23
Allah’ın, iman edip hayra ve barışa yönelik iyi işler yapanlara müjdelediği, işte budur. De ki: “Ben bu tebliğime karşılık sizden, akrabamı sevmeniz dışında birşey istemiyorum.” Kim bir iyilik / güzellik üretirse onun için, o ürettiğine bir güzellik daha ekleriz. Çünkü Allah Gafur’dur, çok affeder; Şekur’dur, iyiliğe karşılık verir / teşekkür eder.
lak etti, erkeklerinizi öldürerek şehirlere huzur ve emniyet verdi ve Emîrü’l-Müminin'i size musallat kıldı." Ali b. Hüseyin (a.s): Ey adam, Kur’ân okumuş musun? Yaşlı: Evet. Ali b. Hüseyin: "De ki; ben buna karşılık yakınlar(ım) hakkında sevgi dışında bir şey istemiyorum."(1) ayetini okumuş musun? Yaşlı: Evet, okumuşum. Ali b. Hüseyin: Peygamberin yakınları bizleriz. "Yakınların hakkını ver."(2) ayetini okumuş musun? Yaşlı: Evet, okumuşum. Ali b. Hüseyin: Resulullah’ın (s.a.a) akraba ve yakınları bizleriz.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 287 · Referenz: Şurâ, 23
saygınlıklarına; “De ki: Ben buna karşılık sizden yakınlarıma sevgisinden başka bir ücret istemiyorum.”(1) gibi bazı ayetlerde ümmetin onlara karşı vazifeleri ve bazılarında da masumiyet makamından ibaret olan manevî makamları beyan edilmiştir. Biz burada bunlardan birine değinmekle yetiniyoruz: Abdurrahman b. Kesir şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s), Allah Teâlâ’nın, “Ey Ehl-i Beyt!
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 352 · Referenz: Şura, 23
ŞURA 42:24
Yoksa, “yalan düzüp Allah’a iftira etti” mi diyorlar? Allah dilerse senin kalbini mühürler; batılı mahveder ve hakkı kendi sözleriyle gerçekleştirir. Kuşkusuz O, göğüslerin özündekini çok iyi bilir.
Seite 603 im Quell-PDF
ŞURA 42:25
Kullarından tövbeyi kabul eden O’dur. Çirkinlikleri / kötülükleri affeden O, yapıp ettiklerinizi bilen O…
Seite 603 im Quell-PDF
ŞURA 42:26
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanların dualarını O cevaplıyor, lütfundan onlara fazlasını O veriyor. İnkarcılara da şiddetli bir azap var.
Seite 604 im Quell-PDF
ŞURA 42:27
Eğer Allah, kulları için rızkı yayıp döşeseydi, yeryüzünde mutlaka azarlardı. Ama O, dilediğine ölçülü olarak indiriyor. Çünkü O, kullarından gereğince haberdardır, onları iyice görmektedir.
Seite 604 im Quell-PDF
ŞURA 42:28
O odur ki, kulları umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini yayar. Veli’dir O, Hamid’dir.
Seite 604 im Quell-PDF
ŞURA 42:29
Gökleri ve yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması da O’nun ayetlerindendir. O, dilediği zamanda onları biraraya getirmeye kadirdir.
Seite 604 im Quell-PDF
ŞURA 42:30
Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir. Allah birçoklarını da affediyor.
Seite 604 im Quell-PDF
ŞURA 42:31
Siz yeryüzünde aciz bırakıcılar değilsiniz. Sizin, Allah’tan başka dostunuz da yoktur, yardımcınız da.
Seite 604 im Quell-PDF
ŞURA 42:32
Denizde o dağlar gibi akıp giden gemiler de O’nun ayetlerindendir.
Seite 604 im Quell-PDF
ŞURA 42:33
Dilerse rüzgarı durdurur da o akıp giden gemiler denizin sırtında öylece kalırlar. Gereğince sabreden, gereğince şükreden herkes için bütün bunlarda elbette ki ibretler vardır.
Seite 604 im Quell-PDF
ŞURA 42:34
Yahut onları, içindekilerin kazançları yüzünden mahveder. Ama birçoğunu affediyor;
Seite 604 im Quell-PDF
ŞURA 42:35
Ki ayetlerimiz hakkında tartışıp duranlar kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
Seite 605 im Quell-PDF
ŞURA 42:36
Size verilen şeyler, şu iğreti hayatın nimetidir. İnanıp Rablerine tevekkül edenler için Allah katında bulunan ise daha hayırlı, daha kalıcıdır.
Seite 605 im Quell-PDF
ŞURA 42:37
Onlar, günahın büyüklerinden ve tüm iğrençliklerinden uzak dururlar. Öfkelendikleri zamansa, affedenler onlar olur.
Seite 605 im Quell-PDF
ŞURA 42:38
Rablerinin çağrısına cevap verirler, namazı kılarlar. İşleri / yönetimleri, aralarında bir şuradır. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.
Seite 605 im Quell-PDF
ŞURA 42:39
Kendilerine zulüm ve haksızlık gelip çattığında, yardımlaşırlar.
Seite 605 im Quell-PDF
ŞURA 42:40
Bir kötülüğün cezası, tıpkısı bir kötülüktür. Fakat affedip barışmayı esas alanın ücretini bizzat Allah verir. O, zalimleri hiç sevmez.
Seite 605 im Quell-PDF
ŞURA 42:41
Zulme uğratılışı ardından kendini savunana gelince, böyleleri aleyhine yol aranamaz.
Seite 605 im Quell-PDF
ŞURA 42:42
Aleyhlerine yol aranacak olan şu kişilerdir ki, insanlara zulmederler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlıklar sergileyenler / saldırılarda bulunurlar. İşte böyleleri için acıklı bir azap vardır.
Seite 605 im Quell-PDF
ŞURA 42:43
Sabredip bağışlayan bilsin ki bu, işlerin en zorlularındandır.
Seite 605 im Quell-PDF
ŞURA 42:44
Allah’ın saptırdığına, O’ndan başka dost yoktur. Zalimlerin, azapla yüzyüze geldiklerinde, “geri dönüşe bir yol yok mu” diye söylendiklerini göreceksin.
Seite 605 im Quell-PDF
ŞURA 42:45
Ve göreceksin onları, zilletten ezilip büzülmüş halde ürkek bakışlarla bakarken, ateşe sunulurlar. İnananlar şöyle derler: “Gerçek hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini perişan edenlerdir. Dikkat edin, zalimler, sürüp gidecek bir azabın içindedirler.”
Seite 606 im Quell-PDF
ŞURA 42:46
Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek velileri yoktur. Allah’ın saptırdığı kimse için artık hiçbir yol yoktur.
Seite 606 im Quell-PDF
ŞURA 42:47
Ertelenmesine Allah’tan izin çıkmayacak gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sığınacak yeriniz olmayacak; yaptıklarınızı inkarınız da mümkün olmayacak.
Seite 606 im Quell-PDF
ŞURA 42:48
Yüz çevirirlerse, biz seni onlar üzerine bekçi göndermemişiz. Sana düşen, tebliğden başkası değildir. Biz insana, bizden bir rahmet tattırdığımızda, onunla sevinip şımarır. Kendi ellerinin hazırladığından bir kötülük başlarına sarılınca, bakarsın insan, alabildiğine nankörleşmiştir.
Seite 606 im Quell-PDF
ŞURA 42:49
Göklerin ve yerin mülkü / yönetimi Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine kız evlatlar bağışlar, dilediğine erkek evlatlar armağan eder.
Seite 606 im Quell-PDF
ŞURA 42:50
Yahut onları erkekler ve dişiler halinde çift verir. Dilediğini de kısır yapar. O’dur bilen, O’dur güç yetiren.
Seite 606 im Quell-PDF
ŞURA 42:51
Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla yahut perde arkasından konuşur; yahut da bir resul gönderir de kendi izniyle dilediğini vahyeder. Yüceler yücesi O’dur; hüküm ve hikmet sahibi O’dur.
Seite 607 im Quell-PDF
ŞURA 42:52
İşte böylece, sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle kılavuzladığımız bir nur yaptık. Hiç kuşkusuz sen, dosdoğru bir yola kılavuzluk etmektesin.
Seite 607 im Quell-PDF
ŞURA 42:53
Göklerde ve yerdeki herşeyin sahibi olan Allah’ın yoludur o. Gözünüzü açın, bütün iş ve oluşlar Allah’a varır.
Seite 607 im Quell-PDF
43. ZÜHRUF 89 Ayet
ZÜHRUF 43:1
Ha, Mim.
Seite 607 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:2
O apaçık, Kitap’a yemin olsun ki,
Seite 607 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:3
Biz onu akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an yaptık.
Seite 607 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:4
Ve o, bizim katımızdaki ana Kitap’ta çok yüce, çok hikmetlidir.
Seite 607 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:5
Siz haddi aşan bir toplumsunuz diye, o Kur’an uyarısını sizden uzak mı tutalım?
Seite 607 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:6
Biz, öncekiler içinde de nice peygamberler gönderdik.
Seite 608 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:7
Onlara bir peygamber geldiğinde mutlaka onunla alay ediyorlardı.
Seite 608 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:8
Biz, gücü kuvveti daha üstün olanları da helak etmişizdir. Öncekilerin örneği geçti.
Seite 608 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:9
Andolsun, eğer onlara, “gökleri ve yeri kim yarattı” diye sorsan, kesinlikle şöyle diyeceklerdir: “Onları, Aziz ve Alim olan yarattı.”
Seite 608 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:10
O, yerküreyi size bir beşik yaptı. Ve onda sizler için yollar oluşturdu ki, varacağınız yere varabilesiniz.
Seite 608 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:11
Gökten bir ölçüye bağlı olarak su indirmiştir O. O suyla biz ölü bir beldeyi hayata kavuşturduk. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız.
Seite 608 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:12
Tüm çiftleri de yaratan O’dur. Ve O, sizin için gemilerden ve hayvanlardan binmekte olduğunuz şeylere de vücut verdi;
Seite 608 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:13
Ki onların sırtlarına kurulasınız, sonra oraya kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlaya da şöyle diyesiniz: “Adı ve kudreti yücedir bunu bizim emrimize verenin. Yoksa biz bunu kendimize yanaştıramazdık.”
Seite 608 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:14
“Ve gerçekten biz, halden hale geçerek Rabbimize mutlaka döneceğiz.”
Seite 608 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:15
Kullarından O’na bir pay çıkardılar / bir parça isnat ettiler. Hiç kuşkusuz, insan apaçık bir nankördür.
Seite 608 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:16
Yoksa Allah, yarattıklarından kızları kendine ayırdı da oğullarla seçkinleşmeyi size mi bıraktı?
Seite 609 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:17
Onlardan biri, Rahman’a benzer gösterdiği / Rahman’a isnat ettiği kız evlatla müjdelendiğinde, yüzü simsiyah kesilir de öfkeden yutkunur durur.
Seite 609 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:18
Süs içinde yetiştirilen, fakat çekişme ve savaşta yetersiz kalanı, öyle mi?
Seite 609 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:19
Rahman’ın kulları olan melekleri, dişiler saydılar. Onların yaradılışına tanık mıydılar? Tanıklıkları yazılacak ve sorguya çekilecekler.
Seite 609 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:20
Bir de dediler ki: “Rahman dileseydi, onlara tapınmazdık.” Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Sadece saçmalıyorlar.
Seite 609 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:21
Yoksa onlara bundan önce bir kitap verdik de ona mı yapışmaktadırlar?
Seite 609 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:22
Hayır, sadece şunu söylemişlerdir: “Biz atalarımızı bir ümmet / bir din üzerinde bulduk; onların eserlerini izleyerek biz de doğruya ve güzele varacağız.”
Seite 609 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:23
İşte böyle! Senden önce de hangi kente bir uyarıcı göndermişsek, oranın servetle şımarmış kodamanları mutlaka şöyle demişlerdir: “Biz atalarımızı bir ümmet / bir din üzerinde bulduk; onların eserlerine uyarak yol alacağız.”
Seite 609 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:24
Uyarıcı dedi: “Peki ben size, atalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden daha iyi yol göstereni getirmiş olsam da mı?” Dediler: “Doğrusu, biz seninle gönderilen şeyi tanımıyoruz.”
Seite 609 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:25
Bunun üzerine onlardan öc aldık. Bir bak, nice olmuştur o yalanlayanların sonu!
Seite 610 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:26
Bir zaman İbrahim, babasına ve toplumuna şöyle demişti: “Ben sizin taptıklarınızdan uzağım.”
Seite 610 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:27
“Yalnız beni yaratana kulluk ederim. Bana, O kılavuzluk edecektir.”
Seite 610 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:28
O, sözünü, kendinden sonra yaşayacak bir mesaj yaptı ki, insanlar hakka dönebilsinler.
Seite 610 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:29
Ben, şunları ve atalarını, kendilerine hak ve açık kanıtlı resul gelinceye kadar nimetlendirdim.
Seite 610 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:30
Ne var ki, hak kendilerine geldiğinde şöyle dediler: “Bu bir büyü, biz bunu inkar ediyoruz.”
Seite 610 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:31
Ve dediler: “Şu Kur’an, iki kent içinden büyük bir adama indirilmeli değil miydi?”
Seite 610 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:32
Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Ve onların kimini kimine derecelerle üstün kıldık ki, bazısı bazısını tutup çalıştırsın. Rabbinin rahmeti, onların derleyip topladıklarından daha hayırlıdır.
Seite 610 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:33
İnsanlar bir tek ümmet haline gelmeyecek olsalardı, o Rahman’a nankörlük edenlerin evlerine gümüşten tavanlar çatar, sırtlarına binip yükselecekleri merdivenler / asansörler yapardık.
Seite 610 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:34
Evlerine kapılar, üzerlerinde yan yatacakları koltuklar yapardık;
Seite 610 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:35
Her yanda süsler oluştururduk. İşte bütün bunlar, şu iğreti dünya hayatının nimetidir. Rabbinin katındaki ahiret ise takva sahipleri içindir.
Seite 611 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:36
Kim Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de ona can yoldaşı olur.
Seite 611 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:37
Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hala hidayet üzere olduklarını sanırlar.
Seite 611 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:38
Sonunda bize geldiğinde, şeytan yoldaşına şöyle der: “Keşke aramızda iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü yoldaşmışsın sen!”
Seite 611 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:39
Bugün hiçbir şey işinize yaramayacaktır. Çünkü zulme sapmışsınız. Azapta ortaklık kuracaksınız.
Seite 611 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:40
Sen şimdi sağırlara söz mü duyuracaksın; yoksa körlere, apaçık sapıklığa dalmışlara kılavuzluk mu edeceksin?!
Seite 611 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:41
Ya biz, seni alıp götürdükten sonra onlardan öc alırız;
Seite 611 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:42
Yahut da onlara yönelttiğimiz tehdidi sana gösteririz. Biz onlarla başa çıkacak güçteyiz.
Seite 611 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:43
Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Hiç kuşkusuz sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.
Seite 611 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:44
Gerçek şu ki bu Kur’an sana ve toplumuna bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız.
Seite 611 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:45
Senden önce gönderdiğimiz resullerimize sor: Rahman’dan başka kulluk / ibadet edilecek tanrılar yapmış mıyız?
Seite 612 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:46
Andolsun, Musa’yı ayetlerimizle Firavun’a ve onun üst düzey adamlarına gönderdik de onlara dedi ki: “Ben alemlerin Rabbi’nin resulüyüm.”
Seite 612 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:47
Musa onlara ayetlerimizi getirdiğinde onlar bu ayetlere gülüyorlardı.
Seite 612 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:48
Onlara gösterdiğimiz her mucize, kızkardeşi mucizeden / bir önceki mucizeden mutlaka daha büyüktü. Belki dönerler diye onları azaba da uğrattık.
Seite 612 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:49
Dediler ki: “Ey büyücü! Sana verdiği söz aşkına, Rabbine bizim için bir yakarıver; biz artık doğru yola gireceğiz.”
Seite 612 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:50
Fakat kendilerinden azabı kaldırdığımızda hemen yan çizmeye başladılar.
Seite 612 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:51
Firavun, toplumu içinde haykırıp şöyle dedi: “Ey toplumum! Mısır’ın mülk ve yönetimi benim değil mi? İşte şu nehirler benim altımdan akıyor. Görmüyor musunuz?”
Seite 612 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:52
“Yoksa ben şu zavallı, şu meramını anlatamayacak adamdan hayırlı değil miyim?”
Seite 612 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:53
“Ona altın bilezikler atılmalı, yanında-hizmetinde melekler bulunmalı değil miydi?”
Seite 612 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:54
İşte toplumunu böyle küçimsedi, onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan sapmış bir toplum idiler.
Seite 612 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:55
Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince, biz de onlardan öc aldık; hepsini suya gömüverdik.
Seite 613 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:56
Onları, sonra gelecekler için eski bir örnek yaptık.
Seite 613 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:57
Meryem’in oğlu, bir örnek olarak ortaya konunca, senin toplumun buna karşı hemen bağırıp çağırmaya başladı.
Seite 613 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:58
Dediler ki: “Bizim tanrılarımız mı hayırlı, o mu?” Bunu sana sadece çekişme olsun diye örnek verdiler. Çekişmeyi seven / kinci bir toplumdur onlar.
Seite 613 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:59
Meryem’in oğlu, kendisine nimet sunduğumuz ve İsrailoğullarına örnek yaptığımız bir kuldu.
Seite 613 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:60
Eğer dileseydik, içinizden, yeryüzünde size halef olacak melekler vücuda getirirdik.
Seite 613 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:61
Hiç kuşkusuz o, kıyamet saati için bir bilgidir. O halde sakın o saat hakkında şüpheye düşmeyin; bana uyun. Dosdoğru yol budur.
Seite 613 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:62
Sakın şeytan sizi geri çevirmesin. O, sizin için açık bir düşmandır.
Seite 613 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:63
İsa, açık-seçik kanıtlarla geldiğinde şöyle demişti: “Ben size hikmet getirdim ve tartışıp durduğunuz şeylerin bir kısmını size açıklayayım diye geldim. O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”
Seite 613 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:64
“Kuşkusuz Allah hem benim Rabbimdir hem sizin Rabbiniz. O halde O’na kulluk / ibadet edin.”
Seite 613 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:65
Böyle iken, aralarından çıkan hizipler ihtilafa düştüler. Korkunç bir günün azabından vay haline o zulmedenlerin!
Seite 614 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:66
Hiç farkında olmadıkları bir sırada o saatin birdenbire kendilerine gelmesinden başka neyi bekliyorlar?
Seite 614 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:67
Dostlar o gün birbirine düşman kesilirler. Ancak takvaya sarılanlar böyle değildir.
Seite 614 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:68
Ey kullarım! Bugün size korku yok; sizler tasalanmayacaksınız da!
Seite 614 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:69
Onlar, ayetlerimize iman edip müslüman olmuşlardı.
Seite 614 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:70
Cennete girin! Siz ve eşleriniz ikramlarla ağırlanacaksınız.
Seite 614 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:71
Çevrelerinde altın tepsiler, kadehler dolaştırılır. Orada, nefislerin arzu duyacağı, gözlerin zevkleneceği herşey vardır. Ve siz orada sürekli kalacaksınız.
Seite 614 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:72
İşte size, yapıp ettiklerinize karşılık mirasçı kılındığınız cennet!
Seite 614 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:73
Orada sizin için pek çok meyva var. Onlardan yiyeceksiniz.
Seite 614 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:74
Günahkarlar ise cehennem azabının içinde sürekli kalacaklardır.
Seite 614 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:75
Azapları hafifletilmeyecektir; onun içinde ümitsiz kalacaklardır.
Seite 614 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:76
Biz onlara zulmetmedik; onlar zalimlerin ta kendileriydi.
Seite 614 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:77
Şöyle seslenecekler: “Ey Malik! Rabbin işimizi bitiriversin.” O şöyle diyecek: “Hep böyle kalacaksınız!”
Seite 614 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:78
Andolsun, size hakkı getirdik ama çoğunuz haktan tiksiniyorsunuz.
Seite 615 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:79
Yoksa bir iş ve oluşta kesin karara mı vardılar? Kuşkusuz, biz de kesin kararlıyız.
Seite 615 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:80
Yoksa onların sırlarını, fısıltılarını duymadığımızı mısanıyorlar? Hayır, öyle değil; resullerimiz yanlarında yazıp duruyorlar.
Seite 615 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:81
De ki: “Eğer Rahman’ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum.”
Seite 615 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:82
Göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi onların nitelendirmelerinden arınmıştır, yücedir.
Seite 615 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:83
Bırak onları, kendilerine vaat edilen günlerine kavuşuncaya değin dalıp gitsinler, oynayıp oyalansınlar!
Seite 615 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:84
Göklerde ilah olan da O, yerde ilah olan da O. O’dur Hakim, O’dur Alim.
Seite 615 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:85
Göklerin, yerin ve bunar arasındakilerin mülkü / yönetimi kendine ait olan o Allah’ın şanı yücedir. Kıyamet saatine ilişkin bilgi O’nun katındadır. Siz de O’na döndürüleceksiniz.
Seite 615 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:86
O’nu bırakıp da yakardıkları, şefaat edemezler. Bilerek hakka tanıklık eden kimseler başka…
Seite 615 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:87
Kendilerini kim yarattı diye onlara sorsan, yemin olsun, “Allah” diyeceklerdir. Peki nasıl döndürülüyorlar?
Seite 615 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:88
Onun “ey Rabbim” deyişine yemin olsun ki, bunlar iman etmez bir topluluktur.
Seite 616 im Quell-PDF
ZÜHRUF 43:89
Artık sen onlara aldırma, “selam!” deyiver. Yakında bilecekler.
Seite 616 im Quell-PDF
44. DÜHAN 59 Ayet
DÜHAN 44:1
Ha, Mim.
Seite 617 im Quell-PDF
DÜHAN 44:2
O ayan-beyan gösteren Kitap’a yemin olsun ki,
Seite 617 im Quell-PDF
DÜHAN 44:3
Biz onu kutlu / bereketli bir gecede indirdik. Hiç kuşkusuz, biz uyarıcılarız.
Seite 617 im Quell-PDF
DÜHAN 44:4
Hikmetlerle dolu her iş ve oluş o gecede ayırt edilir,
Seite 617 im Quell-PDF
DÜHAN 44:5
Katımızdan bir emir olarak. Hiç kuşkusuz biz, resuller göndeririz,
Seite 617 im Quell-PDF
DÜHAN 44:6
Senin Rabbinden bir rahmet olarak. Hiç kuşkusuz O, gereğince duyan, gereğince bilendir.
Seite 617 im Quell-PDF
DÜHAN 44:7
Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin Rabbidir O, eğer görürcesine biliyor iseniz.
Seite 617 im Quell-PDF
DÜHAN 44:8
Tanrı yoktur O’ndan başka. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir O, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Seite 617 im Quell-PDF
DÜHAN 44:9
İş onların sandığı gibi değil. Bir kuşku içinde oynayıp oyalanmaktadırlar.
Seite 617 im Quell-PDF
DÜHAN 44:10
Artık sen göğün açıkça izlenen bir duman getireceği günü gözle.
Seite 617 im Quell-PDF
DÜHAN 44:11
İnsanları kuşatıp sarar. İnletici bir azaptır bu.
Seite 617 im Quell-PDF
DÜHAN 44:12
“Ey Rabbimiz, kaldır bizden bu azabı. Biz gerçekten müminleriz.”
Ey insanlar! Size öyle bir zaman gelecek ki, tabak içindekiyle nasıl ters yüz oluyorsa İslam da öyle ters yüz olacak. Ey insanlar! Allah size zulmetmekten sizi korumuştur; fakat sizi imtihan etmekten korumamıştır. Yüce bir söyleyen olan Allah şöyle buyurmuştur: “Bu olayda nice ibretler vardır. Gerçekten biz pek sınayıcıyız.”(3) / (4) İnsanın Kişiliğinin Amel İle Şekillenmesi İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır: Hiçbir kul yoktur ki kalbinde beyaz bir nokta bulunmasın. Kul günah işlediği zaman bu beyaz noktanın ortasında siyah bir nokta belirir. Kul tövbe edince siyah leke silinir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 412 · Referenz: Duhan, 51
DÜHAN 44:52
Bahçelerde, pınar başlarında.
Seite 620 im Quell-PDF
DÜHAN 44:53
İnce ipekten, parlak atlastan giymiş olarak, karşılıklı oturmaktadırlar.
Seite 620 im Quell-PDF
DÜHAN 44:54
İşte böyle! Onları iri gözlü hurilerle de eşleştirmişizdir.
Seite 620 im Quell-PDF
DÜHAN 44:55
Orada, güvenli bir biçimde her türlü meyvayı isterler.
Seite 620 im Quell-PDF
DÜHAN 44:56
Orada, ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
Seite 620 im Quell-PDF
DÜHAN 44:57
Rablerinden bir lütuf olarak böyledir. İşte budur o büyük başarı.
Seite 620 im Quell-PDF
DÜHAN 44:58
Biz o Kur’an’ı senin dilinle / senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alabilsinler.
Seite 620 im Quell-PDF
DÜHAN 44:59
Artık, beklemeye geç. Çünkü onlar da beklemekteler.
Seite 620 im Quell-PDF
45. CASİYE 37 Ayet
CASİYE 45:1
Ha, Mim.
Seite 620 im Quell-PDF
CASİYE 45:2
Aziz ve Hakim olan Allah’tan Kitap’ın indirilişidir bu.
Seite 621 im Quell-PDF
CASİYE 45:3
Kuşkusuz, göklerde ve yerde iman sahipleri için sayısız ayetler vardır.
Seite 621 im Quell-PDF
CASİYE 45:4
Ve sizin yaradılışınızda, her yana yaydığı canlılarda, kesinliği yakalayan bir topluluk için ibretler, işaretler vardır.
Seite 621 im Quell-PDF
CASİYE 45:5
Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın gökten bir rızık indirip de onunla yerküreyi ölümünden sonra hayata kavuşturmasında, rüzgarların herbir yana sevkedilişinde de aklını çalıştıran bir topluluk için izler, işaretler vardır.
“Öyle bir mabuttur ki sizi topraktan sonra bir damla sudan, sonra bir pıhtı kandan yaratmıştır, sonra sizi bebek olarak dünyaya çıkarmıştır, sonra ergenlik çağına erişmeniz, sonra da ihtiyar olmanız için sizi yaşatmaktadır ve sizden daha önce öldürülen de var ve hepinizi de belirli ve mukadder bir zamana dek yaşatır ve bütün bunlar da akıl edesiniz diye olup biter.”(1) “Gecenin ve gündüzün ard arda gelmesinde Allah’ın gökten indirip ölü haldeki yeri canlandırdığı rızıkta.”(2) “Rüzgârları estirmesinde, göklerle yer arasında emre hazır bekleyen bulutlarda aklını kullanan bir topluluk için kanıtlar vardır.”(3) “Biliniz ki Allah, yeryüzünü, ölümünden sonra diriltir; andolsun ki akıl edersiniz diye size delillerimizi apaçık bildirdik.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 370 · Referenz: Casiye, 5
CASİYE 45:6
İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise inanıyorlar?!
Seite 621 im Quell-PDF
CASİYE 45:7
Yazıklar ve azaplar olsun günaha batmış her yalancı iftiracıya,
Seite 621 im Quell-PDF
CASİYE 45:8
Ki Allah’ın ayetlerinin kendisine okunuşunu dinler, sonra böbürlenmiş olarak inadına devam eder. Sanki hiç duymamıştır onları. Artık acıklı bir azapla muştula böylesini.
Seite 621 im Quell-PDF
CASİYE 45:9
Ayetlerimizden birşeyin bilgisine ulaşınca, alaya aldı onu. İşte onlar içindir horlayıp yere batıran azap.
Seite 621 im Quell-PDF
CASİYE 45:10
Arkalarından cehennem. Ne kazanmış oldukları ne de Allah dışında edindikleri veliler onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. Çok büyük bir azap vardır onlar için.
Seite 621 im Quell-PDF
CASİYE 45:11
İyiye ve güzele bir kılavuzdur bu. Rablerinin ayetlerini inkar edenler için, korkunç bir pislik azabı olacaktır.
Seite 622 im Quell-PDF
CASİYE 45:12
Allah size denizi boyun eğdirdi ki, içinde gemiler O’nun emriyle akıp gitsin, lütfundan istekte bulunasınız ve şükredebilesiniz.
Seite 622 im Quell-PDF
CASİYE 45:13
Göklerde ne var, yerde ne varsa tümünü, O’ndan bir lütuf olarak size boyun eğdirmiştir. Bunda, derin derin düşünen bir topluluk için elbette ibretler vardır.
Seite 622 im Quell-PDF
CASİYE 45:14
İman edenlere söyle: “Allah’ın günlerini ummayanları affetsinler ki, O, bir toplumu kazandıklarıyla cezalandırsın.”
Seite 622 im Quell-PDF
CASİYE 45:15
Kim hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kötülük yapan da aleyhine yapmış olur. Sonunda Rabbinize döndürülürsünüz.
Seite 622 im Quell-PDF
CASİYE 45:16
Yemin olsun biz, İsrailoğullarına Kitap’ı, hükmetme gücünü, peygamberliği verdik, onları temiz yiyeceklerden rızıklandırdık ve kendilerini alemler üzerine imtiyazlı kıldık.
Seite 622 im Quell-PDF
CASİYE 45:17
Onlara, iş ve yönetime ilişkin açık-seçik belgeler sunduk. Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki azgınlık ve kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler. Hiç kuşkusuz, Rabbin, onlar arasında, tartışıp durdukları şeyle ilgili olarak kıyamet günü hüküm verecektir.
Seite 622 im Quell-PDF
CASİYE 45:18
Daha sonra seni, iş ve yönetimde bir yol ve metod üzerine koyduk. Arık ona uy. Bilmeyenlerin keyifleri ardınca gitme.
Seite 623 im Quell-PDF
CASİYE 45:19
Kuşkun olmasın ki onlar, Allah karşısında sana hiçbir yarar sağlayamazlar / Allah’tan gelecek hiçbir şeyi senden uzaklaştıramazlar. Zalimler birbirlerinin dostlarıdır; Allah ise takvaya sarılanların Veli’sidir.
Seite 623 im Quell-PDF
CASİYE 45:20
Bu Kur’an, insanların kalp gözlerini açacak ışıklardan oluşur. Gereğince inanan bir toplum için de bir kılavuz ve bir rahmettir o.
Seite 623 im Quell-PDF
CASİYE 45:21
Kötülüklere cesaretle dalanlar sanıyorlar mı ki, biz kendilerini, iman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlarla aynı tutacağız. Hayatları ve ölümleri onlarla aynı mı olacak?! Ne kötü hüküm veriyor bunlar!
Seite 623 im Quell-PDF
CASİYE 45:22
Ve Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Ta ki her benlik, kazancının karşılığıyla, hiç kimse zulme uğratılmaksızın, yüzyüze getirilsin.
Seite 623 im Quell-PDF
CASİYE 45:23
İğreti arzusunu ilah edineni gördün mü? Allah onu bir ilim üzerine saptırmış, kulağı ve kalbi üzerine mühür basmış, gözünün üstüne de bir perde çekmiştir. Allah’tan sonra ona kim kılavuzluk edecektir. Hala düşünüp ibret almıyor musunuz?
Seite 623 im Quell-PDF
CASİYE 45:24
Dediler ki: “Şu dünya hayatımızdan başkası yok. Ölüyoruz, diriliyoruz. Bizi zamandan başkası helak etmiyor.” Onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Sadece sanıda bulunuyorlar.
Seite 624 im Quell-PDF
CASİYE 45:25
Ayetlerimiz, karşılarında açık-seçik mesajlar halinde okunduğunda, delilleri sadece şöyle demek olmuştur: “Doğru sözlüler iseniz atalarımızı getirin.”
Seite 624 im Quell-PDF
CASİYE 45:26
De ki: “Sizi Allah yaşatıyor; sonra sizi öldürecek, sonra da o hakkında hiç kuşku bulunmayan kıyamet gününde biraraya getirecek. Ama insanların çokları bilmiyorlar.”
Seite 624 im Quell-PDF
CASİYE 45:27
Göklerin ve yerin mülkü / saltanatı Allah’ındır. Kıyamet kopunca, işte o gün, gerçekleri hükümsüz kılanlar hüsrana uğrayacaklardır.
Seite 624 im Quell-PDF
CASİYE 45:28
O gün tüm ümmetleri, toplanıp diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına davet edilir. Bugün, yapıp-ettiklerinizin karşılığıyla yüzyüze getirileceksiniz.
Seite 624 im Quell-PDF
CASİYE 45:29
Bu bizim kitabımız, karşınızda gerçeği söylüyor. Çünkü biz, yapıp- ettiklerinizin kopyasını çıkarıyorduk / yaptıklarınızı kaydediyorduk.
Seite 624 im Quell-PDF
CASİYE 45:30
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanların durumu şu: Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte açık zafer budur.
Seite 624 im Quell-PDF
CASİYE 45:31
İnkar ve nankörlüğe sapmış olanlara gelince, onlara şöyle denecek: “Ayetlerimiz karşınızda okunurdu ama siz büyüklük taslardınız, günahkar bir toplum oldunuz, öyle değil mi?”
Seite 624 im Quell-PDF
CASİYE 45:32
Hani size, “hiç kuşkusuz, Allah’ın vaadi haktır, kıyamet saatinde de şüphe yoktur” dendiğinde, siz şöyle demiştiniz: “Saat nedir, bilmiyoruz. Sadece birşeyler var sanıyoruz; kesin bir bilgimiz olmadığı için inanmıyoruz.”
Seite 625 im Quell-PDF
CASİYE 45:33
Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş, alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıvermiştir.
Seite 625 im Quell-PDF
CASİYE 45:34
Şöyle denilir: “Unutuyoruz sizi bugün. Tıpkı sizin, bugününüze kavuşmayı unuttuğunuz gibi. İşte böyle! Sığınağınız ateştir; hiçbir yardımcınız da olmayacaktır.”
Seite 625 im Quell-PDF
CASİYE 45:35
Bunun sebebi şudur: “Siz, Allah’ın ayetlerini eğlence aracı yaptınız, dünya hayatı sizi aldattı / gurura itti. Bugün ateşten çıkarılmayacaklar, özür dilemeleri de kabul edilmeyecek.”
Seite 625 im Quell-PDF
CASİYE 45:36
Hamd; göklerin Rabbi, yerin Rabbi, alemlerin Rabbi olan Allah’adır.
Seite 625 im Quell-PDF
CASİYE 45:37
Göklerde ve yerde ululuk / büyüklük O’nundur. Aziz’dir O, Hakim’dir.
Gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri hak olarak ve belirlenmiş bir süre için yarattık biz. Küfre batanlarsa uyarılmış oldukları şeyden yüz çevirmektedirler.
Seite 626 im Quell-PDF
AHKAF 46:4
De ki: “Allah dışında yakarmakta olduklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, yerden neyi yarattılar onlar? Yoksa göklerde bir ortaklıkları mı var? Eğer doğru sözlü kişiler iseniz bundan önce bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı getirin.”
Seite 626 im Quell-PDF
AHKAF 46:5
Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap vermeyecek birilerine yalvarıp durandan daha sapık kim vardır? Ve o yalvardıkları, onların yakarışından habersizdirler.
Seite 626 im Quell-PDF
AHKAF 46:6
İnsanlar, haşredilmek üzere toplandığında, o taptıkları onlara düşman olurlar; onların ibadetlerini de inkar ederler.
Seite 626 im Quell-PDF
AHKAF 46:7
Herşeyi ayan beyan gösteren ayetlerimiz onlara okunduğunda, kendilerine gelmiş olan hakkı inkar edenler şöyle derler: “Açık bir büyüdür bu!”
Seite 626 im Quell-PDF
AHKAF 46:8
Yahut da şöyle diyorlar: “Uyduruyor onu!” De ki: “Eğer uydursaydım onu, hiçbir şeye sahip olamazdınız Allah’tan kurtarmak için beni. İçine gömüldüğünüz yaygarayı en iyi bilen O’dur. Benimle sizin aranızda tanık olarak O yeter. Çok affedici, çok merhametlidir O.”
Seite 626 im Quell-PDF
AHKAF 46:9
De ki: “Ben resuller içinden bir türedi değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Bana vahyedilenden başkasına da uymam. Ve ben, açıkça uyaran bir elçiden başkası da değilim.”
Seite 627 im Quell-PDF
AHKAF 46:10
De ki: “Hiç düşündünüz mü? Eğer bu, Allah katından ise ve siz onu tanımamışsanız, İsrailoğullarından bir tanık da onun benzerine tanıklık edip inandığı halde, siz böbürlenmişseniz haliniz nice olur! Allah, zalimler topluluğuna kılavuzluk etmez.”
Seite 627 im Quell-PDF
AHKAF 46:11
Evet, inkar edenler, inananlara şöyle derler: “Eğer bu, hayırlı birşey olsaydı, bunlar ona inanmakta bizi geçemezlerdi.” Bununla umduklarını bulamayınca şöyle diyecekler: “Bu eski bir uydurmadır.”
Seite 627 im Quell-PDF
AHKAF 46:12
Halbuki ondan önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa’nın kitabı var. Bu Kur’an da öncekileri tasdikleyen bir kitaptır. Zulmedenleri uyarsın, güzel davrananlara müjde olsun diye Arap dilindedir.
Seite 627 im Quell-PDF
AHKAF 46:13
“Rabbimiz Allah’tır” deyip, sonra da dosdoğru yol alanlar var ya, onlar için hiçbir korku yoktur; onlar tasalanmayacaklardır da…
Seite 627 im Quell-PDF
AHKAF 46:14
Cennet halkıdır onlar. Yapıp ettiklerine karşılık olarak sürekli kalacaklardır orada.
Seite 627 im Quell-PDF
AHKAF 46:15
Biz insana, anne-babasına çok iyi davranmasını önerdik. Annesi onu zahmetle taşıdı, zahmetle doğurdu. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet, yiğitlik çağına gelip kırk yıla erdiğinde şöyle der: “Rabbim; beni, bana ve ebeveynime verdiğin nimete şükretmeye, hoşnut olacağın iyi bir iş yapmaya yönelt. Soyum içinde, benim için iyilik ve barışı gerçekleştir. Sana yöneldim ben, sana teslim olanlardanım ben.”
‘Kırk yaşına ulaşınca’(1) Dolayısıyla, çocuk yaşta ona hikmet verilebileceği gibi kırk yaşında da verilebilir.”(2) İmam Cevad (a.s), Kur’ân-ı Kerim’e dayanarak saray âlimleri tarafından yayılan sapmaları reddediyor ve Peygamber Efendimize (s.a.a) istinat edilen uydurma hadislerin batıl olduğunu açıklığa kavuşturuyordu. Örneğin, İmam’ın (a.s) Abbasîlerin hilafeti döneminde meşhur kadı Yahya b. Eksem’e verdiği cevaplar şöyledir: Me’mun, kızı Ümmü Fazl’ı İmam Cevad’la (a.s) evlendirdikten sonra bir gün büyük bir meclis düzenlendi. Me’mun, İmam Cevad (a.s), Yahya b.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 310 · Referenz: Ahkaf, 15
Ne zaman ki hışmımızı gördüler: "Tek Allah'a inandık ve O'na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik." dediler. Fakat hışmımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine bir fayda sağlamadı. Allah’ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan yasası budur. İşte o zaman kâfirler ziyana uğramışlardır. Ravi şöyle demektedir: Bu mektuptan sonra Mütevekkil’in emriyle o Hıristiyanı ölünceye kadar dövdüler.(1) Hamileliğin En Az Süresi Altı aylık bebek doğuran bir kadını Halife Ömer’in yanına getirdiler. Ömer onu taşlatarak öldürtmek istedi. Bunun üzerine Emîrü’l-Müminin Ali (a.s) ona şöyle buyurdu: Bu kadın sana Kur’ân ile delil getirirse seni alt eder; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “(Ana karnında) taşınması ile sütten kesilmesi otuz ay sürdü.”(2) Ve Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Anneler, çocuklarını -emzirmeyi Kadın iki yılda süt vermeyi tamamlıyorsa, hamilelik ve sütten kesme dönemi de otuz ay ise; demek ki hamilelik süresi altı aydır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 394 · Referenz: Ahkaf, 15
AHKAF 46:16
Bunlar, cennet halkı arasında o kimselerdir ki, yaptıklarının en güzelini kabul ederiz, çirkinliklerini görmezlikten geliriz. Bu onlara verilmiş olan şaşmaz vaattir.
Seite 628 im Quell-PDF
AHKAF 46:17
Birisi de ana-babasına: “Yazık size, benden önce bir yığın nesil gelip geçtiği halde, siz bana, benim diriltileceğimi mi söylüyorsunuz?” dedi. Onlarsa Allah’a sığınarak, “yazıklar olsun sana; inansana, Allah’ın vaadi haktır” diye vahlanınca o şöyle dedi: “Bu, öncekilerin masallarından başkası değil.”
Seite 628 im Quell-PDF
AHKAF 46:18
İşte bunlar, kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan ümmetleri içinde, üzerlerine azap hak olanlardır. Hiç kuşkusuz onlar, hüsrana uğrayanlardır.
Seite 628 im Quell-PDF
AHKAF 46:19
Herbirinin, yapıp ettiklerinden dereceleri vardır. Amellerinin karşılığı eksiksiz verilecektir, hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır.
Seite 628 im Quell-PDF
AHKAF 46:20
Gün olur, inkar edenler ateşe arz edilirler. Onlara denir ki: “İyiliklerinizi / nimetlerinizi, o iğreti dünya hayatında silip süpürdünüz, onlarla zevklenip eğlendiniz. Bugünse alçaltıcı azapla cezalandırılacaksınız. Çünkü siz yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladınız ve gerçeğe ters düştünüz.”
Seite 629 im Quell-PDF
AHKAF 46:21
Ad kavminin kardeşini de an. O, kendinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçtiği Ahkaf'’ta, toplumunu şöyle uyarmıştı: “Allah’tan başkasına kulluk / ibadet etmeyin. Gerçek şu ki, ben sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum.”
Seite 629 im Quell-PDF
AHKAF 46:22
Dediler: “Sen bizi, tanrılarımızdan yüz geri etmek için mi geldin? Eğer doğru sözlülerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi ortaya getir.”
Seite 629 im Quell-PDF
AHKAF 46:23
Dedi: “İlim, ancak Allah katındadır. Ben size, bana vahyedileni tebliğ ediyorum. Fakat sizin, cahillik edip duran bir toplum olduğunuzu görüyorum.”
Seite 629 im Quell-PDF
AHKAF 46:24
Nihayet onu, vadilerine doğru gelen geniş bir bulut halinde görünce: “Ha dediler, bu bize yağmur getirecek bir bulut.” Hayır, o, aceleden istediğiniz şeyin ta kendisi. Bir rüzgar ki, içinde acıklı bir azap var.
Seite 629 im Quell-PDF
AHKAF 46:25
Rabbinin emriyle herşeyi yerle bir edecek. Sonunda o hale geldiler ki, konutlarından başka hiçbir şey görünmüyordu. Günahkarlar topluluğunu işte böyle cezalandırırız biz.
Seite 629 im Quell-PDF
AHKAF 46:26
Andolsun, onlara, size vermediğimiz imkan ve kudreti vermiştik. Onlar için işitme gücü, gözler ve gönüller oluşturmuştuk. Fakat, ne işitme güçleri ne gözleri ne de gönülleri, kendilerine hiçbir yarar sağlamadı / kendilerinden hiçbir şeyi uzaklaştıramadı; çünkü ayetlerimize karşı direniyorlardı. Ve alaya aldıkları şey, onları kuşatıp sardı.
Seite 630 im Quell-PDF
AHKAF 46:27
Andolsun, sizi çevreleyen kentleri / medeniyetleri de helak ettik. Belki dönerler diye ayetleri değişik biçimlerde sıralayıp durmuştuk.
Seite 630 im Quell-PDF
AHKAF 46:28
Allah’ın yanında yakınık sağlamak için edindikleri ilahlar, onlara yardım etseydi ya! Tam aksine, onlardan uzaklaşıp kayboldular. Bun onların yalanları, uydurup durduklarıydı.
Seite 630 im Quell-PDF
AHKAF 46:29
Bir zaman, cinlerden bir topluluğu, Kur’an’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Onu dinlemeye hazır hale geldiklerinde: “Susup dinleyin.” dediler. Dinleme bitirilince de uyarıcılar olarak kendi toplumlarına döndüler.
Seite 630 im Quell-PDF
AHKAF 46:30
Dediler ki: “Ey toplumumuz! Biz; Musa’dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve dosdoğru yola ileten bir Kitap dinledik.”
Seite 630 im Quell-PDF
AHKAF 46:31
“Ey toplumumuz! Allah’ın davetçisine uyun, ona iman edin ki Allah, günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acıklı bir azaptan korusun.”
Seite 630 im Quell-PDF
AHKAF 46:32
Allah’ın davetçisine uymayan, yeryüzünde hiç kimseyle yarışamaz / hiç kimseyi aciz bırakamaz. Böylesinin, Allah dışında dostları da olmaz. Böyleleri apaçık bir sapıklık içindedirler.
Seite 631 im Quell-PDF
AHKAF 46:33
Görmediler mi ki; gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorgunluğa düşmeyen Allah, ölüleri diriltmeye de kadirdir. Evet, O herşeye kadirdir.
Seite 631 im Quell-PDF
AHKAF 46:34
Gün gelir, o inkar edenler, ateşe arz edilirler. “Bu gerçek değil miymiş?” diye sorulur. “Elbette! Rabbimize yemin ederiz, gerçekmiş.” derler. Allah buyurur: “O halde, inkar ettiğinizden ötürü tadın azabı.”
Seite 631 im Quell-PDF
AHKAF 46:35
Artık, resullerin azim sahibi olanlarının sabrettiği gibi sabret. O inkarcılar için acele etme. Tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, gündüzün sadece bir saati kadar yaşamış gibi olurlar. Bir duyurudur bu. Fasıklar topluluğundan başka kim helak edilir!
Seite 631 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân’ın Kapsamlılığı ve Evrenselliği zitat
Sumaa b. Mehran şöyle der: Ebu Abdullah (Cafer Sadık)'a (a.s), "Ulü'l-azm resullerin sabrettiği gibi sabret"(1) ayetini sordum. Buyurdu ki: "Ulü'l-azm peygamberler, Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed'dir (s.a.a)." Dedim ki: "Bunlar nasıl ulü'l-azm oldular?" Buyurdu ki: "Çünkü Nuh (a.s), bir kitap ve şeriatla gönderildi ve Nuh'tan sonra gelen bütün peygamberler onun kitabını, şeriatını ve hayat sistemini uyguladılar.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 57 · Referenz: Ahkaf, 35
47. MUHAMMED 38 Ayet
MUHAMMED 47:1
Küfre saplanıp Allah’ın yolundan alıkoyanların yapıp ettiklerini O, boşa çıkarmıştır.
Seite 631 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:2
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlar ve Muhammed’e indirilene –ki o onların Rablerinden bir haktır- inanmış olanlara gelince, Allah onların çirkin davranışlarını örtmüş ve gönüllerini iyilik ve barışa yöneltmiştir.
Seite 632 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:3
Bu böyledir; çünkü küfre batanlar boş ve tutarsıza uymuşlardır. İman edenler ise Rablerinden gelen hakka uymuşlardır. İşte Allah, insanlara kendi durumlarını bu şekilde örnekleyerek anlatır.
Seite 632 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:4
Küfre batmışlarla burun buruna geldiğinizde, boyunlar vurulur. Nihayet onları bastırıp sindirdiğinizde, antlaşma bağını sıkı bağlayın. Artık bundan sonrası ya bir bağışlama ya bir fidyedir. Nihayet harp, ağırlıklarını yere bırakır. İşte böyle! Eğer Allah dileseydi, onlardan öc alırdı. Ama kiminizi kiminizle denemek için böyledir. Allah yolunda öldürülenlerin amelleri asla gözardı edilmeyecektir.
Seite 632 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:5
Onları doğruya ve güzele kılavuzlayacak ve kalplerini barışa yöneltecektir.
Seite 632 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:6
Ve onları, kendilerine tanımlamış olduğu o cennete koyacaktır.
Seite 632 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:7
Ey iman sahipleri! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.
Bu böyledir; çünkü onlar Allah’ın indirdiğini tiksindirici bulmuşlardır. Allah da onların tüm amellerini boşa çıkarmıştır.
Seite 633 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:10
Onlar yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bir bakmıyorlar mı? Allah onları yerle bir etmiştir. Şu inkar edenlere de onlara yapılanın aynısı yapılacaktır.
Seite 633 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:11
Bu böyledir; çünkü Allah, iman edenlerin Mevla’sıdır. Küfre sapanların ise Mevla’sı yoktur.
Seite 633 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:12
Şu bir gerçek ki Allah, iman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Küfre sapanlarsa zevk edip eğlenmeye bakarlar; davarların yediği gibi yer içerler. Varacakları yer ateştir onların.
Seite 633 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:13
Seni yerinden çıkaran o kentinden çok daha kuvvetli nice kentler vardı ki, biz hepsini helak ettik; hiçbir yardımcıları olmadı.
Seite 633 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:14
Rabbinden açık bir kanıt üzere olan, amelinin çirkiniği kendisine süslü gösterilip de boş arzularına uyanlara benzer mi?
Seite 633 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:15
Sakınanlara vaat olunan cennetin durumu şöyledir: Orada, bozulmayan sudan ırmaklar, tadı bozulmayan sütten nehirler, içenlere lezzet sunan bir şaraptan nehirler, süzme bir baldan oluşan nehirler var. Ve orada kendileri için her türlü meyvanın yanında, Rablerinden bir de bağışlanma var. Bu nimetler içindekiyle, sürekli ateşte olup da içirildiği sıcak su tarafından bağırsakları parçalanan kimse aynı olur mu?
Seite 633 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:16
İçlerinden bir kısmı seni dinler, sonra senin yanından çıktıklarında, kendilerine ilim verilmiş olanlara şöyle sorarlar: “Az önce ne söyledi?” İşte bunlar, Allah’ın, kalplerine mühür bastığı kimselerdir, boş arzularının ardına düşmüşlerdir.
Seite 634 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:17
Kılavuzlarını bulmuş olanlara gelince, Allah onların hidayetini artırmış ve korunma imkanlarını kendilerine vermiştir.
Seite 634 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:18
Kıyametin ansızın tepelerine inmesinden başka neyi bekliyorlar? Onun belirtileri zaten gelmiştir. O onlara gelip çatınca, ibret almaları neye yarar?!
Seite 634 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:19
Allah’tan başka tanrı olmadığını kuşkusuzca bil. Hem kendi günahın için hem de mümin erkeklerle mümin kadınlar için af dile. Allah sizin, dönüp dolaşacağınız yeri de varıp ulaşacağınız yeri de bilir.
Seite 634 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:20
İman edenler derler ki: “Bir sure indirilseydi olmaz mıydı?” Fakat hükmü kesinleşmiş bir sure indirilip de içinde savaş da anılınca, kalplerinde maraz olanların, ölüm baygınlığına tutulmuş bir bakışla sana baktıklarını görürsün. Onlara uygun olan da odur.
Seite 634 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:21
İtaat ve güzel bir söz! İş budur. İş ciddileşince, Allah’a verdikleri söze sadık olsalardı kendileri için daha iyi olurdu.
Seite 635 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:22
Demek iş başına gelecek olsanız / savaştan geri kalacak olsanız, ülkede fesat çıkarıp rahimleri parçalayacaksınız.
Bir de akrabalık bağlarını kesen kimseyle arkadaşlık etmekten sakın; çünkü ben, bu kimsenin Allah Teâlâ’nın kitabında üç yerde lanetlendiğini gördüm: “Geri dönerseuğrayanlardır.”(3) / (4) Kötülükleri Yaymaktan Sakınmak İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: Bir mümin hakkında iki gözün gördüğü ve iki kulağın duyduğu şeyleri söyleyen kimse, Allah Teâlâ’nın, haklarında şöyle buyurduğu kişilerdendir: “İnananlar içinde rette de acı bir azab vardır.”(5) / (6)
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 421 · Referenz: Muhammed, 22-23
MUHAMMED 47:23
İşte bunlardır, Allah’ın kendilerine lanet edip kulaklarını sağır, gözlerini de kör ettiği kimseler…
Bir de akrabalık bağlarını kesen kimseyle arkadaşlık etmekten sakın; çünkü ben, bu kimsenin Allah Teâlâ’nın kitabında üç yerde lanetlendiğini gördüm: “Geri dönerseuğrayanlardır.”(3) / (4) Kötülükleri Yaymaktan Sakınmak İmam Cafer Sadık (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 421 · Referenz: Muhammed, 22-23
MUHAMMED 47:24
Peki bunlar, Kur’an’ın anlamını inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var?
Seite 635 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’an Okuma Adabı zitat
Elbette bu, peygamberlerle evliyaların Hakk’ın tecellisini görmeleri sonucu bayılmalarından farklıdır. Nitekim peygamberler ve evliyalardaki bu baygınlık, ilahî bir kaynağa sahip olup ruhun yücelmesine neden olmaktadır; ama söz konusu grupların bu halleri, başka şeylerden kaynaklanıp, ruhun sapmasına sebep olmaktadır. Tedebbür ve Amelle Birlikte Olan Okuma Kur’ân-ı Kerim, sürekli insanı akletmeye ve düşünmeye davet etmekte, her şeyden önce insanı, ayetlerin üzerinde derinlemesine düşünmeye çağırmaktadır: Sana (bu) mübarek Kitabı indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar.(2) Kur’ân'ı(n anlamını) düşünmüyorlar mı? Yoksa kalbler(inin) üzerinde kilitleri mi var (ki hiçbir hakikat, gönüllerine girmiyor)?(3) Hadislerde de Kur’ân okurken düşünmenin çok önemli olduğu vurgulanmıştır. İmam Muhammed Bâkır’dan (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 212 · Referenz: Muhammed, 24
Bir başka ayette de şöyle buyuruyor: “Niçin Kur’ân’ı düYoksa “Allah kalplerini mühürlemiş de bu yüzden anlamıyorlar mı?”(2) Veya “İşitmedikleri hâlde işittik diyenler gibi olmayın.”(3) “Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi.”(4) Veya “İşittik ve isyan ettik dediler.”(5) Aksine imamlık, Allah’ın bir lütfüdür: Böyleyken imamı seçme işi nasıl onlara bırakılmış olabilir?
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 361 · Referenz: Muhammed, 24
MUHAMMED 47:25
Hidayet kendilerine açıkça belli olduktan sonra arkalarına dönenlere şeytan fit vermiş, sonu gelmez arzuların / ümitlerin ardına takmıştır onları.
Seite 635 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:26
Bu şundandır: Bunlar, Allah’ın indirdiğinden tiksinenlere, “bazı işlerde size itaat edeceğiz” demişlerdi. Fakat Allah onların gizlediklerini biliyor.
Seite 635 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:27
Melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alacakları zaman, bakalım nasıl olacak?!
Seite 635 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:28
Olacak olan budur. Çünkü onlar, Allah’ı öfkelendiren şeylerin peşine düştüler, O’nun hoşnutluğundan tiksindiler, sonunda Allah bütün amellerini boşa çıkardı.
Seite 635 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:29
Yoksa o kalplerinde maraz olanlar, Allah kendilerinin kinlerini hiçbir zaman ortaya çıkarmayacak mı sandılar?
Seite 636 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:30
Dileseydik onları sana mutlaka gösterirdik de sen onları yüzlerinden kesinlikle tanırdın. Zaten sen onları, sözlerinin tarzından da tanırsın. Allah tüm yaptıklarınızı biliyor.
Seite 636 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:31
Andolsun, içinizden gayret gösterip didinenlerle sabredenleri bilinceye kadar, sizi belalarla imtihan edeceğiz. Haberlerinizi de eleyip tarayacağız.
Seite 636 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:32
Nankörlüğe sapıp Allah yolundan alıkoyanlar ve hidayet kendilerine tam bir şekilde belli olduktan sonra resule kafa tutanlar, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler. O, onların amellerini işe yaramaz hale getirecektir.
Seite 636 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:33
Ey iman edenler! Allah’a itaat edin; resule de itaat edin. Amellerinizi işe yaramaz hale getirmeyin.
Üstteki el alttaki elden daha üstündür ve iyiliğe önce ailenle başla.(1) İyilikleri Korumak İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır: Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim ‘Subhanellah’ derse, Allah Teâlâ bunun karşılığında cennette onun için bir ağaç diker. Kim, ‘Elhamdulillah’ derse, Allah bunun karşılığında cennette onun için bir ağaç diker. Kim, ‘La ilahe illellah’ derse, Allah bunun karşılığında cennette onun için bir ağaç diker. Kim, ‘Allah-u ekber’ derse, Allah, bunun karşılığında cennette onun için bir ağaç diker.” O sırada, Kureyş’ten olan bir adam, “Ey Allah’ın Resulü! Öyleyse bizim cennette çok ağacımız var!” dedi. Allah Resulü: “Evet.” buyurdu; “Fakat onlara ateş göndererek onları yakmaktan sakının; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Ey inananlar, Allah'a itaat edin, Elçi'ye itaat edin, işlerinizi boşa çıkarmayın.”(2) / (3) Birlikte Oturma Adabı İmam Ali b. Hüseyin (Zeynelabidin) (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 419 · Referenz: Muhammed, 33
MUHAMMED 47:34
İnkar edip Allah yolundan döndüren, sonra da küfre saplanmış olarak ölenler yok mu, Allah onları asla affetmeyecektir.
Seite 636 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:35
Gevşemeyin, üstün durumda olduğunuz halde antlaşmaya davet etmeyin. Allah sizinledir; amellerinizi asla yitirmeyecektir.
Seite 636 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:36
Şu iğreti dünya hayatı, sadece bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder korunursanız, Allah ödüllerinizi verecek ve sizden mallarınızı istemeyecektir.
Seite 637 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:37
Eğer onları isteyip bunun için sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz, böylece Allah kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
Seite 637 im Quell-PDF
MUHAMMED 47:38
İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağırılan insanlarsınız. Ama bir kısmınız cimrilik ediyor. Oysa ki cimrilik eden kendi aleyhine cimrileşmiş olur. Allah Gani’dir; yoksul olan sizlersiniz. Eğer yüz çevirirseniz, Allah yerinize başka bir toplum getirir. Ve onlar, sizin benzerleriniz olmazlar.
Seite 637 im Quell-PDF
48. FETİH 29 Ayet
FETİH 48:1
Şu bir gerçek ki, biz sana apaçık bir fetih nasip ettik.
Seite 637 im Quell-PDF
FETİH 48:2
Ki Allah senin günahından geçmiş olanı da gelecek olanı da bağışlasın, nimetini senin üzerinde tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola kılavuzlasın.
Seite 637 im Quell-PDF
FETİH 48:3
Ve Allah sana onur ve kuvvet dolu bir yardımla destek verecektir.
Seite 637 im Quell-PDF
FETİH 48:4
O odur ki, müminlerin gönüllerine, imanları beraberinde iman geliştirsinler diye, mutluluk ve huzur indirdi. Yalnız Allah’ındır göklerin ve yerin orduları. Alim’dir Allah, Hakim’dir.
Seite 637 im Quell-PDF
FETİH 48:5
İnanmış erkekleri ve inanmış kadınları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokması içindir bu. Sürekli kalıcıdırlar orada. Ve onların çirkin davranışlarını örtüp gizlemesi içindir. İşte bu, Allah katında çok büyük bir kurtuluş ve eriştir.
Seite 638 im Quell-PDF
FETİH 48:6
Ve Allah hakkında kötü sanılar besleyen erkek münafıklarla kadın münafıklara ve erkek putperestlerle kadın putperestlere, o kötülük girdabı başlarına dönesilere azap etsin diyedir bu. Allah onlara öfkelenmiş, onları lanetlemiş ve kendilerine cehennem hazırlamıştır. Kötü bir varış yeridir o.
Seite 638 im Quell-PDF
FETİH 48:7
Yalnız Allah’ındır göklerin ve yerin orduları. Aziz’dir Allah Hakim’dir.
Seite 638 im Quell-PDF
FETİH 48:8
Şu bir gerçek ki biz seni, bir tanık, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
Seite 638 im Quell-PDF
FETİH 48:9
Allah’a ve resulüne inanasınız, O’nu destekleyesiniz, O’nu yüce bilesiniz ve sabah-akşam O’nu tespih edesiniz diye.
Seite 638 im Quell-PDF
FETİH 48:10
O seninle el tutuşup sözleşenler var ya, onlar gerçekte Allah ile bey’atleşiyorlar. Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir. Kim ahdi bozar, döneklik ederse kendi aleyhine döneklik etmiş olur. Ve kim Allah’a verdiği sözde vefalı davranırsa, Allah ona büyük bir ödül verecektir.
Seite 638 im Quell-PDF
FETİH 48:11
Bedevilerden, geri bırakılmış olanlar sana şöyle diyecekler: “Bizleri, mallarımız ve ailelerimiz oyaladı. O halde bizim için Allah’tan af dile.” Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: “Allah size bir zarar dilerse, O’nun sizin için dilediğine kim engel olabilir?” Doğrusu şu ki, Allah sizin yaptıklarınızdan haberdardır.
Seite 639 im Quell-PDF
FETİH 48:12
Siz sanmıştınız ki, resul de müminler de ailelerine bir daha asla dönemeyecekler. Bu düşünce kalplerinizde süslendi de çirkin bir sanıya saplandınız ve mahvolmuş bir topluluk haline geldiniz.
Seite 639 im Quell-PDF
FETİH 48:13
Kim Allah’a ve resulüne iman etmezse bilsin ki biz, inkarcılar için alevli bir ateş hazırladık.
Seite 639 im Quell-PDF
FETİH 48:14
Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dilediğini affeder, dilediğine azap eder. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 639 im Quell-PDF
FETİH 48:15
Geri bırakılanlar, ganimetleri almak üzere gittiğiniz zaman şöyle diyecekler: “İzin verin biz de size uyalım.” Onlar Allah’ın kelamını değiştirmek istiyorlar. De ki: “Bize asla uyamazsınız. Allah önceden de böyle buyurmuştu.” Bu kez şöyle diyecekler: “Hayır, siz bizi kıskanıyorsunuz.” İşin doğrusu şu ki, onlar çok az anlıyorlar / onlar, az bir kısmı hariç, anlamıyorlar.
Seite 639 im Quell-PDF
FETİH 48:16
Bedevilerden, geri bırakılmış olanlara de ki: “Siz yakında çok zorlu savaş veren bir kavimle çarpışmaya çağırılacaksınız. Ya onlarla çarpışırsınız, yahut onlar Müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir ödül verecektir. Yok eğer önceden döndüğünüz gibi yüz çevirirseniz, Allah sizi acıklı bir azapla cezalandırır.”
Seite 640 im Quell-PDF
FETİH 48:17
Köre zorlama yoktur. Topala zorlama yoktur, hastaya da zorlama yoktur. Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, Allah onu acıklı bir azapla cezalandırır.
Seite 640 im Quell-PDF
FETİH 48:18
Andolsun, Allah müminlerden, o ağacın altında sana bey’at ettikleri sırada hoşnut olmuştur. Onların gönüllerindekini bilmiş, üzerlerine huzur ve sükun indirmiş ve kendilerine yakın bir fetih nasip etmiştir.
Seite 640 im Quell-PDF
FETİH 48:19
Alacakları birçok ganimetler de nasip etmiştir. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.
Seite 640 im Quell-PDF
FETİH 48:20
Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaat etti. Şunu da size aceleden verdi ve insanların ellerini de sizden uzak tuttu ki bu, inananlara bir ibret olsun ve Allah sizi dosdoğru yola kılavulasın.
Seite 640 im Quell-PDF
FETİH 48:21
Sizin güç yetireceğiniz başka ganimetler de vardır. Allah onları kuşatmış bulunuyor. Allah herşey üzerinde Kadir’dir.
Seite 640 im Quell-PDF
FETİH 48:22
Eğer küfredenler sizinle savaşsalardı, sırtlarını dönüp kaçacaklardı. Sonra da ne bir dost ne bir yardımcı bulamazlardı.
Seite 641 im Quell-PDF
FETİH 48:23
Bu, Allah’ın öteden beri işleyip duran yolu-yasasıdır. Allah’ın yol ve yasasında hiç bir değişme bulamazsın.
Seite 641 im Quell-PDF
FETİH 48:24
O odur ki, sizi onlara galip getirdikten sonra Mekke’nin göbeğinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan uzak tuttu. Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir.
Seite 641 im Quell-PDF
FETİH 48:25
Onlar o kişilerdir ki, küfre sapıp sizi Mescid-i Haram’dan geri çevirdiler, bekletilen kurbanların, yerlerine ulaşmasına engel oldular. Eğer kendilerini tanımadığınız için çiğneyeceğiniz ve bu bilgisizlik yüzünden üzüntü ve kınayışla karşılaşacağınız inanmış erkeklerle inanmış kadınlar olmasaydı, iş başka türlü olurdu. Böyle olması, Allah’ın, dilediğini rahmetine sokması içindir. Onlar birbirlerinden ayrılmış olsalardı, inkara sapanlarını elbette acıklı bir azapla cezalandırırdık.
İmam Ali’nin (a.s) Sabrı İbrahim Kerehî şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s) dedim ki (veya birisi ona şöyle dedi ki): “Allah sizi salih kılsın! Ali (a.s) Allah’ın dininde güç sahibi değil miydi?” İmam (a.s): “Evet.” buyurdu. Adam: “O hâlde nasıl ona karşı galebe çaldılar ve Ali (a.s) neden onları geri püskürtmedi? Onu bu savunmadan engelleyen şey neydi?” diye sordu. İmam (a.s): “Onu, Allah’ın Kitabındaki bir ayet engelledi.” buyurdu. “Hangi ayet?” sorusuna İmam (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 405 · Referenz: Fetih, 25
FETİH 48:26
İnkar edenler, kalplerine öfkeli taassubu, o cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise huzur ve mutluluğunu resulünün, inananların üstüne indirmişti. Onları, takva kelimesine bağlı tutmuştu. Zaten onlar buna layık ve ehil idiler. Allah herşeyi çok iyi bilmektedir.
Seite 641 im Quell-PDF
FETİH 48:27
Andolsun ki Allah, resulüne o rüyayı hak olarak doğru çıkarmıştır. Allah dilerse, başlarınızı tıraş etmiş, saçlarınızı kısaltmış olarak güven içinde, korku duymadan Mescid-i Haram’a mutlaka gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bildi de bundan önce size yakın bir fetih nasip etti.
Seite 642 im Quell-PDF
FETİH 48:28
O, resulünü hidayet ve hak dinle gönderdi ki, o dini tüm dinlere üstün kılsın. Tanık olarak Allah yeter.
Seite 642 im Quell-PDF
FETİH 48:29
Muhammed Allah’ın resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkarcılara karşı çok çetin, kendi aralarında çok merhametlidirler. Sen onları rüku eder, secdeye kapanır halde görürsün. Allah’tan bir lütuf ve hoşnutluk ister dururlar. Görünüşlerine gelince, yüzlerinde secde eseri / izi vardır. Bu onların Tevrat’taki nitelikleri. İncil’deki nitelikleri de şöyle: Tıpkı bir ekin ki filizini çıkarmış, o filizi kuvvetlendirmiş. Filiz kalınlaştı, gövdesi üzerine dikildi. Ziraatçıları da imrendirir / hayran bırakır bu ekin. Allah böyle yapar ki, onlar sayesinde inkar edenleri öfkelendirsin. Allah onlardan iman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara bir bağışlanma ve büyük bir ödül vaat etmiştir.
Seite 642 im Quell-PDF
49. HUCURAT 18 Ayet
HUCURAT 49:1
Ey iman edenler! Allah’ın ve resulünün önüne geçmeyin. Allah’tan korkun. Allah gerçekten çok iyi duyan ve gereğince bilendir.
Seite 643 im Quell-PDF
HUCURAT 49:2
Ey iman edenler! Seslerinizi o Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Kiminizin kiminize bağırarak konuştuğu gibi, onun huzurunda sözü yükseltmeyin. Yoksa siz hiç farkında olmadan amelleriniz eriyip gider.
Seite 643 im Quell-PDF
HUCURAT 49:3
Allah resulünün huzurunda seslerini alçaltanlar var ya, onlar Allah’ın, gönüllerini takva için imtihan ettiği kişilerdir. Bir bağışlanma vardır onlar için, bir büyük ödül vardır.
Seite 643 im Quell-PDF
HUCURAT 49:4
Hücrelerin arkasından sana seslenenlere gelince, onların çoğu aklını çalıştırmamaktadır.
Seite 643 im Quell-PDF
HUCURAT 49:5
Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya dek sabretmiş olsalardı, kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 643 im Quell-PDF
HUCURAT 49:6
Ey iman sahipleri! Özü-sözü bozuk birisi size bir haber getirdiğinde, hemen araştırıp inceleyin / delil arayın. Yoksa bilgisizlikle bir topluluğu suçlar da yapmış olduğunuza pişmanlık duyar hale gelirsiniz.
Seite 643 im Quell-PDF
HUCURAT 49:7
Bilin ki, Allah’ın resulü içinizdedir. Eğer o çoğu işte size uysaydı, gerçekten zorlukla karşılaşır, sıkıntıya düşerdiniz. Ama Allah, imanı size sevdirmiş ve onu gönüllerinizde süslemiştir. Ve size küfrü, öz-söz bozukluğunu, isyanı çirkin göstermiştir. Rüşte ermiş olanlar işte bunlardır;
Seite 644 im Quell-PDF
HUCURAT 49:8
Allah’tan bir lütuf ve nimet olarak. Alim’dir Allah, Hakim’dir.
Seite 644 im Quell-PDF
HUCURAT 49:9
Müminlerden iki zümre çarpışırlarsa, onların aralarında hemen barışı kurun. Eğer onlardan biri öteki aleyhine sınır tanımazlık edip saldırırsa, azgınlık edenle, Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer vazgeçerse, yine ikisi arasını adalet ve dürüstlükle sulh edin. Kuşkusuz, Allah adalette titiz davrananları sever.
Seite 644 im Quell-PDF
HUCURAT 49:10
Şu bir gerçek ki, müminler sadece kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı sağlayın ve Allah’tan korkun ki, size merhamet edilebilsin.
Seite 644 im Quell-PDF
HUCURAT 49:11
Ey inananlar! Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin. Olabilir ki, alay ettikleri topluluk kendilerinden hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Alay ettikleri, kendilerinden hayırlı olabilir. Öz benliklerinizi ayıplamayın / kendi nefislerinizde ayıplar aramayın; birbirinize kötü lakaplar yakıştırmayın. İmandan sonra fasıklıkla aldanmak ne kötü şeydir. Kim ki tövbe etmez, işte böyleleri zalimlerdir.
Seite 644 im Quell-PDF
HUCURAT 49:12
Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Sinsi casuslar gibi ayıp aramayın. Gıybet ederek biriniz ötekini arkasından çekiştirmesin. Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? Bakın bundan iğrendiniz. Allah’tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah tövbeleri çok kabul eden, rahmeti sonsuz olandır.
Seite 645 im Quell-PDF
HUCURAT 49:13
Ey İnsanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz, kötülüklerden en çok korunanızdır. Allah herşeyi bilir, herşeyden haberdardır.
Seite 645 im Quell-PDF
HUCURAT 49:14
Bedeviler: “İman ettik.” dediler. De ki: “Siz iman etmediniz. Ancak ‘Müslüman’ olduk deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah’a ve resulüne itaat ederseniz Allah, yapıp ettiklerinizden hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah Gafur’dur, Rahim’dir.”
Seite 645 im Quell-PDF
HUCURAT 49:15
Müminler ancak şu kimselerdir ki, Allah’a ve resulüne iman ederler; sonra hiçbir kuşkuya düşmezler ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda didinirler. İşte bunlardır, özü-sözü birbirine uyanlar.
Seite 645 im Quell-PDF
HUCURAT 49:16
De ki: “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa ki Allah, gökte ne var, yerde ne var hepsini bilir. Allah herşeyi çok iyi bilmektedir.”
Seite 646 im Quell-PDF
HUCURAT 49:17
İslam’a girmelerini senin başına kakıyorlar. De ki: “İslamınızı benim başıma kakmayın. Aksine, eğer özü-sözü doğru insanlarsanız, sizi imana kılavuzladığı için Allah hepinizi minnet borcu altına sokar.”
Seite 646 im Quell-PDF
HUCURAT 49:18
Şu bir gerçek ki, Allah göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı iyice görmektedir.
Seite 646 im Quell-PDF
50. KAF 45 Ayet
KAF 50:1
Kaf. Şanı yüce, ilahi cömertlikle dolu Kur’an’a andolsun ki,
Seite 646 im Quell-PDF
KAF 50:2
İş sanıldığı gibi değil. Kendilerine içlerinden bir uyarıcı geldi diye şaştılar da şöyle dediler o küfre batanlar: “Acaip şey bu!
Seite 646 im Quell-PDF
KAF 50:3
Ölünce mi, biz toprak olunca mı? Çok uzak bir dönüştür bu.”
Seite 646 im Quell-PDF
KAF 50:4
Toprağın onlardan neyi eksilttiğini pek iyi bilmişizdir biz. Herşeyi saklayıp koruyan bir Kitap var katımızda.
Seite 646 im Quell-PDF
KAF 50:5
Hayır, hayır. Onlar, hak kendilerine geldiğinde, onu yalanladılar. Şimdi perişan mı perişan bir durum içindedirler.
Seite 647 im Quell-PDF
KAF 50:6
Bakmadılar mı üstlerindeki göğe ki nasıl kurduk onu, nasıl süsleyip nakışladık?! Yırtığı, çatlağı da yoktur onun.
Seite 647 im Quell-PDF
KAF 50:7
Yeryüzünü de biz uzatıp yaydık; denge noktaları yerleştirdik ona ve bitirdik onda, bakanları hayran bırakan her türlü çifti.
Bu aklen imkânsızdır... Yahya b. Eksem: Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Eğer ben peygamberliğe seçilmiş olmasaydım, mutlaka Ömer peygamber olurdu!” İmam Cevad (a.s): Allah’ın Kitabı (Kur’ân-ı Kerim) bu hadisten daha doğrudur. Allah Teâlâ Kitabında şöyle buyurmaktadır: “Hani Bu ayetten anlaşıldığına göre Allah Teâlâ, peygamberlerden kesin söz almıştır. O hâlde kendi sözünü değiştirmesi (Ömer’i Hz. Muhammed’in yerine peygamber seçmesi) nasıl mümkün olabilir? Peygamberler bir göz kırpmak kadar bile Allah’a şirk koşmamışlardır; o hâlde nasıl olur da Allah Teâlâ, ömrünün çoğunu şirk ve küfürde geçiren bir kimseyi peygamberliğe seçebilir? Hâlbuki Peygamber
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 311 · Referenz: Kâf, 16
KAF 50:17
Sağında ve solunda oturmuş iki görevli, kayıt yapmaktadır.
Seite 648 im Quell-PDF
KAF 50:18
Bir söz sarfetmeye dursun, yanındaki gözcü hemen zaptediverir.
Seite 648 im Quell-PDF
KAF 50:19
Ölüm sarhoşluğu hak olarak geldi. İşte bu, senin kaçıp durduğun şeydir.
Seite 648 im Quell-PDF
KAF 50:20
Ve sura üflendi. İşte bu, geleceği vaat edilen gündür.
Seite 648 im Quell-PDF
KAF 50:21
Her benlik, yanında bir güdücü, bir de tanık olduğu halde gelir.
Seite 648 im Quell-PDF
KAF 50:22
Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin. Ama perdeni üstünden kaldırıverdik. Bugün gözün keskin mi keskin.
Seite 648 im Quell-PDF
KAF 50:23
Yoldaşı şöyle der: “İşte yanımdaki hazır.”
Seite 648 im Quell-PDF
KAF 50:24
Siz ikiniz! Tüm nankörleri, inatçıları cehenneme atın.
Seite 648 im Quell-PDF
KAF 50:25
Durmadan hayrı engelleyeni, azgını, işkilciyi…
Seite 648 im Quell-PDF
KAF 50:26
O ki, Allah’ın yanına başka bir ilah koydu. Artık atın onu, o şiddetli azabın içine.
Seite 648 im Quell-PDF
KAF 50:27
Yoldaşı dedi ki: “Rabbimiz, onu ben azdırmadım. Onun kendisi, dönüşü olmayan bir sapıklık içindeydi.”
Seite 648 im Quell-PDF
KAF 50:28
Allah buyurdu: “Huzurumda çekişmeyin. Ben size uyarıyı çok önceden göndermiştim.”
Seite 648 im Quell-PDF
KAF 50:29
“Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmetmem.”
Seite 649 im Quell-PDF
KAF 50:30
O gün cehenneme: “Doldun mu?” deriz. O ise: “Daha yok mu?” der.
Seite 649 im Quell-PDF
KAF 50:31
Ve cennet, takva sahiplerine yaklaştırılmıştır; hiç uzak değildir.
Seite 649 im Quell-PDF
KAF 50:32
İşte size vaat edilen budur. Allah’a sürekli yönelen, korunması gerekeni koruyan herkese…
Seite 649 im Quell-PDF
KAF 50:33
Görmediği halde Rahman’dan ürperen ve Allah’a yönelik bir kalp getiren herkese…
Seite 649 im Quell-PDF
KAF 50:34
Esenlikle girin oraya. Sonsuzlaşma günüdür bu.
Seite 649 im Quell-PDF
KAF 50:35
Orada onlar için istedikleri herşey var. Katımızda ise dahası da var.
Seite 649 im Quell-PDF
KAF 50:36
Onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki, vuruş ve tutuşları bunlardan daha zorluydu. Ülkelerde delikler açmışlardı / beldelerde kaçacak delik aradılar / beldeleri boydan boya dolaştılar. Var mı kaçacak yer?
Seite 649 im Quell-PDF
KAF 50:37
Hiç kuşkusuz bunda, kalbi olan yahut tam bir tanık olarak kulak veren için mutlak bir öğüt vardır.
Ve buyurmuştur ki: “Andolsun ki biz, Musa’ya doğru yolu Ve buyurmuştur ki: “Sen yine de hatırlat. Çünkü hatırlatEy Hişam! Allah Teala, kitabında şöyle buyurmuştur: “Bu kitapta kalbi olan kimse için bir hatırlatma vardır.”(4) Ayette geçen kalp kelimesinden maksat, akıldır. Bir ayette de şöyle buyurmuştur. “Andolsun ki biz, Lokman’a hikmet verdik.”(5) Yani anlayış ve akıl verdik.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 375 · Referenz: Kaf, 37
KAF 50:38
Andolsun, biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde yarattık. Ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.
Seite 649 im Quell-PDF
KAF 50:39
Artık onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbinin hamdiyle tespih et.
Seite 649 im Quell-PDF
KAF 50:40
Gecenin bir kısmında ve secdelerin arkalarından O’nu tespih et.
Seite 650 im Quell-PDF
KAF 50:41
Haykıranın çok yakın bir yerden sesleneceği günü dinle.
Seite 650 im Quell-PDF
KAF 50:42
O gün müthiş sesi hak olarak dinleyecekler. Ortaya çıkış / diriliş günüdür bu.
Seite 650 im Quell-PDF
KAF 50:43
Biz, evet biz hayat veriyoruz, biz öldürüyoruz. Ve dönüş yalnız bizedir.
Seite 650 im Quell-PDF
KAF 50:44
O gün yer çatır çatır yarılıp onlardan çabuçak uzaklaşır. Bu yalnız bizim için kolay olan bir haşretmedir.
Seite 650 im Quell-PDF
KAF 50:45
Biz onların neler söylediklerini çok iyi biliyoruz. Sen onların üstüne bir zorba değilsin. O halde benim tehdidimden korkanlara sadece Kur’an’la öğüt ver.
Seite 650 im Quell-PDF
51. ZARİYAT 60 Ayet
ZARİYAT 51:1
O tozutup savuranlara / o kırıp un-ufak edenlere,
Seite 650 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:2
O ağırlık taşıyanlara,
Seite 650 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:3
O kolayca akıp gidenlere / o rahatça yüzenlere,
Seite 650 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:4
O iş ve oluşu bölüştürenlere andolsun ki,
Seite 650 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:5
Hiç kuşkusuz, o size vaat olunan kesinlikle doğrudur.
Seite 650 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:6
Ve din, şaşmaz bir olgudur.
Seite 650 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:7
Andolsun o ahenkli yollar taşıyan göğe,
Seite 650 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:8
Ki siz gerçekten tartışmalarla dolu bir söz içindesiniz.
Seite 650 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:9
Yüzgeri çevrilen onun yüzünden çevrilir.
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:10
Kahrolsun o düzenbaz yalancılar,
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:11
Ki onlar bir sersemlik içinde ne yaptıklarından habersizdirler.
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:12
Sorarlar: “Ne zaman o din günü?”
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:13
O gün onlar ateş üzerinde deneme ve elemeye tabi tutulacaklardır.
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:14
Tadın imtihan ve ıstırapınızı. İşte budur o çarçabuk gelmesini istediğiniz!
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:15
Şu da bir gerçek ki, sakınıp korunanlar bahçelerde ve pınar başlarındadır;
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:16
Rablerinin kendilerine verdiğini almış kişiler olarak. Doğrusu onlar bundan önce de iyilik ve güzellik sergilemekteydiler.
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:17
Gecenin pek azında uyumaktaydılar.
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:18
Seher vakitlerinde af dilemekteydi onlar.
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:19
İhtiyaç sahibi için, yoksul için bir hak vardı mallarında onların.
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:20
Yeryüzünde ayetler vardır görürcesine bilenler için.
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:21
Benliklerinizin içinde de. Hala bakıp görmeyecek misiniz?
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:22
Sizin, rızkınız da göktedir, tehdit edildiğiniz şey de.
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:23
Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki, o tıpkı sizin konuşabildiğiniz gibi kesin bir gerçektir.
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:24
Geldi mi sana İbrahim’in ikram edilen konuklarının haberi?
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:25
Hani, İbrahim’in yanına girmişlerdi de “selam” demişlerdi. İbrahim: “Selam! Tanınmayan bir topluluk bu.” demişti.
Seite 651 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:26
Hemen ailesinin yanına gitti; semiz bir dana getirdi.
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:27
Danayı misafirlerin önüne sürdü. “Yemez misiniz?” dedi.
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:28
O arada, içine bunlardan bir kuşku düştü. “Korkma!” dediler. Ve ona bilgin bir oğlan müjdelediler.
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:29
Derken karısı bir çığlık içinde döndü; yüzüne vurarak şöyle dedi: “Ben, doğurma yaşını geçmiş bir kocakarıyım!”
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:30
Dediler ki: “Rabbin böyle buyurmuştur. Hüküm ve hikmet sahibi O’dur, en iyisini bilen de O’dur.”
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:31
İbrahim sordu: “Amacınız ne, ey elçiler?”
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:32
Dediler: “Biz günahkar bir topluma gönderildik.”
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:33
“Üzerlerine çamurdan taş atalım diye.”
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:34
“Rabbin katında, sınır tanımazlar için işaretlenmiş taşlar.”
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:35
Orada müminlerden kim varsa çıkardık.
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:36
Artık orada, bir ev dışında, müslümanlardan kimse bulamıyorduk.
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:37
Acıklı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:38
Musa’da da… Biz onu açık bir kanıtla Firavun’a gönderdik.
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:39
O tüm gücüyle / tüm seçkin adamlarıyla birlikte yüz çevirdi ve şöyle dedi: “Bir büyücü yahut mecnun.”
Seite 652 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:40
Bunun üzerine, onu da ordusunu da yakalayıp suyun ortasına fırlattık. Kendi kendini kınayıp duruyordu.
Seite 653 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:41
Ad kavminde de bir ibret var. Onlar üzerine, herşeyi yerinden söken rüzgarı göndermiştik.
Seite 653 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:42
Üzerinden geçtiği herşeyi kül haline getirmeden bırakmıyordu.
Seite 653 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:43
Semud’da da bir ibret var. Onlara şöyle denmişti: “Bir vakte kadar yiyip içip eğlenin.”
Seite 653 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:44
Daha sonra onlar, Rablerinin emrine kafa tuttular da gözleri baka baka yıldırım kendilerini yakaladı.
Seite 653 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:45
Ne kalkıp kaçabildiler ne de kendilerine yardım eden oldu.
Seite 653 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:46
Daha önce de Nuh kavmini batırmıştık. Çünkü onlar da doğruluktan ayrılmış bir topluluktu.
Seite 653 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:47
Göğe gelince, onu biz ellerimizle kurduk. Hiç kuşkusuz biz, genişleticileriz.
dendiğinde “bir nimeti var.” denilmek istenmektedir.(5) Maşrikî, İmam Rıza’dan (a.s) şöyle duyduğunu rivayet etmektedir: “Aksine, Allah’ın her iki eli de açıktır.” Ben iki elimle İmam’ın (a.s) iki eline işaret ederek “İki el böyle midir?” diye sordum. İmam (a.s): “Hayır.” buyurdu; “Allah Teâlâ böyle olacak olsaydı (yaratıcı değil) yaratılmış olurdu.”(6) Şirki Reddetmek Kur’ân-ı Kerim’in inanç ilkelerine delil getirme metodu, herkes tarafından anlaşılabilir olmasıyla birlikte, güçlü bir felsefî delil sağlamlığına da sahipti. Elbette bu gerçek, Kur’ân’ın delillerinin, Kur’ân ehli olan kimseler tarafından tefsir edilmesi durumunda güzel bir şekilde anlaşılmaktadır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 337 · Referenz: Zariyat, 47
ZARİYAT 51:48
Yeri de biz döşedik. Ne güzel döşeyicileriz!
Seite 653 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:49
Herşeyden iki çift yarattık ki, düşünüp anlayabilesiniz.
Seite 653 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:50
O halde Allah’a doğru yol alın. Ben size O’ndan gelmiş açık bir uyarıcıyım.
Seite 653 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:51
Allah’ın yanına başka bir ilah koymayın. Ben size O’ndan gelmiş açık bir uyarıcıyım.
Seite 653 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:52
İşte böyle! Onlardan önce herhangi bir resul geldiğinde, mutlaka şöyle dediler: “Ya büyücüdür ya deli.”
Seite 653 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:53
Bunu aralarında vasiyetleştiler mi? Hayır, azıp sapmış bir topluluk bunlar.
Seite 654 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:54
Artık onlardan yüz çevir. Sen bu yüzden kınanmayacaksın.
Seite 654 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:55
Hatırlat / öğüt ver; çünkü hatırlatıp öğüt vermek müminlere yarar sağlar.
Ve buyurmuştur ki: “Andolsun ki biz, Musa’ya doğru yolu Ve buyurmuştur ki: “Sen yine de hatırlat. Çünkü hatırlatEy Hişam! Allah Teala, kitabında şöyle buyurmuştur: “Bu kitapta kalbi olan kimse için bir hatırlatma vardır.”(4) Ayette geçen kalp kelimesinden maksat, akıldır. Bir ayette de şöyle buyurmuştur. “Andolsun ki biz, Lokman’a hikmet verdik.”(5) Yani anlayış ve akıl verdik.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 375 · Referenz: Zariyat, 55
ZARİYAT 51:56
Ben, cinleri ve insanları sadece bana ibadet / kulluk etsinler diye yarattım.
Seite 654 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:57
Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni yedirip doyurmalarını da istemiyorum.
Seite 654 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:58
Hiç kuşkusuz, Allah Rezzak’tır, bol bol rızık verir. Kuvvet sahibidir, Metin’dir, güçlü ve dayanıklıdır.
Seite 654 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:59
Şu bir gerçek ki, zulmedenlerin, tıpkı arkadaşlarının günahları gibi günahları vardır. O halde acele etmesinler.
Seite 654 im Quell-PDF
ZARİYAT 51:60
O vaat edildikleri günlerinden dolayı vay kafirlerin haline!
Seite 654 im Quell-PDF
52. TUR 49 Ayet
TUR 52:1
Andolsun Tura,
Seite 654 im Quell-PDF
TUR 52:2
Satır satır yazılmış Kitap’a,
Seite 654 im Quell-PDF
TUR 52:3
Ki açılıp yayılmış ince deri üzerine yazılmıştır.
Seite 654 im Quell-PDF
TUR 52:4
Andolsun düzenli bir biçimde bakılan o eve,
Seite 654 im Quell-PDF
TUR 52:5
Andolsun yükseltilmiş tavana,
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:6
Andolsun o alevlerle kaynatılıp köpürtülmüş denize,
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:7
Ki hiç kuşkusuz, senin Rabbinin azabı meydana gelecektir.
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:8
Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:9
O gün gök bir çalkanışla çalkanır.
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:10
Ve dağlar bir yürüyüşle yürür.
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:11
Vay hallerine o gün, yalanlayanların,
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:12
Ki onlar bir batağa dalmış oynamaktadırlar.
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:13
O gün cehenneme bir kakılışla kakılırlar.
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:14
“İşte budur yalanlayıp durduğunuz ateş!
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:15
Bu da mı büyü?! Yoksa siz mi görmüyordunuz?
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:16
Dalın ona! Artık ister sabredin ister sabretmeyin. Sizin için hepsi birdir. Siz ancak yapıp ettiğiniz şeylerin karşılığıyla yüzyüze geleceksiniz.”
Rablerinin kendilerine verdikleriyle keyif çatarlar. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:19
“Yapıp ettiklerinizin karşılığı olarak afiyetle yiyin için;
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:20
Ardarda dizilmiş koltuklar üzerinde yaslanmış olarak.” Ve biz onları parlak, iri gözlü hurilerle eşleştirmişizdir.
Seite 655 im Quell-PDF
TUR 52:21
İman edip zürriyetleri de imanda kendilerine uyanların, soy-soplarını da kendilerine katmışızdır. Ve kendi amellerinden kendilerinin hiçbir şeyini eksiltmemişizdir. Her kişi kazandığı karşılığında bir rehindir.
Seite 656 im Quell-PDF
TUR 52:22
Biz onlara canlarının çektiği meyvadan ve etten sunduk.
Seite 656 im Quell-PDF
TUR 52:23
Orada bir kadeh tokuştururlar ki, içinde ne bir boş laf var ne de günaha sokuş.
Seite 656 im Quell-PDF
TUR 52:24
Çevrelerinde, kendilerine özgülenmiş genç uşaklar dolaşır; sanki sedeflerinde saklı inciler.
Seite 656 im Quell-PDF
TUR 52:25
Birbirlerine dönüp soruşurlar. Ve derler:
Seite 656 im Quell-PDF
TUR 52:26
“Daha önce biz, ailemiz içinde endişe ile ürperiyorduk.”
Seite 656 im Quell-PDF
TUR 52:27
“Allah bize lütufta bulundu ve bizi o iliklere işleyen azaptan korudu.”
Seite 656 im Quell-PDF
TUR 52:28
“Biz önceden O’na yakarıyorduk. Çünkü O’dur Berr, cömertçe iyilik eden; O’dur rahmeti sınırsız olan.”
Seite 656 im Quell-PDF
TUR 52:29
Artık hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimetine yemin olsun ki, sen ne kahinsin ne de cin çarpış.
Seite 656 im Quell-PDF
TUR 52:30
Yoksa şöyle mi diyorlar: “O bir şairdir. Zamanın ölüm getiren felaketine çarpılmasını bekliyoruz.”
Seite 656 im Quell-PDF
TUR 52:31
De ki: “Bekleyin! Doğrusu sizinle beraber ben de bekleyenlerdenim.”
Seite 656 im Quell-PDF
TUR 52:32
Acaba bunu onlara hayalleri mi emrediyor yoksa bunlar azmış bir topluluk mu?
Seite 657 im Quell-PDF
TUR 52:33
Yoksa, “onu uydurdu” mu diyorlar! Hayır, iman etmiyorlar.
Seite 657 im Quell-PDF
TUR 52:34
Eğer doğru sözlü iseler, onun benzeri bir hadis / söz getirsinler.
Seite 657 im Quell-PDF
TUR 52:35
Yoksa onlar hiçbir şeysiz mi yaratıldılar? Yoksa bizzat kendileri mi yaratıcıdır?
Seite 657 im Quell-PDF
TUR 52:36
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattı? Hayır, onlar gerekli bilgiye ulaşamıyorlar.
Seite 657 im Quell-PDF
TUR 52:37
Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mı? Yoksa güç ve egemenlik sahibi onlar mı?
Seite 657 im Quell-PDF
TUR 52:38
Yoksa onlara özgü bir merdiven var da onun üzerinde mi dinliyorlar? Eğer böyleyse, dinleyenleri açık bir kanıt getirsin.
Seite 657 im Quell-PDF
TUR 52:39
Yoksa kızlar O’na, oğullar size mi?
Seite 657 im Quell-PDF
TUR 52:40
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bir borç yüzünden onlar, yük altına mı giriyorlar?
Seite 657 im Quell-PDF
TUR 52:41
Yoksa gayb yanlarında da yazıp duruyorlar mı?
Seite 657 im Quell-PDF
TUR 52:42
Yoksa tuzak mı kurmak istiyorlar? Doğrusu şu ki, o inkar edenlerin kendileri tuzağa yakalanmış olacaktır.
Seite 657 im Quell-PDF
TUR 52:43
Yoksa Allah’tan başka bir ilahları mı var? Uzaktır Allah, onların ortak koştuklarından.
Seite 657 im Quell-PDF
TUR 52:44
Gökten bir parçanın düştüğünü görseler şöyle derler: “Üstüste yığılmış bulutlar!”
Seite 657 im Quell-PDF
TUR 52:45
Bayılıp yere serilecekleri günlerine kavuşuncaya kadar bırak onları.
Seite 658 im Quell-PDF
TUR 52:46
O gün ne tuzakları kendilerine bir yarar sağlar ne de bir yardım görürler.
Seite 658 im Quell-PDF
TUR 52:47
Zulmedenler için bundan başka bir azap da vardır. Fakat onların çokları bilmiyorlar.
Seite 658 im Quell-PDF
TUR 52:48
Rabbinin hükmüne sabret. Kuşkusuz, sen bizim gözlerimizin önündesin. Kalktığında Rabbinin hamdiyle tespih et.
Seite 658 im Quell-PDF
TUR 52:49
Gecenin bir bölümünde ve yıldızların ardından da O’nu tespih et.
Seite 658 im Quell-PDF
53. NECM 62 Ayet
NECM 53:1
Andolsun inip çıktığı zaman yıldıza / fışkırıp çıktığı zaman çimene / süzülüp aktığı zaman Ülker yıldızına / aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır ağır gelene,
Seite 658 im Quell-PDF
NECM 53:2
Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.
Seite 658 im Quell-PDF
NECM 53:3
O, kuruntudan, keyfinden konuşmuyor.
Seite 658 im Quell-PDF
NECM 53:4
İndirilmiş bir vahiyden başkası değildir o.
Seite 658 im Quell-PDF
NECM 53:5
Kuvvetleri çok müthiş olan belletip öğretti onu ona.
Seite 658 im Quell-PDF
NECM 53:6
Akıl, güzellik ve güç sahibidir. Doğrulup dikildi.
Seite 658 im Quell-PDF
NECM 53:7
En yüksek ufuktadır o.
Seite 658 im Quell-PDF
NECM 53:8
Sonra iyice yaklaştı ve sarktı,
Seite 658 im Quell-PDF
NECM 53:9
İki yayın beraberliği gibi, belki ondan da yakındı.
Seite 658 im Quell-PDF
NECM 53:10
Böylece vahyetti kuluna vahyettiğini.
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:11
Kalp yalanlamadı gördüğünü.
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:12
Onun gördüğü şey hakkında kuşkuya düşüp onunla çekişiyor musunuz?
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:13
Andolsun ki onu bir başka inişte de görmüştü.
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:14
Son sınır ağacı, Sidretül Münteha yanında.
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:15
O ağacın yanındadır sığınılacak bahçe.
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:16
O vakit kuşatıp sarıyordu Sidre’yi kuşatıp saran,
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:17
Göz ne kayıp şaştı ne azıp haddi aştı.
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:18
Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
Dolayısıyla, Neml Sûresi’nde geçen “nazire” kelimesi görmek anlamında olamaz; çünkü ayet görme anlamını bildirmemektedir.(1) İmam Rıza’ya (a.s) “Gördüğünü kalbi yalanlamadı.” ayetinin anlamı soruldu. (Soruyu soran kişi, görmekten maksadın Allah’ı görmek olduğunu düşünüyordu.) İmam (a.s) buna şu cevabı verdi: Bu ayetten sonraki ayetlere dikkat edilecek olursa, “Gördüğünü” sözünden maksadın ne olduğu, çok net bir şekilde anlaşılacaktır; çünkü Allah Teâlâ, birkaç ayet sonra şöyle buyurmaktadır: “Andolsun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.”(2) Allah’ın ayetleri, O’nun kendisinden farklıdır. Çünkü insanın ilmi Allah Teâlâ’yı kapsayamaz: “Fakat onların bilgisi O'nu kapsayamaz.” Eğer görme gerçekleşirse insanların ilminin, Allah’ı kapsaması da gerçekleşmiş olur.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 341 · Referenz: Necm, 18
NECM 53:19
Gördünüz mü Uzza’yı, Lat’ı.
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:20
Ve ötekini, üçüncüsü olan Menat’ı.
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:21
Erkek size, dişi Allah’a mı?
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:22
İşte bu, insafsız bir bölüştürme.
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:23
Bunlar, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir. Onlar hakkında Allah bir kanıt indirmemiştir. Onlar, sadece sanıya, bir de nefislerin hoşlandığı şeylere uyuyorlar. Andolsun, onlara Rablerinden hidayet gelmiştir.
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:24
İnsan için, her özleyip hayal ettiği var mı acaba?
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:25
Sonrası da öncesi de / ahiret de dünya da Allah’ındır.
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:26
Göklerde nice melekler var ki, şefaatları hiçbir işe yaramaz. Allah’ın, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için izin vermesinden sonraki durum müstesna.
Seite 659 im Quell-PDF
NECM 53:27
O ahirete inanmayanlar, meleklere mutlaka dişilerin adlarını takarlar.
Seite 660 im Quell-PDF
NECM 53:28
Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Yalnızca sanıya uyuyorlar. Sanı ise haktan hiçbir şey kazandırmaz.
Seite 660 im Quell-PDF
NECM 53:29
Bizim Zikrimiz’den / Kur’an’dan yüz çeviren ve iğreti dünya hayatından başka birşey istemeyen kimseden, sen de yüz çevir.
Seite 660 im Quell-PDF
NECM 53:30
Onların, ilimden ulaşacakları şey işte budur. Kuşkusuz, yolundan sapmış olanı Rabbin çok iyi bilir. Hidayet üzere yürüyeni de en iyi O bilir.
Seite 660 im Quell-PDF
NECM 53:31
Göklerde ne var yerde ne varsa Allah’ındır. Bu, Allah’ın; yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, güzel davranıp güzel düşünenleri de güzellikle ödüllendirmesi içindir.
Seite 660 im Quell-PDF
NECM 53:32
O güzellik sergileyenler, günahın büyüklerinden ve iğrençliklerden çekinip kaçınırlar. Bazı küçük sürçmeler hariç. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin affı geniş olandır. Sizi en iyi bilen O’dur: Hem sizi topraktan oluşturduğu zaman hem de annelerinizin karınlarında ceninler hailinde bulunduğunuz zaman. O halde nefislerinizi temize çıkarmayın. Korunanın kim olduğunu O daha iyi bilir.
Seite 660 im Quell-PDF
NECM 53:33
O yüz geri döneni gördün mü?
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:34
Azıcık verdi, sonra inatla sıkıca tuttu.
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:35
Gaybın bilgisi onun yanında da o mu görüyor?
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:36
Yoksa haber verilmedi mi ona, Musa’nın sayfalarındakiler?
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:37
Ve o çok vefalı İbrahim’in sayfalarındakiler…
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:38
Gerçek şu ki, hiçbir günahkar bir başka günahkarın yükünü sırtlanmaz.
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:39
Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur.
Seite 661 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’an Okuma Adabı zitat
Bu zaman, boş kalışım, meşgul oluşum, çalışmam ya da tembelliğime göre değişirdi. Bayram günü bu hatimlerden birini Allah Resulü’ne (s.a.a), birini Ali’ye (a.s), birini Fatıma’ya, sonra İmamlara yaptım; nihayet sana ulaştım. Birini de sana yaptım ve bu hale geldim. Bunun karşılığında mükâfatım nedir? İmam, “Bunun karşılığında kıyamet günü onlarla birlikte olma mükâfatını alırsın.” buyurdu. Ben, “Allahu Ekber; benim mükâfatım bu mudur?” dedim. İmam, üç kez “Evet, budur.” buyurdu.(1) Kur'ân okuyup sevabını ölen kimselerin ruhlarına hediye etmenin sevap oluşuyla ilgili birçok hadis rivayet edilmiştir; ancak özetle geçmek istediğimiz için biz burada bu hadislere değinmiyoruz. Bazıları, "Kur'ân okumanın diğerleri için nasıl faydası olabilir; hâlbuki Kur'ân-ı Kerim, "İnsan için sadece çalıştığı vardır."(2) buyurmaktadır?" diye düşünebilirler.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 243 · Referenz: Necm, 39
NECM 53:40
Ve onun çalışıp didinmesi yakında görülecektir.
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:41
Sonra karşılığı kendisine hiç eksiksiz verilecektir.
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:42
Hiç kuşkusuz, son varış Rabbinedir.
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:43
Hiç kuşkusuz, güldüren de O’dur, ağlatan da…
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:44
Hiç kuşkusuz, öldüren de O’dur, dirilten de…
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:45
Hiç kuşkusuz, iki çifti, erkeği ve dişiyi yaratan O’dur;
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:46
Meni halinde atıldığı zaman bir spermden…
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:47
Hiç kuşkusuz, o ikinci oluşum da O’nun işidir.
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:48
Hiç kuşkusuz, zenginlik veren de O’dur, nimete boğan da…
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:49
Hiç kuşkusuz, Şi’ra yıldızının / şuurlanmanın Rabbi de O’dur.
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:50
Hiç kuşkusuz, daha önceden gelmiş olan Ad’ı helak etti.
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:51
Semud’u da. Böylece geriye birşey bırakmadı.
Seite 661 im Quell-PDF
NECM 53:52
Daha önce de Nuh kavmini. Çünkü onlar, evet onlar zulmettiler, azdılar.
Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin bucaklarından / köşelerinden geçip gitmeye gücünüz yeterse, hadi geçin gidin. Allah’tan bir ferman olmadıkça geçemezsiniz.
Siz mi bitiriyorsunuz onu, yoksa bitirenler bizler miyiz?
Seite 674 im Quell-PDF
VAKIA 56:65
Dileseydik, onu kuru bir çöl haline getirirdik de başlardınız şu şekilde gevelemeye:
Seite 674 im Quell-PDF
VAKIA 56:66
“Vallahi, kayba uğrayıp borçlandık.”
Seite 674 im Quell-PDF
VAKIA 56:67
“Doğrusu mahrum bırakıldık biz.”
Seite 674 im Quell-PDF
VAKIA 56:68
Şu içmekte olduğunuz suya baktınız mı?
Seite 674 im Quell-PDF
VAKIA 56:69
Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indirenler bizler miyiz?
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:70
Dileseydik, onu tuzlu yapıverirdik. Peki şükretmeniz gerekmez mi?
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:71
Çakıp çakıp çıkardığınız o ateşi gördünüz mü?
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:72
Onun ağacını siz mi yarattınız yoksa yaratıp oluşturan bizler miyiz?
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:73
Biz onu hem bir ibret hem de çöl yolcularına bir nimet kıldık.
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:74
O halde o yüce Rabbinin adını tespih et.
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:75
İş onların sandığı gibi değil! Yıldızların doğup batma, kayıp düşme noktalarına yemin ediyorum.
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:76
Ve eğer bilirseniz, gerçekten büyük bir yemindir bu.
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:77
O, kesinlikle şerefli bir Kur’an’dır.
Seite 675 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân Öğrenmek referenz
Dolayısıyla, Kur’ân-ı Kerim’in yazısı da, onun yazıldığı yerin azamet ve saygınlığına neden olmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’in hakikati yeryüzüne nâzil olmadan önce levh-i mahfuzda yer almakta ve onun azamet ve yücelik kazanmasına sebep olmaktadır. Levh-i mahfuz, öyle yücedir ki masumlardan başka kimse ona ulaşamaz. Kur’ân-ı Kerim şöyle buyurmaktadır: O, elbette değerli bir Kur’ân'dır; saklı bir kitaptadır ki ona tertemiz kılınmışlardan başkası dokunmaz.(1) Nâzil olma aşamasında, meleklerin elinde ve değerli sayfalarda yer alır. Sonra yeryüzündeki kalplerin en temizi olan Allah Resulü’nün (s.a.a) kalbine vahyolur.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 172 · Referenz: Vakıa, 77-79
VAKIA 56:78
Titizlikle saklanan bir Kitap’tadır.
Seite 675 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân Öğrenmek referenz
Dolayısıyla, Kur’ân-ı Kerim’in yazısı da, onun yazıldığı yerin azamet ve saygınlığına neden olmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’in hakikati yeryüzüne nâzil olmadan önce levh-i mahfuzda yer almakta ve onun azamet ve yücelik kazanmasına sebep olmaktadır. Levh-i mahfuz, öyle yücedir ki masumlardan başka kimse ona ulaşamaz. Kur’ân-ı Kerim şöyle buyurmaktadır: O, elbette değerli bir Kur’ân'dır; saklı bir kitaptadır ki ona tertemiz kılınmışlardan başkası dokunmaz.(1) Nâzil olma aşamasında, meleklerin elinde ve değerli sayfalarda yer alır. Sonra yeryüzündeki kalplerin en temizi olan Allah Resulü’nün (s.a.a) kalbine vahyolur.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 172 · Referenz: Vakıa, 77-79
VAKIA 56:79
Ona, arındırılmışlardan başkası dokunamaz.
Seite 675 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân Öğrenmek zitat
MÜMINLERIN KUR’ÂN’A KARŞI VAZIFELERI Kur’ân’a Saygı Göstermek Kur’ân-ı Kerim’in azamet ve yüceliği nedeniyle, Kur’ân-ı Kerim’in bulunduğu yer de azamet ve saygınlık kazanır; o yer, müminin kalbi olabileceği gibi, Kur’ân hatlarının bulunduğu bir sayfa da olabilir. Dolayısıyla, Kur’ân-ı Kerim’in yazısı da, onun yazıldığı yerin azamet ve saygınlığına neden olmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’in hakikati yeryüzüne nâzil olmadan önce levh-i mahfuzda yer almakta ve onun azamet ve yücelik kazanmasına sebep olmaktadır. Levh-i mahfuz, öyle yücedir ki masumlardan başka kimse ona ulaşamaz. Kur’ân-ı Kerim şöyle buyurmaktadır: O, elbette değerli bir Kur’ân'dır; saklı bir kitaptadır ki ona tertemiz kılınmışlardan başkası dokunmaz.(1) Nâzil olma aşamasında, meleklerin elinde ve değerli sayfalarda yer alır. Sonra yeryüzündeki kalplerin en temizi olan Allah Resulü’nün (s.a.a) kalbine vahyolur.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 172 · Referenz: Vakıa, 77-79
VAKIA 56:80
Alemlerin Rabbi’nden indirilmiştir.
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:81
Şimdi siz, bu sözü mü kirletip küçümseyeceksiniz?
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:82
Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:83
Ya o canın boğaza gelip dayandığı zaman!
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:84
İşte o zaman siz bakakalırsınız!
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:85
Biz ona sizden daha yakınız, ama siz görmezsiniz.
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:86
Madem ceza görmeyecek kişilersiniz,
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:87
Eğer doğru sözlülerseniz, onu geri çevirsenize.
Seite 675 im Quell-PDF
VAKIA 56:88
Eğer o, yaklaştırılanlardan ise;
Seite 676 im Quell-PDF
VAKIA 56:89
Rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle dolu cennet var ona.
Seite 676 im Quell-PDF
VAKIA 56:90
Eğer kutlu, uğurlu kişilerdense,
Seite 676 im Quell-PDF
VAKIA 56:91
“Selam sana kutlu ve uğurlu kişilerden.” denir ona.
Seite 676 im Quell-PDF
VAKIA 56:92
Eğer yalanlayan sapıklardansa;
Seite 676 im Quell-PDF
VAKIA 56:93
Kaynar sudan bir ziyafet,
Seite 676 im Quell-PDF
VAKIA 56:94
Ve cehenneme salıverilme var ona.
Seite 676 im Quell-PDF
VAKIA 56:95
İşte budur, o tartışmasız, o kesin gerçek!
Seite 676 im Quell-PDF
VAKIA 56:96
Artık, o yüce Rabbinin adını tespih et.
Seite 676 im Quell-PDF
57. HADİD 29 Ayet
HADİD 57:1
Göklerde ve yerdeki herşey Allah’ı tespih etmektedir. Aziz’dir O, Hakim’dir.
Seite 676 im Quell-PDF
HADİD 57:2
Göklerin ve yerin mülkü ve yönetimi O’nundur; diriltir, öldürür. Herşey üzerinde kudret sahibidir O.
Seite 676 im Quell-PDF
HADİD 57:3
Evvel’dir O, başlangıcı yoktur; Ahir’dir O, sonu yoktur; Zahir’dir O, herşeyde belirir; Batın’dır O, gözlerden gizlenmiştir. Herşeyi en güzel biçimde bilendir O.
Seite 676 im Quell-PDF
HADİD 57:4
O, odur ki, göklerle yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerinde egemenlik kurdu. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve onda yükseleni bilir. O, nerede olursanız olun sizinle beraberdir. Allah, işleyip üretmekte oldukarınızı en iyi şekilde görmektedir.
Seite 676 im Quell-PDF
HADİD 57:5
Göklerin de yerin de mülkü ve yönetimi O’nundur. İşler ve oluşlar O’na döndürülür.
Seite 677 im Quell-PDF
HADİD 57:6
Geceyi gündüzün içine sokar O; gündüzü de gecenin içine sokar. Göğüslerin sakladıklarını çok iyi bilendir O.
Seite 677 im Quell-PDF
HADİD 57:7
Allah’a ve resulüne iman edin; sizi üzerine buyruk sahibi yaptığı şeylerden başkalarına bol bol verin. İçinizden iman eden ve infakta bulunanlar için çok büyük bir ödül vardır.
Seite 677 im Quell-PDF
HADİD 57:8
İman sahipleri iseniz size ne oluyor da Allah’a güvenmiyorsunuz? Oysa ki Resul sizi Rabbinize inanmaya çağırıyor, sizden kuvvetli bir söz de almıştır.
Seite 677 im Quell-PDF
HADİD 57:9
O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine, gerçeği apaçık gösteren ayetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.
Seite 677 im Quell-PDF
HADİD 57:10
Allah yolunda harcama engel ne var ki?.. Göklerin ve yerin mirası zaten Allah’ındır. Sizin, Fetih’ten önce infakta bulunan ve çarpışmaya gireniniz, bunu yapmayanlarla aynı değildir. Onlar, derece yönünden Fetih’ten sonra infakta bulunup çarpışmaya girenlerden çok daha üstündür. Allah hepsine güzellik vaat etmiştir. Allah, işleyip ürettiklerinizi en iyi biçimde haber almaktadır.
Seite 677 im Quell-PDF
HADİD 57:11
Allah’a kim güzel bir borç verecek ki, O onun verdiğini kat kat artırsın. Böyle birisi için onur verici bir ödül de vardır.
Seite 678 im Quell-PDF
HADİD 57:12
Gün olur, mümin erkeklerle mümin kadınları, ışıkları önlerinde ve sağ yanlarında koşar görürsün. Şöyle denilir: “Bugün size, altlarından ırmaklar akan cennetler müjdeleniyor. Sürekli kalıcısınız içlerinde.” İşte büyük başarının ta kendisidir bu.
Seite 678 im Quell-PDF
HADİD 57:13
O gün ikiyüzlü erkeklerle ikiyüzlü kadınlar, iman edenlere şöyle derler: “Bize bakın da ışığınızdan bir parça alalım.” Şöyle denir onlara: “Arkanıza dönün de bir ışık arayın.” Nihayet aralarına kapısı olan bir sur çekilir. İçinde rahmet vardır onun. Dış tarafı ise bir azap.
Seite 678 im Quell-PDF
HADİD 57:14
Onlara seslenirler: “Biz sizinle değil miydik?” Derler ki: “Evet, bizimleydiniz. Ancak siz kendinizi yaktınız, bekleyip durdunuz, şüphe ettiniz, hayal ve kuruntular sizi aldattı; nihayet Allah’ın emri geldi. O sinsi aldatıcı, sizi Allah ile aldattı.”
Seite 678 im Quell-PDF
HADİD 57:15
Bugün artık ne sizden fidye alınır ne de küfre sapanlardan. Varacağınız yer ateştir. Odur sizin mevlanız. Ne kötü dönüş yeridir o!
Seite 678 im Quell-PDF
HADİD 57:16
İnananlar için hala vakti gelmedi mi ki, kalpleri Allah’ın Zikri ve Hak’tan inen için ürpersin de daha önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmiş de kalpleri kaskatı kesilmiş kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu yoldan çıkmıştır.
Seite 679 im Quell-PDF
HADİD 57:17
Bilin ki Allah, toprağa ölümünden sonra hayat verir. Ayetleri size açık- seçik bildiriyoruz ki, aklınızı işletebilesiniz.
“Öyle bir mabuttur ki sizi topraktan sonra bir damla sudan, sonra bir pıhtı kandan yaratmıştır, sonra sizi bebek olarak dünyaya çıkarmıştır, sonra ergenlik çağına erişmeniz, sonra da ihtiyar olmanız için sizi yaşatmaktadır ve sizden daha önce öldürülen de var ve hepinizi de belirli ve mukadder bir zamana dek yaşatır ve bütün bunlar da akıl edesiniz diye olup biter.”(1) “Gecenin ve gündüzün ard arda gelmesinde Allah’ın gökten indirip ölü haldeki yeri canlandırdığı rızıkta.”(2) “Rüzgârları estirmesinde, göklerle yer arasında emre hazır bekleyen bulutlarda aklını kullanan bir topluluk için kanıtlar vardır.”(3) “Biliniz ki Allah, yeryüzünü, ölümünden sonra diriltir; andolsun ki akıl edersiniz diye size delillerimizi apaçık bildirdik.”(4) “Üzüm bağları, ekinler, bir kökten ve çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır. Bunların hepsi bir su ile sulanır. (Böyle iken) Yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün kılarız.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 370 · Referenz: Hadid, 17
HADİD 57:18
Şu bir gerçek: Sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, bir de Allah’a güzelce borç verenler için karşılıklar kat kat yapılır. Onlar için, onur verici bir ödül de vardır.
Seite 679 im Quell-PDF
HADİD 57:19
Allah’a ve resulüne inananlar var ya, özü-sözü doğru kişiler onlardır. Rableri katında tanık olanlar / şehitlik mertebesine erenler de onlardır. Onların ödülleri ve ışıkları vardır. Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemin dostu olacaklardır.
Seite 679 im Quell-PDF
HADİD 57:20
Bilin ki, şu iğreti dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden, bir süsten, aranızda bir övünmeden, mallarda ve evlatlarda çoğalma yarışından başka şey değildir. Bir yağmur misali ki, çıkardığı bitkiler çiftçilerin hoşuna gider. Ama biraz sonra o ot kurur, sapsarı kesildiğini görürsün. Nihayet bir ot ufantısı haline gelir. Ahirette şiddetli bir azap var, Allah’tan bir af ve hoşnutluk da var. Dünya hayatı bir aldanış / gurur aracından başka şey değildir.
Seite 679 im Quell-PDF
HADİD 57:21
Rabbinizden bir affa ve Allah ile resulüne inananlar için hazırlanmış bulunan, genişliği de yerle göğün genişliği kadar olan bir cennete doğru yarışarak koşun. Bu, Allah’ın dilediğine vereceği bir lütuftur. Allah o büyük lütfun sahibidir.
Seite 680 im Quell-PDF
HADİD 57:22
Yeryüzünde ve kendi benliklerinizde meydana gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir Kitap’ta belirlenmiş olmasın. Bu, Allah için çok kolaydır.
Seite 680 im Quell-PDF
HADİD 57:23
Böyle yapılmıştır ki, elinizden çıkana üzülüp ümitsiliğe düşmeyesiniz ve Allah’ın size verdiğiyle sevinip şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip övünenlerin hiçbirini sevmez.
Seite 680 im Quell-PDF
HADİD 57:24
Onlar; cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden kişilerdir. Yüz çeviren bilsin ki, Allah Gani’dir, Hamid’dir.
Seite 680 im Quell-PDF
HADİD 57:25
Andolsun, biz resullerimizi açık-seçik delillerle gönderdik ve onlarla birlikte Kitap’ı ve ölçüyü de indirdik ki, insanlar adaleti ayakta tutsunlar / adaletle doğrulsunlar. Ve demiri de indirdik. Onda zorlu bir kuvvet ve insanlar için birçok yarar vardır. Allah bu sayede, kendisine ve resullerine, gayba inanarak kimin yardım edeceğini bilecektir. Allah Kavi’dir, Aziz’dir.
Seite 680 im Quell-PDF
HADİD 57:26
Andolsun, Nuh’u ve İbrahim’i de resul olarak gönderdik. Peygamberliği ve Kitap’ı bunların soyları arasına koyduk. O soylardan bir kısmı hidayete ermiştir. Ama onların çoğu, yoldan çıkmış bulunuyor.
Seite 681 im Quell-PDF
HADİD 57:27
Sonra onların eserleri üzere, resullerimizi ardarda gönderdik. Meryem’in oğlu İsa’yı da onların ardınca gönderdik. Ona İncil’i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet koyduk. Bir bid’at olarak ortaya çıkardıkları ruhbaniyeti, onlar üzerine biz yazmamıştık. Allah’ın rızasını kazanmak için ortaya çıkardılar. Ama ona gerektiği şekilde saygılı olmadılar. Onların, iman edenlerine ödüllerini verdik. Onların çoğu yoldan çıkmış bulunuyor.
Seite 681 im Quell-PDF
HADİD 57:28
Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve onun resulüne inanın ki size rahmetinden iki nasip versin; size, kendisiyle yol alacağınız bir ışık lütfetsin ve sizi affetsin. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 681 im Quell-PDF
HADİD 57:29
Böylece Ehlikitap, Allah’ın lütfundan hiçbir şeyi kotarma gücünde olmadıklarını bilsinler. Lütuf, Allah’ın elindedir; onu dilediğine verir. Allah, büyük lütfun sahibidir.
Seite 681 im Quell-PDF
58. MÜCADİLE 22 Ayet
MÜCADİLE 58:1
Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, ikinizin karşılıklı konuşmasını işitir. Çünkü Allah en iyi işiten, en iyi görendir.
Seite 682 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:2
İçinizden, kadınlarına zıhar edenlerin, o kadınlar anneleri değildir. Onların anneleri ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Böyleleri, kabul edilemez bir söz ve boş bir lakırdı sarfediyorlar. Bununla birlikte Allah, gerçekten çok affedici, çok bağışlayıcıdır.
Seite 682 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:3
Kadınlarına zıhar edip sonra sarf etmiş oldukları söze geri dönenler, ilişkiye girmelerinden önce, özgürlüğünü yitirmiş bir benliği özgürlüğüne kavuşturacaklardır. İşte size yöneltilen öğüt budur. Allah, yapıp etmekte olduklarınızdan gereğince haberdardır.
on dört kısmında insan oruç tutma konusunda serbesttir; isterse tutar, isterse de yer. Üç kısmı izin orucudur; alıştırma orucu, ibaha orucu, yolculuk orucu ve hastalık orucu (bunlar orucun kısımlarıdır.) Ben: “Fedanız olayım! Bunları bana açıklayın.” dedim. İmam (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu: Farz oruç Ramazan ayının orucu ve zihar keffareti olarak iki ay aralıksız tutulan oruçtur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kadınlarına zihar edip sonra söylediklerinVe Ramazan ayının bir gününün orucunu kasıtlı olarak bozan kimsenin iki ay aralıksız tutması gereken oruç.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 388 · Referenz: Mücadele, 3-4
MÜCADİLE 58:4
Özgürlüğe kavuşturma imkanı bulamayan, ilişkiye girmelerinden önce, aralıksız iki ay oruç tutacaktır. Buna da gücü yetmeyen, altmış yoksulu doyuracaktır. Bütün bunlar Allah’a ve resulüne inanasınız diyedir. Ve işte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Küfre sapanlara korkunç bir azap vardır.
on dört kısmında insan oruç tutma konusunda serbesttir; isterse tutar, isterse de yer. Üç kısmı izin orucudur; alıştırma orucu, ibaha orucu, yolculuk orucu ve hastalık orucu (bunlar orucun kısımlarıdır.) Ben: “Fedanız olayım! Bunları bana açıklayın.” dedim. İmam (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu: Farz oruç Ramazan ayının orucu ve zihar keffareti olarak iki ay aralıksız tutulan oruçtur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kadınlarına zihar edip sonra söylediklerinVe Ramazan ayının bir gününün orucunu kasıtlı olarak bozan kimsenin iki ay aralıksız tutması gereken oruç.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 388 · Referenz: Mücadele, 3-4
MÜCADİLE 58:5
Allah’a ve resulüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin çarpılıp tepelendikleri gibi çarpılıp tepeleneceklerdir. Biz, gerçekleri apaçık gösteren ayetler indirmişizdir. Küfre sapanlar için, rezil edici bir azap vardır.
Seite 683 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:6
Gün olur, Allah onların hepsini diriltir ve yapıp ettiklerini onlara haber verir. Allah onu iyice sayıp zaptetmiştir, onlarsa unutmuşlardır. Allah, herşey üzerinde tam bir tanıktır.
Seite 683 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:7
Görmez misin ki Allah, göklerde olanları da yeryüzünde olanları da bilir. Üç kişi aralarında fısıldaşmaya görsün, dördüncüleri O’dur; beş kişi fısıldaşmaya görsün altıncıları O’dur. Bundan az da olsalar çok da olsalar, O mutlaka onlarla beraberdir; nerede bulunurlarsa bulunsunlar. Sonra onlara yapıp ettiklerini kıyamet günü haber verecektir. Allah herşeyi bilmektedir.
Seite 683 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:8
Görmedin mi fısıldaşmaktan yasaklananları ki, biraz sonra, yasaklanmış oldukları şeye dönüyorlar ve günah, düşmanlık, peygambere isyan konusunda fısıldaşıyorlar. Sana geldiklerinde, seni Allah’ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Kendi içlerinde ise şöyle diyorlar: “Söylediğimiz şey yüzünden Allah bize azap etse ya!” Cehennem yeter onlara. Girecekler oraya. Ne kötü dönüş yeridir o!
Seite 683 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:9
Ey iman edenler! Aranızda fısıldaştığınız zaman, günah, düşmanlık ve resule isyan hususlarında fısıldaşmayın; iyilik ve takva konusunda fısıldaşın. Huzurunda haşredileceğiniz Allah’tan korkun.
Seite 684 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:10
Fısıltı, insanları kederlendirmek için ancak şeytandan gelir. Bununla birlikte o, Allah’ın izni olmadıkça inananlara hiçbir zarar veremez. Müminler sadece Allah’a güvenip dayansınlar.
Seite 684 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:11
Ey iman edenler! Size, “meclislerde yer açın” dendiğinde, yer açın ki Allah da sizin için genişlik sağlasın. “Kalkın” denildiğinde de kalkın ki Allah, içinizden inananlarla kendilerine ilim verilmiş olanların derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
Seite 684 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:12
Ey iman edenler! Resulle gizlice konuşacağınız zaman, bu gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Eğer bu imkanı bulamazsanız bilin ki, Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 684 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:13
Gizli konuşmanızdan önce, sadakalar vermekten ürperdiniz mi? Çünkü yapmadınız. Allah size tövbe nasip etti. Artık namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
Seite 684 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:14
Allah’ın kendilerine öfkelendiği bir kavmi dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler ne de onlardan. Bilip durdukları halde yalana yemin ediyorlar.
Seite 684 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:15
Allah, onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır. Ne kötüdür onların yapmakta oldukları!
Seite 685 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:16
Yeminlerini kalkan edinip Allah’ın yolundan alıkoydular. Küçük düşürücü bir azap var onlar için.
Seite 685 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:17
Onların ne malları ne de çocukları, kendilerine, Allah’a karşı hiçbir şey sağlamaz. Ateş halkıdır onlar. Sürekli kalacaklardır orada.
Seite 685 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:18
Allah onları tekrar dirilttiği gün, size yemin ettikleri gibi O’na da yemin edecekler ve birşey yaptıklarını sanacaklar. Dikkat edin, onlar yalancıların ta kendileridir.
Seite 685 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:19
Şeytan onları kuşattı da Allah’ın Zikri’ni onlara unutturdu. İşte bunlar şeytanın hizbidir. Dikkat edin! Şeytanın hizbi hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
Seite 685 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:20
Allah’a ve resulüne kafa tutanlar en aşağılık kişiler arasındadırlar.
Seite 685 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:21
Allah, “ben ve resullerim mutlaka galip geleceğiz” diye yazmıştır. Allah çok güçlüdür, Aziz’dir.
Seite 685 im Quell-PDF
MÜCADİLE 58:22
Allah’a ve ahiret gününe inanan bir topluluğun, Allah’a ve resulüne karşı çıkanlarla sevgiye dayalı bir dostluk kurduğunu göremezsin. Bunlar onların ister babaları olsun, ister kardeşleri olsun, ister akrabaları olsun. Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendisinden bir ruhla desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, sürekli kalacaklardır orada. Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. Allah’ın hizbi işte bunlardır. Dikkat edin, Allah’ın hizbi, başarıya ulaşanların ta kendileridir.
dendiğinde “bir nimeti var.” denilmek istenmektedir.(5) Maşrikî, İmam Rıza’dan (a.s) şöyle duyduğunu rivayet etmektedir: “Aksine, Allah’ın her iki eli de açıktır.” Ben iki elimle İmam’ın (a.s) iki eline işaret ederek “İki el böyle midir?” diye sordum. İmam (a.s): “Hayır.” buyurdu; “Allah Teâlâ böyle olacak olsaydı (yaratıcı değil) yaratılmış olurdu.”(6) Şirki Reddetmek Kur’ân-ı Kerim’in inanç ilkelerine delil getirme metodu, herkes tarafından anlaşılabilir olmasıyla birlikte, güçlü bir felsefî delil sağlamlığına da sahipti. Elbette bu gerçek, Kur’ân’ın delillerinin, Kur’ân ehli olan kimseler tarafından tefsir edilmesi durumunda güzel bir şekilde anlaşılmaktadır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 337 · Referenz: Mücadele, 22
59. HAŞR 24 Ayet
HAŞR 59:1
Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ı tespih etmektedir. Aziz’dir O, Hakim’dir.
Seite 686 im Quell-PDF
HAŞR 59:2
Ehlikitap’tan küfre sapanları, ilk toplanma gününde yurtlarından O çıkardı. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız; onlarsa kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını zannetmişlerdi. Ama Allah onlara hiç ummadıkları yerden geldi, yüreklerine korku saldı; kendi evlerini kendi elleriyle ve iman sahiplerinin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ibret alın, ey gözleri olanlar!
Seite 686 im Quell-PDF
HAŞR 59:3
Eğer Allah onlar üzerine sürgünü yazmamış olsaydı, onlara mutlaka dünyada azap ederdi. Ahirette de onlara ateş azabı vardır.
Seite 686 im Quell-PDF
HAŞR 59:4
Çünkü onlar, Allah’a ve resulüne kafa tuttular. Kim Allah’a kafa tutarsa, bilsin ki Allah’ın azabı çok çetindir.
Seite 687 im Quell-PDF
HAŞR 59:5
Bir hurma ağacını kestiniz, yahut onu kökleri üzerine dikili bıraktınızsa, bu Allah’ın izniyledir; yoldan çıkmışları rezil etmesi içindir.
Seite 687 im Quell-PDF
HAŞR 59:6
Allah’ın onlardan resulüne aktardığı ganimetlere gelince, siz onun için ne at bindiniz ne deve sürdünüz; ama Allah, resullerini dilediği kimselerin üzerine salar. Allah herşeyi yapmakta sonsuz kudret sahibidir.
Seite 687 im Quell-PDF
HAŞR 59:7
Allah’ın, kentler halkından resulüne zahmetsizce aktardığı mal ve nimetler şunlar içindir: Allah, Peygamber, Peygamber’in akrabası, yetimler, yoksullar, yolda kalmışlar. Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın. Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah’tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
Seite 687 im Quell-PDF
HAŞR 59:8
Sözü edilen o mallar, göçmen yoksullar içindir. Onlar ki, yurtlarından çıkarılıp mallarından yoksun bırakılmışlardır; Allah’tan bir lütuf ve bir hoşnutluk peşindedirler; Allah’a ve resulüne yardım ederler. İşte onlardır, özü-sözü doğru olanlar.
Seite 687 im Quell-PDF
HAŞR 59:9
Onlardan önce yurda konmuş ve imana sarılmış olanlar, kendilerine hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa bile, ötekileri kendi nefslerine tercih ederler. Nefsinin cimriliğinden / doymazlığından korunanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Seite 688 im Quell-PDF
HAŞR 59:10
Onlardan sonra gelenler de şöyle derler: “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi affet; kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz, sen çok şefkatli, çok merhametlisin!”
Seite 688 im Quell-PDF
HAŞR 59:11
Görmedin mi o ikiyüzlülüğe sapanları ki, Ehlikitap’tan inkara giden kardeşlerine şöyle diyorlar: “Eğer toprağınızdan çıkarılırsanız, yemin olsun sizinle birlikte biz de çıkacağız. Sizinle ilgili olarak hiç bir zaman kimseye boyun eğmeyeceğiz. Eğer sizinle savaşılırsa mutlaka size yardım edeceğiz.” Allah tanıktır ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar.
Seite 688 im Quell-PDF
HAŞR 59:12
Eğer çıkarılsalar onlarla beraber çıkmazlar; eğer savaşa maruz bırakılsalar onlara yardım etmezler; yardım etmeye kalksalar da mutlaka arkalarını dönüp kaçarlar. Sonunda kendilerine de yardım edilmez.
Seite 688 im Quell-PDF
HAŞR 59:13
Onların gönüllerinde, korku bakımından siz, Allah’tan daha zorlusunuz. Bu böyledir, çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.
Seite 688 im Quell-PDF
HAŞR 59:14
Onlar sizinle toplu halde değil ancak müstahkem kaleler içinde yahut duvarlar arasından savaşabilirler. Onların kendi aralarındaki problemleri / çıkmazları çetindir / ciddidir. Sen onları birlik / beraberlik halinde sanıyorsun, oysa ki onların kalpleri darmadağınık / parça parçadır. Böyledir; çünkü onlar akıllarını işletmeyen bir topluluktur.
Ey Hişam! Akıl ilimle beraberdir. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “İşte biz, bu misalleri insanlar için getiriyoruz; Ey Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları şöyle yermiştir: “Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun, denildiği Ve şöyle buyurmuştur: “Kâfirlerin durumu, sadece çobaVe buyurmuştur ki: “Onlardan seni dinleyenler vardır.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 372 · Referenz: Haşr, 14
HAŞR 59:15
Kendilerinden biraz önce günahlarının vebalini tadanlara benziyorlar. Acı bir azap var onlara…
Seite 689 im Quell-PDF
HAŞR 59:16
Durumları, şeytanın durumuna benziyor. Hani, şeytan insana, “küfret / inkar et” der, insan küfür ve inkara sapınca da şöyle konuşur: “Vallahi ben senden uzağım; ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım!”
Seite 689 im Quell-PDF
HAŞR 59:17
Bu yüzden ikisinin de sonu, içinde sürekli kalacakları ateşe girmek oldu. Zalimlerin cezası işte budur.
Seite 689 im Quell-PDF
HAŞR 59:18
Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Ve her benlik, yarın için önden ne gönderdiğine bir baksın. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Seite 689 im Quell-PDF
HAŞR 59:19
O kimseler gibi olmayın ki, Allah’ı unuttular da Allah da onlara öz benliklerini unutturdu. Yoldan çıkmışların ta kendileridir onlar.
Seite 689 im Quell-PDF
HAŞR 59:20
Ateşin dostlarıyla cennetin dostları bir olmaz. Cennetin dostları, kurtuluşu / zaferi elde edenlerin ta kendileridir.
Seite 690 im Quell-PDF
HAŞR 59:21
Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağın üzerine indirseydik, her halde sen onu huşu ile boynunu bükmüş, çatlayıp yarılmış görürdün. Biz bu örnekleri insanlara hep veriyoruz ki, inceden inceye düşünebilsinler.
Seite 690 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân’ın Fazileti zitat
kayım!" dedi. (Rabbi) buyurdu ki: "Sen beni göremezsin; fakat dağa bak, eğer o yerinde durursa, sen de beni göreceksin!" Rabbi dağa tecelli edince onu darmadağın etti ve Musa da baygın düştü.(1) Dağ o kadar sağlamlığına rağmen Allah Teâlâ’nın özel tecellisine dayanamamıştır. Diğer taraftan Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’in yüceliğini açıklamak için verdiği bir başka misalinde şöyle buyuruyor: Biz bu Kur’ân'ı bir dağa indirseydik, Allah korkusundan onu, başı eğilmiş, çatlamış ve yarılmış görürdün. Bu misalleri, insanlara düşünmeleri için anlatıyoruz.(2) Bu iki ayet ve Emîrü’l-Müminin Ali’nin (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 29 · Referenz: Haşr, 21
HAŞR 59:22
Öyle Allah ki O, tanrı yok O’ndan başka. Gaybı da, görünen alemi de bilen O. Rahman O, Rahim O.
Seite 690 im Quell-PDF
HAŞR 59:23
Öyle Allah ki O, ilah yok O’ndan gayrı. Melik, Kuddus, Selam, Mümin, Müheymin, Aziz, Cebbar, Mütekebbir. Allah, onların ortak koşmalarından yücedir, arınmıştır.
Seite 690 im Quell-PDF
HAŞR 59:24
Allah’tır O. Haalik, Bari’, Musavvir’dir O. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ne var, yerde ne varsa O’nu tespih eder. Aziz’dir O, Hakim’dir.
Seite 690 im Quell-PDF
60. MÜMTEHİNE 13 Ayet
MÜMTEHİNE 60:1
Ey iman sahipleri! Düşmanımı ve düşmanınızı dostlar yerine tutmayın. Onlar, size Hak’tan geleni inkar ettikleri, Rabbiniz Allah’a inandığınız için Peygamber’i ve sizi yurdunuzdan çıkardıkları halde, siz onlara sevgi sunuyorsunuz. Benim yolumda gayret sarfetmek, benim hoşnutluğumu kazanmak için seferber olduğunuz halde, içinizde onlara sevgi gizliyorsunuz. Sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da en iyi ben bilirim. Sizden kim bunu yaparsa denge yolundan sapmış olur.
Seite 690 im Quell-PDF
MÜMTEHİNE 60:2
Onlar sizi ele geçirirlerse size düşman olurlar; ellerini ve dillerini size kötülükle uzatırlar, inkara sapmanızı isterler.
Seite 691 im Quell-PDF
MÜMTEHİNE 60:3
Kıyamet gününde ne hısımlarınızın ne de çocuklarınızın size hiçbir yararı olmaz. O, sizi birbirinizden ayıracaktır. Allah, işleyip ürettiklerinizi açık açık görmektedir.
Seite 691 im Quell-PDF
MÜMTEHİNE 60:4
İbrahim’le, beraberinde olanlarda sizin için çok güzel bir örnek vardır. Hani, onlar toplumlarına şöyle demişlerdi: “Biz sizden de Allah dışındaki kulluk ettiklerinizden de uzağız. Sizi tanımıyoruz. Sizinle bizim aramızda, siz Allah’a, yalnız Allah’a inanıncaya kadar, sürekli düşmanlık ve nefret olacaktır.” Ancak İbrahim babasına şöyle demişti: “Senin için hep af dileyeceğim ama Allah’tan sana gelecek şeyi geri çevirme gücüm yoktur. Ey Rabbimiz! Yalnız sana güveniyoruz, yalnız sana yöneliyoruz. Dönüş yalnız sanadır.”
Seite 691 im Quell-PDF
MÜMTEHİNE 60:5
“Ey Rabbimiz! Bizi, küfre sapanlar için bir fitne / imtihan aracı yapma! Bağışla bizi ey Rabbimiz! Sen, yalnız sen sonsuz kudretin, sonsuz hikmetin sahibisin.”
Seite 692 im Quell-PDF
MÜMTEHİNE 60:6
Andolsun, onlarda sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzu edenlere çok güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse şunu bilsin ki, Allah, sınırsız zengindir; tüm övgülerin sahibidir.
Seite 692 im Quell-PDF
MÜMTEHİNE 60:7
Olabilir ki Allah sizinle, onlardan düşman olduklarınız arasına bir sevgi koyar. Allah’ın gücü herşeye yeter. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Seite 692 im Quell-PDF
MÜMTEHİNE 60:8
Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınzıdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah, adaleti ayakta tutanları sever.
Seite 692 im Quell-PDF
MÜMTEHİNE 60:9
Allah sizi; ancak din hakkında sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran, çıkarılmanıza yardım eden kimselerle dost olmaktan yasaklar. Böyleleriyle dost olanlar, zalimlerin ta kendileridir.
Seite 692 im Quell-PDF
MÜMTEHİNE 60:10
Ey iman sahipleri! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiklerinden onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir ya! Eğer onların mümin hanımlar olduklarını anlarsanız, onları kafirlere döndürmeyin. Ne bu mümin kadınlar o kafirlere helaldir ne de o kafirler bunlara helaldir. Bu kadınlar için harcadıklarını o kafirlere geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz taktirde, bu kadınları nikahlamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Kafirlerin iffet ve nikahlarına yapışmayın. Kafirlere gitmeyi yeğleyen kadınlar için harcadıklarınızı onlardan geri isteyin; onlar da size gelen mümin kadınlar için harcadıklarını geri istesinler. Bu, Allah’ın hepinize buyruğudur. Aranızda hüküm veriyor. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
Seite 692 im Quell-PDF
MÜMTEHİNE 60:11
Eğer, kafirler tarafına geçmiş eşleriniz yüzünden birşeyleriniz inkarcılara gider, sonra da onlardan size kaçan kadınlar yüzünden ödeme sırası size gelirse, eşleri gitmiş olan müminlere, harcadıkları miktarı verin. Kendisine inandığınız Allah’tan korkun.
Seite 693 im Quell-PDF
MÜMTEHİNE 60:12
Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup ortaya sürmemeleri, iyi bir işte sana isyan etmemeleri hususunda seninle bey’atleşmek isterlerse, onlarla bey’atleş ve onlar için Allah’tan af dile. Kuşkusuz, Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 693 im Quell-PDF
MÜMTEHİNE 60:13
Ey iman edenler! Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir toplulukla dostluk kurmayın. Çünkü bunlar ahiretten ümitlerini kesmişlerdir. Tıpkı, kabir halkından olan inkarcıların, ümitlerini kestikleri gibi…
Seite 693 im Quell-PDF
61. SAFF 14 Ayet
SAFF 61:1
Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ı tespih etmiştir. Aziz’dir O, Hakim’dir.
Seite 694 im Quell-PDF
SAFF 61:2
Ey iman sahipleri! Yapmayacağınız şeyi neden söylüyorsunuz?
Siz ise Resul-i Ekrem’den (s.a.a) öğrendiniz. Babamın şöyle dediğini duydum: “Allah Teâlâ, bir kulun bu yola (Ehl-i Beyt yoluna) girmesini dilediği zaman, o insan, yuvasına girmek isteyen bir kuştan daha çabuk bu yola girer.”(3) Sözünde Durmanın Önemi Hişam b. Salim şöyle demektedir: İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu duydum: Müminin, mümin kardeşine verdiği söz, keffareti olmayan adaktır. Kim sözünü tutmazsa, Allah’a verdiği sözü de tutmamaya başlamış ve Allah’ın gazabının hedefi hâline gelmiş olur. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 415 · Referenz: Saff, 2-3
SAFF 61:3
Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında büyük bir günahtır.
Bu işinizi (Ehl-i Beyt’e bağlılığınızı) Allah için yapın, insanlar için değil. Çünkü ancak Allah için yapılan iş, Allah içindir. İnsanlar için yapılan bir şey de Allah katında yükselmez. Dininiz hususunda insanlarla didişmeyin. Çünkü didişme kalbin hastalanmasına neden olur. Allah Teâlâ, Peygamber’ine (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Sen istediğini iletir.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 415 · Referenz: Saff, 2-3
SAFF 61:4
Allah kendi yolunda, duvarları birbirine perçinlenmiş bir bina gibi, saf bağlayarak çarpışanları sever.
Seite 694 im Quell-PDF
SAFF 61:5
Hani, Musa, toplumuna şöyle demişti: “Ey toplumum! Benim size gönderilen Allah elçisi olduğumu bilip durduğunuz halde, beni neden incitiyorsunuz?” Onlar bozulup sapınca Allah da onların kalplerini eğriltti. Çünkü Allah, fasıklaşmış bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.
Seite 694 im Quell-PDF
SAFF 61:6
Meryem oğlu İsa’nın da şöyle dediğini hatırla: “Ey İsrailoğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir elçiyi müjdeleyici olarak gönderildim.” Fakat İsa’nın müjdelediği elçi onlara apaçık delilleri getirdiğinde: “Bu, katıksız bir büyüdür.” dediler.
Seite 694 im Quell-PDF
SAFF 61:7
İslam’a çağrılıp durduğu halde, yalanlar düzerek Allah’a iftira edenden daha zalim kim vardır? Allah, zulme bulaşmış kişiler topluluğunu doğruya ve güzele iletmez.
Seite 695 im Quell-PDF
SAFF 61:8
İstiyorlar ki ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürsünler. Ama Allah, küfre batanlar hoş görmeseler de nurunu tamamlayacaktır.
Âl-i Muhammed’in Kâim’i kıyam ettiği zaman, Kur’ân’ı nazil olduğu şekilde insanlara öğretenler için bir takım çadırlar kurulacaktır ve Kur’ân’ın şimdiki yazılımıyla farklı olduğu için bugün Kur’ân’ı ezberleyenlere zor olacaktır.(1) Kur’ân-ı Kerim’de böyle bir günün geleceği açık bir şekilde insanlara müjde verilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de, sonunda hak ve İslam dininin yeryüzüne hâkim olacağını apaçık bildiren birçok ayet vardır: Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasa da Allah, nurunu tamamlayacaktır. O, Elçisini, hidayet ve hak din ile gönderdi ki müşrikler hoşlanmasa da onu, bütün dinlere üstün getirsin.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 332 · Referenz: Saff, 8-9
SAFF 61:9
Resulünü hidayet ve hak dini getirmek üzere O görevlendirdi ki, ortak koşanlar hoşlanmasa bile, onu tüm dinlerden üstün kılsın.
Âl-i Muhammed’in Kâim’i kıyam ettiği zaman, Kur’ân’ı nazil olduğu şekilde insanlara öğretenler için bir takım çadırlar kurulacaktır ve Kur’ân’ın şimdiki yazılımıyla farklı olduğu için bugün Kur’ân’ı ezberleyenlere zor olacaktır.(1) Kur’ân-ı Kerim’de böyle bir günün geleceği açık bir şekilde insanlara müjde verilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de, sonunda hak ve İslam dininin yeryüzüne hâkim olacağını apaçık bildiren birçok ayet vardır: Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasa da Allah, nurunu tamamlayacaktır. O, Elçisini, hidayet ve hak din ile gönderdi ki müşrikler hoşlanmasa da onu, bütün dinlere üstün getirsin.(2) Andolsun Tevrat'tan sonra Zebur'da da: "Yeryüzüne mutlaka iyi kullarım varis olacak. (bu yer onların eline geçecek)." diye yazmıştık.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 332 · Referenz: Saff, 8-9
SAFF 61:10
Ey iman sahipleri! Dikkatlerinizi, sizi korkunç bir azaptan kurtaracak bir ticarete çekeyim mi:
Seite 695 im Quell-PDF
SAFF 61:11
Allah’a ve onun resulüne inanır, Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla didinirsiniz. İşte bu, sizin için en hayırlısıdır; eğer bilirseniz.
Seite 695 im Quell-PDF
SAFF 61:12
Günahlarınızı affeder ve sizi, altından nehirler akan bahçelere, sürekli cennetlerdeki temiz- bereketli barınaklara yerleştirir. İşte bu en büyük başarıdır.
Seite 695 im Quell-PDF
SAFF 61:13
Seveceğiniz daha başka şeyler de var: Allah’tan bir yardım, çok yakın bir fetih… İman sahiplerine müjdele!
Seite 695 im Quell-PDF
SAFF 61:14
Ey iman sahipleri! Allah’ın yardımcıları olun! Hani, Meryem oğlu İsa, havarilere: “Allah’a gidişte benim yardımcılarım kimdir?” demişti de, havariler: “Biz, Allah’ın yardımcılarıyız.” cevabını vermişlerdi. Bunun ardından İsrailoğullarından bir zümre iman etmiş, bir zümre de küfre sapmıştı. Nihayet biz, iman sahiplerini düşmanlarına karşı güçlendirdik de onlar üstün geldiler.
Seite 696 im Quell-PDF
62. CUMUA 11 Ayet
CUMUA 62:1
Göklerdekiler ve yerdekiler; o Melik, o Kuddus, o Aziz, o Hakim Allah’ı tespih ediyorlar.
Seite 696 im Quell-PDF
CUMUA 62:2
O Allah’tır ki, ümmilere içlerinden bir resul göndermiştir de o, onlara Allah’ın ayetlerini okur, onları arıtıp temizler, onlara Kitap’ı ve hikmeti öğretir. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içine gömülmüşlerdi.
Seite 696 im Quell-PDF
CUMUA 62:3
O resulü, ümmilerden olup da henüz onlara katılmamış bulunan başka kimselere de gönderdi. O’dur Aziz, O’dur Hakim.
Seite 696 im Quell-PDF
CUMUA 62:4
İşte bu, Allah’ın lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah, büyük lütfun sahibidir.
Seite 696 im Quell-PDF
CUMUA 62:5
Sırtlarına Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, kutsal kitap parçaları taşıyan eşeğin durumuna benzer. Allah’ın ayetlerini yalanlayan topluluğun vücut verdiği örnek ne kötüdür! Allah, zulme sapmış bir topluluğu doğruya ve güzele ulaştırmaz.
Seite 697 im Quell-PDF
CUMUA 62:6
De ki: “Ey Yahudiler! Eğer insanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu sanıyorsanız, buna gerçekten inanıyorsanız, hadi ölümü isteyin!”
Seite 697 im Quell-PDF
CUMUA 62:7
Ama onlar, ellerinin üretip önden gönderdikleri yüzünden ölümü asla temenni edemezler. Allah, zalimleri bilmektedir.
Seite 697 im Quell-PDF
CUMUA 62:8
Şunu da söyle: “O kaçmakta olduğunuz ölüm, işte o, size mutlaka ulaşacaktır. Sonra, görülmeyeni de görüleni de bilene döndürüleceksiniz. O, size, yapıp etmiş olduklarınızı haber verecektir.”
Seite 697 im Quell-PDF
CUMUA 62:9
Ey inananlar! Cuma günü, namaz için çağrı yapıldığında, Allah’ı anmaya / Allah’ın Zikri’ne koşun. Alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
Seite 697 im Quell-PDF
CUMUA 62:10
Namaz kılınınca hemen yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok anın ki, kurtuluşa erebilesiniz.
Seite 697 im Quell-PDF
CUMUA 62:11
Bir ticaret yahut oyun-eğlence görür görmez, dağılıp ona yöneldiler de seni ayaküstü bıraktılar. Onlara de ki: “Allah katında bulunan, eğlenceden de ticaretten de hayırlıdır. Ve Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”
Seite 697 im Quell-PDF
63. MÜNAFİKUN 11 Ayet
MÜNAFİKUN 63:1
Münafıklar sana geldiklerinde: “Senin kesinlikle Allah’ın elçisi olduğuna tanıklık ederiz.” derler. Senin kesinlikle O’nun elçisi olduğunu Allah zaten biliyor. Ve Allah tanıklık eder ki, münafıklar kesinlikle yalancıdırlar.
Seite 698 im Quell-PDF
MÜNAFİKUN 63:2
Yeminlerini bir kalkan edinip Allah’ın yolundan alıkoydular. Onların yapmakta oldukları ne kötüdür!
Seite 698 im Quell-PDF
MÜNAFİKUN 63:3
Bu durumun sebebi şudur: Onlar iman ettiler, sonra küfre saptılar da kalpleri üzerine mühür basıldı. Artık onlar incelikleri anlamazlar.
Seite 698 im Quell-PDF
MÜNAFİKUN 63:4
Onları gördüğünde gövdeleri hoşuna gider. Birşey konuşsalar sözlerine kulak verirsin. Onlar birbirine dayandırılmış keresteler / Hint kumaşı giydirilmiş kütük parçaları gibidirler. Her bağırtıyı aleyhlerinde zannederler. Düşmandır onlar; sakın onlardan. Allah onları kahretsin! Nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar!
Seite 698 im Quell-PDF
MÜNAFİKUN 63:5
Onlara, “hadi gelin, Allah resulü sizin için af dilesin” dendiğinde kafalarını öteye çevirirler. Ve sen onların böbürlenmiş bir halde dönüp gittiklerini görürsün.
Seite 699 im Quell-PDF
MÜNAFİKUN 63:6
Sen onlar için ha af dilemişsin ha dilememişsin. Aleyhlerindeki sonuç aynı kalacaktır. Allah onları asla affetmeyecektir. Çünkü Allah fıska bulaşmış bir topluluğu doğruya ve güzele iletmez.
Seite 699 im Quell-PDF
MÜNAFİKUN 63:7
Onlar, “Allah resulünün yanındakilere infak edip birşey vermeyin ki dağılıp gitsinler” diyen kişilerdir. Oysa ki göklerin ve yerin hazineleri, Allah’ın tekelindedir. Ama münafıklar bunu anlamazlar.
Seite 699 im Quell-PDF
MÜNAFİKUN 63:8
Şöyle derler: “Eğer Medine’ye dönersek, yemin olsun ki, itibarlı ve baskın olan, ezik ve zayıf olanı oradan çıkaracaktır.” Güç ve itibar Allah’a, onun resulüne ve iman sahiplerine özgüdür. Ama münafıklar bunu bilmezler.
Seite 699 im Quell-PDF
MÜNAFİKUN 63:9
Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız, sizi, Allah’ı anmaktan / Allah’ın Zikri olan Kur’an’dan alıkoymasın. Böyle birşey yapanlar, hüsrana uğramışların ta kendileridir.
Seite 699 im Quell-PDF
MÜNAFİKUN 63:10
Sizden birine ölüm gelip de, “ey Rabbim, yakın bir süreye kadar beni geciktirseydin de içtenliğimi belgelemek için birşeyler vererek iyilik ve barış sevenlerden olsaydım” demesinden önce, size rızık olarak verdiklerimizden dağıtın.
Seite 699 im Quell-PDF
MÜNAFİKUN 63:11
Allah, süresi gelmiş olan bir canı geriye asla bırakmaz. Ve Allah, yapıp etmekte olduklarınızı çok iyi haber almaktadır.
Seite 700 im Quell-PDF
64. TEĞABÜN 18 Ayet
TEĞABÜN 64:1
Göklerdekiler ve yerdekiler Allah’ı tespih ediyor. O’nundur mülk ve yönetim; O’nun içindir tüm övgüler. Herşeye gücü yetendir O.
Seite 700 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:2
O’dur sizi yaratan. Sizin bir kısmınız küfre sapmıştır, bir kısmınız iman etmiştir. Ve Allah, işleyip ürettiklerinizi çok iyi görmektedir.
Seite 700 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:3
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı; sizi biçimlendirdi ve görünüşlerinizi güzel yaptı. Yalnız O’nadır dönüş.
Seite 700 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:4
Göklerde ne var, yerde ne var, bilir. Ve bilir sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da. Allah, göğüslerin özünü çok iyi bilir.
Seite 700 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:5
Sizden önce küfre sapanların haberleri gelmedi mi size? Onlar yapıp ettiklerinin vebalini tattılar. Ve onlar için korkunç bir azap vardır.
Seite 700 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:6
Bu böyledir. Çünkü resulleri onlara apaçık deliller getirip dururken onlar: “Bir insan mı bize kılavuluk edecek?!” deyip küfre saptılar ve yüz çevirdiler. Ve Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah sınırsız zenginliğin, sonsuz övgülerin sahibidir.
Seite 701 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:7
Küfre sapanlar asla diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: “Rabbime yemin ederim ki, sandığınız gibi değil. Andolsun ki, mutlaka diriltileceksiniz; yine andolsun ki, yaptıklarınız size mutlaka haber verilecektir. Ve bu, Allah için çok kolaydır.”
Seite 701 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:8
Artık Allah’a, onun resulüne ve size indirdiğimiz nura inanın. Allah, yapmakta olduklarınızı iyiden iyiye haber almaktadır.
Seite 701 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:9
“Toplanma günü” için sizi biraraya getirdiği gün, karşılıklı aldatış ve aldanışların ortaya çıktığı gündür. Kim Allah’a iman eder, barışa ve hayra yönelik iş yaparsa, Allah onun çirkinliklerini örter ve kendisini altından nehirler akan bahçelere, içlerinde sürekli kalmak üzere yerleştirir. İşte büyük başarı budur.
Seite 701 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:10
Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar, içinde sürekli kalacakları ateşin dostlarıdır. Ne kötü dönüş yeridir orası!
Seite 701 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:11
Allah’ın izni olmadıkça hiçbir musibet gelip çatmaz. Kim Allah’a inanırsa Allah O’nun kalbini doğruya ve güzele kılavuzlar. Ve Allah herşeyi en iyi biçimde bilmektedir.
Seite 701 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:12
Allah’a itaat edin, resule de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz resulümüze düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir.
Seite 702 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:13
Allah… İlah yok O’ndan başka! Yalnız Allah’a güvenip dayanır iman sahipleri.
Seite 702 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:14
Ey iman edenler! Şu bir gerçek ki, eşlerinizin ve evlatlarınızın içinden size bir düşman vardır; onlara karşı dikkatli olun. Eğer affeder, ellerini tutar, hatalarını görmezlikten gelirseniz, kuşkusuz Allah da affedici, merhamet edici olur.
Seite 702 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:15
Şu da bir gerçek ki, mallarınız ve çocuklarınız bir imtihan aracıdır. Allah’a gelince, onun katında büyük bir ödül vardır.
Seite 702 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:16
O halde, gücünüz ölçüsünde Allah’tan korkun, dinleyin, itaat edin. Ve benlikleriniz için bir hayır olarak infakta bulunun. Nefsinin cimrilik ve doymazlığından korunanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Seite 702 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:17
Eğer Allah’a gönül hoşluğuyla birşey borç verirseniz O, onu sizin için katlayarak artırır ve sizin hatalarınızı bağışlar. Allah Şekur’dur, şükredenlere karşılık verir; Halim’dir, yumuşak ve merhametli davranır.
Seite 702 im Quell-PDF
TEĞABÜN 64:18
Görünmeyen ve görünen alemleri bilendir O; Aziz’dir, Hakim’dir.
Seite 703 im Quell-PDF
65. TALAK 12 Ayet
TALAK 65:1
Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman iddetlerine doğru boşayın ve iddeti iyi sayın. Rabbiniz olan Allah’tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar. Apaçık ve belgeli bir yüzsüzlük yapmaları durumu müstesna. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Allah’ın sınırlarını çiğneyen kendi benliğine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir iş / oluş ortaya çıkarır.
Seite 703 im Quell-PDF
TALAK 65:2
Sürelerini doldurma noktasına geldiklerinde o kadınları ya örfün gerektirdiği biçimde tutun yahut da yine örfün gerektirdiği şartlarla onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de tanık tutun. Tanıklığı Allah için tam bir biçimde yapın. Allah’a ve ahiret gününe inanan kişiye işte bu şekilde öğüt verilmektedir. Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu nasip eder.
Seite 703 im Quell-PDF
TALAK 65:3
Ve onu hiç beklemediği yönden rızıklandırır. Kim Allah’a dayanıp güvenirse O, ona yeter. Hiç kuşkusuz Allah emrini yerine getirecektir. Allah herşey için bir ölçü / bir kader belirlemiştir.
Sonra şöyle buyurdu: Allah Teâlâ’nın Kitabını okudun mu: “Kim tevekkül ederse, Allah ona yeter.”(1) “Şükrederseniz artırırım.”(2) “Benden İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Dört şeyden endişeli olduğu hâlde dört şeye sığınmayan kimseye hayret ediyorum: Korkan kimse neden Allah’ın şu buyruğuna sığınmıyor, hayret ediyorum: “Allah bize yeter ve O ne güzel vekildir.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 410 · Referenz: Talak, 3
TALAK 65:4
Adetten kesilen karılarınızın iddet bekleme sürelerinde kuşkuya düşerseniz, onların iddetleri üç aydır. Hiç adet görmemiş kadınların süreleri de böyledir. Gebe olan kadınların süreleri ise yüklerini bırakmalarına kadardır. Kim Allah’tan korkarsa, O ona işinde bir kolaylık nasip eder.
Seite 704 im Quell-PDF
TALAK 65:5
İşte bu, Allah’ın size indirmiş olduğu emridir. Kim Allah’tan korkarsa O, onun çirkinliklerini örter ve onun ödülünü büyütür.
Seite 704 im Quell-PDF
TALAK 65:6
O kadınları, imkanlarınız ölçüsünde, barındığınız yerin bir kısmında barındırın. Onları baskı altında tutmak için onlara zarar verme yönüne gitmeyin. Eğer hamile iseler yüklerini bırakıncaya kadar onlara nafaka verin. Eğer sizin için çocuk emziriyorlarsa, ücretlerini de verin. Aranızda örfe uygun biçimde konuşup tartışın. Eğer anlaşmakta zorluk çekerseniz o zaman, doğmuş olan çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.
Seite 704 im Quell-PDF
TALAK 65:7
Geniş imkana sahip olan bu geniş imkanından harcasın. Rızkı kendisine ölçü ile verilmiş olan da Allah’ın kendisine verdiğinden infak etsin. Allah hiçbir benliği, kendisine verdiği şey dışında yükümlü tutmaz. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
Seite 704 im Quell-PDF
TALAK 65:8
Nice kentler vardı ki, azgınlık edip Rabbinin ve onun resullerinin emrinden çıktılar da biz onları çok zorlu bir hesaba çektik ve onlara, görülmemiş bir azapla azap ettik.
Seite 704 im Quell-PDF
TALAK 65:9
Böylece onlar, yaptıklarının vebalini tattılar ve işlerinin sonu hüsran oldu.
Seite 705 im Quell-PDF
TALAK 65:10
Allah onlar için şiddetli bir azap hazırladı. Artık Allah’tan korkun, ey iman etmiş akıl ve gönül sahipleri! Allah size bir Zikir / bir uyarıcı / bir düşündürücü indirmiştir.
Seite 705 im Quell-PDF
TALAK 65:11
Bir elçi indirmiştir ki, iman edip hayra ve barışa yönelik işler sergileyenleri, karanlıklardan nura çıkarmak için Allah’ın ayetlerini açık-seçik okur. Allah’a inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanları Allah, altlarından ırmaklar akan cennetlere / bahçelere koyacaktır. Onlar orada sonsuza dek kalıcıdır. Allah böylesi için rızkı gerçekten güzelleştirmiştir.
Seite 705 im Quell-PDF
TALAK 65:12
Allah O’dur ki, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yaratmıştır. Emir / iş ve oluş onlar arasında sürekli iner ki, Allah’ın herşeye kadir olduğunu ve Allah’ın bilgi bakımından herşeyi kuşattığını bilesiniz.
Seite 705 im Quell-PDF
66. TAHRİM 12 Ayet
TAHRİM 66:1
Ey Peygamber! Allah’ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek neden haramlaştırıyorsun? Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
Seite 705 im Quell-PDF
TAHRİM 66:2
Allah size, yeminlerinizi çözmeyi farz kılmıştır. Ve Allah sizin Mevla’nızdır. Alim’dir O, herşeyi bilir; Hakim’dir O, hikmetleri sonsuzdur.
Seite 706 im Quell-PDF
TAHRİM 66:3
Hani, Peygamber, eşlerinden birine bir sözü gizlice söylemişti. Sonra eşi bu sözü duyurup Allah da onu Peygamber’e bildirince, Peygamber sözün bir kısmını açıklamış, bir kısmından vaz geçmişti. Peygamber, sözü eşine bildirdiğinde o: “Bunu sana kim haber verdi?” demişti. Peygamber de: “O herşeyi bilen, herşeyden haberi olan bana bildirdi.” diye cevaplamıştı.
Seite 706 im Quell-PDF
TAHRİM 66:4
Eğer ikiniz, ey hanımlar, Allah’a tövbe ederseniz ne iyi, çünkü kalpleriniz kaydı; yok eğer Peygamber’e karşı dayanışmaya girerseniz hiç kuşkusuz bizzat Allah, onun destekleyicisidir. Cebrail’le iman sahiplerinin iyiliksever barışçıları da. Bütün bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.
Seite 706 im Quell-PDF
TAHRİM 66:5
O sizi boşarsa, kim bilir belki de Rabbi ona sizin yerinize sizden daha hayırlı eşler nasip eder: Allah’a teslim olan, iman sahibi, gönülden bağlı, tövbe etmesini seven, ibadete düşkün, yolculuk edebilen dullar ve bakireler.
Seite 706 im Quell-PDF
TAHRİM 66:6
Ey iman sahipleri! Kendilerinizi ve ailelerinizi öyle bir ateşten koruyun ki, yakıtı insanlarla taşlardır. O ateşin başında çok katı, çok sert melekler vardır. Onlar, kendilerine emir verdiği konuda Allah’a isyan etmezler ve emredildikleri şeyi yaparlar.
Bil ki, ibadette çaba harcamak, günahtan sakınmakla birlikte olmazsa bir faydası olmaz. Ve sakın kendinden üstte olan şeylere tamah etme; Allah Teâlâ’nın, Peygamberine buyurduğu şey öğüt olarak yeter: “Onların ne malları, ne de evlatları seni imrendirmesin.” Allah Teâlâ, Resulü’ne şöyle buyurmuştur: Davet ve Davet Metodu Süleyman b. Halid şöyle rivayet etmektedir: İmam Cafer Sadık’a (a.s): “Benim sözümü dinleyen bir ailem var; onları sizin velayetinize davet edeyim mi?” diye arz ettim. İmam (a.s): “Evet.” dedi. Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ey inananlar, kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır.”(3) / (4) Ukbe, babasından şöyle rivayet etmektedir: İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediğini duydum:
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 414 · Referenz: Tahrim, 6
TAHRİM 66:7
Ey küfre sapanlar! Özür dilemeyin bugün. Çünkü siz, yapıp ettiklerinizin karşılığı olarak cezalandırılıyorsunuz.
Seite 707 im Quell-PDF
TAHRİM 66:8
Ey iman edenler! Etkili öğüt veren bir tövbe ile Allah’a yönelin. Umulur ki Rabbiniz çirkinliklerinizi ve günahlarınızı örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. O gün Allah, peygamberi ve onunla birlikte inananları utandırmayacaktır. Onların ışığı önlerinden ve sağ yanlarından koşup gelir. Şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Işığımızı tamamla ve bizi bağışla! Sen herşeye Kadir’sin, herşeye gücün yeter.”
Seite 707 im Quell-PDF
TAHRİM 66:9
Ey Peygamber! Küfre sapanlarla ve münafıklarla mücadele et ve onlara karşı sert davran. Varacakları yer cehennemdir onların. Ne kötü dönüş yeridir o!
Seite 707 im Quell-PDF
TAHRİM 66:10
Allah, küfre sapanlarla ilgili olarak Nuh’un karısı ile Lut’un karısını örnek verdi. Bu ikisi kullarımızdan barışçı ve iyiliksever iki kulun nikahı altında idiler, onlara hıyanet ettiler de eşleri, Allah’tan onlara gelecek olanı hiçbir şeyle geri çeviremediler. Şöyle dendi onlara: “Girin ateşe diğer gireceklerle birlikte.”
Seite 707 im Quell-PDF
TAHRİM 66:11
Allah, iman edenlerle ilgili olarak da Firavun’un karısını örnek verdi. Hani, o şöyle demişti: “Ey Rabbim! Benim için katında, cennette bir barınak yap; beni, Firavun’dan, onun yapıp ettiğinden kurtar; beni zulme sapmış topluluktan da kurtar.”
Seite 708 im Quell-PDF
TAHRİM 66:12
Ve Allah, ırzını bir kale gibi koruyan İmran kızı Meryem’i de örnek verdi. Biz onun içine ruhumuzdan üfledik. Ve o, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdikledi de içten bağlananlardan oldu.
Seite 708 im Quell-PDF
67. MÜLK 30 Ayet
MÜLK 67:1
Mülk ve yönetim elinde bulunan o Allah ne yücedir! O, herşeye Kadir’dir.
Seite 708 im Quell-PDF
MÜLK 67:2
Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Aziz’dir O, Gafur’dur.
Seite 708 im Quell-PDF
MÜLK 67:3
Birbiriyle uyum ve ahenk içinde yedi gökleri yaratan da O’dur. O Rahman’ın yaratışında / yarattıklarında herhangi bir uyuşmazlık, aykırılık, çelişme göremezsin. Bir kez daha bak! Bir çatlaklık, bir uyuşmazlık görüyor musun?
Seite 708 im Quell-PDF
MÜLK 67:4
Sonra bakışı iki kez daha döndür! Umudunu kesmiş olarak döner sana göz. Utanmış, bitkin düşmüştür o.
Seite 708 im Quell-PDF
MÜLK 67:5
Yemin olsun ki, biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlara atış taneleri yaptık. O şeytanlar için çılgın ateş azabını da hazırladık.
Seite 709 im Quell-PDF
MÜLK 67:6
Ve Rablerine karşı nankörlük edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüş yeridir o!
Seite 709 im Quell-PDF
MÜLK 67:7
Onun içine atıldıklarında, onun derinden gelen sesini işitirler. Feveran etmektedir o.
Seite 709 im Quell-PDF
MÜLK 67:8
Öfkesinden çatlayacak hale gelir. İçine bir güruh atıldıkça, onun bekçileri bunlara sorarlar: “Size hiçbir uyarıcı gelmedi mi?”
diye soruldu. Her iki İmam da: “Evet; göklerle yerin arasındaki mesafeden daha geniş bir merhale vardır.” buyurdular.(1) Peygamberlik Allah Teâlâ, insanlara hücceti tamamlamak ve batıla uymalarına bahane verecek her türlü alt yapıyı yok etmek için bir takım doğru sözlü ve emin kişileri elçi ve peygamber olarak seçip, insanları uyarmaları için göndermiştir. Birisi, İmam Cafer Sadık’a (a.s): “Neden Allah insanlara resuller ve peygamberler gönderiyor?” diye sorunca İmam (a.s) şöyle buyurdu: Allah Teâlâ peygamberleri; onlar geldikten sonra insanların Allah’a karşı bir delil ve hüccetlerinin olmaması ve insanlar, Allah’ın onlar üzerinde bir hücceti olarak bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi demesinler diye göndermiştir. Allah Teâlâ’nın, cehennem bekçilerinden, cehennem ehline karşı, Allah, peygamberler ve elçiler göndermiştir şeklindeki delillerini naklettiğini duymadın mı?
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 350 · Referenz: Mülk, 8-9
MÜLK 67:9
Derler ki: “Gelmedi olur mu? Bize uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık. Ve: ‘Allah birşey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz, başka değil’ şeklinde konuştuk.”
diye soruldu. Her iki İmam da: “Evet; göklerle yerin arasındaki mesafeden daha geniş bir merhale vardır.” buyurdular.(1) Peygamberlik Allah Teâlâ, insanlara hücceti tamamlamak ve batıla uymalarına bahane verecek her türlü alt yapıyı yok etmek için bir takım doğru sözlü ve emin kişileri elçi ve peygamber olarak seçip, insanları uyarmaları için göndermiştir. Birisi, İmam Cafer Sadık’a (a.s): “Neden Allah insanlara resuller ve peygamberler gönderiyor?” diye sorunca İmam (a.s) şöyle buyurdu: Allah Teâlâ peygamberleri; onlar geldikten sonra insanların Allah’a karşı bir delil ve hüccetlerinin olmaması ve insanlar, Allah’ın onlar üzerinde bir hücceti olarak bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi demesinler diye göndermiştir. Allah Teâlâ’nın, cehennem bekçilerinden, cehennem ehline karşı, Allah, peygamberler ve elçiler göndermiştir şeklindeki delillerini naklettiğini duymadın mı?
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 350 · Referenz: Mülk, 8-9
MÜLK 67:10
Ve derler ki: “Eğer söz dinleseydik yahut aklımızı çalıştırsaydık şu çılgın ateşin dostları arasında olmazdık.”
Seite 709 im Quell-PDF
MÜLK 67:11
Günahlarını işte böyle itiraf ettiler. Çılgın ateşin halkına böyle kahır yaraşır.
Seite 709 im Quell-PDF
MÜLK 67:12
Görmedikleri halde Rablerinden ürperenlere gelince, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
Seite 709 im Quell-PDF
MÜLK 67:13
Sözünüzü ister gizleyin ister onu açıklayın; şu bir gerçek ki O, göğüslerin özünü çok iyi bilir.
Seite 709 im Quell-PDF
MÜLK 67:14
Yaratmış olan bilmez mi / Allah, yarattığı kimseyi bilmez mi? Latif’tir O, Habir’dir.
Seite 710 im Quell-PDF
MÜLK 67:15
O, yeri sizin için boyun eğer yaptı. Haydi onun omuzlarında yürüyün ve Allah’ın rızıklarından yiyin. Dönüş O’nadır.
Seite 710 im Quell-PDF
MÜLK 67:16
O göktekinin, sizi yere batırmayacağından emin misiniz? O zaman yer aniden çalkalanmaya başlar.
Seite 710 im Quell-PDF
MÜLK 67:17
O göktekinin, çakıl taşları taşıyan bir rüzgarı üzerinize salmayacağından emin misiniz? O zaman bileceksiniz nasılmış uyarım!
Seite 710 im Quell-PDF
MÜLK 67:18
Andolsun, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Ama nasıl olmuştu benim azabım?!
Seite 710 im Quell-PDF
MÜLK 67:19
Üstlerinde, kanatlarını açıp kapayarak uçan kuşları hiç görmediler mi? Onları Rahman’dan başkası tutmuyor. Kuşkusuz O, her şeyi görmektedir.
Seite 710 im Quell-PDF
MÜLK 67:20
Rahman’a karşı / Rahman’dan başka size yardım edecek ordunuz kimdir? İnkarcılar bir aldanış / gurur içindeler; hepsi bu!
Seite 710 im Quell-PDF
MÜLK 67:21
Peki, O, rızkını tutarsa kim var sizi rızıklandıracak? Hayır, bir azgınlık ve nefret içinde inat etmekteler.
Seite 710 im Quell-PDF
MÜLK 67:22
Peki, yüzüstü kapanarak yürüyen mi daha düzgün gider yoksa dosdoğru yol üzerinde dik ve düzgün yürüyen mi?
Seite 710 im Quell-PDF
MÜLK 67:23
De ki: “Sizi oluşturan O’dur. O size, işitme gücü, gözler ve gönüller verdi. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!”
Seite 711 im Quell-PDF
MÜLK 67:24
De ki: “Sizi, yeryüzünde yaratıp yayan O’dur. O’nun huzurunda haşredileceksiniz.”
Seite 711 im Quell-PDF
MÜLK 67:25
Derler ki: “Eğer doğru sözlülerseniz, bu vaat ne zaman?”
Seite 711 im Quell-PDF
MÜLK 67:26
De ki: “Bilgi Allah’ın katındadır. Bana gelince, ben ancak açıkça uyaran biriyim.”
Seite 711 im Quell-PDF
MÜLK 67:27
Onu yakından gördüklerinde, inkar edenlerin yüzleri kötüleşti. Şöyle denildi: “O habire çağırıp durduğunuz şey budur.”
Seite 711 im Quell-PDF
MÜLK 67:28
Söyle onlara: “Diyelim ki, Allah beni ve beraberimdekileri öldürdü, yahut bize acıdı. Peki, kafirleri korkunç bir azaptan kim kurtaracak?”
Seite 711 im Quell-PDF
MÜLK 67:29
De ki: “Rahman’dır O, O’na inandık biz ve yalnız O’na güvendik. Yakında bileceksiniz kimmiş apaçık sapıklığın içinde.”
Seite 711 im Quell-PDF
MÜLK 67:30
Şunu da söyle: “Bir sabah suyunuz çekiliverse, kim getirecek fışkırıp akan bir su size?”
Seite 711 im Quell-PDF
68. KALEM 52 Ayet
KALEM 68:1
Nun! Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:2
Ki sen, cin tasallutuna uğramış değilsin; Rabbinin nimeti sayesinde.
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:3
Senin için kesintisiz bir ödül var.
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:4
Ve gerçekten sen, çok büyük bir ahlak üzerindesin.
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:5
Yakında göreceksin, onlar da görecekler,
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:6
Hanginizmiş fitneye tutulan, deliren!
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:7
Senin Rabbin, evet O’dur kendi yolundan kimin saptığını en iyi bilen. Ve O’dur kimin doğruya ve güzele kılavuzlandığını en iyi bilen.
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:8
O halde yalanlayanlara itaat etme.
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:9
İstediler ki sen, alttan alıp gevşek davranasın da onlar da yumuşaklık göstersin.
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:10
Şunların hiçbirini tanıma: Çok yemin eden, bayağı-alçak,
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:11
Alaycı / gammaz, koğuculuk için dolaşıp duran,
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:12
Hayrı engelleyen, sınır tanımaz, saldırgan, günaha batmış,
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:13
Kaba / obur, bütün bunlardan sonra da soyu bozuk, kötülükle damgalı.
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:14
Mal ve oğullar sahibi olmuş da ne olmuş?
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:15
Ayetlerimiz ona okunduğunda şöyle der: “Daha öncekilerin masalları.”
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:16
Yakında biz onun hortumu üzerine damga basacağız / burnunu sürteceğiz.
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:17
Biz onları, o bahçe sahiplerini belalandırdığımız gibi belalandırdık. Hani, onlar sabaha çıktıklarında, bahçeyi mutlaka kesip biçeceklerine yemin etmişlerdi.
Seite 712 im Quell-PDF
KALEM 68:18
Hiçbir istisna tanımıyorlardı.
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:19
Ama onlar uyumaktayken, Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:20
O, simsiyah kesiliverdi.
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:21
Sabaha çıktıklarında birbirlerine seslendiler:
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:22
“Hadi, eğer biçecekseniz ekininize erken gidin.”
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:23
Yola koyuldular. Aralarında fısıldaşıyorlardı:
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:24
“Hey! Bugün oraya bir yoksul girip yanımıza gelmesin.”
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:25
Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:26
Fakat bahçeyi görünce: “Yahu biz yanlış gelmişiz.” dediler.
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:27
“Hayır, hayır. Biz mahrum edilenleriz.”
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:28
Ortancaları / ılımlı olanı şöyle dedi: “Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!”
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:29
O zaman dediler ki: “Tespih ederiz seni, ey Rabbimiz. Gerçekten biz zalimler olduk.”
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:30
Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:31
“Yuh olsun bize, dediler, biz gerçekten azgınlarmışız.”
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:32
“Umarız, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz de herşeyimizle Rabbimize yöneliriz.”
Seite 713 im Quell-PDF
KALEM 68:33
İşte böyledir azap! Ahiretin azabı ise gerçekten çok daha büyüktür. Ah! Bir bilebilselerdi.
Seite 714 im Quell-PDF
KALEM 68:34
Takva sahipleri için, Rableri katında nimetlerle dolu cennetler vardır.
Seite 714 im Quell-PDF
KALEM 68:35
Biz, Müslümanları, suçlular / günahkarlar gibi yapar mıyız?
sapkın görüşleriyle bir imam seçmek istediler; ama bu girişimleri imamdan uzaklaşmaktan başka bir işe yaramadı. Allah’ın seçiminden, Rasulullah’ın (s.a.a) seçiminden ve onun Ehl-i Beyt’inden yüz çevirdiler. Kendi seçimlerine itibar ettiler. Oysa Kur’ân onlara şöyle seslenmektedir: Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: “Allah ve Resulü Başka bir yerde de şöyle buyurmuştur: “Size ne oluyor? Ne
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 360 · Referenz: Kalem, 36-41
KALEM 68:37
Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi görüyorsunuz?
sapkın görüşleriyle bir imam seçmek istediler; ama bu girişimleri imamdan uzaklaşmaktan başka bir işe yaramadı. Allah’ın seçiminden, Rasulullah’ın (s.a.a) seçiminden ve onun Ehl-i Beyt’inden yüz çevirdiler. Kendi seçimlerine itibar ettiler. Oysa Kur’ân onlara şöyle seslenmektedir: Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: “Allah ve Resulü Başka bir yerde de şöyle buyurmuştur: “Size ne oluyor? Ne
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 360 · Referenz: Kalem, 36-41
sapkın görüşleriyle bir imam seçmek istediler; ama bu girişimleri imamdan uzaklaşmaktan başka bir işe yaramadı. Allah’ın seçiminden, Rasulullah’ın (s.a.a) seçiminden ve onun Ehl-i Beyt’inden yüz çevirdiler. Kendi seçimlerine itibar ettiler. Oysa Kur’ân onlara şöyle seslenmektedir: Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: “Allah ve Resulü Başka bir yerde de şöyle buyurmuştur: “Size ne oluyor? Ne
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 360 · Referenz: Kalem, 36-41
KALEM 68:39
Yoksa sizin lehinize üzerimizde kıyamete kadar uzanacak yeminler mi var da siz ne hükmederseniz oluverecek!
sapkın görüşleriyle bir imam seçmek istediler; ama bu girişimleri imamdan uzaklaşmaktan başka bir işe yaramadı. Allah’ın seçiminden, Rasulullah’ın (s.a.a) seçiminden ve onun Ehl-i Beyt’inden yüz çevirdiler. Kendi seçimlerine itibar ettiler. Oysa Kur’ân onlara şöyle seslenmektedir: Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: “Allah ve Resulü Başka bir yerde de şöyle buyurmuştur: “Size ne oluyor? Ne
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 360 · Referenz: Kalem, 36-41
sapkın görüşleriyle bir imam seçmek istediler; ama bu girişimleri imamdan uzaklaşmaktan başka bir işe yaramadı. Allah’ın seçiminden, Rasulullah’ın (s.a.a) seçiminden ve onun Ehl-i Beyt’inden yüz çevirdiler. Kendi seçimlerine itibar ettiler. Oysa Kur’ân onlara şöyle seslenmektedir: Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: “Allah ve Resulü Başka bir yerde de şöyle buyurmuştur: “Size ne oluyor? Ne
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 360 · Referenz: Kalem, 36-41
KALEM 68:41
Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Eğer doğru sözlü iseler, çağırıversinler ortaklarını!
sapkın görüşleriyle bir imam seçmek istediler; ama bu girişimleri imamdan uzaklaşmaktan başka bir işe yaramadı. Allah’ın seçiminden, Rasulullah’ın (s.a.a) seçiminden ve onun Ehl-i Beyt’inden yüz çevirdiler. Kendi seçimlerine itibar ettiler. Oysa Kur’ân onlara şöyle seslenmektedir: Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: “Allah ve Resulü Başka bir yerde de şöyle buyurmuştur: “Size ne oluyor? Ne
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 360 · Referenz: Kalem, 36-41
KALEM 68:42
Baldırın çıplak kalacağı, secdelere çağrılacakları gün, onu da yapamayacaklar.
Seite 714 im Quell-PDF
KALEM 68:43
Gözleri yere eğilmiş, benliklerini zillet kaplamıştır. Onlar sapasağlam oldukları zaman da secde etmeye çağrılıyorlardı.
Seite 714 im Quell-PDF
KALEM 68:44
Bu sözü yalanlayanla beni başbaşa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yakalayacağız.
Seite 714 im Quell-PDF
KALEM 68:45
Süre tanıyorum onlara. Tuzağım gerçekten zorludur benim.
Seite 714 im Quell-PDF
KALEM 68:46
Bir ücret mi istiyorsun kendilerinden de onlar, bir borç altında eziliyorlar!
Seite 714 im Quell-PDF
KALEM 68:47
Yoksa gayb yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
Seite 714 im Quell-PDF
KALEM 68:48
Artık Rabbinin hüküm vermesi için sabret. Balığın dostu Yunus gibi olma! Hani o, hıçkırıktan boğulur bir halde yakarmıştı.
Seite 715 im Quell-PDF
KALEM 68:49
Eğer ona, Rabbinden bir nimet ulaşmasaydı, horlanmış bir halde cascavlak bir yere atılırdı.
Seite 715 im Quell-PDF
KALEM 68:50
Fakat Rabbi onu seçip yüceltti ve barışseverlerden yaptı.
Seite 715 im Quell-PDF
KALEM 68:51
O küfre sapanlar, Zikir’i / Kur’an’ı işittiklerinde az kalsın gözleriyle seni devireceklerdi. “Bu tam bir cinlidir.” diyorlardı.
Seite 715 im Quell-PDF
KALEM 68:52
Oysa ki o Zikir / Kur’an, alemler için bir öğütten başka şey değildir.
Seite 715 im Quell-PDF
69. HAKKA 52 Ayet
HAKKA 69:1
el-Hakka / geleceği kuşkusuz olan şey!
Seite 715 im Quell-PDF
HAKKA 69:2
Nedir o hakka?
Seite 715 im Quell-PDF
HAKKA 69:3
O hakkanın niteliğini sana bildiren nedir?
Seite 715 im Quell-PDF
HAKKA 69:4
Semud ve Ad, kaariayı / başa çarpan olayı yalanlamıştı.
Seite 715 im Quell-PDF
HAKKA 69:5
Bunun üzerine Semud, bir doğal felaket ile helak edildi.
Seite 715 im Quell-PDF
HAKKA 69:6
Ad ise gürleyen sesle gelen soğuk rüzgarlı bir fırtınayla mahvedildi.
Seite 715 im Quell-PDF
HAKKA 69:7
Onu, onların üzerine yedi gece-sekiz gün hiç ara vermeden saldı. Topluluğu orada yerlere sürülmüş görürsün. İçleri boşaltılmış hurma kütükleri gibidirler.
Seite 715 im Quell-PDF
HAKKA 69:8
Onlardan geri kalan birşey görüyor musun?
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:9
Firavun da ondan öncekiler de altı üstüne gelmiş kentlerde aynı hataya vücut verdiler.
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:10
Rablerinin resulüne isyan ettiler de O da onları, şiddeti arttıkça artan bir yakalayışla yakaladı.
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:11
Su azıp köpürdüğünde, biz sizi o akıp gidende taşıdık.
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:12
Ki onu size bir hatırlatıcı / düşündürücü yapalım ve kavrayabilen kulak kavrasın.
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:13
Sura bir üfleyişle üflendiğinde,
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:14
Yer ve dağlar yükletilip birbirine bir çarpılışla parça parça edildiğinde,
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:15
İşte o gün, olması gereken olmuştur.
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:16
Gök yarılmıştır. O gün o, lime lime sarkmıştır.
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:17
Melek de onun kenarlarındadır. Rabbinin arşını, o gün onların üstündeki sekiz taşır.
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:18
O gün arz olunursunuz; hiçbir saklınız gizli kalmaz.
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:19
Öz kitabı sağından verilen: “İşte kitabım, okuyun!” der.
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:20
“Kendi hesabıma kavuşacağımı sezmiştim zaten.”
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:21
Artık o, hoşnutluk veren bir yaşayış içindedir.
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:22
Yüksek bir bahçe içindedir.
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:23
Devşirilmesi kolaydır onun.
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:24
Geçmiş günlerde sunduklarınızın karşılığı olarak afiyetle yiyin, için.
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:25
Öz kitabı sol tarafından verilene gelince o şöyle der: “Ah ne olurdu bana kitabım verilmeseydi!”
Seite 716 im Quell-PDF
HAKKA 69:26
“Hesabımın ne olduğunu hiç bilmemiş olsaydım.”
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:27
“Ah ne olurdu, iş bitmiş olsaydı!”
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:28
“Hiçbir işime yaramadı malım.”
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:29
“Sökülüp gitti benden saltanatım.”
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:30
“Tutun onu, derhal bağlayın onu.”
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:31
“Sonra cehenneme sallayın onu.”
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:32
“Sonra boyu yetmiş arşın olan bir zincirde yollayın onu.”
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:33
“Çünkü o, yüce Allah’a inanmıyordu.”
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:34
“Yoksulu doyurmaya özendirmiyordu.”
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:35
“Bugün onun için burada bir sıcak dost yoktur.”
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:36
“Yıkananların atık sularından başka yemek de yoktur.”
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:37
“Ki o atık suyu sadece günahkarlar yer.”
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:38
Hayır, sandıkları gibi değil! Yemin ederim gördüklerinize,
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:39
Ve görmediklerinize!
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:40
Ki o, çok soylu bir elçinin sözüdür.
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:41
Bir şairin sözü değildir o. Ne kadar da az inanıyorsunuz!
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:42
Bir kahinin sözü de değildir o. Ne kadar da az araştırıp düşünüyorsunuz!
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:43
Alemlerin Rabbi’nden bir indiriştir o.
Seite 717 im Quell-PDF
HAKKA 69:44
Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi,
Seite 718 im Quell-PDF
HAKKA 69:45
Andolsun ondan sağ elini koparırdık.
Seite 718 im Quell-PDF
HAKKA 69:46
Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.
Seite 718 im Quell-PDF
HAKKA 69:47
Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.
Seite 718 im Quell-PDF
HAKKA 69:48
Gerçek şu ki o, sakınanlar için tam bir uyarıcı ve düşündürücüdür.
Seite 718 im Quell-PDF
HAKKA 69:49
Ve biz, içinizden onu yalanlayanların bulunduğunu kesinlikle biliyoruz.
Seite 718 im Quell-PDF
HAKKA 69:50
Ve o, küfre sapanlar için tam bir hasrettir.
Seite 718 im Quell-PDF
HAKKA 69:51
Ve o, kesin bilginin tam gerçeğidir.
Seite 718 im Quell-PDF
HAKKA 69:52
Hadi artık, yüce Rabbinin adını tespih et!
Seite 718 im Quell-PDF
70. MEARİC 44 Ayet
MEARİC 70:1
Soran birisi, geleceği kuşkusuz azabı sordu.
Seite 718 im Quell-PDF
MEARİC 70:2
Küfre sapanlar içindir o. Yoktur onu savacak.
Seite 718 im Quell-PDF
MEARİC 70:3
Yükselme boyutlarının / derecelerinin sahibi Allah’tandır o.
Seite 718 im Quell-PDF
MEARİC 70:4
Melekler ve Ruh, miktarı ellibin yıl olan bir günde yükselirler O’na.
Seite 718 im Quell-PDF
MEARİC 70:5
Artık güzel bir sabırla sabret.
Seite 718 im Quell-PDF
MEARİC 70:6
Onlar onu çok uzak görüyorlar.
Seite 718 im Quell-PDF
MEARİC 70:7
Biz ise onu çok yakın görüyoruz.
Seite 718 im Quell-PDF
MEARİC 70:8
O gün gök, erimiş bir maden gibi olur.
Seite 718 im Quell-PDF
MEARİC 70:9
Dağlar, atılmış renkli yün gibi olur.
Seite 719 im Quell-PDF
MEARİC 70:10
En yakın dostlar birbirlerinin halini sormaz / bir dost bir dostundan birşey isteyemez.
Seite 719 im Quell-PDF
MEARİC 70:11
Birbirlerine gösterilirler. Suçlu, o günün azabından kurtulmak için oğullarını fidye vermeyi bile ister.
Seite 719 im Quell-PDF
MEARİC 70:12
Eşini, kardeşini,
Seite 719 im Quell-PDF
MEARİC 70:13
Kendisini kucaklayıp barındıran ailesini.
Seite 719 im Quell-PDF
MEARİC 70:14
Ve yeryüzündeki insanların tümünü fidye verip kendisini kurtarmayı ister.
İşin gerçeği şu ki insan; aceleci, hırslı, sabırsız, tahammülsüz yaratılmıştır.
Seite 719 im Quell-PDF
MEARİC 70:20
Kendisine kötülük / hoşnutsuzluk dokununca basar bağırır.
Seite 719 im Quell-PDF
MEARİC 70:21
Kendisine hayır ve nimet ulaşınca ondan başkalarının yararlanmasına engel olur.
Seite 719 im Quell-PDF
MEARİC 70:22
Namaz kılıp dua edenler müstesna.
Seite 719 im Quell-PDF
MEARİC 70:23
Bunlar, namazlarında süreklidirler.
Seite 719 im Quell-PDF
MEARİC 70:24
Bunların mallarında belirli bir hak vardır:
Seite 719 im Quell-PDF
MEARİC 70:25
Yoksul ve yoksun için.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:26
Bunlar din gününü içtenlikle doğrularlar.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:27
Bunlar, yalnız Rablerinin azabından ürperirler.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:28
Gerçekten de Rablerinin azabı emin olunmayacak bir azaptır.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:29
Bunlar, cinsiyet organlarını titizlikle korurlar.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:30
Ancak onlar eşleriyle, imkanlarının sahip olduğu şeyler konusunda kınanamazlar.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:31
Kim bunun ötesini isterse, işte böyleleri sınırı aşanların ta kendileridir.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:32
Bunlar, kendilerindeki emanetlere ve ahitlerine sadık kalırlar.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:33
Bunlar, tanıklıklarını tam yaparlar.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:34
Ve bunlar, namazlarını-dualarını korurlar.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:35
İşte bunlar cennetlerde ikram göreceklerdir.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:36
O nankörlere ne oluyor ki, sana doğru, o yandan bu yandan boyunlarını uzatarak geliyorlar;
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:37
Sağdan ve soldan parçalar halinde.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:38
Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor?
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:39
Hayır, ummasınlar. Gerçek şu ki biz onları, bildikleri şeyden yarattık.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:40
İş onların sandığı gibi değil. Doğuların ve batıların Rabbine andolsun ki, biz gerçekten gücü yetenleriz;
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:41
Onları kendilerinden daha üstün olanlarla değiştirmeye… Ve biz önüne geçilebilecekler değiliz.
Seite 720 im Quell-PDF
MEARİC 70:42
Bırak onları! Dalsınlar, oynasınlar kendileri için belirlenen günlerine ulaşıncaya kadar.
Seite 721 im Quell-PDF
MEARİC 70:43
O gün kabirlerlen fırlayarak çıkarlar. Dikilmiş putlara doğru akın akın gider gibidirler.
Seite 721 im Quell-PDF
MEARİC 70:44
Gözleri yere eğik; bir zillet kuşatmıştır onları. İşte bu gündür onlara vaat edilmiş olan.
Seite 721 im Quell-PDF
71. NUH 28 Ayet
NUH 71:1
Biz Nuh’u, “toplumunu, kendilerine korkunç bir azap gelmeden önce uyar” diye kavmine gönderdik.
Seite 721 im Quell-PDF
NUH 71:2
O dedi ki: “Ey toplumum! Hiç kuşkunuz olmasın, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”
Seite 721 im Quell-PDF
NUH 71:3
“O halde Allah’a ibadet edin. O’ndan korkun. Ve bana itaat edin ki,
Seite 721 im Quell-PDF
NUH 71:4
Allah, günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir süreye kadar ertelesin. Çünkü Allah’ın eceli geldiğinde ertelenmez. Ah! Bir bilebilseydiniz.”
Seite 721 im Quell-PDF
NUH 71:5
Nuh şöyle yakardı: “Ey Rabbim! Ben toplumumu gece ve gündüz davet ettim.”
Seite 721 im Quell-PDF
NUH 71:6
“Fakat çağrım, onların kaçışlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı.”
Seite 721 im Quell-PDF
NUH 71:7
“Ben onları, sen kendilerini affedesin diye çağırdıkça, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inat ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.”
Seite 721 im Quell-PDF
NUH 71:8
“Sonra onları daha açık bir biçimde çağırdım.”
Seite 722 im Quell-PDF
NUH 71:9
“Daha sonra bir başka duyuru yönelttim. Ve onları gizli gizli de çağırdım.”
Seite 722 im Quell-PDF
NUH 71:10
Ve şöyle dedim: “Rabbinizden af dileyin. O, bağışlamayı çok sevendir.”
Teâlâ’nın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Mâşâallah (Allah dilemiş de olmuş), kuvvet yalnız Allah iledir!” Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyurmaktadır: “Gerçi sen beni malca ve evlatça senden sini verebilir.”(1) Allah’tan ümit kesilmez.(2) Ebreş el-Kelbî, İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) huzurunda çocuğunun olmayışından yakınarak: “Bana bir şey öğret.” diye arz etti. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: Her gece gündüz yüz defa Allah’tan istiğfar dile; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Rabbinizden mağfioğullarla yardım etsin.”(3) / (4) Duanın Kabul Olmasının Şartı Birisi İmam Cafer Sadık’a (a.s): “Allah Teâlâ ‘Bana dua edin, duanızı kabul edeyim.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 411 · Referenz: Nuh, 10-12
NUH 71:11
“Göğü üzerinize bol bol yağmur taşıyıcı olarak gönderir.”
Teâlâ’nın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Mâşâallah (Allah dilemiş de olmuş), kuvvet yalnız Allah iledir!” Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyurmaktadır: “Gerçi sen beni malca ve evlatça senden sini verebilir.”(1) Allah’tan ümit kesilmez.(2) Ebreş el-Kelbî, İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) huzurunda çocuğunun olmayışından yakınarak: “Bana bir şey öğret.” diye arz etti. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: Her gece gündüz yüz defa Allah’tan istiğfar dile; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Rabbinizden mağfioğullarla yardım etsin.”(3) / (4) Duanın Kabul Olmasının Şartı Birisi İmam Cafer Sadık’a (a.s): “Allah Teâlâ ‘Bana dua edin, duanızı kabul edeyim.’(5) buyuruyor. Oysa biz dua ettiğimiz hâlde duamız kabul olmuyor.” diye arz etti. İmam (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu: Çünkü siz Allah’a verdiğiniz sözü tutmuyorsunuz.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 411 · Referenz: Nuh, 10-12
NUH 71:12
“Sizi, mallar ve oğullarla güçlendirir, size yeşil bahçeler sunar. Ve sizin için nehirler akıtır.”
Teâlâ’nın şu buyruğuna neden sığınmadığına hayret ediyorum: “Mâşâallah (Allah dilemiş de olmuş), kuvvet yalnız Allah iledir!” Çünkü Allah Teâlâ bunun peşinden şöyle buyurmaktadır: “Gerçi sen beni malca ve evlatça senden sini verebilir.”(1) Allah’tan ümit kesilmez.(2) Ebreş el-Kelbî, İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) huzurunda çocuğunun olmayışından yakınarak: “Bana bir şey öğret.” diye arz etti. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: Her gece gündüz yüz defa Allah’tan istiğfar dile; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Rabbinizden mağfioğullarla yardım etsin.”(3) / (4) Duanın Kabul Olmasının Şartı Birisi İmam Cafer Sadık’a (a.s): “Allah Teâlâ ‘Bana dua edin, duanızı kabul edeyim.’(5) buyuruyor. Oysa biz dua ettiğimiz hâlde duamız kabul olmuyor.” diye arz etti. İmam (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu: Çünkü siz Allah’a verdiğiniz sözü tutmuyorsunuz.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 411 · Referenz: Nuh, 10-12
NUH 71:13
“Ne oluyor size de Allah için bir vakar ümidinde olmuyorsunuz?”
Seite 722 im Quell-PDF
NUH 71:14
“O ki, sizi halden hale / evreden evreye geçirerek yarattı.”
Seite 722 im Quell-PDF
NUH 71:15
“Görmediniz mi, Allah yedi göğü ahenkli bir bütün olarak nasıl yarattı?”
Seite 722 im Quell-PDF
NUH 71:16
“Ve Ay’ı, bunlar içinde bir nur yaptı ve Güneş’i bir kandil haline getirdi.”
Seite 722 im Quell-PDF
NUH 71:17
“Ve Allah sizi bir bitki gibi yerden bitirdi.”
Seite 722 im Quell-PDF
NUH 71:18
“Sonra sizi yere geri gönderiyor ve sonra bir çıkarışla tekrar çıkarıyor.”
Seite 722 im Quell-PDF
NUH 71:19
“Allah size yeryüzünü bir yaygı yaptı,
Seite 722 im Quell-PDF
NUH 71:20
Ki ondan geniş yollar edinip de yürüyesiniz.”
Seite 722 im Quell-PDF
NUH 71:21
Nuh dedi ki: “Rabbim! Onlar bana isyan ettiler de malı ve çocuğu kendisine hüsrandan başka bir artış getirmeyen kişiye uydular.”
Seite 722 im Quell-PDF
NUH 71:22
“Çok büyük hileler sergilediler / çok büyük tuzaklar kurdular.”
Seite 722 im Quell-PDF
NUH 71:23
Dediler ki: “İlahlarınızı sakın bırakmayın. Ved’di, Süva’ı asla bırakmayın. Yeğus’u, Yeuk’u, Nesr’i de bırakmayın.”
Seite 722 im Quell-PDF
NUH 71:24
“Çoklarını saptırdılar. Sen de o zalimler için şaşkınlıktan başka birşeyi artırma.”
Seite 723 im Quell-PDF
NUH 71:25
Hataları yüzündendir ki boğuldular, ateşe atıldılar. Kendileri için, Allah dışında yardımcılar bulamadılar.
Seite 723 im Quell-PDF
NUH 71:26
Nuh şöyle yakardı: “Rabbim! Yeryüzünde kafirlerden yurt tutacak / gezip dolaşacak hiç kimse bırakma.”
Seite 723 im Quell-PDF
NUH 71:27
“Çünkü eğer sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve kötülük üreten nankörden başkasını doğurmazlar.”
Seite 723 im Quell-PDF
NUH 71:28
“Rabbim! Beni, anne-babamı, inanmış olarak evime gireni, tüm inanmış erkekleri ve inanmış kadınları affet. Zalimlerin de sadece helak ve perişanlığını artır.”
Seite 723 im Quell-PDF
72. CİN 28 Ayet
CİN 72:1
De ki: “Cinlerden bir topluluğun dinleyip şunu söyledikleri bana vahyolundu: ‘Gerçekten biz, hayranlık verici bir Kur’an dinledik.’”
Seite 723 im Quell-PDF
CİN 72:2
“Doğruya ve hayra kılavuzluyor. Biz de inandık ona. Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.”
Seite 723 im Quell-PDF
CİN 72:3
“Rabbimizin adı / kudreti / işi / gayreti çok yücedir. O, ne bir dişi dost edinmiştir ne de bir çocuk.”
Seite 724 im Quell-PDF
CİN 72:4
“Doğrusu bizim beyinsiz, Allah hakkında saçma lakırdı ediyormuş.”
Seite 724 im Quell-PDF
CİN 72:5
“Biz sanmıştık ki, ne insanlar ne de cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler.”
Seite 724 im Quell-PDF
CİN 72:6
“Gerçek şu ki, insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onlar, onların şımarıklık ve azgınlığını artırırlardı.”
Seite 724 im Quell-PDF
CİN 72:7
“Onlar, tıpkı sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı.”
Seite 724 im Quell-PDF
CİN 72:8
“Biz göğe gerçekten dokunduk da onu titiz ve güçlü bekçilerle ve kayıp giden ışınlarla / alevlerle doldurulmuş bulduk.”
Seite 724 im Quell-PDF
CİN 72:9
“Biz eskiden, onun, dinlemek için oturulan yerlerinde otururduk. Ama şu anda kim dinlemeye kalksa kendisini gözetleyen bir alev / ışık bulur.”
Seite 724 im Quell-PDF
CİN 72:10
“Doğrusu bilmiyoruz, yeryüzündeki şuurlulara şer mi istendi, yoksa Rableri onlar için doğru ve güzel olanı mı istemiştir.”
Seite 724 im Quell-PDF
CİN 72:11
“Şu da bir gerçek ki, bizden hayra yönelenler / barışçılar vardır; ama bizden, başka türlü olanlar da vardır. Dilim dilim yollar olmuşuz biz.”
Seite 724 im Quell-PDF
CİN 72:12
“Ve biz şunu sezdik: Biz yeryüzünde Allah’ı asla aciz bırakamayız; kaçarak da onu aciz bırakamayız.”
Seite 725 im Quell-PDF
CİN 72:13
“Biz doğruya ve güzele kılavuzlayanı dinleyince, ona inandık. Rabbine inanan kişi ne hakkının eksik verilmesinden korkar ne de tecavüze uğramaktan.”
Seite 725 im Quell-PDF
CİN 72:14
“Nihayet bizden Allah’a teslim olanlar da var, haksızlığa sapıp çizgiden çıkanlar da var. Allah’a teslim olanlar, işte onlar doğruyu ve hayrı aramışlardır.”
Seite 725 im Quell-PDF
CİN 72:15
“Haksızlığa sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır.”
Seite 725 im Quell-PDF
CİN 72:16
Eğer yolda kıvamında yürüselerdi, onları bol bir su ile suvarırdık,
Seite 725 im Quell-PDF
CİN 72:17
Ki onları, onun içinde imtihan edelim. Kim Rabbinin Zikri’nden / Kur’an’dan yüz çevirirse Rabbi onu, gittikçe yükselen bir azaba sokar.
Seite 725 im Quell-PDF
CİN 72:18
Hiç kuşkusuz, mescitler Allah içindir. O halde Allah ile birlikte bir başkasına yakarmayın.
Seite 725 im Quell-PDF
CİN 72:19
Allah’ın kulu kalkmış O’na yakarırken, onlar onun üzerine keçeleşir gibi üşüşüyorlardı.
Seite 725 im Quell-PDF
CİN 72:20
De ki: “Ben ancak Rabbime yakarırım. Ve hiç kimseyi O’na ortak koşmam.”
Seite 725 im Quell-PDF
CİN 72:21
De ki: “Ben size ne zarar ne de ışık ve aydınlık verme gücüne sahip değilim.”
Seite 725 im Quell-PDF
CİN 72:22
De ki: “Allah’tan beni hiç kimse kurtaramaz ve O’nun dışında bir sığınak da asla bulamam.”
Seite 725 im Quell-PDF
CİN 72:23
“Ancak Allah’tan bir tebliğ ve O’nun mesajlarından birşeyler sunabilirim.” Allah’a ve O’nun resulüne isyan edenler için cehennem ateşi vardır. Sürekli içinde kalacaklardır.
Seite 726 im Quell-PDF
CİN 72:24
Sonunda onlar kendilerine vaat edileni gördüklerinde, yardımcı bakımdan daha zayıf kim, sayı bakımından daha az kim, bileceklerdir.
Seite 726 im Quell-PDF
CİN 72:25
De ki: “Bilmiyorum, size vaat edilen şey yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyacakır?”
Seite 726 im Quell-PDF
CİN 72:26
Gaybı bilendir O. Gaybı konusunda hiç kimseyi yardımcı yapmıyor.
Biz bu bölümde, Kur’ân-ı Kerim esası üzerine Ehl-i Beyt’in İslam ahlâkı ve maneviyet konusundaki buyruklarından örnekler sunacağız. Müminin Özellikleri Haris, Dilhas’tan şöyle rivayet etmektedir: İmam Rıza’nın (a.s) şöyle buyurduğunu duydum: Şu üç haslete sahip olmadıkça bir insan mümin olamaz: Bu hasletlerden biri, Rabbinin, biri Peygamberinin, biri de velisinin (imamının) sünnetidir. Rabbinin sünneti, sırrını saklamasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “O gaybın tümünü bilir. Gaybını kimseye Peygamberinin sünneti, insanlarla iyi geçinmesidir. Çünkü, Peygamberine hitaben şöyle buyurmuştur: “Sen af yo-
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 406 · Referenz: Cin, 26-27
CİN 72:27
Seçtiği bir elçi müstesna. Çünkü O, resulünün önünden ve arkasından gözetleyiciler yürütür.
Biz bu bölümde, Kur’ân-ı Kerim esası üzerine Ehl-i Beyt’in İslam ahlâkı ve maneviyet konusundaki buyruklarından örnekler sunacağız. Müminin Özellikleri Haris, Dilhas’tan şöyle rivayet etmektedir: İmam Rıza’nın (a.s) şöyle buyurduğunu duydum: Şu üç haslete sahip olmadıkça bir insan mümin olamaz: Bu hasletlerden biri, Rabbinin, biri Peygamberinin, biri de velisinin (imamının) sünnetidir. Rabbinin sünneti, sırrını saklamasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “O gaybın tümünü bilir. Gaybını kimseye Peygamberinin sünneti, insanlarla iyi geçinmesidir. Çünkü, Peygamberine hitaben şöyle buyurmuştur: “Sen af yo-
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 406 · Referenz: Cin, 26-27
CİN 72:28
Ki onların, Rablerinin elçilerini hedefine tam ulaştırdıklarını bilsin. Allah, onların katında bulunan şeyleri kuşatmış ve herşeyi inceden inceye sayıya bağlamıştır.
Seite 726 im Quell-PDF
73. MÜZZEMMİL 20 Ayet
MÜZZEMMİL 73:1
Ey örtüsüne bürünen!
Seite 726 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: https://t.me/caferilikcom referenz
bundan biraz eksilt. Veya bunu artır ve ağır ağır (tertil ile) Kur’ân oku.(1) Tertil, kelime ve harfleri dikkatlice ve mahreçlerinin hakkını vererek, yavaş yavaş okumak demektir.(2) Ehl-i Beyt önderlerinden nakledilen hadislerde de, tertilin anlamı açıklanarak, Kur’ân-ı Kerim’i tertil ile okumak için bir takım özellikler sayılmıştır: İmam Musa Kâzım (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 202 · Referenz: Müzzemmil, 1-4
için okuma, yine onu açıklama, öğretme ve uygulamayı Allah Resulü’nün (s.a.a) asıl vazifesi bilmiş; Peygamber Efendimiz (s.a.a) de bu ilahî sorumluluğu yerine getirme yolunda, hiçbir çabadan çekinmemiş, ilahî mesajları ulaştırmak için mübarek ömrümün son anlarına kadar gayret göstermiştir. Kendisinin ve yakınlarının canını tehlikeye düşürme pahasına da olsa, Kur’ân-ı Kerim ayetlerini insanlara açıklaması, Peygamber Efendimizin (s.a.a) bu ilahî kitapla ünsiyet ve ilişkisinin örnek ve belirtileridir. Resul-i Ekrem (s.a.a) bu toplumsal vazifesinin yanında, gecenin karanlıklarında Kur’ân-ı Kerim ayetlerini kendisi için okumakla sorumluydu. Müzzemmil Suresi’nde şöyle buyurmaktadır: Ey örtüsüne bürünen! Geceleyin kalk (namaz kıl); yalnız gecenin birazında (uyu). Gecenin yarısında (kalk) yahut bundan biraz eksilt. Veya bunu artır ve tane tane Kur’ân oku.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 262 · Referenz: Müzzemmil, 1-4
MÜZZEMMİL 73:2
Geceleyin kalk! Kısa bir süre hariç,
Seite 726 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: https://t.me/caferilikcom referenz
bundan biraz eksilt. Veya bunu artır ve ağır ağır (tertil ile) Kur’ân oku.(1) Tertil, kelime ve harfleri dikkatlice ve mahreçlerinin hakkını vererek, yavaş yavaş okumak demektir.(2) Ehl-i Beyt önderlerinden nakledilen hadislerde de, tertilin anlamı açıklanarak, Kur’ân-ı Kerim’i tertil ile okumak için bir takım özellikler sayılmıştır: İmam Musa Kâzım (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 202 · Referenz: Müzzemmil, 1-4
Ehl-i Beyt: Kur’an Okuma Adabı referenz
Gece Yarısında Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: Geceleyin kalk (namaz kıl); yalnız gecenin birazında (uyu)… Düşünerek dikkatle ağır ağır Kur’ân oku.(1) Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Ancak iki kişi kıskanılır: Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malını gece gündüz infak eden insan. Allah’ın kendisine Kur’ân’ı verdiği ve gece gündüz onunla uğraşan insan.(2) Daha önce de naklettiğimiz gibi, Peygamber Efendimiz (s.a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 226 · Referenz: Müzzemmil, 2
Kendisinin ve yakınlarının canını tehlikeye düşürme pahasına da olsa, Kur’ân-ı Kerim ayetlerini insanlara açıklaması, Peygamber Efendimizin (s.a.a) bu ilahî kitapla ünsiyet ve ilişkisinin örnek ve belirtileridir. Resul-i Ekrem (s.a.a) bu toplumsal vazifesinin yanında, gecenin karanlıklarında Kur’ân-ı Kerim ayetlerini kendisi için okumakla sorumluydu. Müzzemmil Suresi’nde şöyle buyurmaktadır: Ey örtüsüne bürünen! Geceleyin kalk (namaz kıl); yalnız gecenin birazında (uyu). Gecenin yarısında (kalk) yahut bundan biraz eksilt. Veya bunu artır ve tane tane Kur’ân oku.(1) Kur’ân-ı Kerim Resul-i Ekrem’in (s.a.a) bu emri yerine getirdiğini bildirmektedir: Gerçekten Rabbin biliyor ki sen, muhakkak gecenin üçte ikisine yakınını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçiriyorsun; beraberinde bulunan bir grup da (böyle yapıyor). Oysa geceyi, gündüzü Allah takdir eder.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 262 · Referenz: Müzzemmil, 1-4
MÜZZEMMİL 73:3
Gecenin yarısını ayakta ol yahut bundan biraz eksilt.
Seite 726 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: https://t.me/caferilikcom zitat
bundan biraz eksilt. Veya bunu artır ve ağır ağır (tertil ile) Kur’ân oku.(1) Tertil, kelime ve harfleri dikkatlice ve mahreçlerinin hakkını vererek, yavaş yavaş okumak demektir.(2) Ehl-i Beyt önderlerinden nakledilen hadislerde de, tertilin anlamı açıklanarak, Kur’ân-ı Kerim’i tertil ile okumak için bir takım özellikler sayılmıştır: İmam Musa Kâzım (a.s) babalarından şöyle rivayet etmektedir: Resul-i Ekrem’e (s.a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 202 · Referenz: Müzzemmil, 1-4
Kendisinin ve yakınlarının canını tehlikeye düşürme pahasına da olsa, Kur’ân-ı Kerim ayetlerini insanlara açıklaması, Peygamber Efendimizin (s.a.a) bu ilahî kitapla ünsiyet ve ilişkisinin örnek ve belirtileridir. Resul-i Ekrem (s.a.a) bu toplumsal vazifesinin yanında, gecenin karanlıklarında Kur’ân-ı Kerim ayetlerini kendisi için okumakla sorumluydu. Müzzemmil Suresi’nde şöyle buyurmaktadır: Ey örtüsüne bürünen! Geceleyin kalk (namaz kıl); yalnız gecenin birazında (uyu). Gecenin yarısında (kalk) yahut bundan biraz eksilt. Veya bunu artır ve tane tane Kur’ân oku.(1) Kur’ân-ı Kerim Resul-i Ekrem’in (s.a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 262 · Referenz: Müzzemmil, 1-4
MÜZZEMMİL 73:4
Yahut buna biraz ekle. Ve Kur’an’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku.
Seite 726 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: https://t.me/caferilikcom referenz
bundan biraz eksilt. Veya bunu artır ve ağır ağır (tertil ile) Kur’ân oku.(1) Tertil, kelime ve harfleri dikkatlice ve mahreçlerinin hakkını vererek, yavaş yavaş okumak demektir.(2) Ehl-i Beyt önderlerinden nakledilen hadislerde de, tertilin anlamı açıklanarak, Kur’ân-ı Kerim’i tertil ile okumak için bir takım özellikler sayılmıştır: İmam Musa Kâzım (a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 202 · Referenz: Müzzemmil, 1-4
için okuma, yine onu açıklama, öğretme ve uygulamayı Allah Resulü’nün (s.a.a) asıl vazifesi bilmiş; Peygamber Efendimiz (s.a.a) de bu ilahî sorumluluğu yerine getirme yolunda, hiçbir çabadan çekinmemiş, ilahî mesajları ulaştırmak için mübarek ömrümün son anlarına kadar gayret göstermiştir. Kendisinin ve yakınlarının canını tehlikeye düşürme pahasına da olsa, Kur’ân-ı Kerim ayetlerini insanlara açıklaması, Peygamber Efendimizin (s.a.a) bu ilahî kitapla ünsiyet ve ilişkisinin örnek ve belirtileridir. Resul-i Ekrem (s.a.a) bu toplumsal vazifesinin yanında, gecenin karanlıklarında Kur’ân-ı Kerim ayetlerini kendisi için okumakla sorumluydu. Müzzemmil Suresi’nde şöyle buyurmaktadır: Ey örtüsüne bürünen! Geceleyin kalk (namaz kıl); yalnız gecenin birazında (uyu). Gecenin yarısında (kalk) yahut bundan biraz eksilt. Veya bunu artır ve tane tane Kur’ân oku.(1) Kur’ân-ı Kerim Resul-i Ekrem’in (s.a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 262 · Referenz: Müzzemmil, 1-4
MÜZZEMMİL 73:5
Doğrusu, biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:6
Şu bir gerçek ki, yeni bir oluşa koyulmak üzere geceleyin kalkan, yer tutma bakımından daha güçlü, söz bakımından daha etkilidir.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:7
Kuşkusuz, gündüz boyu senin için uzun bir dolaşma / uzun bir uğraş vardır.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:8
Rabbinin adını an ve tebettül et, tüm benliğinle ona yönel.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:9
Doğunun ve batının Rabbidir O. Tanrı yoktur O’ndan başka. O’nu vekil et.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:10
Onların söylediklerine sabret. Ve güzelce ayrıl onlardan.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:11
Benimle, o nimete boğulmuş yalanlayıcıları başbaşa bırak. Birazcık süre tanı onlara.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:12
Bizim yanımızda bukağılar var, cehennem var.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:13
Boğazdan zor geçen bir yiyecek, korkunç bir azap var.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:14
O günde ki yer ve dağlar sarsılır ve dağlar eriyip akan bir kum yığınına dönüşür.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:15
Biz size, üstünüze tanık olan bir resul gönderdik. Tıpkı Firavun’a bir resul gönderdiğimiz gibi.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:16
Ama Firavun, resule isyan etti de biz onu korkunç bir tutuşla tutuverdik.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:17
Eğer küfrederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çeviren o günden nasıl korunacaksınız?
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:18
Gök bile o yüzden parçalanır. O’nun vaadi gerçekleşmiştir.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:19
Bu bir öğüt verici, düşündürücüdür. Dileyen, Rabbine doğru, bir yol edinir.
Seite 727 im Quell-PDF
MÜZZEMMİL 73:20
Hiç kuşkun olmasın, Rabbin senin durumunu biliyor. Gecenin üçte ikisinden daha azını, yarısını, üçte birini ayakta geçiriyorsun. Seninle beraber olanlardan bir grup da öyle. Allah, geceyi de gündüzü de ölçüye bağlamıştır. Sizin onu kuşatamayacağınızı bildi de size tövbe nasip etti. O halde Kur’an’dan kolay geleni okuyun. Sizden hastalar olacağını bildi. Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah’ın lütfundan birşeyler isteyeceklerini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi. O halde Kur’an’dan size kolay geleni okuyun. Namazı kılın. Zekatı verin. Güzel bir ödünçle Allah’a ödünç verin. Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz iyiliğin, Allah katında hayrını daha çok, ödülünü daha büyük olarak bulacaksınız. Allah’tan af dileyin. Hiç kuşkusuz Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.
mının da Allah yolunda çarpışacaklarını bilmektedir. O hâlde o (Kur’ân)ndan kolayınıza geleni okuyun; namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a karz-ı hasen verin! Kendi hesabınıza hayır olarak ne (iyilik) yapıp gönderirseniz, onu Allah yanında daha hayırlı ve karşılık olarak daha büyük bulacaksınız. Allah'tan bağışlanma dileyin! Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 263 · Referenz: Müzzemmil, 20
74. MÜDDESSİR 56 Ayet
MÜDDESSİR 74:1
Ey örtüsüne bürünen!
Seite 728 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:2
Kalk da uyar.
Seite 728 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:3
Rabbinin yüceliğini duyur.
Seite 728 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:4
Temizle giysini.
Seite 728 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:5
Uzaklaştır kendinden pisliği.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:6
Çok bularak başa kakma yaptığın iyiliği.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:7
Ve yalnız Rabbin için dayanıklı kıl benliği.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:8
O boruya üfürüldüğünde,
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:9
İşte o gün çok zorlu, çok çetin bir gündür.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:10
Küfre batmışlar için hiç de kolay değildir.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:11
Benimle, yarattığım kişiyi başbaşa bırak.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:12
Hesapsız bir mal verdim ona.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:13
Göz doyurucu oğullar verdim.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:14
Alabildiğine imkanlar döşedim onun için.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:15
Tüm bunlardan sonra hırs ile daha da artırmamı istiyor.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:16
Hayır, iş sanıldığı gibi değil. O bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:17
Ben onu dik bir yola süreceğim.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:18
Derin derin düşündü o; ölçtü-biçti.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:19
Kahrolası nasıl bir ölçü kullandı!
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:20
Bir kez daha kahrolası nasıl bir ölçü kullandı?!
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:21
Sonra baktı.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:22
Sonra yüzünü buruşturdu, kaşlarını çattı.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:23
Sonra arkasını döndü ve böbürlendi.
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:24
Şöyle dedi: “Bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden başka şey değil.”
Seite 729 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:25
“İnsan sözünden başka birşey değil bu.”
Seite 730 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:26
Onu Sekar’a fırlatacağım.
Seite 730 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:27
Bilir misin nedir Sekar?
Seite 730 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:28
Ortada birşey bırakmaz, hiçbir şeyi görmezlik etmez o.
Seite 730 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:29
İnsan için tablolar / levhalar / ekranlar sunandır o.
Seite 730 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:30
Üzerinde ondokuz vardır onun.
Seite 730 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:31
Biz, cehennem yaranını hep melekler yaptık. Ve biz onların sayılarını da küfre saplananlar için bir imtihandan başka şey yapmadık. Ta ki, kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiş olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin. Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da; “Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?” desinler. İşte böyle. Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğruya ve güzele kılavuzlar. Rabbinin ordularını ancak O bilir. Bu, insan için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir.
Seite 730 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:32
Hayır, sandıkları gibi değil. Andolsun Ay’a,
Seite 730 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:33
Andolsun geceye, sırtını döndüğünde;
Seite 730 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:34
Andolsun sabaha, ağarıp ışıdığında,
Seite 730 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:35
Ki o gerçekten en büyüklerden biridir.
Seite 730 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:36
İnsan için bir uyarıcıdır.
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:37
Sizden, öne geçmek yahut arkaya kalmak / erken davranmak yahut gecikmek isteyen için.
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:38
Her benlik öz kazancının bir karşılığıdır.
Seite 731 im Quell-PDF
Ehl-i Beyt: Kur’ân’ın Fazileti zitat
Bilin ki o şefaatçidir, şefaati kabul edilir; öylesine bir söz söyleyendir ki sözü tasdik olunur; Kur’ân kıyamet gününde kime şefaat ederse şefaati kabul olur ve Kur’ân, kıyamet gününde kimin aleyhinde söz söylerse sözü makbul sayılır.” Düşüncelerini Kur’ân’ın dışındaki bir şeyden almaya çalışan kimse, kıyamet günü bu işinin kötü sonuçlarına maruz kalacaktır; çünkü halis ve hak Kur’ân-ı Kerim dışında başka şeylerle karışmayan bir şey yoktur. İşte bu nedenle onlardan aldığı düşünceler ve onların üzerinde çalışma sonucu ruhunda oluşan etkiler, cehaletlerden tamamen soyutlanmış olamaz. O hâlde, “Her can, kazandığı ile (Allah katında) rehin alınmıştır.”(1) ayeti gereğince, ahiret yurdunda kazandığı şeylerden sorumlu tutulacak ve onların karşılığını görecektir. Fakat Kur’ân öyle bir nurdur ki, karanlık ona ulaşamaz; dolayısıyla onun öğretilerini almak için çaba harcayan ve bu konuda Kur’ân-ı Kerim’in ve onu getiren Hz. Muhammed’in (s.a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 32 · Referenz: Müddessir, 38
MÜDDESSİR 74:39
Uğur ve bereket yaranı müstesna.
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:40
Bahçelerdedirler. Birbirlerine soruyorlar,
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:41
Suçlular hakkında:
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:42
“Sizi Sekar’a sürükleyen nedir?”
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:43
Cevap verdiler: “Namaz kılıp dua edenlerden değildik.”
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:44
“Yoksulu yedirip doyurmuyorduk.”
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:45
“Boş lakırdılara dalanlarla dalar giderdik.”
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:46
“Din gününü yalanlıyorduk.”
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:47
“Nihayet, tartışılmaz ve karşı çıkılmaz bilgi önümüze dikildi.”
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:48
Artık yarar sağlamaz onlara şefaatçilerin şefaati.
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:49
Ne oluyor onlara da öğüt verip düşündüren şeyden yüz çeviriyorlar?
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:50
Sağa-sola kaçışan yaban eşekleri gibidirler,
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:51
Arslandan ürkmüşlerdir.
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:52
İçlerinden her kişi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin.
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:53
Hayır, öyle şey olmaz. Doğrusu şu ki ahiretten korkmuyorlar.
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:54
Hayır, iş, sandıkları gibi değil. O bir öğüt verici / bir düşündürücüdür.
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:55
Dileyen düşünür onu, öğüt alır.
Seite 731 im Quell-PDF
MÜDDESSİR 74:56
Ve onlar, Allah’ın dilediği dışında, öğüt alamazlar. Sakındırmaya ve affetmeye ehil olan O’dur.
Seite 732 im Quell-PDF
75. KIYAMET 40 Ayet
KIYAMET 75:1
Hayır, öyle değil! Kıyamet gününe yemin ederim ki,
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:2
Öyle değil. Kendisini kınayan benliğe de yemin ederim.
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:3
İnsan, kendisinin kemiklerini asla biraraya toplamayacağımızı mı sanıyor?
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:4
Hayır, sandığı gibi değil. Biz onun parmak uçlarını da tam bir biçimde düzenlemeye gücü yetenleriz.
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:5
Fakat insan kendi önünde rezillik sergilemeyi ister.
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:6
“Kıyamet günü nerede / ne zaman” diye sorar.
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:7
Göz şimşek çaktığında,
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:8
Ay tutulduğunda,
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:9
Ve Güneş’le Ay biraraya getirildiğinde,
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:10
Der ki insan o gün: “Kaçılacak yer nerede?”
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:11
Hayır, yok sığınacak yer.
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:12
Varılıp durulacak yer Rabbinin huzurudur o gün.
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:13
Haber verilir insana o gün önden gönderdiği de arkaya bıraktığı da.
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:14
Gerçek şu ki insan, öz benliği üzerine yönelmiş keskin ve derin bir bakıştır;
Seite 732 im Quell-PDF
KIYAMET 75:15
Dökse de ortaya tüm mazeretlerini.
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:16
Onu hemen okuyasın diye dilini hareket ettirme.
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:17
Onu toplamak ve okumak bize düşer.
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:18
O halde biz onu okuduğumuzda, sen onun okunuşunu izle.
Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: …Sen zor sorular soruyorsun. Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu duymadın mı: “Eğer yerde, gökte Allah'tan gitmişti.” (âlemin sistemi bozulurdu.) Ve yine: “Ve onlardan biri diğerine üstün gelmeye çalışırdı.” Ve Allah Teâlâ cehennem ehlinin dilinden şöyle nakletmektedir: “RabbiVe buyuruyor ki: “Geri gönderilselerdi yine men'olundukları şeyi yapmaya dönerlerdi.”(2) Dolayısıyla, Allah Teâlâ, varolmayan bir şey eğer, var olacak olsaydı, o şeyin nasıl olacağını bilir.(3) Allah’ı Görmek Eşaire, Mücessime, Gulat ve Ehl-i Hadis (Selefiler) gibi bazı kelâm fırkaları “Yüzler var ki o gün (kıyamet günü) ışıl ışıl parlar, Rabbine bakar.”(4) ayetinin zahirine dayanarak, Allah
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 339 · Referenz: Kıyamet, 22-23
Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: …Sen zor sorular soruyorsun. Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu duymadın mı: “Eğer yerde, gökte Allah'tan gitmişti.” (âlemin sistemi bozulurdu.) Ve yine: “Ve onlardan biri diğerine üstün gelmeye çalışırdı.” Ve Allah Teâlâ cehennem ehlinin dilinden şöyle nakletmektedir: “RabbiVe buyuruyor ki: “Geri gönderilselerdi yine men'olundukları şeyi yapmaya dönerlerdi.”(2) Dolayısıyla, Allah Teâlâ, varolmayan bir şey eğer, var olacak olsaydı, o şeyin nasıl olacağını bilir.(3) Allah’ı Görmek Eşaire, Mücessime, Gulat ve Ehl-i Hadis (Selefiler) gibi bazı kelâm fırkaları “Yüzler var ki o gün (kıyamet günü) ışıl ışıl parlar, Rabbine bakar.”(4) ayetinin zahirine dayanarak, Allah
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 339 · Referenz: Kıyamet, 22-23
KIYAMET 75:24
Ve yüzler vardır o gün, asık / buruk,
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:25
Kendisine, bel kıracak bir hesap yöneleceğini sezinler.
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:26
İş onların sandığı gibi değil. Can, köprücüklere dayandığında,
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:27
Kim var “okuyup üflenecek” denilir!
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:28
Sezinlemiştir ki odur ayrılık.
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:29
Dolaşmıştır el-ayak / kol-bacak.
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:30
Rabbine doğrudur o gün sevkiyat.
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:31
Ne tasdik etti ne yakardı / ne sadaka verdi ne namaz kıldı.
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:32
Tam aksine, yalanladı, gerisin geri döndü.
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:33
Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:34
Çok uygundur sana bu bela, çok uygun!
Seite 733 im Quell-PDF
KIYAMET 75:35
Evet çok uygundur sana bu bela, çok uygun!
Seite 734 im Quell-PDF
KIYAMET 75:36
İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?
Seite 734 im Quell-PDF
KIYAMET 75:37
O, dökülen meniden bir sperm değil miydi?
Seite 734 im Quell-PDF
KIYAMET 75:38
Sonra o, bir çiğnem et oldu da Allah onu yarattı, ardından düzgün bir şekle ulaştırdı.
Seite 734 im Quell-PDF
KIYAMET 75:39
Nihayet ondan iki çifti, erkeği ve dişiyi vücuda getirdi.
Seite 734 im Quell-PDF
KIYAMET 75:40
Peki bunu yapan, ölüyü diriltmeye güç yetiremez mi?
Seite 734 im Quell-PDF
76. İNSAN 31 Ayet
İNSAN 76:1
İnsan üzerinden, henüz anılan birşey olmadığı bir süre geçmedi mi zamandan?
Seite 734 im Quell-PDF
İNSAN 76:2
Doğrusu, biz insanı karışım olan bir spermden yarattık. Halden hale geçiririz onu. Sonunda onu işitici, görücü yaptık.
Seite 734 im Quell-PDF
İNSAN 76:3
Biz onu yola kılavuzladık. Artık ya şükredici olur ya nankör.
Seite 734 im Quell-PDF
İNSAN 76:4
Biz, nankörler için zincirler, bukağılar ve kızgın bir ateş hazırladık.
Seite 734 im Quell-PDF
İNSAN 76:5
İyilere gelince, onlar, karışımı kafur olan bir kadehten içerler.
Seite 734 im Quell-PDF
İNSAN 76:6
Bir kaynak ki, Allah’ın kulları ondan içerler ve onu fışkırtarak akıtırlar.
Seite 734 im Quell-PDF
İNSAN 76:7
Onlar verdikleri sözü tam bir biçimde yerine getirirler ve kötülüğü salgın olan bir günden korkarlar.
Seite 734 im Quell-PDF
İNSAN 76:8
Yoksula, yetime ve esire, yemeği severek yedirirler.
Bütün insan topluluklarına hüccetin tamamlanması için bu toplulukların kendileri, o mesajı getireni veya onun vasisini veya ilim ve âlemde peygamberlerin ve vasilerin mirasçıları olan âlimleri görüp Allah’ın mesaj ve uyarısını onun dilinden almaları gerekmektedir. Dolayısıyla, yazıp hazırlayanları belli olmayan kitap, dergi ve bu gibi şeylerin aracılığıyla ulaşan mesajlar, hiçbir şekilde bu rolü üstlenip insanlara hücceti tamamlayamazlar. Ehl-i Beyt’in Makamı Bu konu hakkında Kur’ân-ı Kerim’de çeşitli ayetler yer almaktadır. “Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.”(1) gibi bazı ayetlerde Ehl-i Beyt’in fazilet ve ahlâkî erdemlerine işaret edilmiştir, “İnsanlardan öylesi var ki, kendisini, Allah’ın rızasını kazanmaya satar.”
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 351 · Referenz: İnsan, 8
İNSAN 76:9
“Biz size yalnız ve yalnız Allah rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür istemiyoruz;
Seite 735 im Quell-PDF
İNSAN 76:10
Çünkü biz, asık suratlı, sert bir gün yüzünden Rabbimizden korkarız.” derler.
Seite 735 im Quell-PDF
İNSAN 76:11
Allah da onları o günün şerrinden korumuş ve kendilerini bir parlaklığa, bir sevince ulaştırmıştır.
Seite 735 im Quell-PDF
İNSAN 76:12
Sabretmelerine karşılık olarak da onları bir bahçe ve ipekle ödüllendirmiştir.
Seite 735 im Quell-PDF
İNSAN 76:13
Koltuklar üzerine yaslanarak otururlar orada. Ne güneş görürler orada ne de kavurucu soğuk.
Seite 735 im Quell-PDF
İNSAN 76:14
Bahçenin gölgeleri, üzerlerine eğilmiştir. Ve bahçenin meyvaları iyice yaklaştırılmıştır.
Seite 735 im Quell-PDF
İNSAN 76:15
Çevrelerinde gümüşten ve billurdan kaplar dolaştırılır. Kupalardır onlar.
Seite 735 im Quell-PDF
İNSAN 76:16
Gümüşten kupalar ki, tam diledikleri ölçüde belirlemişlerdir onları.
Seite 735 im Quell-PDF
İNSAN 76:17
Orada kendilerine, karışımı zencefil olan bir kadehten içirilir.
Seite 735 im Quell-PDF
İNSAN 76:18
Bir pınar ki orada, selsebil diye anılır.
Seite 735 im Quell-PDF
İNSAN 76:19
Dolaşır çevrelerinde sürekli görevlendirilmiş gençler. Görseydin onları dizilmiş inciler sanırdın.
Seite 735 im Quell-PDF
İNSAN 76:20
Oraya baktığında nereye göz atsan bir nimet, büyük bir mülk ve yönetim görürsün.
Seite 735 im Quell-PDF
İNSAN 76:21
Üzerlerinde yeşil-ince ipeklerle, sırmalı kalın ipeklerden giysiler vardır. Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir. Ve Rableri onlara tertemiz bir içki sunmuştur.
Seite 736 im Quell-PDF
İNSAN 76:22
İşte bu size bir ödüldür. Ve sizin gayretiniz şükranla karşılanmıştır.
Seite 736 im Quell-PDF
İNSAN 76:23
Biz indirdik o Kur’an’ı sana parça parça, biz.
Seite 736 im Quell-PDF
İNSAN 76:24
O halde Rabbinin hükmü karşısında sabret ve onların günahkarına da nankörüne de boyun eğme.
Seite 736 im Quell-PDF
İNSAN 76:25
Rabbinin adını sabahtan da akşamdan da an.
Seite 736 im Quell-PDF
İNSAN 76:26
Gecenin bir kısmında da O’na secde et. Ve geceleyin O’nu uzunca tespih et.
Seite 736 im Quell-PDF
İNSAN 76:27
Bunlar hemen gelecek olanı seviyorlar da ötelerindeki zorlu bir günü ihmal ediyorlar.
Seite 736 im Quell-PDF
İNSAN 76:28
Biz yarattık onları ve kuvvetli yaptık bağlarını / eklemlerini. Dilediğimizde benzerleri ile değiştiririz onları.
Seite 736 im Quell-PDF
İNSAN 76:29
İşte bu, bir hatırlatıcı ve düşündürücüdür. Dileyen Rabbine doğru, bir yol edinir.
Seite 736 im Quell-PDF
İNSAN 76:30
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Allah Alim’dir, Hakim’dir.
Seite 736 im Quell-PDF
İNSAN 76:31
Dilediğini rahmetinin içine sokar. Zalimlere gelince, onlar için korkunç bir azap hazırlamıştır.
Seite 736 im Quell-PDF
77. MÜRSELAT 50 Ayet
MÜRSELAT 77:1
Andolsun o ardarda gönderilenlere / meleklere / rüzgarlara / vahyin bölümlerine / kalplere inen doğuşlara,
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:2
Esip de büküp devirenlere,
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:3
Dağıtıp yayanlara / diriltip harekete getirenlere,
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:4
Gerektiği şekilde ayıranlara,
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:5
Öğüt ulaştıranlara / Kur’an’ı ulaştıranlara,
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:6
Özür yahut uyarı için.
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:7
Ki size duyurulmuş olan mutlaka gerçekleşecektir.
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:8
Yıldızlar silinip süpürüldüğünde,
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:9
Gök yarıldığında,
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:10
Dağlar un-ufak edilip savurulduğunda,
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:11
Resuller vakte bağlandığında.
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:12
Hangi gün için vakte bağlandılar?
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:13
Ayrım ve hüküm günü için.
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:14
Ayrım ve hüküm gününü sana bildiren nedir?
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:15
Yalanlayanların vay haline o gün!
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:16
Öncekileri helak etmedik mi?
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:17
Sonra, geriden gelenleri de onların peşlerine takarız.
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:18
Biz suçlulara işte böyle yaparız.
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:19
Yalanlayanların o gün vay haline.
Seite 737 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:20
Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:21
Onu dayanıklı karargahta tuttuk.
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:22
Bilinen bir ölçüye / süreye kadar.
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:23
Bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz!
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:24
Vay başına o gün, yalanlayanların!
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:25
Yeri bir toplanma zemini yapmadık mı?
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:26
Diriler bakımından da ölüler bakımından da.
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:27
Orada oturaklı, başını yücelere kaldırmış dağlar oluşturduk. Ve size tatlı bir su içirdik.
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:28
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:29
Haydi, yalanlamakta olduğunuz şeye gidin.
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:30
Haydi üç çatallı gölgeye gidin.
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:31
Ne gölgelendirir ne alevden korur.
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:32
Gerçekten o, köşk gibi kıvılcımlar saçar.
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:33
O kıvılcım sanki sarımtırak bir halat / bir deve kervanı / bakırdan bir ip gibidir.
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:34
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:35
Konuşamayacakları gündür bu.
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:36
İzin verilmez ki onlara özür dilesinler.
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:37
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:38
Ayırma günüdür bu. Sizinle öncekileri bir yere topladık.
Seite 738 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:39
Eğer bir hileniz / bir tuzağınız varsa, hadi hile yapıp tuzak kurun bana!
Seite 739 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:40
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Seite 739 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:41
Takvaya sarılanlar gölgeler altında, su kaynaklarındadır.
Seite 739 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:42
Canlarının çektiği meyvalarla yanyanadırlar.
Seite 739 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:43
“Yapıp ürettiklerinize karşılık olarak afiyetle yiyin için.”
Seite 739 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:44
İşte böyle ödüllendiririz biz, güzellikler sergileyenleri!
Seite 739 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:45
Vay haline o gün, yalanlayanların.
Seite 739 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:46
Yiyin ve birazcık nimetlenin. Suçlularsınız siz.
Seite 739 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:47
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Seite 739 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:48
Onlara, “rüku’ edin” dendiğinde rüku’ etmezler.
Seite 739 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:49
Vay haline o gün, yalanlayanların.
Seite 739 im Quell-PDF
MÜRSELAT 77:50
Artık bundan sonra hangi hadise / söze iman edecekler?
Seite 739 im Quell-PDF
78. NEBE’ 40 Ayet
NEBE’ 78:1
Hangi şeyden sorup duruyorlar birbirlerine?
Seite 739 im Quell-PDF
NEBE’ 78:2
O büyük haberden mi?
Seite 739 im Quell-PDF
NEBE’ 78:3
Ki onda tartışma içindedirler.
Seite 739 im Quell-PDF
NEBE’ 78:4
Hayır, sandıkları gibi değil. Yakında bilecekler.
Seite 739 im Quell-PDF
NEBE’ 78:5
Hayır, hayır! Düşündükleri gibi değil, yakında bilecekler.
Seite 739 im Quell-PDF
NEBE’ 78:6
Biz bu yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:7
Dağları birer kazık yapmadık mı?
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:8
Sizleri çiftler olarak yarattık.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:9
Sizin uykunuzu bir dinlenme / bir rahatlama / bir tür ölüm yaptık.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:10
Geceyi bir giysi yaptık.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:11
Gündüzü, geçim için çalışma zamanı yaptık.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:12
Üstünüze yedi sağlam / aşınmaz kurduk.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:13
Bir de parıl parıl parlayan kandil yerleştirdik.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:14
Sıkarak su çıkaranlardan şarıl şarıl bir su indirdik,
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:15
Ki çıkaralım onlardan taneler ve otlar.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:16
Ve içiçe girmiş bağlar-bahçeler.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:17
Hiç kuşkusuz, o ayırma ve hüküm günü kesin olarak belirlenmiştir.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:18
Sura üfürüldüğü gün, bölükler halinde geleceksiniz.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:19
Gök açılmış, kapı kapı oluvermiştir.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:20
Dağlar yürütülmüş, bir serap oluvermiştir.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:21
Cehennem, bir gözetleme yeri olmuştur.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:22
Azgınlar için bir barınak.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:23
Devirlerce kalacaklardır içinde.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:24
Ne bir serinlik tadacaklar ne de bir içecek.
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:25
Sadece kaynar su, atık su,
Seite 740 im Quell-PDF
NEBE’ 78:26
Çok uygun bir karşılık olarak.
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:27
Doğrusu onlar böyle bir hesap ummuyorlardı.
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:28
Ayetlerimizi pervasızca yalanlamışlardı.
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:29
Oysa ki biz, herşeyi iyiden iyiye sayıp kitaplaştırmıştık.
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:30
“Hadi tadıverin! Size azaptan başka birşey asla artırmayacağız.”
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:31
Takva sahipleri için bir kurtuluş ve bir zafer vardır.
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:32
Sulak bahçeler, bağlar, üzümler,
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:33
Göğüsleri turunç gibi yaşıtlar,
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:34
Dopdolu kadehler vardır.
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:35
Orada ne bir boş söz duyarlar ne de bir yalan.
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:36
Rabbinden bir ödül, tam kıvamında bir bağış.
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:37
Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir O. Rahman’dır. O’nun huzurunda söze cüret edemezler.
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:38
O gün Ruh ve melekler saf bağlayıp kıyama geçerler. Rahman’ın izin verdiği dışındakiler konuşamazlar. O izin verilen, doğruyu söyler.
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:39
İşte budur hak olan gün. Artık dileyen, Rabbine varacak bir yol tutsun.
Seite 741 im Quell-PDF
NEBE’ 78:40
Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. Bir gündedir ki o, kişi kendi ellerinin önden gönderdiğine bakar ve küfre sapan şöyle der: “Keşke toprak olsaydım.”
Seite 741 im Quell-PDF
79. NAZİAT 46 Ayet
NAZİAT 79:1
Andolsun çekip koparanlara / yay çekenlere / kuyudan su çekenlere / bağsız-bekçisiz koşan atlara / ayrılık yüzünden hasret çekenlere / daldırıp daldırıp çıkaranlara,
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:2
Andolsun rahatça, incitmeden çekenlere / düğümü hünerle çözenlere / bir yerden bir yere gidenlere / coşkuyla iç çekenlere,
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:3
Andolsun boşlukta yahut suda yüzüp yüzüp gidenlere,
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:4
Derken öne geçip yarışı kazananlara,
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:5
Bir iş ve oluşu çekip çevirenlere,
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:6
Ki o gün şiddetle sarsacak olan sarsacaktır.
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:7
Onu, ardısıra gelen izleyecektir.
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:8
Bazı kalpler o gün kaygıdan titreyecektir.
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:9
Onların gözleri yerlere eğilecektir.
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:10
“Biz gerçekten bu çukurda eski halimize döndürülecek miyiz?” diyorlar.
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:11
“Un-ufak kemikler haline geldikten sonra, öyle mi!”
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:12
“Hüsran dolu bir dönüştür bu öyleyse.” diye konuştular.
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:13
Oysa ki o, sert bir komut sesinden ibarettir.
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:14
Bir anda hepsi uyanıp ortaya geliverir.
Seite 742 im Quell-PDF
NAZİAT 79:15
Ulaştı mı sana Musa’nın haberi?
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:16
Hani, Rabbi ona, kutsal vadide, Tuva’da seslenmişti:
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:17
“Firavun’a git. İyice azdı o.”
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:18
“De ki ona: ‘Arınıp temizlenmeye ne dersin?’”
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:19
“Seni Rabbine kılavuzlayayım da gönülden ürperesin.”
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:20
Derken ona en büyük mucizeyi gösterdi.
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:21
Ama o yalanladı, isyan etti.
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:22
Sonra sırtını döndü; koşuyordu.
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:23
Derken bir araya toplayıp bağırdı.
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:24
Dedi ki: “Ben sizin en yüce rabbinizim.”
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:25
Bunun üzerine Allah, onu sonraya ve önceye ibret olmak üzere bir ceza ile çarptı.
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:26
Kuşkusuz bunda, içine ürperti düşen için tam bir ibret vardır.
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:27
Siz mi daha zorsunuz yaradılışça, gök mü?
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:28
Onu O yapıp kurdu. Onun boyunu yükseltti; ardından ona ahenk ve düzen verdi.
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:29
Gecesini kararttı, kuşluğunu ortaya çıkardı.
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:30
Bundan sonra da yeri yayıp yuvarlattı.
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:31
Ondan suyunu, otlağını çıkardı.
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:32
Dağları, demir atmış gibi oturttu.
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:33
Sizin için ve hayvanlarınız için bir geçim aracı olarak.
Seite 743 im Quell-PDF
NAZİAT 79:34
O güç yetmez büyük felaket geldiğinde,
Seite 744 im Quell-PDF
NAZİAT 79:35
O gün insan, uğrunda gayret sarfettiği şeyi hatırlar.
Seite 744 im Quell-PDF
NAZİAT 79:36
Gören kişi için cehennem apaçık ortaya çıkarılmıştır.
Seite 744 im Quell-PDF
NAZİAT 79:37
Artık, azmış olan,
Seite 744 im Quell-PDF
NAZİAT 79:38
Ve iğreti hayatı yeğlemiş olan için,
Seite 744 im Quell-PDF
NAZİAT 79:39
Cehennem, barınağın ta kendisidir.
Seite 744 im Quell-PDF
NAZİAT 79:40
Rabbinin yüceliğinden korkup nefsini boş heveslerden yasaklamış olan içinse,
Seite 744 im Quell-PDF
NAZİAT 79:41
Cennet, barınağın ta kendisidir.
Seite 744 im Quell-PDF
NAZİAT 79:42
O saatten soruyorlar sana, “gelip demir atması ne zaman” diye.
Seite 744 im Quell-PDF
NAZİAT 79:43
Nerede sende, onu hatırlatacak şey!
Seite 744 im Quell-PDF
NAZİAT 79:44
Ona ilişkin bilginin sonu Rabbine varır.
Seite 744 im Quell-PDF
NAZİAT 79:45
Sen sadece, ondan korkanları uyaransın.
Seite 744 im Quell-PDF
NAZİAT 79:46
Onu gördükleri gün onlar, sanki bir akşam veya kuşluk vaktinden başka kalmamışa dönecekler.
Seite 744 im Quell-PDF
80. ABESE 42 Ayet
ABESE 80:1
Yüzünü ekşitti ve öteye döndü;
Seite 744 im Quell-PDF
ABESE 80:2
Yanına kör adam geldi diye.
Seite 744 im Quell-PDF
ABESE 80:3
Nereden bilirsin, belki de o arınıp temizlenecek.
Seite 744 im Quell-PDF
ABESE 80:4
Belki de düşünüp taşınacak da öğüt kendisine yarayacak.
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:5
O, kendisini her türlü ihtiyacın ütünde görene gelince,
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:6
Ki sen ona yöneliyorsun;
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:7
Sana ne onun arınmasından!
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:8
O, koşarak sana gelen var ya;
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:9
Odur içine ürperti düşen.
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:10
Sen ona aldırmazlık ediyorsun.
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:11
Hayır, hiç de öyle değil. O bir düşündürücüdür.
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:12
Dileyen onu düşünüp öğüt alır.
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:13
Kutsanan bereketli sayfalardadır o.
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:14
Yüceltilen, tertemiz sayfalarda,
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:15
Yazıcıların ellerinde;
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:16
Ak-pak, mübarek yazıcıların.
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:17
Kahrolası insan ne kadar da nankördür!
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:18
Hangi şeyden yarattı onu?
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:19
Bir spermden. Yarattı onu, ölçülendirip-biçimlendirdi.
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:20
Sonra yolu kolaylaştırdı kendisine,
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:21
Sonra öldürdü onu, kabre koydurdu.
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:22
Sonra dilediği zaman diriltip ortaya çıkardı onu.
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:23
Hayır, hayır! O, O’nun kendisine emrettiğini hiç yerine getirmedi.
Seite 745 im Quell-PDF
ABESE 80:24
Hadi, bakıversin insan kendi yiyeceğine!
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:25
Biz suyu döktük de döktük.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:26
Sonra toprağı yardık da yardık.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:27
Ardından yeryüzünde daneler bitirdik.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:28
Üzümler, yoncalar vücuda getirdik.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:29
Zeytinlikler, hurmalıklar oluşturduk.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:30
Gür çimenli, bol ağaçlı bahçeler.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:31
Meyva, otlak, sebze yetiştirdik.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:32
Sizin ve hayvanlarınızın yararına.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:33
Şiddetli çarpanın çıkardığı korkunç ses geldiğinde,
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:34
Bir günkü o, kişi öz kardeşinden kaçar,
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:35
Öz annesinden, öz babasından,
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:36
Eşinden, oğullarından kaçar.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:37
O gün onlardan her kişinin, kendisine yetecek bir uğraşı vardır.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:38
Yüzler vardır o gün, pırıl pırıl.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:39
Gülen, müjdelerle parıldayan yüzler.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:40
Ve yüzler vardır o gün toza toprağa bulanmış.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:41
Tozu-toprağı da bir is bürümüştür.
Seite 746 im Quell-PDF
ABESE 80:42
İşte bunlardır küfre sapanlar, kötülüğe batanlar.
Seite 746 im Quell-PDF
81. TEKVİR 29 Ayet
TEKVİR 81:1
Güneş büzülüp dürüldüğünde,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:2
Yıldızlar ışıklarını yitirdiğinde,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:3
Dağlar yürütüldüğünde,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:4
O bakmaya kıyılmayan develer kendi hallerine bırakıldığında,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:5
Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:6
Denizler kaynatıldığında,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:7
Benlikler çiftleştirildiğinde,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:8
O diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğunda,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:9
Hangi günah yüzünden öldürüldü diye!
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:10
Sayfalar açılıp göz önüne konduğunda,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:11
Göğün örtüsü soyulup indirildiğinde,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:12
Cehennem kızıştırıldığında,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:13
Cennet yaklaştırıldığında,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:14
Her benlik önceden ne hazırlamışsa bilmiş olacaktır.
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:15
Hayır, iş onların sandığı gibi değil. Andolsun o sinip gizlenenlere,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:16
Akıp akıp giderek yuvasına girenlere,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:17
Beriye geldiği ve geriye döndüğü zaman geceye,
Seite 747 im Quell-PDF
TEKVİR 81:18
Ve soluyarak açıldığı zaman sabaha,
Seite 748 im Quell-PDF
TEKVİR 81:19
Ki o, çok değerli bir elçinin sözüdür.
Seite 748 im Quell-PDF
TEKVİR 81:20
Çok güçlüdür o elçi. Arş sahibinin katında saygındır.
Seite 748 im Quell-PDF
TEKVİR 81:21
İtaat edilir orada kendisine, emindir.
Seite 748 im Quell-PDF
TEKVİR 81:22
Ve arkadaşınız bir cin çarpış değildir.
Seite 748 im Quell-PDF
TEKVİR 81:23
Andolsun ki o, onu apaçık ufukta gördü.
Seite 748 im Quell-PDF
TEKVİR 81:24
O, gayb konusunda cimri değildir.
Seite 748 im Quell-PDF
TEKVİR 81:25
Ve o, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
Seite 748 im Quell-PDF
TEKVİR 81:26
Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?
Seite 748 im Quell-PDF
TEKVİR 81:27
O, alemlere bir öğütten başka şey değildir,
Seite 748 im Quell-PDF
TEKVİR 81:28
İçinizden, dosdoğru yürümek isteyen için.
Seite 748 im Quell-PDF
TEKVİR 81:29
Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz.
Seite 748 im Quell-PDF
82. İNFİTAR 19 Ayet
İNFİTAR 82:1
Gök çatlayıp yarıldığı zaman,
Seite 748 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:2
Yıldızlar dökülüp saçıldığı zaman,
Seite 748 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:3
Denizler fışkırtıldığı zaman,
Seite 748 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:4
Kabirler deşildiği zaman,
Seite 748 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:5
Benlik bilmiş olacaktır önden gönderdiğini de arkaya bıraktığını da.
Seite 748 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:6
Ey İnsan! O sonsuz cömertliğin sahibi Rabbine karşı seni gururlu kılan nedir?
Seite 749 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:7
Rabbin ki seni yarattı, düzenledi, en güzel ölçülerle şekillendirdi.
Seite 749 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:8
Dilediği herhangi bir biçimde seni oluşturdu.
Seite 749 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:9
Hayır, iş sanıldığı gibi değil. Siz dini yalanlıyorsunuz.
Seite 749 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:10
Ve şu kuşkusuz ki, sizin üzerinizde koruyucular-bekçiler var.
Seite 749 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:11
Çok değerli yazıcılar,
Seite 749 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:12
Bilirler yapmakta olduğunuzu.
Seite 749 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:13
Şu da kuşkusuz: İyiler tam bir nimet içindedir,
Seite 749 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:14
Kötülerse cehennemin ta ortasında.
Seite 749 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:15
Din günü girerler oraya.
Seite 749 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:16
Onlar ondan, görülmeyecek şekilde uzaklaşmış değillerdir.
Seite 749 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:17
Din gününün ne olduğunu sana bildiren nedir?
Seite 749 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:18
Evet, din gününün ne olduğunu sana bildiren nedir?
Seite 749 im Quell-PDF
İNFİTAR 82:19
Bir gündür ki o, bir benlik bir başka benlik için hiçbir şeye güç yetiremez. O gün buyruk yalnız Allah’ındır.
Seite 749 im Quell-PDF
83. MUTAFFİFİN 36 Ayet
MUTAFFİFİN 83:1
Azap ve kaygu; tartıda ve ölçüde hile yapanlara olsun;
Seite 749 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:2
Ki onlar insanlardan alırken ölçüyü tam yaparlar,
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:3
Onlara vermek üzere tartıp ölçtükleri zaman, eksiltmeye giderler.
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:4
Peki bunlar kendilerinin diriltileceğini sanmıyorlar mı?
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:5
Çok büyük bir gün için.
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:6
Bir gün ki, insanlar, alemlerin Rabbi huzurunda kıyama geçerler.
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:7
Hayır, iş, düşündükleri gibi değil. Rezilliğe batmışların kitabı, karanlı ve pis bir çukurun, Siccin’in ta içindedir.
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:8
Siccin’in ne olduğunu sana gösteren nedir?
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:9
Rakamlandırılmış bir kitaptir o.
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:10
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:11
Onlar ki din gününü yalanlarlar.
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:12
Onu ancak her şımarıp azmış, günaha batmış olan yalanlar.
Günahlara devam ederse, siyahlık gittikçe büyür, derken beyaz noktayı bütünüyle kaplar. Beyaz nokta da kaybolunca, artık kişinin hayra dönmesi ebediyen mümkün olmaz. İşte bu ayette buna işaret edilmiştir: “Hayır, doğrusu, olmuştur.”(1) / (2) Ahlakî Erdemler İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır: Size bir şey söylediğim zaman, bunun Allah’ın kitabının neresinde yer aldığını sorun. Sonra başka bir buyruğunda şöyle buyurdu: Resul-i Ekrem (s.a.
Ehl-i Beyt'in Dilinden Kur'ân-ı Kerim, c. 1, s. 413 · Referenz: Mutaffifin, 14
MUTAFFİFİN 83:15
Hayır! Onlar o gün Rablerine karşı tam bir şekilde perdelenmişlerdir.
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:16
Sonra onlar mutlaka cehenneme dalacaklardır.
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:17
Sonra da: “İşte budur o yalanlamakta olduğunuz şey.” denilecektir.
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:18
Hayır, sandıkları gibi değil. İyilik sergileyenlerin kitabı İlliyyun’da, en yüce burçlardadır.
Seite 750 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:19
İlliyyun’un ne olduğunu sana anlatan nedir?
Seite 751 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:20
Rakamlanmış bir kitaptır o.
Seite 751 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:21
Yaklaştırılmış olanlar tanıklık eder ona.
Seite 751 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:22
İyilik sergileyenler büyük bir nimetin tam içindedir.
Seite 751 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:23
Koltuklar üzerinde seyre dalarlar.
Seite 751 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:24
Yüzlerinde nimetin sevinç parıltısını izlersin.
Seite 751 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:25
Katıksız, damgalı bir içecekten içirilirler,
Seite 751 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:26
Ki sonu bir misktir. İşte yarışanlar böyle birşey için yarışsınlar!
Seite 751 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:27
Onun katkısı Tesnim’den; en yüce, en seçkin olandandır.
Seite 751 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:28
Bir kaynak ki, iyice yaklaştırılmış olanlar içerler ondan.
Seite 751 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:29
Şu bir gerçek ki, suça batmış olanlar, iman sahiplerine gülerlerdi.
Seite 751 im Quell-PDF
MUTAFFİFİN 83:30
Onların yanlarından geçerken birbirlerine kaş-göz işareti yaparlardı.
Ki gebertildi o hendekçi grup / o kamçıları hendek gibi iz bırakan herifler,
Seite 753 im Quell-PDF
BÜRUC 85:5
O tutuşturulan ateşin adamları,
Seite 753 im Quell-PDF
BÜRUC 85:6
Onlar onun başında oturmuşlardı.
Seite 753 im Quell-PDF
BÜRUC 85:7
Ve hepsi müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Seite 753 im Quell-PDF
BÜRUC 85:8
Onlardan sadece, Aziz ve Hamid Allah’a iman ettikleri için öc alıyorlardı.
Seite 753 im Quell-PDF
BÜRUC 85:9
O Allah ki göklerin ve yerin mülkü kendisinindir. Allah herşeye tanıktır.
Seite 753 im Quell-PDF
BÜRUC 85:10
Şu bir gerçek ki inanan erkeklerle inanan kadınlara işkence edip sonra da tövbe etmemiş olanlar için, cehennem azabı vardır. Onlar için yangın azabı da vardır.
Seite 753 im Quell-PDF
BÜRUC 85:11
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara gelince onlar için, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Büyük başarı işte budur.
Seite 754 im Quell-PDF
BÜRUC 85:12
Hiç kuşkusuz, Rabbinin yakalayışı / çarpışı çok şiddetlidir.
Seite 754 im Quell-PDF
BÜRUC 85:13
İlk yaratan da O’dur, tekrar yaratan da O’dur.
Seite 754 im Quell-PDF
BÜRUC 85:14
Gafur O’dur, Vedud O.
Seite 754 im Quell-PDF
BÜRUC 85:15
Arş’ın sahibidir; Mecid’dir, şanı yüce olandır,
Seite 754 im Quell-PDF
BÜRUC 85:16
İstediğini hemen yapandır.
Seite 754 im Quell-PDF
BÜRUC 85:17
Geldi mi sana orduların haberi?
Seite 754 im Quell-PDF
BÜRUC 85:18
Yani Firavun ve Semud’un?
Seite 754 im Quell-PDF
BÜRUC 85:19
Gerçek şu ki, inkar edenler bir yalanlama içindedirler.
Seite 754 im Quell-PDF
BÜRUC 85:20
Allah ise onları arkalarından kuşatmış bulunuyor.
Seite 754 im Quell-PDF
BÜRUC 85:21
İş onların iddialarının aksinedir. O, çok yüce bir Kur’an’dır.
Seite 754 im Quell-PDF
BÜRUC 85:22
Korunmuş bir levhada / Levh-i Mahfuz’dadır.
Seite 754 im Quell-PDF
86. TARIK 17 Ayet
TARIK 86:1
Andolsun göğe ve Tarık’a: o, gece gelene / o tokmak gibi vurana / o çıkıverip de yürek hoplatana.
Seite 754 im Quell-PDF
TARIK 86:2
Nereden bileceksin sen nedir Tarık?
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:3
Parlayan, ışığıyla karanlığı delen yıldızdır o.
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:4
Hiçbir benlik yoktur ki, üzerinde bir koruyucu / bir bekçi bulunmasın.
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:5
İnsan, neden yaratılmış olduğuna bir baksın!
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:6
Atılan bir suyun bir parçacığından yaratıldı o.
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:7
Bel ile kaburgalar arasından çıkar o su.
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:8
O, o insanı tekrar hayata döndürmeye elbette kadirdir.
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:9
Sırların / gizlilerin yoklanıp ortaya çıkarılacağı gün,
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:10
Artık onun için ne bir kuvvet vardır ne de bir yardımcı.
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:11
Andolsun o, dönüşle / döndürümle dolu göğe,
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:12
Çatlayışlarla / yarılışlarla dolu yere de andolsun,
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:13
Ki o, tam bir biçimde ayırt eden bir sözdür;
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:14
Şaka değildir o.
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:15
Onlar habire tuzak kuruyorlar / oyun çeviriyorlar.
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:16
Ben de tuzak kuruyorum.
Seite 755 im Quell-PDF
TARIK 86:17
O halde o küfre batmışlara mühlet ver, süre tanı onlara birazcık…
Seite 755 im Quell-PDF
87. A’LA 19 Ayet
A’LA 87:1
Rabbinin o yüce adını tespih et;
Seite 755 im Quell-PDF
A’LA 87:2
O ki yarattı, düzene koydu,
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:3
O ki miktarını, şeklini belirledi, yolunu çizip aydınlattı.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:4
O ki otlağı çıkardı,
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:5
Sonra da onu sellerin sürüklediği morarmış bir atık haline getirdi.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:6
Seni okutacağız da artık unutmayacaksın.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:7
Allah’ın dilediği müstesna. O, açıklananı da gizleneni de bilir.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:8
Sana en kolay olanı kolaylaştıracağız.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:9
Eğer hatırlatmak yarar sağlarsa hatırlat / öğüt ver.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:10
İçine ürperti düşen öğüt alacaktır.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:11
İçi kararmış bedbaht ise ondan kaçınacaktır.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:12
En büyük ateşe girer o.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:13
Sonra orada ne ölür ne de hayat bulur.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:14
Benliğini arındıran / zekat veren, kurtuluşa gerçekten ermiştir.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:15
Rabbinin adını anmış, namaz kılıp dua etmiştir o.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:16
Doğrusu şu ki, siz şu iğreti hayatı yeğliyorsunuz.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:17
Oysa ki sonraki hayat daha mutlu, daha kalıcıdır.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:18
Bütün bu gerçekler ilk sayfalarda da elbette vardır.
Seite 756 im Quell-PDF
A’LA 87:19
İbrahim’in ve Musa’nın sayfalarında.
Seite 756 im Quell-PDF
88. ĞAŞİYE 26 Ayet
ĞAŞİYE 88:1
Geldi mi sana Ğaşiye’nin / herşeyi her yandan sarıp kaplayacak olanın haberi!
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:2
Yüzler vardır o gün zilletle öne eğilmiştir.
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:3
Çalışmış, boşa yorulmuştur.
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:4
Kızışmış bir ateşe dalarlar.
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:5
Ateşimsi bir kaynaktan sulanırlar.
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:6
Yırtıcı bir dikenden başka yemek yoktur onlar için.
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:7
Ne semirtir ne açlıktan kurtarır.
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:8
Yüzler de vardır o gün, nimetlerle mutlu.
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:9
Emek ve gayreti yüzünden hoşnuttur.
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:10
Yüksek bir bahçededir;
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:11
Hiçbir boş söz işitmez orada,
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:12
Akıp duran bir pınar vardır orada,
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:13
Yüksek sedirler vardır orada,
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:14
Hizmete sunulmuş kadehler,
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:15
Sıra sıra dizilmiş yastıklar,
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:16
Serilmiş seçme döşekler.
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:17
Bakmıyorlar mı o deveye, nasıl yaratıldı!
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:18
Ve göğe ki, nasıl yükseltildi!
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:19
Ve dağlara ki, nasıl dikildi!
Seite 757 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:20
Ve yere, nasıl yayılıp döşendi!
Seite 758 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:21
Artık uyar, düşündür. Çünkü sen bir uyarıcı / düşündürücüsün.
Seite 758 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:22
Üzerlerine musallat bir despot değilsin.
Seite 758 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:23
Tersine giden, nankörlük eden başka.
Seite 758 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:24
Allah, böylesine en büyük azapla azap edecektir.
Seite 758 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:25
Hiç kuşkusuz, onların dönüşleri bizedir.
Seite 758 im Quell-PDF
ĞAŞİYE 88:26
Bunun ardından hesapları da bizim elimizde olacaktır.
Seite 758 im Quell-PDF
89. FECR 30 Ayet
FECR 89:1
Andolsun tan yerinin ağarma vaktine,
Seite 758 im Quell-PDF
FECR 89:2
On geceye,
Seite 758 im Quell-PDF
FECR 89:3
Çifte ve teke,
Seite 758 im Quell-PDF
FECR 89:4
Yola koyulduğu zaman geceye.
Seite 758 im Quell-PDF
FECR 89:5
Nasıl, bunlarda akıl sahibi için bir yemin var mı?
Seite 758 im Quell-PDF
FECR 89:6
Görmedin mi ne yaptı Rabbin, Ad kavmine?
Seite 758 im Quell-PDF
FECR 89:7
Sütunlarla dolu İrem’e,
Seite 758 im Quell-PDF
FECR 89:8
Ki beldeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.
Seite 758 im Quell-PDF
FECR 89:9
Ve ne yaptı vadide kayaları oyan Semud kavmine?
Seite 758 im Quell-PDF
FECR 89:10
Ve kazıklar sahibi Firavun’a.
Seite 758 im Quell-PDF
FECR 89:11
Bunlar, ülkelerde azıp zulmetmişlerdi.
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:12
Ve oralarda bozgunu çoğaltmışlardı.
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:13
Bu yüzden Rabbin, üzerlerine azap kamçısını yağdırıverdi.
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:14
Çünkü Rabbin tam gözetleme yerindedir / tam bir biçimde gözetlemektedir.
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:15
İnsan böyledir; Rabbi kendisini deneyip de ona cömert davranır, nimet yağdırırsa: “Rabbim bana ikramda bulundu.” der.
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:16
Ama Rabbi onu sıkıntıya uğratıp rızkını ölçüye bağlarsa: “Rabbim bana ihanet etti.” der.
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:17
Doğrusu şu ki, siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz.
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:18
Yoksulun doyurulmasını teşvik etmiyorsunuz.
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:19
Mirası derleyip toplayıp yiyorsunuz.
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:20
Malı, devşirip depolatacak bir sevgiyle seviyorsunuz.
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:21
İş böyle gitmeyecektir. Yer birbirine çarpılıp dümdüz hale getirildiğinde,
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:22
Rabbin gelip melekler saf saf dizildiğinde,
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:23
O gün cehennem de getirilir. İşte o gün düşünüp anlar insan. Ama düşünüp hatırlamanın ona ne yararı var!
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:24
Der ki: “Keşke şu hayatım için önden birşeyler gönderseydim.”
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:25
O gün hiç kimse O’nun azabı gibi azap edemez.
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:26
Ve hiç kimse O’nun vurduğu bağ gibi bağ vuramaz.
Seite 759 im Quell-PDF
FECR 89:27
Ey sükuna kavuşmuş benlik!
Seite 760 im Quell-PDF
FECR 89:28
Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak.
Seite 760 im Quell-PDF
FECR 89:29
Gir kullarımın arasına.
Seite 760 im Quell-PDF
FECR 89:30
Gir cennetime.
Seite 760 im Quell-PDF
90. BELED 20 Ayet
BELED 90:1
Yemin ederim bu kente ki, iş onların sandığı gibi değildir.
Seite 760 im Quell-PDF
BELED 90:2
Sen bu kente mahremsin / bu kente gireceksin.
Seite 760 im Quell-PDF
BELED 90:3
Ve doğurana ve doğurduğuna da yemin olsun ki,
Seite 760 im Quell-PDF
BELED 90:4
Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.
Seite 760 im Quell-PDF
BELED 90:5
O sanıyor mu ki, hiç kimse ona asla güç yetiremeyecektir!
Seite 760 im Quell-PDF
BELED 90:6
“Yığınlarla mal telef ettim.” diyor.
Seite 760 im Quell-PDF
BELED 90:7
Hiç kimsenin kendisini görmediğini sanıyor.
Seite 760 im Quell-PDF
BELED 90:8
Biz ona vermedik mi iki göz,
Seite 760 im Quell-PDF
BELED 90:9
Bir dil, iki dudak?
Seite 760 im Quell-PDF
BELED 90:10
Kılavuzladık onu iki tepeye.
Seite 760 im Quell-PDF
BELED 90:11
Akabe’ye, sarp yokuşa atılamadı o.
Seite 760 im Quell-PDF
BELED 90:12
Sarp yokuşun ne olduğunu sana bildiren nedir?
Seite 760 im Quell-PDF
BELED 90:13
Özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmektir o.
Seite 760 im Quell-PDF
BELED 90:14
Yahut da açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o,
Seite 761 im Quell-PDF
BELED 90:15
Yakındaki bir yetimi,
Seite 761 im Quell-PDF
BELED 90:16
Yahut ezilmiş-boynu bükük bir yoksulu.
Seite 761 im Quell-PDF
BELED 90:17
Sonra da iman eden ve birbirlerine sabrı öneren, merhameti öneren kişilerden olmaktır o.
Seite 761 im Quell-PDF
BELED 90:18
İşte böyleleridir uğur ve bereket dostları.
Seite 761 im Quell-PDF
BELED 90:19
Bizim ayetlerimizi tanımayanlara gelince bunlar; şomluk, uğursuzluk yaranıdır.
Seite 761 im Quell-PDF
BELED 90:20
Bunların üzerine, kilitlenecek bir ateş gelecektir.
Seite 761 im Quell-PDF
91. ŞEMS 15 Ayet
ŞEMS 91:1
Andolsun Güneş’e ve ışığının parladığı kuşluk vaktine,
Seite 761 im Quell-PDF
ŞEMS 91:2
Onu izlediğinde Ay’a,
Seite 761 im Quell-PDF
ŞEMS 91:3
Onu iyice açtığı vakit gündüze,
Seite 761 im Quell-PDF
ŞEMS 91:4
Ve onu sarıp sarmaladığı zaman geceye.
Seite 761 im Quell-PDF
ŞEMS 91:5
Göğü ve onu kurana,
Seite 761 im Quell-PDF
ŞEMS 91:6
Yere ve onu döşeyene.
Seite 761 im Quell-PDF
ŞEMS 91:7
Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene.
Seite 761 im Quell-PDF
ŞEMS 91:8
Ardından da ona bozukluğunu ve takvasını ilham edene andolsun ki,
Seite 761 im Quell-PDF
ŞEMS 91:9
Benliği temizleyip arındıran gerçekten kurtulmuştur.
Seite 761 im Quell-PDF
ŞEMS 91:10
Onu kirletip örtense kayba uğramıştır.
Seite 762 im Quell-PDF
ŞEMS 91:11
Semud kavmi, azgınlığı yüzünden yalanladı.
Seite 762 im Quell-PDF
ŞEMS 91:12
En haydutları ortaya fırladığı zaman,
Seite 762 im Quell-PDF
ŞEMS 91:13
Allah’ın elçisi onlara şöyle demişti: “Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun.”
Seite 762 im Quell-PDF
ŞEMS 91:14
Fakat elçiye inanmadılar da deveyi boğazladılar. Bunun üzerine, Rableri onların günahlarını kendi başlarına geçirdi de o yurdu dümdüz etti.
Seite 762 im Quell-PDF
ŞEMS 91:15
Allah, işin sonundan korkacak değil ya!
Seite 762 im Quell-PDF
92. LEYL 21 Ayet
LEYL 92:1
Andolsun bürüyüp örttüpü zaman geceye,
Seite 762 im Quell-PDF
LEYL 92:2
Ve parıldadığı zaman gündüze,
Seite 762 im Quell-PDF
LEYL 92:3
Andolsun erkeği de dişiyi de yaratana,
Seite 762 im Quell-PDF
LEYL 92:4
Ki sizin emek ve gayretiniz dağınık-parça parçadır.
Seite 762 im Quell-PDF
LEYL 92:5
Kim verir ve sakınırsa,
Seite 762 im Quell-PDF
LEYL 92:6
Ve güzeli doğrularsa,
Seite 762 im Quell-PDF
LEYL 92:7
Biz ona en kolay olanı kolaylaştıracağız.
Seite 762 im Quell-PDF
LEYL 92:8
Ama kim cimriliğe sapar ve kendisini tüm ihtiyaçların üstünde görür,
Seite 762 im Quell-PDF
LEYL 92:9
Ve güzelliği yalanlarsa,
Seite 762 im Quell-PDF
LEYL 92:10
Biz onu, en zor olana sevkedeceğiz.
Seite 763 im Quell-PDF
LEYL 92:11
Aşağı yuvarlandığında malı onu kurtarmayacaktır.
Seite 763 im Quell-PDF
LEYL 92:12
Doğruya ve güzele kılavuzlamak sadece bizim işimizdir.
Seite 763 im Quell-PDF
LEYL 92:13
Sonrası da öncesi de sadece bizimdir.
Seite 763 im Quell-PDF
LEYL 92:14
Ben sizi, köpürerek yanan bir ateşe karşı uyardım.
Seite 763 im Quell-PDF
LEYL 92:15
Sadece karanlık ruhlu azgın girer ona.
Seite 763 im Quell-PDF
LEYL 92:16
Yalanlamış, sırtını dönmüştü o.
Seite 763 im Quell-PDF
LEYL 92:17
İyice saklanan da ondan uzak tutulur.
Seite 763 im Quell-PDF
LEYL 92:18
O ki, temizlenip arınsın diye malını verir.
Seite 763 im Quell-PDF
LEYL 92:19
Onun katında hiç kimsenin, karşılığı verilecek bir nimeti yoktur / hiç kimsenin ona, karşılık olarak verilecek bir nimeti yoktur.
Seite 763 im Quell-PDF
LEYL 92:20
Yüceler yücesi Rabbinin yüzünü özleyip istemek için veren hariç.
Seite 763 im Quell-PDF
LEYL 92:21
Yakında mutlaka hoşnut olacaktır.
Seite 763 im Quell-PDF
93. DUHA 11 Ayet
DUHA 93:1
Andolsun kuşluk vaktine,
Seite 763 im Quell-PDF
DUHA 93:2
Gelip oturduğu vakit geceye ki,
Seite 763 im Quell-PDF
DUHA 93:3
Rabbin seni terketmedi, sana darılmadı da.
Seite 763 im Quell-PDF
DUHA 93:4
Sonrası senin için öncesinden elbette ki daha mutlu ve kutlu olacaktır.
Seite 763 im Quell-PDF
DUHA 93:5
Rabbin sana verecek de sen hoşnut olacaksın.
Seite 764 im Quell-PDF
DUHA 93:6
O seni bir yetim olarak bulup da barınağa kavuşturmadı mı?
Seite 764 im Quell-PDF
DUHA 93:7
Seni şaşırmış olarak bulup da kılavuzluğunu üstlenmedi mi?
Seite 764 im Quell-PDF
DUHA 93:8
Seni aile geçindirme zorluğu içinde bulup da zengin etmedi mi?
Seite 764 im Quell-PDF
DUHA 93:9
O halde, yetimi örseleme,
Seite 764 im Quell-PDF
DUHA 93:10
Yoksulu / dilenciyi azarlama.
Seite 764 im Quell-PDF
DUHA 93:11
Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle dile getir.
Seite 764 im Quell-PDF
94. İNŞİRAH 8 Ayet
İNŞİRAH 94:1
Açıp genişletmedik mi senin göğsünü!
Seite 764 im Quell-PDF
İNŞİRAH 94:2
İndirmedik mi üzerinden ağır yükünü!
Seite 764 im Quell-PDF
İNŞİRAH 94:3
Ki o, belini çatırdatmıştı senin.
Seite 764 im Quell-PDF
İNŞİRAH 94:4
Ve yüceltmedik mi senin şanını!
Seite 764 im Quell-PDF
İNŞİRAH 94:5
Demek ki zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka var.
Seite 764 im Quell-PDF
İNŞİRAH 94:6
Zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak var.
Seite 764 im Quell-PDF
İNŞİRAH 94:7
O halde, boşalır boşalmaz yeni bir işe koyulup yorul.
Seite 764 im Quell-PDF
İNŞİRAH 94:8
Ve yalnız Rabbine yönelip doğrul.
Seite 764 im Quell-PDF
95. TİN 8 Ayet
TİN 95:1
Andolsun incire, zeytine,
Seite 765 im Quell-PDF
TİN 95:2
Tur-i Sina’ya,
Seite 765 im Quell-PDF
TİN 95:3
Ve şu güvenli kente ki,
Seite 765 im Quell-PDF
TİN 95:4
Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık.
Seite 765 im Quell-PDF
TİN 95:5
Sonra da onu düşüklerin en düşüğüne / aşağıların en aşağısına çevirip attık.
Seite 765 im Quell-PDF
TİN 95:6
İman edip hayra ve barışa yönelik iş üretenler müstesna. Bunlar için kesintisiz bir ödül vardır.
Seite 765 im Quell-PDF
TİN 95:7
Böyle iken dini sana ne yalanlatır?
Seite 765 im Quell-PDF
TİN 95:8
Allah, yargıçların en güzel hüküm vereni değil mi?
Seite 765 im Quell-PDF
96. ALAK 19 Ayet
ALAK 96:1
Yaratan Rabbinin adıyla oku!
Seite 765 im Quell-PDF
ALAK 96:2
İnsanı embriyodan / ilişip yapışan bir sudan / sevgi ve ilgiden yarattı.
Seite 765 im Quell-PDF
ALAK 96:3
Oku! Rabbin en büyük cömertliğin sahibidir.
Seite 765 im Quell-PDF
ALAK 96:4
O’dur kalemle öğreten.
Seite 765 im Quell-PDF
ALAK 96:5
İnsana bilmediğini öğretti.
Seite 765 im Quell-PDF
ALAK 96:6
İş sanıldığı gibi değil. İnsan gerçekten azar:
Seite 765 im Quell-PDF
ALAK 96:7
Kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görmüştür.
Seite 765 im Quell-PDF
ALAK 96:8
Oysa ki, dönüş yalnız Rabbinedir.
Seite 765 im Quell-PDF
ALAK 96:9
Gördün mü o yasaklayanı,
Seite 766 im Quell-PDF
ALAK 96:10
Bir kulu namaz kılarken.
Seite 766 im Quell-PDF
ALAK 96:11
Gördün mü! Ya o iyilik ve doğruluk üzere ise?!
Seite 766 im Quell-PDF
ALAK 96:12
Ya o, takvayı emrediyorsa.
Seite 766 im Quell-PDF
ALAK 96:13
Gördün mü! Ya şu yalanlamış, sırt dönmüşse.
Seite 766 im Quell-PDF
ALAK 96:14
Bilmedi mi ki Allah gerçekten görür!
Seite 766 im Quell-PDF
ALAK 96:15
İş, sandığı gibi değil. Eğer vazgeçmezse yemin olsun, o alnı mutlaka tutup sürteceğiz.
Seite 766 im Quell-PDF
ALAK 96:16
O yalancı, o günahkar alnı.
Seite 766 im Quell-PDF
ALAK 96:17
Hadi çağırsın meclisini / kurultayını!
Seite 766 im Quell-PDF
ALAK 96:18
Biz de çağıracağız zebanileri!
Seite 766 im Quell-PDF
ALAK 96:19
Sakın, sakın! Ona boyun eğme; secde et ve yaklaş.
Seite 766 im Quell-PDF
97. KADİR 5 Ayet
KADİR 97:1
Biz o Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik.
Seite 766 im Quell-PDF
KADİR 97:2
Kadir gecesinin niteliğini sana gösteren nedir?
Seite 766 im Quell-PDF
KADİR 97:3
Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
Seite 766 im Quell-PDF
KADİR 97:4
Melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle o gecede her iş için iner de iner.
Seite 766 im Quell-PDF
KADİR 97:5
Bir esenlik ve huzur vardır; sürüp gider o, tan yeri ağarıncaya kadar.
Seite 766 im Quell-PDF
98. BEYYİNE 8 Ayet
BEYYİNE 98:1
Ehlikitap’tan küfre sapanlarla müşrikler, kendilerine beyyine / açık kanıt gelinceye kadar çözülüp ayrılacak değillerdi.
Seite 767 im Quell-PDF
BEYYİNE 98:2
Allah tarafından gönderilen, tertemiz sayfalar okuyan bir resul gelinceye dek.
Seite 767 im Quell-PDF
BEYYİNE 98:3
O sayfalar içindedir dosdoğru, eskimez kitaplar.
Seite 767 im Quell-PDF
BEYYİNE 98:4
Kitap verilmiş olanlar, kendilerine beyyine / açık delil geldikten sonradır ki parçalanıp bölündüler.
Seite 767 im Quell-PDF
BEYYİNE 98:5
Oysa ki onlara, dini yalnız O’na özgüleyerek, dosdoğru yürüyen kişiler halinde sadece Allah’a ibadet etmeleri, namazı kılmaları, zekatı vermeleri emredilmişti. İşte budur doğru, eskimez ve aşınmaz din.
Seite 767 im Quell-PDF
BEYYİNE 98:6
Ehlikitap’ın küfre sapanlarıyla müşrikler, içinde sürekli kalıcılar olarak cehennem ateşindedirler. İşte onlardır yaratılmışların en şerlisi.
Seite 767 im Quell-PDF
BEYYİNE 98:7
İman edip hayra ve barışa yönelik fiiller sergileyenlere gelince, işte onlardır yaratılmışların en hayırlısı.
Seite 767 im Quell-PDF
BEYYİNE 98:8
Onların, Rableri katındaki ödülleri, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri / sürekli yeşilliklerdeki temiz-bereketli bahçelerdir. Sonsuza dek kalacaklardır orada. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bu, içi ürpererek Rabbine saygı duyan kişi içindir.
Seite 767 im Quell-PDF
99. ZİLZAL 8 Ayet
ZİLZAL 99:1
Yerküre o sarsıntıyla sarsıldığı zaman,
Seite 768 im Quell-PDF
ZİLZAL 99:2
Ve toprak, ağırlıklarını çıkardığı zaman,
Seite 768 im Quell-PDF
ZİLZAL 99:3
Ve insan: “Ne oluyor buna?” dediği zaman,
Seite 768 im Quell-PDF
ZİLZAL 99:4
İşte o gün, yerküre, tüm haberlerini söyler / anlatır.
Seite 768 im Quell-PDF
ZİLZAL 99:5
Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.
Seite 768 im Quell-PDF
ZİLZAL 99:6
O gün insanlar, yapıp ettikleri kendilerine gösterilsin diye kümeler halinde ortaya fırlayacaklardır.
Seite 768 im Quell-PDF
ZİLZAL 99:7
Artık kim bir zerre miktarı hayır üretmişse onu görür.
Seite 768 im Quell-PDF
ZİLZAL 99:8
Ve kim bir zerre miktarı şer üretmişse onu görür.
Seite 768 im Quell-PDF
100. ADİYAT 11 Ayet
ADİYAT 100:1
Andolsun soluyuşlarıyla ses çıkararak koşanlara / nefes nefese saldıranlara.
Seite 769 im Quell-PDF
ADİYAT 100:2
Çakıp çakıp ateş çıkaranlara,
Seite 769 im Quell-PDF
ADİYAT 100:3
Sabahleyin akın edenlere / baskın yapıp toprak fethedenlere,
Seite 769 im Quell-PDF
ADİYAT 100:4
Derken onunla toz duman çıkaranlara,
Seite 769 im Quell-PDF
ADİYAT 100:5
Derken onunla bir topluluğun ortasına dalanlara ki,
Seite 769 im Quell-PDF
ADİYAT 100:6
İnsan, Rabbine karşı gerçekten çok nankördür.
Seite 769 im Quell-PDF
ADİYAT 100:7
Ve kendisi de buna iyiden iyiye tanıktır.
Seite 769 im Quell-PDF
ADİYAT 100:8
O, mal ve servet arzusu yüzünden alabildiğine katıdır.
Seite 769 im Quell-PDF
ADİYAT 100:9
Bilmez mi ki o kabirler içindekiler dışarı fırlatıldığında,
Seite 769 im Quell-PDF
ADİYAT 100:10
Göğüslerin içindekiler derlenip toplandığında,
Seite 769 im Quell-PDF
ADİYAT 100:11
Hiç kuşkusuz, o gün Rableri onlardan iyice haberdar olacaktır.
Seite 769 im Quell-PDF
101. KAARİA 11 Ayet
KAARİA 101:1
O Kaaria, o şiddetli ses çıkararak çarpan.
Seite 769 im Quell-PDF
KAARİA 101:2
Nedir Kaaria?
Seite 769 im Quell-PDF
KAARİA 101:3
Kaaria’nın ne olduğunu sana bildiren nedir?
Seite 769 im Quell-PDF
KAARİA 101:4
O gün insanlar, çırpınarak yayılmış pervaneler gibi olurlar.
Seite 769 im Quell-PDF
KAARİA 101:5
Dağlar, didilmiş renkli yün gibi olur.
Seite 769 im Quell-PDF
KAARİA 101:6
İşte o gün tartıları ağır basan kişi,
Seite 769 im Quell-PDF
KAARİA 101:7
Evet o kişi, hoşnutluk verici bir yaşayış içindedir.
Seite 770 im Quell-PDF
KAARİA 101:8
Tartıları hafif çekeninse,
Seite 770 im Quell-PDF
KAARİA 101:9
Anası, Haviye’dir.
Seite 770 im Quell-PDF
KAARİA 101:10
Onun ne olduğunu sana bildiren nedir?
Seite 770 im Quell-PDF
KAARİA 101:11
Kızışmış bir ateştir o.
Seite 770 im Quell-PDF
102. TEKASÜR 8 Ayet
TEKASÜR 102:1
Aldatıp oyaladı o çokluk yarışı sizleri,
Seite 770 im Quell-PDF
TEKASÜR 102:2
Öyle ki ziyaret edip saydınız kabirleri.
Seite 770 im Quell-PDF
TEKASÜR 102:3
Ama iş öyle değil; yakında bileceksiniz.
Seite 770 im Quell-PDF
TEKASÜR 102:4
Hayır, hayır! İş öyle değil. Yakında bileceksiniz.
Seite 770 im Quell-PDF
TEKASÜR 102:5
İş sizin bildiğiniz gibi değil! Ne olurdu şaşmaz ve aldatmaz bir bilgiyle bilseydiniz.
Seite 770 im Quell-PDF
TEKASÜR 102:6
Yemin olsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz.
Seite 770 im Quell-PDF
TEKASÜR 102:7
Yine yemin olsun, onu gözünüzle apaçık göreceksiniz.
Seite 770 im Quell-PDF
TEKASÜR 102:8
Sonra o gün, nimetten kesinlikle sorguya çekileceksiniz.
Seite 770 im Quell-PDF
103. ASR 3 Ayet
ASR 103:1
Andolsun zamana / çağa / gündüzün iki ucuna / sabah namazına / ikindi vaktine / Asrısaadet’e ki,
Seite 770 im Quell-PDF
ASR 103:2
İnsan, gerçekten tam bir hüsran içindedir.
Seite 771 im Quell-PDF
ASR 103:3
İnanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanlar, birbirlerine hakkı önerenler, birbirlerine sabrı önerenler müstesnadır.
Seite 771 im Quell-PDF
104. HÜMEZE 9 Ayet
HÜMEZE 104:1
Yuh olsun arkadan çekiştirenlerin, kaş göz işareti yapıp alay edenlerin tümüne;
Seite 771 im Quell-PDF
HÜMEZE 104:2
O ki, mal biriktirdi, onu saydı da saydı.
Seite 771 im Quell-PDF
HÜMEZE 104:3
Sanır ki, malı sonsuzlaştıracaktır kendisini.
Seite 771 im Quell-PDF
HÜMEZE 104:4
Hayır, iş, sandığı gibi değil. Yemin olsun ki fırlatılıp atılacaktır o kırıp geçirene, yalayıp yutana / Hutame’ye.
Seite 771 im Quell-PDF
HÜMEZE 104:5
Hutame’nin ne olduğunu sana öğreten nedir?
Seite 771 im Quell-PDF
HÜMEZE 104:6
Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir o,
Seite 771 im Quell-PDF
HÜMEZE 104:7
Ki tırmanıp işler yüreklere.
Seite 771 im Quell-PDF
HÜMEZE 104:8
O, onların üzerine kilitlenecektir.
Seite 771 im Quell-PDF
HÜMEZE 104:9
Uzatılmış sütunlar arasında.
Seite 771 im Quell-PDF
105. FİL 5 Ayet
FİL 105:1
Görmedin mi ne yaptı Rabbin fil yaranına.
Seite 772 im Quell-PDF
FİL 105:2
Tuzaklarını boşa çıkarmadı mı onların?
Seite 772 im Quell-PDF
FİL 105:3
Gönderdi üzerlerine sürüler halinde kuş,
Seite 772 im Quell-PDF
FİL 105:4
Atıyorlardı onlara kurumuş çamurdan damgalı taş.
Seite 772 im Quell-PDF
FİL 105:5
Nihayet onları yenik ekin yaprağına çevirdi.
Seite 772 im Quell-PDF
106. KUREYŞ 4 Ayet
KUREYŞ 106:1
Kureyş’i alıştırıp ısındırdığı için,
Seite 772 im Quell-PDF
KUREYŞ 106:2
Onları kış ve yaz yolculuğuna alıştırdığı için,
Seite 772 im Quell-PDF
KUREYŞ 106:3
Bu evin Rabbine ibadet etsinler.
Seite 772 im Quell-PDF
KUREYŞ 106:4
O ki, onları doyurup kurtardı açlıktan ve kendilerini güvene çıkardı korkudan.
Seite 772 im Quell-PDF
107. MAUN 7 Ayet
MAUN 107:1
Gördün mü o, dini yalan sayanı?
Seite 772 im Quell-PDF
MAUN 107:2
İşte odur yetimi itip-kakan,
Seite 772 im Quell-PDF
MAUN 107:3
Yoksulu doyurmayı özendirmez o.
Seite 773 im Quell-PDF
MAUN 107:4
Vay haline o namaz kılanların ki,
Seite 773 im Quell-PDF
MAUN 107:5
Namazlarından gaflet içindedir onlar.
Seite 773 im Quell-PDF
MAUN 107:6
Riyaya sapandır onlar / gösteriş yaparlar.
Seite 773 im Quell-PDF
MAUN 107:7
Ve onlar, yardıma / zekata / iyiliğe engel olurlar.
Seite 773 im Quell-PDF
108. KEVSER 3 Ayet
KEVSER 108:1
Hiç kuşkusuz, biz verdik sana Kevser’i / iyilik, bereket, mutluluk, güzellik, ve aydınlığın tükenmezini.
Seite 773 im Quell-PDF
KEVSER 108:2
O halde sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
Seite 773 im Quell-PDF
KEVSER 108:3
Kuşkun olmasın ki ebter / soyu kesik, sana kin tutup dil uzatanın ta kendisidir.
Seite 773 im Quell-PDF
109. KAFİRUN 6 Ayet
KAFİRUN 109:1
De ki: “Ey nankör kafirler!
Seite 773 im Quell-PDF
KAFİRUN 109:2
Kulluk etmem sizin kulluk ettiğinize.
Seite 773 im Quell-PDF
KAFİRUN 109:3
Siz de ibadet etmezsiniz benim ibadet ettiğime.
Seite 773 im Quell-PDF
KAFİRUN 109:4
Kul değilim sizin taptığınıza,
Seite 773 im Quell-PDF
KAFİRUN 109:5
Ve ibadet edenler edenler değilsiniz benim ibadet ettiğime.
Seite 774 im Quell-PDF
KAFİRUN 109:6
Sizin dininiz size, benim dinim bana!”
Seite 774 im Quell-PDF
110. NASR 3 Ayet
NASR 110:1
Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,
Seite 774 im Quell-PDF
NASR 110:2
Ve insanları kitleler halinde Allah’ın dinine girerken gördüğünde,
Seite 774 im Quell-PDF
NASR 110:3
Tespih et Rabbini O’na hamd ile. Ve O’ndan af dile. Çünkü O, Tevvab’dır, günahları affeder sınırsız bir şekilde.
Seite 774 im Quell-PDF
111. TEBBET 5 Ayet
TEBBET 111:1
Elleri kurusun Ebu Leheb’in; zaten kurudu ya.
Seite 774 im Quell-PDF
TEBBET 111:2
Ne malı kurtardı onu ne de kazandığı.
Seite 774 im Quell-PDF
TEBBET 111:3
Alevli bir ateşe yaslanacaktır o.
Seite 774 im Quell-PDF
TEBBET 111:4
Karısı da öyle.
Seite 774 im Quell-PDF
TEBBET 111:5
Odun hamalı olarak. Gerdanında bir ip olacaktır onun, en sağlam fitillisinden.
Seite 774 im Quell-PDF
112. İHLAS 4 Ayet
İHLAS 112:1
De ki: “O, Allah’tır; Ahad’dır, tektir.
Seite 775 im Quell-PDF
İHLAS 112:2
Allah’tır; Samed’dir / tüm ihtiyaçların, niyetlerin, övgülerin, yakarışların yöneldiği tek kuvvettir.
Seite 775 im Quell-PDF
İHLAS 112:3
Ne doğurmuştur O, ne doğurulmuştur.
Seite 775 im Quell-PDF
İHLAS 112:4
Hiç kimse onun dengi ve benzeri olmamıştır, olamaz.”
Seite 775 im Quell-PDF
113. FELAK 5 Ayet
FELAK 113:1
De ki: “Yarılan karanlıktan çıkan sabahın Rabbine / yarılışlardan fışkıran oluşun Rabbine sığınırım.
Seite 775 im Quell-PDF
FELAK 113:2
Yarattıklarının şerrinden,
Seite 775 im Quell-PDF
FELAK 113:3
Çöktüğü zaman karanlığın / gelip çattığı zaman göz perdelenmesinin / tutulduğu zaman ayın / battığı zaman güneşin / taştığı zaman şehvetin / soktuğu zaman yılanın / ümit kırdığı zaman musibetin şerrinden.