Esmâ-i Hüsnâ

131 Namen · 128 mit geprüftem Kur'an-Beleg

Diese Sammlung hält die Namen, die im Kur'an belegt sind – nach dem Band Esmâ-i Hüsnâ. Das sind nicht die klassischen 99 aus dem Hadith. Jede Kur'an-Angabe stammt aus den Fußnoten des Bandes und wurde gegen quran.json geprüft; eine Angabe, die dort nicht aufgeht, wird angezeigt und nicht stillschweigend korrigiert (3 Fälle).

Allah
Nr. 1 · ESMA_001 · keine Referenz
Bu sözcük Kur'ân-ı Kerîm'de dokuz yüz seksen defa tekrar edilmiştir. Allah sözcüğü Hakk'ın yüce zatına özgü olup bütün cemal ve celal sıfatlarını kendisinde toplar. Bu isim Câhiliyye döneminde de kullanılmıştır. Söz gelimi meşhur Arap şairi Lubeyd bir şiirinde şöyle der: Elâ kullu şey'in hale'llâhu bâtilun Ve kullu naîmin lâ muhâlete zâyilun. Bilin ki Allah dışında her şey batıldır Ve bütün nimetler kuşkusuz zail olacaktır. Allah Resulü (s.a.a) Lubeyd'in söz konusu şiiri ile ilgili olarak şöyle buyurur: "Arabın söylediği en doğru şiirdir." Allah sözcüğünün Arapça asıllı olup olmadığı tartışılmıştır. Bir grup Allah sözcüğünün Sami dil grubundan İncil'in orijinal dili olan Süryanice asıllı olduğunu ileri sürmüştür. Büyük çoğunluk ise sözcüğün Arapça olduğu kanaatindedir. Diğer bir tartışma konusu, sözcüğün türev kabul etmeyen câmid sözcük mü, yoksa türemiş sözcük mü olduğu konusundadır. Kimileri Allah sözcüğünün câmid sözcük olduğu düşüncesinde, kimileri ise türemiş olduğu görüşündedir. Türemiş sözcük olduğu düşüncesinde olanlar arasında ise hangi sözcükten türediği konusunda görüş ayrılığı vardır. Bazıları Allah sözcüğünün tapınılan/melûh anlamındaki ilah sözcüğünden türediğini ileri sürmüşler, bu tesmiyenin nedeninin O'nun herkesin mabudu olması ve herkesin O'nu ibadete müstahak görmesidir, demişlerdir. Bu yüzden yalnızca O'na ibadet etmiş, başkasını kulluk edilmeye layık görmemişlerdir. Kuleynî el-Kâfî'sinde Allah sözcüğünün İlah sözcüğünden türediğini doğrulayan bir hadîs nakleder: Hişam b. Hakem, Ebâ Abdillah'a (İmam Cafer) Allah'ın isimleri ve türevleri hakkında şöyle sordu: "Allah sözcüğü hangi sözcükten türemiştir." İmâm Cafer Sâdık (a.s): "Ey Hişam! Allah, ilah sözcüğünden türemiştir ve ilah, melûhu gerektirir; yani ulûhiyet mabutluk olmadan gerçekleşmez."1 Râğıb Isfahanî Müfredât'ında Allah'ın ilah'tan türediğini yazar: İlah'ın hemzesi düşmüş, başına elif lam takısı gelmiştir. Bu sözcük Yüce Yaratıcı'ya özgüdür. O şöyle buyurur: "Şu hâlde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı ve metanetli ol. O'nun bir adaşı olduğunu biliyor musun?"2 Kimileri Allah sözcüğünün tahayyür, hayrete düşmek anlamındaki "el-veleh" sözcüğünden türediği görüşündedirler. Buna göre akıl sahipleri O'nun zatının hakikatini anlamada hayrete düştüklerinden Allah bu isimle tesmiye edilmiştir. Başka bir grup ise Allah sözcüğünün aşırı muhabbet anlamına gelen "el-velh" sözcüğünün türevi olduğunu; bütün varlıklar tarafından aşırı sevildiği için Allah'ın bu isimle tesmiye edildiğini ileri sürmüştür. Bir başka grup ise sözcüğün yükseklik anlamındaki "lâhe, yelûhu" sözcüğünden türediğini ileri sürmüş, bu görüşlerini Allah'ın yüce bir makama sahip olduğundan bu isimle tesmiye edildiği varsayımıyla temellendirmişlerdir. Yine başka bir grup sözcüğün perdelenme anlamına gelen "lâhe" sözcüğünden türediği görüşündedir. Onlara göre Allah bütün vehimlerden gizli kaldığından bu isimle tesmiye edilmiştir.1
A'lâ
Nr. 2 · ESMA_002 · {'sure_name': "A'lâ", 'sure': 87, 'ayet': 1, 'sure_name_quran': 'A’LA'} ✓
„Yüce Rabbinin adını tesbih et. (Tüm varlıklardan üstün olan Rabbinin adıyla tespih et ve O'na senada bulun.)"
Bu mübarek isim, Allah'ın kâmil yüceliğine, ululuğuna ve kudretine delalet eder. A'lâ, yücenin yücesi, akıl sahiplerinin aklının, vasıflandırıcıların vasıflarının ve âriflerin müşahedesinin fevkidir. Allah, var oluşsal açıdan o kadar yücedir ki O'ndan daha yüce bir varlık farz ve tasavvur olunamaz. İster ârif olsun, ister hakîm olsun, beşerî akıl asla sınırlı bilgisi ve şuhuduyla mutlak hakikati yetkin anlamda idrak edemez. İmam Ali b. Ebî Tâlib (a.s) şöyle buyurur: (O'nu) gayretler, yorucu çabalar idrak edemez, keskin zekâlar O'na erişemez.3 İmam Seccâd'a (a.s) izafe edilen Hamse-i Aşer duasının Âriflerin Münacatı bölümünde ise şöyle okuruz: Allah'ım! Diller, celaline layık olan hamdı yerine getirmede eksik; akıllar cemalinin künhünü idrak etmede aciz; gözler veçhinin nurlarına bakmada kördür. Yaratıklarına marifetine ulaşmaları için marifetine acziyetten başka bir yol bırakmamışsın."4
A'lem
Nr. 3 · ESMA_003 · {'sure_name': "En'âm", 'sure': 6, 'ayet': 124, 'sure_name_quran': 'EN’AM'} ✓
„Allah, peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir."
Bu mübarek isim başta peygamberlerin dilinden aktarılan sözlerde olmak üzere Kur'ân-ı Kerîm'in muhtelif yerlerinde kırk sekiz defa zikrolunur. Biz, yukarıda örnek olarak yalnızca bir tanesini zikrettik.2 Zikrolunan ayetin başında şöyle buyurulur: Onlara bir ayet geldiğinde, Allah'ın elçilerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe kesinlikle inanmayız, dediler. Onların bu sözü üzerine Allah: "Allah, peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir." demektedir.
Afuvv
Nr. 4 · ESMA_004 · {'sure_name': 'Nisâ', 'sure': 4, 'ayet': 43, 'sure_name_quran': 'NİSA'} ✓
„Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır."
Kur'ân-ı Kerîm'de beş defa geçen Afuvv ismi çok bağışlayan, affedici anlamına gelir. Allah Afuvv'dur; çirkinlikleri yok eder, günahları bağışlar. Afuvv ismiyle Gafûr isminin anlamları birbirlerine yakındır. Fahr-i Râzî Afuvv isminin açıklamasında iki yorum zikreder. Birinci yoruma göre Allah günahların izlerini yok eder. İkincisine göre ise günahları amel defterinden siler. Afuvv'un iki anlamı daha olduğu belirtilmiştir: Özel rahmetiyle hataların siyahlıklarını nefslerden gideren ve kerametiyle gafletleri kalplerden temizleyen; günahları yargılamayıp günahlardan hesaba çekmeyen, kusurları kuluna hatırlatmayan ve onu utançtan kurtaran.
Ahad
Nr. 5 · ESMA_005 · {'sure_name': 'İhlâs', 'sure': 112, 'ayet': 1, 'sure_name_quran': 'İHLAS'} ✓
„De ki: O, Allah birdir."
Allah'ın güzel isimlerinden olup Kur'ân'da bir yerde zikrolunan Ahad ismi zatında tek ve biricik olan anlamına gelir. Ahad, teklik, ahadiyet makamına nispet edilir. Ahadiyet makamı, feyz-i akdes, en kutsal feyiz makamıdır; Allah'ın hiçbir surette kesret kabul etmeyen en yüce tecellisidir. Ahadiyet makamında her türlü kesret ve terkip, ister kurgusal olsun, ister nesnel olsun, olumsuzlanır. Başka bir deyişle, bu makamda her türlü şirk ve benzer olumsuzlanır. Allah'ın tekliğine ve benzersizliğine en büyük delil insanın temiz fıtratıdır. İnsan görünen vesilelerden ümidini kestiğinde içten, tüm benliğiyle tek bir hakikate yönelir ki bu da Hakk'ın benzersiz zatıdır. Allah'ın tekliğini ve benzersizliğini kanıtlama amacıyla fıtrat burhanının yanı sıra salt varlık burhanı ve temânu burhanı (birden fazla tanrının olması durumunda kâinatta düzensizliğin hâkim olacağı, dolayısıyla tabiat düzeninin bozulacağı temeline dayanan kanıt) gibi başka birtakım aklî burhanlar da söz konusu edilmiştir.2
Ahkamu'l-Hâkimîn
Nr. 6 · ESMA_006 · {'sure_name': 'Tîn', 'sure': 95, 'ayet': 8, 'sure_name_quran': 'TİN'} ✓
„Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir?"
Ahkamu'l-Hâkimîn ismi, ilahî tecelli ve kemallerden bazı özel tecelli ve kemallerin göstergesi olan bir isimdir ve hükmü her türlü hükümden daha etkin anlamına gelir. Hüküm ve hikmet arasındaki bağıntı şöyle açıklanabilir: Hüküm, hikmetten daha kapsamlıdır. Çünkü her hikmette bir hüküm vardır. Hâlbuki her hüküm, hikmet değildir. Allah bağlamında hikmetin anlamı O'nun eşya ve eşyanın yaratılışına dair bilgisinin detaylı olmasıdır.
Ahsenu'l-Hâlikîn
Nr. 7 · ESMA_007 · {'sure_name': "Mü'minûn", 'sure': 23, 'ayet': 14, 'sure_name_quran': 'MÜMİNUN'} ✓
„Yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir."
Râgıb, Müfredât'ında şöyle der:2 Halk sözcüğü aslında doğrudan takdir anlamına gelir. Ancak eşyanın yaratılışı ve ibdası bağlamında da kullanılmıştır: "Gökleri ve yeri yarattı."3 İbda anlamında kullanılmasına ise şu ayet delildir: "Gökleri ve yeri ibda edendir."4 Bir şeyin başka bir şeyden yaratılması anlamında da kullanılır: "Sizi tek bir nefisten yaratan."5 Yine şu ayetler: "İnsanı bir damla sudan yarattı."6; "İnsanı çamurdan bir özden yarattı."7; "Andolsun sizi yarattık."8; "Cinleri öz ateşten yarattı."9 Allah dışında bir şeyin ibda anlamında yaratmaya gücü yoktur. Bu nedenle Kur'ân'da Allah ve diğerleri arasında bir ayrım gözetilmiştir: "O hâlde yaratan, yaratmayan gibi olur mu?"10 Varlık veren anlamında Hâlik vasfının Yüce Allah dışında bir varlığa nispeti caiz değildir. Ancak Allah'ın izniyle yaratılışta tasarruf ve velayet anlamında halk, yaratma mümkün olabilmektedir. Allah şöyle buyurur: "Yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir."1 Bu ayetten hâlik isminin söz konusu anlamda insana nispetinin caiz olduğu anlaşılır. Nitekim Kur'ân'da Hz. İsa (a.s) hakkında şöyle buyurulur: "Size çamurdan bir kuş sureti yaparım."2 Kuşkusuz Hz. İsa'nın yaratışı ibda ve icat değildi; çamurdan bir kuş sureti yaptı, sonra feyzin kaynağından ona ruh verilince kuş canlandı. Ahsenu'l-Hâlikîn ismi Kur'ân-ı Kerîm'de iki yerde geçer: "Sonra nutfeyi alaka yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et hâline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan hâline getirdik. Yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir."3 Ve "Yaratanların en iyisi olanı bırakıp Ba'lê mi taparsınız?"4
Akreb
Nr. 8 · ESMA_008 · {'sure_name': 'Vâkıa', 'sure': 56, 'ayet': 85, 'sure_name_quran': 'VAKIA'} ✓
„Biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz."
Kur'ân'da on bir defa tekrarlanan Akreb ismi iki defa Allah için sıfat olarak zikredilmiştir: Andolsun biz insanı yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.6 Bu ayette daha yakın olmak/akreb ile zamansal ve mekânsal göreceli yakınlık değil, hakikî kurb, yakınlık kastedilmiştir. Şöyle ki Allah bütün varlıklarda tecelli ettiğinden onlarda huzur bulur. Allah'ın eşyadaki huzuru birliktelik türündendir. Allah'ın birlikteliği kayyumî birlikteliktir: "Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür."1
Alîm
Nr. 9 · ESMA_009 · {'sure_name': 'Hucurât', 'sure': 49, 'ayet': 16, 'sure_name_quran': 'HUCURAT'} ✓
„Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah her şeyi hakkıyla bilendir."
Alîm ismi Kur'ân-ı Kerîm'de yüz otuz yedi defa tekrarlanır. Âlim sözcüğünün mübalağa kipi olan alîm, Allah'ın ilminin genişliğine, O'nun gerek yaratmadan önce, gerek yaratmadan sonra bütün mevcudat hakkındaki ilmî ihatasına işaret eder. Yüce Allah Alîm'dir; zira bilgisi çoktur ve bütün malumları kapsar. Hiçbir şey O'ndan gizli ve gaip değildir. O hâlde bütün eşya Allah indinde malumdur. Bu bilgi huzurî bilgidir; husulî değildir. Kimileri Alîm, "olanı ve olacakları" bilen; gayp ve kıyamet ilmine sahip olan anlamına gelir demiştir. Ayrıca O, rahimlerde olanı da bilir, yağmurun yağmasını, ruhsal kazanımları ve yeryüzünde olan her şeyi bilir. Kimileri ise Alîm, olayların ayrıntılarını bilen, varlıkların gizli açık her yönüne âlim olan anlamına gelir demiştir.
Âlimu'l-Gaybi ve'ş-Şehadet
Nr. 10 · ESMA_010 · {'sure_name': "En'âm", 'sure': 6, 'ayet': 73, 'sure_name_quran': 'EN’AM'} ✓
„Sur'a üflendiği gün de hükümranlık O'nundur. Gizliyi ve açığı bilendir ve O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır."
Kur'ân-ı Kerîm'de on defa zikrolunan Âlimu'l-gaybi ve'şşehadet ismi gizliyi ve açığı bilen demektir. Şuhûd ve şehadet müşahede yoluyla bilmeye denir. Müşahede, basar/göz veya basiret/gönül gözü ile olur. Gayb ise duyumlarla algılanmayan demektir. Yüce Allah, gaybı ve şehadeti diğer bir ifadeyle bâtını ve zâhiri bilendir.
Aliyy
Nr. 11 · ESMA_011 · {'sure_name': 'Bakara', 'sure': 2, 'ayet': 255, 'sure_name_quran': 'BAKARA'} ✓
„O'nun kürsüsü (bilgisi) gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür."
Aliyy ismi Kur'ân-ı Kerîm'de dokuz defa tekrarlanır. Aliyy, yüce, üstün, her şeye galip gelen anlamlarına gelir. Yüce Allah, Aliy'dir; çünkü bütün varlıklar üzerinde ihatası vardır, onlardan yücedir; niteleyenlerin nitelemesinden uzak, âriflerin ilminden beridir. Allah şu bakımlardan Aliy'dir: – Benzeri ve karşıtı olmaktan beridir, O'nun üzerinde hiçbir mertebe yoktur; bütün varlık mertebeleri O'nun mertebesinin altındadır. – Zatı ve sıfatları yaratıkların künhüne ve hakikatine eremeyecekleri yüceliktedir. – Zatı idraklerin üzerinde, sıfatları tasavvur gücünün üstündedir.
Allâmu'l-Guyûb
Nr. 12 · ESMA_012 · {'sure_name': 'Mâide', 'sure': 5, 'ayet': 109, 'sure_name_quran': 'MAİDE'} ✓
„Şüphesiz gizlilikleri hakkıyla bilen ancak sensin."
Kur'ân-ı Kerîm'de dört defa geçer (diğerleri için bk. Mâide, 5:116; Tevbe, 9:78; Nûr, 24:48). Allâmu'l-guyûb, gizlilikleri bilen, sırlardan haberdar olan demektir. Allâm, âlim sözcüğünün mübalağa kipi, guyûb ise gayb sözcüğünün çoğuludur. Duyumlarla algılanamayan şeylere gayp denir. Gaybler, nebîlerin haber vermesiyle bilinen hakikatlerdir. Bir kişi gaybe inanmazsa doğruluktan sapmış olur. Gayb, şehadetin karşıt anlamlısıdır. Gayb âlemlerinin mertebeleri vardır. Soyut/mücerret varlıklar gayb âleminin bir parçasıdır. Yüce Allah'ın ahadiyet mertebesi gaybu'l-guyûb ve cemu'lcem merhalesidir.
Azîm
Nr. 13 · ESMA_013 · {'sure_name': 'Şûrâ', 'sure': 42, 'ayet': 4, 'sure_name_quran': 'ŞURA'} ✓
„Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O yücedir, uludur."
Allah'ın güzel isimlerinden bir diğeri olan Azîm ismi Kur'ân-ı Kerîm'de on dört defa geçer. Azîm, vehim, idrak ve düşünceden daha yüce anlamına gelir. Sözlük âlimleri azîm sözcüğünün altı anlamı olduğunu yazmışlardır: Efendi, eşyaya galip olan, her türlü büyüklüğün karşısında küçüldüğü varlık, üstünlük, azamet, hiç kimsenin zat ve sıfatlarının künhüne eremeyeceği celal sahibi, yüce yaratış sahibi, ilminde, kudretinde, kahrında, saltanatında ve hükmünün nüfuzunda her şeyden üstün olan yüce arşın sahibi. Allah Azîm'dir; zira akıllar samediyetinin künhüne ermekten âciz, gözler izzetini kuşatmada güçsüzdür. Azameti gayrinin tazimiyle değildir; makamı her türlü sınır ve miktarın üzerindedir. Azametinin başlangıcı ve sonu yoktur. Akıllar hiçbir zaman azametini vasıflandıramaz, hakikatinin künhüne eremezler. O hâlde o varlığının zorunluluğu açısından azîmdir; her şey onun indinde hor ve hakir, hatta mutlak hiçtir.
Azîz
Nr. 14 · ESMA_014 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 4, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir."
Esmâ-i hüsnadan olan Azîz ismi Kur'ân-ı Kerîm'de seksen sekiz defa tekrarlanır. Azîz sözcüğü izz kökünden türemiştir ve yüce ve güçlü anlamına gelir. Yine kuvvet, şiddet, galebe ve yücelik anlamlarına da gelir. İlahî bir sıfat olarak Azîz, izzetinde ve kudretinde yegâne olan, asla yenilmeyen anlamını taşır. O Azîz'dir; çünkü her zaman galip ve yenilmezdir; eşi benzeri yoktur. Hiçbir zaman mağlup olmayan muzafferdir.
Bârî
Nr. 15 · ESMA_015 · {'sure_name': 'Haşr', 'sure': 59, 'ayet': 24, 'sure_name_quran': 'HAŞR'} ✓
„O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur."
Tâcu'l-Arûs'un yazarı özetle şöyle der: "Model olmaksızın yaratmasından dolayı Allah bu isimle tesmiye edilmiştir. Zira anlam açısından Bârî, Hâlik'ten daha özel bir anlama sahiptir. Bir grup Allah'ı her mahlûkun zatını kötülüklerden arındırıp temizlediği için Allah'ı Bârî ismiyle adlandırmışlardır. Başka bir grup ise Bârî, eşyayı icat eden anlamındadır, demiştir."2 Merhum Allâme Tâbâtâbâî, Haşr Suresi'nin mezkûr ayetini tefsir ederken şöyle yazar: el-Halık, bir plana ve ölçüye kadar eşyayı var eden, el-Bari, varlıkları birbirinden ayrı ve belirgin olarak meydana getiren, el-Musavvir, varlıklara, birbirlerinden ayrılmalarını, temayüz etmelerini sağlayan şekiller veren demektir. Bu üç isim, farklı bağlamlarda var etme anlamını içeriyorlar. Bu arada isimler arasında belli bir sıralama gözetilmiş. Buna göre şekil verme, ayrı olarak var etmenin, ayrı olarak var etme de ölçüye göre meydana getirmenin ayrıntısı mahiyetindedir. Ki bu husus somut olarak gözlemlenebilir.3 Kimileri Bârî sözcüğünün toprak anlamındaki "berâ" kökünden türediğini ileri sürmüştür. Buna göre Bârî'nin anlamı insanı topraktan yaratan anlamına gelir ki bazıları "Fe-tûbû ilâ bârîikum"1 ayetinin "Sizi topraktan yaratana tövbe edin." anlamına gelebileceği ihtimali üzerinde durmuşlardır.
Basîr
Nr. 16 · ESMA_016 · {'sure_name': 'Mülk', 'sure': 67, 'ayet': 19, 'sure_name_quran': 'MÜLK'} ✓
„Şüphesiz O her şeyi görmektedir."
Allah'ın güzel isimlerinden biri olan Basîr, Kur'ân-ı Kerîm'de kırk iki defa tekrarlanır. Allah'ın gizli ve açık her şeyi gördüğü anlamına gelir. Allah açısından basar, görme O'nun ilim ve idraki anlamına gelir. Allah basîrdir; yani her şeyden haberdardır. Kimileri şöyle der: "Basîr, bütün varlıkları görendir. Allah'ın varlıklar üzerindeki ihatası o derecedir ki okyanusun derinliklerindeki balıkların hareketinden ağaçların yaprak dökümüne kadar âlemdeki en küçük hareket, en ufak kıpırdama bile O'ndan gizli kalmaz; yerde ve gökte meydana gelen bütün fiilleri bilir, görür. "Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı görendir."3
Bâtın
Nr. 17 · ESMA_017 · {'sure_name': 'Hadîd', 'sure': 57, 'ayet': 3, 'sure_name_quran': 'HADİD'} ✓
„O, evveldir, ahirdir, zâhirdir, bâtındır. O, her şeyi bilendir."
Zuhurunun şiddetinden, yoğunluğundan dolayı bütün yaratıklarından gizli olduğundan; beşerî idrak -gizliliğinden ötürü- zatının künhünü algılamaya güç yetiremediğinden Allah'a Bâtın ismi nispet edilmiştir. Bâtın isminin birkaç anlamı olduğu belirtilmiştir: Allah Bâtın'dır; çünkü mutlak varlığın hakikati yaratıklara malum olmaz yahut gözler o hakikati algılayamaz. Veya O, gizli olan her şeyi bilir; yahut Allah bilgisi kâfirlere tamamen gizlidir ve O kâfirlerce görülmez. Allah'ın rüyeti, görülmesi zatının hakikati gizli olduğundan dolayı imkânsızdır. Beşerî akıl O'nu idrak edemez. Duyumlar zuhurunun şiddeti ve nurunun kemalinden dolayı O'nu algılamada âciz kalır. Ya men huveftefâ li-fert-i nûrihi ez-Zâhiru'l-Bâtinu fî zuhûrihi. Ey nurunun ifratından ötürü gizli olan, Zuhurunda zâhir ve bâtın olan.1
Bedî
Nr. 18 · ESMA_018 · {'sure_name': 'Bakara', 'sure': 2, 'ayet': 117, 'sure_name_quran': 'BAKARA'} ✓
„Göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece "Ol!" der, o da hemen oluverir."
Esmâ-i hüsnadan bir diğeri olan Bedî ismi Kur'ân-ı Kerîm'de iki yerde geçer (diğeri için bk. En'âm, 6:101). İbda, varlıkları model olmaksızın yaratmak, icat etmek anlamına gelir. Bedî, varlığın bütün kısımlarını var eden, yaratan anlamına gelir. Hiçbir varlık O'nun gücünün dışında kalmaz. Bedî'nin iki anlamı olduğu zikredilmiştir. – Benzeri, misli olmayan eşsiz varlık. Bu anlamda bir ismin Allah'ın yüce zatına nispetinde sakınca yoktur. Zira ne bundan önce O'nun bir benzeri olmuştur, ne de bundan sonra olacaktır. – Başlangıçta bir varlığı modelsiz yaratan anlamında. (Fail kalıbı, muf'il anlamında kullanılmıştır.) Bedî farklı şekillerde de tanımlanmıştır. Bu tanımlardan bazıları şöyledir: – Allah zatında bedîdir; yani sıfatlarında hiçbir benzeri yoktur. Aynı şekilde hükümlerinden bir hükümde ve emirlerinden bir emirde de hiçbir benzeri yoktur. Öyleyse O, mutlak bedî, benzersizdir. – Gazzâlî'ye göre bedî, zat, sıfat ve fiil açısından benzeri olmayandır. Bu durumda Allah dışında bir varlığın bu isimle tesmiyesi caiz olmaz. – Zatında, sıfatlarında, fiillerinde ve yarattıklarında hiçbir benzeri olmayandır. Yaratışının harikalıklarını gösteren, varlıkları yoktan var edendir. – Bedî ismi, Allah'ın madde ve zamandan arı olan soyut varlıkları yarattığı tecellisine nispet edilir. Bedî isminin dolaylı yoldan Allah dışında bir varlığa nispet edilmesinde sakınca yoktur.
Berr
Nr. 19 · ESMA_019 · {'sure_name': 'Tûr', 'sure': 52, 'ayet': 28, 'sure_name_quran': 'TUR'} ✓
„Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçen Berr ismi iyilik eden anlamına gelir. Allah'a nispet edildiğinde ise başkasına iyilikte ve ihsanda bulunmada inayeti çok geniş olan anlamına gelir. Râğıb Müfredât'ında şöyle yazar: Berr, hayır işinde genişlik, bolluk anlamına gelir. Bir defa Allah'a nispet edilmiştir: "İyilik eden, esirgeyen ancak O'dur." Kimi zaman Allah'ın kuluna da nispet edilir ve şöyle denir: "Kul Rabbine iyilik etti." Yani itaat ve ibadetini tam olarak yerine getirdi. Buna göre Allah söz konusu olduğunda berr iyilik, kul söz konusu olduğunda ise ibadet, itaat anlamına gelir."2 Ber'in diğer tanımları ise şöyledir: – İyilik yapan, kullarına ihsanda bulunan. – Gazzâlî'ye göre mutlak surette, her durumda iyilik yapana berr denir. https://t.me/caferilikcom www.caferilik.com – Hiçbir surette kötü iş işlemeyen. – Müritlere tarîkat keşfi, kullara fazlı ve tevfik ile minnet eden. – İyilikte bulunarak dilencilere ve taliplere; iyilikle karşılık vererek kullara ve âbitlere minnet eden. – İyilikle taliplere ihsanda bulunup iyilik eden, bol bağışıyla âbitlere lütufta bulunan, ihsanını isyan ve itaatsizlik yüzünden kesmeyen, kötü iş işlemeyen, tüm işlerinde sevilen. – İhsanını isyan ve itaatsizlik yüzünden kesmeyen.
Câmi
Nr. 20 · ESMA_020 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 9, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez."
Allah'ın güzel isimlerinden bir diğeri olan Câmi ismi, Kur'ân-ı Kerîm'de sıfat olarak iki yerde geçer (diğeri için bk. Nisâ, 4:140). Câmi sözlükte birbirine ekleyen, birleştiren anlamına gelir. İlklerin ve sonrakilerin birleşme günü olduğundan Kıyamet Günü'ne Birleşme Günü (yevmu'l-cem) de denir. Kimileri Allah cüzleri birleştirdiği, kendine has bir yöntemle onları bir araya getirdiği için bu isimle tesmiye edilmiştir, demişlerdir. Ahbapların ve dostların kalplerini birleştiren anlamına gelmesi de muhtemeldir. Diğer bir ihtimale göre Allah, dağıldıktan sonra mahlûkun cüzlerini, ayrıldıktan sonra ruhla bedeni bir araya getireceğinden veya mahşerde mahlûkatı bir araya toplayacağından dolayı bu isimle isimlendirilmiştir.
Cebbâr
Nr. 21 · ESMA_021 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 9, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„O, öyle Allah'tır ki kendisinden başka ilah yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran (cebbâr), büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir."
Cebbâr ismi, celalî isimlerden olup Kur'ân'da bir yerde geçer. Cebbâr, cebr kökünün mübalağa kipidir. Cebbârın üç anlamı olduğu nakledilir: Kahreden, yüce ve telafi eden. Her üç anlam da Allah'ın şanına yakışır. Gazzâlî Mevsuatu Lehu'lEsmâu'l-Husnâ'dan naklen şöyle der: Allah bağlamında Cebbâr, tüm varlıklarda iradesini icbar yoluyla yürüten, kendi üzerinde hiç kimsenin iradesi bulunmayan, gücü tüm varlıkları kuşatan ve O'na güç yetirilmeyen anlamına gelir. Allah mutlak cebbârdır; çünkü O, herkes üzerinde icbar gücüne sahipken kimse O'na cebredemez. Ve O, cebrini herkes üzerinde hâkim kılıp da hiç kimsenin icbarda bulunamadığı cebbârların, padişahların belini kırar ve iradesini onlar hakkında geçerli kılar.2 Kahredendir; zira yücelik ve ceberut sahibi olduğundan tüm varlıklar O'nun karşısında mağluptur. Yücedir, çünkü bütün varlıklardan üstündür. Telafi edendir; zira kullarının fakirliklerini ve hacetlerini emrindeki vesilelerle telafi eder. Kimilerine göre Allah, iradesini icbar yoluyla her şey üzerine hâkim kıldığından; Allah'ın iradesi üzerinde hiçbir şeyin ve hiçbir kimsenin nüfuzu olamayacağından dolayı Cebbâr'dır. Mecmau'l-Beyân'ın yazarı şöyle der: Bu isim ve sıfat, Allah'ın hükümranlık açısından şanının azametini gösterir. Yegâne olan Allah'tan başka birisi bu isimle adlandırılmaya müstahak değildir. Halka böyle bir isim nispet olunması yakışıksız kalır. Ayrıca Cebbâr'ın karşısında her şeyin haşyete kapıldığı, kimsenin kendisine güç yetiremediği varlık olduğu da söylenmiştir. Mukatil ve Zeccac'ın tanımına göre Cebbâr, mahlûka karşı kâhir olan, onları kendi istediği bir işi yapmaya mecbur kılan demektir. Vâsıl b. Atâ ise şöyle der: "Cebbâr, fakirlerin, miskinlerin ve çaresizlerin yardımına koşup eksiklerini telafi ve tedarik edendir."1
Ebkâ
Nr. 22 · ESMA_022 · {'sure_name': 'Tâ-Hâ', 'sure': 20, 'ayet': 73, 'sure_name_quran': 'TAHA'} ✓
„Allah en hayırlı ve en sürekli olandır."
Kur'ân-ı Kerîm'de yedi defa zikredilen Ebkâ isminin birkaç anlamı vardır. Bir anlamı, ilahî sevabın ve ücretin sürekliliğinin beşerî karşılık ve ücretten daha fazla olduğudur. Bir diğer anlamı ise Allah'ın bekası bâki olan diğer her şeyden daha fazladır. O, kendi zatıyla bâkidir. Hâlbuki diğer varlıklar başkasına ihtiyaç duyan mümkün varlıklardır. Dolayısıyla her şeyin bekası Allah'ın bekasına bağlıdır.
Ehlu'l-Mağfire
Nr. 23 · ESMA_023 · {'sure_name': 'Müddessir', 'sure': 74, 'ayet': 56, 'sure_name_quran': 'MÜDDESSİR'} ✓
„Sakınılmaya layık olan da O'dur, mağfiret sahibi de O'dur."
Kur'ân-ı Kerîm'de geçen Allah'ın isimlerinden bir diğeri Ehlu'l-mağfiret'tir. Allah, mağfiret etmeye layık tek varlık olduğundan mağfiret ehli ismiyle tesmiye olunmuştur. Gafûr olan Allah, dergâhına yönelenleri, günahlarına tövbe edenleri affedip bağışlamaya layıktır.
Ehlu't-Takvâ
Nr. 24 · ESMA_024 · {'sure_name': 'Müddessir', 'sure': 74, 'ayet': 56, 'sure_name_quran': 'MÜDDESSİR'} ✓
„Sakınılmaya layık olan da O'dur, mağfiret sahibi de O'dur."
Ehlu't-Takvâ Allah'ın güzel isimlerinden, esmâ-i hüsnasından bir diğer isimdir. Kur'ân-ı Kerîm'de Müddessir Suresi'nde Allah bu isimle tesmiye olunmuştur. Allah'ın takvâ ehli olmasından maksat O'ndan sakınılması, çekinilmesi; insanın O'nun emirlerini yerine getirip nehiylerinden sakınarak kendisini azaptan kurtarması gerektiğidir. Takvâ ruhsal bir sıfattır ki insan ona sahip olarak kendisini tehlikeden koruyabilir; şerîat diliyle, ilahî Kitab'ın ifadesiyle söylemek istersek kendisini haramlara duçar olmaktan masun tutabilir. Bunun neticesi Allah'ın hürmetini çiğnemekle sonuçlanan akıbetten ilâhî emirleri uygulayıp yasakları terk ederek kurtulur. Kuşkusuz takvânın kısımları, mertebeleri, etkileri ve faydaları hakkında çok sözler edilmiştir; konu uzun bir konudur. Biz, konuyu daha fazla uzatmamak için bu ayrıntılara girmiyoruz.
Ekrem
Nr. 25 · ESMA_025 · {'sure_name': 'Alak', 'sure': 96, 'ayet': 3, 'sure_name_quran': 'ALAK'} ✓
„Oku! Rabbin en büyük kerem sahibidir."
Ekrem, kerîm sözcüğünün ism-i tafdilidir. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah, Ekrem ve Kerîm isimleriyle tesmiye edilmiş, vasıflandırılmıştır: "Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; ganîdir, çok kerem sahibidir."2 Kerîm ismi, keramet sahibi yüce kişilere nispet olunur. Kerîm ile sahi/cömert arasında fark vardır: Kerîm, istenilmesini beklemeden sorgusuz sualsiz bağışlar, ihsanda bulunur. Oysa sahî/cömert, kendisinden istenildiğinde verir. Bu açıklamadan Allah'ın niçin sahî ismiyle tesmiye edilmediği anlaşılmış oldu. Kimileri ise Kerîm'in güzelliği çokça ihsan eden anlamına geldiğini ileri sürmüştür. Mevsuatu Lehu'l-Esmâu'l-Husnâ'da kaydedildiğine göre Kuşeyrî, Kerîm isminin birçok anlamı olduğunu nakletmiştir. Cubeyz, vesileye ihtiyaç duymayana Kerîm denir, der. Hâris Muhâsibî'ye göre Kerîm, bağışta bulunurken çekinmeyen, kaçınmayan veya bağışta bulunmaya asla doymayan anlamına gelir. Ebû Ali Dakkâk ise şöyle der: "Kerîm isyanı, günahı, mutlak asiliği bağışlayana denir." Başka bir sözünde ise, kulunun hacetini gidermeyi başkasının üstlenmesini sevmediği için Allah'a Kerîm denilmiştir, der. Bazıları Kerîm'in recâ (umut edenlerin ümidi) ve başkalarını asla ümitsizliğe düşürmeyen anlamına geldiği görüşündedir. Kimileri ise kendisine tevessülde bulunanları zayi etmeyen, geri çevirmeyen anlamına geldiği kanaatindedir. Kerîm'in, özür dileyenlerin özrünü kabul eden anlamına geldiği de söylenmiştir. Kimileriyse kerîm sözcüğünü zatı, sıfatları ve fiilleri açısından güzel olana atfederler. Zira bağışı çok, ihsanı devamlı ve keremi geniştir. Aynı şekilde bu şerif ismi, kendisinden bir ricada bulunulmaksızın bağışta bulunan kimseye ve ayrıca, beğenilene ulaşmak için cevabı ilham edene nispet etmişlerdir.1 İsmin anlamına dair söylenen diğer tanımların tamamı kemallerden bir kemale delalet etmektedir. Bu açıdan ismin Allah'a nispeti uygun düşmektedir. Ekrem, ism-i tafdildir. Kerameti, büyüklüğü bir şekilde melek, insan vb. kabilden varlıklar için ispat eder. Bütün varlıklar Allah'ın yaratığı olduğundan, onlarda bulunan kemaller mutlak surette Mu'tî'nin/Veren'in kemalinin göstergesi olmaktadır. Buna göre Allah dışındaki varlıkların kerameti zatî değil, arızîdir.
Erhamu'r-Rahimîn
Nr. 26 · ESMA_026 · {'sure_name': 'Yûsuf', 'sure': 12, 'ayet': 64, 'sure_name_quran': 'YUSUF'} ✓
„Allah en hayırlı koruyucudur. O, merhametlilerin en merhametlisidir."
Erhamu'r-Rahimîn Allah'ın güzel isimlerinden bir diğer ismidir. İlahî kemallerden bir kemale delalet eder. Rahmet, rahmet edilene yönelik ihsanı beraberinde getiren bir tür duygulanım, teessürdür. Kimi zaman rahmet sözcüğü ihsan söz konusu olmaksızın yalnızca duygulanımı ifade etmek için kullanılır. Kimi zaman ise yalnızca ihsanı ifade etmede tek başına kullanılır; "Allah filancaya rahmet etsin" sözünde olduğu gibi. Duygulanım rahmet edenin zaafını ve eksikliğini gösterdiğinden bu sözcük Allah hakkında kullanıldığında sadece ihsan anlamı taşır. Nitekim Allah Teâlâ salt müessirdir; asla bir varlıktan veya bir sahneden dolayı müteessir olmaz. Erham sözcüğü, râhim veya rahîm sözcüklerinin mübalağa kipidir. Rahîm sözcüğünün çoğulu ruhemâ'dır. Allah katından olunca rahmet ihsandır. Kimi zaman ilahî rahmete vesile olan bir şeye -sözgelimi kitap veya elçi gibi- ve yine rahmetten kaynaklanan nimete de rahmet denir. Kur'ân-ı Kerîm'de farklı ayetlerde bu isim zikredilmiştir. Aşağıdaki ayetleri örnek olarak zikredebiliriz: (Musa,) Rabbim beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et; zira sen merhametlilerin en merhametlisisin, dedi.1 Yakup dedi ki: Daha önce kardeşi (Yûsuf) hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim! Allah en hayırlı koruyucudur. O, merhametlilerin en merhametlisidir.2 Yine şöyle buyurur: "Eyyub'u da (an). Hani Rabbine: 'Başıma bu dert geldi. Seni merhametlilerin en merhametlisisin.' diye niyaz etmişti."3
Esreu'l-Hâsibîn
Nr. 27 · ESMA_027 · {'sure_name': "En'âm", 'sure': 6, 'ayet': 62, 'sure_name_quran': 'EN’AM'} ✓
„Hüküm yalnız O'nundur ve O, hesap görenlerin en serisidir."
Allah'ın güzel isimlerinden biri olan Esreu'l-Hâsibîn Kur'ân-ı Kerim'de bir yerde geçer ve hesap görenlerin en serisi anlamına gelir. Zikrolunan ayetin baş kısmı şöyledir: "Nihayet birinize ölüm geldi mi elçilerimiz onun canını alırlar. Onlar vazifede kusur etmezler. Sonra insanlar gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülürler. Bilesiniz ki hüküm yalnız O'nundur ve O, hesap görenlerin en serisidir." "Esre" sözcüğü Kur'ân'da Allah'ın tuzak kuranların tuzaklarına karşı daha süratli olması anlamında da kullanılmıştır: "De ki: Allah'ın tuzağı daha süratlidir. Şüphesiz elçilerimiz kurduğumuz tuzakları yazıyorlar."2
Evvel ve Ahir
Nr. 28 · ESMA_028 · {'sure_name': 'Hadîd', 'sure': 57, 'ayet': 3, 'sure_name_quran': 'HADİD'} ✓
„O, evveldir, ahirdir, zâhirdir, bâtındır. O, her şeyi bilendir."
Kur'ân-ı Kerîm'de evvel sözcüğü muhtelif biçimleriyle altmış iki defa tekrarlanmış, Allah için bir sıfat olmuştur. O evveldir; yani farz olunan her şeyden önce Yüce Allah vardır. O, ahirdir; yani son olarak farz olunan her şeyden sonra Allah var olacaktır. Kimileri, Allah her şeyden önce olduğu için Evvel, her şeyin yok oluşundan sonra var olacağı içinse Ahir'dir, demişler; kimileri ise Evvel'in, başlangıçsız, Ahir'in ise sonsuz anlamına geldiğini söylemişlerdir. Evvel'dir; yani ezelîdir. Ahir'dir; yani ebedîdir. Lemyezel/ezeli olan ve lâ-yezal/zail olmayandır. Allah'ın evvelliği ve ahirliği mutlak olup hiçbir surette göreceli değildir. Burada konuyla bağlantısı açısından Masumlar'dan (hepsine selâm olsun) naklolunan iki rivayete yer vermemiz uygun olacaktır: Ebî Yafûr'dan şöyle rivayet edilir: İmam Cafer Sâdık'a (a.s) Allah'ın "O, evveldir, ahirdir." ayeti hakkında sordum. Evvel'in ne demek olduğunu anladık, siz bize Ahir'i tefsir buyurunuz, dedim. İmam Cafer Sâdık şöyle buyurdu: "Âlemlerin Rabbinden başka her şey yok olucudur ve değişim ve dönüşüm kabul eder. Ya yokluk ve dönüşüm dışarıdan ona yol bulur veya rengi, şekli, durumu değişip çokluktan azlığa, azlıktan çokluğa evrilir. Tek bir hâl üzere kalan ancak O'dur. O, her şeyden önce var olan Evvel, her zaman var olacak olan Ahir'dir. Bazen et ve kan, bazen çürüyüp yumuşayan kemik hâline gelen insana veya kimi zaman taze, kimi zaman kuru olan hurmaya çeşitli isim ve sıfatlar izafe edilir. Hâlbuki Allah Teâlâ hakkında böyle bir şey düşünülemez, bu durum O'nun açsından aykırıdır."1 Merhum Kuleynî'nin ve Merhum Şeyh Sadûk'un naklettikleri bir diğer hadîste Evvel'in ve Ahir'in anlamı açıklanmıştır. İbn Ebî Umeyr yoluyla Meymunu'l-Ban adında birinden nakledilen hadîs şöyledir: İmam Cafer Sâdık'a (a.s) "O, evveldir, ahirdir." ayeti hakkında soruldu. İmam şöyle buyurdu: "O, kendisinden önce bir evvel bulunmayan Evvel'dir; hiçbir başlangıç O'nu öncelememiştir. Yaratıkların sıfatlarından olan son kategorisinde değerlendirilemeyecek Ahir'dir. Allah Teâlâ Kadîm, Evvel ve Ahir'dir. Başlangıcı ve sonu olmaksızın her zaman var olmuştur ve her zaman var olacaktır; sonradanlık O'na arız olmaz. Bir hâlden bir hâle evrilmez. Her şeyin Hâlık'ıdır."2 Merhum Feyz-i Kâşânî bu isimle ilgili olarak şöyle yazar: Varlık düzenini göz önüne aldığında, varlık hiyerarşisini incelediğinde Allah'ın varlıklar arasında Evvel olduğunu anlarsın. Zira bütün varlıklar, var oluşlarını gerçekleştirmek için O'ndan varlık bulmuşlardır. Allah, bizatihî var olmuştur; başka bir varlıktan var olmamıştır. Seyr ü süluk düzenine ve sâliklerin menzil mertebelerine dikkat edersen O'nun Ahir olduğunu müşahede edersin. Zira O, âriflerin likasına erdikleri son merhalededir. Her marifet O'nun marifetinden önce hâsıl olan her marifet, Hakk'ın tanınması için bir merdiven görevi görür. Son menzil marifetullah'tır.1
Fâliku'l-Habbi ve'n-Nevâ
Nr. 30 · ESMA_030 · {'sure_name': "En'âm", 'sure': 6, 'ayet': 95, 'sure_name_quran': 'EN’AM'} ✓
„Şüphesiz Allah, tohumu ve çekirdeği çatlatandır, ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkarandır."
Esmâ-i hüsnanın cüzî ve fiilî isimlerinden olan Fâliku'lHabbi ve'n-Nevâ ismi Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçer. Allah, kudreti, hikmeti ve ilmiyle çatlayıp açtıktan sonra kullarına rızk olsunlar diye tohumları çatlatır; insan gibi bir canlıyı öldürür, nutfe gibi bir ölüyü canlandırır.
Fâliku'l-İsbâh
Nr. 31 · ESMA_031 · {'sure_name': "En'âm", 'sure': 6, 'ayet': 96, 'sure_name_quran': 'EN’AM'} ✓
„O, sabahı yaran (aydınlatan). O, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı (vakitlerin tayini için) birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, aziz olan (ve her şeyi) pek iyi bilen Allah'ın takdiridir."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçen Fâliku'l-İsbâh ismi, sabahı aydınlatan anlamına gelir. Felk sözcüğünden türeyen fâlik sözcüğü bir şeyi bir şeyden ayıran anlamına gelir. Allah, yaratış nuruyla varlıkları yokluk karanlığından ayırdığı için bu isimle tesmiye olunmuştur.
Fâtır
Nr. 32 · ESMA_032 · {'sure_name': 'İbrahim', 'sure': 14, 'ayet': 10, 'sure_name_quran': 'İBRAHİM'} ✓
„Peygamberleri dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var?""
Fâtır ismi Kur'ân-ı Kerîm'de altı defa geçer ve yaratan, bölen, yeri ve göğü yayan anlamlarına gelir. Varlıkları yokluktan varlık diyarına çıkardığı; yokluğun karanlık perdesini yok ettiği ve her mahlûka istihkakı ölçüsünce varlık elbisesi giydirdiği için Allah Fâtır ismiyle tesmiye olunur. Râğıb Müfredât'ında fatr sözcüğüyle ilgili olarak şunları yazar: Allah halkı fatr etti sözünden maksat Allah'ın yaratıkları icat ve ibda ettiğidir. Fâtır isminde gizlenen incelik, kulun Fâtır olan Allah ile fıtrî bir ilişkisi olduğu inancıdır. Şöyle ki eğer insan aslî fıtratını kaybetmez, bozuk ortamın ve hatalı eğitimin etkisinde kalmaz ise gönülden Rabbine yönelecektir. Nitekim şirk, putperestlik, sapkınlık eğilimi ve dinsizlik fıtratın bozulmasının sonucudur. İmam Cafer Sâdık (a.s) şöyle buyurur: Bütün insanlar fıtrat üzerine doğar. Daha sonra anababası onu Yahudi veya Hıristiyan yapar.2
Fettâh
Nr. 33 · ESMA_033 · {'sure_name': 'Sebe', 'sure': 34, 'ayet': 26, 'sure_name_quran': 'SEBE’'} ✓
„De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızda hak ile hükmedecektir. O, en adil hüküm veren, (her şeyi) hakkıyla bilendir."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçen Fettâh ismi işlerin önünü açan, hakemlik eden anlamına gelir. Feth, sorunu ortadan kaldıran anlamına gelir. İki türlüdür: Kapıyı açmakta olduğu gibi göz ile hâsıl olan feth ve birisinin derdini kederini gidermekteki gibi basiret yoluyla hâsıl olan feth. Basiret yoluyla feth de iki türlüdür: Dünyevî dert ve kederin fethi veya ilmî, manevî dert ve sıkıntının fethi. Buna göre Yüce Allah her açıdan sorunları gideren, sorunlar yumağının düğümünü çözendir. Allah Fettâh'tır; çünkü rızk ve rahmet kapılarını kullarına açar ve her bir sıfat tecellisiyle sorunları çözer, örtülü kapıları ve kapalı yolları kullarına açar. Fettâhın başka bir anlamı daha olduğu zikredilmiştir. Bu tanıma göre fettâh, kullar arasında hükmeden demektir ki yukarıda zikrolunan ayetin ilk bölümünde (sonra aramızda hak ile hükmedecektir/yeftehu beynenâ bi'l-hakki) bu anlam kastedilmiştir.
Gaffâr
Nr. 34 · ESMA_034 · {'sure_name': 'Tâ-Hâ', 'sure': 20, 'ayet': 82, 'sure_name_quran': 'TAHA'} ✓
„Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım."
Gaffâr ismi Kur'ân-ı Kerîm'de beş defa geçer. Kulların günahlarını çokça bağışlayan anlamına gelir. Allah'ın mağfireti, asilerin günahlarını örtmek ve bağışlamak şeklinde tezahür eder. Allah, Gaffâr'dır; güzel ameli aşikâr eder, çirkinlikleri dünyada örtüp ahirette bağışlar. Kimileri, Gaffâr günahları her zaman için affeden; dünyada örten, ahirette azapla karşılık vermeyen demektir, demişlerdir. Gufran ve mağfiret sözcüklerinden üç sözcük türemiştir: Gâfir, gafûr ve gaffâr. Her üç sözcük de Kur'ân'da geçer. Diğer taraftan gafûr sözcüğünün anlamı gâfir sözcüğünden daha geniş; gaffâr sözcüğü ise gafûr sözcüğünden daha beliğdir.
Gâfiru'z-Zenb
Nr. 35 · ESMA_035 · {'sure_name': 'Mümin', 'sure': 40, 'ayet': 3, 'sure_name_quran': 'MÜ’MİN'} ✓
„O, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi Allah'tandır ki. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur, dönüş ancak O'nadır."
Günahları affeden anlamına gelen Gâfiru'z-Zenb ismi Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçer. Allah'ın gufranının, mağfiretinin anlamı kulu azaptan masun kılması, korumasıdır. O, kulunu cehennem azabından kurtarmak için günahları affeder; zira kulların O'ndan başka sığınakları yoktur. Allah şöyle buyurur: "Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki!"2
Gafûr
Nr. 36 · ESMA_036 · {'sure_name': 'Nisâ', 'sure': 4, 'ayet': 99, 'sure_name_quran': 'NİSA'} ✓
„Umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır."
Kur'ân-ı Kerîm'de doksan defa zikrolunan Gafûr ismi çok bağışlaya, çirkinlikleri örtüp affeden anlamına gelir. Yüce Allah Gafûr'dur; zira günahkârların çirkin amellerini, günahkâr kul gizlediği müddetçe gizletip örter, deşifre etmez, kimseyi o günahlardan haberdar etmez.
Gâlib
Nr. 37 · ESMA_037 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 16, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde zikrolunan Gâlib ismi, galebe sözcüğünden türemiştir ve üstün gelen anlamına gelir. Yüce Galib'dir; yani her şeye kadir ve her şey üzerinde üstündür.
Ganî
Nr. 38 · ESMA_038 · {'sure_name': 'Fâtır', 'sure': 35, 'ayet': 15, 'sure_name_quran': 'FATIR'} ✓
„Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye layık olan ancak O'dur."
Esmâ-i hüsnadan bir isim olan Ganî ismi Kur'ân-ı Kerîm'de on altı defa tekrarlanır. Ganî, her durumda hiçbir şeye ve hiç kimseye ihtiyaç duymayan demektir. Allah Ganî'dir; yani zatında ve sıfatında ilgi ve bağıntının hiçbir türüne yer yoktur. O hâlde gayrisine bağlı olan kimse muhtaçtır. Mübarek Ganî isminin iki anlamı daha olduğu kaydedilmiştir: Hiçbir şeye ihtiyaç duymayan; her şeyden müstağni olan; herkesin kendisine ihtiyaç duyduğu ve her zaman kullarından müstağni olan aynı zamanda kullarını zenginlik sofrasından faydaladıran.
Habîr
Nr. 39 · ESMA_039 · {'sure_name': 'Bakara', 'sure': 2, 'ayet': 234, 'sure_name_quran': 'BAKARA'} ✓
„Allah yapmakta olduklarınızı bilir."
Habîr ismi Kur'ân-ı Kerîm'de kırk iki kez tekrarlanır. Râğıb Isfahanî habîr sözcüğünün üç anlamı olduğunu yazar: "Kulların amellerini bilen; işlerin gizli yönlerini, batınını bilen ve haber veren."3 Merhum Feyz Kâşânî Habîr ismini şöyle tanımlar: Habîr eşyanın gizli bilgisine dair haberler kendisinden gizli olmayandır. Mülk ve melekût âleminde olan her şeyin, zerrelerin hareket ve sükûnunun, her bir nefsin ıstırap ve itminanının haberi Allah'ın katındadır. Bu şekliyle habîr, alîm, çok bilen anlamına gelir. Fakat ilim varlıkların gizli yönlerine, batınlarına yönelik olur ise bu durumda ona hıbre adı verilir ve bu özelliğe sahip olana habîr denir.4 Kur'ân'da habîr isminin daha ziyade insanların amellerinden dolayı hesaba çekilmeleri bağlamında kullanıldığını; Allah'ın gizlenenleri bildiği ve dikkatle kullarını hesaba çekeceği anlamına geldiğini hatırlatalım.
Hâdî
Nr. 40 · ESMA_040 · {'sure_name': 'Furkân', 'sure': 25, 'ayet': 31, 'sure_name_quran': 'FURKAN'} ✓
„Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter."
Kur'ân-ı Kerîm'de on defa tekrarlanan Hâdî mübarek ismi hidayet eden anlamına gelir. Hidayet iki türlüdür: Genel hidayet ve özel hidayet. Genel hidayet ister akıl sahibi olsun, ister olmasın bütün varlıklar için geçerlidir. Genel hidayet de iki kısma ayrılır: Tekvînî genel hidayet ve teşriî genel hidayet. İlkinden maksat Allah'ın eşyayı yaratıp onları varoluş amaçları açısından hidayete ulaştırdığıdır. İkincisinden maksat ise akıl ve idrak sahibi varlıkları kapsayan hidayettir. Söz gelimi nebîler, semavî kitaplar, Masum Ehlibeyt İmamları, rabbanî âlimler ve gerçek muallimler bu türdendir. Özel hidayet ise tekvînî genel hidayet ile teşriî hidayetten faydalanan gruba mahsustur. Aslında, bu insanlar kendi istekleriyle ilahî hidayetleri kabul ettiklerinden Allah onları özel inayetinin kapsamına almıştır.
Hafiyy
Nr. 41 · ESMA_041 · {'sure_name': 'Meryem', 'sure': 19, 'ayet': 47, 'sure_name_quran': 'MERYEM'} ✓
„(İbrahim:) Selam sana dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçen Hafiyy ismi sözlükte lütufkâr, şefkatli anlamına gelir. Her şeyi bilmesi, lütuf sahibi olması ve tüm varlıklara karşı şefkatli olmasından dolayı Allah bu isimle tesmiye edilmiştir. Bilindiği kadarıyla bu iki anlam da Kur'ân'da kullanılmıştır. Sözcük şu ayette ilim anlamına gelmektedir: "Sanki sen onu biliyor muşsun gibi sana onu (kıyameti) soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır."1 Sözcüğün lütuf ve şefkat anlamında kullanıldığı ayet ise şudur: "Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır."2 Allah Hafiy'dir; zira kullarının işlerine ihtimam gösterir, onların tüm hâllerine vâkıftır.
Hafîz
Nr. 42 · ESMA_042 · {'sure_name': 'Sebe', 'sure': 34, 'ayet': 21, 'sure_name_quran': 'SEBE’'} ✓
„Rabbin gerçekten her şeyi koruyan, bilendir."
Hafîz, Kur'ân-ı Kerîm'de üç yerde geçer (diğerleri için bk. Hûd, 11:57; Şûrâ, 42:6). Hâfız sözcüğünün mübalağa kipi olan hafîz sözcüğü Yüce Allah'ın bütün varlıklara yönelik yetkin koruyuculuğuna işaret eder. Allah, yeryüzünde ve gökyüzünde olan her şeyin koruyucusudur. Hıfz, kimi zaman sehiv/yanılma ve nisyan/unutmanın karşıt anlamlısı olarak kullanılır. Allah'ın eşyayı hafîz olması ile kastedilen O'nun eşyanın tamamını bilmesidir. Hıfz bazen kaybetmenin karşıt anlamında koruma anlamına gelir. Bu durumda hafîz, zatı, bütün sıfat ve kemaliyle bir şeyi yok olmaktan koruyan anlamına gelir. Allah'ın hafîz olmasıyla O'nun gökleri ve yeri koruduğunun kastedildiği, ayrıca sözcüğün, O'nun her durumda kullarını koruyup gözettiği anlamına geldiği de söylenmiştir. Bu mübarek isim hakkında zikrolunan tanımlar şu şekilde özetlenebilir: Her şeyi koruyan; bütün her şeyi bilen; ilminde değişim ve zeval olmayan; gökleri ve yeri ihata edip koruyan; tüm varlık mertebelerini ve kâinat menzillerini hıfzeden. Allah hafîzdir; zira melekleri insanları bela ve afetlerden korumaları için yaratmıştır. Kur'ân'ı değişim ve dönüşümden, insanları ise şeytanlardan korur.
Hakîm
Nr. 43 · ESMA_043 · {'sure_name': 'Bakara', 'sure': 2, 'ayet': 32, 'sure_name_quran': 'BAKARA'} ✓
„Melekler: Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin, dediler."
Allah'ın güzel isimlerinden olan Hakîm ismi Kur'ân-ı Kerîm'in muhtelif yerlerinde doksan defa tekrarlanır.2 Hikmetin birçok anlamı olduğu söylenmiştir. Sözgelimi, din bilgisi, bilgi eylem bütünlüğü, Allah bilgisi, anlayış ve bilinç, Allah'ın karşısında huzu ve huşu, bilgide derinleşmek ve yoğunlaşmak ve çok faydalı bilgi bunlardan bazılarıdır. Gönül ehlinden bazıları hikmeti, içsel aydınlanmayla dış dünyayı kendi varlığında görebilme mertebesine ermek, şeklinde tanımlamışlardır. Râğıb Isfahanî, "Hikmet" maddesinde şöyle yazar: Hikmet, ilim ve akıl yoluyla Hakk'a ulaşmaktır. Ve şöyle devam eder: Hakîm olan Allah'ın sıfatlarından olan hikmet, O'nun varlıklara yönelik ilmî ihatasına, onları sonsuz kudretiyle yaratmasına ve sağlamlaştırmasına işaret eder. İnsana nasip olan hikmet ise varlık ve doğru, sâlih amel bilgisidir. Allah'a Hakîm denilmesinin nedeni şudur: Eşyanın hilkatini sağlamlaştırmış, tedbiriyle kuvvetlendirmiştir. O hâlde Yüce Allah hakkında hikmet, eşyayı en güzel surette yaratması anlamına gelir. Hikmetin en yüce bilinenleri, malumatı en yüce bilgiyle tanımak olduğu da söylenmiştir. Bu tanıma göre Hakîm, Alîm anlamına gelmektedir. Allah'a Hakîm denilmesinin bir nedeni de bütün ilahî fiillerde bir amacın ve bir hikmetin gizli oluşudur; hiçbir şey boşu boşuna yaratılmamıştır. Kimilerine göre Hakîm tedbirinde ihsan eden ve takdirinde lütufkâr olan, kimilerine göre de amacından sapmayan, fiiline itiraz edilemeyen anlamına geldiği de kaydedilmiştir.
Hakk
Nr. 44 · ESMA_044 · {'sure_name': 'Tâ-Hâ', 'sure': 20, 'ayet': 114, 'sure_name_quran': 'TAHA'} ✓
„Hak hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'ân'ı (okumakta) acele etme ve "Rabbim, benim ilmimi artır." de."
Kur'ân-ı Kerîm'de üç yüz otuz üç kez zikrolunan Hak ismi gerçek, doğru ve layık anlamlarına gelir. Hak, batılın karşıtıdır; varlığın yokluğun karşıtı olması gibi. Kur'ân'da, Kur'ân'a, adalete, İslâm'a ve sadakate hak sözcüğü nispet edilir. Allah, mutlak gerçek, bizatihî haktır; diğer varlıklar O'nun varlığıyla hakikat bulur. O, ibadete layıktır. Daima sabittir; zeval kabul etmeyendir. Varlığı ezelî ve ebedî olarak tahakkuk eder; kendiliğinden var olan zorunlu varlıktır. O'nun varlığı olmadan hiçbir varlık, varlık bulmaz. Değişim kabul etmeyen sabittir. Hakkı izhar eden, eşyayı icat edendir.
Hâlik
Nr. 45 · ESMA_045 · {'sure_name': "Ra'd", 'sure': 13, 'ayet': 16, 'sure_name_quran': 'RA’D'} ✓
„De ki: Allah her şeyi yaratandır. Ve O, birdir, karşı durulmaz güç sahibidir."
Hâlik ismi Kur'ân-ı Kerîm'de dokuz yerde geçer. Sözlük anlamı itibariyle takdir anlamına gelen halk sözcüğü bazı yerlerde yaratma ve icat anlamında da kullanılmıştır. Sözgelimi "Göklerin ve yerin yaratıcısıdır."1 ayetinde yoktan var etme; "İnsanı bir damla sudan yarattı."2 ayetinde ise bir şeyi başka bir şeyden yaratma anlamında kullanılmıştır.
Halîm
Nr. 46 · ESMA_046 · {'sure_name': 'Bakara', 'sure': 2, 'ayet': 235, 'sure_name_quran': 'BAKARA'} ✓
„Şunu iyi bilin ki Allah gafûrdur, halîmdir."
Esmâ-i hüsnadan olan Halîm ismi Kur'ân-ı Kerîm'de on bir defa zikrolunur. Râğıb Isfahanî "hilm"i şu şekilde tanımlar: Hilm, otokontrol ve öfke patlamasını önlemektir. Başka bir deyişle halîm, her işi acele etmeden yerli yerinde yapan demektir. İntikam alırken güçlü olduğu hâlde kendisini kontrol edebilendir. Azaba müstahak olan kulunu cezalandırmayı ertelediğinden dolayı Allah'a Halîm denilir. Hilmi şu şekilde tanımlamışlardır: İntikam almakta acele etmeyen; günahları örtüp bağışlayan; dostluğunu koruyup ahdine vefa gösteren; vaadini yerine getiren; isyan edenin itaatsizliğine karşı yumuşak davranan; emri altındakilerin hatasını affeden; ayıpları örten; kulların günahlarından dolayı nimetlerini esirgemeyen; cezalandırmada ve kınamada acele etmeyen; hataları görmezden gelip kötülükleri bağışlayan.
Hallâk
Nr. 47 · ESMA_047 · {'sure_name': 'Hicr', 'sure': 15, 'ayet': 86, 'sure_name_quran': 'HİCR'} ✓
„Şüphesiz Rabbin hakkıyla yaratan pek iyi bilendir."
Kur'ân-ı Kerîm'de iki yerde geçen (diğeri için bk. Yâsîn, 36:81) Hallâk ismi hâlık sözcüğünün mübalağa kipidir. Çok fazla yaratan anlamına gelen sözcük Allah'ın yaratmadaki sürekliliğine; özellikle de nesnenin tözsel değişimini ve maddî varlıkların zahirî ve batınî hareketini kanıtlayan tözsel hareket (hareket-i cevheriye) ilkesine delalet eder. Buna göre âlemdeki varlıklar her an yeni bir yaratılışı talep etmekte, her an Yaratıcı'ya ve Hareket Ettirici'ye (Muharrik) ihtiyaç duymaktadırlar.
Hamîd
Nr. 48 · ESMA_048 · {'sure_name': 'Hac', 'sure': 22, 'ayet': 64, 'sure_name_quran': 'HAC'} ✓
„Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Hakikaten Allah, yalnız o zengindir, övgüye değerdir."
Hamîd ismi Kur'ân-ı Kerîm'in muhtelif yerlerinden on altı defa geçer. Hamd kökünden türeyen bu sözcüğün karşıt anlamlısı zemm'dir. Allah daima kendisine hamd ve senada bulunduğundan; kendisini hakkıyla yalnızca kendisi övebileceğinden bu isim O'na nispet edilmiştir. Sözcük, "feîl" babının fail/özne anlamına geldiği varsayıldığında zikrolunan anlama gelir. Ancak "feîl" babının mefûl/tümleç anlamına geldiği varsayılırsa sözcüğün anlamı, kendisi vesilesiyle hamdedilen veya kulları tarafından hamdedilip övülen anlamına gelir. Allah, hamde ve senaya müstahak olduğundan bu isim O'na nispet edilmiştir, denilmiştir. Allah, kendisini azametine yaraşır şekilde hakkıyla ancak kendisi hamdettiğinden ötürü Hamîd ismiyle isimlendirilmiştir, diyenler olduğu gibi kullarına kendisini hamdetme, övmeye muvaffak kılıp kullarını çirkinliklerden uzaklaştırdığı için O'na Hamîd denilmiştir, diyenler de vardır. Yine kendisini övdüğünden, kendisi ve kulları aracılığıyla övüldüğünden dolayı Allah'a Hamîd denilir, diyenler de vardır.
Hasîb
Nr. 49 · ESMA_049 · {'sure_name': 'Ahzâb', 'sure': 33, 'ayet': 39, 'sure_name_quran': 'AHZAB'} ✓
„O peygamberler ki Allah'ın gönderdiği emirleri duyururlar, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah yeter."
Hasîb ismi Kur'ân-ı Kerîm'de üç yerde (diğerleri için bk. Nisâ, 4:6, 86) geçer. Hasîb isminin üç anlamı olduğu söylenmiştir ki her üçüne Kur'ân'da rastlanılır: – Kifayet eden: "Ey Peygamber! Sana ve sana uyan müminlere Allah kifayet eder."2 – Hesap gören: "Hesap görücü olarak Allah yeter."3 – Her şeyi hesap edip bilen, âlim: "Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını arayandır."4 Hasîb isminin başka anlamları olduğu da söylenmiştir. Ezcümle hasîb, fazlıyla inayet eden; nimetleriyle afetleri ortadan kaldırandır; istekleri yerine getiren; nefsi yücelmesi için hazırlayan; fazlı ve inayetiyle ümitsizliği yok eden anlamlarına gelir.
Hayr
Nr. 50 · ESMA_050 · {'sure_name': 'Tâ-Hâ', 'sure': 20, 'ayet': 73, 'sure_name_quran': 'TAHA'} ✓
„Allah ('ın lütfu ve mağfireti) en hayırlı ve en sürekli olandır."
Kur'ân-ı Kerîm'de yüz yetmiş altı defa tekrarlanan Hayr ismi altı yerde Allah için tekil sıfat olarak kullanılmıştır. Mutlak hayır olduğundan, kendisinden hiçbir şer sadır olmadığından dolayı Allah bu isimle tesmiye olunur. Hayır sözcüğü, seçkinlik ve iyilik anlamlarına da gelir. Sözgelimi rivayette, Hz. Muhammed'in (s.a.a) "Allah'ın insanlar arasından seçtiği kul (hıyaretullah min halkihi)" olduğu belirtilmiştir. Râğıb Müferdât'ında "Hayır; herkesin rağbet ettiği akıl, fazilet, adalet ve her türden faydalı şeylerdir; hayrın zıddı şerdir." diye yazar.
Hayru'l-Fâsılîn
Nr. 51 · ESMA_051 · {'sure_name': "En'âm", 'sure': 6, 'ayet': 57, 'sure_name_quran': 'EN’AM'} ✓
„Hüküm ancak Allah'ındır. O hakkı anlatır ve O, doğru hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
Fasl sözlükte bir şeyi bir şeyden ayırmak anlamına gelir. Kıyamet günü, doğru yol üzere olanlar ile batıl yol üzerine olanlar birbirlerinden ayrılacaklarından Fasl Günü olarak isimlendirilmiştir. Doğruyu yanlıştan ayırdığı için Allah Hayru'l-Fâsılîn ismiyle tesmiye edilmiştir. Faslın bir diğer anlamı husumeti ve ihtilafı ayırandır. Allah Kıyamet Günü'nde son yargılamayı yapıp nihai hükmü vereceğinden bu isimle isimlendirilmiştir.
Hayru'l-Fâtihîn
Nr. 52 · ESMA_052 · {'sure_name': "A'râf", 'sure': 7, 'ayet': 89, 'sure_name_quran': 'A’RAF'} ✓
„Sen fethedenlerin en hayırlısısın."
Kur'ân'da bir kez geçen bu isim fetih verenlerin en hayırlısı ve hüküm verenlerin en iyisi anlamına gelir.
Hayru'l-Gâfirîn
Nr. 53 · ESMA_053 · {'sure_name': "A'râf", 'sure': 7, 'ayet': 155, 'sure_name_quran': 'A’RAF'} ✓
„Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en hayırlısısın."
Bu mübarek isim Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçer. Gafr ve gufrân örtme anlamına gelir. Allah'a Gâfir veya Gaffâr isimlerinin nispet edilmesinin nedeni günahları örtüp rahmetiyle insanları affedip bağışlamasıdır.
Hayru'l-Hâkimîn
Nr. 54 · ESMA_054 · {'sure_name': "A'râf", 'sure': 7, 'ayet': 87, 'sure_name_quran': 'A’RAF'} ✓
„Allah aranızda hükmedinceye kadar bekleyin. O hâkimlerin en hayırlısıdır."
Hayru'l-Hâkimîn ismi Kur'ân-ı Kerîm'de üç kez geçer (diğerleri için bk. Yûnus, 10:109; Yûsuf, 12:80). Allah yargılayanların en hayırlısı ve hüküm verenlerin en iyisi olduğundan dolayı bu isimle tesmiye olunmuştur.
Hayru'l-Mâkirîn
Nr. 55 · ESMA_055 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 54, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„Tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır."
Hayru'l-Mâkirîn ismi Kur'ân-ı Kerîm'de iki defa geçer. Mekr, sözlükte hile, çare ve planlı her tür iş anlamına gelir. Mekr ikiye ayrılır: Güzel bir fiil ile yapılan beğenilen mekr ve kötü bir fiil ile gerçekleştirilen kınanmış, zemmedilmiş mekr. İnsanın hilesini azap ve karşılık olarak kendisine çevirdiğinden dolayı Allah'a Hayru'l-Mâkirîn denildiği söylenmiştir.
Hayru'l-Munzilîn
Nr. 56 · ESMA_056 · {'sure_name': "Mü'minûn", 'sure': 23, 'ayet': 29, 'sure_name_quran': 'MÜMİNUN'} ✓
„Ve de ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen, (yükleri hayır ve mutluluk menziline) iskân edenlerin en hayırlısısın."
Hayru'l-Munzilîn ismi Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde Allah'ı niteleyen bir sıfat olarak geçer ve bereketi indirenin en hayırlısı anlamına gelir. Ayrıca Allah, saadet menziline iskân edenlerin en hayırlısıdır.
Hayru'l-Vârisîn
Nr. 57 · ESMA_057 · {'sure_name': 'Enbiyâ', 'sure': 21, 'ayet': 89, 'sure_name_quran': 'ENBİYA'} ✓
„Sen vârislerin en hayırlısısın."
Allah'ın güzel isimlerinden olan bu mübarek isim Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçer. Vâris sözcüğü, Allah'ın her şeyin fenasından sonra baki kalması anlamına gelir. Ayrıca Allah'ın fani olmalarından sonra bütün varlıkların vârisi olduğu da söylenmiştir. O hâlde en iyi vâris, daha doğru bir ifadeyle varlıkların helak ve fenasından sonra baki kalacak olan tek vâris Yüce Allah'tır.
Hayru'n-Nâsırîn
Nr. 58 · ESMA_058 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 150, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„Oysa sizin mevlanız Allah'tır ve O, yardımcıların en hayırlısıdır."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçen bu isim en hayırlı yardım edici anlamına gelir. Allah, müminlerin mevlası, ulusu ve efendisidir. Bu yüzden müminler Hak dışında birinden yardım istememelidirler; zira O, yardımcıların en hayırlısıdır.
Hayru'r-Râhimîn
Nr. 59 · ESMA_059 · {'sure_name': "Mü'minûn", 'sure': 23, 'ayet': 109, 'sure_name_quran': 'MÜMİNUN'} ✓
„Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi affet; bize acı! Sen merhametlilerin en hayırlısısın."
Hayru'r-Râhimîn Kur'ân-ı Kerîm'de iki kez zikrolunur (diğeri için bk. Mü'minûn, 23:118). Allah'ın rahmeti ihsan anlamına gelir ki bu rahmet bazen umumi, bazen hususidir; belli koşullara bağlıdır. Allah bağışlayanların en hayırlısıdır.
Hayru'r-Râzıkîn
Nr. 60 · ESMA_060 · {'sure_name': 'Mâide', 'sure': 5, 'ayet': 114, 'sure_name_quran': 'MAİDE'} ✓
„Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir ayet olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızk verenlerin en hayırlısısın."
Hayru'r-Râzıkîn ismi Kur'ân-ı Kerîm'de beş kez zikrolunur. Rızk bazen dünyevî ve uhrevî bağış anlamına, bazen de insanın nasibi olan şey anlamına gelir. Allah, dünyevî ve uhrevî rızkı verdiğinden dolayı Hayru'r-Râzıkîn'dir. Rızkı insana nasip eden; insanı rızktan faydalanmaya muvaffak kılan O'dur. Merhum Allâme Tâbâtâbâî "Allah rızk verenlerin en hayırlısıdır."1 ayetini tefsir ederken ayette geçen hayr sözcüğünü ism-i tafdil olarak yorumlamamış, sözcüğün rızk verenin yalnızca Allah olduğunu vurguladığını yazmıştır. Bu yoruma göre ayet, Allah'ın başkaları gibi rızk verdiği; ancak O'nun diğer rızk vericilerden daha hayırlı olduğu anlamına gelmemekte; rızk verenin ancak ve ancak O olduğu belirtilmektedir.
Hayy
Nr. 61 · ESMA_061 · {'sure_name': "Mü'min", 'sure': 40, 'ayet': 65, 'sure_name_quran': 'MÜ’MİN'} ✓
„O daima diridir; O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O hâlde dinde ihlâslı kişiler olarak O'na dua edin."
Allah'ın güzel isimlerinden olan Hayy ismi Kur'ân-ı Kerîm'de beş defa tekrarlanır. Hayat, Allah'ın zat isimlerindendir. Allah'ın hayat ismi, ezelden ebede kadar bizatihî bâki olması anlamına gelir. O'nun hayatı mutlaktır; Allah dışındaki varlıkların hayatı zatî değildir, Allah'ın inayetiyle hayatı O'ndan almışlardır. Zikrolunan hayat tanımları şu şekildedir: – Ebedî hayatla muttasıf olan; öncesi ve sonu olmayan. – Ölümsüz olan; dolayısıyla ölümlü için hay sıfatı kullanılmaz. Kur'ân'da Hz. Peygamber'e (s.a.a) hitaben şöyle buyurulur: "Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler."3 – Hayatı daimî olan; mutlak beka sahibi olan, öncesinde kendisi için yokluk (adem), sonrasında ise fena düşünülemeyen. – Ezelden ebede kadar baki kalacak olan zorunlu varlık. Hâce Abdullah Ensarî hayy sözcüğünü şu şekilde şerh eder: Mutlak kâmil hay, bütün mahlûkatın idrakini kendi idrakinin egemenliği altına alan; bütün varlıkların kendi fiiliyle hareket ettikleri varlıktır. Öyle ki hiçbir şey O'nun ilminin şuasının dışında, hiçbir fiil O'nun fiilinin egemenliğinin dışında değildir. Bütün bu özellikler Allah'a özgüdür. O hâlde Mutlak Hay O'dur, Bâkî Hay da ancak ve ancak O'dur.1 Bu mübarek isim Ahd Duası'nda defalarca tekrar edilmiştir: Kerim ismin hürmetine, her şeyi nurlandıran yüzünün nuru ve kadim mülkünün hürmetine senden istiyorum. Ey diri, ey kayyum! Göklerin ve yerin kendisiyle ışıklandığı ismin hürmetine, öncekilerle sonrakilerin kendisiyle ıslah olduğu isminin hakkı için senden istiyorum. Ey her diriden önce diri. Ey her diriden sonra diri. Ey hiçbir diri olmadığı zaman diri olan. Ey ölüleri dirilten. Ey dirileri öldüren. Ey kendisinden başka ilâh olmayan diri!
İlah
Nr. 62 · ESMA_062 · {'sure_name': 'Hac', 'sure': 22, 'ayet': 34, 'sure_name_quran': 'HAC'} ✓
„İlâhınız bir tek ilahtır. Öyle ise O'na teslim olun. (Ey Resul!) O ihlâslı ve mütevazı insanları (ebedî mutlulukla) müjdele!"
Allah'ın güzel isimlerinden biri olan İlah ismi Kur'ân-ı Kerîm'de defalarca zikredilmiştir. Allah, her şeyin mabudu olduğundan O'na İlah denilmektedir. İlah, melûh yani mabut anlamına gelir. Ancak kulluğa layık olan ve tüm varlıkların mabudu olabilecek olan Allah'ın mukaddes zatıdır. Zira O, tüm varlıkların yaratıcısıdır.
Kâbilu't-Tevb
Nr. 63 · ESMA_063 · {'sure_name': 'Mümin', 'sure': 40, 'ayet': 3, 'sure_name_quran': 'MÜ’MİN'} ✓
„O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi Allah'tandır ki. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur, dönüş ancak O'nadır."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçen Kâbilu't-Tevb ismi tövbeyi kabul eden demektir. Kulun tövbesi, Allah'a, salim fıtrata dönüş, geçmişten pişmanlık duyup yitirdiğini elde etme çabasıdır. Allah'ın tövbesi ise kula dönme muvaffakiyeti verip kulun tövbesini kabul etmesidir. Daha önce de söylendiği üzere kulun tövbesi Allah'ın iki tövbesine bağlıdır.
Kadîr
Nr. 64 · ESMA_064 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 26, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„Gerçekten sen her şeye kadirsin."
Kadîr ismi Kur'ân-ı Kerîm'de kırk beş defa zikrolunur. Kadîr ismi, benzersiz olan Allah'ın eşyayı icat edip yok etme gücüne sahip olduğu anlamına gelir. O, varlıklar üzerinde tam bir istila ve iktidara sahiptir. Âlemde olan her şey Allah Teâlâ'nın kâmil kudretiyle olur. Râğıb Müfredât'ında kâdir sözcüğünü şöyle anlamlandırır: Yüce Allah istediği her şeyi yapar. İlahî fiiller hikmet iktizasınca sadır olur; ne az ne çok. Bu nedenle Allah'tan gayrisini bu sıfatla nitelemek doğru olmaz. Allah kendi hakkında "O, dilediğini yapmaya kadirdir." buyurmuştur.3
Kâdir
Nr. 65 · ESMA_065 · {'sure_name': "En'âm", 'sure': 6, 'ayet': 37, 'sure_name_quran': 'EN’AM'} ✓
„De ki: Şüphesiz Allah mucize indirmeye kadirdir. Fakat onların çoğu bilmezler."
Kâdir ismi Kur'ân-ı Kerîm'de otuz iki defa tekrarlanır. Allah'ın Kâdir olmasından maksat, her durumda her işi yapmaya gücü olması, başkalarının gücünü O'ndan alması, tüm varlıklar üzerinde mutlak tasarrufu bulunmasıdır. Râğıb Müfredât'ının "kudret" maddesinde şöyle yazar: Kudret insana nispet edildiğinde insandaki bazı işleri yapabilme gücüne delalet eder. Ancak Allah bu sıfatla nitelendiğinde aczin her türü O'ndan olumsuzlanmış olur. Velhasıl, her ne kadar kudret sıfatı başka varlıklara nispet edilse de, Allah dışında bir varlığın mutlak kudretle vasıflandırılması imkânsızdır. Kâdir ismiyle ilgili olarak ayrıca Allah, kimsenin kendisini acze düşüremeyeceği kudret sahibidir, varlık âlemindeki bütün işleri kudreti ve hikmetiyle yönetir, denilmiştir.
Kâfî
Nr. 66 · ESMA_066 · {'sure_name': 'Zümer', 'sure': 39, 'ayet': 36, 'sure_name_quran': 'ZÜMER'} ✓
„Allah kuluna kâfi değil midir?"
Allah'ın güzel isimlerinden olan ve Kur'ân-ı Kerîm'de yalnızca bir yerde zikrolunan Kâfî ismi kifayet eden anlamına gelir.
Kahhâr
Nr. 67 · ESMA_067 · {'sure_name': "Ra'd", 'sure': 13, 'ayet': 16, 'sure_name_quran': 'RA’D'} ✓
„De ki: Allah her şeyi yaratandır. Ve O, birdir, karşı durulamaz güç sahibidir."
Esmâ-i hüsnadan bir diğeri olan Kahhâr ismi Kur'ân'da altı yerde geçer. Kâhir sözcüğünün mübalağa kipi olan Kahhâr ismi kimsenin karşısında güç yetiremediği, kendisinden intikam alınamayan anlamına gelir. Öyle ki güçlü zâlimler bile O'nun karşısında hor ve hakirdir. Kimileri, Kahhâr, ister istesin ister çekimser kalsın, ister razı olsun ister hoşuna gitmesin yaratılıştaki amacı gerçekleşendir, demişlerdir. Kahhâr, azap korkusuyla âbitlerin kutsaması, yakınlık nuruyla âriflerin kalpleri, hakikatlerin keşfiyle muhiplerin ruhları üzerinde galip olandır. Sufî şeyhleri Kahhâr ismi hakkında şöyle derler: "Allah, âbitlerin nefsleri üzerinde galip olup onları kendi itaatine alan Kâhir; taliplerin kalpleri üzerinde egemen olup onları kendi müşahede kerem ve lütfüne dost kılan Kahhâr'dır." Yine şöyle derler: "Kâhir, egemenlik makamında kendisine karşı koyana galebe çalan, kimsenin kendisini âciz bırakamadığı Allah'tır."1
Kâhir
Nr. 68 · ESMA_068 · {'sure_name': "En'âm", 'sure': 6, 'ayet': 18, 'sure_name_quran': 'EN’AM'} ✓
„O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır."
Allah'ın güzel isimlerinden Kâhir, Kur'ân-ı Kerîm'de iki defa zikrolunur (diğeri için bk. En'âm, 6:61). Kâhir; güçlü, gazap eden ve bütün varlıkları idaresi altına alan demektir. Her şey Allah'ın saltanatının altında olduğundan Allah bu isimle tesmiye olunmuştur. Dünyada var olan her şey O'nun karşısında hor ve hakirdir. O'nun hüküm ve iradesi cansızlar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar üzerinde etkilidir. İstediğine can verir, istediğini öldürür. Kâhir ismi kâfirlere ayetlerle, inatçılara apaçık delillerin gösterilmesiyle, müminlere ise kalplere rahmet kapılarının açılmasıyla zâhir olur.
Kâim
Nr. 69 · ESMA_069 · {'sure_name': "Ra'd", 'sure': 13, 'ayet': 33, 'sure_name_quran': 'RA’D'} ✓
„Herkesin kazandığını gözetleyip muhafaza eden, (hiç böyle yapamayan gibi olur mu?). Onlar Allah'a ortaklar koştular."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir defa zikrolunan Kâim ismi Allah'ın herkesi koruyup gözettiği, her şey üzerinde egemen olduğu anlamına gelir.
Karîb
Nr. 70 · ESMA_070 · {'sure_name': 'Bakara', 'sure': 2, 'ayet': 186, 'sure_name_quran': 'BAKARA'} ✓
„Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): "Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm.""
Allah'ın güzel isimlerinden Karîb ismi Kur'ân'da üç defa geçer (diğerleri için bk. Hûd, 11:61; Sebe, 34:50). Allah, Karîb'dir; yani yaratıklarına mutlak kudretiyle manen yakındır. Öyle ki mutlak kudretiyle yaratıkları arasında herhangi bir aracı yoktur. Kimileri bu mübarek ismi tefsir ederken, Allah kendisini çağıran kullarına yakındır, demişlerdir. Karîb, Allah, özleri ve bâtınları bilen, hatta kalplerin niyetlerinden ve vesveselerinden haberdar olandır, anlamına gelir diyenler de olmuştur. Allah'ın yakınlığı söz konusu olunca madde âlemine özgü olan zamansal ve mekânsal yakınlıktan söz edilemez. Dûst nezdîkter ez men be-men est Vîn acepter ki men ez vey dûrem Çe kunem bâ ki tevân goft ki û Der kenâri men o men mehcûrem. Dost bana benden daha yakındır Tuhaf olansa benim ondan uzaklığım Ne edeyim, kime diyeyim! O benim yanımdayken ben uzaktayım.
Kaviyy
Nr. 71 · ESMA_071 · {'sure_name': 'Şûrâ', 'sure': 42, 'ayet': 19, 'sure_name_quran': 'ŞURA'} ✓
„Allah kullarına lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür."
Allah'ın güzel isimlerinden bir diğeri olan Kaviyy ismi Kur'ân-ı Kerîm'de yedi defa tekrarlanır ve Allah'ın genel, sonsuz, tam ve kâmil kudretini bildiren bir sıfattır. Bizatihi kudret Allah'ın zatına mahsustur. Diğer bütün kudretler, gerçek Kavî'nin, bizatihi kudret ve kuvvet sahibi olan Allah'ın kudretine bağımlıdır. Kaviyy'nin anlamları şu şekilde sıralanmıştır: – Kuvvetine son olmayan; indinde bütün kudretlerin küçüldüğü varlık. – Zatında, sıfatlarında ve fiillerinde hiçbir eksiklik bulunmayan. – Kudreti ve azameti kâmil ve üstün olan, asla yenilmeyen. Nitekim kuvveti bütün kuvvetlerin üzerindedir.
Kayyûm
Nr. 72 · ESMA_072 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 1, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„Elif. Lam. Mim. Hayy ve kayyum olan Allah'tan başka ilah yoktur."
Esmâ-i hüsnadan bir diğer isim olan Kayyûm ismi Kur'ân'da üç defa zikrolunur (diğerleri için bk. Bakara, 2:255; Tâ-Hâ, 20:111). Kayyûm, kendi kendine var olan, gayrisine kıvam, biçim bahşeden demektir. Nitekim her varlığın varlığı ve devamı Kayyûm'a bağlıdır. Râğıb Müfredât'ta el-Kayyûm ismiyle ilgili olarak şöyle yazar: Kayyûm, bütün varlıkları ayakta tutan, onları koruyup gözetendir. Kayyûm, her varlığa, onun biçim ve bekasının gereği olan şeyi bağışlayandır. Bu anlam, Kur'ân'da zikrolunan anlamdır: "Bizim Rabbimiz, her şeye hılkatini (varlık ve özelliğini) veren, sonra da doğru yolu gösterendir, dedi.2 Söylendiği üzere Kayyûm ismi, kıvam ve güç veren demektir. Bu isimle zikretmek sorunların ortadan kalkmasında oldukça etkilidir. Elbette bu zikrin etkili olması için kabiliyetin tam olması gerekir. Hz. Vasî Emiru'l-müminîn Ali (a.s) şöyle buyurur: Bedir Savaşı'nda Resûllullah'ın (s.a.a) o zor ve korkutucu durumda düşman karşısında ne yapacağını görmek istedim. O'nu secde hâlinde sürekli Yâ Hayyu, Yâ Kayyûm derken gördüm. Rivayetin devamında şöyle buyurur: Birkaç defa gidip geldim, O hâlâ secdedeydi ve Yâ Hayyû, Yâ Kayyûm'dan başka bir şey söylemiyordu. Bu mukaddes zikri o kadar çok tekrarladı ki sonunda Allah O'nu savaşta muzaffer kıldı.1 Allâme Tâbâtâbâî, Kayyûm isminin hakikati konusunda şöyle yazar: "Kayyûm ismi, Allah hakkında sabit olan bütün izafî isimlerin anası ve kökenidir. Söz gelimi, Hâlık, Râzık, Mubdi', Muîd, Muhyî, Mumît, Gafûr, Rahîm, Vedûd gibi isimler tür olarak zat dışındaki anlamlara delalet ederler."2 Kayyûm isminin şu anlamlara geldiği söylenmiştir: Her şey üzerinde kaim olan; varlık âlemindeki bütün işleri yöneten, düzenleyen; her şeyi gözetip koruyan; bütün varlıklara kıvamlarını bulmaları için bağışlarda bulunan; daimî olup her şeye kıvam veren; her şeyin fenasından sonra ayakta kalan."
Kebîr
Nr. 73 · ESMA_073 · {'sure_name': 'Hac', 'sure': 22, 'ayet': 62, 'sure_name_quran': 'HAC'} ✓
„Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür."
Kur'ân-ı Kerîm'de sekiz defa zikrolunan Kebîr ismi, yüce, celal ve ceberut sahibi, her türlü ölçü ve vasıftan daha yüce olan anlamlarına gelir. Allah, mahlûkata benzemekten yüce olduğu, O'nun büyüklüğü ve azameti karşısında her şeyin ve herkesin büyüklüğünün küçüldüğü, vasıflandırılmaktan yüce olduğu, akıl kahredici yücelik ve kudretini algılamaktan âciz olduğu için bu isimle tesmiye olunmuştur.
Kerîm
Nr. 74 · ESMA_074 · {'sure_name': 'Neml', 'sure': 27, 'ayet': 40, 'sure_name_quran': 'NEML'} ✓
„Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir."
Allah'ın isimlerinden olan Kerîm ismi Kur'ân-ı Kerîm'de dört yerde Allah'a nispet edilir. Kerîm ismi farklı şekillerde tefsir edilmiştir. Allah Kerîm'dir çünkü: – Zatında, sıfatlarında ve fiillerinde güzeldir. Bağışı bol, ihsanı devamlı ve keremi geniştir. – Birisine bir şey bağışlarken kimseden korkmaz, çekinmez. – Günahkârların tövbesini kabul eder, onları ümitsiz bırakmaz. Kerîm ve İkrâm isimlerinin başka bazı anlamlarına daha değinilmiştir ki biz bunlardan bir kısmını İkrâm isminin açıklamasında zikrettik.
Kuddûs
Nr. 75 · ESMA_075 · {'sure_name': 'Haşr', 'sure': 59, 'ayet': 23, 'sure_name_quran': 'HAŞR'} ✓
„O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir."
Esmâ-i hüsnadan olan Kuddûs ismi Kur'ân-ı Kerîm'de iki defa geçer (diğeri için bk. Cuma, 62:1). Kuddûs, kuds sıfatının mübalağa kipi olup temizlik ve paklık anlamlarına gelir. Allah bağlamında kuddûs ayıplardan ve eksikliklerden temiz olan anlamına gelir. Allah izzet makamında aklın kavrayış gücüyle hayal, düşünce ve duyum tasavvurunun sınırlarının üzerindedir. Allah'ın en küçük yaratıklarının zatını ve künhünü anlamaktan âciz olan insan Allah'ın mukaddes zatını algılamaya nasıl güç yetirebilir? Büyük âlimlerden bazıları, Allah âlemde tasavvur olunabilecek her türlü kusur ve eksiklikten müberradır denilmemesi gerektiğine inanırlar. Zira böyle konuşmak edebe aykırıdır. Bunun yerine, Allah Kuddûs'tür; yani hakkında söylenilen kâmil sıfatlardan da daha yücedir, denilmelidir: "Hâşâ! O, onların ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir."1 İnsanın kapasitesi Allah'ı layığı veçhiyle vasıflandıramaya güç yetirecek hadde değildir. Zira Allah'ın mukaddes zatının makamı, beşerî aklın sınırlarının ötesindedir: "Allah'ı gereği gibi tanımadılar."2
Latîf
Nr. 76 · ESMA_076 · {'sure_name': "En'âm", 'sure': 6, 'ayet': 103, 'sure_name_quran': 'EN’AM'} ✓
„O, görülemez olandır ve her şeyden haberdardır."
Latîf ismi Kur'ân'da sekiz defa geçer. Allah'a bu ismin nispet edilmesinin nedenleri şöyle sıralanabilir: – Duyumlar O'nu idrak edemez. Nitekim mezkûr ayetin başında "Gözler O'nu göremez; hâlbuki O, gözleri görür." buyurulmaktadır. – İşlerin inceliklerinden haberdardır ve kendi işinde ustadır: "Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir. Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır."4 – Kulların farkına varmadığı gizli yollardan iyilikte bulunur. Başka bir deyişle gizlice kullarını hidayet eder: "Allah kullarına lütufkârdır, kulları konusunda dakiktir, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür."5 – Kullarına iyilikte bulunur, onları nimetlendirir veya fiilleri o kadar latif ve güzeldir ki duyumlar onları algılayamaz. Veyahut latîf, gizlilikleri ve işlerin inceliklerini bilen demektir. – Amelin başlangıcında kullarına muvaffakiyet verip amelin sonunda onu kabul eden.
Mâliku'l-Mülk
Nr. 77 · ESMA_077 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 26, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„(Resulüm!) De ki: "Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım!""
Mâliku'l-Mülk ismi Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçer. Allah âlemi, yeri, göğü ve ikisi arasındakileri yaratan olduğundan saltanat ve yöneticilik O'na aittir ve malikiyeti tekvînîdir. İnsanın malikiyeti ise görecelidir. Ebû Süleyman Hattâbî Maliku'l-Mülk ismini şöyle tefsir eder: Mülk O'na aittir, kime isterse verir. Kimi zaman bunun anlamı meliklerin malikidir; yani padişahların sahibidir. Bu, rablerin rabbi, seyitlerin seyyidi demeye benzer. Kimi zaman ise vârisu'l-mülk anlamına gelir ki bunda kıyamet gününe işaret vardır. Zira kıyamet gününde mülkün sahibi olduğunu iddia edip O'nunla tartışacak kimse olmayacaktır. Allah şöyle buyurur: "İşte o gün, gerçek mülk (hükümranlık) çok merhametli olan Allah'ındır."2
Mecîd
Nr. 78 · ESMA_078 · {'sure_name': 'Hûd', 'sure': 11, 'ayet': 73, 'sure_name_quran': 'HUD'} ✓
„O, övülmeye layıktır, iyiliği boldur."
Allah'ın güzel isimlerinden olan Mecîd ismi Kur'ân-ı Kerîm'de iki defa geçer (diğeri için bk. Burûc, 85:15). Şeref anlamına gelen mecd kökünden türeyen Mecîd ismi Mâcid isminin mübalağa kipidir. Allah Mecîd'dir; çünkü şerefliliği tam ve kâmildir. Zatında, sıfatlarında ve fiillerinde azamet, üstünlük, yücelik ve şeref sahibidir. Mecîd, zatı şerif, fiilleri güzel, bağışı bol, keremi geniş olandır, denilmiştir. Yine, Mecîd şerefliliğinin sonu olmayan, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde şeref sahibi olup mülkünde güzel olandır da denilmiştir.
Melik
Nr. 79 · ESMA_079 · {'sure_name': 'Nâs', 'sure': 114, 'ayet': 1, 'sure_name_quran': 'NAS'} ✓
„De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, insanların Melikine."
Kur'ân-ı Kerîm'de dört defa zikrolunan2 Melik ismi bütün mahlûkat üzerinde hükümran olan anlamına gelir. Râğıb Müfredât'ında melik sözcüğünü şöyle tanımlar: "Melik, yönetim gücü olan ve bütün toplumsal sınıfları alıkoyma gücüne sahip bulunan kişidir." Melik sözcüğünün bir başka anlamı maliktir. Allah, bütün mümkün âlemlerin maliki, sahibidir. Göklerin ve yerin sahibi, cisimlerin ve duyulabilir şeylerin sahibi, mana ve soyut âleminin maliki, kıyamet gününün ve ölümden sonraki diriliş âleminin malikidir: "De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin."3 Merhum Feyz Kâşânî Melik ismini şöyle tefsir eder: "Allah, zatında ve sıfatlarında bütün varlıklardan müstağnidir; bütün varlıklar ona muhtaçtır. Hatta birbirleriyle ilişkileri açısından da varlıklar Allah'tan müstağni değildir. Ayrıca her varlık zatında, sıfatında, varlığında ve bekasında O'na muhtaçtır. O'nun mukaddes zatı dışında her şey sahip olunandır (memluk). Her şeyden müstağni olan O'dur. Buna göre mutlak malik de O'dur."4
Metîn
Nr. 80 · ESMA_080 · {'sure_name': 'Zâriyât', 'sure': 51, 'ayet': 58, 'sure_name_quran': 'ZARİYAT'} ✓
„Şüphesiz rızk veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır."
Allah'ın güzel isimlerinden olan ve Kur'ân-ı Kerîm'de yalnızca bir yerde geçen Metîn ismi sabit, güçlü ve sağlam anlamlarına gelir. Metânet sözcüğünden türeyen bu isim bir şeyin sağlamlığına delalet eder. Allah Metîn'dir demek, o kadar güçlüdür ki her şeye kadirdir; hükmetmede, sağlamlaştırmada ve yardım ulaştırmada başkasına ihtiyaç duymaz, demektir. Kimileri, Metîn kudreti kâmil olan, yeryüzünde ve gökyüzünde kendisini âciz kılacak bir şey bulunmayandır, demiştir. Metîn, güçte ve şiddette her şeyden üstün olandır da denilmiştir.
Mevlâ
Nr. 81 · ESMA_081 · {'sure_name': 'Muhammed', 'sure': 47, 'ayet': 11, 'sure_name_quran': 'MUHAMMED'} ✓
„Bu, Allah'ın, inananların yardımcısı olmasından dolayıdır. Kâfirlere gelince, onların yardımcıları yoktur."
Mübarek Mevlâ ismi Kur'ân-ı Kerîm'de dokuz defa zikrolunur. Rab, efendi, malik, nimet veren, özgür kılan, muhip, dost, tâbi, komşu, yemin eden gibi anlamlara gelen Mevlâ sözcüğünün Kur'ân'daki anlamı şöyledir: – Yardımcı olan. Yukarıdaki ayette olduğu gibi. – Velî ve yetki sahibi olan. Hz. Peygamber (s.a.a) hakkında şöyle buyurulur: "Peygamber, inananlar üzerinde, kendilerinden ziyade tasarruf ve velayet sahibidir." – İşlerin yönetimi ve tedbiri: "Allah, inananların velîsidir."3; "Allah müminlerin velîsidir."4
Mubdî
Nr. 82 · ESMA_082 · {'sure_name': 'Burûc', 'sure': 85, 'ayet': 13, 'sure_name_quran': 'BÜRUC'} ✓
„Bilin ki O, (kâinat yokken) ilk olarak yaratan, (ölümden sonra tekrar hayatı) geri getirendir."
Allah'ın fiilî sıfatı olan Mubdî mübarek ismi Kur'ân-ı Kerîm'de on defa geçen "yubdî" fiilinden türemiş olup hadîslerde Mubdî şekliyle geçmektedir. Mubdî, yaratılışı ortaya çıkaran, varlığa getiren anlamına gelir.
Mubîn
Nr. 83 · ESMA_083 · {'sure_name': 'Neml', 'sure': 27, 'ayet': 79, 'sure_name_quran': 'NEML'} ✓
„O hâlde sen Allah'a güvenip dayan. Çünkü sen apaçık hakikat üzeresin."
Allah'ın güzel isimlerinden bir diğeri olan Mubîn ismi Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçer. Mubîn isminin iki anlamı olduğu belirtilmiştir. Birinci anlama göre Allah'ın mukaddes zatı öylesine zâhir ve aşikârdır ki gizliliği zuhurunun şiddetinden kaynaklanmaktadır. İkinci anlama göre ise Allah kemal sıfatlarını ve güzel idaresini, kendisini tanımaları için mahlûkata açıklar ve bu tanıma sayesinde O'nu yüceltmeye ve ihsanına layık olurlar.
Mucîb
Nr. 84 · ESMA_084 · {'sure_name': 'Hûd', 'sure': 11, 'ayet': 61, 'sure_name_quran': 'HUD'} ✓
„Çünkü Rabbim çok yakındır ve icabet edendir."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde zikrolunan Mucîb isminin iki anlamı vardır: Kendisinden isteyene istediğini veren ve kendisiyle konuşana icabet edip kendisini çağırana cevap veren. Allah, dua edenlerin duasını kabul ettiğinden, duadan önce onlara nimet verdiğinden, seslenmeden önce sesleneni yücelten olduğundan bu isimle isimlendirilmiştir. Zira O, hacetler dile getirilmeden hacetleri bilen, aslında kendi zikrini kullarına hatırlatandır.
Muhît
Nr. 85 · ESMA_085 · {'sure_name': 'Nisâ', 'sure': 4, 'ayet': 126, 'sure_name_quran': 'NİSA'} ✓
„Allah her şeyi kuşatmıştır."
Kur'ân-ı Kerîm'de beş defa zikrolunan Muhît her şeyi kuşatan; hiçbir varlığın kudretinin ve ilminin dışında olmayan demektir. Allah, her şeyin varlığını, türünü, cinsini, keyfiyetini, yaratılış gayesini, yaratılış faydasını ve bilahare her şeyin fena ve ölümünü bildiğinden dolayı bu isimle isimlendirilmiştir. Böyle bir ilmî kuşatıcılık, Allah'ın peygamberlere ve Ehlibeyt İmamları gibi bazı insanlara nasip etmesinin dışında, Allah'tan gayrisi için düşünülemez. Allah şöyle buyurur: "O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler."2
Muhyî
Nr. 86 · ESMA_086 · {'sure_name': 'Rûm', 'sure': 30, 'ayet': 50, 'sure_name_quran': 'RUM'} ✓
„Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şeye kadirdir."
Kur'ân-ı Kerîm'de iki defa zikrolunan (diğeri için bk. Fussilet, 41:39) Muhyî ismi ölüleri dirilten anlamına gelir. Hayat sözcüğü çeşitli anlamlarda kullanılır. Bitkilerde ve hayvanlarda gelişme, büyüme gücünden kaynaklanan yaşam; hissî, ilmî yaşam; gamın yok oluşuyla hâsıl olan hayat; ezelî olan uhrevî hayat ve Allah'ın vasıflandırıldığı hayat bunlardan bazılarıdır. Allah Muhyî'dir demek şu anlama gelir: Allah her şeye hayat verir. Bitkisel, hayvansal, duygusal, bilimsel, aklî hayat, gamın yok oluşuyla hâsıl olan hayat, uhrevî hayat vb. Hayatın bütün bu çeşitlerinin hepsini Yüce Allah bağışlar.
Muîd
Nr. 87 · ESMA_087 · {'sure_name': 'Burûc', 'sure': 85, 'ayet': 13, 'sure_name_quran': 'BÜRUC'} ✓
„Bilin ki O, (kâinat yokken) ilk olarak yaratan, (ölümden sonra tekrar hayatı) geri getirendir."
Kur'ân-ı Kerîm'de on üç defa geçen "yuîd" fiilinden türeyen ve Allah'ın güzel isimlerinden olan Muîd ismi geri getiren, halkı kendisine döndüren anlamına gelir. Kastedilen kıyamet günü ve insanların Allah tarafından amellerinden hesaba çekilecekleri ahiret sorgusudur. Kur'ân'da türev hâli olan Muîd ismi geçmemektedir. Ancak mesûr dualarda Muîd ismine rastlanmaktadır.
Mukît
Nr. 88 · ESMA_088 · {'sure_name': 'Nisâ', 'sure': 4, 'ayet': 85, 'sure_name_quran': 'NİSA'} ✓
„Allah her şeyin karşılığını vericidir."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçen mübarek Mukît ismi rızkı yaratan anlamına gelir. Gıda maddelerini bedenlere ulaştıran O'dur. Gıda manevî gıdaları da kapsar; yani Allah Teâlâ marifetleri kalplere ulaştırır. Kimi zaman Mukît ismi varlıklar üzerinde sulta sahibi olmak anlamına da gelir. Bu durumda ilim ve kudret birlikte anlaşılır. Mukît isminin muktedir, koruyup gözeten, bağışlayan, şahit gibi başka anlamları olduğu da zikredilmiştir.
Muktedir
Nr. 89 · ESMA_089 · {'sure_name': 'Kehf', 'sure': 18, 'ayet': 45, 'sure_name_quran': 'KEHF'} ✓
„Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir."
Muktedir ismi Kur'ân-ı Kerîm'de dört defa zikrolunur (diğerleri için bk. Zuhruf, 43:42; Kamer, 54:42, 55). Güç sahibi, kadir anlamına gelen Muktedir ismi her şeye kadir olduğundan dolayı Allah'a nispet edilmiştir.
Musavvir
Nr. 90 · ESMA_090 · {'sure_name': 'Haşr', 'sure': 59, 'ayet': 24, 'sure_name_quran': 'HAŞR'} ✓
„O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir defa zikrolunan Musavvir ismi mahlûkların suretlerini, şekillerini yoktan var eden anlamına gelir. O, her varlığa hikmeti muktezasınca suret verir. Musavvir isminin iki anlamı daha olduğu belirtilmiştir: Varlıkların suretlerini ve keyfiyetlerini irade ettiği gibi yaratan ve varlıklara düzenli ve mürettep bir suret veren. Nitekim Allah her bir varlığa onu diğerinden ayıran kendine has bir şekil ve suret vermiştir.
Müheymin
Nr. 91 · ESMA_091 · {'sure_name': 'Haşr', 'sure': 59, 'ayet': 23, 'sure_name_quran': 'HAŞR'} ✓
„O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selamet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir defa zikrolunan Müheymin ismi, şahit, emin, emanetçi, sırları bilen, kullarının sözlerine ve amellerine şahit olan, kullarının yaratılışına, fiillerine, rızklarına ve yaşamlarına şahit olan ve varlıklar üzerinde sulta kuran anlamlarına gelir. Bu isim, Allah dışında bir varlığa nispet edilemez. Zira varlıkların künhüne ve insanın batınına, en gizli noktasına şahit olan anlamına gelmektedir. Açıktır ki Allah dışında bir varlık bütün bunlara şahit olamaz.
Mümin
Nr. 92 · ESMA_092 · {'sure_name': 'Haşr', 'sure': 59, 'ayet': 23, 'sure_name_quran': 'HAŞR'} ✓
„O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selamet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçen Mümin ismi güveni muhafaza eden, vaadine vefa gösteren, kullarını koruyup gözeten ve kulların himayesinde emniyette oldukları anlamlarına gelir. İman ve aman sözcükleri bu isimle aynı kökten türemişlerdir. İman tasdik anlamına gelir. Allah, kullarına verdiği vaadi tasdik ettiğinden Mümin ismiyle tesmiye olunur. Allah'a nispet edildiği durumlarda bu isim şu anlamlara gelir: Kendisini bir ve tek gören: "Allah, ondan/kendisinden başka ilâh olmadığına şahitlik etti."2 Velî kullarına azap, kullarına ise zulüm konusunda emniyete kavuşturan. Emniyeti var edip kalplere huzur veren ve son olarak kendisini ve velîlerini tasdik eden.
Müsteân
Nr. 93 · ESMA_093 · {'sure_name': 'Yûsuf', 'sure': 12, 'ayet': 18, 'sure_name_quran': 'YUSUF'} ✓
„(Yakub Yusuf'un kardeşlerine) dedi ki: Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah'tır."
Kur'ân-ı Kerîm'de iki defa geçen (diğeri için bk. Enbiyâ, 21:112) Müsteân ismi yardımcı, kendisinden yardım istenen anlamına gelir. İnsan ister ruhsal olsun, ister fiziksel olsun, her işi Allah'ın yardımıyla gerçekleştirmelidir. İnsan bulunduğu her durumda Allah'ın yardımına muhtaçtır. Nitekim yardım eden Müsteân O'dur. İstiânet, yardıma çağırılan olmak sıfatı Allah'tan gayrisine nispet edilemez. Diğer bütün yardımlar Allah'ın yardımının paralelindedir. Zira sebeblerin yaratıcısı, müsebbibi Allah'tır. Diğer her şey ancak bir vesile olabilir, her hangi bir bağımsızlığa sahip değillerdir.
Müteâl
Nr. 94 · ESMA_094 · {'sure_name': "Ra'd", 'sure': 13, 'ayet': 9, 'sure_name_quran': 'RA’D'} ✓
„O, görüleni de, görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçer. Bir tür mübalağa içeren Müteâl ismi yücelik, çok yücelik, üstünlük anlamına gelir. Allah'ın Müteâl oluşunun üç anlamı olduğu belirtilmiştir. Birinci anlama göre Allah zatında ve sıfatlarında yüce ve kâmildir. İkinci anlama göre kudreti her şeyin üzerindedir ve kemali her şeyi önceler; azametiyle bütün yaratıklardan yücedir. Üçüncü anlama göre ise mukaddes zatı bütün mahlûkattan müstağni, varlığının zorunluluğu açısından ise bütün kâinattan müstağnidir.
Mütekebbir
Nr. 95 · ESMA_095 · {'sure_name': 'Haşr', 'sure': 59, 'ayet': 23, 'sure_name_quran': 'HAŞR'} ✓
„O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selamet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir."
Esmâ-i hüsnadan olan Mütekebbir ismi Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçer. Bu isimde yatan inceliği anlamak için basiret sahibi olmak, aklı kullanmak gerekir. Kibriya sözcüğünden türeyen mütekebbir sözcüğü azamet anlamına gelir. Allah Mütekebbir'dir; yani yaratıklarını kendisine oranla hor ve hakir görür. Kendisi dışında bir varlığı azamet ve kibraya sahibi görmez. Gayriye bakışı efendinin köleye bakışı gibidir. Böyle bir büyüklük ancak varlığı sonsuz olan Allah'a özgüdür. Mütekebbir, Allah'ın mahlûkların sıfatlarından münezzeh olduğu anlamına da gelir. O, birisinin O'nun karşısında üstünlük taslayamayacağı kadar yücedir.
Nasîr
Nr. 96 · ESMA_096 · {'sure_name': 'Nisâ', 'sure': 4, 'ayet': 45, 'sure_name_quran': 'NİSA'} ✓
„Ve bir yardımcı olarak Allah kâfidir."
Esmâ-i hüsnadan olan ve Kur'ân-ı Kerîm'de on bir defa tekrarlanan Nasîr ismi nâsır sözcüğünün mübalağa kipi olup yardımcı anlamına gelir.
Nûr
Nr. 97 · ESMA_097 · {'sure_name': 'Nûr', 'sure': 24, 'ayet': 35, 'sure_name_quran': 'NUR'} ✓
„Allah, göklerin ve yerin nurudur."
Nûr ismi Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde zikrolunur. Allah Nûr'dur. Şöyle ki kendisi bizatihi zâhirdir ve gayrisini nuruyla aşikâr eder, aydınlatır. Nûr isminin şu anlamlara geldiği zikredilmiştir: – Hidayetiyle istediğini irşat eden efendi. – Hidayet edip kullarını eğiten. – Âlemi aydınlatıp varlıkları yokluk karanlığından varlık nuruna çıkaran ve onlara kendi elbisesinden giydirip bu bağışıyla onlara merhamet eden. – Tevhidiyle sâdıkların kalplerini, teyidiyle muhiplerin derunlarını aydınlatan. – Marifet nuruyla âriflerin kalplerini, ibadet nuruyla âbitlerin nefslerini ihya eden. – Yokluğu asla kabul etmeyen zâhir; gayri yokluk karanlığından varlık nuruna çıkaran. Varlığıyla bütün varlıkları feyizlendiren, nuruyla bütün mahlûkata yardım eden Nûr. O, her karanlığın nuru, her gizliliğin ortaya çıkarıcısıdır.
Rabb
Nr. 98 · ESMA_098 · {'sure_name': 'Tevbe', 'sure': 9, 'ayet': 129, 'sure_name_quran': 'TEVBE'} ✓
„Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın rabbidir."
Rabb ismi Kur'ân-ı Kerîm'de doksan yedi kez tekrarlanır. Birçok anlamı olan Rabb kelimesinin başlıca anlamları şunlardır: Malik, birleştiren, yöneten, yoldaş, refik, daim, hâlik, dönüştüren ve düzenleyen. Rab sözcüğü terbiye sözcüğünden türemiştir. Râğıb Müfredât'ında Rab sözcüğüyle ilgili olarak şunları yazar: Rabb aslında terbiye etmek anlamına gelir. Bir şeyi terbiye etmek ise onu layık olduğu yetkinliğin en üst derecesine ulaştırmaktır. Sözcük Allah dışındaki varlıklar için mecazî anlamda kullanılabilir; mecazî anlam dışında başka bir varlığa bu ismin nispet edilmesi caiz değildir. Zira yalnızca Allah mürebbidir ve yalnızca O varlıkların maslahatını üstlenmiştir. Varlıkları yalnızca O terbiye eder; ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar O'nun dışındakilerin terbiye etme yöntemleri sınırlıdır. Yüce Allah âbitlerin nefslerini teyit, taliplerin kalplerini muhkem, âriflerin ruhlarını tevhit ile terbiye eder. Zâhitlerin işlerini inayetinin güzelliğiyle, âbitlerin işlerini kifayetinin hüsnüyle, vâsılların işlerini ise ezelî inayetiyle ıslah buyurur. Âriflerden bazıları Rab isminin Allah'ın ism-i a'zamı olduğuna inanmışlardır. Zira Allah çok defa bu isimle isimlendirilmiştir. Bu ismin tesiri hakkında çok sayıda rivayet nakledilmiştir. Teberrük maksadıyla biz burada iki rivayeti naklediyoruz: Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurur: Allah'ın kullarından bir kul şöyle der: "Ey Rabbim! Hamd, vechinin celali ve saltanatının azametinin gerektirdiği şekliyle sana özgüdür." Kâtip melekler bu münacatın ve şükrün karşılığı olan sevabın ne olduğunu bilmediklerinden Allah'a yönelirler ve "Ey Rabbimiz! Bir kul öyle şeyler dedi ki biz ne yazacağımızı bilmiyoruz." derler. Kulunun ne söylediğini bildiği hâlde Allah, "Kulum ne dedi söyleyin." buyurur. Melekler: "Rabbimiz o, ey Rabbim! Hamd, vechinin celali ve saltanatının azametinin gerektirdiği şekliyle sana özgüdür, dedi." derler. Allah o iki meleğe şöyle buyurur: "Siz kulumun söylediklerini olduğu gibi yazın. Benim mülakatıma nail olduğu gün münacatının sevabını vereceğim." buyurdu.1 Ebî Abdullah İmam Cafer Sâdık (a.s) şöyle buyurur: Her kim on defa "Yâ Rab! Yâ Râb!" derse ona "Söyle, hacetin nedir?" denilir.2
Rabbu'l-Arş
Nr. 99 · ESMA_099 · {'sure_name': 'Tevbe', 'sure': 9, 'ayet': 129, 'sure_name_quran': 'TEVBE'} ✓
„Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın rabbidir."
Kur'ân-ı Kerîm'de altı defa zikrolunan bu mübarek isim Arş'ın sahibi, maliki anlamına gelir.
Rahmân ve Rahîm
Nr. 100 · ESMA_100 · {'sure_name': 'Fatiha', 'sure': 1, 'ayet': 3, 'sure_name_quran': 'FATİHA'} ✓
„O, Rahmân ve Rahîmdir."
Rahmân ismi Kur'ân-ı Kerîm'de elli altı defa, Rahîm ismi ise iki yüz yirmi sekiz defa geçer. Bu iki isim rahmet kökünden türemiştir. Rahmet sözcüğü sözlükte, rikkat, yumuşaklık ve iyiliği, bağışlamayı ve ihsanı beraberinde getiren duygulanım anlamına gelir. Fakat bu anlam Allah bağlamında doğru değildir. Zira infial eksikliktir ve Allah hakkında herhangi bir eksiklik düşünülemez. Allah bağlamında rahmet hayrı, muhtaçlara bağışlamak ve inayet etmek anlamına gelir. Merhum Feyz Kâşânî değerli İlmu'lYakîn kitabında Rahmân ve Rahîm isimleriyle ilgili olarak şunları yazar: Rahmân ve Rahîm isimleri rahmet kökünden türemiştir ki Allah'ın muhtaçlara iyilik etmesi anlamına gelir. Rahmetin üç derecesi vardır: Tam, genel ve kâmil. Allah'ın rahmeti, irade etmesi durumunda muhtaçların hacetlerini eksiksiz biçimde hayırla sonuçlandırır. Bu anlamda rahmet tamdır. Allah rahmetini dünyada ve ahirette ister gerekli olsun, ister olmasın hak eden etmeyen herkese inayet buyurduğundan rahmet geneldir. Allah'ın rahmeti insanın rahmeti gibi kalp yumuşaması ve acıma duygusu nedeniyle ortaya çıkmadığından; muhataba yönelik yalnızca bir inayet ve bir iyilik olduğundan kâmildir. Rahmân ve Rahîm İsimleri Arasındaki Fark Rahmân ve Rahîm isimleri arasındaki farkla ilgili olarak biz burada İmam Cafer Sâdık'tan (a.s) nakledilen iki rivayeti zikretmekle yetineceğiz. İmam Cafer Sâdık (a.s) şöyle buyurur: Allah, her şeyin ilâhîdır; bütün yaratıklarına karşı Rahmân, sadece müminlere karşı ise Rahîm'dir.1 İmam Cafer Sâdık'tan (a.s) şöyle rivayet edilir: Rahmân, genele ait özel bir isimdir; Rahîm ise özele ait genel bir isimdir.1 Rahmân ismi Allah dışında bir varlığa nispet edilemeyecek özel bir isimdir. Rahîm isminin ise Allah dışındaki varlıklar için kullanılmasında sakınca yoktur. Diğer taraftan Allah'ın rahmânlık sıfatı bütün yaratıklarını kapsar, ancak rahîmlik sıfatı müminlere özgüdür. Allah'ın dünyada Rahmân ahirette Rahîm olduğunu söyleyenler de olmuştur. Bunun nedeni şudur: Dünyada Allah'ın rahmeti mümin kâfir herkesi içine alırken ahirette yalnızca müminlere özgü olacaktır. Kur'ân'da da bunu teyit eden bir ayet vardır. Şöyle buyurur: "Allah, sadece müminlere karşı çok merhametlidir, rahîmdir."2
Rakîb
Nr. 102 · ESMA_102 · {'sure_name': 'Nisâ', 'sure': 4, 'ayet': 1, 'sure_name_quran': 'NİSA'} ✓
„Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir."
Kur'ân-ı Kerîm'de üç defa (diğerleri için bk. Mâide, 5:117; Ahzâb, 33:52) zikrolunan Rakîb ismi ihtiyar sahibi olan, kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan koruyucu anlamına gelir. Allah hem vücuda getiren, hem bekayı sağlayan, hem de varlıkları koruyup gözetleyen nedendir: "Allah her şeyi gözetler."4 Allah, Rakîb'dir, çünkü âlemdeki bütün varlıkların durumundan haberdardır ve onları gözetler. Rakîb sözcüğünün şu anlama geldiği de belirtilmiştir: Gaflette bulunmayan gözetleyici; gaip olmayan hazır; mahlûkatın hâlleri kendisine gizli kalmayan; kullarının hâllerini görüp sözlerini işiten; kullarına murakabe eden; kullarının amellerini sayan; kullarının batınlarını bilen; kendisinden hiçbir şey gaip olmayan.
Raûf
Nr. 103 · ESMA_103 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 30, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„Allah kullarına çok şefkatlidir, raûfdur."
Esmâ-i hüsnadan olan Raûf ismi Kur'ân-ı Kerîm'de on bir kez geçer. Allah'ın rafet sıfatı, rahmanlık sıfatı gibi, genişliğe sahiptir. Allah'ın günahkârlara yönelik rafeti, şefkati onların tövbelerini kabul etmesidir. Velî kullarına yönelik rafeti ise onlara ismeti, korunmuşluğu bağışlaması şeklindedir. Lütfüyle bağışladığı, şefkatiyle minnet ettiği için Allah'a rafet sıfatının nispet edildiği söylenmiştir. Yine, Allah'ın rafeti ile ilgili olarak O'nun velîlerine yönelik rafetinin onları hata ve yanılmadan koruması; fazl ve inayetiyle onlara kifayet etmesi olduğu söylenmiştir. Allah'a, gördüğü ayıbı gizlediği, gizlediği günahları bağışladığı için Raûf denildiği de söylenmiştir.
Refîu'd-Derecât
Nr. 104 · ESMA_104 · {'sure_name': 'Mümin', 'sure': 40, 'ayet': 15, 'sure_name_quran': 'MÜ’MİN'} ✓
„Dereceleri yükselten, Arş'ın sahibi Allah."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde zikrolunur. Hafz'ın karşıt anlamlısı olan ref' sözcüğü ile ilgili olarak Râğıb Müfredât'ında şunları kaydeder: Ref sözcüğü bazen cisimler hakkında: "Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten Allah'tır."3; bazen bina etmek anlamında: "Bir zamanlar İbrahim Beyt'in temellerini yükseltiyordu.'4; bazen zikir anlamında: "Senin şânını ve zikrini, ününü yüceltmedik mi?"5; bazen de konum ve makam anlamında kullanılır: "Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık."1
Rezzâk
Nr. 105 · ESMA_105 · {'sure_name': 'Zâriyât', 'sure': 51, 'ayet': 58, 'sure_name_quran': 'ZARİYAT'} ✓
„Şüphesiz rızk veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır."
Rezzâk ismi Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde zikrolunur. Rızk kökünden türeyen rezzâk sözcüğü râzıkın mübalağa kipi olup çokça rızk veren anlamına gelir. Rızk ile yemek vb. gibi maddî rızk ve ilim, marifet, ilham vb. gibi ruhanî rızk kastedilir. Rezzâk'ın bütün yaratıklara rızk veren; rızkları yaratıp onları rızıklananlara (merzûk) bağışlayan anlamına geldiği söylenmiştir. Kimileri Allah Rezzâk'tır; yani fazlıyla her varlığın madde ve suretine yardımda bulunur. Söz gelimi, akıllara ilimle, kalplere kavramla, ruhlara tecellileriyle, bedenlere gıdayla yardım eder, demişlerdir
Samed
Nr. 106 · ESMA_106 · {'sure_name': 'İhlâs', 'sure': 114, 'ayet': 1, 'sure_name_quran': 'NAS'} nicht auflösbar
„De ki: "O Allah, birdir. Allah, Samed'dir.""
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde zikrolunan mübarek Samed ismi "efendi, itaat edilen" anlamına gelir. Allah bağlamında samed, her şeyin kendisine muhtaç olması, herkesin ihtiyaçlarını giderdiği anlamına gelir. Samed'in farklı birtakım tanımları daha vardır. Biz burada bunlardan birkaçına değineceğiz: Samed, mahlûkların helak ve fenasından sonra baki olan; her şeyi yaratan; herkesin kendisine muhtaç olduğu; her şeyi bilen; hacet sahiplerinin yöneldiği yegâne varlık; samediyet ve yöneticiliği ile hüküm veren hakîm; hükmünden asla dönmeyen; gayrisi tarafından olumsuzlanmayan; kendisinden daha yüce birisinin tasavvur edilemediği yüce; bütün sıfatlarında kâmil olan; herkesin kendisine muhtaç olduğu, kendisinin ise kimseye muhtaç olmadığı; zatı gözle algılanmaktan münezzeh olan; celali şerh ve açıklamadan beri olan; yaratıkların fenasından sonra baki kalacak olan; hiç ölmeyen; uyku, yanılma ve gaflete maruz kalmayan; zor ve önemli durumlarda herkesin kendisine yöneldiği efendi; daimî olan, zeval bulmayan. Son olarak Samed isminin anlamı hakkında rivayet olunan birkaç hadîsi zikredelim: 1- İmam Bâkır (a.s) şöyle buyurdu: "Samed, kendisinden daha yüce bir emredicinin ve nehyedicinin bulunmadığı itaat edilen efendidir."1 2- İmam Zeynelâbidîn'e (a.s) Samed nedir, diye sorulunca o şöyle buyurdu: "Samed, ortağı olmayan, bir şeyi koruyup gözetmek kendisine güç olmayan ve kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan demektir.2 3- İmam Bâkır, İmam Zeynelâbidîn'den, o da İmam Hüseyin'den (a.s) şöyle rivayet eder: "Samed, içi boş olmayandır. Samed, yemeyen ve içmeyendir. Samed, uyumayan, her zaman olan ve olacak olandır." 4- Veheb b. Veheb el-Kureşî şöyle rivayet eder: İmam Sâdık'ın (a.s) şöyle dediğini duydum: "Filistin'den bir topluluk gelip babam İmam Bâkır'a (a.s) bazı konular hakkında soru sordular, babam da cevap verdi. Sonra es-Samed'in anlamını sordular. Babam şöyle buyurdu: es-Samed beş harftir. Elif, O'nun benlik (inniyyet) ve hakikatine işarettir ki O şöyle buyurmuştur: 'Allah, O'ndan başka ilâh olmadığına şahitlik etti.'3 Bu, O'nun hislerden gayıp olduğuna işarettir… es-Samed'deki lâm, O'nun ulûhiyetine delalet eder. Elif ve lâm idğam olur; sözcükte zahir olmaz, kulakla duyulmazlar; yalnızca yazılırlar. Bunun nedeni şudur: O'nun ilahlığı latifliğinden ötürü gizlidir; duyumlarla algılanamaz ve O, dille vasıflandırılamaz, kulakla onun vasıflarını duymak mümkün olmaz. Zira ilah, yaratıkların hakikati ve keyfiyeti konusunda hayran kaldığı, O'nu duyum veya vehim ile algılamakta âciz düştükleri varlıktır. Nitekim O, vehimlerin kaynağı, duyumların yaratıcısıdır. Elif lâm takısının yazarken zahir olması, Allah'ın rubûbiyetinin halkı yaratma ve latif ruhları maddî bedenlerle ilişkilendirmesi sırasında ortaya çıkmasından dolayıdır. Öyleyse kul kendi nefsine nazar kıldığında ruhunu görür. Gizli olan, kulun yaratıcısının hakikatini ve O'nun varlığının keyfiyetini düşündüğünde hayrete kapılmasıdır. Zira Allah, her şeyin yaratıcısıdır ve yaratıkların üzerindedir. İnsan düşüncesi Allah'ı tasavvur edebilme kavrayışından yoksundur. İnsan Hakk'a nazar kıldığında eşyayı yaratanın ve ruhları bedenlerle ilişkilendirenin O olduğu kendiliğinden ortaya çıkar, ispatlanır. es-Samed'in sâd'ı ise Allah'ın sâdık, doğru sözlü olduğuna işarettir. O'nun sözü, kelâmı doğrudur. Kullarını kendisini izleyerek doğruluğa çağırmış ve onlara sıdk mekânı olan cenneti vaat etmiştir. Başka bir deyişle kullarını sözde ve amelde doğruluğa çağırmış ve onlara sıdk yurdunu vaat etmiştir. Mîm'i ise O'nun mülküne ve saltanatına işarettir. O, hak padişahıdır; her zaman var olmuştur ve her zaman var olacaktır. Dolayısıyla O'nun mülkü ve saltanatı asla ortadan kalkmayacaktır. es-Samed'in dâl'ı ise mülk ve saltanatının devamına işarettir. Zira O, oluş ve bozuluş (kevn ü fesâd) âleminden yücedir; O, kâinatı vücuda getirendir. İmam Muhammed Bâkır (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: Eğer Allah'ın bana bahşettiği ilmi taşıyacak birilerini bulsaydım hiç durmaz tevhidin, İslâm'ın, dinin ve şerîatlerin hakikatini Samed ismi vesilesiyle yayardım." 1
Selâm
Nr. 107 · ESMA_107 · {'sure_name': 'Haşr', 'sure': 59, 'ayet': 23, 'sure_name_quran': 'HAŞR'} ✓
„O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selamet verendir, emniyete kavuşturandır."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde zikrolunan Selâm ismi, her türlü eksiklikten münezzeh ve beri olduğu; sıfatlarında ve fiillerinden asla şer, kötülük ve noksan bulunmadığı anlamına gelir. Allah, insanları zulmetmekten alıkoyduğu, mahlûkun sıfatlarından arı olduğu, Müslümanları azabından koruduğu için Selâm ismiyle tesmiye olunur. O'ndan gayrisi bu sıfatla vasıflandırılmaya layık değildir. O, tasavvur edilebilecek her türlü ayıp ve eksiklikten münezzehtir. Sıfatlarında ve fiillerinde ayıbın, eksikliğin, kötülüğün ve zulmün her türünden güvendedir. Zatında, sıfatlarında ve fiillerinde her türlü noksan ve kusurdan salimdir.
Semî
Nr. 108 · ESMA_108 · {'sure_name': 'Şûrâ', 'sure': 42, 'ayet': 11, 'sure_name_quran': 'ŞURA'} ✓
„O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir."
Mübarek Semî ismi Kur'ân-ı Kerîm'de kırk dört defa geçer. Allah'ın Semî, Duyan olmasının anlamı şudur: O zatıyla sözün her türlüsünü; gizli açık, yüksek sesli alçak sesli, dile gelen dillendirilmeyen, içten geçirilen duyar. O, her şeyin batınından haberdardır; başka bir deyişle duyulabilenlere âlimdir. Râğıb sem' maddesinde şöyle yazar: Sem', kulağın muhtelif sesleri algılama gücüdür. Bu gücün işlevine, yani duymaya (istimâ) da sem' denilir. Sem' sözcüğüyle kulağın kastedildiği ayet şu ayettir: "Allah onların kalplerini ve kulaklarını (sem'ihim) mühürlemiştir."1 Duymanın kastedildiği ayet ise şudur: "Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır."2 Sem' sözcüğüyle kimi zaman da anlayış, kimi zaman da itaat kastedilir. Söz gelimi, "Söylediğimi anla; ama itaat etme!" atasözünde bu iki anlam vardır." Allah'ın Semî olmasından maksat O'nun kullarının isteklerini duyması; hiçbir şeyin O'nun sesleri birbirinden ayırt etmesine engel olmaması ve ayrıca hiçbir şeyin O'nun çeşitli dualara icabet etmesine mani olmamasıdır, diyenler olmuştur. Yine Allah Semî'dir; çünkü darlık anında kendisine yönelene icabet eder, ihtiyaç hâlinde sorunları giderir, istiğfar hâlinde hataları bağışlar, özür hâlinde mazereti kabul eder, diyenler de vardır. Allah'ın Semî olmasından maksat O'nun münacatları duyması, ibadetleri kabul etmesi, hataları affetmesidir, diyenler de olmuştur. Burada Şehidlerin Efendisi İmam Hüseyin'in (a.s) söz konusu mübarek ismi de içeren Arefe Duası'ndan bir pasaj nakletmeyi uygun görüyoruz: O, duaları duyan, kederleri gideren, dereceleri yükselten ve zorbaların kökünü kazıyandır. O'ndan başka ilah yoktur. Hiç bir şey O'na denk olamaz. Eşi ve benzeri yoktur. İşitendir, görendir. Hiç bir şey O'na gizli kalmaz ve O, her şeyden haberdardır. O her şeye kadirdir.3
Serîu'l-Hisâb
Nr. 109 · ESMA_109 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 19, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„Allah'ın ayetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur."
Kur'ân-ı Kerîm'de sekiz yerde geçen Serîu'l-Hisâb ismi kıyamet gününde göz açıp kapayıncaya dek kullarını hesaba çekeceğinden dolayı Allah'a nispet edilir.
Serîu'l-İkâb
Nr. 110 · ESMA_110 · {'sure_name': "En'âm", 'sure': 6, 'ayet': 165, 'sure_name_quran': 'EN’AM'} ✓
„Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayan merhamet edendir."
Allah'ın güzel isimlerinden olan Serîu'l-İkâb ismi Kur'ân-ı Kerîm'de iki yerde geçer (diğeri için bk. Arâf, 7:167). Serîu'lİkâb, Allah'ın kıyamet gününde münafıkları ve kâfirleri çabucak cezalandıracağı anlamına gelir. Ukubet, muâkebe ve ikâb sözcükleri yalnızca azapla bağlantılı olarak kullanılır.
Şâkir
Nr. 111 · ESMA_111 · {'sure_name': 'Nisâ', 'sure': 4, 'ayet': 147, 'sure_name_quran': 'NİSA'} ✓
„Allah nimet karşılığında şükrü kabul eden ve her şeyi bilendir."
Kur'ân-ı Kerîm'de iki yerde Allah'a nispet edilen (diğeri için bk. Bakara, 2:158) Şâkir ismi, şükrü kabul eden, karşılık veren anlamına gelir. Allah, kulunun şükrüne karşılık ona olan nimetini artırır. Şu ayette bu durum açıklanmıştır: "Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım."3 İlahî şükür Allah'ın fiili sıfatlarındandır. Şöyle ki kul nimetlerden yerinde ve doğru bir biçimde istifade ederse Allah o kuluna nimetini artırır. Buna göre Allah'ın şâkir, şükreden olmasından maksat, şükreden kuluna fazlasıyla karşılık vermesi, onu bağışlamasıdır.
Şedîdu'l-Azâb
Nr. 112 · ESMA_112 · {'sure_name': 'Bakara', 'sure': 2, 'ayet': 165, 'sure_name_quran': 'BAKARA'} ✓
„Allah'ın (müşriklere) azabı çok şiddetlidir."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde zikrolunan bu isim Şedîdu'lİkâb ismi ile aynı anlama gelir.
Şedîdu'l-İkâb
Nr. 113 · ESMA_113 · keine Referenz
„Allah'tan korkun ve bilin ki Allah'ın vereceği ceza ağırdır."
Esmâ-i hüsnadan olan Şedîdu'l-İkâb ismi Kur'ân-ı Kerîm'de on dört defa zikrolunur. Ağır ceza veren, azabında şiddetli olan anlamına gelir.
Şedîdu'l-Mihâl
Nr. 114 · ESMA_114 · {'sure_name': "Ra'd", 'sure': 13, 'ayet': 13, 'sure_name_quran': 'RA’D'} ✓
„Gök gürültüsü Allah'ı hamd ile tesbih eder. Melekler de O'nun heybetinden dolayı tespih ederler. Onlar, Allah hakkında mücadele edip dururken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. Ve O, azabı pek şiddetli olandır."
Kur'ân'da bir yerde zikrolunur. Hileye şiddetle karşılık veren anlamına gelir. Başka bir deyişle Allah, hile yapanın hilesini en kötü biçimiyle kendisine çevirir.
Şehîd
Nr. 115 · ESMA_115 · {'sure_name': 'Burûc', 'sure': 85, 'ayet': 9, 'sure_name_quran': 'BÜRUC'} ✓
„O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü kendisine aittir ve Allah (ezelî ilmiyle) her şeye şahittir."
Şehîd ismi Kur'ân-ı Kerîm'de yirmi defa tekrarlanır. Şehîd, irili ufaklı, gizli açık her şeyi gören, bilen anlamına gelir. Şehîd sözcüğü huzur anlamına gelen şuhûd sözcüğünden türemiştir. Huzur, bilgiyi gerektirir. Râğıb Müfredât'ında şehîd, şuhûd ve şehadet sözcüleri hakkında şöyle yazar: Basar, kafa gözüyle veya basiret, batın gözüyle gerçekleşen müşahedeyle birlikte olan huzurdur. Mucemu Mukayisi'l-Lugat kitabının yazarı "şehd" maddesinde şunları yazar: Şehd, huzur, ilim ve ilam anlamlarına gelir. Şehîd, şahidin mübalağa kipidir. Kimileri Allah'ın Şehîd olmasından maksat çok bilen, âlim olmasıdır, demişlerdir. Zira O, gayp ve şehadet âlemini bilendir. Gayb, gizli olana, batına; şehadet ise görünür olana, zahire işaret eder. İlim mutlak olarak değerlendirilirse alîm; batına izafe edilirse habîr; görünen, zahir olaylara nispet edilirse şehîd denir. Allah Şehîd'dir demekten maksat, kıyamet gününde ilminin mahlûkatın hâline şahitlik edecektir, demektir. Bu durumda insan Allah'ın kendi amellerini bildiğini bildiğinden tüm durumlarda kendisini denetler. Kuşkusuz bu denetim, insanın ruhsal dertleri, sıkıntıları için en iyi ilaçtır.
Şekûr
Nr. 116 · ESMA_116 · {'sure_name': 'Fâtır', 'sure': 35, 'ayet': 34, 'sure_name_quran': 'FATIR'} ✓
„(Nimetlere karşılık övgüyle şöyle) derler: "Bizden tasayı gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, şükre fazlasıyla karşılık verendir.""
Kur'ân-ı Kerîm'de dört defa zikrolunan Şekûr ismi şâkir sözcüğünün mübalağa kipi olup şükrü çokça kabul eden, kulun naçiz ibadetine karşılık çok karşılık veren anlamına gelir. Şekûr'un başka anlamları olduğu da belirtilmiştir. Buna göre Şekûr şu anlamlara gelir: – Kullarına şükretmeleri için nimet veren; az ibadete karşılık çok sevap veren; sınırlı dünya hayatındaki amellere karşılık kullarına ahirette sınırsız nimetler bağışlayan. – Azı kabul edip çok bağışlayan. – Kuluna şükrettiği için sevap veren.
Tevvâb
Nr. 117 · ESMA_117 · {'sure_name': 'Bakara', 'sure': 2, 'ayet': 37, 'sure_name_quran': 'BAKARA'} ✓
„Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler ilham aldı. Bunun üzerine (Rabbi rahmetiyle) ona döndü. Çünkü Allah tövbeleri kabul eden, merhameti bol olandır."
Tevvâb, Allah'ın güzel isimlerinden bir diğeridir. Kur'ân-ı Kerîm'de on bir defa geçmektedir. Tevbe sözcüğünden türeyen bu ismin sözlük anlamı yönelmektir. Yönelmek anlamında kullanılan sözcükler; "tevbe", "inâbe", ve "evbe" sözcükleridir. Kimileri her üç sözcüğün de aynı anlama geldiği kanaatindedir. Bu üç sözcük arasında fark olduğunu düşünenler de vardır. Bu düşüncede olanlara göre tevbe başlangıçta, evbe sonda ve inâbe bu ikisi arasındadır. Buna göre ilahî azap korkusuyla Allah'a yönelen "tevbe"; sevaba tamah eden "enâbe"; ne korku ne de tamah yüzünden ilahî emirlere riayet eden ise "evbe" sahibidir. Tövbe bağlamında ahlakî ve irfanî birçok tartışma yapılmıştır. Biz sözü uzatmamak için bu tartışmalardan uzak kalmayı yeğliyoruz. "Tevvâb", "tâib" sözcüğünün mübalağa kipidir. Bu ismin Allah'a nispet edilmesinin nedeni O'nun kullarının tövbesini kabul etmesi; tövbeyi kabul eden olmasıdır. Kulun tövbesi, Allah'ın iki tövbesine, yönelmesine bağlıdır. Kul tövbe etmeden önce Allah onu tövbeye muvaffak kılar. Sonra kendisine dönenin, yönelenin tövbesini kabul eder. Bu ikinci tövbe, kulun tövbesinden sonradır. Gazzâlî, Tevvâb ismini şu şekilde yorumlar: "Bu isim, Allah kullarının tövbe vesilelerini ve şartlarını kolaylaştırdığı için Allah'a nispet edilir. Kulunu uslandırır, korkulması gerekenler ve uyarılar konusunda onu bilinçlendirir. Buna göre Allah söz konusu olduğunda Tevvâb'ın anlamı muhtelif şekillerde kullarına ihsanda bulunan, hatta rüsva olduktan sonra bile onu geri dönmeye muvaffak kılandır."
Vâhid
Nr. 118 · ESMA_118 · {'sure_name': 'Bakara', 'sure': 2, 'ayet': 163, 'sure_name_quran': 'BAKARA'} ✓
„İlâhınız bir tek Allah'tır. O'ndan başka ilah yoktur. O, rahmandır, rahimdir."
Vâhid ismi Kur'ân'da yirmi üç defa tekrarlanır. Allah, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tektir; yani biricik ve yegânedir. Allah, ezelî ve ebedîdir; zatında ve sıfatlarında sonsuzdur ve sonsuzluğunda benzersizdir. Hiçbir şey O'na benzemez. O'na benzeyen hiçbir şey yoktur. Fiillerinde tektir, ortağı yoktur. Vâhidin Allah'a nispet edildiğinde üç anlama geldiği söylenmiştir: Birincisi, zatında terkip olmayan; ikincisi, sıfatlarında benzeri bulunmayan; üçüncüsü, fiillerinde ortağı olmayan. Kimileri "Ahad" ile "Vâhid" arasında hiç fark olmadığı görüşündedir. Ancak görüldüğü üzere bu iki sözcük birbirinden farklıdır. Şöyle ki Ahad, hiç şekilde çokluk kabul etmeyen varlığa delalet eder ve Ahad denildiğinde akla ilk önce Allah gelir. Hâlbuki vâhid sözcüğü bu özelliğe sahip değildir. Çünkü vâhidin kişisel birim, rakamsal birim, sınıfsal birim, türsel birim2 gibi kısımları vardır. Buna göre vâhid sözcüğü akla doğrudan doğruya Allah'ı getirmez. Çünkü vâhidin kısımlarından her biri kendine özgü anlama sahiptir ve bazı durumlarda, örneğin rakamsal birim sözcüğünde olduğu gibi çokluk anlamı verir. Nitekim her bir rakamsal birim için zihinde ve dış âlemde bir ikinci, üçüncü vb. düşünülebilir.
Vâlî
Nr. 119 · ESMA_119 · {'sure_name': "Ra'd", 'sure': 13, 'ayet': 11, 'sure_name_quran': 'RA’D'} ✓
„Onların Allah'tan başka yardımcıları da yoktur."
Allah'ın güzel isimlerinden olan ve Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde zikrolunan Vâlî ismi, el-vely kökünden olup yakınlık anlamına gelir. Vâlî ismiyle aynı kökten gelen Mevlâ isminin açıklamasında sözcüğün kök anlamı hakkında gerekli bilgi verilmiş idi.
Vâsi
Nr. 120 · ESMA_120 · {'sure_name': 'Bakara', 'sure': 2, 'ayet': 115, 'sure_name_quran': 'BAKARA'} ✓
„Şüphesiz Allah her şeyi kuşatandır, bilendir."
Kur'ân-ı Kerîm'de sekiz defa zikrolunan Vâsi ismi her şeyi kuşatan, fetheden, rızıklandıran ve rahmeti ve fazlı her şeyi kapsayan anlamlarına gelir. Vâsi sözcüğü genişlik anlamına gelen sia kökünden türemiştir. Sia bazen ilmî genişliktir, bazen de ihsan ve nimet genişliğidir. Her iki anlam da Allah'ın mukaddes zatı bağlamında geçerlidir. Allah Vâsi'dir; yani kullarının fakirlik ve ihtiyaçlarını bertaraf eden müstağnidir; mahlûkatın rızkını yayar. Rahmet ve feyiz açısından sonsuz ve geniştir.
Vedûd
Nr. 121 · ESMA_121 · {'sure_name': 'Hûd', 'sure': 11, 'ayet': 90, 'sure_name_quran': 'HUD'} ✓
„"Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tövbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever.""
Vedûd ismi Kur'ân'da iki yerde geçer (diğeri için bk. Burûc, 85:14). Vedd kökünden türeyen vedûd seven ve şefkatli anlamlarına gelir. Vedûd'un birkaç anlamı olduğu belirtilmiştir: – Sevilen; şöyle ki evliya ve ârifler O'nu severler. – Seven; şöyle ki O kendi velî kullarını sever. Bu iki anlam birbiriyle bağlantılıdır. Nitekim Allah ayetinde, "sevdiği ve kendisini seven"3 buyurur. – Sâlih kullar kendilerini halka sevdirirler: "İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır."1 – Allah bütün yarattıklarının hayrını ister. Bu bakımdan Vedûd'un anlamı Rahmân'ın anlamına yakındır. Zira dost, düşman, muvahhit, muvahhit olmayan bütün herkesi kapsar.
Vehhâb
Nr. 122 · ESMA_122 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 8, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfü en bol olan sensin."
Vehhâb ismi Kur'ân-ı Kerîm'de üç defa zikrolunur (diğerleri için bk. Sâd, 38:9, 35). H b h mastarından türeyen ve mübalağa kipi olan Vehhâb ismi hayrı bol, ihsanı ezelî, bağışlayıcılığı sonsuz, karşılık beklemeden hibe eden anlamlarına gelir. Allah'ın hibesi karşılıksız, bağışı devamlıdır. O, devamlı olarak, art arda feyzini ve rahmetini kullarına ulaştırır. Vehhâb isminin iki anlamı daha zikredilmiştir: Birincisi, sorgusuz sualsiz bağışlayan, kuluna bağışını kesmeyen. Diğeri, nimetini sebepsiz veren.
Vekîl
Nr. 123 · ESMA_123 · {'sure_name': 'Ahzâb', 'sure': 33, 'ayet': 3, 'sure_name_quran': 'AHZAB'} ✓
„Allah'a güven. Vekil olarak Allah yeter."
Mübarek Vekîl ismi Kur'ân-ı Kerîm'de on üç defa geçer. Çeşitli anlamlara gelen vekîl sözcüğü ezcümle, her şeyin dönüş yeri, işleri yoluna koyan ve koruyucu anlamlarına gelir. Allah'ın sıfatı olması açısından vekilliğin iki anlamı vardır: Emri üstlenen ve koruyan; halkın güven duyduğu sığınak. Kuşkusuz bu sıfat Allah'a özgüdür. Zira bizim vekilimiz; sığınağımız, koruyucumuz yalnızca O'dur. Rızkımızı temin eden ve yaşamsal sıkıntılarımızı gideren sadece O'dur: "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!"1 Evliyaullah âlemde olan her şeyin fani olacağını, hiçbir şeyin baki kalmayacağını bildiklerinden sadece ve sadece Allah'a tevekkül eder, isteklerini O'ndan isterler.
Velî
Nr. 124 · ESMA_124 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 68, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„Allah müminlerin velîsidir."
Kur'ân-ı Kerîm'de yirmi dört defa zikrolunan Velî ismi vali, hâkim, malik, efendi, yetki sahibi, lider ve dost anlamlarına gelir. Allah Velî'dir; çünkü kullarının bütün işlerini üstlenmiştir ve istediği herkese yardım eder. Kendisini sevenleri sever, düşmanlara karşı kahirdir. Tedbiriyle özel kullarının işlerini üstlenir.
Zâhir
Nr. 125 · ESMA_125 · {'sure_name': 'Hadîd', 'sure': 57, 'ayet': 3, 'sure_name_quran': 'HADİD'} ✓
„O evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır. O, her şeyi bilendir."
Zâhir ismi Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçer. Sözlükte zuhur etmiş, ortaya çıkıp belirmiş anlamına gelir. Allah'ın zâhir oluşuyla ilgili olarak birkaç anlam söz konusu edilmiştir: – Allah Zâhir'dir; çünkü O'nun varlığına delalet eden birçok delil vardır. – Allah bütün mahlûklarına galiptir. – Allah işlerin zâhirlerini bilendir. – Allah Zâhir'dir; zira hidayet nurları ve ayetleriyle tecelli etmiştir. Varlık âleminde O'nun birliğine şehadet etmeyen hiçbir zerre yoktur. – Zâhir sözcüğünün gizli anlamına gelen ahfâ sözcüğünün karşıt anlamlısı olduğu kabul edilmiş ve sözcük şu şekilde tanımlanmıştır: Allah'ın kudretinin izleri aşikâr, hikmet şahitleriyle hüveyda, yaratılış burhanlarıyla ortadadır. O'nun varlığının, ilminin, kudretinin ve birliğinin mazharı olmayan hiçbir varlık yoktur. – Sözcüğün sığınak anlamına gelen zehr sözcüğünden türediği kabul edildiğinde ise anlamı şu olur: Allah, yaratıklarının sığınağıdır. Aynu'l-yakîn makamına ulaşanlar Allah'a sığınmanın hakikatini gönül gözüyle müşahede ederler.
Zu'l-Arş
Nr. 126 · ESMA_126 · {'sure_name': 'Buruc', 'sure': 85, 'ayet': 15, 'sure_name_quran': 'BÜRUC'} ✓
„Şerefli Arş'ın (iktidar ve izzetin) sahibidir."
Kur'ân'da iki kez geçer (diğeri için bk. İsrâ, 17:42). Arş'tan maksat kimsenin hakikatini bilmediği bir iştir denilmiştir. Kimileri ise arşın göklerden ve yerden önce yaratılan bir mahlûk olduğu kanaatindedirler.
Zu'l-Celâli ve'l-İkrâm
Nr. 127 · ESMA_127 · {'sure_name': 'Rahmân', 'sure': 55, 'ayet': 27, 'sure_name_quran': 'RAHMAN'} ✓
„Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacak."
Bu mübarek isim Kur'ân-ı Kerîm'de iki defa zikrolunur (diğeri için bk. Rahmân, 55:78). O celal, azamet sahibidir; çünkü O'nun dışında şeref, yücelik, izzet, kudret ve güç sahibi olan başka biri yoktur. Ayrıca Allah dışında hiçbir varlık keramet, fazilet, nimet ve ihsan sahibi değildir. Her şey O'ndandır. O bizatihî celal ve ikrâm sahibidir; kullarına keremde bulunur. Celal ve ikram isimlerinde bir sır gizlidir. Şöyle ki celal ismi Allah'ın tenzih makamına, ikram ismi ise teşbih konusuna işaret eder. Zira celal, mutlak yegâneliktir. Hâlbuki her varlık kendi gücü ve kapasitesi oranınca ilahî nimet ve ihsanlardan faydalanır ve diğer varlıklara Allah'ın izniyle faydalandığı nimet ve ihsanlardan ikramda bulunur.
Zu'l-Fazli'l-Azîm
Nr. 128 · ESMA_128 · {'sure_name': 'Bakara', 'sure': 2, 'ayet': 105, 'sure_name_quran': 'BAKARA'} ✓
„Allah rahmetini dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir."
Bu mübarek isim Kur'ân-ı Kerîm'de altı defa tekrarlanır.2 Râğıb Müfredât'ında fazl sözcüğünü şöyle tanımlar: "Fazl, ziyade anlamına gelir. İki kısımdır: ilmin ve hilmin fazlası gibi beğenilen fazl ve haddinden fazla öfke anlamında kınanan fazl." Genellikle beğenilen durumlar kastedildiğinde fazl sözcüğü, kınanan, beğenilmeyen durumlar kastedildiğinde ise fuzul sözcüğü kullanılır. İki şeyden birinin diğerine fazlalığı, üstünlüğü hayvan cinsinin bitki cinsine üstünlüğünde olduğu gibi ya tür bakımındandır veya insan türünün diğer hayvan türlerine üstünlüğünde olduğu gibi tür bakımındandır ki şu ayet bu duruma işaret eder: Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, karada ve denizde taşıdık (dünyayı insana musahhar kıldık); kendilerine güzel güzel rızklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.3 Bir şeyin başka bir şeye fazlalığı, üstünlüğünün bir diğer türü ilk iki anlımın tersine zatî olmayıp sonradan edinilebilen arızî anlamdır ki şu ayet bu anlamı açıklar: Ve Allah, rızk bakımından bir kısmınızı, bir kısmınızdan üstün etmiştir.4
Zu'l-Kuvveti'l-Metîn
Nr. 129 · ESMA_129 · {'sure_name': 'Zâriyât', 'sure': 51, 'ayet': 58, 'sure_name_quran': 'ZARİYAT'} ✓
„Şüphesiz rızk veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır."
Başka bazı ayetlerde el-Kaviyyu'l-Metîn şeklinde karşımıza çıkan Zu'l-Kuvveti'l-Metîn ismi, güç ve kuvvet sahibi anlamına gelir.
Zu'l-Meâric
Nr. 130 · ESMA_130 · {'sure_name': 'Meâric', 'sure': 70, 'ayet': 3, 'sure_name_quran': 'MEARİC'} ✓
„(O azap), yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından."
Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde zikrolunan bu isim yükselme dereceleri anlamına gelir. Allah hesap ve yükselme mertebeleri sahibi olup herkese yakınlığı ölçüsünce yükselme derecelerini bağışlar. Mecmau'l-Beyân tefsirinde şöyle geçer: "Meâric" sözcüğünün birkaç anlamı olduğu belirtilmiştir. Birinci anlam şudur: Allah, cennette nebîlerine ve velîlerine bağışlayacağı üstün yüceliklere ve derecelere sahiptir. Zira yüksek menzilleri ve yüce dereceleri kullarına bağışlayan O'dur. Bu anlam, Kutade ve Cubbâyî'nin zikrettiği anlamdır. İkinci anlama göre ise meâric, meleklerin göğe yükseldikleri yerdir. İbn Abbas ve Mücahid sözcüğü bu şekilde anlamlandırmışlardır. Kelbî de şöyle der: Meleklerin yükseldikleri göklerin sahibi anlamına gelir. Üçüncü anlama göre Allah'ın göklere yükselen melekleri vardır. Bu meleklerden bir tanesi Hz. Peygamber'i (s.a.a) göğe yükselten "Leyletü'l-Mirac" adlı melektir. Zu'l-Meâric hakkında ise şöyle denilmiştir: Allah, kuluna çok yakın, hatta şah damarından da daha yakın olduğundan hareketle Allah ile kul arasında hissî bir yükseliş tasavvur edilmemelidir. Allah, Zu'l-meâric'tir; meleklerin, kendisine doğru yükseldikleri yücelişin, urucun sahibidir…1
Zu'r-Rahmet
Nr. 131 · ESMA_131 · {'sure_name': 'Kehf', 'sure': 18, 'ayet': 58, 'sure_name_quran': 'KEHF'} ✓
„Senin, bağışı bol olan Rabbin merhamet sahibidir."
Zu'r-Rahmet ismi Kur'ân-ı Kerîm'de iki yerde geçer (diğeri için bk. En'âm, 6:133). Allah'ın merhamet sahibi oluşu, bütün varlıkların O'nun rahmet ve inayetinin kapsamına girdiği anlamına gelir. Elbette rahmet iki türlüdür: Biri özel, diğeri genel rahmet. Genel rahmette bütün varlıklar ezelî inayetten faydalanırlar; aralarında hiçbir fark yoktur. Fakat özel rahmetten istifade edebilmek için sonradan kazanılabilen birtakım şartları edinmek gerekir.
Zu't-Tavl
Nr. 132 · ESMA_132 · {'sure_name': "Mü'min", 'sure': 40, 'ayet': 3, 'sure_name_quran': 'MÜ’MİN'} ✓
„O, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi Allah'tandır ki O'ndan başka hiçbir ilah yoktur, dönüş ancak O'nadır."
Zu't-Tavl ismi Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçer. Tavl, minnet, çok hayır ve fazl anlamına gelir. Allah, fazilet, minnet ve nimet sahibi olduğundan ve bunları kullarına bağışladığından dolayı bu isimle isimlendirilmiştir.
Zu İntikâm
Nr. 133 · ESMA_133 · {'sure_name': 'Âl-i İmrân', 'sure': 3, 'ayet': 4, 'sure_name_quran': 'ALİ İMRAN'} ✓
„Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir."
Allah'ın celal isimlerinden olan Zu İntikâm Kur'ân-ı Kerîm'de dört kez zikrolunur (bk. Mâide, 5:95; İbrahim, 14:47; Zümer, 39:37). İntikam sözcüğünün kökü olan nakme ukubet, ceza anlamına gelir. Allah, zâlimlerden mazlumların intikamını aldığı için bu isimle isimlendirilmiştir. Duamızın sonu Âlemlerin Rabbi'ne hamttır.