Nehcü'l-Belâğa

562 Passagen · İmam Ali · hutbe · Quelle: Nehcul-Belag.pdf

Gefiltert wird nach Gestalt, nicht nach Kapitel: In diesem Stoff sucht man „wo spricht İmam Cafer Sadık“, und die Kapitelangaben vieler Bände sind dafür zu grob. Ein blasser Namenschip heißt: die Gestalt ist über Band oder Kapitel belegt, im Wortlaut der Passage aber nicht genannt.

https://t.me/caferilikcom

Türkiye Caferileri Sitesi Kevser Suresi Rahman Rahim Allah'ın Adıyla Şüphesiz biz, sana Kevser'i verdik.
NEH_0001 · S. 1–4 · https://t.me/caferilikcom
İmam Ali
Türkiye Caferileri Sitesi Kevser Suresi Rahman Rahim Allah'ın Adıyla Şüphesiz biz, sana Kevser'i verdik. Şu hâlde Rabbin için namaz kıl ve tekbir alırken, namazda ellerini boğazına kadar kaldır. Doğrusu asıl soyu kesik olan, sana kin duyandır. Türkiye Caferileri Sitesi İMAM ALİ'NİN (A.S) HUTBELERİ, MEKTUPLARI VE HİKMETLİ SÖZLERİ Çeviri: Kadri Çelik K E V S E R Türkiye Caferileri Sitesi Yayın No: 196 Kitabın Adı: Nehcü'l-Belâğa Kitabın Yazarı: Seyyid Razî Tercüme: Kadri Çelik Tahkik: Seyyid Ali Hüseynî Buhtî Dizgi ve Mizanpaj: Kevser Yayıncılık Kapak Tasarım: Kevser Yayıncılık Baskı: Yılmaz Matbaacılık (Sertifika: 27185) Litros Yolu 2. Matb. Sitesi 3 NB 2 Zeytinburnu-Topkapı / İstanbul Tel: 0212 493 00 85 Cilt: Sağlam Mücellit Basım Tarihi: 1. Baskı: Ağustos 2012 / 2. Baskı: Ocak 2013 3. Baskı: Eylül 2013 ISBN: 978-9944-709-88-0 Kevser Yayınları Sofular Mah. Simitçi Şakir Cad. No: 14/1 Fatih – İSTANBUL Türkiye Caferileri Sitesi

TAHKİK EDENİN Notu

TAHKİK EDENİN NOTU Birçok canlı vardır ki zikri/adı ölmüştür. Birçok ölü vardır ki eserleri ile canlıdır.
NEH_0002 · S. 5 · TAHKİK EDENİN Notu
İmam Ali Ehl-i Beyt İmam Hüseyin Hz. Muhammed İmam Hasan İmam Musa Kâzım İmam Zeynelabidin
TAHKİK EDENİN NOTU Birçok canlı vardır ki zikri/adı ölmüştür. Birçok ölü vardır ki eserleri ile canlıdır. Akıl sahipleri nezdinde ölü sayılmaz. O kimse ki bu kitap gibi nice esere sahiptir. Baherziyy Değerli okuyucular! Elinizdeki kitap, Nehcü'l-Belâğa1 kitabının tercümesidir. Bu değerli kitab Müminlerin Emiri İmam Ali'nin insanı terbiye eden sözlerinin mecmuasıdır ve Ehlibeyt mektebinin birinci derecede kaynakları arasında yer almaktadır. Asrının dâhisi olan büyük âlim Seyyid Razî bu kitabı hicrî 400 yılında, recep ayında şu an gördüğünüz şekliyle üç bölümde derlemiştir. Burada kitabın tercüme, tahkik ve baskı aşamalarını zikretmeden önce Nehcü'l-Belâğa kitabı ve değerli müellifi Seyyid Razî hakkında kısaca bir bilgi vermenin yerinde olacağı kanısındayız. İslâm dünyasının büyük bilginlerinden biri olan Ebu'l-Hasan Muhammed b. Hüseyin Seyyid Razî (r.a) h. 359 yılında Bağ- Türkiye Caferileri Sitesi dat'ta dünyaya geldi. Seyyid Razî sahip olduğu izzet-i nefis, yüce nitelikler ve Nebevî, Alevî, Fatımî soyu itibariyle büyük bir ün saldı. Soy ve Nesebi Seçkin, faziletli, güzel anlayışlı, kabiliyetli, ilim ve marifet ehli bir ailede gözlerini açtı ve terbiye gördü. Seyyid Razî temiz nebevî soyundandır ve beş göbekten Ehlibeyt imamı Musa Kazım'a (a.s) ulaşmaktadır.1 üç göbekten İmam Zeynelabidin Ali b. Hüseyin'e (a.s) ulaşan "Nasır Kebir'in2 torunlarındandır. Bu aileden birçok ilmî şah-siyetler dünyaya gelmiştir. Örneğin Seyyid Razî'nin büyük kardeşi Seyyid Murtaza Alemu'l-Hüda, aklî ve naklî bütün İslâmî ilimlerde yüce mertebelere ulaşmış ve üstadı Şeyh Mü-fid'den sonra Şia dünyasının ilmî ve dinî önderliği makamına geçmiştir. Seyyid Razî'nin H. 5. asrın ilk yarısında İslâm dünyasının büyük ilmî şahsiyetlerinden biri olduğu söylenebilir.

Anne ve Babası

Anne ve Babası Seyyid Murtaza ve Seyyid Razî'nin babası olan ve Tahir-i Avhet lakabıyla bilinen Ebu Ahmed …
NEH_0003 · S. 7 · Anne ve Babası
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Hüseyin
Anne ve Babası Seyyid Murtaza ve Seyyid Razî'nin babası olan ve Tahir-i Avhet lakabıyla bilinen Ebu Ahmed Hüseyin b. Musa, Peygamber (s.a.a) soyunun kıvanç kaynaklarından biri olup yüce bir şahsiyete sahipti. Soylu, tedbirli, layık; Sünnî ve Şiî herkesin saygı duyduğu bir kişilikti. Uzun bir süre nekabet1 (seyyidlerin işleri ile ilgilenme) makamında bulunmuş, mazlumların hakkını alma divanına başkanlık etmiş ve Allah'ın evini hac edenlere nezarette bulunmuştur. Hepsi de çok önemli olan bu makamlarda görevini yerine getirmiş, İslâm ve Müslümanlara büyük hizmetlerde bulunmuştur. Tam beş defa nekabet makamına oturmuş, bu makamdayken de 97 yaşında dünyadan göçmüştür. Tarihçiler bu büyük şahsiyetin h. 304 yılında doğduğunu ve 25 cemezüyulevvel 400 tarihinde de vefat ettiğini yazmışlardır.2 İbn Ebi'l-Hadid, Şerhu Nehci'l-Belâğa eserinin önsözünde, s. 31'de şöyle yazmaktadır: "Al-i Buye halifeleri, Suriye Hemdanî emîrleri ve diğerleri arasında arabuluculuk ediyor, ülkeler arası ihtilafları hallediyordu. Teşebbüsleri hep başarılı ve nekabet dönemlerinde hep bereketli olmuştur. Azametli ve yüce tabiatlı bir insandı. En zor işleri bile kolaylıkla hal-
Türkiye Caferileri Sitesi lediyordu. Yüce himmeti ve güzel tedbiri neticesinde işler düzene giriyordu.
NEH_0004 · S. 7 · Anne ve Babası
Hz. Fatıma Hz. Muhammed İmam Ali İmam Hüseyin İmam Hasan
Türkiye Caferileri Sitesi lediyordu. Yüce himmeti ve güzel tedbiri neticesinde işler düzene giriyordu. nı taşıyordu. Annesi Fatıma, Nasır-i Kebir'in torunu, Nasir-i Sagir diye meşhur olan Ebu Muhammed Hüseyin b. Ahmed Alevî'nin kızı olup büyük bir ilim ve fazilete sahipti. Zamanındaki Şiîlerin önderi olan Şeyh Müfid'in Ahkâm'nuNisa kitabından da anlaşıldığı üzere kendisi bu kitabı Seyyid Razî'nin annesi için kaleme almıştır.1 Tarihte de yazıldığı üzere, Şeyh Müfid bir gece rüyasında İslâm Peygamberi'nin kızı Hz. Fatıma'nın, oğulları Hasan ve Hüseyin'in ellerinden tutup Kerh'teki Berasa camiine getirdiğini gördü. Hz. Fatıma ona selâm verdikten sonra şöyle dedi: "Ey Şeyh, bu iki oğluma dini hükümleri (fıkhı) öğret." Şeyh Müfid şaşkınlık içinde uyandı ve her zamanki gibi ders verdiği yer olan Kerh mahallindeki Berasa camiine gitti. O gün öğleden önce Nasır'ın kızı Fatıma'nın (Seyyid Razî'nin annesinin) birkaç kadınla birlikte iki oğlu Seyyid Ali Murtaza ve Seyyid Muhammed Razî'nin elinden tutup camiye girdiğini gördü. dedi: "Ey şeyh bu iki oğluma dinî hükümleri öğretesin diye sana getirdim." Şeyh Müfid bu olay karşısında gözyaşlarını tutamadı ve ona
Türkiye Caferileri Sitesi gördüğü rüyayı anlattı.1 Şeyh Müfid böylece büyük bir ihlâs ve sefa içinde bu iki …
NEH_0005 · S. 8 · Anne ve Babası
İmam Ali
Türkiye Caferileri Sitesi gördüğü rüyayı anlattı.1 Şeyh Müfid böylece büyük bir ihlâs ve sefa içinde bu iki çocuğun eğitim ve terbiyesini üstlendi; ilmi ve ameli makamlara ulaşması ve evrensel ün kazanması için büyük çaba sarf etti. Eğitim ve Zekâsı Önceden de söylediğimiz gibi Seyyid Razî'nin ailesi tabiatıyla ilim, anlayış ve kabiliyet dolu kimselerden ibaretti. Seyyid Razî ailesinde çok seçkin bir yere sahipti. Üstadının huzuruna vardığında on yaşından küçüktü. Buna rağmen herkesi şaşırtmış ve büyük bir övgü kazanmıştı. Seyyid Razî ilim öğrenmede oldukça ciddi ve hırslı biriydi. Mümkün olan herkesten istifade etmiştir. Genç yaşlarda abisi Seyyid Murtaza ile birlikte ilim öğrenmeye koyulmuş ve daha buluğ çağına ermeden o günün yaygın ilimlerini büyük üstatlardan öğrenmiştir.7F2 On yaşında şiir yazmaya başlamıştır. O yaşta söylediği şiirler bu gün şiir divanında mevcuttur. 17 yaşında ders vermeye ve kitap yazmaya başladı. 20 yaşında ise zamanındaki bütün ilimleri bitirmiş oldu.

Lakap ve Makamları

Lakap ve Makamları 21 yaşında iken H. 380 yılında nekabet makamı, hacıların başkanlığı ve mazlumların hakkını …
NEH_0006 · S. 10 · Lakap ve Makamları
Kâbe İmam Ali
Lakap ve Makamları 21 yaşında iken H. 380 yılında nekabet makamı, hacıların başkanlığı ve mazlumların hakkını alma divanına nezaret görevleri kendisine verildi. H. 388 yılında 29 yaşında iken Şerif-i Ecell ve h. 396 yılında 31 yaşında iken de Şerif Razî diye meşhur oldu. H. 403 yılında nekabet, Kâbe işlerini idare etme, hacılara başkanlık ve büyük soylu ve iffetli bir fakihe yaraşan mazlumların hakkını alma divanına nezaret görevinin yanı sıra Nekibu'n-Nukeba1 makamına da erişti. Böylece bütün İslâm ülkelerindeki seyyidlerin, nakiblerin ve taliplerin başkanlığını üstlenmiş oldu. Başkalarının Bu Konudaki Görüşleri kabiliyetler hususunda asrının eşsiz bir insanıydı. Dinî işlere ve şer'i yönlere çok sıkı bağlı birisiydi. Her türlü yalakacılıktan şiddetle sakınırdı. Seyyid Razî insanlara, özellikle de ilim ehline büyük bir saygı gösteriyordu. Hatta Müslüman olmayan ilim ehline dahi saygıda kusur etmezdi. Örneğin, Sabiî dinine mensup olan Ebu İshak Sabiî'ye ölünce söylemiş ol- Türkiye Caferileri Sitesi duğu ağıt bu konuyu açıkça göstermektedir.1 ilimlerdeki uzmanlığının yanı sıra daha yirmi yaşına girmeden zamanındaki edebiyat dünyasının büyük bir üstadı hâline geldi. Şiir ve düzyazıda eşsiz bir makama ulaştı. Sealibî (Yetimedu'd-Dehr adlı kitabında) ve çağdaşlarından olan Ha-tib-i Bağdadî, Seyyid Razî'yi Ebu Taliboğulları'nın en büyük şairi olarak kabul etmişlerdir. Oysa Ebu Talib oğulları arasında çok ünlü ve usta edebiyatçılar vardı. Daha 23 yaşında iken çok güzel kelimeler ve yüce anlamlar kullanarak yazdığı bir kasidesini üstadı İbn Cinniyy-i Nahvî, edebî bir kitap yazarak şerh etmiştir. Oysa üstadın öğrencisine böyle bir şey yaptığı çok az görülmüştür. Bu dinî şahsiyetin yüceliğinin göstergelerinden biri de bilenlerin kendisini överek bir dahi olduğunu itiraf etmiş olmalarıdır. Allâme Eminî elGadir, c.4, s.182'den sonra Seyyid Razî hakkında söz eden 45'den fazla kitabın adını zikretmiştir.2

Seyyid Razî'nin Üstün Yetileri, İlmî Makamları ve Başkalarının Bu Konudaki Görüşleri

s.116; Tarih-i Bağdadî, c.3, s.246; el-Kâmil, İbn Esir, c.9, s.89; Mealimu'lUlema, s.138;
NEH_0007 · S. 11 · Seyyid Razî'nin Üstün Yetileri, İlmî Makamları ve Başkalarının Bu Konudaki Görüşleri
İmam Ali
s.116; Tarih-i Bağdadî, c.3, s.246; el-Kâmil, İbn Esir, c.9, s.89; Mealimu'lUlema, s.138; Tarih-i İbn Hallekan, c.2, s.106; el-Muntazam, İbn Cevzî,

Üstadları

Sealibî Yetimetu'd-Dehr adlı kitabında Seyyid Razî'yi çeşitli kelimelerle övmüştür.
NEH_0008 · S. 12 · Üstadları
İmam Muhammed Cevad İmam Ali
Sealibî Yetimetu'd-Dehr adlı kitabında Seyyid Razî'yi çeşitli kelimelerle övmüştür. Örneğin şöyle demiştir: "Seyyid Razî Seyyidlerin en soylusu, zamanındaki insanların en kabiliyetlisi, Ebu Talib oğulları, hatta Kureyş edebiyatçıların başıydı. Bu konuda yazdığı tartışmasız yazıları da bunun en açık delilidir." İbn Cevzi el-Muntazam adlı kitabında ve İbn Ebi'l-Hadid de şerhinin önsözünde şöyle yazmaktadır: "Seyyid Razî, Bağdat'taki Seyyidlerin başkanıydı. Oldukça büyük bir fakihti. 30 yaşından sonra çok kısa bir zamanda Kur'ân'ı ezberledi. İzzet-i nefse sahip olup 'faraiz' ilminde derin bilgiler sahibiydi."1 Rufaî, Sihahu'l-Ahbar adlı kitabında onun izzet-i nefis, takva ve adalet ehli bir insan olduğunu kaydetmiştir. Baherziyy ise, Demiyyetu'l-Kasr adlı kitabında diğerleri gibi onu övmüş ve "Seyyid Razî seyyidlerin önderleri arasında yüce ve özgün bir makama sahipti." demiştir.2 Üstadları Merhum Allâme Eminî, tarihî kaynaklara dayanarak farklı ilimlerde 14 üstadının adını zikretmiştir. Bu cümleden: 1- H. 368 yılında vefat eden Seyrafî. Seyyid Razî 13 yaşındayken ondan ders almıştır. 2- H. 384 yılında ölen Ebu Abdullah el-Merzbanî.

Seyyid Razî'nin Öğrencileri

3- H. 392 yılında ölen İbn Cinniyy el-Musuli, Merhum Razî el-Mecazat'un-Nebeviyye adlı kitabında kendisinden …
NEH_0009 · S. 13 · Seyyid Razî'nin Öğrencileri
Kerbela Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Hasan İmam Musa Kâzım Muharrem İmam Ali
3- H. 392 yılında ölen İbn Cinniyy el-Musuli, Merhum Razî el-Mecazat'un-Nebeviyye adlı kitabında kendisinden birçok bilgiler aktarmıştır. 4- H. 395 yılında ölen ve İbn Nebate diye meşhur olan Ebu Yahya Abdurrahim. 5- Ebu İshak Taberî... Seyyid Razî gençlik yıllarında bu Maliki fakihinden dersler almıştır. 6- H. 413 yılında ölen Ebu Abdullah İbn Muallim Muhammed bin Nu'man Şeyh Müfid. olan çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir. Tarihi araştırmalardan da anlaşıldığı üzere Şiî ve Sünnî birçok ilim ehli Seyyid Razî'den istifade etmiş ve onun mektebinde yetişmişlerdir. Bu cümleden: 1- H. 460 yılında ölen Şeyhu't-Taife Ebu Cafer Tusî 2- H. 486 yılında ölen Ebu'l-Maali İbn Kuddame 3- Ebu Zeyd Seyyid Abdullah Cürcanî 4- Ebu Bekir Nişaburî Huzaî 5- Seyyid Ebu'l-Hasan bin Bendar Daha önceden de söylediğimiz gibi H. 359 yılında doğmuş ve h. 6 muharrem 406 yılında 47 yaşında iken Bağdat'ta vefat etmiştir.1 Mübarek bedeni Bağdat Kerh mahallesindeki evine defnedilmiştir. Birçok tarihçilerin de yazdığı üzere da-ha sonra naaşı Kerbela'ya nakledilmiş ve değerli babası ile kardeşi Seyyid Murteza'nın yanına defnedilmiştir. bir hüzün ve kedere büründü. Kardeşinin cenazesini görmeye dayanamadı. Bu yüzden Kazimeyn'deki İmam Musa Kazım'ın kabrini ziyarete gitti ve kardeşinin cenaze merasimine katılmadı. geriye birçok değerli eserler ve asla unutulmayacak bir isim bırakmıştır. ayırmak mümkündür. Yazılı olmayan eselerinden biri de birçok ilim ve bilgi ehlini yetiştiren Daru'l-İlim Medresesini tesis etmek olmuştur. Bu okulun bütün giderlerini Seyyid Razî bizzat karşılıyordu. Bu okulda İslâm camiasına Şeyh Tusî gibi çok büyük âlimlerin yetişmesine sebep olmuştur. Vefatından 150 yıl sonra da âlimlerin birçoğu Şiî ilmî havzalarında onun ilkeleri esasınca yüksek tahsil yapıyorlardı.2

Seyyid Razî'nin Yazılı Eserleri

Bu yazılı olmayan eserlerin yanı sıra Seyyid Razî İslâm dünyasına ve ilim camiasına birçok değerli ilmî eser …
NEH_0010 · S. 15 · Seyyid Razî'nin Yazılı Eserleri
İmam Ali
Bu yazılı olmayan eserlerin yanı sıra Seyyid Razî İslâm dünyasına ve ilim camiasına birçok değerli ilmî eser bırakmıştır. Merhum Seyyid Razî 47 yıllık kısa ama bereketli ömründe birçok yazılı eser kaleme almıştır. Bu eserler onun ilmi merkezlerde ün kazanmasına ve ilmi çalışmalarının evrenselleşmesine neden olmuştur. Allâme Eminî el-Gadir adlı kitabında1 edebî, tarihî, rivaî ve Kur'ânî tam 19 ilmî eserinin adını zikretmiştir. Bu cümleden: 1- Hasaisu'l-Eimme 2- Mecazatu'l-Asari'n-Nebeviyye 3- Hakaiku't-Te'vil fi Müteşabihi't-Tenzil 4- Maan'il-Kur'ân 5- er-Resail 6- Şiir Divanı Nehcü'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid'in tabiriyle yaratıcının kelamının altında, beşer kelamının üstünde bir kitaptır. kat, ilim, ahlâk, toplum ve edebiyat kitabını üç bölüme ayırmıştır.

Nehcü'l-Belâğa

Birinci Bölümü, Hutbeler: Bu bölümde genel hutbelerin yanı sıra özel toplantılarda, savaşlarda ve olaylarda …
NEH_0011 · S. 16 · Nehcü'l-Belâğa
İmam Ali
Birinci Bölümü, Hutbeler: Bu bölümde genel hutbelerin yanı sıra özel toplantılarda, savaşlarda ve olaylarda beyan edilen hutbeyi andıran konuşmalar da yer almıştır. Bu bölümde toplam 241 hutbe mevcuttur. İkinci Bölümü, Mektuplar: Bu bölümde ise farklı şehirlerdeki valilerine ve düşmanlarına yazdığı mektupların yanı sıra bazı sözleşmeleri ve dostlarına vasiyetleri de yer almıştır. Bu bölümde 79 mektup mevcuttur. Üçüncü Bölümü, Hikmetli Sözler ve Öğütler: Bu bölümde ise 480 kısa söz yer almıştır. Bu kısa sözlerden bazısı Hz.Ali'ye sorulan sorulara cevap olarak ifade edilmiştir. derledikleri cümleler sözlerinin sadece bir bölümüdür. Seyyid Razî büyük bir edebiyatçı olduğu için tarihi ve diğer boyutlarından daha çok bu sözlerin fesahat ve belâgatine dikkat etmiştir. Bu yüzden bazen bir hutbe veya mektubun tümünü nakletmemiş, sadece diğer bölümlerinden üstün olan cümleleri nakletmekle yetinmiştir. Bu sebeple bazen bir hutbenin sadece iki satır olduğunu görmekteyiz. Bir hutbenin iki satırdan fazla olduğu ise herkesin malumudur. Seyyid Razî bazen de, "Hz. Ali uzun bir hutbe irat etmiştir. Bu hutbenin bir bölümü şöyledir." demektedir. Bu konu Nehcü'lBelâğa'nın önsözünden ve "min hutbetin lehu" (Hz. Ali'nin hutbesinden bir bölüm) tabirinden de anlaşılmaktadır.1 Bütün bunların yanı sıra Hz. Ali'nin sözlerinin derlendiği

Nehcü'l-Belâğa Hafızları

Nehcü'l-Belâğa'dan çok daha kapsamlı kitaplar mevcuttur.
NEH_0012 · S. 17 · Nehcü'l-Belâğa Hafızları
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Hüseyin
Nehcü'l-Belâğa'dan çok daha kapsamlı kitaplar mevcuttur. Bu cümleden, Merhum Meclisî'nin Biharu'l-Envar kitabını, Nehcü's-Saadet ve Merhum Amidî'nin (Diyarbakırlı büyük âlim Kadı Nasuhuddin Ebu'l-Feth Abdulvahid bin Muhammed Temimî'nin) Gureru'l-Hikem ve Dureru'l-Kelim1 adlı kitabını zikretmek de mümkündür. Nitekim sadece Gureru'l-Hikem kitabı Hz. Ali'den 11 binden fazla hadis nakletmiştir. Nehcü'l-Belâğa Hafızları ler Nehcü'l-Belâğa'yı koruma ve hıfzetmede büyük bir gayret göstermişlerdir. Ayrıca âlimlerin icazetnamelerinde de Nehcü'l-Belâğa rivaî bir kitap olarak söz konusu edilmiştir. Seyyid Razî'den hemen sonra kesintisiz olarak sürekli bu kitap istinsah edilmiş (üzerinden yazılmış) ve çoğaltılmıştır. Şu anda Nehcü'l-Belâğa'nın 167'den fazla eski muteber nüshası büyük dünya kütüphanelerde kayıtlı bulunmaktadır. Ayrıca Nehcü'l-Belâğa da Kur'ân-ı Kerim gibi tüm dönemlerde ezberlenmiş ve adeta bu bir gelenek hâline gelmiştir. Şeyh Muntahabuddin, Fihrist adlı kitabında, "Mim" harfinde, dı Cemaluddin Muhammed bin Hüseyin Kasanî adlı birini zikretmektedir. Eski âlimlerden Nehcü'l-Belâğa hafızları arasında H. 564 yılında vefat eden Ebu Abdullah Muhammed Farukî de zikredilmiştir.2

Nehcü'l-Belâğa Şarihleri

Son dönem Nehcü'l-Belâğa hafızları ise oldukça çoktur.
NEH_0013 · S. 18 · Nehcü'l-Belâğa Şarihleri
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Hasan İmam Hüseyin
Son dönem Nehcü'l-Belâğa hafızları ise oldukça çoktur. Allâme Eminî, el-Gadir adlı kitabında son dönem Nehcü'lBelâğa hafızları arasında H. 1280 yılında vefat eden Allâme Seyyid Muhammed Yemanî ile değerli âlim, tarihçi ve şair Şeyh Muhammed Hüseyin Amilî'yi zikretmektedir. Nehcü'l-Belâğa Şarihleri Nehcü'l-Belâğa'nın önemle korunup hıfz edilmesinin yanı sıra geçmiş asırlardan günümüze kadar birçok âlim de kendi ilmî uzmanlığı ışığında birçok şerh yazmışlardır. Tahran'da yapılan Nehcü'l-Belâğa kongresinde 400'den fazla şerh, haşiye ve çeşitli dillere yapılan tercümeleri zikr edilmiştir. Allâme Eminî el-Gadir kitabında çeşitli mezheplerden kimselerin yazdığı bu şerh ve haşiyeler hakkında çok detaylı bilgiler vermiştir. Allâme Eminî el-Gadir adlı kitabında Nehcü'lBe-lâğa'yı ilk şerh eden kimsenin Seyyid Razî'nin çağdaşı olan Seyyid Ali b. Nasır olduğunu yazmıştır.1 Diğer Şerh Yazan Âlimler 1- H. 511 yılında vefat eden Fazlullah Ravendî 2- H. 516 yılında vefat eden ve İbn Şehraşub'un üstatlarından olan Ebu'l-Hasan Beyhakî 3- H. 573 yılında vefat eden Kutbuddin Ravendî 4- H. 606 yılında vefat eden Muhammed b. Ömer Taberî Şafiî 5- H. 655 yılında vefat eden ve İbn Ebi'l-Hadid diye meşhur olan Ebu Hamid İzzuddin

Diğer Şerh Yazan Âlimler

6- H. 674 yılında vefat eden İbn Sai Bağdadî 7- H.
NEH_0014 · S. 19 · Diğer Şerh Yazan Âlimler
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Hasan İmam Muhammed Cevad
6- H. 674 yılında vefat eden İbn Sai Bağdadî 7- H. 679 yılında vefat eden ve büyük orta ve küçük olmak üzere üç şekilde şerh eden İbn Meysem Bahranî 8- H. 726 yılında vefat eden Allâme Hillî 9- H. 791 yılında vefat eden Sa'du'd-Din Mes'ud b. Ömer Taftazanî Şafiî 10- H. 988 yılında vefat eden Şükrullah Kaşanî 11- H. 10 asır âlimlerinden olan İmaduddin Ali el-Kari elUşturabadî 12- H. 1110 yılında vefat eden Seyyid Hasan b. Mutahhar elYemanî 13- H. 1242 yılında vefat eden ve iki şerhi bulunan Seyyid Abdullah Şubber 14- H. 1356 yılında vefat eden Hacı Habibullah Musavî Huî (Minhacu'l-Beraat) 15- H. 1323 yılında vefat eden Şeyh Muhammed Abduh elMısrî 16- Feyzu'l-İslâm İsfahanî Son dönemde yazılmış değerli ve detaylı şerhler arasında ise Üstad Muhammed Taki Cafer'in ve değerli araştırmacı Ayetullah Mekarim Şirazî'nin yazdığı şerhleri zikretmek de mümkündür.

Tercüme ve Tahkik Aşaması

Tercüme ve Tahkik Aşaması Siz muhterem okuyucuların elinde bulunan bu tercüme, saygın ve değerli çevirmen …
NEH_0015 · S. 20 · Tercüme ve Tahkik Aşaması
İmam Ali
Tercüme ve Tahkik Aşaması Siz muhterem okuyucuların elinde bulunan bu tercüme, saygın ve değerli çevirmen Kadri Çelik tarafından yapılmıştır. ...Görüş sahibi insanlara danışıldıktan sonra bu önemli eserin çok büyük bir dikkat ve özenle basılması kararlaştırıldı. Zira araştırmacıların da bildiği gibi Nehcü'l-Belâğa uzmanlık alanına giren özgün bir kitaptır. İçinde yer alan konuların derki oldukça ağır, fesahat ve belâğati çok derin ve içinde kullanılan lügatleri işin ehli kimseler için bile çok zordur.1 Velhasıl, Nehcü'l-Belâğa kitabı birçok açıdan zor ve bir o kadar da önemli bir kitaptır. Bu yüzden işin iyi olması ve okuyuculara en güzel şekilde takdim edilmesi için tercümeyi inceleme amacıyla iki kişilik gruplar hâlinde ilmî bir çalışma içine girilmesi ve her grubun kitabın bir bölümünü incelemesi kararlaştırıldı. Bendeniz de arkadaşlarla işbirliği hâlinde bir grup şeklinde büyük bir dikkatle kitabı baştan sona gözden geçirdim. Gerekli yerlerde değişiklikler yapıldı ve bazı hassas konularda ise parentez içinde veya dipnot hâlinde açıklamalar verildi. Ayrıca ilim ve tahkik ehli için de çok faydalı olacağını sandığımız konulu fihrist, kaynakça ve içindekiler hakkında detaylı bir bilgiyi de kitabın sonunda verdik. Sonunda Allah'a hamdolsun siz ilim ve kültür dostlarına bu değerli eseri gördüğünüz şekliyle takdim ettik. Bu kitabın hazırlanmasında emeği geçen tüm arkadaşlara Allah'tan başarı ve mükâfat dilerim. Ayrıca "Hikmetli Sözler" bölümünü Arapça metniyle tatbik eden Hüccetü'l-İslâm Şeyh Fahrettin Altan'a, kitabın dizgisini yapan Mücteba Çelik'e teşekkür ederim. Birkaç Hatırlatma ve Bir İstek 1- Bilindiği gibi Nehcü'l-Belâğa kitabının çeşitli nüshaları vardır. Bu tercüme, Sübhi Salih'in nüshası esasınca yapılmıştır.
Elbette gerekli yerlerde Feyzu'l-İslâm nüsahasındaki adresleri de verilmiştir.
NEH_0016 · S. 20 · Tercüme ve Tahkik Aşaması
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Muhammed Cevad
Elbette gerekli yerlerde Feyzu'l-İslâm nüsahasındaki adresleri de verilmiştir. 2- Tercüme ve tahkikte Arapça metin esas alınmış, ama gerekli yerlerde aşağıdaki tercüme ve şerhlerden de istifade edilmiştir: a) Allâme Muhammed Taki Caferî'nin tercüme ve şerhi b) İmamî ve Aştiyanî'nin, Üstad Mekarim Şirazî'nin gözetiminde yaptıkları tercüme ve şerh c) Abdulbaki Gülpınarlı'nın seçmeli tercümesi d) Ankara, Birleşik Yayıncılık'ın bastığı tercüme e) Üstad Ayetî'nin tercümesi f) Üstad Deştî'nin tercümesi g) Feyzu'l-İslâm'ın tercümesi h) Şeyh Muhammed Abduh'un şerhi i) Sübhi Salih'in lügatnamesi ve çeşitli sözlükler 3- Tercümenin akıcı, kolay anlaşılır ve aynı zamanda da anlam açısından metinden uzak olmamasına büyük özen gösterilmiştir. 4- Hutbe ve mektupların girişinde de, Seyyid Razî'nin verdiği açıklamanın yanı sıra tarihi ve açıklayıcı birtakım gerekli bilgiler de verilmiştir. 5- Ne bendeniz, ne çevirmen ve ne de diğer arkadaşlar bu çalışmamızın kusursuz olduğu inancında değiliz. Hatta bunun daha iyi bir şekilde yapılamayacağını da iddia etmiyoruz. Ama bütün samimiyetleriyle çalıştıklarını ve elinden gelen hiçbir şeyi esirgemediklerini iddia etmektedirler. "Allah insanı gücü oranında sorumlu tutar." Bu açıdan değerli araştırmacı ve ilim erbabından bu kitapta gördükleri hataları bizlere iletmelerini ister ve ilerideki baskılarda bu uyarıların dikkate alınacağını belirtiriz. Başarı sadece Allah'tandır. Seyyid Ali Hüseynî Buhtî

ÇEVİRMENİN Notu

ÇEVİRMENİN NOTU Hiç şüphesiz Kur'ân'dan sonra hiçbir kitap, Nehcü'l-Belâğa kadar eğitici, uyarıcı, terbiye …
NEH_0017 · S. 23 · ÇEVİRMENİN Notu
İmam Ali
ÇEVİRMENİN NOTU Hiç şüphesiz Kur'ân'dan sonra hiçbir kitap, Nehcü'l-Belâğa kadar eğitici, uyarıcı, terbiye edici, sarsıcı, insanı kendine getirici, aklını başına toplayıcı, yüreğine su serpici, kalbine hayat verici, sevdirici, okşayıcı, rahmet yağmurlarıyla ıslatıcı, gönül okyanusuyla alıcı, şebnemleriyle ağlatıcı, feryadıyla bildirici, aşkıyla ünsiyet verici, çağın yalnız insanına sığınak verici, kucak açıcı, gözyaşlarıyla ağlatıcı, yumuşaklığıyla cesaretlendirici, şiddetiyle ürkütücü, sevgisiyle ümitlendirici, gurbet acısıyla vatana ısındırıcı, vatan sevgisiyle gurbeti kolaylaştırıcı ve kısacası her şeyiyle her şeyi örtücü, kuşatıcı değildir. Nehcü'l-Belâğa aldatılmış yürekleri uyarıcı ve kimsesiz gariplere yurt verici bir kitaptır. Nehcü'l-Belâğa acı, aşk, gözyaşı, sevgi, umut, hayat, dostluk ve rahmet kitabıdır. Nehcü'l-Belâğa kitabını hakkıyla okuyan bir insan asla kula kulluk zilletine düşmez, şeref ve haysiyetini beş para etmez kimselere satmaz, kısacası Allah'tan başka hiç kimse karşısında eğilmez. Nehcü'l-Belâğa kitabı kimsesizlerin, yetimlerin, temiz yüreklerin kitabıdır. Nehcü'l-Belâğa kitabı herkesin, kısacası insanlığın kitabıdır. Gerçek inananları, sahtekâr ikiyüzlülerden ayırma aracıdır. Nuru karanlıklardan ayırt etme vesilesidir.
Nehcü'l-Belâğa, yeryüzüne inmiş bu insan denen garib varlığın acı hikâyesidir.
NEH_0018 · S. 24 · ÇEVİRMENİN Notu
Kâbe İmam Ali
Nehcü'l-Belâğa, yeryüzüne inmiş bu insan denen garib varlığın acı hikâyesidir. Kısacası, Nehcü'l-Belâğa anlatılacak bir eser değildir. Gerçek kimliğini kaybetmiş asrımız insanının gerçek kimliğidir. Okunmalı, amel edilmeli, yaşanmalı, baş ödev, baş tacı olmalıdır. Nehcü'l-Belâğa sonsuz özgürlüğün barış ve samimiyet sembolüdür. Yuvasız kuşların yuvası, göçmen kuşların vatanı, yeryüzünün gerçek varislerinin kitabıdır. Nehcü'l-Belâğa aşktır, gözyaşıdır, feryattır. Nehcü'l-Belâğa sonsuzluktur, özgürlüktür, bağımsızlıktır, Allah'tan başkasına kulluktan kurutuluş belgesidir. Nehcü'l-Belâğa dertlerini sadece kuyulara anlatan hurmalık garibinin yaşam öyküsüdür. Nehcü'l-Belâğa hayattır. Nehcü'l-Belâğa iman okyanusunun sonsuzluk sahili, küfür ve nifak karanlığının zindanıdır. Nehcü'l-Belâğa Kâbe'de doğan çocuğun insanları daldığı derin uykudan uyandıran tebessümü, Karun ve Haman varislerinin cehennemsi asık suratlarına inen Musa'nın yed-i beyzasıdır. Süleyman'ın gönüllerdeki Hüdhüd'ü ve Belkıs'ın yüreklerdeki tahtıdır. işkence hücrelerinde sorgulanan yürek mahkûmlarının tesellisi, karanlık derin güçlerin korkulu rüyasıdır. Nehcü'l-Belâğa çıkmaz sokakların çıkışı, ilaçsız dertlerin devasıdır.
Nehcü'l-Belâğa İbrahim'in İsmail'i, Hicaz'ın Hacer'i, Kerbelanın kanıdır.
NEH_0019 · S. 25 · ÇEVİRMENİN Notu
Şah Hatayi İmam Ali
Nehcü'l-Belâğa İbrahim'in İsmail'i, Hicaz'ın Hacer'i, Kerbelanın kanıdır. Nehcü'l-Belâğa kirli Şam sokaklarında bir iffet abidesi, davadan dönen döneklerin mahkûmiyet belgesidir. Nehcü'l-Belâğa susamış yüreklerin zemzemi, hicran âşıklarının vüslatıdır. Nehcü'l-Belâğa o "Ninova vârisi"nin mirası, bu "Pişman derviş"in itiraf belgesidir. Nehcü'l-Belâğa, her şeyin bittiği anda bir başlangıç noktası, tüm ideallerin çöktüğü bir asırda ülkü ekolü, ahlâkın erezyona uğradığı çağda ahlâk abidesidir. Nehcü'l-Belâğa yağmacıların mahkemesi, soyguncuların yargı divanı, zalim derin güçleri sorgulayan şeffaf adalettir. Kısacası, Nehcü'l-Belâğa insanlık kitabıdır. İnsanın yaratılışından bu yana başına gelenlerin kısaca bir öyküsüdür. Bilmek için hakkıyla okumak gerekir, sadece okumak... Kadri ÇELİK

Önsöz

Hamdı nimetlerine bir değer, belalarına bir sığınak, cennetlerine bir vesile ve ihsanının çoğalmasına bir …
NEH_0020 · S. 27 · Önsöz
Ehl-i Beyt Oniki İmam İmam Ali
Hamdı nimetlerine bir değer, belalarına bir sığınak, cennetlerine bir vesile ve ihsanının çoğalmasına bir neden kılan Allah'a hamdolsun. Rahmet nebisi, imamların imamı, ümmetin ışığı, kerem tabiatıyla seçilen, ezelî yücelik soyuyla be-zenen; tertemiz ve verimli bir kökten yaratılıp dal-budak ve meyvelerle serpiştirilen Resulüne ve karanlıkların ışığı, üm-metin korunma vesilesi, apaçık dinin işaretleri ve üstün faziletlerin ölçüsü Ehlibeyt'ine salât-u selâm olsun. Şafak söktükçe ve yıldızlar battıkça üstünlüklerine denk, amellerine karşılık, soy ve asıllarına lâyık bir şekilde Allah'ın rahmet ve bereketi hepsinin üzerine olsun. Ömrümün baharındayken ve ömür dalım henüz tazeyken İmamlar'ın (a.s) özellikleri ve hususiyetleri hakkında bir kitap yazmaya başladım. Bu kitapta o zatların güzel ve değerli sözleri vardı. Elbette bu kitabın başında da belirttiğim gibi bu işe belli bir hedef ve niyetle giriştim. Ama Hz. Ali'nin özgün hususiyetlerini yazdıktan sonra bu kitabı devam ettirmedim. Bu kitabı bölümlere ve kısımlara ayırdım. Son bölümünde uzun hutbeler yerine, öğütlerini hikmetlerini, örneklemelerini ve kısa edebî sözlerini bir araya topladım.
Bazı dostlarım bu kitabı okuyunca çok beğenip övdüler, fesahat ve belâgati ile eşsizlik ve özgünlüğüne hayran …
NEH_0021 · S. 28 · Önsöz
İmam Ali
Bazı dostlarım bu kitabı okuyunca çok beğenip övdüler, fesahat ve belâgati ile eşsizlik ve özgünlüğüne hayran oldular. Bu yüzden benden Hz. Ali'nin çeşitli dallarda ve hususlardaki seçkin sözlerini bir araya getirmemi istediler. Hz. Ali'nin öğüt, yazı, hutbe ve hikmetli sözlerini toplamamı talep ettiler. Zira onlar Hz. Ali'nin bu sözlerinin fesahat ve belâgatini, Arapça'nın incileri, dinî-dünyevî sözlerin nuru olduğunu çok iyi biliyorlardı. Zira böylesi özellikler hiçbir beşeri söz ve kitapta bir araya gelmemiştir. Hz. Ali, fesahatin kapısı, belâgatin kökü konumundadır. Fesahat ve belâgatin gizlilikleri onun sözlerinde tecelli etmiş ve onunla bir düzene gir-miştir. Her hatip onun örneklendirmelerini almış, her vaiz onun sözlerinden yardım görmüştür. Buna rağmen o herkesten ilerdedir ve onlar Hz. Ali'den geri kalmışlardır. Zira o-nun sözlerinde ilâhî ilmin izi ve Peygamber'in kokusu vardır. Sonunda istediklerine uydum. Zira bunun birçok faydalarının olduğunu, hızla şöhret kazanacağını ve bana ahirette sevap kazandıracağını biliyordum. Hz. Ali'nin birçok bilinen faziletlerinin yanı sıra bu faziletinin de bilinmesini istedim. Zira Hz.
Ali bu sahada da kendinden öncekilerden daha üstün ve eşsiz bir konumdadır. Hz.
NEH_0022 · S. 28 · Önsöz
İmam Ali
Ali bu sahada da kendinden öncekilerden daha üstün ve eşsiz bir konumdadır. Hz. Ali'nin sözleri; ucu bucağı, kıyısı dibi olmayan bir deniz gibidir. Böylece bunun benim için bir kıvanç vesilesi olmasını ve Ferazdak'ın Cerir'e dediği gibi: "Bunlardır babalarım Ey Cerir! / Sende de benzerleri varsa. / Bir yere gelince / Göster onları bana, karşıma getir" demeyi istedim. Hz. Ali'nin sözlerinin üç önemli nokta etrafında döndüğünü gördüm. Birincisi hutbe ve emirler, ikincisi mektup ve yazılar, üçüncüsü ise hikmetli sözler ve öğütlerdir. İlk önce Allah'ın yardımıyla güzel hutbelerini, sonra mektuplarını, sonra da hikmetli sözlerini bir araya getirdim. Bunların her biri için bir bölüm ayırdım. O bölüme ait olup da o ana kadar elime geçmeyen, ama zamanla elde etme ihtimali bulunan sözleri de yazmak için birkaç sayfayı de boş bıraktım, bunlar dışında bir şey elime geçince de uygun ve benzer yerlere koydum. Bu yüzden belli bir düzen sağlayamadıysam da Hz. Ali'nin güzel sözlerini buldukça yazdım. Zira ben sözlerin düzen ve uyumunu gözetlemeye değil, güzel ve nükte dolu sözlerini toplamaya çalıştım. Hz. Ali'nin züht, öğüt, hatırlatma ve sakındırma hususlarındaki sözleri çok ilginçtir.
Düşünen insan bu sözlerin sahibinin züht dışında bir nasibinin ve ibadet dışında bir işinin olmadığını sanır.
NEH_0023 · S. 28 · Önsöz
İmam Ali
Düşünen insan bu sözlerin sahibinin züht dışında bir nasibinin ve ibadet dışında bir işinin olmadığını sanır. Bazen de bu sözlerin sahibinin inzivaya çekilmiş veya bir dağın eteğine sığınmış birisi olduğunu sanır. Öyle ki bu kimse kendi hisleri dışında bir şey hissetmez, sadece nefsini düşünür zanneder. Ama bazen de bu sözlerin sahibinin savaş meydanlarında kılıcını çekmiş, boyunları vuran, ünlü kahramanları yere seren ve kılıcından kanlar damlayan birisi olduğu kanısına varır. Ama bu hâliyle o zahitlerin zahidi ve kahramanların kahramanıdır. Bu özellik Hz. Ali'nin eşsiz faziletlerinden biridir. Hz. Ali bu güzel özelliğiyle zıtları birleştirmiş, dağınıklıkları bir araya getirmiştir. Bu sözleri seçerken insanı tereddüde düşüren ve mana bakımından tekrarlanmış olanlarına çok rastladım. Bunun nedeni de Hz. Ali'nin rivayetlerindeki ihtilaflardır. Bazen bir rivayet başka bir rivayetten farklı bir tarzda nakledilmiştir. Bazılarında fazla bir cümle yer almıştır. Bazılarında daha güzel bir tabir mevcuttur. Bu yüzden ihtiyatı elden bırakmadım. Seçilen sözlerde bir şeyin eksik kalmamasına dikkat ettim.
Zira zamanla ilk rivayetin unutulması veya bilinmemesi yüzünden kasıt olmaksızın aynı anlamın başka tarzda …
NEH_0024 · S. 28–31 · Önsöz
İmam Ali
Zira zamanla ilk rivayetin unutulması veya bilinmemesi yüzünden kasıt olmaksızın aynı anlamın başka tarzda rivayet edilmiş olması da mümkündü. Bütün bu özene rağmen Hz. Ali'nin sözlerinin tümünü yazdım diyemem. Bana ulaşan sözlerin ulaşmayanlardan çok daha az olması da mümkündür. Ben sadece gücüm yettiği kadar çalıştım, çabaladım. Gerçeği görüp doğru yolu açıkça göstermek, ancak Allah'ın sonsuz lütfüyle mümkündür. Bu kitabın adını da Nehcü'l-Belâğa koydum; zira bu kitap fesahat ve belâgat kapılarını açan bir kitaptır. Hem öğretmenin, hem de öğrencinin bu kitaba ihtiyacı vardır. Belâgat ve fesahat âlimleri de, züht ve riyazet erbabı da bu kitabı arzu eder. Hz. Ali'nin tevhit, adalet ve Allah'ın yaratıklarına benzemekten münezzeh olduğuna dair çok ilginç sözleri vardır bu kitapta. Bu sözler dileyenlerin susuzluğunu gideren, dertlere şifa veren ve şüpheleri aydınlatan sözlerdir. Allah'tan başarı ve hatalardan korunmayı diler, doğruları bulmayı isterim. Dil hatasından önce gönül hatasından, ayak sürçmesinden önce dilimin sürçmesinden O'na sığınırım. O, yeter bana ve O, ne güzel bir vekildir! Birinci Bölüm

1. Hutbe

Hz. Ali bu hutbesinde insan, gökyüzü ve yeryüzünün yaratılışından bahsetmektedir:
NEH_0025 · S. 33 · 1. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali bu hutbesinde insan, gökyüzü ve yeryüzünün yaratılışından bahsetmektedir: Hamd Allah'a mahsustur ki, övenler O'nu hakkıyla övemezler, sayıcılar nimetlerini sayamazlar, çalışıp çabalayanlar hakkını eda edemezler. Yüce himmetler O'nu derk edemez, akıl-zekâ denizine dalanlar O'na erişemez. O'nun sıfatlarının belli bir sınırı yoktur. Onu övgüsünü beyan edebilecek bir sıfat mevcut değildir. Sayılı bir vakti, uzatılmış, bir süresi yoktur. Yarattıklarını kudretiyle yaratmış, rüzgârları rahmetiyle estirmiş ve yarattığı yeryüzünün sarsıntılarını kayalarla perçinlemiştir. Dinin evveli O'nu tanımak, O'nu tanımanın kemali O'nu tasdik etmek, O'nu tasdik etmenin kemali O'nu bir bilmek, O'nu bir bilmenin kemali, O'na karşı ihlâslı olmaktır. O'na karşı ihlâslı olmanın kemali, O'ndan sıfatları nefyetmektir. Zira her sıfat mevsuftan (sıfat sahibinden) ayrıdır. Hakeza her mevsuf da sıfattan ayrıdır. Dolayısıyla Allah'ı tavsif eden O'nu başkasına eşlemiş olur. O'nu eşleyen O'nu ikilemiş olur. O'nu ikileyen O'nu tecezzi etmiş (cüzleri ayırmış) olur. O'nu tecziye eden O'nu tanı- mamış olur. O'nu tanımayan O'na işaret eder. O'na işaret eden O'nu sınırlamış, mahdut kılmış olur.
O'nu mahdut kılan O'nu saymış olur. "Neyin içindedir?" diyen O'nu bir şeyde sanır.
NEH_0026 · S. 33 · 1. Hutbe
İmam Ali
O'nu mahdut kılan O'nu saymış olur. "Neyin içindedir?" diyen O'nu bir şeyde sanır. (O'na mekân isnat eder.) "Neyin üstündedir?" diyen yerleri O'ndan boş bilmiş olur. Allah sonradan olmaksızın vardır. Mevcuttur; yokluğu tatmaksızın. Her şey iledir; eşleşmeksizin. Her şeyden başkadır; ayrılmaksızın. Faildir, hareket ve alet olmaksızın. Basir'- dir (görendir); yaratıklarından görülen yokken. Tektir; kendisiyle varlığında ünsiyet edineceği ve yokluğunda dehşete kapılacağı birisi olmaksızın. Yaratmaya koyuldu, yarattı, öyle bir yaratma ki!... Öyle ki, âlemi önceden düşünüp kurmadan, hiçbir tecrübeden istifade etmeden, harekete girişmeden ve ızdıraba düştüğü bir amacı olmadan yarattı. Her şeyi vaktinde yarattı, birbirinden farklı şeyleri yakınlaştırdı/uzlaştırdı. Her şeyde bir kabiliyet ve tabiat yarattı. Suret ve şeklini düzdü, koştu. Her şeyi olmadan bilendir. Eşyayı sınırları ve sonlarıyla (tümüyle) ihata eden/kuşatandır. Eşyanın nefsini ve şeklini (iç ve dış yüzlerini) bilendir. Sonra münezzeh olan Allah gökleri ayırdı, kenarlarını yardı ve hava katmalarını (atmosferi) oluşturdu. Sonra ondan dalgalı ve yüksek birikintisi olan bir su akıttı.
Sonra o suyu her şeyi yerinden söküp koparan ve her şeyi kasıp kavuran bir rüzgâra yükledi ve ona bu suyu …
NEH_0027 · S. 33 · 1. Hutbe
İmam Ali
Sonra o suyu her şeyi yerinden söküp koparan ve her şeyi kasıp kavuran bir rüzgâra yükledi ve ona bu suyu iade etmeyi emretti. Rüzgârı suya musallat ve suyun sınırlarına yakın kıldı. Hava altından yarık ve su üstünden dökülmektedir. Sonra münezzeh olan Allah-u Teâlâ gökleri kazıyan bir rüzgâr yaratmış, devamlılığını sağlamış, cereyan ettirmiş, durgunluktan uzak kılmıştır. Rüzgâra, çağıldayan suyu altüst etmesini ve denizleri dalgalandırmasını emretmiştir. Böylece rüzgâr suyu bardakta çalkalanırcasına çalkalayıp göğe fırlat-mıştır. Başı sonuna geldi, durgunu harekete geçti. Sonunda böylesine evire çevire su kabardı ve birikintisi köpük verdi. Bunu yarıkları olan ve açık-geniş bir havanın içine kaldırdı. Böylece yedi kat gök oluştu. Alt tabakasını durgun bir dalga, üst tabakasını dayandığı bir direk ve düzgün durmasını sağlayan çiviler olmaksızın sağlam-korunmuş ve yüksek bir tavan kıldı. Sonra onu gezegenlerle ve ışıldayan yıldızlarla süsledi. Bunlar arasında ışıldayan bir kandili (güneş) ve nurlu bir ayı; döne-gelen bir mecrada, hareketli bir tavanda ve hedefli bir çizgide hareket ettirmektedir. Sonra o yüce göklerin arasını yardı ve burasını çeşitli meleklerle doldurdu.
Bazıları rükû etmeksizin sürekli secde hâlindedir. Bazıları Dik durmaksızın, rükû hâlindedir.
NEH_0028 · S. 33 · 1. Hutbe
İmam Ali
Bazıları rükû etmeksizin sürekli secde hâlindedir. Bazıları Dik durmaksızın, rükû hâlindedir. Bazıları Saflar hâlinde kıyamda durmuş, birbirinden ayrılmazlar. (Hepsi de) usanmaksızın tespih ederler. Gözlerine uyku girmez, akılları yanılmaz, bedenleri zayıf düşmez ve unutma gafletine düşmezler. Bazıları O'nun vahyinin eminleri ve elçilerine (vahyini bildiren) dilidir, emrini ve kesinleşmiş hükümlerini getirir götürüler. Bazıları kullarını gözetler. Bazıları cennet kapılarında hizmetçilik eder. Bazılarının ayakları yeryüzünün en alt katmanlarında sabittir, boyunları en yüksek göklerden (yukarı) taşmış hâldedir, organları âlemin kenarlarına taşmıştır, omuzları arşın ayaklarını yüklenmeye uygundur. Gözleri O'nun karşısında eziktir. O'nun altında kanatlarına bürünmüşlerdir. Kendilerinden başkası arasına izzet örtüsü ve kudret perdesi gerilmiştir. Rablerini tasvir (şekillendirme/betimleme) vehmine kapılmazlar, yaratıkların sıfatlarını O'na isnat etmezler, O'nu mekânla sınırlamazlar, O'na benzerleriyle işaret etmezler. Sonra münezzeh Allah yerin sarpından ve yumuşağından, tatlısından ve tuzlusundan toprakları bir araya topladı, suyla karıştırıp halis bir kıvama getirdi.
Nemlendirerek yapışkan hâle getirdi. Bundan yönleri, ilişik yerleri, organları ve bölümleri olan bir suret …
NEH_0029 · S. 33 · 1. Hutbe
İmam Ali
Nemlendirerek yapışkan hâle getirdi. Bundan yönleri, ilişik yerleri, organları ve bölümleri olan bir suret (beti) yarattı. Pekişinceye kadar kurutmuş, belli ve sınırlı bir süre sıklaştırmıştır. Sonra ona ruhundan üfleyince kendini idare edecek zihni, tasarrufta bulunduğu fikirleri, hizmetinde kullandığı organları, evirip-çevirdiği araçları; hak ile batılı, tatları, kokuları, renkleri ve türleri ayıran bir bilgisi olan bir insan oluverdi. Ayrı renklerdeki topraklarla yoğruldu. Benzer ve zıtlarla birleşik hâle getirildi. Soğuk-sıcak yaş ve kuru farklı unsurları ile yoğruldu. Münezzeh olan Allah meleklerden insana saygı için secde ederek ve huzuda bulunarak yanlarındaki emanete riayet etmeyi (hakkı eda etmeyi) ve vasiyeti uygulamaya geçirmeyi istedi. Nitekim münezzeh olan Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu: "Secde edin Âdem'e. İblis dışındakiler secde ettiler."1 Gurur onu baştan çıkardı. Şekavete mağlub düştü. Ateşten yaratılmış olmakla böbürlendi. Topraktan yaratılmayı küçümsedi. Böylece Allah-u Teâlâ gazabı hak etsin, imtihanı bitirsin ve vaktini doldursun diye ona mühlet verdi. (Ona) şöyle buyurdu: "Sen vakti bilinen o güne kadar ertelenenlerdensin."1 Sonra münezzeh olan Allah-u Teâlâ Âdem'i rahatça ve güzel bir şekilde yaşayabileceği bir diyara yerleştirdi. Çevresini güvenli kıldı. Âdem'i İblis'e ve düşmanlığına karşı uyardı. Ama düşmanı, onu bulunduğu yerden ve iyilerle dostluğundan kıskandığı için aldattı. Böylece yakinini şekke, kararlılığını gevşekliğe değiştirdi; sevincini korkuya, kandırılmasını pişmanlığa dönüştürdü. Sonra münezzeh olan Allah ona geniş tövbe kapısını açtı. Rahmet sözünü telkin etti. Cennetine dönüşü vaat etti. Onu neslin çoğaldığı imtihan yurduna indirdi. Sonra münezzeh olan Allah Âdem'in çocuklarından nebiler seçti. Onlardan vahiy üzerine söz ve risaletini tebliğ üzerine emanetlerini (emanete riayet edeceklerine dair söz) aldı.
İnsanların çoğu Allah'ın kendilerine şart koştuğu sözünü değiştirince, hakkını inkâr edince, Allah'a eşler …
NEH_0030 · S. 33–38 · 1. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
İnsanların çoğu Allah'ın kendilerine şart koştuğu sözünü değiştirince, hakkını inkâr edince, Allah'a eşler koşunca, şeytanlar onları Allah'ı tanımaktan alıkoyunca ve Allah'a ibadetten ayırınca Allah da onlara elçiler gönderdi ve insanlardan fıtri sözlerini tutmalarını istemek, insanlara unuttukları nimetini hatırlatmak, davetle hücceti tamamlamak, aklın definelerini (gizliliklerini) ortaya çıkarmak ve onlara kudret ayetlerini göstermek için kesintisiz nebiler gönderdi; üstlerinde yüksekçe bir tavan, altlarında serilmiş bir döşek, ihya eden bir rızık, öldüren zaman, ihtiyarlatan zorluklar ve peşpeşe gelen olaylar bu kudret ayetlerindendir. Münezzeh olan Allah kullarını gönderilmiş elçilerden, indirilmiş kitaptan, gerekli bir hüccetten ve apaçık doğru yolu göstermekten mahrum bırakmamıştır. Sayılarının azlığı ve yalanlayıcılarının çokluğu peygamberleri engellememiştir. Önce gelen bir sonrakini, sonra gelen öncekini tanıtmıştır. Böylece asırlar birbiri ardınca geçti, zaman akıp gitti. Babalar gitti, yerine oğullar geçti. Ta ki münezzeh olan Allah vadini gerçekleştirmek, nübüvvetini tamamlamak ve peygamberlere verdiği sözü tutmak için kendini müjdeleyen elçilerin kitaplarında yazılı, alametleri meşhur ve doğumu yüce olan Muhammed'i (s.a.a) gönderdi. Yeryüzü ehli o gün çeşitli dinler, dağınık istekler ve farklı yollara yönelmişlerdi. Kimisi Allah'ı yaratıklarına benzetmiş, kimisi isminde ilhada düşmüş (müsemmanın hakikatinde yanılgıya düşmüş) kimisi de başkasına işaret etmişti. (şirk koşmuştu.) Böylece Allah, Peygamber vasıtasıyla onları hidayete erdirdi ve onları cehaletten kurtardı. Sonra Allah Muhammed'e (s.a.a) kendine kavuşmayı seçti. Onun için katındakileri beğendi. Dünya yurdundan ayırmak ve imtihan diyarından çekip-almak ikramında bulundu.
Sonunda saygıyla onun ruhunu kabzetti ve sizlere nebilerin ümmetlerine bıraktığı şeyleri bıraktı.
NEH_0031 · S. 38 · 1. Hutbe
İmam Ali
Sonunda saygıyla onun ruhunu kabzetti ve sizlere nebilerin ümmetlerine bıraktığı şeyleri bıraktı. Böylece peygamberler, ümmetini başıboş bırakmadı, apaçık bir yol belirtmeden ve hidayet bayraklarını dikmeden gitmedi. Rabbinizin kitabı artık yanınızdadır. Bu kitapta Allah'ın helal ve haramları, farz ve faziletleri, nesih ve mensuhu ruhsat ve azimet yerleri, özel ve genel anlamları, ibret ve örnekleri, şartlı ve şartsız olanları, muhkem ve müteşabihleri apaçık bir şekilde açıklanmıştır. İcmalen anlatılanları tefsir edilmiş, zor olanları açıklanmıştır. Bu kitapta öyle hükümler vardır ki mutlaka bilinmesi hususunda söz alınmıştır. Öyle hükümleri de vardır ki bilinip bilinmemeleri noktasında kullara bir genişlik-serbestlik verilmiştir.1 Öyle hükümleri de vardır ki kitapta farzdır; ama sünnetle neshedilmiştir.2 Öyle hükümleri de vardır ki sünnetle farz kılınmış, ama kitapta terk edilmesi hususunda ruhsat verilmiştir. Öyle hükümleri vardır ki vaktinde farzdır, ileri zamanlarda (süresi bittiğinden) hükmü kalkar. Haramlarının da hükümleri farklıdır. Öyle büyük haramları vardır ki yapana ateş vaat edilmiştir. Bazı küçük haramları da vardır ki yapanı bağışlar, (suçunu) örter.
Öyle hükümleri vardır ki en azı da makbuldür, daha çoğunu da yapabilir.
NEH_0032 · S. 38 · 1. Hutbe
Kâbe İmam Ali
Öyle hükümleri vardır ki en azı da makbuldür, daha çoğunu da yapabilir. İnsanlara kıble kıldığı Beytü'l-Haram'ını (Kâbe'yi) ziyaret edip haccetmeyi sizlere farz kıldı. İnsanlar, (suya koşan susuz) hayvanlar gibi oraya koşuşurlar, güvercin kafilesi gibi oraya sığınırlar. Münezzeh olan Allah Beytü'l-Haram'ı kendi azameti karşısında insanların tevazu ve alçak gönüllülüğüne bir işaret ve izzetini (yüceliğini) kabul için bir gösterge kıldı. Yaratıklardan duyarlı olanlarını seçti ve onlar da davetine icabet ettiler, sözünü doğruladılar, peygamberlerine uydular, arşın etrafında dönen meleklere benzediler; O'na ibadet ticaretinde büyük kârlar elde ettiler. Mağfiret ve bağışlamayı vadettiği yerlere akın ettiler. Münezzeh olan Allah-u Teâlâ Beytü'l-Haram'ı İslâm'a bir bayrak ve sığınanlara bir harem (güven yeri) kıldı. Size Beytü'l-Haram'ın hakkını eda etmeyi gerekli, haccını ve ziyaretini farz kıldı. Nitekim münezzeh olan Allah şöyle buyurdu: "Onda (Kâbe'de) apaçık deliller vardır, İbrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Kâbe'yi haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.
Kim küfrederse, bilsin ki, doğrusu Allah âlemlerden müstağnidir." 1/2 Hz.
NEH_0033 · S. 38 · 1. Hutbe
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Ali
Kim küfrederse, bilsin ki, doğrusu Allah âlemlerden müstağnidir." 1/2 Hz. Ali, Siffin'den dönerken okuduğu bu hutbesinde insanların bi'setten önceki hâli, Peygamber'in, Ehlibeyt'in vasıfları ve diğer insanların durumu söz konusu edilmiştir: Nimetini tamamlamak, izzetine teslim olmak ve günahlarından korunmak için Allah'a hamd ederim. Yeterliliğine (kifayetine) olan ihtiyacımdan dolayı O'ndan yardım dilerim. Allah'ın hidayet ettiği sapmaz, kendisine düşmanlık eden kur- tulmaz, kendisine yeterli olduğu (kifayet ettiği) kimse yoksul olmaz. O'na hamdetmek ölçülüp tartılan ve saklanıp korunan her şeyden daha üstündür. Şahadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur, tektir, ortağı yoktur. Bu öyle bir şahadettir ki ihlâsı imtihan edilmiş ve halis olduğuna inanılmıştır. Bizleri sağ bıraktığı (yaşattığı) müddetçe sadece O'na sarılırız. Bu şahadeti, göreceğimiz korkulu anlar için saklanırız. Şüphesiz ki bu şahadet imanın azimeti, ihsanın anahtarı, Rahman'ın razı olduğu ve Şeytan'ı uzaklaştıran bir şahadettir. Hakeza şahadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.
Onu meşhur bir din, aktarılmış bir ilim, yazılmış bir kitap, parıldayan bir nur, ışıldayan bir ışık ve …
NEH_0034 · S. 38 · 1. Hutbe
İmam Ali
Onu meşhur bir din, aktarılmış bir ilim, yazılmış bir kitap, parıldayan bir nur, ışıldayan bir ışık ve insanlar arasında hükmeden bir emirle şüpheleri gidermek, apaçık delillerle delillendirmek, mucizeleriyle sakındırmak ve cezalarla korkutmak için gönderdi. O zaman insanlar din ipini koparan fitnelere düşmüş, yakin (kesin inançlar) direkleri şiddetle sarsılmış, esasta/temelde ihtilaf çıkmış, işler darmadağın olmuş, çıkış yeri/kurtuluş daraldıkça daralmış ve giriş köreldikçe körelmiş, hidayet gizli kalmış, körlük her yanı kaplamış, Rahman'a isyan edilmiş, Şeytan'a yardım edilmiş, iman yardımsız kalmış, sütunları yıkılmış, işaretleri belirsizleşmiş, yolları viran olmuş, geçitleri silinip gitmişti. İnsanlar Şeytan'a itaat etmiş, onun yollarını tutturmuş, onun yataklarına akmıştı. Şeytan'ın işaretleri onlarla yürüyor, bayrağı dikilip dalgalanıyordu. İnsanlar kendilerini tabanlarıyla ezen, tırnaklarıyla kırıp geçiren fitnelere düşmüştü. Fitneler tırnaklarının ucuna basmış, kalmıştı.

3. Hutbe

İnsanlar bu fitneler içinde yollarını kaybetmiş, şaşırıp kalmış, bilgisiz hâle gelmişlerdi.
NEH_0035 · S. 42 · 3. Hutbe
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Ali
İnsanlar bu fitneler içinde yollarını kaybetmiş, şaşırıp kalmış, bilgisiz hâle gelmişlerdi. Fitneler içinde kıvranıyorlardı. En hayırlı evin en kötü komşular idiler. Uykuları uykusuzluk ve sürmeleri gözyaşıydı. Bilgi sahiplerinin ağzına gem vurulmuş, cahil/bilgisiz insanlara ikram edilir olmuştu. ...Allah'ın sırrının yeri, emrinin sığınağı, ilminin kaynağı, hükümlerinin merkezi, kitaplarının barınağı, dininin dağları Ehlibeyt'tir. Dinin bel büküklüğü onlar ile doğrulur ve titremesi onlar sayesinde gider, dincelir. (Münafıklar) Kötülük tohumları ektiler, onu aldanışla suladılar, helak ve azap biçtiler. Bu ümmetten hiç kimse, Muhammed'in (s.a.a) Ehlibeyt'iyle mukayese edilemez. Hiçbir zaman (Ehlibeyt'in) nimetlerinin üzerine aktığı kimseyle (Ehlibeyt) bir sayılmaz. Onlar dinin esası, yakinin direğidir. İleri gidip aşırıya kaçanlar döner, onlara katılır. Geri kalan gelir onlara uyar (Orta yol onlardır.)Velayet hakkının özellikleri sadece onlarındır. Vasiyet ve veraset de onlardadır. Hak şimdi ehline döndü ve intikal etmesi gereken yerine intikal etti.1 Şıkşıkiye Hutbesi adıyla meşhurdur. Hilafet hakkındaki şikâyeti, neden sabrettiği ve halkın kendine biati hususunda:
Allah'a andolsun ki, falan kimse, hilafete göre yerimin, değirmen taşının mili gibi olduğunu bildiği hâlde, …
NEH_0036 · S. 43 · 3. Hutbe
İmam Ali
Allah'a andolsun ki, falan kimse, hilafete göre yerimin, değirmen taşının mili gibi olduğunu bildiği hâlde, hilafeti bir gömlek gibi giyindi. Oysa sel benden akar ve hiçbir kuş benim uçtuğum yerlere uçamazdı. Ben de hilafetle arama bir perde çektim, ondan yüz çevirdim. Başladım düşünmeye; kesilmiş elimle atağa mı geçeyim yoksa kapkaranlık körlüğe sabır mı edeyim? Öyle bir karanlık ve körlük ki bu, büyüğü tamamıyla yıpratır, küçüğü tümüyle ihtiyarlatır, mümin kimse de Rabbine ulaşıncaya dek bu karanlık körlükte zahmetten zahmete düşer. Gördüm ki sabretmek akla daha yatkın, sabrettim. Ama gözümde diken vardı, boğazımda kemik. Mirasımın yağmalandığını görüyordum. Ta ki birincisi yolunu tamamlayıp, onu kendinden sonraki falana verdi gitti. Hz. Ali daha sonra A'şa'nın şu beytini okudu: "Cabir'in kardeşi Hayyan nezdinde yaşadığım hayat ile Şimdiki hayatım arasında ne benzerlik var!" (Yani, ben bugün sıcak havada bir lokma ekmek için uzun çölleri kat ediyorum. Cabir'in kardeşi Hayyan ile birlikte yaşadığım dönemlerde ise nimetler içinde yaşıyordum.)1 Ne kadar ilginç! Yaşarken halkın kendisini bırakmasını is- terdi. Ama ölümden sonra yerine öbürünün geçmesini sağladı.
Bu iki kişi hilafeti devenin iki memesi gibi kendi aralarında paylaştılar.
NEH_0037 · S. 43 · 3. Hutbe
İmam Ali
Bu iki kişi hilafeti devenin iki memesi gibi kendi aralarında paylaştılar. Hilafeti öyle sert ve kaba bir yere attı ki sertliği insanı derinden yaralar, oldukça kaba davranırdı. Hilafeti boyunca oldukça düştü, sürçtü. Habire sürçtükçe özür diledi, Hilafet sahibi, huysuz bir deveye binmişe benzerdi. Öyle bir deve ki yularını çekse burnu yırtılır, yaralanırdı, dizginlerini salsa nefsini yokluğa, helake atardı. Allah'ın bekasına (varlığına) andolsun ki insanlar onun zamanında ihtilafa düştü, huysuzlaştı, renkten, renge büründü ve birbirini suçladı. Ama ben bu uzun zaman boyunca birçok zahmet, mihnete düşmeme rağmen yine de sabrettim. Derken o da yolunu kat etti ve hilafeti bir topluluğa bıraktı ki benim de o topluluktan biri olduğumu sanıyordu. Allah'ım, sana sığınırım, ne şûraydı bu! Benim hakkımda birincisiyle ne zaman şüphe hâsıl oldu ki bu tür kimselere denk tutuldum ben! Ama buna rağmen (kuşlar gibi) inerlerken onlarla indim, uçarlarken onlarla uçtum. İçlerinden biri (Sa'd b. Ebî Vakkas) haset ve kininden ötürü doğru yoldan saptı, öbürü (Abdurrahman b. Avf da) damadı olduğundan ona meyletti, öbürleri de öyle şeyler yaptılar ki söylenmesi, anılması bile çok çirkin...
Derken onların üçüncüsü iki yanı şişmiş bir hâlde kalktı. Yediği yerle kirlettiği yer arasında yaşadı.
NEH_0038 · S. 43 · 3. Hutbe
İmam Hasan İmam Hüseyin İmam Ali
Derken onların üçüncüsü iki yanı şişmiş bir hâlde kalktı. Yediği yerle kirlettiği yer arasında yaşadı. Onunla beraber babasının oğulları da (mensubu olduğu Ümeyyeoğulları da) işe giriştiler. Allah'ın malını devenin ilkbaharda otları, çayır, çimeni yiyip hazmettiği gibi yiyip haz- mettiler. Sonunda onun da ipleri çözüldü. Amelleri işini bitirdi. Karnının dolgunluğu, onu yere serdi. Derken halk sırtlanın boynundaki kıllar gibi (yoğun bir şekilde) her taraftan etrafıma üşüştüler, neredeyse izdihamdan Hasan ve Hüseyin ayaklar altında kalacaktı. İki tarafımda çizikler, yaralar oluştu. Koyunların ağıla üşüşmesi gibi çevreme toplandılar. Ama işi elime alınca bir bölük hemen biatten döndü, ahdini bozdu. Başka bir bölük ok yaydan fırlar gibi fırladı, çıktı. Öbürleri de zulme saptılar. Sanki onlar her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'ın "İşte ahiret yurdu; biz onu yeryüzünde yücelik ve bozgunculuk dilemeyenlere veririz."1 ve "Akıbet takva sahiplerinindir."2 buyurduğunu duymamışlardı! Evet, andolsun Allah'a ki elbette duydular ve anladılar da. Ama dünya gözlerine süslenmiş, bezenmiş bir şekilde göründü, onun bezentisi, süsü hoş geldi onlara. Evet, tohumu yarana ve insanı yaratana andolsun ki eğer bu topluluk biat için toplanmasaydı, yardımcıların varlığıyla hüccet ikame edilmeseydi ve Allah zalimlerin çatlayasıya doyarken, mazlumların açlıktan kırılmasına (mani olması) hususunda âlimlerden söz almasaydı hilafet devesinin yularını sırtına atar, terk ederdim. Hilafetin sonunu ilk kâsesiyle suvarırdım. (Daha önce peşinde koşmadığım gibi şimdi de peşinde koşmaz, onu hemen terk ederdim.)

4. Hutbe

Sizler de biliyorsunuz ki, şu dünyanızın değeri bir keçinin aksırığından daha değersizdir bence.1 Denildiği …
NEH_0039 · S. 46–47 · 4. Hutbe
İmam Ali
Sizler de biliyorsunuz ki, şu dünyanızın değeri bir keçinin aksırığından daha değersizdir bence.1 Denildiği üzere söz buraya gelince Irak halkından biri kalktı ve Hz. Ali'ye bir kâğıt sundu. Hz. Ali kâğıdı okumaya başladı. Okuyup bitirince İbn Abbas, "Ey Müminlerin Emiri, sözüne kaldığın yerden devam etsen."dedi. Hz. Ali şöyle buyurdu: Ey İbn Abbas, bu azdığında devenin boğazının altında oluşan şişiklikti ki geldi, sonra geri indi.2 İbn Abbas, "Vallahi bu sözün istediği gibi bitiremeden yarım kalmasına üzüldüğüm gibi hiçbir şeye üzülmedim. Müminlerin Emiri ne olurdu dilediğini söyleseydi!" dedi. Hz. Ali bu hutbesini Talha ve Zübeyr'in öldürülmesinden sonra irad etmiştir: Karanlıklarda doğru yolu bizimle buldunuz, üstünlüklere bizimle eriştiniz, akşam sonu karanlıklarında bizimle sabah aydınlığına erdiniz. Sağır olsun apaçık öğüdü duymayan kulak! Yüksek sesin sağır ettiği kulak, fısıltıyı nasıl duysun? (Allah korkusundan) Boyuna çarpan titrek yürekler yatışsın/itminana ersin. İşin sonunda haksızlığa sapacağınızı bekliyor, üzerinizde hileciler ve aldanmışların özelliklerini görüyordum. Niyetimin doğruluğu (gönül sefam) bana sizin gerçek hâlinizi gösterdiği hâlde din perdesine büründüğünüz için bunu görmezlikten geldim. Batıl yol üzerinde toplandığınızda, sizin için hak yolun başında durdum. Her yana şaşkınca bakıyordunuz, kılavuzunuz yoktu, kuyu kazıyordunuz su bulamıyordunuz. Bugün artık beyan sahibinin konuşmayan/sessiz dilini konuşturuyorum. (Hâlimi beyan eden bu sır dolu hutbeyi irad ediyorum.) Bana muhalefet eden kimselerin reyi/görüşü yerin dibine batsın! Bana gösterildiğinden beri hak konusunda şüpheye düşmedim. Musa nefsi için değil, cahillerin ve sapık/batıl devletlerin hâkimiyetinden/galebesinden korkmuştu. Bugün hak yolla batılın karşı karşıya geldiği yerde bir araya gelmiş bulunuyoruz. Suya kavuşacağından emin olan (bana itaat eden) kimse hiç susamaz (sapıklığa düşmez).1

5. Hutbe

Resulullah'ın vefatından sonra Abbas ve Ebu Sufyan b. Harb, Hz.
NEH_0040 · S. 48 · 5. Hutbe
İmam Ali Hz. Muhammed İmam Hasan
Resulullah'ın vefatından sonra Abbas ve Ebu Sufyan b. Harb, Hz. Ali'ye biat etmek için geldiğinde onlara şöyle buyurdu: Ey insanlar! Fitne dalgalarını kurtuluş gemisiyle aşın, nefret yolundan ayrılıp gurur tacını başınızdan atın. Kanadıyla uçan (yeterli taraftarlarıyla kıyam eden) kurtulur ve teslim olan (yeterli taraftarı olmadığından inzivaya çekilen) halkı rahatlığa kavuşturur. Bu (yeterli taraftar olmadığı hâlde iddia ettiğiniz kıyam) kokmuş ve rengi değişmiş bir sudur. Yiyenin kursağında düğümlenen bir lokmadır. Vakti gelmeden ham meyveyi devşiren, başkasının toprağına tohum ekene benzer. Konuşacak olursam hükümet hırsına kapıldığımı söylüyorlar. Susacak olursam ölümden korktuğumu iddia ediyorlar. Heyhat! Başımdan geçen bunca sayısız zor ve ağır olaydan sonra mı ölümden korkacağım. Allah'a andolsun ki Ebu Talib'in oğlunun (Ali'nin) ölümle ünsiyet ve dostluğu çocuğun anne memesine olan ünsiyet ve dostluğundan daha çoktur. Ama ben şu anda gizli ilimlere daldım. Öyle ki eğer bildiklerimi açığa vuracak olursam derin kuyuya sarkıtılmış ip gibi titrer, ızdırap içinde kıvranırsınız.1 Talha ve Zübeyr Hz. Ali'ye biatlerini bozarak Basra'ya kaçtılar. Hz. Hasan babasına onların ardından gitmemesini ve onlarla savaşmamasını söyleyince şöyle buyurdu:

7. Hutbe

Vallahi ben yuvasında uyuyan sırtlana benzemem.1 Onu gözetleyen avcı (yuvadan çıkarmak için herhangi bir …
NEH_0041 · S. 49 · 7. Hutbe
İmam Ali
Vallahi ben yuvasında uyuyan sırtlana benzemem.1 Onu gözetleyen avcı (yuvadan çıkarmak için herhangi bir şeyle yavaşça) yere vurarak (onu sesin peşice yuvadan çıkartır,) yakalar ve hileyle aldatır. Ben ise hayatta olduğum müddetçe hakka yönelenlerle birlikte, ondan yüz çevirenlerin; itaatkâr ve söz dinleyenlerle birlikte, isyan edenler ve haktan şek edenlerin üzerine yürür ve onları bulduğum yerde vururum. Vallahi Allah elçisini katına aldığı zamandan bugüne dek, hakkımdan mahrum olmuş, hakkımı elde etmekten men edilmiş, işlerimde yalnız bırakılmıştım.2 Hz. Ali bu hutbesinde muhaliflerini eleştirmektedir: İşlerinde şeytanı ölçü aldılar, şeytan da onları ortaklar edindi. Şeytan gönüllerinde yuva yaptı, yumurtladı, civciv çıkardı, onları kendi eteğinde terbiye etti, büyüttü. Böylece onların gözleriyle baktı, dilleriyle söyledi. Onları hatalar merkebine bindirdi, onlara kötülükleri süsleyip güzel gösterdi. Sonunda işleri, güç ve saltanatında şeytanla ortak olanın ve onun diliyle batıl söz söyleyenin işine benzedi.3

8. Hutbe

Hz. Ali bu hutbesinde Zübeyr'i kastetmiştir: (Zübeyr) Eliyle biat ettiğini, gönlüyle etmediğini sanmaktadır.
NEH_0042 · S. 50 · 8. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali bu hutbesinde Zübeyr'i kastetmiştir: (Zübeyr) Eliyle biat ettiğini, gönlüyle etmediğini sanmaktadır. Biatini ikrar ettiği hâlde kalbinde bunun aksini gizlediğini iddia etmektedir. Öyleyse ya bunu ispat eden bir delil getirsin, ya da çıktığı biatine geri dönsün.1 Hz. Ali, Talha ve Zübeyr'i Cemel Savaşı'nda şu şekilde eleştirmektedir: Gök gibi gürlediler, şimşek gibi çaktılar. Ancak korkuyla kala-kaldılar, dağıldılar. Biz ise çakmadan gürlemeyiz, yağmadan akmayız.2 Cemel Savaşı'nın müsebbipleri hakkında: Dikkat edin şeytan ordusunu toplamış, atlısını yayasını yanına almıştır. Ben ise basiretimi kaybetmedim. Ne gerçeği gizledim, ne de gerçek benden gizlendi. Allah'a yemin olsun suyunu çektiğim havuzu onlarla öyle bir dolduracağım ki, bir daha ne oradan çıkabilirler ne de oraya dönebilirler.3

11. Hutbe

Cemel Savaşı'nda sancağı verdiği oğlu Muhammed b.
NEH_0043 · S. 51 · 11. Hutbe
İmam Ali Hz. Muhammed
Cemel Savaşı'nda sancağı verdiği oğlu Muhammed b. Hanefiyye'ye: Dağlar yerinden ayrılsa sen yerinden ayrılma, dişini sık, başını Allah'a emanet et, ayağını yere bas ve diren, gözünü ordunun ta sonuna dik, gözünü kıs ve bil ki yardım ve zafer ancak şanı yüce olan Allah katındandır.1 Cemel savaşında galip gelince, Hz. Ali'ye ashabından biri şöyle dedi: "Falan kardeşimin de bu savaşta bizimle olmasını ve Allah'ın seni nasıl zafere eriştirdiğini onun da görmesini öyle isterdim ki?" Hz. Ali, "Kardeşin bizimle olmayı ister miydi?" diye sordu. "Evet." cevabını alınca da şöyle buyurdu: Öyleyse o da bizimle beraberdi. Şu askerlerimiz içinde öyle kişiler var ki henüz babalarının bellerinde, analarının rahimlerindedirler. Zaman, burundan gelen pıhtı gibi onları ortaya atacak, iman onlarla kuvvet bulacaktır.2 Hz. Ali, Cemel Savaşı'nda galib gelip Basra'yı ele geçirince şehrin merkez camisinde kıldırdığı ilk Cuma namazı hutbesinde halka şöyle buyurdu: Bir kadının (Aişe'nin) ordusu oldunuz, bir hayvana (Aişe'nin devesine) uydunuz. (Devesi) Bağırdı, koştunuz; öldürüldüğünde de kaçtınız. Ahlâkınız kötülük, ahdiniz ayrılık, dininiz nifak, suyunuz tuzludur.
Sizinle yaşayan günahının cezasına düçardır. Sizden ayrılan Rabbin rahmetine ermiştir.
NEH_0044 · S. 51 · 11. Hutbe
İmam Ali
Sizinle yaşayan günahının cezasına düçardır. Sizden ayrılan Rabbin rahmetine ermiştir. Mescidiniz sanki denizde yüzen bir gemi gibi… Allah da azap olarak üstten yağmur yağdırmada, alttan dalgalar denizi coşturmada ve içindeki herkes boğulmaktadır. (Diğer bir rivayet:) Andolsun Allah'a şehriniz batacaktır. Hatta ben mescidinizi denizde bir gemi veya denizin ortasında çırpınan bir kuş gibi görüyorum… (Diğer bir rivayet:) Mescidiniz büyük bir denizin dalgaları arasında yüzen bir kuş gibidir. (Başka bir rivayet:) Şehriniz Allah'ın beldeleri içinde toprağı en pis kokanı, suya en yakını, göğe en uzağıdır. Şerrin onda dokuzu buradadır. İçinizde olan günaha düçardır. Sizden ayrılan Allah'ın affına kavuşur. Bu beldenizi sanki suyun üzerini kaplamış gibi görüyorum. Hatta mescidin en yüksek yeri dışında olan bir şey görünmüyor. Sanki denizin coşkun dalgaları arasında çırpınan bir kuş gibidir.1

14. Hutbe

Basra ve ehlini kınamaktadır: Topraklarınız suya (denize) yakın, (ya deniz seviyesinin altında olduğu için ya …
NEH_0045 · S. 53 · 14. Hutbe
İmam Ali
Basra ve ehlini kınamaktadır: Topraklarınız suya (denize) yakın, (ya deniz seviyesinin altında olduğu için ya da şehir ehlinin kötü ahlâkından dolayı); ama göklere uzaktır. Aklınız hafif, hilminiz gereksiz/yersizdir. (Dolayısıyla da) Atıcılar için hedef, yiyiciler için lokma ve saldırganlar için bir avsınız.1 Hz. Ali (a.s) hilafeti zamanında 3. Halife Osman'ın haksız yere akrabalarına verdiği arazileri sahiplerine geri çevirdi ve şöyle buyurdu: Allah'a andolsun ki Osman'ın (akrabalarına) verdiği şeylerle kadınlar evlendirilmiş ve cariyeler alınmış olsa bile onları sahiplerine geri çevireceğim. Zira adalet ve dürüstlükte genişlik vardır. Adalet ve dürüstlükten sıkılanlar, zulüm ve haksızlıktan daha çok sıkılırlar.2 Hz. Ali kendisine Medine'de biat edildikten sonra şöyle buyurdu: Ben sözüme kefilim, söylediklerimi yapacağım. Önündeki bela ve olaylardan ibret alan kimseyi şüpheli şeylere düş-
2- Kitabu'l-Evail, Ebu Hilal Askerî; Deaimu'l-İslâm c.1, s.396, Kadı Nu- mekten takva alıkoyar.
NEH_0046 · S. 53 · 14. Hutbe
İmam Hasan Askerî İmam Ali
2- Kitabu'l-Evail, Ebu Hilal Askerî; Deaimu'l-İslâm c.1, s.396, Kadı Nu- mekten takva alıkoyar. Bilin ki mihnet ve bela (ihtilaf ve cehalet) Allah'ın nebinizi (s.a.a) gönderdiği günkü şekliyle aranıza geri dönmüştür. Peygamber'i hak üzere gönderene andolsun ki, büyük imtihandan geçecek, sınanma kalburunda elenip ayrılacak ve kazandaki yemeğin (pişerken) alt-üst olduğu gibi alt-üst olacaksınız. Sonunda en aşağınız, en yüce makama erecek ve en yüceniz en aşağı makama alçalacaktır. Geri kalmışlar ilerleyecek, öne geçecekler, (İslâm'da) herkesi geçenler, ileri gidenler ise geri bırakılacaklardır. Allah'a andolsun ki, hiçbir sözü gizlemedim ve asla yalan söylemedim. Peygamber tarafından daha önce bu makamdan (biat edeceğinizden) ve bugünden (biat için toplanacağınızdan) haberdar edilmiştim. Bilin ki günahlar, dizginleri kopmuş azgın atlara benzer. Onlara binenler günahkârdır ve binicilerini ateşe atarlar. Takva ise itaatkâr/ram olan bir deve gibidir ki dizginleri/yuları binicilerinin elindedir ve onları cennete götürür. Hak ve batıl; her iki yolun da ehli vardır. O hâlde eğer batıl hükümet olursa (ilginç değildir. Zira) eskiden beri vardı, yapılır giderdi. Şüphesiz hak az olursa çoğalması umulur. Ama bir şey giderse, dönüşü nadir olur.1 Cennet ve cehennem önünde olan kimse, meşgul olur. (İnsanları cennete veya cehenneme götüren amelleri göz önünde tutar.)

16. Hutbe

(İnsanlar üç kısımdır:) Bir kısım insan acele çalışır, (salih amelleri sayesinde) kurtulur.
NEH_0047 · S. 55 · 16. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
(İnsanlar üç kısımdır:) Bir kısım insan acele çalışır, (salih amelleri sayesinde) kurtulur. Bir kısım insan ağır davranır, yavaşlar (ama Allah'ın mağfiret ve bağışını) ümit eder. Bir kısım insan ise günah/suç içinde (hakkı görmezlikten gelmiş), bu yüzden de ateşe düşer. Sağ ve sol sapıklık yoludur. Doğru yol orta yoldur. Kur'ân ve peygamberlik eserleri (sünneti) de bunun şahididir. Resulullah'ın yolu ve sünneti de bu yoldan çıkar. Mutluluk da bu yola döner. Haktan gayrisini iddia eden helak olur, iftira/yalan eden kaybeder. Hakka karşı koyan helak olur, Kendi makam/derecesini bilmeyene, bilgisizlik/cehalet yeter. Takva üzere (kurulu) sağlam temel/kök çürümez, oraya ekin ekenlerin ekini asla susuz kalmaz. (Takva üzere kurulu inançlar düşmanın çağrılarıyla yıkılmaz, takva üzere ekilen ekinler fitne sıcaklığında kurumaz.) Evlerinize saklanın, aranızdaki ihtilafları islah edin. Tövbe arkanızda duruyor. (Ne zaman günahlarınızdan pişman olur ve tövbe ederseniz, tövbe sizden uzak/ayrı değildir.) Hamd eden sadece Rabbine hamd etsin ve kınayan sadece kendini kınasın.1 Medainî; Kitabu'l-Huteb-i Ali (a.s), Medainî

17. Hutbe

Hz. Ali, ehil olmadıkları hâlde halka hükmetmeye kalkışanlar hakkında şöyle buyurmaktadır:
NEH_0048 · S. 56 · 17. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali, ehil olmadıkları hâlde halka hükmetmeye kalkışanlar hakkında şöyle buyurmaktadır: Allah'ın yarattıklarından en fazla buğzettiği/sevmediği iki kişidir. Birincisi Allah'ın (günahları sebebiyle) kendi başına bıraktığı kimsedir. Bu kimse doğru yoldan sapmış, bidat sözler ve halkı saptırıcı çağrılara yönelmiştir. O hâlde bu kimse, kendisi vasıtasıyla fitneye düşenler için bir fitnedir. Kendinden önce doğru yoldan gidenlerin yolundan sapmıştır ve hayattayken veya ölümünden sonra kendine uyanlar için saptırıcıdır. (Dolayısıyla) Hem kendi günahının ipoteğindedir, hem de başkalarının günahını yüklenmiştir. (Allah'ın en çok buğzettiği) ikinci kimse ise, bilgisizlikleri kendinde toplayan ve ümmetin bilgisizleri arasında kendine bir yer edinmiş kimsedir. (Bu kimse) fitne ve fesat karanlığında (kurtuluş yolunun olmadığından) habersiz yaşamakta ve (insanların arasını) islah ederken kör mü kör olmaktadır. İnsan suretinde olanlar onu bilgin sayar. Hâlbuki öyle değildir. Her gün, azı çoğundan hayırlı olan şeyleri çoğaltmanın peşinden koşar, kokmuş sudan kanasıya içer ve boş şeyler biriktirir.
Halkın arasında hüküm vermek için oturur, insanları, şüpheli/bilinmez şeylerden kurtarmayı iş edinir.
NEH_0049 · S. 56 · 17. Hutbe
İmam Ali
Halkın arasında hüküm vermek için oturur, insanları, şüpheli/bilinmez şeylerden kurtarmayı iş edinir. Kendine belirsiz bir şey sorulsa kendi görüşlerince saçma-sapan sözler ifade eder. Sonra da buna kendisi de inanır, yakin eder. O şüpheleri örtmede ağını ören örümcek gibidir. Doğru mu yanlış mı hüküm verdiğini bilmez. Doğru hüküm vermişse de hata etmekten korkar. Yanlış hüküm vermişse doğru hükmettiğini ümit eder. Cahildir, cehaletler içinde birçok hata yapmaktadır. Daima önünü görmeyen develere biner (meselelere nasıl cevap vereceğini bilememenin şaşkınlığı içindedir). Kesin cevaplar veremez. Rivayetleri faydasız/kuru otları savuran rüzgâr gibi savurur. (Bilgisi olmadığından rivayetlerin sıhhat ve butlanına dikkat etmeksizin her yerde nakleder.) Allah'a andolsun ki kendine sorulan şeylerde hüküm vermeye gücü yok, kendisine bırakılan iş hususunda ehliyet ve liyakate sahip değil. İnkâr ettiği (bilmediği) şeyi başkasının bilebileceğini tahmin etmez. Başkasının kendisinin dediğinin aksine bir ilminin olabileceğine inanmaz. Kendisine karanlık kalan bir şey oldu mu bilmediğini de bildiği için, hemen örter. Onun zulüm-haksızlık üzere verdiği hükümler neticesinde dökülen kanlar (hâl diliyle) feryat etmektedir, miraslar zalim elinden inlemektedir (ki, haksız hükümleri neticesinde sahibine erişmemiştir). Cahil yaşayanları ve sapık yol üzere ölenleri Allah'a şikâyet ederim. Hakkıyla okunduğu, değiştirilmediği müddetçe onlar nezdinde Allah'ın kitabından daha değersiz bir meta/şey yoktur. Ama değiştirilir/tahrif edilirse onlar nezdinde Allah'ın kitabından daha değerli bir şey olamaz. Onlar nezdinde iyilikten daha kötü ve kötülükten daha iyi bir şey düşünülmez.1

18. Hutbe

Hz. Ali (a.s) birbirlerine aykırı fetva veren -şer'i deliller üzere değil, kendi görüşleri esasınca kıyas …
NEH_0050 · S. 58 · 18. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali (a.s) birbirlerine aykırı fetva veren -şer'i deliller üzere değil, kendi görüşleri esasınca kıyas üzere fetva veren- âlimleri kınayarak şöyle buyuruyor: Onlardan birine hükümlerden bir hüküm gelince kendi reyince-görüşünce hüküm verir. Daha sonra aynı mesele olduğu gibi bir başkasına anlatılır, o da (öncekine) aykırı bir fetva verir. Sonra bunlar kadı'l-kudat (başkadı)'ın yanına toplanır, verdikleri hükümleri anlatırlar. O da hepsinin hükmünün doğru olduğuna hükmeder. Hâlbuki ilâhları bir, peygamberleri bir, kitapları birdir. Allah-u Teâlâ bunlara birbirine aykırı hüküm vermelerini emretmiş de, bunlar da o emre mi itaat ediyorlar? Yoksa onları bundan nehyetmiş de bunlar isyan mı ediyor? Yoksa (hâşâ) Allah noksan bir din indirmiş de bunlardan dinini tamamlamak için yardım mı diliyor! Yoksa ortak mıdırlar onunla da, onlar söyleyecek, o da razı olacaktır onlardan? Yoksa Allah-u Teâlâ tam/kâmil bir din indirdi de (hâşâ) tebliğ ve edası hususunda Peygamber (s.a.a) bir hata mı etti? Hâlbuki noksanlıklardan münezzeh olan Allah bizzat şöyle buyurmaktadır: "Kitapta biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık."1 Hakeza onda her şeyin açıklamasının olduğunu, kitabın bazısının diğer bazısını tasdik ettiğini ve onda hiçbir ihtilafın olmadığını bildiriyor.

19. Hutbe

Nitekim şöyle buyuruyor: "Eğer o Allah'tan başkasından gelseydi, onda çok aykırılıklar bulurlardı.1 Gerçekten …
NEH_0051 · S. 59 · 19. Hutbe
İmam Ali Hz. Muhammed
Nitekim şöyle buyuruyor: "Eğer o Allah'tan başkasından gelseydi, onda çok aykırılıklar bulurlardı.1 Gerçekten de Kur'ân'ın zahiri/dışı güzel mi güzel, batını/içyüzü oldukça derin mi derindir. İlginç şeyleri asla bitmez. Esrarı ve nükteleri sona ermez. Karanlıklar ancak onunla keşfolur, aydınlanır.2 Hz. Ali Kûfe'de minbere çıkmış hutbe okuyordu. Hz. Ali bu hutbesinde Muaviye ile yaptığı savaşta seçilen iki hakem mevzusunu beyan edince, Eş'as b. Kays, "Önce bizi hakemleri kabul etmekten sakındırdın, ama sonra kendin kabul ettin. Bu ikisinden hangisi doğrudur bilemiyoruz." diye itiraz edince, Hz. Ali elini elinin üstüne koyarak, "Biati bozan toplumun cezası budur." dedi. Eş'as b. Kays, "Bu söz senin lehine değil, aleyhinedir." deyince de Hz. Ali ona sert bir şekilde bakarak şöyle buyurdu: Hangi şey aleyhime hangi şey lehime sen ne bilirsin? Allah'ın ve lanet edenlerin laneti sana olsun ey çulha oğlu çulha, ey kâfir oğlu münafık!3 Andolsun Allah'a ki babanın intikamını almak için bir defa küfürde (Murad kabilesiyle yaptığın savaşta), bir defa da İslâm'da (Resulullah'ın vefatından sonra mürtet olup zekât vermeyen Hazremut ehliyle birlikte Ebu Bekir'in gönderdiği Ziyad b. Buseyd komutasındaki birliğe karşı yaptığı savaşta) esir oldun. Ne malın, ne de büyüklüğün seni bu iki esaretten kurtarmadı. Kavmini kılıca sevk eden (hile ile Halid b. Velid'e mağlup düşüren) ve ölüme gö-türen kimseyi; yakınlarının düşman ve yabancıların da emin bilmemesi haktır (gerekir).1/2 Hz. Ali bu hutbesinde insanları gafletten uyandırmaktadır: Gerçekten de siz, içinizden ölen kimselerin gördüğünü görseydiniz feryat eder, inleyip sızlardınız; korkar dinler, itaat ederdiniz. Ama onların gördüklerini göremiyorsunuz, onların gördükleri şey örtülüdür sizlere. Ama yakında kaldırılacak o perde. Gerçekten sizler görücü olursanız, sizleri görücü kıldılar;

21. Hutbe

duyucu olursanız, sizleri duyucu kıldılar; hidayeti kabul ederseniz sizlere hidayet ettiler!
NEH_0052 · S. 61 · 21. Hutbe
İmam Ali
duyucu olursanız, sizleri duyucu kıldılar; hidayeti kabul ederseniz sizlere hidayet ettiler! Gerçek söylüyorum; şüphesiz ki ibret verici şeyler açıklandı, zahir kılındı size. Sakıncalı şeylerden de men edildiniz. Gök elçilerinden (meleklerden) sonra da Allah'ın hükümlerini ancak bir insan tebliğ eder, ulaştırır size. (Meleklerin gelip de size ilâhî hükümleri tebliğ etmesini beklemeyin.)1 Hz. Ali ölüm ve kıyamet hakkında şöyle buyurmaktadır: Şüphesiz işin sonu (kıyamet) önünüzdedir. Sizi sevk eden ölüm de ardınızdadır. Öyleyse yükünüzü hafifletin ki erişesiniz. Çünkü ilk gideniniz son gelecek kişiyi beklemektedir.2 Merhum Seyyid Razî şöyle diyor: İmam'ın bu sözü Allah ve Peygamberi dışında herkesin sözünden üstün gelen bir sözdür. "Öyleyse yükünüzü hafifletin ki erişesiniz." sözü ise çok anlamlı ve kısa bir sözdür. Ne kadar derin ve anlamlı bir ifade! İlim susuzluğunu gideren hikmetli bir sözdür. Bu sözün şerafet ve azametini "elHasais" adlı kitabımda beyan ettim. Hz. Ali bu hutbesinde kendini Osman'ın katlinden sorumlu tutan Talha ve Zübeyr gibi kimseleri eleştirmekte, Onların iddiasını çürütmekte ve sonra da kendi cesaret ve kahramanlığını dile getirerek şöyle buyurmaktadır:

22. Hutbe

Duyun ve bilin ki şeytan zulmü yurtlarına döndürmek ve batılı aslına geri çevirmek için taraftarlarını …
NEH_0053 · S. 62 · 22. Hutbe
İmam Ali
Duyun ve bilin ki şeytan zulmü yurtlarına döndürmek ve batılı aslına geri çevirmek için taraftarlarını topladı, harekete geçirdi. Allah'a andolsun ki onlar bende hiçbir kötülük görmediler, benimle kendileri arasında insaflı davranmadılar. Onlar gerçekte benden, terk ettikleri bir hakkı istemekteler ve döktükleri bir kanı dilemekteler. O kanın dökülmesinde onlarla ortak olmuşsam, kendilerinin de onda payı var. Yok, eğer o kanı onlar döktülerse, benden değil, kendilerinden istemelidirler. En büyük delilleri kendi aleyhlerinedir. (Aslında onlar Osman'ın kan davasını gütmüyorlar; aksine) Sütten kesilmiş anadan süt emmek istiyorlar, ölmüş bidati diriltmek, canlandırmak istiyorlar. Ey ümitsizlik davetçisi! Çağıran kim ve neye icabet edilir? Ben onların aleyhine olan Allah'ın hüccetine ve Allah'ın onların içindeki ilmine razıyım. O hâlde isyan ederlerse kılıcın keskin yüzünü çeviririm onlara. Bu onları batıl (hastalığından) kurtarmaya yeter ve hakka yardım eder. Bana mızrakları karşısında hazır bulunayım ve kılıçları çekmek için sabırlı olayım diye haber göndermeleri ne de şaşılacak şey! Anaları yaslarını tutasıcalar. Ben şimdiye kadar asla savaşla tehdit edilmedim ve kılıç darbesinden korkmadım. Ben Rabbimden bir yakin üzereyim; dinim hakkında hiç şüphem olmadı benim.1

23. Hutbe

Hz. Ali bu hutbesinde fakirlere zenginleri kıskanmamasını öğütlemekte, zenginlere de riyakâr davranmamalarını …
NEH_0054 · S. 63 · 23. Hutbe
İmam Ali dâr
Hz. Ali bu hutbesinde fakirlere zenginleri kıskanmamasını öğütlemekte, zenginlere de riyakâr davranmamalarını emretmektedir. Ayrıca da yakınları ziyaret etmenin faydalarını ve onlara yardım ve merhamet edilmesini beyan etmektedir: Gerçekten de rızık yağmur damlaları gibi gökyüzünden yere iner, herkese ayrılan miktar eksiksiz-artıksız gelir çatar. Dolayısıyla biriniz kardeşinizin aile veya malında, ya da bizzat kendi üzerinde bir fazlalık görürse bu onun fitne-fesada düşmesine neden olmamalıdır. Zira Müslüman olan kişi; anıldığı zaman aşağılanacak ve alçak-dar görüşlü kimselerce kınanacak bir aşağılığa düşmedikçe, ilk etapta yenecek ve zarar-ziyan görmeyecek bir yarışmacıya benzer. Hakeza kendinde hainlik olmayan Müslüman da Allah'tan iki güzel şeyden birini bekler. Ya Allah'a çağrılır, bu takdirde kendisine Allah'ın nezdinde olanlar daha iyidir. Ya da Allah'ın rızkına erer ki böylece ailesi ve malı olur, din ve hasebi (ilim, edep ve sabrı) de onunla olur, ayrılmaz. Şüphesiz ki mal ve evlad dünya ekinidir. (ki fani olacaktır.) Salih amel ise ahiret ekinidir. (ki bakidir.) Allah bazı kişilere de her ikisini verir. O hâlde Allah'ın sizleri korkuttuğu şeyden sakının. Allah'tan özür dilemek ihtiyacını duymayacak şekilde korkun. Gösteriş ve kendini beğenmişlik günahına bulaşmadan amel ediniz. Zira Allah'tan gayrisi için amel edeni Allah amel ettiği kimseye havale eder Allah'tan şehitlerin makamını, saadet ehlinin yaşayışlarını ve peygamberlerle birlikte olmayı dilerim.

24. Hutbe

Ey insanlar, hiç kimse her ne kadar mal-mülk sahibi de olsa yakınlarından ve onların kendini elleri ve …
NEH_0055 · S. 64 · 24. Hutbe
İmam Ali Cem
Ey insanlar, hiç kimse her ne kadar mal-mülk sahibi de olsa yakınlarından ve onların kendini elleri ve dilleriyle savunmalarından müstağni (ihtiyaçsız) olamaz. İnsanın yakınları, insanın ardında en iyi, en büyük koruyucularıdır. İnsanın dağınıklık ve perişanlığını en iyi derleyip toplayanlar onlardır. Zorluk ve acılarda kendine (yabancılardan) daha merhametli olurlar. ...Allah'ın insana halk arasında verdiği iyihayırlı isim, başkasına miras olarak bırakacağı maldan daha hayırlıdır. Sakın ola ki fakir yakınlarınızı gördüğünüzde onlardan yüz çevirmeyin, onlara vermediğinizde çoğalmayacak ve verdiğinizde ise azalmayacak malı ihsan ediniz. Her kim akrabasından el çekerse onlardan bir el çekilmiş olur, ama kendisinden birçok el çekilmiş olur. Her kim etrafındakilere alçakgönüllü ve merhametli olursa, onların sürekli dostluğunu kazanır.1/2 Hz. Ali (a.s) bu hutbesinde kendisi için "savaşta gevşeklik ediyor" diyenleri reddederek insanları takvaya davet etmektedir: Nihaye, c.3, s.468, İbn Esir; el-Cem Beyn'el-Garibeyn, Herevî; Uyunu'l-

25. Hutbe

Canıma andolsun, hakka karşı duranlara ve sapıklık yolunda yürüyenlere karşı savaşmak hususunda müsamaha ve …
NEH_0056 · S. 65 · 25. Hutbe
İmam Ali Hz. Muhammed
Canıma andolsun, hakka karşı duranlara ve sapıklık yolunda yürüyenlere karşı savaşmak hususunda müsamaha ve gevşeklik göstermem. O hâlde ey Allah'ın kulları, Allah'tan korkun. Allah'tan, yine Allah'a (hışmından rahmetine, azabından bağışlamasına adaletinden fazlına) sığının, size apaçık duran, apaydın olan yolda yürüyün. (Allah'ın) Sizi mükellef kıldığı şeyleri yerine getirin. Bugün kurtuluşa eremezseniz de, Ali sizin gelecekte kurtuluşa ereceğinizi garantiler.1 Sürekli Muaviye'nin askerlerinin şehirleri birbiri ardınca ele geçirdiği haberleri geliyordu. Muaviye'nin gönderdiği Busr b. Ebi Ertat komutasındaki askerler Yemen'e girince Hz. Ali'nin Yemen valileri Ubeydullah b. Abbas ve Said b. Nemran şehri terk ederek Kufe'ye Hz. Ali'nin yanına vardılar. Yemen'de Osman'ın taraftarı olan bir grub, birtakım maslahatlar üzere Hz. Ali'ye biat etmişlerse de Irak halkı muhalefete kalkınca, Hz. Ali'nin Mısır valisi Muhammed b. Ebi Bekir öldürülünce ve Şam ehlinin zulmü artınca, bu olayları fırsat bilerek Hz. Ali'nin bu iki valisine muhalefet ettiler. Hz. Ali bunu duyunca hemen bir mektup yazarak onları tehdid etti. Onlar ise, Hz. Ali'den bu iki valiyi azletmesini, aksi takdirde kendisine biat etmeyeceklerini söylediler ve Hz. Ali'nin gönderdiği mektubu Muaviye'ye göndererek durumu ona da bildirdiler. Muaviye de hemen bu durumu değerlendirerek fitneci ve kan dökücü birisi olan Busr b. Ebî Ertat'ı onların yardımına gönderdi. Busr San'a şehrine girince Hz. Ali'nin iki valisi Ubeydullah ve Said, Abdullah-i Sakafî'yi yerlerine geçirerek oradan kaçıp Kûfe'ye doğru yola koyuldular. Busr ise Abdullah-i Sakafî'yi katletti.
Hz. Ali San'a'yı bırakıp kaçan bu iki valisini Busr ile savaşmadığı için kınadı.
NEH_0057 · S. 66 · 25. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali San'a'yı bırakıp kaçan bu iki valisini Busr ile savaşmadığı için kınadı. İki vali birtakım özürler, bahaneler ileri sürdüler. Hz. Ali ashabının cihat hususundaki tembelliği ve emrine muhalefeti nedeniyle oldukça üzgün bir hâlde minbere çıkarak şöyle buyurdu: Elimde sadece sıkıp gevşettiğim (tasarruf edebildiğim) Kûfe kaldı. Ey Kûfe, eğer elimde senden başka bir yer kalmayacak ve sende de fırtınalar esip kasırgalar kopacaksa (ehlin fitne, fesad ve nifak içine girecekse) Allah seni çirkinleştirsin (seni harabeye çevirsin, viran etsin...). Hz. Ali daha sonra örnek olarak şairin şu beytini okudu: Ey Amr, hayırlı babanın ömrü hakkı için bana sadece kabın dibindeki yağlı artık kaldı. Hz. Ali daha sonra şöyle buyurdu: Bana Busr'un Yemen'i ele geçirdiği haberi geldi. Vallahi onlar, batıl yolda birlik içindeyken, sizin hak yolunuzda ayrılığa düşmeniz; onlar batıl yolda imamlarına itaat ederken, sizlerin hak yolunda imamınıza isyan etmeniz; onlar emaneti sahibine verirken, sizin emanete hıyanet etmeniz; onlar şehirlerinde islah edici-düzgün hareket ederken sizin fesadbozgunculuk etmeniz sebebiyle çok geçmeden sizlere galib geleceklerini sanıyorum.
Sizlere bir sağrak emanet etsem (devenin semerine asılan) ipini götürmenizden korkuyorum.
NEH_0058 · S. 66 · 25. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Sizlere bir sağrak emanet etsem (devenin semerine asılan) ipini götürmenizden korkuyorum. Allah'ım! Ben onlardan (Kûfe ehlinden) bezdim, usandım Onlar da benden usanıp bezdiler. O hâlde bana onlardan hayırlısını ver ve onlara da benden kötüsünü musallat kıl. Al- lah'ım onların kalplerini tuzun suda eridiği gibi erit. Allah'a andolsun ki sizin yerinize (gayret, cesaret ve dostlukla ün yapmış) Firas b. Ganmoğulları'ndan bin atlım olmasını daha çok isterdim. (Daha sonra şu beyti okudu:) (Ey Ümmü Zenba!) Yardım için Temimoğulları'ndan yardım isteseydin, yaz bulutları gibi atlıları gelirdi sana. Daha sonra minberden aşağı indi.1 ra yaz bulutları fazla suya sahip olmadığı için hızlı hareket etmektedir. Kış bulutları ise fazla suya sahip olduğundan yavaş hareket etmektedir. Şair de bu yüzden yardıma koşanları yaz bulutlarına benzetmiştir. Hz. Ali Haricîler ile savaşmak için Nehrevan'a doğru hareket etmeden önce okuduğu bu hutbesinde şöyle buyurmaktadır: Allah-u Teâlâ Muhammed'i âlemleri korkutmak-sakındırmak ve indirdiği hükümleri emin bir hâlde korumak için gönderdi. Siz Arap toplumu en kötü bir din üzereydiniz ve en kötü bir yeri yurt/ev edinmiştiniz.
Sarp taşlar/kayalar ve (seslerden ürkmeyen) zehirli yılanlar vardı çevrenizde/yöre-nizde.
NEH_0059 · S. 66 · 25. Hutbe
Ehl-i Beyt İmam Ali
Sarp taşlar/kayalar ve (seslerden ürkmeyen) zehirli yılanlar vardı çevrenizde/yöre-nizde. Bulanık/pis sular içiyor, (kertenkele, hurma çekirdeğinden yapılan un gibi) sert şeyler yiyor, birbirinizin kanını döküyor, yakınlık hakkını gözetmiyordunuz. Putlarınız aranızda dikilmiş, günah işliyor, çekinmiyordunuz. ...Baktım Ehlibeyt'imden başka yardımcı göremedim, onların ölümüne razı olmadım ve diken dolu gözlerimi yumdum. Kemik saplanmış boğazımla (olayları) yudumladım. Sinirlerime hâkim oldum ve zakkumdan acı suyu tatma hususunda sabrettim. ...Bir değer şart koşmadıkça biat etmedi.1 Bu uğursuz ticarette satıcı asla zafere erişmemiş ve alıcının sermayesi rezalete sürüklenmiştir. O hâlde (Amr da Muaviye'nin tarafına geçtiği için artık) savaşa hazırlanın ve savaş hazırlıklarını görün ki savaş ateşi alevlendi ve ışığı yükseldi. Sabırlı olun; zira düşmana galib gelmenin ve zaferin en önemli yolu sabretmektir.2 Hz. Ali ömrünün son demlerinde irad ettiği bu hutbesinde Muaviye ile cihat etmek hususunda ağır davranan, gevşeklik gösteren ashabını eleştirerek şöyle buyurmaktadır:

27. Hutbe

Şüphesiz cihat, cennet kapılarından bir kapıdır ki, Allah-u Teâlâ onu dostlarına açmıştır.
NEH_0060 · S. 69 · 27. Hutbe
İmam Ali
Şüphesiz cihat, cennet kapılarından bir kapıdır ki, Allah-u Teâlâ onu dostlarına açmıştır. Cihad takvanın elbisesi, Allah'ın koruyucu muhkem bir zırhı ve sağlam bir kalkanıdır. O hâlde kim cihadı terk eder, yüz çevirirse Allah ona zilleta-şağılık elbisesini giydirir ve belalar çepe-çevre bürür, kavrar onu, aşağılığa ve küçüklüğe mahkûm olur, Allah-u Teâlâ rah-metini kalbinden kaldırınca da akılsızlığa müptela olur (işlerinde şaşkınlığa düşer). Cihada gitmediği için de hak yoldan sapar, zillete düşer, adalet ve insaftan mahrum kalır. (Zalim ona musallat olur ve onun hakkında adalet ve insafa riayet etmez.) Bildiğiniz gibi ben sizi, bu toplulukla gece-gündüz, gizli-aşikâr savaşa çağırdım ve size şöyle dedim: "Onlar, sizle savaşmaya gelmeden, siz onlarla savaşmaya gidin. Allah'a andolsun ki kendi yurtlarında/vatanlarında savaşılan bir toplum zillete/aşağılığa düşer. Ama sizler (bu önemli işi) birbirinize havale ettiniz-bıraktınız, birbirinize yardım etmediniz. Sonunda her yandan üzerinize saldırılıp yağmalandınız, yurdunuzda yenik düştünüz, alt edildiniz. İşte Gamid kavminden biri (Sufyan b. Avf) ordusuyla Enbar şehrine girmiş, (oranın valisi) Hassan b. Hassan-i Bekrî'yi öldürmüş, atlılarınızı o şehrin sınırlarından sürmüş, uzaklaştırmış. Ayrıca aldığım habere göre onların bir adamı, Müslüman bir kadın ile zimmî (Müslümanların emanında olan kâfir) bir bayanın evine girmiş, onların halhallarını, bileziklerini, kolyelerini ve küpelerini almış, onlarsa ağlayıp sızlanmaktan başka bir şey yapmamışlardır.
Düşman (bu savaşta) birçok ganimetle geri dönmüş, onlardan hiçbiri yaralanmamış ve hiçbirinin kanı …
NEH_0061 · S. 70 · 27. Hutbe
İmam Ali
Düşman (bu savaşta) birçok ganimetle geri dönmüş, onlardan hiçbiri yaralanmamış ve hiçbirinin kanı dökülmemiştir. Eğer Müslüman bir insan bu olayı duyar da üzüntü ve kederinden ölürse asla kınanmaz. Hatta bana göre ölmesi daha iyidir, uygundur. Hayret ki hayret! Vallahi, bu (düşman) toplum batılda birleşirken, sizin hak yolunda ayrılığa düşmeniz kalpleri öldürür ve gam-hüzün verir insana. Düşman oklarına hedef olurken Yüzleriniz çirkin olsun, kalpleriniz gamla-hüzünle dolsun. Mallarınız yağmalanıyor, siz yağmalamıyor, savaşmıyorsunuz. Allah'a isyan ediyorlar, siz razı oluyorsunuz. Sıcak yaz günlerinde onların üstüne yürümenizi emrettiğim zaman "Şu anda hava sıcak, bize biraz mühlet- zaman ver de şu sıcak günler geçsin." dediniz. Kışın üzerlerine yürümenizi emrettiğimde ise, "Bugünler hava çok soğuk, bize biraz mühlet-zaman ver de şu soğuklar geçsin." dediniz. Sizler ki sıcak ve soğuktan (bu kadar özür ve bahanelerle) kaçıyorsunuz; Allah'a yemin olsun ki (savaş meydanlarında) kılıçtan daha çok/hızlı kaçarsınız. Ey mertlere benzeyen namertler, çocuklar gibi (küçük) akıllar, yeni zifafa giren kadınlar gibi (her şeyi tozpembe gören) akıllar! Keşke sizi görmeseydim, keşke sizi tanımasaydım. Vallahi sizi tanıyışım pişmanlıkla, gam ve hüzünlü sonuçlandı. Allah sizi öldürsün, kalbimi kanla, gönlümü-göğsümü öfkeyle doldurdunuz, her nefeste/solukta bana yudum yudum derd/gam içirdiniz. Bana isyan ederek, beni yardımsız bırakarak reyimi-tedbirimi bozdunuz. Sonunda Kureyş de Ali b.

28. Hutbe

Ebi Talib hususunda "O cesur bir adamdır, ama savaş hususunda bilgisi yok."dedi. Allah babalarını affetsin.
NEH_0062 · S. 71 · 28. Hutbe
İmam Ali
Ebi Talib hususunda "O cesur bir adamdır, ama savaş hususunda bilgisi yok."dedi. Allah babalarını affetsin. Onlardan bir tek kişi var mı ki savaşta benden daha tecrübeli/ciddi olsun ve benden daha fazla dirençli/ayak direten olsun. Daha yirmi yaşıma gelmemiştim ki savaşa hazırlandım. Şu anda altmış yaşımı aştım. Ama itaat edilmeyenin tedbiri bir şey ifade etmez.1 Hz. Ali dünyaya güvenilmeyeceği ve ahirete hazırlanılması gerektiği hususunda şöyle buyurmaktadır: Şüphesiz ki dünya yüzünü çevirmiş ve ayrılığı duyurmuş, ahiret ise yönelmiş ve aşikâr olmuştur. Bilin ki bugün hazırlık ve idman günüdür ve yarın (ahiret) yarış günüdür. Kim yarışı kazanırsa (ödülü) cennettir ve kim geri kalırsa (cezası) ateştir. Yok mu ölümü gelmeden tövbe eden? Yok mu çetin günü erişmeden kurtuluşu için (salih ameller) işleyen? Bilin ki sizler bugün ümit/arzu günlerindesiniz, ardındaysa ecel/ölüm var. O hâlde eceli gelmeden ümit günlerinde (salih ameller) işleyene, şüphesiz ki ameli fayda verir ona, eceli zarar vermez ona. Ama eceli gelmeden ümit günlerinde ihmal ederse (Allah'ın kullarına yardımda, Allah'a ise kullukta kusur ederse) ameli ziyan verir ona, eceli zarar verir ona. O hâlde de korku anında nasıl amel ediyorsanız, rahatlık ve eman hâlinde de öylece amel edin. Bilin ki; Cennet gibi bir şeyi görmedim ki talipleri gaflet uykusuna dalsınlar. Bilin ki her kime hakk fayda vermezse, batıl ona zarar verir. Her kim hidayetle doğru yola koyulmazsa, delalet/sapıklık onu helak ve yokluğa sürüp götürür. Duyun/bilin ki (ahirete) göçe memur oldunuz ve (sefer için) azık almanız istendi. Sizin için en fazla korktuğum (iki şey var:) Heva ve hevesine uymak ve uzun emellere/ümitlere kapılmak Dünyadayken yarın (kıyamette) sizi (ebedi azaptan) koruyacak/kurtaracak şeyleri azık edininiz/devşiriniz dünyadan.1/2

29. Hutbe

Hz. Ali (a.s) h. 38 yılında Zahhak b. Kays ile savaşta ihmalkârlık ve müsamaha gösteren ashabını kınayarak …
NEH_0063 · S. 73 · 29. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali (a.s) h. 38 yılında Zahhak b. Kays ile savaşta ihmalkârlık ve müsamaha gösteren ashabını kınayarak şöyle buyuruyor: Ey bedenleri bir araya gelip toplanmış, heva-hevesleri muhtelif/farklı insanlar, sözleriniz sert kayaları bile parçalar, ameliniz, düşmanlarınızı hakkınızda ümitlendirir. Meclislerde şöyle böyle diyorsunuz (erkeklik taslıyorsunuz), ama savaş zamanı gelince düşmandan kaçış çığlıkları atıyorsunuz. Sizleri (yardıma) davet edenin daveti, güç bulmaz, sizler için zahmet çeken kimsenin kalbi rahat/huzur yüzü görmez. Bahaneleriniz; borcunu saptırıcı bahanelerle erteleyen borçlunun bahanelerine benzer. Korkak ve zelil kişi, zulme engel olamaz. Hakk, çabadan/uğraştan başka bir şeyle elde edilemez. Evinizden başka hangi eve düşmanın girmesine engel olacaksınız? Benden sonra hangi imamla (birlikte düşmana karşı) savaşacaksınız? Allah'a andolsun ki aldanmış kişi, sizin aldattığınız kimsedir. Sizinle kurtuluşa eren, kurada boş çekmiştir (asla kurtuluşa ermemiştir). Sizinle düşmana ok atan, gerçekte ucu kırık bir ok atmıştır (hedefe vursa da işe yaramaz). Andolsun Allah'a ki sözünüze asla inanmadım, yardımınıza ümit bağlamadım, düşmanı sizinle korkutmadım.
Nedir bu hâliniz, nedir derdinizin ilacı, nedir çareniz? Düşmanlarınız da sizin gibi adam.
NEH_0064 · S. 73 · 29. Hutbe
İmam Ali
Nedir bu hâliniz, nedir derdinizin ilacı, nedir çareniz? Düşmanlarınız da sizin gibi adam. Tüm söylediklerinizi ilminiz olmadan mı söylüyorsunuz? Çekinmeden (günahlardan) gaflet mi ediyorsunuz? Haktan başkasına mı ümit bağlıyorsunuz?1 Hz. Ali, Osman'ın öldürülmesine sebep olduğu söylenince şöyle buyurdu: (Osman'ın katli için) Emretseydim elbette katil olurdum. Nehyetseydim/engelleseydim elbette yardım etmiş olurdum. Ama ona yardım eden (Mervan b. Hakem ve Ümeyyeoğulları'ndan bir grup) kimse, "Ben ona yardım etmeyenden daha hayırlıyım." diyemez. Yardım etmeyen (Muhacir ve Ensar'- dan bir grup) kimse de "Ona benden daha hayırlı kimse yardım etti" diyemez. Ben size Osman hakkında kısaca söyleyeyim ki Osman kendi başına buyruk hareket etti ve böyle yapmakla da kötü etti. Siz de sabırsızlandınız ve böyle yapmakla da kötü ettiniz. Tek başına hareket eden başına buyruk kimsenin de, sabırsızlık gösteren (ve onu katleden) kimsenin de hükmü Allah'a aittir.2 Hz. Ali Cemel Savaşı'ndan önce Abdullah b. Abbas'ı itaate davet etmesi için Zübeyr'in yanına gönderirken şöyle buyurdu:

32. Hutbe

Sakın Talha'yla görüşme, görüşürsen onun boynuzuyla süsmeye, vurmaya hazırlanmış bir boğa gibi olduğunu …
NEH_0065 · S. 75 · 32. Hutbe
İmam Ali
Sakın Talha'yla görüşme, görüşürsen onun boynuzuyla süsmeye, vurmaya hazırlanmış bir boğa gibi olduğunu görürsün. Huysuz asi bir bineğe binmiş, bu binek huylu, ram olmuş diyor. Ama Zübeyr'le görüş, Zübeyr yaratılış bakımından daha yumuşaktır. Ona de ki: "Dayının oğlu (Ali) diyor ki: Beni Hicaz'da tanıdın ama Irak'ta inkâr ettin. Seni, sana da açık olan şeyden yüz çevirten şey nedir?"1 söylüyor. Hz. Ali zamanındaki insanları kınayarak şöyle buyuruyor: Ey insanlar, (ehli) çok inatçı ve nimetlere karşı nankör bir zamanda sabahladık. (Bu zamanda) iyiler kötü sayılıyor, zalim zulmünü/isyanını arttırıyor. Bildiğimiz şeylerden faydalanmıyor, bilmediklerimizi sormamakta ve musibet-bela gelip çatmadıkça da korkmamaktayız. İnsanlar dört kısımdır: Bir kısmı ruhları zayıf, kılıçları kör ve malı-mülkü (ekonomik durumu) az olduğu için yeryüzünde fesat/bozgunculuk çıkarmazlar. Bir kısmı da kılıcını çekmiş, kötülüğünü açığa vurmuş, yayaatlı tüm adamlarını toplamış, fitne-fesat için kendini hazırlamış, dinini yok edip gitmiştir. Bütün bunları da elde ede- ceği mal veya başbuğu olduğu atlılar (ordu) veya kendini yüceltecek bir minber edinmek için yapar.
Dünyayı nefsi için bir değer görmen ve (dünyayı) Allah'ın indinde olanlara tercih etmen ne de kötü …
NEH_0066 · S. 75 · 32. Hutbe
İmam Ali
Dünyayı nefsi için bir değer görmen ve (dünyayı) Allah'ın indinde olanlara tercih etmen ne de kötü ticarettir... Bir kısmı da dünyayı ahiret ameliyle (ibadet ve kulluğunu gösteriş yaparak) ister ve ahireti ise asla dünya ameliyle (gerçek ibadet, zühd ve takvayla) talep etmez. Kendini mütevazı gösterir, adımlarını (zararsız insanlar gibi) birbirine yakın atar, (ibadet için) eteğini toplar, kendini emin-güvenilir kılmak için süsler. Allah-u Teâlâ'nın örtüsünü de günahlara bir vesile kılar. Bir kısmı da hiçbir yüceliği olmadığından ve bir makam ve mevkiye ulaşacak aracı/imkânı bulunmadığından evinde inzivaya çekilmiş, artık arzularına ulaşamaz bir halet içinde bu kaldığı hâliyle de kanaat ehli görünür ve zühd elbisesine bürünür. Hâlbuki ne geceleri ne de gündüzleri kanaat ve züht ehli değildir. Geri kalanlarsa, gidecekleri yeri (ahireti) anmakla gözlerini yumarlar. Mahşer korkusuyla gözyaşlarını dökerler. Onlardan bazısı sürülmüş ve ürkmüş, bazısı korkmuş ve yenilgiye uğramış, bazıları susmuş ve ağızlarını yummuş, bazıları da insanları ihlâsla (doğru yola) davet etmiştir. Bazıları üzülür, sızlanırlar. Takiyye sebebiyle adları-şanları anılmaz, zayıflık kavramıştır onları.
Adeta acı-tuzlu bir deniz içindedirler. Ağızları bağlı (sesleri çıkmaz) ve kalpleri yaralıdır.
NEH_0067 · S. 75 · 32. Hutbe
İmam Ali
Adeta acı-tuzlu bir deniz içindedirler. Ağızları bağlı (sesleri çıkmaz) ve kalpleri yaralıdır. Halka öğüt vermekten usanmışlar. Yenilgilerden dolayı güçsüz düşmüş ve öldürüle-öldürüle azalmışlardır. O hâlde dünya, deri tabaklanan ağacın yaprağından ve yün kırpılan makasın artığından daha düşük/aşağı olmalı. Sizden sonrakiler sizden ibret almadan, sizden öncekilerden ibret alın siz. Kınanmış çirkin dünyayı terk edin. Zira dünya, sizden daha çok kendine alaka duyan ve kendisiyle dostça ilişkiler içinde olan kimseyi bile atıp reddetmiştir.1 etmişlerdir. Ama hiç şüphesiz bu hutbe Hz. Ali'nin'dir. Altın nerede, toprak nerede? Tatlı su nerede, tuzlu-acı su nerede? Bunun en büyük delili de edebiyatçı, eleştirmen ve basiret sahibi Amr b. Bahru'l-Cahiz'in el-Beyan ve't-Tıbyan kitabında söylediği şu sözdür: "Bu hutbeyi Muaviye'ye isnat etmişlerdir... Ama bu hutbe İmam Ali'nin sözüne ve halkı kısımlara ayırış metoduna daha çok benzemektedir. Zira o halkın galebe, zillet, takiyye ve korku gibi hâllerini daha iyi bilmektedir... Muaviye'nin konuşmalarında züht ve takvadan söz ettiği, Allah'a kulluk yolunu seçtiği nerede görülmüştür?" Abdullah b.
Abbas diyor ki: "Cemel savaşına giderken Basra yakınlarındaki "Zî-Gar" bölgesinde Hz. Ali'nin yanına vardım.
NEH_0068 · S. 75 · 32. Hutbe
İmam Ali Hz. Muhammed
Abbas diyor ki: "Cemel savaşına giderken Basra yakınlarındaki "Zî-Gar" bölgesinde Hz. Ali'nin yanına vardım. Hz. Ali oturmuş yırtık ayakkabısını dikiyordu. Bana, "Bu ayakkabımın değeri ne kadardır?" diye buyurdu. "Hiç değeri yok." dedim. O zaman da Hz. Ali şöyle buyurdu: Allah'a yemin olsun ki, bu ayakkabı bana sizlere baş olmaktan daha sevimlidir. Sadece bir hakkı ikame edeyim veya bir batılı yok edeyim diye sizlere baş olmayı kabul ettim. Hz. Ali daha sonra dışarı çıkarak halka şöyle buyurdu: Şüphesiz Allah Muhammed'i (s.a.a) gönderdiği vakit Araplar içinde ne bir kitap okuyan vardı, ne bir peygamberlik iddia eden. (Daha sonra) Peygamber onlara kılavuzluk etti Onları yurtlarına yerleştirdi. Rahat-huzura erdirdi/çaresizlikten kurtardı. Böylece mızrakları doğruldu. (bağımsızlığa ve işlerinde düzene kavuştular.) Onların oynak-titrek taşı sükûnete/itminana ulaştı. (Emniyetsizlikten dolayı hâsıl olan ıstırapları yok oldu.) Allah'a andolsun ki, ben onları (hidayet ve kurtuluşa) sevk edenlerin arasındaydım. Ta ki batıl tümüyle yüz çevirip kaçtı. Ben bu yolda ne aciz oldum ve ne de korktum. Benim bu gidişim (Basra halkıyla savaşa gitmem), peygamberle birlikte halkın hidayet ve kurtuluşu için gidişim gibidir. Şüphesiz hak içinden ortaya çıksın diye batılı yaracağım. Benim Kureyş'le ne işim var? (Bu kadar bana düşmanlık etmelerinin nedeni nedir?) Allah'a andolsun onlar kâfirken de onlarla savaştım, şu anda fitne-fesada düşüp hak yoldan sapınca da onlarla savaşacağım. Dün onlarla birlikteydim (direniş içindeydim), bugün de onlarla birlikteyim (direniş içindeyim) Allah'a andolsun ki Kureyş, sadece Allah bizi onlara tercih etti diye bizden intikam almaya kalkışmaktadır. Biz onları kendi zümremize kattık. Ama onlar öncekilerin; "Canıma andolsun ki, sabahları saf sütleri içtiniz. / Yağlı lezzetli yemeklerden doyasıya yediniz. / Yüce olmadığın hâlde sana azamet verdik / Sabaha kadar atlılarla seni koruduk." dediği bir hâle geldiler.1

34. Hutbe

Hz. Ali Nehrevan'da Haricîlerle yaptığı savaşın ardından ordusuna Kûfe'nin dışında Nuheyle denen yerde …
NEH_0069 · S. 79 · 34. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali Nehrevan'da Haricîlerle yaptığı savaşın ardından ordusuna Kûfe'nin dışında Nuheyle denen yerde toplanmasını ve Şam ordusuyla cihada hazırlanmasını emretti. Ama Hz. Ali'nin askerleri itaat etmeyerek Kûfe'ye evlerine kapandılar. Hz. Ali daha sonra Kûfe'ye dönüp halkı yeniden cihada davet ettiyse de itaat edilmedi. Hz. Ali bu yüzden üç gün sonra halka şöyle hitab etti: Yuh olsun, yazıklar olsun size! Ben artık sizi kınamaktanazarlamaktan bıktım usandım. Ahirete karşılık dünya hayatına mı razı oldunuz? İzzet yerine zilleti mi tercih ettiniz? Sizleri düşmanınızla cihada davet edince korkudan gözleriniz dönüyor, adeta ölümün çetinliği ve gaflet sarhoşluğu içinde çırpınıyorsunuz ve benimle konuşamıyorsunuz, sorularıma cevab veremiyorsunuz. Adeta aklınız gitmiş deli/divane olmuşsunuz da akıl edemiyorsunuz. Karanlık gecelerde size güvenmiyorum. Meyledilecek dayanak değilsiniz ki sizlere meyledilsin Güçlü dostlar değilsiniz ki sizlere ihtiyaç duyulsun. Siz sanki çobanları kaybolmuş/yitmiş develer gibisiniz ki bir yandan toplanırsa, diğer yandan dağılıp giderler. Allah'a andolsun ki siz savaş ateşini çok kötü yakıp tutuşturanlarsınız. Onlar size hile/düzen kurmadalar, siz kurmuyorsunuz. Onlar yörenizi kaplıyor, şehirlerinizi alıyorlar; siz hiddetlenmiyor, karşı koymuyorsunuz. Düşman sizden gaflet edip yatmıyor; siz gaflet uykusuna dalıp onları unutuyorsunuz. Allah'a andolsun ki birbirine yardım etmeyenler alt/mağlup olur gider. Allah'a andolsun zannediyorum ki savaş kızışır ve ölüm/öldürme ateşi alevlenirse sizler başın bedenden kopması gibi Ebu Talib Oğlu'nun etrafından kopuk gideceksiniz.

35. Hutbe

Allah'a andolsun ki, düşmanın saldırışını bekleyen kişiye düşman saldırır, etini kemiğinden sıyırır, kemiğini …
NEH_0070 · S. 80 · 35. Hutbe
İmam Ali
Allah'a andolsun ki, düşmanın saldırışını bekleyen kişiye düşman saldırır, etini kemiğinden sıyırır, kemiğini kırar, unufak eder, derisini yüzer gider. (Böyle kişinin) Aczi/zayıflığı oldukça büyüktür. Kalbindeki/gönlündeki azmi oldukça zayıftır. (Ey insan!) İstersen sen de böyle ol. Ama Allah'a andolsun ki ben, düşmanın saldırısını beklemeden Meşrefi kılıcıyla (Meşarif köylerinde yapılan sağlam kılıçla) düşmana öyle bir vururum ki kafataslarındaki küçücük kemikler havaya savrulur, elleri ve ayakları kesilir. Ben böyle yaptıktan sonra, (zafer ve fetih için ise) artık Allah dilediğini yapar. Ey insanlar benim sizin üzerinizde hakkım var, sizin de benim üzerimde hakkınız var. Benim üzerimde olan hakkınız size öğüt vermek (hayrınızı istemek), beytülmalinizi adaletle bölüştürmek, cahil kalmayasınız diye sizlere öğretmek ve bilmeniz için sizleri terbiye etmektir. Ama benim sizin üzerinizdeki hakkım; ettiğiniz biate vefa etmeniz, gizli-aşikâr bana nasihat etmeniz/hayrımı istemeniz, çağırdığım zaman bana icabet etmeniz ve emrettiğim zaman itaat etmenizdir.1 Hz. Ali, Amr b. As'ın hakemeyn olayında Ebu Musa el-Eşarî'yi kandırarak hileyle Muaviye'yi halife seçtiği haberini alınca Sıffin'den dönerken Nehrevan olayından önce üzgün bir hâlde halka şöyle hitap etti:
Zaman büyük ve çok zor belalar indirse de hamt sadece Allah'a mahsustur.
NEH_0071 · S. 81 · 35. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Zaman büyük ve çok zor belalar indirse de hamt sadece Allah'a mahsustur. Şahadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur, tektir ve ortağı yoktur. O'ndan başka, O'nunla birlikte olan ilâh yoktur ve şahadet ederim ki, Muhammed (s.a.a) Allah'ın kulu ve elçisidir. Şüphesiz ki tecrübeli, her şeyi bilen, şefkatli bir nasihatçıya isyan etmenin sonu hasret ve pişmanlıktır. Ben bu hakem tayin etmek hususunda görüşümü sizlere özetle söyledim. "Keşke Kasir'in sözü dinlenseydi!"1 (Ama ne yazık ki) isyancı-cefakâr muhalifler gibi emrime itaat etmediniz. Öyle ki sonunda öğüt veren bile öğüdünden şüpheye düştü, Ocakçı, ateş vermekten imtina etti. Ben ve sizler Hevazin soyundan olan Dureyd b. Simme kardeşin ifade ettiği bir hâle düştük: "Mün'araci'l-Liva denilen yerde (mola vermeyelim diye) reyimi beyan ettim size; ancak ertesi gün kuşluk vakti haklılığımı gördünüz. (Ki o zaman iş işten geçmiş Hevazin kabilesi saldırarak Abdullah'ı öldürmüş ve Dureyd b. Simme de yaralı bir hâlde canını zor kurtarmıştı.)"2

36. Hutbe

Hz. Ali, Nehrevan'da Haricîlere son kez nasihat ederek şöyle buyurdu: Ben sizleri sabahlayınca;
NEH_0072 · S. 82 · 36. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali, Nehrevan'da Haricîlere son kez nasihat ederek şöyle buyurdu: Ben sizleri sabahlayınca; Rabbinizden apaçık bir delile de sahip değilken ve elinizde de hiçbir hüccet yokken bu nehrin etrafında öldürülmekten, alçak-yüksek yerlere serilmekten sakındırıyorum. (Oysa) Dünya sizi helak etmiş, Allah'ın takdiri (kaza ve kader), sizi pusuya düşürmüştür. Sizi bu hakem işinden sakındırmıştım. Ama siz dinlemeyerek isyancı muhalifler gibi geldiniz bana, reyimi bırakıp heva-heveslerinize kapıldınız. Aklı havada ve sefih topluluk, ben sizlere bir kötülük getirmedim. Ey babasızlar, ben sizlere asla zarar-ziyan vermek istemedim.1 Bu hutbe de Hz. Ali'nin Nehrevan savaşından sonra okuduğu uzun hutbenin özeti konumundadır. Hz. Ali bu hutbesinde kendi hâlini beyan ederek şöyle buyuruyor: Güçleri-kuvvetleri yokken ben işe koyuldum. Onlar başlarını yakalarının içine sokmuşlarken (gizlenmişlerken), ben kendimi açık bir şekilde ortaya attım. Onlar dilsizlerken, ben konuştum. Onlar durmuşken, ben Allah'ın nuruyla geçip gittim. Herkesten daha sessiz, ama öne geçmede herkesten daha üstündüm. Faziletlerin dizginini tutarak uçtum ve o faziletlerin ödülünü ben aldım.
Şiddetli rüzgârların yerinden kıpırdatamadığı, kasırgaların söküp atamadığı bir dağ gibiydim.
NEH_0073 · S. 82 · 36. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Şiddetli rüzgârların yerinden kıpırdatamadığı, kasırgaların söküp atamadığı bir dağ gibiydim. Hiç kimse yüzüme karşı veya ardımdan bir ayıbımıkusurumu söyleyemez, beni kınayamazdı. Düşkün kimse benim nezdimde hakkını (zalimden) alıncaya dek aziz ve üstündür. Güçlü-kuvvetli olan kimse benim nezdimde hakkı ondan alıncaya dek güçsüz ve zayıftır. Biz Allah'ın kaza ve kaderinden hoşnutuz ve O'nun emirlerine teslimiz. Hiç gördün mü Allah'ın Elçisine (s.a.a) yalan isnad edeyim? Allah'a yemin olsun ki ben onu tasdik eden ilk kimseydim. O hâlde Resulullah'ı vefatından sonra ilk inkâr/tekzib eden ben olamam. Kendi işime baktım... Gördüm ki (Peygamber'in emrine) itaat, (halifeye zorla) biatten daha öncelikli ve gereklidir ve (İslâm'ı koruma için Peygambere verdiğim) söz/misak henüz boynumdadır.1 Hz. Ali bu hutbesinde "şüphe"nin neden "şüphe" olarak adlandırıldığını ve hiç kimsenin ölümden kurtulmayacağını beyan ederek şöyle buyuruyor: Şüphe hakka benzediği için "şüphe" olarak adlandırmıştır. Allah dostlarının şüphelerdeki aydınlığı, iman ve yakinleri- dir. Yolları hidayet-kurtuluş yollarıdır. Ama Allah'ın düşmanlarını şüphelerde, dalalet ve sapıklık davet eder.
Kılavuzları da körlük ve şaşkınlıktır.
NEH_0074 · S. 82 · 36. Hutbe
İmam Ali
Kılavuzları da körlük ve şaşkınlıktır. Ölümden korkan ondan kurtulamaz ve bekayı (ebediyeti) sevene beka ihsan edilmez.1 Nu'man b. Beşir Muaviye'nin emriyle Irak halkını korkutmak için ikibin kişilik bir güçle Şam'dan harekete geçti. Kûfe yakınlarındaki Aynu't-Temr denilen bölgede ise Hz. Ali'nin Malik b. Ka'b-i Erhebi adında bir valisi vardı. Bin kişilik bir gücü olan Malik, Nu'man'ın hareketini hemen Hz. Ali'ye haber verdi. Hz. Ali Kûfe halkını Malik'in yardımına çağırdıysa da sadece üç yüz kişi bu davetine icabet etti. Bunun üzerine Hz. Ali üzgün bir hâlde minbere çıkarak şöyle buyurdu: Bir topluma düştüm ki emrettin mi itaat etmezler, davet ettin mi kabulden sakınırlar. Babasızlar, Allah'ın yardımı için ne bekliyorsunuz? Sizi bir araya toplayan bir dininiz yok mu? Sizi sarsan bir gayretiniz-himmetiniz yok mu? Aranızda durmuş feryat ediyor, yardım diliyorum. Sizlerse sözlerimi dinlemiyorsunuz, emrime itaat etmiyorsunuz. Sonunda kötü olayların ortaya çıkacağını göreceksiniz. Sizinle kan istenmez, sizinle hiçbir hedefe varılmaz. Sizleri kardeşlerinize yardıma davet ettim göbek ağrısına tutulmuş deve gibi sızlandınız, (yük taşımaktan) sırtı yaralanmış deve gibi ağır davrandınız.
Sonra sizden bana per-perişan, zayıf mı zayıf bir bölük çıka-geldi ki (onlar da) gözleriyle ölümü görürce- …
NEH_0075 · S. 82 · 36. Hutbe
İmam Ali
Sonra sizden bana per-perişan, zayıf mı zayıf bir bölük çıka-geldi ki (onlar da) gözleriyle ölümü görürce- sine ölüme sürükleniyor gibiydiler.1/2 Hz. Ali Haricîler'in "Hüküm sadece Allah'a aittir." sloganı hakkında şöyle buyurdu: Hakk-doğru bir söz, ancak onunla batıl irade edilmektedir. Evet, şüphesiz ki hüküm sadece Allah'a aittir. Ancak onlar (aslında) "Emretmek-emirlik Allah'a aittir." diyorlar. Oysa insanlara iyi veya kötü bir emir gerekir. Böylece mümin onun emri altında (iyilikle) amel eder ve kâfir onun emri altında faydalar bulur. Allah onun emri-buyruğu altında (herkesi mukadder kıldığı) ecele ulaştırır. Vergiler onunla toplanır ve düşmanla onun emri altında savaşılır. Yollar onunla güvenli olur. Zayıfın hakkı güçlüden onunla alınır. Böylece iyi kişi huzura erer ve kötüden emin olur, zarar görmez. Bir başka rivayette ise Hz. Ali bu sözlerini duyunca şöyle buyurmuştur: İyi bir emirin emri altında takva sahipleri (iyi) amel eder, ama kötü bir emirin emri altında ise müddeti bitinceye veya ölümü gelip çatıncaya kadar sadece kötüler faydalanır.3

41. Hutbe

Hz. Ali bu hutbesinde vefa ve doğruluğu övmekte, hileli düzeni kınayarak şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar!
NEH_0076 · S. 86 · 41. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali bu hutbesinde vefa ve doğruluğu övmekte, hileli düzeni kınayarak şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! Şüphesiz ki vefa doğrulukla beraberdir. Vefadan daha koruyucu bir kalkan yoktur. (Kıyamette) dönüşün nasıl olacağını (nasıl hesaba çekileceğini) bilen kimse asla hıyanet etmez. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki hile düzenini (vefasızlığı) uyanıklık sayıyorlar, cahiller onları (vefasızları) uyanık addediyorlar. Onlara ne oldu? Allah onları öldürsün! Uyanık ve iş bilen kimse her işin çaresini ve yollarını bilirgörür, ama Allah'ın emri ve nehyi ona engel olur. Hileyi gördüğü ve hileye gücü-kudreti yettiği hâlde (Allah korkusundan) terk eder. Ama dinde çekinmesi, sakınması olmayanlar, asla fırsatı kaçırmaz ve hile-düzene başvururlar.1 Hz. Ali nefsin heva hevesine uymayı ve uzun emellere kapılmayı kınayarak şöyle buyuruyor: Ey insanlar sizin için korktuğum şeylerin en korkuncu iki şeydir: Heva-heveslere uymak ve uzun emellere-dileklere kapılmak. Heva heveslere uymak insanı haktan alıkoyar. Uzun emeller-dilekler ise insana ahireti unutturur. Bilin şüphesiz hızla dünya ardını döndü, gitti. Ondan geriye kalan dökülmüş bir bardakta geriye kalan su damlacıklardır.
Bilin ki ahiret yönelmiştir-yakındır. Dünyanın da ahiretin de çocukları vardır.
NEH_0077 · S. 86 · 41. Hutbe
İmam Ali
Bilin ki ahiret yönelmiştir-yakındır. Dünyanın da ahiretin de çocukları vardır. Siz ahiretin çocukları olun, dünyanın çocukları olmayın. Şüphesiz her çocuk kıyamette annesine katılacaktır. Bugün amel günüdür, hesap değil. Yarın ise hesap günüdür, amel değil.1 Hz. Ali Cerir b. Abdullah el-Becelî'yi biat almak için Şam'a Muaviye'nin yanına gönderdi. Hz. Ali Muaviye'nin biat etmeyeceğini bildiği için bir yandan da ashabına Şam ordusuyla savaşa hazırlanmasını söyleyerek şöyle buyurdu: Cerir daha (Şam'da) onların yanındayken, benim savaşa hazırlanmam, onların yüzüne kapıları kapatmak ve eğer irade etmişlerse (ki etmezler), Şam ehlini hayırdan (biat etmekten) vazgeçirtmek-yüz çevirtmek içindir. (Zira onların biatinin de hayrı yoktur.) Üstelik ben Cerir için bir süre tayin etmişim ki o süreden sonra orada kalması ya (Muaviye'ye) aldandığı, ya da (bana) isyan ettiği içindir. Ben onlarla iyi geçinmek istiyorum, siz de iyi geçinin (Aynı zamanda) onlarla savaş hazırlanmayı da kötü görmüyorum. Şüphesiz ki, ben bu işin burnunu ve gözünü vurdum (bu konuyu defalarca inceledim), içini dışını alt-üst ettim.
Kendim için (Muaviye'yle) savaş veya Muhammed'in (s.a.a) getirdiklerini inkâr etmekten başka bir çare …
NEH_0078 · S. 86 · 41. Hutbe
İmam Ali Hz. Muhammed
Kendim için (Muaviye'yle) savaş veya Muhammed'in (s.a.a) getirdiklerini inkâr etmekten başka bir çare göremedim. (Zira Kâfir ve münafıkların sapıklıklarına karşı lakayt olmak ve Allah ve Resulü'nün emrine itina göstermemek bir çeşit küfürdür.) Bu ümmetin başında bir vali (Osman) vardı ki birtakım şeyler çıkardı. Bu işiyle de halkın söz söylemesine sebep oldu. Sonunda da onun hakkında söyleyeceklerini söylediler, intikam aldılar ve değiştirdiler.1 Maskala b. Hubeyre-i Şeybani, Haricî olan Benî Naciye esirlerini azad etme karşılığında Hz. Ali'nin komutanı Mi'kal b. Kays'a olan beş yüz bin dirhem borcunu ödememek için kaçıp Muaviye'ye katılınca Hz. Ali şöyle buyurdu: Allah Maskala'yı çirkinleştirsin. Efendinin işini yaptı (köle azad etti, ama) kölelerin kaçışı gibi kaçtı. Onu öveni daha konuşturmadan susturdu. Onu tavsif eden daha yaptığı işleri onaylamadan, kınamak zorunda kaldı. Kalsaydı-kaçmasaydı, kolayına geleni alırdık, (geri kalanı içinse) malının fazlalaşmasını-artıp çoğaltmasını beklerdik.2

45. Hutbe

Hz. Ali bu hutbesinde dünyayı ve fesatlarını kınayarak şöyle demektedir:
NEH_0079 · S. 89 · 45. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali bu hutbesinde dünyayı ve fesatlarını kınayarak şöyle demektedir: Hamdolsun Allah'a ki, rahmetinden ümit kesilmez, nimeti her şeyi kuşatmıştır, mağfiretinden-bağışlamasından ümitsizliğe düşülmez, ibadetinden el çekilmez, rahmetini esirgemez ve O'ndan nimet kesilmez. Dünya öyle bir yurttur ki fani-yok olması ve ehlinin de sonunda onu bırakıp gitmesi-ayrılması takdir edilmiştir. (Dünya, ehli nazarında) Pek tatlı, yemyeşildir. Dünya hemen-hızla kendini talep edene gelir ve kendine bakanın kalbine (sevgi) katar-karıştırır O hâlde dünyadan en güzel azıkla göçün-ayrılın. Dünyadan kendinize yeten şeyden fazlasını istemeyin ve size ulaşan-erişenden fazlasını talep etmeyin.1 Hz. Ali Kûfe dışında Nuheyle denilen yerde Muaviye ile savaşa gitmek için atına binerken şöyle buyurdu: Allah'ım! Yolculuğun zorluğundan, (ağır kayıplarla) dönüşün kederinden ve (döndüğümüzde) ehil, mal ve evlatlarımızda kötü bir şey görmekten sana sığınırım. Allah'ım sensin yolculukta yoldaşımız ve sensin ehlimizi bıraktığımız/emanet ettiğimiz. Bu ikisi senden gayrisinde toplanmaz. Zira ehlimizi emanet ettiğimiz, bizimle yoldaş olamaz, bize yol- daş olan da ehlimizle/ailemizle geride kalamaz. (Her yerde hazır/nazır olan sadece sensin.)1 Hz. Ali de birkaç cümleyle bu sözü tamamlamıştır. Hz. Ali Kûfe hakkında şöyle buyuruyor: Ey Kûfe! Adeta seni Ukaz pazarında tabaklanmış deri gibi, (düşmanların çizmeleri altında) ezilmiş-çekiştirilmiş görüyorum. Olaylar-hadiseler seni ayakları altında ezecek, sarsıcı belalar sırtına binecek. Ama aynı zamanda şüphesiz biliyorum ki seni kasteden her kötü zorbayı Allah-u Teâlâ bir belaya müptela kılar veya ona kendisini katleden birini musallat eder.2 Kufe'den Sıffin'e giderken Nuheyle'de bu hutbeyi irad etmiştir: Gece gelip çattıkça ve karanlığı battıkça hamd Allah'a mahsustur. Yıldız göründükçe ve battıkça hamd Allah'a özgüdür. Hamd Allah'a aittir ki nimetleri bitmez-yok olmaz, hiçbir şey fazlına-keremine eş değer olamaz-mukabele edemez.

49. Hutbe

Öncü birlikleri (Ziyad b. Nasr ve Şureyh b. Hani'yi on ikibin atlıyla) gönderdim.
NEH_0080 · S. 91 · 49. Hutbe
İmam Ali
Öncü birlikleri (Ziyad b. Nasr ve Şureyh b. Hani'yi on ikibin atlıyla) gönderdim. Kendilerine buyruğum gelinceye kadar Fırat kıyısında beklemelerini emrettim. Ben Fırat'tan geçerek Dicle etrafında oturan Müslümanların (Medayin halkının) yanına gitmeyi, onları da sizinle birlikte düşmana karşı harekete geçirmeyi ve sizlere yardımcı-destek kılmayı düşünüyorum.1/2 Hz. Ali, Allah-u Teâlâ'nın sıfatları hakkında şöyle buyuruyor: Hamd Allah'a mahsustur ki tüm işlerin gizliliklerini bilir, açık nişaneler (varlıklar) O'nun varlığına delalet eder. Görenlerin gözüne gözükmez. O hâlde O'nu görmeyenin gözü, O'nu inkâr edemez. (zira eserlerini görmektedir.) O'nu kalbiyle görenler, zatının künhüne eremez. Yücelikte önceliklidir ve O'ndan daha yüce bir varlık yoktur. Tüm yaratıklarına yakındır ve O'ndan daha yakın bir varlık yoktur. Yüceliği O'nu yaratıklarından hiç uzaklaştırmamıştır. Yakınlığı da O'nu yaratıklarıyla bir mekânda eşit kılmamıştır. Akılları sıfatlarının sınırlarından haberdar kılmamıştır. (Zira sıfatları da zatı gibi sınırsızdır.) Ama O'nu kendilerine farz olduğu kadarıyla tanımaktan hiç kimseyi alıkoymamıştır.
Bütün varlık âlemi, hatta (diliyle) inkâr edenlerin bile kalben O'nu ikrar ettiğine tanıklık etmektedir.
NEH_0081 · S. 91 · 49. Hutbe
İmam Ali
Bütün varlık âlemi, hatta (diliyle) inkâr edenlerin bile kalben O'nu ikrar ettiğine tanıklık etmektedir. Allah kendini yaratıklarına teşbih edenle- rin veya inkârcıların söylediklerinden münezzehtir, çok daha yücedir, büyüktür.1 Hz. Ali fitne ve fesadın nedenleri hakkında şöyle buyuruyor: Fitnelerin meydana geliş nedeni, sadece nefsin heva-heveslerine uymak ve Allah'ın kitabına muhalif olan uydurulmuş hükümlerdir. Bazı insanlar da dine aykırı bir şekilde başkalarına hükmetmektedir. Eğer batıl haktan karışmaksızın arınmış olsaydı, şekte olanlar (hakikat peşinde koşanlar) için gizli kalmazdı. Eğer hak da batıl örtüsünden arınmış olsaydı, inatçı düşmanların dili ondan kesilmiş olurdu. Ama biraz bundan (haktan) biraz da ondan (batıldan) alınmış, sonra birbirine karıştırılmıştır. İşte o zaman şeytan dostlarına musallat olur. Sadece Allah'ın lütfüne mazhar olanlar kurtulur.2 Muaviye'nin askerleri Fırat'ın kıyısını ele geçirerek Müslümanların su almasına engel olunca Hz. Ali şöyle buyurdu: Bunlar (Fırat'ı ele geçirip su almanıza engel olmakla) sizi savaş sofrasına davet ediyorlar. O hâlde siz ya zilleti kabul edip makamınızdan düşecek, ya da kılıçları kanla sulayıp suya kanacaksınız.
Ölüm, mağlub-makhur düşerek yaşamanızda, hayat ise galip-kahir gelerek ölmenizdedir.
NEH_0082 · S. 91 · 49. Hutbe
İmam Ali
Ölüm, mağlub-makhur düşerek yaşamanızda, hayat ise galip-kahir gelerek ölmenizdedir. (İzzet içinde ölmek zillet içinde yaşamaktan daha iyidir.) Bilin ki, Muaviye bir grup aldatılmış sapığı peşinden sürüklemiş ve işin gerçeğini onlardan gizlemiştir. Onlar da (aldanarak) boğazlarını ölüme hedef kılmışlardır.1 Hz. Ali bu hutbesinde dünyanın vefasızlığını ve güvenilmezliğini beyan ederek insanları ahirete yönelmeye, Allah'ın azab, sevab ve nimetlerine teveccüh etmeye teşvik etmektedir: Bilin ki, dünya yokluk ve fenaya yönelmiş, geçip gitmekte olduğunu ilan etmiştir. İyiliği değişmekte ve (ehlinden) hızla yüz çevirmektedir. Dünya, sakinlerini fena ve yokluğa sürükler ve komşuları ölüme çeker, götürür. Tatlıları acılara dönüştü, saf-berraklar bulanıklaştı. O hâlde, bu dünyadan geriye; matara dibindeki birkaç damlacık veya ancak kabın içindeki küçük çakıl taşlarını ıslatacak ölçüde az birkaç yudum kalmıştır. Dolayısıyla susayan kimse o birkaç damlacığı içse de bu asla susuzluğunu gidermez. Öyleyse ey Allah'ın kulları ehline zeval-yokluk takdir edilmiş bu yurttan göç etmeye hazırlanın. Arzularınız sizlere galebe çalmasın. Yaşam süresi gözlerinize uzun gelmesin.

53. Hutbe

Allah'a andolsun ki, yavrusu ölmüş hüzünlü develer gibi de bağırsanız, güvercinler gibi de ötseniz, dünyayı …
NEH_0083 · S. 94 · 53. Hutbe
İmam Ali
Allah'a andolsun ki, yavrusu ölmüş hüzünlü develer gibi de bağırsanız, güvercinler gibi de ötseniz, dünyayı terk eden rahip gibi feryat da etseniz veya O'nun nezdinde yüce makamlara ermek için bir yakınlık dilemek veya ilâhî kâtiplerin yazdığı ve elçilerin (meleklerin) kaydettiği günahların bağışlanmasını istemek için Allah yolunda mal ve evlatlarınızdan da geçseniz (bu amelleriniz karşılığında ümit ettiğiniz sevab) benim sizler için Allah'tan vereceğini ümit ettiğim sevab ve mükâfattan çok daha az ve değersizdir. (Hakeza) sizin sürekli kurtuluşunuzu istediğiniz günahlarınızın azab ve cezaları da benim sizler için korktuğum (günahlarınızın neticesi olan) azab ve cezadan çok daha az ve değersizdir. (Allah'ın sevab ve azabı sizin aklınızın derk ettiğinden çok daha büyük ve çetindir.) Allah'a andolsun ki, Allah'a şevkinizden veya Allah korkusundan kalbiniz erise, gözleriniz kan ağlasa ve dünya baki kaldığı müddetçe de bu durum/minval üzere yaşasanız, yine de bu amelleriniz ve çabalarınızın nihai derecesi bile Allah'ın sizlere ihsan ettiği nimetler ve sizi imana hidayete erdirmesiyle eşit sayılmaz, kıyaslanamaz.1/2 Mina'da kesilen kurban hakkında şöyle buyurmaktadır: Bilin ki, kurban edeceğiniz hayvanın şartlarından biri kula- ğının sağlam olması (kesik veya yarık olmaması) ve gözlerinin sağlam-salim olmasıdır.
O hâlde eğer kulağı ve yüzü kusursuz-tam olursa kurban edilmesi sahih ve doğrudur;
NEH_0084 · S. 94 · 53. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
O hâlde eğer kulağı ve yüzü kusursuz-tam olursa kurban edilmesi sahih ve doğrudur; her ne kadar boynuzu kırık veya kurban edileceği yere giderken aksak-aksak yürüse de.1 Hz. Ali, halkın kendine biat etmesi hususunda ve bazılarının da kendisini Muaviye ile savaştan nehyetmesi üzerine şöyle buyurmuştur: Halk (bana biat etmek için) ipleri çözülmüş ve çobanı tarafından salıverilmiş, susamış develerin su içerken birbirlerini ezip geçmesi gibi bana doğru saldırdılar. Öyle ki beni veya bazılarının diğer bazılarını öldüreceklerini sandım. Bu işin içini-dışını alt-üst ettim, irdeledim. Bu yüzden (günlerce) uyuyamadım. Sonunda onlarla savaşmaktan veya Muhammed'in (s.a.a) getirdiğini (dini) inkâr etmekten başka bir çaremin olmadığını gördüm. (bu iki çareden) savaş çaresinin Allah'ın azabceza çaresinden; dünya meşakkatinin, ahiret meşakkatinden daha kolay olduğunu anladım, bildim.2

55. Hutbe

Sıffin Savaşı'nda Muaviye'nin askerleri Fırat kıyısını ele geçirince Hz. Ali birkaç gün savaşa ara verdi.
NEH_0085 · S. 96 · 55. Hutbe
İmam Ali
Sıffin Savaşı'nda Muaviye'nin askerleri Fırat kıyısını ele geçirince Hz. Ali birkaç gün savaşa ara verdi. Bunun üzerine bazı ashabı Hz. Ali'nin ölümden korktuğu için, diğer bazısı da Şam ordusuyla savaş hususunda şekke düştüğü için savaşa ara verdiğini sandı. Bunun üzerine Hz. Ali şöyle buyurdu: Bütün bunlar ölümden kaçınmak yüzünden mi?" diyorsunuz. Allah'a yemin olsun ki ölüme gidişime veya ölümün bana gelip çatmasına aldırış bile etmem. (Bazılarınıza gelince) "Şamlılar ile savaş hususunda şek-şüphe mi var?" diyorsunuz. Allah'a andolsun ki savaşı bir gün bile ertelememgeciktirmem, sadece onların bir grubunun bana katılarak hidayete ermesini ve ışığım sayesinde gözlerinin nurlanıp doğru yolu-gerçeği görmeleri içindir. Bu bana, onları dalaletsapıklık içinde öldürmemden daha sevimlidir. Gerçi sonunda onlar (isyandan-muhalefetten el çekip itaat etmedikleri için ağır-büyük) günahlarıyla (Allah'a) döneceklerdir. (Ben onlara hücceti tamamlıyorum.) 1 Hz.
Ali bu hutbesinde kendinin ve diğer ashabın İslâm dinini savunma savaşlarında gösterdiği direniş-mukavemetini …
NEH_0086 · S. 96 · 55. Hutbe
İmam Ali Hz. Muhammed
Ali bu hutbesinde kendinin ve diğer ashabın İslâm dinini savunma savaşlarında gösterdiği direniş-mukavemetini anlamakta, ashabını cihada teşvik etmekte ve bu önemli görevde gevşeklik gösterenleri kınayarak şöyle buyurmaktadır: Şüphesiz biz hep Resulullah (s.a.a) ile beraberdik. (Bu uğurda) Babalarımızı, oğullarımızı, kardeşlerimizi, amcalarımızı öldürüyorduk. Bu sadece imanımızı, teslimiyetimizi doğru yoldaki sebatımızı, acılara sabrımızı, düşmanla cihad faaliyetlerimizi arttırıyor, güçlendiriyordu. Bizden biri düşman askerlerden biriyle savaşıyor, iki koç gibi birbirine saldırıyor ve "acaba hangisi diğerini ölüm bardağı ile suvaracak?" (diye bekliyorduk.) Bazen biz düşmanımıza üstün-galib gelirdik, bazen de düşmanımız bize üstün-galib gelirdi. Allah-u Teâlâ doğruluk ve dürüstlüğümüzü görünce düşmanımızı hor-hakir kıldı ve bizlere zafer nasib etti. Sonunda İslâm her yere yayıldı ve kendine geniş bir yer edindi. Canıma/ömrüme andolsun eğer sizin gibi (ihmalkâr-tembel) davransaydık dinin bir tek direği dikilmez, iman ağacının bir tek dalı yeşermezdi. Allah'a andolsun bu yaptıklarınızdan dolayı kan sağacak, sonra da çok pişman olacaksınız.1 Hz. Ali bu hutbesinde Kûfe ehlinin başına gelecekleri ve bu ortamda takınmaları gereken tavırları beyan ederek şöyle buyurmaktadır: Benden sonra size boğazı geniş mi geniş, karnı şiş mi şiş göbekli biri (Muaviye) hâkim olacaktır. O bulduğunu yer, bulmadığını ister. Onu öldürün, (ama asla) öldüremezsiniz. Bilin ki, o beni sövmenizi emredecek size, teberri etmenizi

58. Hutbe

(benden uzak olduğunuzu söylemenizi) isteyecek sizden. Sövmeye gelince, sövün.
NEH_0087 · S. 98 · 58. Hutbe
İmam Ali Hz. Muhammed
(benden uzak olduğunuzu söylemenizi) isteyecek sizden. Sövmeye gelince, sövün. Zira bu benim temizlenmemi (makamımın yücelmesini) arttırır, sizi de (ölümden) kurtarır. Benden teberri etmenize gelince sakın benden teberri etmeyin. Zira ben (İslâm) fıtratı üzere doğdum. İman ve hicrette, önceliğim var benim.1 Hz. Ali, ashabının ısrarı üzere Muaviye ile savaşta taraflar için hakem seçilmesini kabul edince bu defa da Haricîler, "Allah'tan başkasının hüküm hakkı yoktur." diyerek Hz. Ali'nin hâşâ küfre düştüğünü, dolayısıyla tövbe etmesi gerektiğini iddia ettiler. Bunun üzerine Hz. Ali şöyle buyurdu: Çakıl taşlarını savuran kasırgalar essin size! Sizden haber veren bir tek kişi bile kalmasın. Acaba Allah'a imanımdan ve Resulullah (s.a.a) ile birlikte cihad ettikten sonra küfre düştüğüme mi şahadet edeyim. Böyle bir şey yaparsam sapıklığa düşmüş, doğru yoldan şaşmış olurum. Yürüdüğünüz en kötü yoldan geri dönün. Ayak izinize gerisin geriye dönüş yapın (yerinize dönün, hakka itaat edin). Bilin ki, benden sonra hepinizi kaplayacak bir horluğa-alçalışa düşecek, keskin kılıca müptela olacaksınız. Zalimler size hükmedecek, (öyle bir zulmedecek ki,) tüm zalimler bu zulmü bir sünnet edineceklerdir.1/2 Hz. Ali sonunda Haricîler ile savaşa karar verdi. Onları takib edince ashabından biri Hz. Ali'ye Haricîler'in Nehrevan köprüsünden geçtiğini haber verdi. Hz. Ali, "Onların nehri geçtiğini gözlerinle gördün mü?" diye sordu. O şahıs, "Evet gördüm. "diye cevab verdi. Hz. Ali bunun üzerine şöyle buyurdu: Öldürülecekleri yer nehrin bu tarafıdır. (karşıya geçemeyeceklerdir.) Allah'a andolsun onlardan on kişi (den fazla) kurtulamaz, sizden de on kişi (den fazla) öldürülmez.3/4 Haricîler savaşta öldürülünce ashabı, "Ey Emirü'l-Müminin hepsi helak oldu." demesi üzerine Hz. Ali şöyle buyurdu:

61. Hutbe

Olamaz, vallahi, onlar daha erkeklerin sulbünde ve kadınların rahminde birer nutfedir.
NEH_0088 · S. 100 · 61. Hutbe
İmam Ali
Olamaz, vallahi, onlar daha erkeklerin sulbünde ve kadınların rahminde birer nutfedir. Onlardan biri bir dal-boynuz (baş) gösterdi mi hemen kesilir. (öldürülür.) Ta ki sonuncuları hırsızlığa başlar, adam soymaya koyulur.1/2 Hz. Ali bu hutbesinde Haricîler hakkında şöyle buyurmuştur: Benden sonra Haricîleri öldürmeyin; zira hakkı elde etmek isteyen, ama hata eden (Haricî) kimse, asla batılı isteyip elde edene (Muaviye ve taraftarlarına) benzemez.3 İbn Mülcem'in kendini öldürmek istediğini haber verdiklerinde Hz. Ali şöyle buyurdu: Gerçekten de üzerimde Allah'ın sağlam mı sağlam bir kalkanı-zırhı var. Ecel günüm gelince benden (korunma) ayrılır ve beni (ölüme) teslim eder. O zaman artık (ölümcül) ok hata yapmaz ve (açtığı) yara asla iyileşmez.4

63. Hutbe

Hz. Ali, bu hutbesinde dünyaya gönül bağlamamak ve kıyamet hesabından korkmak gerektiği hususunda şöyle …
NEH_0089 · S. 102 · 63. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali, bu hutbesinde dünyaya gönül bağlamamak ve kıyamet hesabından korkmak gerektiği hususunda şöyle buyuruyor: Bilin dünya öyle bir yurttur ki, orada (dünya hakkında takvalı) olmadan hiç kimse ondan kurtulamaz, esenliğe kavuşamaz. Hiç kimse (sözlü veya amelen) dünya için sayılabilecek bir şeyle kurtuluşa eremez.1 İnsanlar dünyaya imtihan nedeniyle müptela olmuşlardır. O hâlde, dünyadan dünya için elde ettikleri şeyler ellerinden çıkacaktır. (Ölüm hâlinde geride bırakacaktır. Ahirette ise) Ondan hesabını soracaklardır. Ama dünyadan gayrisi (yani ahiret için elde ettikleri) kendisi için baki kalır ve sürekli onunla olur, ondan ayrılmaz. O hâlde dünya akıl sahipleri nezdinde gölgenin dönüşünü andırmaktadır ki yayar yaymaz bir de bakarsın toplanıvermiş; fazlalaşır fazlalaşmaz bir de bakarsın kısalıvermiş.2 Hz. Ali bu hutbesinde insanları Allah'tan çekinmeye, iyilik etmeye ve ahiret yolculuğuna hazırlanmaya davet etmektedir: Allah'ın kulları, Allah'tan çekinin. Ecelleriniz gelip çatmadan önce amel ediniz. Size baki kalacak şeyleri (salih amelleri), sizden gidecek/ayrılacak şeylerle satın alın. (Geçici dünya vesilesiyle, baki olan ahiret yurdunu elde edin.)

64. Hutbe

(Ahiret yurduna) Göç için hazırlanın ki, göç ettirilmeniz için ciddiyetle çalışılıyor.
NEH_0090 · S. 103 · 64. Hutbe
İmam Ali
(Ahiret yurduna) Göç için hazırlanın ki, göç ettirilmeniz için ciddiyetle çalışılıyor. Ölüme hazır olun ki, gölgesi üzerinize düştü. Kendilerine seslenilince uyanan ve dünyanın (karar kılınacak bir) yurt olmadığını anlayınca onu (ahiretle) değiştiren topluluk olun. Zira şüphesiz münezzeh olan Allah sizleri boş yere yaratmamış, başıboş da bırakmamıştır. İçinizden biriyle cennet veya cehennem arasında sadece kendisine inecek bir ölüm vardır. Bir anın bile eksilttiği ve ölüm saatinin yok ettiği bir son, müddet kısalığına (çok kısadır demeye) daha layıktır. Şüphesiz ki kaybolan ve yeni gelen gecegündüzce de (gerçek vatanı ahirete doğru) sürülüp götürülen birisine en kısa zamanda dönüş layıktır. Saadet veya şekavet ile (asıl vatanına) gelen kimse en iyi azığa muhtaçtır. O hâlde dünyada, dünyadan yarın sizleri kurtaracak-koruyacak şeyleri azık edinin. Öyleyse kul Rabbinden sakınmalı, kendi kendine nasihat etmeli, tövbeyi (ölümden) öne almalı ve şehvetine hâkim olmalıdır. Zira ölüm kuldan gizlidir. Ayrıca arzuları onu aldatır. Şeytan onunla birliktedir. Üstüne binip sürmek için günahları süsler, güzel gösterir. Onu tövbe için ümitlendirir ki tövbesini ertelesin.
Derken, ölümden gafil bir hâldeyken eceli gelir çatar.
NEH_0091 · S. 103 · 64. Hutbe
İmam Ali
Derken, ölümden gafil bir hâldeyken eceli gelir çatar. Ömrü ahirette aleyhinde bir hüccet ve delil olan gafile hasret (eyvahlar-yakınmalar) olsun ki yaşam günleri onu kötülüğe sürmüş, götürmüştür. Münezzeh olan Allah'tan dileriz ki bizleri ve sizleri hiçbir nimetin azdıramadığı, hiçbir amacın rabbine itaatten alıkoyamadığı ve (dolayısıyla da) ölümden sonra pişmanlık ve hüzne kapılmayan kimselerden eylesin.1 Hz. Ali bu hutbesinde Allah'ın sıfatlarını şöyle beyan etmektedir: Hamd Allah'a ki, hiçbir sıfatı diğer sıfatlarından öncelikli değildir.2 Dolayısıyla ahir (son) olmadan evveldir, batın (gizli) olmadan zahirdir. O'ndan başka hakiki vahdetle nitelendirilenler tanınmamıştır.3 O'ndan başka her aziz, zelildir. O'ndan başka her güçlü, zayıftır. O'ndan başka her malik (sahip), memluktur (sahip olunandır) O'ndan başka her âlim, öğrencidir. O'ndan başka her kudret sahibi bazen güçlüdür ve bazen de güçsüz. Allah'tan başka her duyucu düşük sesleri duymaz, yüksek sesler kulağını sağır eder, uzak sesleri işitmez. O'ndan başka her gören gizli renkleri ve çok küçük cisimleri göremez. O'ndan başka her zahir batındır ve her batın da zahir değildir.
Yarattığı varlıkları; saltanatını güçlendirmek için veya za- manın akıbetinden korktuğu için yaratmamıştır.
NEH_0092 · S. 103 · 64. Hutbe
İmam Ali
Yarattığı varlıkları; saltanatını güçlendirmek için veya za- manın akıbetinden korktuğu için yaratmamıştır. (Hakeza yarattığı varlıkları) Kendisiyle ayrılığa düşen bir ortağı (reddetmek) için yardım dilemek veya ortağının-çelişiğinin galebesi ve büyüklenmesini önlemek için de yaratmamıştır. Bütün hepsi, (O'nun) terbiye edilmiş yaratıkları, hakir kullarıdır. Bir şeye hulul etmemiştir ki "ondadır."denilsin. Hiçbir şeyden uzaklaşmamıştır ki onlardan ayrı olduğu söylensin. (Her şeyi ihata etmiştir.) Yaratıklarını yaratması, tedbir ve ıslahı O'nu yormamıştır. Yaratıkları yaratmak O'nu aciz kılmamıştır. Emrettiği-takdir ettiği hükümlerde hiçbir şüpheye kapılmamıştır. Hükmü muhkem, ilmi payidar ve emri sabit ber-karardır. Yaratıkları, cezası-azabı olduğu hâlde O'na ümit bağlar ve nimetleri-bağışı olduğu hâlde O'ndan kaçınır, sakınır.1 Hz. Ali Muaviye ile yaptığı savaşın en şiddetli bir gününde savaş metodu hakkında ashabına şöyle buyurdu: Ey Müslümanlar Allah'tan korku ve haşyeti şiar edinin, sükûn ve huzuru giyinin, dişlerinizi sıkın; çünkü bu kılıçları başlardan en iyi şekilde defeder, uzaklaştırır. Zırhınızı kâmil bir şekilde giyinin.
Kılıçlarınızı çekmedens önce kınlarındayken oynatın (ki gerektiğinde rahatça çekebilesiniz.) Gözlerinizin …
NEH_0093 · S. 103 · 64. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Kılıçlarınızı çekmedens önce kınlarındayken oynatın (ki gerektiğinde rahatça çekebilesiniz.) Gözlerinizin ucuyla şiddetle bakın. Sağa sola mızrak vurup saldırın. Adımlarınızı ileri atarak kılıçlarınızın keskin ucuyla vurun. Bilin ki, siz Allah'ın nazarı altındasınız ve Resulullah'ın (s.a.a) amcasının oğluyla birliktesiniz. Birbiri ardınca-sürekli saldırın ve kaçmaktan utanın. Zira kaçmak geridekiler (çocuklarınız) için bir utanç ve hesap günü için de bir ateştir. (Savaşta) Ruhunuzun bedenden ayrılmasından hoşlanın ve ölüme kolayca, sevinerek-gülerek yürüyün. Bu büyük siyaha (Muaviye'nin büyük ordusuna) saldırın ve şu kurulmuş çadıra doğru ilerleyin, ortasından vurun. Zira şeytan oranın bir köşesinde gizlidir. Sıçrayıp saldırmak için ellerini önde, dönüp kaçmak için de ayaklarını geride tutmuş bir hâldedir.1 O hâlde direnin; direnin ki sizler için hak direği açığa çıksın. "Siz üstünsünüz; Allah sizinle birliktedir, O amellerinizi asla eksiltmeyecektir."2/3 Resulullah'ın vefatı üzerine Ensar yatağında hasta yatan Sa'd b. Ubade'yi Sakife'ye getirerek kendisine halife olarak biat etmek istedi. Bunu duyan Ömer ve Ebu Bekir hemen Sakife'ye koşarak onunla tartışmaya başladılar.
Ensar, "Hilafete biz daha layığız, istemezseniz siz de kendinize bir başkasını halife tayin edin." dedi.
NEH_0094 · S. 103 · 64. Hutbe
İmam Ali Hz. Muhammed
Ensar, "Hilafete biz daha layığız, istemezseniz siz de kendinize bir başkasını halife tayin edin." dedi. Ömer, "Bir kına iki kılıç sığmaz. O zaman Araplar size itaat etmez."dedi. Bunun üzerine haset ateşiyle yanan Beşir b. Sa'd-i Hazreci kalkarak Kureyş'i övdü. Ardından Ömer ve Ebu Ubeyde ile birlikte Ebu Bekir'e biat etti. Bunun üzerine Sa'd b. Ubade'yi evine götürdüler. Hz. Ali oradakilere "Ensar buna ne dedi?" diye sordu. Kendisine "Ensar bir halife bizden, bir halife de sizden olsun teklifini yaptı."diye cevab verilince de Hz. Ali şöyle buyurdu: Niçin onlara (şöyle bir) delil ve hüccet ikame etmediniz ki; Resulullah (s.a.a) Ensar'dan iyilere iyilikte bulunmayı ve kötülükte bulunanları bağışlamayı vasiyet etti. Oradakiler "Bu vasiyet onların aleyhine nasıl bir delil ve hüccettir?"diye sorunca da Hz. Ali devamen şöyle buyurdu: Emirlik onların hakkı olsaydı onları (Ensar'ı Muhacirlere) tavsiye etmeye gerek kalmazdı. Daha sonra Hz. Ali "Kureyş (bu hususta) ne dedi?" diye sordu. Dediler ki:"Onlar da Resulullah'ın şeceresi-soyu olduklarını delil ve hüccet olarak ileri sürdüler." Bunun üzerine de Hz. Ali şöyle buyurdu: Onlar şecereyi-soyu delil gösterdiler, ama meyvesini yitirdiler.1/1

68. Hutbe

Hz. Ali Mısır hükümetini Sıffin Savaşı'ndan önce Muhammed b. Ebi Bekir'e verdi. Muaviye ise Amr b.
NEH_0095 · S. 108 · 68. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Hz. Ali Mısır hükümetini Sıffin Savaşı'ndan önce Muhammed b. Ebi Bekir'e verdi. Muaviye ise Amr b. As'ın biat etmesine karşılık kendisine Mısır hükümetini vereceğini söz vermişti. Bu yüzden Amr b. As, daha önce de çoğu Osman'ın intikamını almak isteyenlerden oluşan bin kişilik bir güçle Mısır'a doğru harekete geçti. Bunlar Osman'ı, Muhammed b. Ebi Bekir'in öldürdüğünü sanıyordu. Muhammed b. Ebi Bekir olaydan haberdar olunca hemen durumu Hz. Ali'ye bir mektupla bildirdi ve para-asker yardımında bulunmasını istedi. Hz. Ali para-asker yardımında bulunacağını bildirdiği hâlde Muhammed b. Ebi Bekr acele ederek hemen halkı Amr b. As'ın ordusuyla savaşa davet etti. Muhammed ikibin kişiyi Künane b. Bişr komutasında düşmanla savaşa gönderdi. Ama ne yazık ki Künane ve komutasındaki askerler Amr b. As ile yaptıkları çetin savaşta şehid edildi. Bunu duyan Muhammed b. Ebi Bekr'in komutasındaki askerler de kaçarak onu yalnız bıraktı. Bunun üzerine yalnız kalan Muhammed de bir harabeye gizlendi. Amr, Muaviye b. Hadic-i Kindi adındaki bir komutanını Muhammed'i bulmakla görevlendirdi. Sonunda Muaviye b. Hadic-i Kindi gizlendiği harabede susuzluktan ölmek üzere olan Muhammed'i buldu. Acımasızca başını bedeninden ayırdı ve bedenini ölmüş bir merkebin içine yerleştirerek yaktı. Hz. Ali bu olayı duyunca çok üzüldü ve şöyle buyurdu: Mısır hükümetini Haşim b. Utabe'ye vermek istiyorum. Eğer (önceden de) Mısır hükümetini Haşim'e bıraksaydım, asla savaş meydanını boş bırakmaz ve onlara fırsat vermezdi.

69. Hutbe

Ben Haşim'i övmekle Muhammed'i kınamak istemiyorum. O benim dostum ve üvey oğlum idi.1 Hz.
NEH_0096 · S. 109 · 69. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Ben Haşim'i övmekle Muhammed'i kınamak istemiyorum. O benim dostum ve üvey oğlum idi.1 Hz. Ali, Muaviye ve batıl Şam ordusuyla savaşmaktan çekinen ashabını kınayarak şöyle buyurmaktadır: Daha ne (zamana) kadar sırtları ağır yükler altında ezilmiş genç develerle veya bir yanı dikilse öbür yanı sökülen ve sürekli yırtılan eski elbiselerle idare edildiği gibi sizi idare edeceğim? Şam ordusundan bir bölük geldi mi sizden her biriniz evinin kapısını kapatır, (keler) kertenkele ve sırtlan gibi deliğine-yuvasına gizlenir. Andolsun Allah'a ki yardım ettiğiniz kimse zelil olmuştur, sizinle (düşmana) ok atan kimse, ucu kırık, temrensiz ok atmıştır. Allah'a andolsun ki sizler dinlenme alanlarında çok, ama bayraklar altında (savaş meydanlarında) oldukça azsınız. Ben sizleri islah edecek ve eğriliğiniz düzeltecek şeyi biliyorum (siz zorla boyun eğdirebilirim). Ama Allah'a andolsun ki, nefsimi fesada-bozgunluğa düşürmek pahasına sizi islah etmeyi (uygun) görmüyorum. Allah yüzünüzü karartsın, nasibinizi azaltsın. Batılı tanıdığınız bildiğiniz gibi hakkı tanımıyor, bilmiyorsunuz. Hakkı batıl saydığınız gibi, batılı iptal etmiyorsunuz.1 Hz. Ali, İbn Mülcem'in kılıcıyla yaralandığı günün sabahı, yani H.40 yılında Ramazan'ın 19. gününün sabahı şöyle buyurdu: Oturmuştum, uyku bastırdı, gözlerim kapandı. Aniden Resulullah'ı (s.a.a) gördüm. Dedim ki: "Ya Resulullah ümmetinden ne eğrilikler (isyanlar) ne düşmanlıklar gördüm!" Resulullah "Onlara beddua et" diye buyurdu. Dedim ki: "Allah onlardan daha hayırlısını versin bana ve benden daha kötüsünü musallat kılsın onlara."2 Şam ordusu tam bozguna uğramak üzereyken Amr b. As'ın Kur'- ân'ı mızrakların ucuna takma hilesiyle son anda kurtuldu. Hz. Ali ashabını defalarca bu hileye karşı uyardıysa da fayda etmedi. Bunun üzerine Hz. Ali hilekâr Şam ordusuyla savaşmaktan üşenen ashabını kınayarak Allah'a hamdüsenadan ve Peygamber-i Ekrem'e salât-u selâmdan sonra şöyle buyurdu:

72. Hutbe

Ey Irak halkı, siz uzun hamilelik dönemini geçirdikten sonra düşük yapmış, çocuğunu dünyaya ölü getirmiş, …
NEH_0097 · S. 111 · 72. Hutbe
İmam Ali
Ey Irak halkı, siz uzun hamilelik dönemini geçirdikten sonra düşük yapmış, çocuğunu dünyaya ölü getirmiş, (sonra) kocası vefat etmiş, böylece uzun müddet dul kalmış (kocası ve oğlu olmadığı için de) malına en uzak-yabancı kimse mirasçı olmuş kadına benziyorsunuz. Ama bilin ki, Allah'a yemin olsun ben size isteyerek gelmedim. (Cemel Savaşı'nda Hicaz ordusu yeterli olmadığı için) çaresiz kaldım da geldim size. (Daha sonra da Şam ordusuyla savaş meselesi ortaya çıkınca yine aranızda kalmaya mecbur oldum.) Duyduğuma göre diyormuşsunuz ki "Ali yalan söylüyor." Allah sizi öldürsün. Kimin üzerine yalan atıyorum? Allah'ın mı? Ben ki Allah'a ilk iman edenim! Yoksa Peygamber'in üzerine mi yalan atıyorum? Ben ki onu ilk tasdik edenim! Hayır, Allah'a andolsun ki bu (yalan zannettiğiniz), sizin yabancı olduğunuz ve ehli de olmadığınız bir dildir. Anneniz yasınıza otursun, eğer kapasiteniz varsa ben (ilim ve hikmeti) bedava ölçüp verdim size... "Gelecekte bu dediklerimin hakikatini mutlaka bileceksiniz."1/2 Hz. Ali (a.s) Allah'ın ve Peygamber'in sıfatlarını beyan edip Peygamber (s.a.a) için dua ettiği bu hutbesinde insanlara Peygamber'e salâvat getirmeyi öğretmektedir:
Ey yeryüzünü yayan, gökleri koruyan ve iyi ve kötü kalpleri fıtratı üzere yaratan Allah'ım!
NEH_0098 · S. 112 · 72. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Ey yeryüzünü yayan, gökleri koruyan ve iyi ve kötü kalpleri fıtratı üzere yaratan Allah'ım! En değerli rahmetini ve aşkın bereketini kulun ve elçin Muhammed'e özgü kıl ki, o kendinden önce gelip geçen peygamberlerin sonuncusu, kilitlenmiş şeyleri açan, Hakkı hakk ile aşikâr kılan, batıl ordularını bertaraf eden, sapıkların saldırısını bozguna uğratandır. (Allah'ım, o ki) ağır peygamberlik yükünü yüklendi. Emrinle kıyam etti, hoşnutluğunu elde etmek için geniş çapta çalıştı. Bu hususta ilerlemekten geri kalmadı. Azminde bir gevşeme olmadı. Vahyini kaydetti, ahdini korudu, emrini uyguladı. Ta ki ateşini yaktı, sapık karanlık yolda yürüyenler için hak yolu aydınlattı. Günah ve fitne bataklığına batmış gönüller onunla hidayete erdi. Apaçık nişaneleri ve dinî hükümleri (toplumda) ikame etti. Güvenilir eminin, gizli ilminin hazinesi, hesap gününün tanığı, hak üzere gönderdiğin ve insanlara elçin de O'dur. Allah'ım, (rahmet ve ihsan) gölgende ona geniş, ferah bir yere ver, fazlından kat kat hayırlar nasib et, Allah'ım onun binasını (önceki) bina yapanların binasından (onun dinini, önceki dinlerden) yüce kıl, nezdinde derecesini değerli kıl.
Nurunu tamamla, risaletini kabulüne karşılık olarak tanıklığını kabul et.
NEH_0099 · S. 112 · 72. Hutbe
İmam Ali İmam Hasan İmam Hüseyin
Nurunu tamamla, risaletini kabulüne karşılık olarak tanıklığını kabul et. Adalet mantığının sahibi ve hak-batılı ayıran peygamberin sözünü makbul, rızana uygun kıl. Allah'ım, yaşamı iyi, nimetleri ebedi, arzu ve dilekleri makbul, istekleri lezzetli, huzuru çok, dinlenme merkezi ve iyi mükâfatları olan yurtta, bizi onunla bir araya getir.1 Cemel Savaşı'nda Mervan b. Hakem esir düşünce Hz. Hasan ve Hüseyin şefaatçi olarak bırakılmasını istediler ve "Mervan sana biat etsin." dediler. Bunun üzerine Hz. Ali Basra'da onu serbest bırakarak şöyle buyurdu: Osman'ın öldürülmesinden sonra bana biat etmemiş miydi? Benim onun biatine ihtiyacım yok. O'nun eli, Yahudilerin eli gibidir. Eliyle biat etse de kıçıyla (hile ve düzeniyle) bana gaddarlık eder. Köpeğin burnunu yalaması kadar bir müddet hükümeti ele geçirecektir. O dört koçun babasıdır2 Ümmet ondan ve evlatlarının elinden kanlı günlere düçar olacaklardır.3 Halk Osman'a biat etmek isteyince Hz. Ali şöyle buyurdu:

75. Hutbe

Siz de biliyorsunuz ki ben hilafete diğerlerinden daha müstahakım.
NEH_0100 · S. 114 · 75. Hutbe
İmam Ali
Siz de biliyorsunuz ki ben hilafete diğerlerinden daha müstahakım. Allah'a andolsun ki ben Müslümanların işleri düzenli yürüdüğü müddetçe ve özellikle benden başkasına zulmedilmedikçe, (hilafeti diğerlerine) teslim edeceğim. (Hakkımdan vazgeçmemin sebebi ise) Allah'ın fazlından ümit ettiğim sevabı elde etmek ve rağbet gösterip süs ve ziynetleri hususunda birbirinizle çekiştiğiniz dünyadan yüz çevirmektir.1 Ümeyyeoğulları Osman'ın öldürülmesinden kendisini sorumlu tutunca Hz. Ali şöyle buyurdu: Ümeyyeoğulları'nın beni tanımaları onların beni ayıplamalarına engel olmalı değil miydi? Geçmişim o ceahilleri bana iftirada bulunmaktan alıkoymalı değil miydi? Allah'ın onlara öğüt verişi, benim dilimle söylediğim sözlerden çok daha üstündür. Ben ok gibi dinden fırlayıp çıkanlara delil getirmekteyim, dinde şek eden vefasızlara düşmanlık etmekteyim. Sonunda gizli kalan şüpheli işler Allah'ın kitabına sunulur ve Allah'ın kulları gönüllerinde saklı tuttuğu şeyler yüzünden ceza görür (ki sizler gerçekte Osman için değil, içinizdeki gizlediğiniz hilafet aşkı için fitne çıkarıyorsunuz).2 İnsanları iyi işlere teşvik etmektedir:

77. Hutbe

Hükmü duyduğunda tâbi olan, olgunluğa çağırıldığında gelen, bir yol göstericiye uyarak eteğine yapışana Allah …
NEH_0101 · S. 115 · 77. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Hükmü duyduğunda tâbi olan, olgunluğa çağırıldığında gelen, bir yol göstericiye uyarak eteğine yapışana Allah rahmet etsin. Rabbinin emrini gözeten, ona karşı suç işlemekten korkan, rabbine ihlâsını sunan, salih amel işleyen, azığını hazırlayan, sakınılması gereken şeyden uzak duran, hedefe doğru ok atan, karşılığını (ahiret derecelerini) elde eden, hevasına karşı direnen, gönlünün yersiz isteklerini yalanlayan, kurtuluşu için sabrını binek yapan, takvayı ölümü için hazırlayan, nurlu yolda yürüyen, açık ve geniş hak yoluna sarılan, fırsatı ganimet bilerek sürekli ecele hazırlanma telaşını yaşayan ve amelini kendisine azık edinen kişiye Allah rahmet etsin.1 H. 33 yılında Osman zamanında Said b. As İmam'ın kesin hakkına ekonomik zorluklar bahanesiyle el koyunca Hz. Ali şöyle buyurdu: Ümeyyeoğulları devenin sütünün azar azar sağılması gibi Muhammed'in mirasını da bana azar azar vermekte. Allah'a andolsun, eğer kalırsam, kasabın düşüp toza toprağa bulanan ciğeri, bağırsağı arıttığı gibi, ben de onları yere vurup arıtacağım.2/1

78. Hutbe

Hz. Ali'nin insanlara örnek olacak duası: Allah'ım, benden daha iyi bildiğin şeyler için beni bağışla.
NEH_0102 · S. 116 · 78. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali'nin insanlara örnek olacak duası: Allah'ım, benden daha iyi bildiğin şeyler için beni bağışla. Ben yine ona dönersem, sen de bana mağfiretle yönel. Allah'ım söz verip vefa görmediğin ahitlerim için beni bağışla. Sa-na yaklaşmak için dilimle söylediğim hâlde, sonradan kalbimin muhalefet ettiği için de beni bağışla. Allah'ım gözlerimin işaretlerini, faydasız sözlerimi, kalbimin yersiz isteklerini ve dilimin sürçmelerini bağışlamanı diliyorum.2 Haricîler'in üzerine yürümeye karar verince bu kararını arkadaşlarından birisine söylemiş, o arkadaşı şöyle demişti: "Ey Müminlerin Emiri eğer şu zamanda onların üzerine yürürsen yıldız ilmine göre amacına erişemeyeceğinden korkuyorum." Bunun üzerine Hz. Ali buyurdu ki: Sen insanı hareket ettiğinde kötülüklerden korunacakları bir zamana sevk ettiğini mi sanıyorsun? Yoksa hareket ettiği takdirde kendisini zararın kuşatacağı bir zamandan mı korkutuyorsun? Kim seni bu hâlinle tasdik ederse kuşkusuz ki o kimse Kur'ân'ı yalanlamıştır; kötülükleri defetmede ve iyilik- lere ulaşmada Allah'tan yardım istemekten kendini müstağni görmüştür. Bu sözüne göre emrine itaat eden bir kimsenin Rabbini değil, seni övmesini istiyorsun.
Çünkü sen zannına göre insanları kendilerine faydanın ulaştığı ve zarardan emin oldukları bir zamana …
NEH_0103 · S. 116 · 78. Hutbe
İmam Ali
Çünkü sen zannına göre insanları kendilerine faydanın ulaştığı ve zarardan emin oldukları bir zamana çağırıyorsun! (Ali (a.s) sonra insanlara yöneldi ve şöyle dedi:) Ey insanlar yıldız ilminden sakının. Karada ve denizde yol bulmak için öğrenirseniz o başka. Çünkü yıldız ilmi sizi kâhinliğe sürükler. Müneccim de kâhin gibidir. Kâhin de sihirbaz gibidir, sihirbaz da kâfir gibidir; kâfir ise ateştedir. (Bırakın bunları da) Allah'ın ismiyle yürüyünüz.1 Cemel Savaşı'ndan sonra bazı kadınları kınayarak şöyle buyurmuştur: Ey insanlar! Kadınlar iman, pay ve akıl bakımından noksandırlar.2 İman bakımından noksanlıkları, hayızlı günlerde, namazlardan ve oruçtan uzak olmalarıdır. Akıllarının noksanlığı iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği yerine geçmesidir. Payların noksanlığı ise mirastaki paylarının erkeklerin yarısı olmasıdır. Kadınların kötülerinden sakının, hayırlılardan çekinin; onlara iyiliklerde itaat etmeyin ki, kötülüklerde itaat beklentisi içinde olmasınlar.1 Hz. Ali, züht hakkında şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! Zahitlik; emelleri kısaltmak, nimetlere şükretmek, haramlardan uzak olmakla olur. Eğer bunu elde edemezseniz, en azından haramlar sabrınızı yenmesin.
Nimetlere eriştiğinizde şükretmeyi unutmayınız.
NEH_0104 · S. 116 · 78. Hutbe
İmam Ali
Nimetlere eriştiğinizde şükretmeyi unutmayınız. Allah açık delilleri ve aşikâr kitapları sayesinde sizlere bir özür kapısı açık bırakmamıştır.2 Hz. Ali dünyayı kınayarak şöyle buyurmuştur: Nasıl betimleyeyim bu diyarı ki başlangıcı meşakkat var, sonu ise yok olup gitmek... Helalinin hesabı sorulur, hara- mından dolayı azap vardır. Orada zengin kimse sınanmış; yoksulluğa düşen hüzünlere dalmıştır. Kim dünyayı elde etmeye çalışırsa, o, ondan uzaklaşıp kaybolur; kim de oturur istemezse ona gelip çatar. Dünya ibretle bakanı basiret sahibi yapar, hasretle bakanı ise kör eder.1 ret sahibi yapar" sözünü düşünen insan onda derinliğine inilmeyecek birçok ilginç ve zarif nükteler derk eder. Özellikle de "hasretle bakanı ise kör eder." cümlesi ile yan yana mülahaza edildiğinde ikisinin farkı çok ilginç bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Hz. Ali'nin "Garra" diye bilinen ilginç hutbesidir: Bütün övgüler, her şeyden kudretiyle üstün, ihsanıyla yakın olan, her ganimeti ve fazlı veren ve her türlü güçlüğü belayı def eden Allah'a mahsustur. Boyuna akıp coşan lütuflarına, çok ve Kâmil nimetlerine hamd ederim. İlk olan, yaratan, kula yakın olan ve doğru yola sevk edene inanıp hidayetini isterim.
O her şeye gücü yeten ve Kahhar olandan, yardım dilerim. O yeterli ve yardımcı olana tevekkül ederim.
NEH_0105 · S. 116 · 78. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
O her şeye gücü yeten ve Kahhar olandan, yardım dilerim. O yeterli ve yardımcı olana tevekkül ederim. Muhammed'in onun kulu; buyruğunu yerine getirmek, hücceti tamamlamak, kullarının sakınmalarını sağlamak için gön- derdiği elçisi olduğuna şahadet ederim. Ey Allah'ın kulları! Size örnekler getiren, ecellerinize vakit tayin eden, bezendiğiniz giysileri giydiren, geçiminizi düzeltip yükselten, yaptıklarınızı kuşatan, (amellerinize karşılık) sizlere mükâfat hazırlayan Allah'tan sakının ki sizi olgun nimetlerle, geniş ihsanlarla donatmış, apaçık delillerle korkutmuş, sizi tek tek saymış (sayınızı biliyor), belli bir süre takdir ettiği hayatınızı ibret ve imtihan diyarında karar kılmıştır. Orada imtihan edilecek ve ondan hesaba çekileceksiniz... Dünya; kaynağı bulanık, çeşmesi çamurlu ve kaygan, görünüşü hoş ve aldatıcı, sınaması helak edici, çabuk geçip kaybolan bir aldatıcı, batıp giden bir aydınlık, geçiveren bir gölge, yıkılıveren bir dayanaktır. Kendisinden nefret eden ona alışınca, kendisinden ürken güvene erince de çifte atar, tuzaklarına düşürür, (helak edici) oklarına hedef kılar ve sonunda da insanı ölüm ipiyle sımsıkı bağlar.
Onu daracık bir yere (kabrine), dönülüp varılacak korku yerine iletir ve orada yerini (cennet veya cehennemi) …
NEH_0106 · S. 116 · 78. Hutbe
İmam Ali
Onu daracık bir yere (kabrine), dönülüp varılacak korku yerine iletir ve orada yerini (cennet veya cehennemi) ve amellerinin karşılığını görür. Böylece gelen, gideni takip eder. Ne ölüm helak etmekten, ne de yaşayanlar suç işlemekten usanır. Sonrakiler öncekilerin amellerini tekrar işleyerek o şekilde sona ve yokluğa doğru geçip giderler. Sonunda işler biter, zaman tükenir, dirilme zamanı yaklaşır. İnsanları kabirlerinden, kuşları yuvalarından, canavarları inlerinden ve ölüm yerlerinden çıkarır. Herkes, O'nun emrine uyup koşuşarak mahşer yerine yönelir. Suskun bir hâlde toplanır, saf kurarak ayakta dururlar. Allah onları görür, çağıran onlara duyurur. Onlar, düşkünlük, huzu ve teslimiyet elbisesini giyinmişlerdir. Çareler tükenmiş, ümitler kesilmiş, yürekler korkudan sinmiş, ürkmekten sesler düşmüş, ter ağızlarına gem vurmuş, korku büyüdükçe büyümüştür. İyilik ve kötülüğün arasını ayıran; herkese yaptığının karşılığının verileceğini, azabın şiddetini, elde edilecek sevabın ümidini bildiren sesten kulaklar bile ürküp tir tir titrer. Bu kullar kudretle yaratılmış, iradesiz terbiye edilmiş, ölümün gelmesiyle ruhları alınmış, kabirlere konulmuş, çürümeye yüz tutmuş, sonra tek tek dirilmişlerdir. Yaptıklarını karşılıkları elde etmek için dikkatlice hesaba çekilirler. Onlara (dünyadayken) dalaletten kurtulmak için fırsat verilmiş, açık yola hidayet edilmişlerdir. Onlara rızayet elde etmek isteyen kimseye verilen fırsat gibi bir fırsat verilmiş, gözlerinden şüphe perdeleri kaldırılmış, yarış meydanlarında (hayırlara doğru) salıverilmiş; en iyi mertebelere ulaşmak ve hayatlarında saadet nurunu elde etmek için kendilerine bu müddette bir düşünme fırsatı verilmiştir. Ne kadar ilginç olurdu, bu dosdoğru misaller ve şifa verici öğütler tertemiz gönüllere, işitip anlayan kulaklara, sabit görüşlere ve uzak görüşlü kalplere ulaşabilseydi!
O hâlde Allah'tan o kimse gibi korkun ki, duydu ve boyun eğdi, günah işledi ve itiraf etti, korktu ve amel …
NEH_0107 · S. 116 · 78. Hutbe
İmam Cafer Sadık İmam Ali
O hâlde Allah'tan o kimse gibi korkun ki, duydu ve boyun eğdi, günah işledi ve itiraf etti, korktu ve amel etti, sakındı ve itaate koştu, yakin etti ve iyiliğe yöneldi, ibret verildi ve ibret aldı, korkutuldu ve korktu, günahtan men edildi ve men oldu, Hakk'ın davetine icabet etti ve Hakk'a gönül verdi, (günahtan) döndü ve tövbe etti, yol göstericilerine uydu ve onların yolundan yürüdü, kendine hakikat gösterildi ve gördü, aceleyle (hakkı) talep etti, kötülüklerden kaçarak kurtuluşa erdi, (ahiret) azığını elde etti, batınını temizledi, ahiretini bayındır kıldı; hareket günü, varacağı yer, ihtiyaç zamanı, hacet durumu ve yokluk diyarı için azık hazırladı, ebedi diyarı için de önceden azık gönderdi. Ey Allah'ın kulları! Yaratılış hedefiniz yolunda takva edinin, sizi kendinden sakındırdığı hususlarda son derece sakının, kıyamette sizler için hazırladığı şeyler cihetinde Hakk'ın sadık vadinin tahakkuku ve ahiret gününün dehşetinden korunmak için istihkak ve liyakat edinmeye çalışın. ...Size kulaklar verdi ki işe yarar şeyleri belleyesiniz, gözler verdi ki karanlıkları göresiniz, her uzvu çeşitli organlarla donattı, şekil telifi ve devamları hususunda onları uygun yerlerde karar kıldı, bedenlerini faydalı araçlarla teçhiz etti, kalpleri kendi rızkını arar, insanlar büyük nimetler, ihsan gerekleri ve afet engelleri ile sağlıklı bir hayat içindeler. Sizlere müddetini gizlediği ömürler tayin ve takdir etmiştir. Sizden önce gelip geçenlerin yaşayıp ömür sürdükleri alanlarda, ölüm kemendi boğazlarına atılıp yok edilmeden önce mühlet bulup yaşadıkları mekânlarda sizler için ibretler bırakmıştır. Ölüm onları muratlarına erişmeden sürüp götürdü. Ecelleri dağıtıp perişan etti. Onlar bedenleri sağ salimken, gençlik fırsatı elerindeyken ibret almamışlardı.
Acaba gençliklerinin en güzel çağlarını yaşayanlar ihtiyarlığının düşkünlüğünü;
NEH_0108 · S. 116 · 78. Hutbe
İmam Ali
Acaba gençliklerinin en güzel çağlarını yaşayanlar ihtiyarlığının düşkünlüğünü; afiyet içinde yaşayanlar hastalık zamanını; ömür sürenler yok olma çağını mı beklerler? Kişinin dünyadan göçüp gitmesi, el ayak titremesi, tatlı tükürüğün boğazdan acı geçmesi, yardım etsinler diye evlatlara, akrabaya, dostlara ve eşlere yakınma zamanı da yakındır. Ama ne soy-sop ve akraba bu sonucu giderebilir; ne de ağlaşıp sızlaşanlar fayda verebilir. O anda kişi, ölenlerin mahallesinde yer alan daracık mezarda tek başına kalmıştır. Derisini zehirli hayvanlar didik didik etmekte, o narin bedenini paramparça kılmaktadırlar. Kasırga tozunu savurmada, olaylar adını şanını silmededir. Taze bedenler çürüyüp dökülmüş; kuvvetli kemikler eriyip gitmiştir. Ruhlar ağır günah yükleri altına girmiş, gaybın haberlerine yakinen inanmışlardır. Artık onların salih amellerinin artması istenmez, kötü hatalarından dolayı tövbe etmeleri beklenmez. Siz de o kavmin oğulları, babaları kardeşleri, akrabaları, değil misiniz? Siz de onların metodunu edinecek, onların bineğine binecek ve onların gittiği yola ayak basacaksınız.
Ama gönüller o paydan ve olgunluktan nasipsiz gaflete dalarak kaskatı kesilmiş, asıl yolundan sapmış, başka …
NEH_0109 · S. 116 · 78. Hutbe
İmam Ali
Ama gönüller o paydan ve olgunluktan nasipsiz gaflete dalarak kaskatı kesilmiş, asıl yolundan sapmış, başka bir yolda yürüyor. Sanki hakkın maksadı kendilerinden başkasıdır ve doğru yolu bulmak dünyaları elde etmekten ibarettir. Bilin ki, ceza yurduna giderken geçidiniz, ayakları kaydıran, sürçüp düşmekten korkulan tehlikelerle dolu olan sırattır. Ey Allah'ın kulları! Allah'tan gönlünü O'na veren, düşüncesiyle bedenini korku saran, gece namazlarıyla uykusuz kalan, geceyi ümitle, gündüzleri de susuzlukla geçiren akıllı kişinin korktuğu gibi korkun. Zühd ile şehvetlerini öldürmüş, Allah'ın zikri dilini hareket ettirmiş, Allah korkusunu güvende olmak için önceden göndermiş, hak dışında tüm yollardan yüz çevirmiş ve insanı hakka ulaştıran en iyi yolu kat etmiştir. Aldatıcı şeyler onu aldatmamış, şüpheli şeyler gözlerini kör etmemiştir. Oysa o, müjde ferahlığının sevincini tatmış, en tatlı uykusuna esenlik nimetleriyle yatmış ve sorgu gününden eminliğe ermiştir. Çabuk geçilen geçitten (dünyadan) övülmüş bir şekilde geçip gitmiş, ileride varılacak yerin azığını önceden iyi hazırlamıştır.
Ürküp işe koyulmuş, mühleti fırsat bilip çabuk davranmıştır.
NEH_0110 · S. 116 · 78. Hutbe
İmam Ali
Ürküp işe koyulmuş, mühleti fırsat bilip çabuk davranmıştır. (Allah'ın rızayetini) talep etmeye rağbet göstermiş, korkulacak olanlardan korkmuş, bugünden yarınını gözetmiş, önündeki âleme bakmış ve görmüştür. Artık mükâfat olarak Cennet, azab olarak da Cehennem yeter. Muhakeme edici ve yardım edici olarak Allah kâfidir. Hakemlik ve hüccet olarak da Kur'ân yeter. Sizi özür getirmenize fırsat vermeyecek şekilde uyaran ve apaçık yolu göstererek sizlere hücceti tamamlayan Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. O; gönüllere gizlice giren, kulaklara işitilmeden, nefes almadan fısıldayan düşmandan çekinmenizi emretti. O düşman ki, kendisine uyanları saptırdı, helak etti, vadetti ve isteklere kaptırdı. Kötü suçları süslü; büyük günahları da kolay gösterdi. Yavaş yavaş dostlarını aldattı, rehin aldıklarına (saadet kapısını) kapattı. Sonra da süslediğini inkâr etti. Kolay gösterdiğini büyüttü. Güven verdiklerinden sakındırmaya çalıştı. O insan; rahimlerin karanlıklarında gizlice tasarlanıp kararlaştırılan dökülmüş erlik suyu ve yaratılışı noksan bir kan parçası, bir pıhtı değil miydi? Sonra rahimde bir yavru oldu. Çıkıp süt emen bir çocukken, ergenlik çağına geldi.
Sonra da kendisine duyduğunu belleten bir gönül, konuşan bir dil, bakıp gören bir göz verildi ki duyup …
NEH_0111 · S. 116 · 78. Hutbe
İmam Ali
Sonra da kendisine duyduğunu belleten bir gönül, konuşan bir dil, bakıp gören bir göz verildi ki duyup gördüğünü anlasın, ib- ret alsın ve kötülüklerden kaçınsın. Ama o büyüyüp geliştiğinde tekebbüre kapıldı, yüz çevirdi, heva ve hevesine uydu, lezzetlere dalsın diye dünyası için çalışıp çabaladı, meşakkate düştü. Belaya düşeceğini ummaz, korkması gerekenden korkmaz oldu. O, fitne içinde aldanmış olarak ölür; hayatı yanılgılar içinde, yarını için bir şeye kazanmadan, farzları yerine getirmeden geçip gider. (İsyan çağının son anında pervasızca zevke dalmışken,) ölümün meşakkatleri gelip çatınca gündüzleri şaşkınlık içinde, geceleri ise uykusuzluk içinde geçirir. Elemlerin pençesinden ağrılar, sızılar, hastalıklar çeker. Sevgili kardeşi, müşfik babası; sabırsızca inleyen ve göğsünü dövenleri arasında düşüp kalmış, kendinden geçmiştir. O can çekişir, dert ve acılar içinde kıvranır, acı acı inler ve keder dolu bir bekleyiş içine girer. Ölünce ümitsizce kefenine sarılır Her şeye boyun eğdiği bir hâlde kaldırıp tabutuna koyarlar. Yorulmuş, bitap düşmüş, hastalıktan erimiş, işi bitirmiştir.
Torunlar, evlatlar, kardeşler onu yüklenerek gariplik yurduna;
NEH_0112 · S. 116 · 78. Hutbe
İmam Ali
Torunlar, evlatlar, kardeşler onu yüklenerek gariplik yurduna; bir daha ziyaretçisi gelmeyecek mekânına götürürler. Onu uğurlayanlar, ayrılık acısına düşenler geri dönünce, şaşırıp kalacağı soruyu cevaplaması, derde dert katan imtihana hazırlanması için çukurunda oturtulur. İşte belaların en büyüğü de "Kaynar suyla ziyafet veriliş ve Cehenneme atılış..." zamanıdır. Alev alev yanan cehennem ateşinin ürpertici sesler çıkardığı, çekip alan azabın saldırdığı zamandır bu… Ne azap bir an durur ki kişi biraz rahat etsin; ne mola var ki eziyet biraz gitsin. Ne ona engel olacak bir güç, ne onu giderip kurtaracak ölüm, ne de onu unutturacak uyku vardır. Kişi çeşit çeşit ölümler, an be an yenilenen azablar içinde yaşar. Cehennem azabından Allah'a sığınırız. Ey Allah'ın kulları! Nimetler içerisinde ömür sürenler nerede? İlim öğrenip anlayanlar nerede? Onlara mühlet verildi de gaflete daldılar. Sağlık ve esenlik içinde yaşarlarken unuttular. Uzun mühlet elde ettiler. Lütuflara nail oldular, çetin azaplarla korkutuldular, sevaplarla müjdelendiler. Sakının insanı helak çukuruna düşüren günahlardan, gazaba uğratan ayıplardan... Ey gören gözleri, duyan kulakları olanlar!
Ey afiyet ve dünya malı olanlar! Kaçıp sığınılacak, kurtuluşa erişilecek, güvene kavuşulacak, kaçıp …
NEH_0113 · S. 116 · 78. Hutbe
İmam Ali
Ey afiyet ve dünya malı olanlar! Kaçıp sığınılacak, kurtuluşa erişilecek, güvene kavuşulacak, kaçıp gizlenilecek bir yer var mı? Elbette yok! "Nasıl da döndürülüyorsunuz?" Nereye götürülüyorsunuz, neye aldanıyorsunuz? Oysa bu kadar uzunluğuna ve genişliğine rağmen, her birinizin yeryüzündeki payı, düşüp yanağınızı koyduğunuz yer değil mi? Ey Allah'ın kulları! Henüz ölümcül ip boynunuza atılmamışken, canlarınız kemallere erişmek için özgürken, bedenleriniz rahatken, dertlerinize çare bulabilirken, fırsat elinizdeyken, karar almaya, tövbe etmeye hâlâ zamanınız varken; dehşet darlığına, korkuya ve yokluğa düşmeden, görünmeyen fakat beklenen (ölüm) gelmeden, aziz ve muktedir olan sizi ansızın almadan gayret edin, çalışıp çabalayın.1 yi irad ederken dinleyenlerin bedenleri korkudan titremiş, gözyaşları akmış, kalpleri ürpermiştir. Bu yüzden de bir grup bu hutbeyi "Garra" olarak adlandırmıştır. Amr b. As'ı kınayarak şöyle buyurmuştur: Nabiğa'nın oğluna şaşarım; beni mizah ehli, şakacı ve halkı eğlendiren bir kişi olarak tanıtmış Şam halkına. Ama gerçekten batıl bir söz söyleyip günaha dalmıştır. Bilin ki, sözlerin en kötüsü yalandır. O, konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner. Kendisinden bir şey istendiğinde cimrilik edip vermez. Ama kendisi ister, bu isteğinde ısrar eder. Ahde hıyanet edip, akrabalığı gözetmez. Savaş olduğunda işe kılıçlar bulaşmadan halkı kışkırtır. Kılıçlar çekilince de en büyük hilesi dönüp kıçını göstermesidir. Allah'a andolsun ölümü anmak, beni oyundan eğlenceden alıkoyar; ahireti unutmaksa onu hak söz söylemekten men eder. O, ancak az bir ücret vermesini şart koşarak Muaviye'ye biat ederek, bu az ücret karşılığında da dinini terk etti.1

85. Hutbe

Allah'ın celal sıfatlarını beyan etmektedir:
NEH_0114 · S. 128 · 85. Hutbe
İmam Ali
Allah'ın celal sıfatlarını beyan etmektedir: Allah'tan başka ilâh olmadığına, onun tek bir ilâh olduğuna, ortağı olmadığına, öncesi olmayan ilk olduğuna, sonrası olmayan ahir olduğuna şahadet ederim. Vehimler sıfatını bilemez; gönüller onu nitelikleriyle anlayamaz. Cüzlere bölünüp parçalanamaz, akıllar ve kalpler onu kuşatıp kavrayamaz. ...Ey Allah'ın kulları! Fayda veren nimetlerden öğüt, apaçık delillerden ibret alın. Açıkça anlatılarak korkutulduğunuz şeylerden sakının. Uyarma ve öğütlerden faydalanın, sanki ölüm pençesini size atmış; dilek, istek bağlarınız kesilmiştir. Beklenmedik işlerin zorlukları sizi kuşatmış, sonunda varacağınız yere sevk etmiştir. "Her nefsin bir sürücüsü, bir de şahidi vardır."1 Sürücü onu mahşer yerine sürer; şahitlerse onun yaptıklarına şahitlik eder. Orada birbirinden üstün dereceler, birbirinden ayrı, durulacak menziller vardır. Ne nimetleri biter tükenir, ne de halkı başka yere göçer. Orada ebedi kalınır, orda ebedi kalan yaşlanmaz, orayı yurt edinen zorluğa düşmez.2

86. Hutbe

Allah'ın sıfatları ile halka takva ve meşveret hakkında verdiği öğütler:
NEH_0115 · S. 129 · 86. Hutbe
İmam Ali
Allah'ın sıfatları ile halka takva ve meşveret hakkında verdiği öğütler: O'nun sırları bildiğine, içten geçenleri haber aldığına, her şeyi kuşattığına, her şeye galebe çaldığına, her şeye kadir olduğuna şüphe yoktur. İnsanın sayılı günlerinde eceli galip çatmadan, başına bir iş gelmeden, boğazı sıkılıp nefesi daralmadan, fırsat geçmeden önce, varacağı yeri dayayıp döşemesi, oturacağı yere azık hazırlaması, çalışıp çabalaması gerekir. Ey insanlar! Allah için olsun, korumasını emrettiği kitabını ve size emanet ettiği hakları korumaya çalışın. Çünkü şanı yüce olan Allah sizi boş yere yaratmadığı gibi, başıboş bırakıp bilgisizliğe ve körlüğe de atmadı. İşlerinizi açıklayıp belirledikten sonra isimlendirdi, yaptıklarınızı bildi ve ecelinizi yazdı. "Size her şeyi açıklayan kitabı indirdi."1 ve nebisini bir zaman içinizde yaşattı. Sonunda kitabında bildirdiği, razı olduğu dinini onun ve sizin için tamamladı. Amellerden sevdiklerini ve sevmediklerini, yasakladıklarını ve emrettiklerini onun diliyle bildirdi. Sizler için özür yollarını kapadı, sizlere hücceti tamamladı, tehdidini bildirdi ve önünüzdeki şiddetli azapla korkuttu sizi. O hâlde geri kalan günlerinizi idrak edin! Nefislerinizi sabretmeye alıştırın, direnin. Çünkü gaflet içinde geçirdiğiniz ve öğüt almadığınız günlere göre geri kalan günler çok azdır.

87. Hutbe

Nefislerinize, sizi zalimlerin yoluna götüren ruhsatlar vermeyin ve nefislerinize karşı sizleri isyana …
NEH_0116 · S. 130 · 87. Hutbe
Ehl-i Beyt İmam Ali
Nefislerinize, sizi zalimlerin yoluna götüren ruhsatlar vermeyin ve nefislerinize karşı sizleri isyana daldıracak şekilde yumuşak/gevşek davranmayın. Ey Allah'ın kulları, insanlardan kendi hayrını en çok isteyeni, Rabbine en çok itaat edip boyun eğenidir. Kendisini en fazla aldatanı da Rabbine en çok isyan edendir. Gerçek kandırılmış kimse, kendisini kandırandır. Özenilip gıpta edilen insan, dinini selâmette tutandır. Mutlu kişi, başkasından ibret alandır. Kötü kişi ise, hevasına kapılıp kendisini aldatandır. Bilin ki, riyanın azı bile şirktir. Heva heves ehliyle düşüp kalkmak, imanı unutturur ve şeytanı celbeder. Yalan imanın zıddıdır, yalandan sakının. Doğru kişi, kurtuluş ve ikram yerindedir. Yalancı ise, aşağılanma ve helak yerindedir. Birbirinize haset etmeyin. Çünkü hased, imanı; ateş odunu nasıl yer bitirirse öyle yer bitirir. Birbirinize buğzetmeyin; çünkü buğz, helak edicidir. Bilin ki emel, aklı yanıltır, zikri unutturur. Emeli yalanlayın; çünkü o aldatıştır, emel sahibi de aldanmıştır.1 İyi ve kötü insanların sıfatlarını ve Ehlibeyt'in makamını beyan etmektedir:
Ey Allah'ın kulları! Allah'ın kullarından en sevdiği, nefsine karşı Allah'ın kendisine yardım ettiği kişidir.
NEH_0117 · S. 131 · 87. Hutbe
İmam Ali
Ey Allah'ın kulları! Allah'ın kullarından en sevdiği, nefsine karşı Allah'ın kendisine yardım ettiği kişidir. O kimse hüznü giyinip kuşanmış, korkuya bürünmüştür. Derken, hidayet ışığı gönlünü aydınlatmış, orada kalacağı gün için azığını hazırlamış, uzağı kendine yakınlaştırmış, zorluğu kolaylaştırmıştır. Bakıp görmüş, zikredip, zikrini çoğaltmıştır. O, tatlı suyu kana kana içmiş, suyun kaynağına varması kolaylaşmış, bir kez daha içip kanmış, tertemiz doğru yola ulaşmıştır. Şehvet elbiselerinden soyunmuş, bütün üzüntü ve kederlerinden kurtulmuş da, tek bir üzüntüyle baş-başa kalmıştır. Körlük sıfatından çıkmış, heva ve heves ehlinden ayrılmış; hidayet kapılarının anahtarı olup, kötülük kapısına kilit vurmuştur. Doğru yolu görmüş ve onu izlemiştir. İşaretleri bilmiş, darboğazları geçmiştir. Yapışılması gereken kulpların en sağlamına yapışmış, tutunulacak iplerin en kuvvetlisine sarılmıştır. Artık o gün ışığı gibi parlak yakini inanca ermiştir. Kendini şanı yüce olan Allah için işlerin en yücesine öyle bir adamıştır ki, onun tüm emirlerini yerine getirmekte ve her şeyi aslına doğru döndürmektedir.
O, karanlıkların ışığı, şüphelerin gidericisi, belirsizliklerin anahtarı, güçlükleri gideren, uçsuz bucaksız …
NEH_0118 · S. 131 · 87. Hutbe
İmam Ali
O, karanlıkların ışığı, şüphelerin gidericisi, belirsizliklerin anahtarı, güçlükleri gideren, uçsuz bucaksız çöllerde yol gösterendir. Söyler, anlatır; susar, kurtulur. İhlâsla Allah'a yönelir, Allah da ona ihlâs verir. O, Allah'ın dininin madenlerinden, arzının direklerindendir. Adaleti kendisine farz kılmıştır. Adaletinin ilk uygulaması, kendisini heva ve heveslerinden uzaklaştırmasıdır. Hakkı tanır ve onunla amel eder. Hayırda yönelmeyeceği bir son yoktur. Faydalı sanıp da kast etmeyeceği şey yoktur. Dizginlerini kitabın (Kur'ân'ın) emrine vermiştir. Kur'ân onun öncüsü ve önde- ridir. O, yükünü nereye indirirse o da oraya iner, konduğu yere konar. (Her şeyiyle Kur'ân'a uyar.) Bir başkası da var, ilim sahibi olmadığı hâlde kendini âlim diye tanıtır. Cahillerden ve sapıklardan birkaç sapıklığı ve cehaleti almış, insanlara aldatış ağlarını germiş, sahte sözler söylemektedir. Kitabı dilediği gibi anlatmakta, hakkı hevasına uydurmaktadır. İnsanlara büyük günahlar için güvence verir. Büyük suçları onlara küçük gösterir. Şüpheli şeylerde "duraklarım" der de şüphelerin içine düşer; "bidatlerden sakınırım." der, fakat onların içine yuvarlanır. Suratı insan, kalbi ise hayvan kalbidir.
Hidayet kapısını bilmez ki yönelsin, körlük kapısını bilmez ki ondan yüz çevirsin. Dirilerin ölüsü odur.
NEH_0119 · S. 131 · 87. Hutbe
Ehl-i Beyt İmam Ali
Hidayet kapısını bilmez ki yönelsin, körlük kapısını bilmez ki ondan yüz çevirsin. Dirilerin ölüsü odur. "Nereye gidiyorsunuz?"1 Nasıl da döndürülüyorsunuz? Oysa alametler ayakta, ayetler açık, hidayet meşaleleri dikilmiştir. Nereye baka-bırakıldınız? Nasıl da apışıp şaşkınlaştınız? Oysa Nebinizin Ehlibeyt'i aranızdadır. Onlar hakkın öncüleri, dinin alameti, doğruluğun dilidirler. Onları Kur'ân'ın en güzel menzillerine (kalplerinize) indirin. Susuz kimsenin suya koşuşu gibi onlara koşun. Ey insanlar! Son Peygamberin söylediği şu sözü alın: "Bizden olup da ölen gerçekte ölmemiştir ve bizden olup da eskiyen gerçekte eskimemiştir." Bilmediğiniz şeyi söylemeyin. Hakkın çoğu, inkâr ettiğiniz şeylerdir. Aleyhinde bir delilinizin olmadığı kimseden özür dileyin; o kimse de benim. Ben aranızda "değerli emanetin büyüğü" (Kur'ân) ile amel etmedim mi? "Değerli emanetin küçüğü"nü (Ehlibeyt'imi) size bırakmadım mı? Sizin içinize iman bayrağını yerleştirdim. Size helalin ve haramın hududunu bildirdim. Size karşı adil davranarak afiyet elbisesini giydirdim. Fiilimle, kavlimle, size iyiliği sergiledim. Size kendimde üstün ahlâkı göstermedim mi?
Derinliğini gözlerin idrak edemediği ve akılların erişemediği hususlarda, kendi görüşlerinizle amel etmeyin.
NEH_0120 · S. 131 · 87. Hutbe
İmam Ali
Derinliğini gözlerin idrak edemediği ve akılların erişemediği hususlarda, kendi görüşlerinizle amel etmeyin. ...Öyle ki bazıları; dünya Ümeyyeoğulları'na bağlanmış, sütü onlara bağışlanmış, en hayırlısı onlara sunulmuş ve bu ümmetin başından kılıçları kalkmayacak zannettiler? Böyle zannedenler büyük bir yanılgı içindedirler. Hayır, o sadece bir zaman için hayatın lezzetlerinden tattıkları bir tadımlık baldır, sonra hepsini kusacaklar.1 Hz. Ali Allah'a hamdüsenadan sonra milletlerin helak olma sebeplerini beyan ederek şöyle buyurmaktadır: Allah zamanın cebbar ve zalimlerine bir mühlet tanıyıp, rahatlık ve bolluk vermeden onları helak etmemiştir. Ümmetlerden hiçbiri darlık ve sıkıntı çekmeden, belaya düşmeden Allah (kırılan) kemiklerini kaynaştırmamış, onarmamıştır. Karşı karşıya olduğunuz ve geride bıraktığınız sıkıntı ve zorluklarda sizler için ibretler vardır. Ama kalbi olan herkes akıl (gönül) sahibi, kulağı olan herkes duyucu ve bakan herkes görücü değildir.

89. Hutbe

Ne kadar acayip! Şu fırkaların hatadan ötürü dinlerine delil saydıkları şeylerde ihtilaflı oluşlarına nasıl …
NEH_0121 · S. 134 · 89. Hutbe
İmam Ali
Ne kadar acayip! Şu fırkaların hatadan ötürü dinlerine delil saydıkları şeylerde ihtilaflı oluşlarına nasıl şaşmam ki hiçbir peygamberin izini takip etmiyor, hiçbir vasinin yaptıklarına uymuyor, hiçbir gaybe iman etmiyor ve hiçbir ayıptan sakınmıyorlar. Şüpheli şeyleri işlerler, şehvetleri peşinde koşarlar. Maruf (zanlarınca) kendilerinin iyi bildikleri işlerdir, münker de (zanlarınca) kendilerinin inkâr ettikleri şeylerdir. Gizli ve anlaşılması zor şeylerde kendi reylerine dayanırlar, güç ve ağır işlerde kendilerine sığınırlar. Onlardan her bir kimse, sanki kendisinin imamıdır. Kendince güvenilir gördüğü şeylere yapışmış, sağlam sebeplere bağlanmıştır.1 Peygamber hakkında şöyle buyurmuştur: Onu, elçilerini gönderdikten bir zaman sonra, ümmetler uzun uykular ve büyük fitneler içinde, işlerin darmadağın, savaş ateşinin tutuşmuş, dünya nurunun kararmış, aldatışların apaçık olduğu bir çağda gönderdi. Dünyanın yaprağı sararmış, meyvesinden ümit kesilmişti. Suyu çekilmiş, hidayet meşaleleri yıpranmıştı. Azgınlık bayrakları dalgalanmaktaydı. Dünya, ehline karşı yüzünü ekşitmiş, isteyene surat asmıştı. Meyvesi fitne, yemeği leş, içi korku, dışı ise kılıçtı. Ey Allah'ın kulları ibret alın!
Babalarınızın, kardeşlerinizin rehin oldukları ve sorguya çekildikleri yaşamlarını hatırlayın.
NEH_0122 · S. 134 · 89. Hutbe
İmam Mehdi İmam Ali
Babalarınızın, kardeşlerinizin rehin oldukları ve sorguya çekildikleri yaşamlarını hatırlayın. Ömrüm hakkı için, aranıza asırlar girmemiş, üzerinden uzun yüz yıllar geçmemiştir. Bu gün onların sulbünde bu- lunduğunuz günden uzak değilsiniz. Allah'a andolsun, peygamberin onlara duyurduğu şeyleri, bu gün size ben duyurmaktayım. Kulaklarınız onların kulağından daha zayıf değildir. Onlara verilen gözler ve kalpler bugün size de verilmiştir. Allah'a andolsun, onların bilmedikleri şeyler size gösterilmedi. Onların mahrum oldukları şeylere erdirilmediniz. Bela sanki yuları çözülmüş, yük ipi gevşemiş bir deve gibi indi size. Aldananları aldatan şeyler sizi de aldatmasın. O, belli bir zaman devam edecek, uzayıp giden bir gölgedir.1 Hz. Ali bu hutbesinde Allah'ın ezeliyeti ve yaratıklarının azametini söz konusu etmiş ve sonunda da insanlara öğüt vererek şöyle buyurmuştur: Hamd, görülmeksizin bilinen, düşünmeye gerek duymadan her an yaratıp tedbir ve tasarruf eden, her an var olan, kaim ve daim olan Allah'a mahsustur. O; burçları bulunan gökler, büyük kapıları örten perdeler, karanlık geceler, durgun deniz, geniş vadileri olan dağlar, eğri büğrü yollar, döşenmiş yeryüzü, güvenilecek ve dayanılacak hiçbir yaratık olmadan önce de Kaim ve Daim'di O. Eşsiz, örneksiz olarak mahlûkatı yaratan ve varisi olan (onlardan sonra da baki olan), onların mabudu ve razıkı olan

91. Hutbe

O'dur. Güneş ve Ay onun rızasını dileyerek dönüp durur; her yeniyi yıpratır, her uzağı yaklaştırır.
NEH_0123 · S. 136 · 91. Hutbe
İmam Ali
O'dur. Güneş ve Ay onun rızasını dileyerek dönüp durur; her yeniyi yıpratır, her uzağı yaklaştırır. Onların rızıklarını taksim eden; izlerini, amellerini, soluklarının sayısını, haince bakışlarını, gönüllerinden geçen, kendilerinden bile gizledikleri şeyleri, analarının rahimlerinde konaklayacaklarını, babalarının bellerinden zuhur edeceklerini, zamanların sonuna, çağların nihayetine dek saymış, tespit etmiş ve bilmiştir. O, rahmetinin genişliği içinde düşmanlarına olan kahrı, azabı daralan, çetinleşen; kahrının, azabının darlığı içinde, dostlarına rahmeti genişleyen bir mabuttur. Kendisine karşı bir üstünlük güdeni kahreder, karşı çıkanı helak eder, düşmanlık edip uzaklaşanı zelil eder. Düşmanlık edene üstün gelir. Kim ona dayanırsa O, ona kâfidir. Kendisinden isteyene verir, O'na (yolunda) borç verenin borcunu eda eder, kendisine şükredenin mükâfatını verir. Ey Allah'ın kulları! (Başkalarınca) Tartılmadan kendiniz tartın. Hesaba çekilmeden kendiniz hesaba çekin. Boğazınız sıkılmadan nefes alın. Zorla sürülüp götürülmeden ram olun.
Bilin ki kendisine yardım etmeyen, nefsini sakındırıp öğüt vermeyen kimseye, başka bir kimsenin öğüdü ve …
NEH_0124 · S. 136 · 91. Hutbe
İmam Cafer Sadık İmam Ali
Bilin ki kendisine yardım etmeyen, nefsini sakındırıp öğüt vermeyen kimseye, başka bir kimsenin öğüdü ve sakındırması fayda etmez.1 el-Eşbah Hutbesi olarak bilinir. Bu hutbe onun en değerli ve yüce hutbelerindedir. Me'sade b. Sadaka'nın İmam Sadık'tan rivayet ettiğine göre Emirü'l-Müminin bu hutbeyi Kûfe minberinde okudu. Bir adam gelip kendisine şöyle dedi: "Ya Emir'el Müminin şu maddi gözlerimizle göreceğimiz gibi bize Rabbimizi anlat ki, ona karşı olan sevgimiz daha fazla artsın ve onu daha iyi tanıyalım." Bunun üzerine Emir'el Müminin kızıp "Cemaat namazına" diye seslendi. Halk öylesine geldi ki cami dolup taştı, sinirli ve rengi değişmiş bir şekilde minbere çıktı, Allah'a hamd edip, Resulü'ne salât ve selâmdan sonra şu konuşmayı yaptı: Hamd; kısmakla, vermemekle varlığı artmayan, vermek ve cömertlikte bulunmakla da varlığı azalmayan Allah'a aittir. Çünkü ondan başka her verenin varlığı azalır ve her vermeyen kınanır. Nimetleriyle kullarına ikramda bulunan, faydalarıyla faydalandıran O'dur. Yaratıkları, onun rızkını yiyenlerdir. Onların rızkını garantilemiş, yiyeceklerini takdir etmiştir. Kendine rağbet edenlere ve nezdindekileri isteyenlere açık yolunu göstermiştir.
Kendinden istenilmeyenlere, istenilenlerden daha az cömert değildir.
NEH_0125 · S. 136 · 91. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Kendinden istenilmeyenlere, istenilenlerden daha az cömert değildir. O, öncesi olmayan, dolayısıyla kendisinden önce var olabilecek bir varlık bulunmayan Evvel'dir. O sonrası olmayan, dolayısıyla kendisinden sonra olabilecek bir varlık bulunmayan Ahir'dir. Göz bebeklerini zatını görmekten, idrak etmekten aciz bırakmıştır. Değişen bir zamanı yoktur ki değişimiyle hâli de değişsin. Bir mekânı yoktur ki başka yere intikali caiz olsun. Dağlardaki madenlerden çıkanları, denizlerdeki sedeflerin gülümsemesinden çıkan gümüş, saf altın, kaygan inciler ve mercan salkımlarını devşirip verse bütün bu bağışlar cömertliğine tesir etmez, varlık genişliğini eksiltmez. Nimet hazineleri, insanların isteklerinin tüketemeyeceği kadar çoktur. O öyle bir cömerttir ki, isteyenlerin arzuladığı şeyler nimetini azalt- maz, ısrarla isteyenlerin ısrarı onu cimri yapmaz. Ey soru soran, bir bak! Kur'ân sana O'nun sıfatlarından neyi anlatıyorsa ona uy, hidayeti gösteren nuru ile ışıklan; şeytanın bilmeni mükellef kıldığı, ama Kitap'ta sana farz kılınmayan, Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinde ve hidayet önderlerinde de eseri olmayan şeylerin ilmini şanı yüce olan Allah'a bırak. Allah'ın, üzerindeki nihai hakkı budur. Bil ki, ilimde derinleşenler; örtülüp gizlenmişleri tefsir etme hususunda bütün bilgisizliklerini ikrar edişleri, kendilerini büyük gayb kapılarına girmekten müstağni kıldığı kimselerdir. İlimleriyle kuşatıp kavramadıkları şeylerdeki acizliklerini itiraf etmeleri sebebiyle Allah da onları övmüştür. Allah, onların künhünden bahsetmekle mükellef kılınmadıkları şey-- lerde derinleşmemelerini, "ilimde derinleşme" olarak isimlendirir. Sen de bununla yetin ve şanı yüce ve münezzeh olan Allah'ın azametini aklınla ölçmeye kalkışma, sonra helak olanlardan olursun.
Öyle bir kudret sahibidir ki vehim ve akıllar onun kudretinin derecesini anlamaya çalışsa, vesvese …
NEH_0126 · S. 136 · 91. Hutbe
İmam Ali
Öyle bir kudret sahibidir ki vehim ve akıllar onun kudretinin derecesini anlamaya çalışsa, vesvese tehlikesinden uzak yüce bilginlerin zekâsı melekût gaybının derinliklerini derk etmek için çabalasa, aşk ve iştiyak dolu kalpler sıfatlarının niteliklerini anlamak için çırpınsa ve akıllar anlatılmaz bir biçimde, oldukça ince yollardan zatının ilmini elde etmek için yürümeye kalksa yine de hepsi eli boş geri döner ve gaybın karanlıklarında kendi kurtuluşları için Allah-u Teâlâ'ya sığınırlar. (Hiç kimse zatının künhüne eremez.) Büyük çaba ve telaşlarına rağmen ümitlerini kesince geri dönerler ve Allah'ı tanımanın künhüne erişilemeyeceğini, beşe- ri nakıs akıl ve fikirlerle O'nu derk edemeyeceklerini ve izzet ve celalinin bilginlerin kalbinden dahi geçmeyeceğini itiraf ederler. O hiçbir örneğe bakmadan, kendisinden önce hiçbir yaratıcı ve mabudun takdirini örnek almadan ilk defa yaratandır. Kudretinin melekûtunu ve hikmetinin eserlerini ifade eden inceliklerini bize göstermesi ve her varlığın sadece O'nun kudretiyle ayakta durabildiğini itiraf etmesi, bir hüccet olarak bizleri gayr-i ihtiyarî O'nu tanımaya ve marifetine sevk etmiştir.
Eşsiz, örneksiz yoktan var ederek yarattıklarında sanatının eserleri, hikmetinin delilleri apaçık ortadadır.
NEH_0127 · S. 136 · 91. Hutbe
İmam Ali
Eşsiz, örneksiz yoktan var ederek yarattıklarında sanatının eserleri, hikmetinin delilleri apaçık ortadadır. Her yarattığını, varlığına hüccet ve delil kılmıştır. Yarattığı sussa da açık bir dille tedbir ve tasarrufuna delildir ve eşsiz/örneksiz yaratıcısına delaleti sabittir. (Ey Rabbim!) Şahadet ederim ki, seni yarattıklarının uzuvları gibi uzuvları var sanıp onlara benzeten, hikmet ve tedbirince ete, deriye büründürdüğün kemiklerin benzerine sahip olduğunu sanan (sana cisim isnad eden kimse), sana dair bilgi ve düşüncelerini bir esasa bağlayamamış; kalbi, eşin ve örneğin olmadığına yakin etmemiştir. Sanki o, kıyamette uyanların uydukları şeylerden beri olduklarını ilan ettiklerini duymamıştır: "Allah'a andolsun sizi âlemlerin Rabbiyle bir tuttuğumuz zaman apaçık bir sapıklık içindeydik."1 Putlarına benzeterek sana eş koşanlar, vehimleriyle sana ya- ratılmışların elbisesini giydirenler, zanlarıyla seni cisimler gibi parçalara ayıranlar ve kusurlu akıllarıyla seni de yaratıkların gibi farklı kuvvelerin bileşiği bilenler yalan söylemiştir.
Şahadet ederim ki, seni yarattıklarından birine denk tutan, onu sana eş tutmuş olur;
NEH_0128 · S. 136 · 91. Hutbe
İmam Ali
Şahadet ederim ki, seni yarattıklarından birine denk tutan, onu sana eş tutmuş olur; sana eş koşan indirdiğin muhkem ayetleri ve ona şahadet eden apaçık delilleri inkâr etmiş olur. Şüphesiz akıllara sığmayan, dolayısıyla da düşünce esintileriyle nitelendirilemeyen Allah sensin. Hatırlara gelen düşüncelere sığmazsın, bu yüzden varlığına sınır konamaz, akıllar tasarrufta bulunamaz. ...O, yarattıklarını takdir etti, takdirini sağlamlaştırdı, düzenledi, çok iyi düzenledi, onu takdir ettiği yöne yöneltti, o da belirlenen hududunu aşmadı, kusur edip hedefi şaşırmadı, onun iradesiyle bir işle emrolunduğunda zorluk çıkarmadı. Nasıl zorluk çıkartsın! Oysa her şey onun meşiyetiyle vücuda gelmektedir. Eşyanın bütün türlerini; düşünceye dalmadan, vücudunda gizli tabiattan yardım almadan, zamanların hadiselerinden doğan tecrübeden faydalanmadan ve şaşılacak işlerini yoktan var ederken ona yardım eden bir ortağı da olmadan yarattı. Yaratışını emriyle tamamladı, yarattıkları da boyun eğip itaat etti, çağrısına uydu. Boyun eğmek ve çağrısına uymakta ağır davranan da, geride kalan da olmadı.
Her şeyi düzeltip eğriliğini giderdi, sınırlarını tayin etti, kudretiyle aykırıları uzlaştırdı, yakınlık …
NEH_0129 · S. 136 · 91. Hutbe
İmam Ali
Her şeyi düzeltip eğriliğini giderdi, sınırlarını tayin etti, kudretiyle aykırıları uzlaştırdı, yakınlık sebeplerini birleştirdi. Yarattıklarını sınır, miktar, tabiat, şekil ve duruş bakımından muhtelif cinslere ayırdı. Yarattıklarını sağlam bir şekilde inşa etti, onları iradesi üzere, yoktan var edip, ilk kez yarattı. ...O, göklerin alçak, yüksek ve geniş aralıklarını bir şeye asılı olmaksızın düzenledi, yarıklarını kapadı, onları birbirine kaynaştırdı. Buyruğuyla gökten inenlere ve yaratıkların amelleriyle göğe yükselenlere (meleklere) çıkış zorluğunu kolay kıldı. Bir duman yığınıyken onu (göğü) çağırdı da bir araya gelip (çekim gücüyle) birbirini tuttular. Kapandıktan sonra kapalı kapılarını açtı (santrfuj kuvvetiyle aralarını açtı), yollarına parıl parıl parlayan yıldızlardan gözcüler dikti. Onları boşlukta titrememeleri için kudretiyle kavradı. Emrine teslim olup durmalarını emretti. Güneşi gündüzleyin her şeyi aydınlatan, Ay'ı da parlaklığıyla gecenin karanlığını gideren bir ayet kıldı. İkisini de yerlerine yerleştirip yürüttü.
Seyirleri sırasında onlara konaklar tayin ederek, onlarla geceyle gündüzün ayrılmasını, seyirleriyle yılların …
NEH_0130 · S. 136 · 91. Hutbe
İmam Ali
Seyirleri sırasında onlara konaklar tayin ederek, onlarla geceyle gündüzün ayrılmasını, seyirleriyle yılların sayılmasını, sayıların hesabının bilinmesini diledi de dileği yerine geldi. Sonra bulundukları boşlukta hareket ettikleri yörüngeyi tayin etti. Göğü gizli/ışıkları zor görülen ve ışıkları göğü pırıl pırıl aydınlatan yıldızlarla bezedi. Gizlice dinleyenleri (şeytanları) parlak meteorlarla taradı. Yerinde sabit, gezegen, inen, çıkan, uğurlu ve uğursuz tüm yıldızları emriyle müsahhar kıldı. ...Sonra o münezzeh Allah, göklere yerleştirmek ve melekûtunun yüce göğünü bayındır kılmak için meleklerden güzel bir topluluk yarattı. Onlarla fezasının genişliklerini ve açık yerlerini doldurdu, mukaddes dergâhtaki bu meleklerin yük-sek tespih sesleri, geniş gökyüzünde, hicab perdeleri ve celal katında yankılanmaktadır. Kulakları sağır eden o feryatların ardında, bakışları kendisine ulaşmaktan caydıran ışık katları bulunur ki, bakışlar onun sınırlarından geri dururlar. Onları çeşitli şekillerde ve ölçülerde yaratmıştır, Kanatları vardır, O'nun gücünün yüceliğini tesbih ederler. O'nun eseri olan bir yaratığı kendilerine mal etmezler.
Yaratılışı O'nun zatına mahsusu olan tek bir şeyi O'nunla birlikte yarattıklarını iddia etmezler.
NEH_0131 · S. 136 · 91. Hutbe
İmam Ali
Yaratılışı O'nun zatına mahsusu olan tek bir şeyi O'nunla birlikte yarattıklarını iddia etmezler. "Bilakis onlar şerefli kullardır. Sözde O'ndan öne geçmezler. Ancak O'nun emriyle iş görürler."1 Allah, onları vahyin eminleri olarak yaratmış, onlara peygamberleri için emir ve nehiy emanetleri yüklemiş ve onları kuşkulardan korumuştur. Hiçbirisi onun razı olduğu yoldan sapmaz. Onlara gerekli yardımı sağlamıştır. Kalplerine huşu, tevazu ve sekine hissettirmiştir. Onlara yüceliğini söyletmek için kolay kapılar açmış, tevhit nişanelerini gösteren apaçık meşaleler dikmiştir. Günah yükleri onları ağırlaştırmamış, gece ve gündüzün peş-peşe gelmesi onları ölüme doğru sevk etmemiştir. Kuşku kıvılcımları dal budaklarıyla, azimli imanlarını hedef almamıştır. Zanlar, yakinlerinin köklerine nüfuz etmemiştir. Aralarında kin ateşi alevlenmemiştir. Şaşkınlık, benliklerindeki ilâhî marifeti ve kalplerindeki Allah'ın büyüklük ve celal heybetini selbetmemiştir. Vesveseler, aralarında amacına erememiştir ki, kötülüğünü onların düşüncesi üzerinde deneyebilsin.
Onlardan yağmur yüklü bulutların büyük yalçın dağların ve şaşırtıcı karanlıkları yaratışında bulunanlar …
NEH_0132 · S. 143 · 91. Hutbe
İmam Ali
Onlardan yağmur yüklü bulutların büyük yalçın dağların ve şaşırtıcı karanlıkları yaratışında bulunanlar vardır. Ayakları alt zeminin sınırlarını aşmışları vardır ki, hava deliklerine konmuş beyaz bayrakları andırırlar, altlarında hoş bir esinti, belli bir noktaya kapatmıştır onları. O'na ibadetle meşgul olmaları, onları başka şeylerle meşgul olmaktan alıkoymuştur. İmanın hakikatleri kendileriyle Hakk marifeti arasında bir bağ kurmuştur. Allah'a yakinleri onları her şeyden kesip koparmış, O'na yöneltmiştir. O'ndakileri isteyişleri, başkasındakileri isteyişe engel olmuştur. O'nu tanımanın tadını almışlar, sevgisini kana kana içmişlerdir. Kalplerinin her zerresi onu görmedikleri hâlde korkusuyla doludur. Hep ibadet hâlinde olmaları, bellerini bükmüştür. Hep onu istemeleri, niyazlarını tüketmemiştir. Yüce makamları, huşu ipini boyunlarından çıkarmamıştır, kendilerini beğenip de geçmiş amellerini abartmamışlardır, Allah'ın azameti karşısında huşu içinde olmaları iyiliklerini büyük saymalarına neden olmamıştır, uzun süreli ibadetlerinde gevşekliğe kapılmamışlardır, rağbetleri azalmamış ve bundan dolayı da Allah'tan ümitlerini kesmemişlerdir.
O kadar münacatta bulunmalarına rağmen, dillerinin ucu (damakları) kurumaz.
NEH_0133 · S. 143 · 91. Hutbe
İmam Ali
O kadar münacatta bulunmalarına rağmen, dillerinin ucu (damakları) kurumaz. Meşgaleler, onlara sahip değildir ki yakarışları kesintiye uğrasın. Omuz omuza kulluk makamında saf tutmuşlardır. İşin kolayına kaçış, O'nun emirlerine uymada kusura sevk etmemiştir onları. Dalgınlık körlüğü, ciddiyetlerinin kararlılığını aşmamıştır. Şehvetlerinin kurnazlığı, himmetlerine etki etmez. Arşın sahibini ihtiyaç günlerinin zahiresi olarak kabul etmişlerdir. İnsanlar Allah'tan yüz çevirince onlar sadece Allah'a rağbet eder, yönelirler, hiçbir zaman Allah'a ibadetlerine sona vermezler, Allah'ın emirlerine itaat şevklerini gevşetmezler, onları Allah'a itaati sevdiren şey kalplerinde duydukları sevgi- dir. Asla Allah'tan korku ve ümitlerini kesmezler. Korku nedenleri ortadan kalkmamıştır ki ciddiyetlerinde gevşekliğe kapılsınlar. Tamahlar onları gafil avlamamıştır ki dünya telaşını ahiret işlerine tercih etsinler. Yapmış olduklarını büyük görmezler. Böyle yapsalardı umutları korkularını silerdi.
Şeytan kendilerine musallat olmadığından Rablerine karşı çıkmadılar, birbirlerine düşmediler, kötü …
NEH_0134 · S. 143 · 91. Hutbe
İmam Ali
Şeytan kendilerine musallat olmadığından Rablerine karşı çıkmadılar, birbirlerine düşmediler, kötü davranışlar onları birbirinden ayırmadı, hasetten dolayı birbirinden yüz çevirmediler, şek ve şüphe nedenleri onları bölük pörçük kılmadı, görüş farklılıkları onları dağıtmadı. Onlar iman kullarıdır; asla şek, şüphe, gevşeklik ve yorgunluk kulluk ipini boyunlarından çözemez.. Gök katlarında secde veya süratle iş gören bir meleğin olmadığı yer yoktur. İbadet edip durmalarıyla, Allah'a dair bilgileri artar, kalplerinde Rablerinin izzeti daha da büyür. Yeryüzünü büyük dalgaların şiddeti ve dolgun denizlerin baskınlığıyla doldurmuştur. Yüksek dalgaları çarpışmış ve büyük parçaları birbirine girmiştir. Suyun dalgalanmasından dev gibi köpükler oluşmuştur. Çarpışan sular onun ağırlığı altında kalmış; derken dinginleşmiş ve iyice yatışmıştır, homurtulu dalgalardan sonra sinip kalmış, itilip kakılan tutsak durumuna düşmüştür. Sonra yeryüzü suların engin yerlerinde serilip oturmuştur. Burnunun büyüklüğünden, kibrinden, taşkınlığından ve kabarmasından sıyrılarak, ağırbaşlı, oturaklı ve uysal olmuştur.
Azgın sular kıyılardan ve sarp kayalıklardan eteklere inince, oluklarından pınarlar fışkırıp dere yataklarını …
NEH_0135 · S. 143 · 91. Hutbe
İmam Ali
Azgın sular kıyılardan ve sarp kayalıklardan eteklere inince, oluklarından pınarlar fışkırıp dere yataklarını doldurmuştur. Sonra, suların hareketlerine aşınmaz kaya parça- larıyla yön verilmiş, dağların yüzeye yerleşmesiyle çalkantı de dinmiş oldu, çukurlar doldu, düzlüklerde su seviyesi yükseldi. Yer ile gök arasında açıklık meydana çıktı. Yaşayanlar için esintili bir atmosfer hazırladı. Muhtaç oldukları şeylerle birlikte yeryüzü halkını yarattı. Pınar sularının tepelere ulaşmadığı ve yetişmek için ırmak yataklarının bulunmadığı verimli toprakları ihmal etmeyerek diriltici ve bitki çıkarıcı bulutlar yarattı. Birbirinden ayrı olan parlak bulut parçalarını birleştirdi. Beyaz, yoğun ve sulu bulutları harekete geçirdi ve bulutlar da yağmaya hazır hâle geldi. Etrafında şimşek çakmaya başladı; ama beyaz, dev ve yoğun bulutların parlaklığı azalmadı; peş peşe bulutlar gönderdi. Bu bulutlar, yeri ihata edince rüzgâr onları sürükleyip yağmur tanelerini döktü. Bulut, içindeki bol suyunu döktüğünde bunlarla yerin kıraçlığından bitkiler çıkarmış, dağ eteklerinde ot bitirmiştir.
Bu dağlar giydirildiği çiçeklerle ve bahçelerle göz alıcı olmuş, dağların takındığı pırıl pırıl kolyeler …
NEH_0136 · S. 143 · 91. Hutbe
Hz. Muhammed dâr İmam Ali
Bu dağlar giydirildiği çiçeklerle ve bahçelerle göz alıcı olmuş, dağların takındığı pırıl pırıl kolyeler olmuştur çiçekler. Bu nimetleri, insanlara bir azık ve hayvanlar için rızık olarak yarattı. O, dağ aralarında yollar açmış, yolculara en iyi yol için meşaleler koymuştur. Yeryüzünü döşeyip, işini bitirince Âdem'i yarattıkları arasından seçmişti. Onu insan yaratılışının ilk türü kılarak cennetine yerleştirdi, bol rızkını temin etti. Nehyettiği hususları kendisine işaret edip bildirdi. Acelelik yapması itaatsizlik anlamı taşıyacak ve makamını tehlikeye sokacaktı. Ama nehyettiklerini onun ezeli ilmine uygun olarak yapınca, Âdem'i tövbe etmesinden sonra yeryüzüne indirdi ki nesliyle birlikte yeryüzünü bayındır kılsın ve onunla kullarına hücceti tamamlasın. Âdem'in ruhunu kabzettikten sonra da kullarını Rabbanî hüccetlerinden ve kendi marifetiyle kulları arasın- daki bağdan mahrum bırakmadı. Seçtiği peygamberlerinin dilinden gönderdiği hüccetleri vesilesiyle birbiri ardınca her dönemde mesajlarını insanlara ulaştırmış ve insanlarla ahitleşmiştir. Peygamberimiz Muhammed (s.a.a) vesilesiyle de hüccet tamam olmuş ve hiçbir mazeret yeri kalmamıştır, günahkârlar hakkındaki tehdidi sona ermiştir. O, rızkı azaltıp çoğaltarak düzenlemiş; dar ve geniş olarak bölmüştür. Bu düzeni; kolayını ve zorunu isteyecek olanları tespit etmek, zengin ve fakirin şükrünü ve sabrını denemek için adalet üzere kurmuştur. Bolluğa sıkıntıları, sağlığına hastalıkları, sevinçlerine kederleri eklemiştir. Ömürleri uzatıp kısaltarak, öne salıp erteleyerek yaratmıştır. Ölüme birtakım sebepler takdir etti, ölümü hayat düğümlerini çözen bir unsur kıldı.
O; gizleyenlerin içindeki sırrı, fısıldaşarak konuşulanları, kuşkuları ve kesin inançları, gafil olunanları, …
NEH_0137 · S. 143 · 91. Hutbe
İmam Ali
O; gizleyenlerin içindeki sırrı, fısıldaşarak konuşulanları, kuşkuları ve kesin inançları, gafil olunanları, gönüldekileri, görünmeyenleri, kulakların gizlice dinlediklerini, karıncaların yazlıklarını, haşeratın kışlıklarını, yaslı kadınların hazin inleyişlerini, ayakların yavaş sesini, meyvelerin gizlendiği tomurcukların perdelerinin içini, dağ ve vadilerdeki vahşi hayvanların inini, sivrisineklerin ağaçların dal ve yaprakları arasında gizlendiği yeri, yaprakların dallara iliştiği yeri, nütfenin sulpten döküldüğü yeri, bulutların çıkıp kaynaşmasını, damlaların buluttaki yığınağını, kasırgaların kuyruklarıyla taşıdıklarını, yağmurların selleriyle süpürdüklerini, kum ve çakıl tepelerinde gizlenen haşereleri, kanatlıların dağ zirvelerindeki durağını, cıvıldayanların karanlık yuvalarındaki şakımalarını, sedeflerin içinde gizli incileri, deniz dalgalarının bağrındakileri, gece karanlığının gizlediği veya gündüz ay- dınlığının açtığı, karanlığın ve aydınlığın kendisini takip ettiği şeyi, ayak izini, hareket hissini, sözün kaynağını, dudak kıpırtısını, ruhun karar yerini, zerrenin ağırlığını, her hüzünlünün inleyişini, ağaçtaki meyveleri, düşen yaprağı, nutfe yatağını, kan dolaşımını ve kan pıhtılaşmasını bilmektedir.
Bu, ona zor gelmez. Yarattıklarını yaşatma ve gözetmekte güçlük çekmez.
NEH_0138 · S. 143 · 91. Hutbe
İmam Ali
Bu, ona zor gelmez. Yarattıklarını yaşatma ve gözetmekte güçlük çekmez. İşlerini yürütmek ve yaratılmışları gözetmek usanıp ara vermeden yaptığı işlerdendir. İlmi onları ihata etmiştir. Sayılarını bilir. Adaleti hepsini kuşatmıştır. Yarattıkları onu övmede kusur ettiği hâlde, yine de fazlı ve keremi devam etmiştir. Ey Allah'ım! Sen, bütün güzel vasıfların sahibisin, çok övülmeye layıksın. Ümit beslenenlerin en hayırlısı sensin. İsteneceklerin en hayırlısı da sensin. Allahım! Bana öyle şeyler bağışladın ki, senden başkasına hamd ve sena edemem, ümitsiz kılanları ve güvenilir olmayanları dilimle övemem. Sen dilimi insanları övmekten, yaratılmış kullara sena etmekten uzak kıldın. Allahım, her övenin övgüsünün bir karşılığı ve armağanı vardır. Ben de bunun için, rahmet ve mağfiret hazinelerinin kılavuzu olarak sana ümit bağladım. Allahım, bu makam; sana özgü tevhide erenlerin ve bu övgü ve makamlara senden başkasını layık görmeyenlerin makamıdır. Sana, senden başkasının zenginleştiremeyeceği şekilde muhtacım. Kereminden başkası, bu fakirlikten kurtaramaz beni. Bize bu mekânda rızanı ihsan eyle. Bizi senden başkasına el açtırma. "Senin her şeye gücün yeter."1/2 Osman b. Affan öldürüldükten sonra insanlar kendisine biat etmek istediklerinde Hz. Ali şöyle buyurdu: Beni bırakıp, başkasını bulun. Çünkü karşı karşıya kaldığımız işin çeşitli yönleri ve renkleri var. Böyle bir işte gönüller kararlı olamaz, akıllar sebat edemez. Ufuklar, boydan boya kara bulutlarla kaplanmış, yol görünmez olmuştur. Bilin ki, eğer kabul edersem, size bildiğim gibi davranırım. Söyleyenin söylemesinden, ayıplayanın kınamasından çekinmem. Eğer bana bu sorumluluğu vermekten vazgeçerseniz, o zaman içinizden biri gibiyim. Buyruk sahibi yapacağınız kişinin emrini sizden daha fazla dinleyip itaat edeceğimi umuyorum. Benim size vezir olmam, emir olmamdan daha hayırlıdır.3 Hz. Ali bu hutbesinde ilmini ve Ümeyyeoğulları fitnesini beyan etmektedir:

93. Hutbe

Allah'a hamd ve senalar olsun. Ey insanlar, fitnenin gözünü ben kör ettim, dalgalar hâlinde yayılan …
NEH_0139 · S. 149 · 93. Hutbe
İmam Ali
Allah'a hamd ve senalar olsun. Ey insanlar, fitnenin gözünü ben kör ettim, dalgalar hâlinde yayılan karanlığına, azgınlaşan kudurganlığına (benden başka) kimse dalamazdı. O hâlde beni kaybetmeden önce bana sorun. Nefsim (kudret) elinde olana andolsun, bugünden kıyamete kadar olacakları ve yüz kişiye hidayet edecek ve yüz kişiyi de saptıracak grubu; çağıranları, öncülük edenleri, sevk edenleri, yüklerini nereden alıp indirdikleri, onlardan kimin katledileceği, kimin eceliyle öleceği ile birlikte bildiririm. Ama beni yitirdiğinizde ve başınıza hoş olmayan sıkıntı ve zorluklar gelip çatınca, soranlardan çoğu başını önüne eğecek, sorulanlar da cevap veremeyip acze düşecektir. Bu da, giriştiğiniz savaşın uzun sürdüğü ve alevlendiği, dünyanın iyice daraldığı, bela ve musibet günlerinin uzadığı zaman olacaktır. Sonunda Allah geriye kalan hayırlılarınızdan bu belayı kaldırıncaya değin bu hâl sürüp gidecektir. Dikkatli olun! Fitne gelip çatınca tanınmaz, (hakla karışır), sırtını dönünce hakikat ortaya çıkar, gelince tanınmaz, gidince tanınır. Bu fitneler, rüzgâr gibi bir dönüp durmakta; bir şehire uğramakta, bir diğerinden geçip gitmektedir.
Bilin ki, uğrayacağınız fitneler içinde en çok korktuğum, Ümeyyeoğulları'nın fitnesidir.
NEH_0140 · S. 149 · 93. Hutbe
Ehl-i Beyt İmam Ali
Bilin ki, uğrayacağınız fitneler içinde en çok korktuğum, Ümeyyeoğulları'nın fitnesidir. Çünkü bu kör ve karanlık bir fitnedir, hâkimiyeti yayılır, belası (iyi insanlara) özgüdür. Görenler bu fitnenin belasından zarar görür, görmeyen insanlardan ise bu bela uzaklaşır. Allah'a andolsun, Ümeyyeoğulları benden sonra size musallat olacak kötü buyruk sahipleridir. Onlar, kötü huylu, ko- camış bir deveye benzer, sağılırken sağan kimseyi ısırır, elleriyle yere vurur, tekmeler, sütünü vermez. Size böyle davranacak, sizden ancak kendilerine zararı olmayıp fayda vereni sağ bırakacaklardır. Onların belası içinizde uzun zaman sürecek; öyle ki içinizden birinin onları cezalandırması, ancak kulun erbabını, hizmetçinin efendisini cezalandırmasına benzeyecek. Size gelip çatacak olan Ümeyyeoğulları fitnesi çirkin ve korkunç bir yüze sahiptir. Yaptıkları cahiliye devrinin işleridir; onda ne bir hidayet meşalesi vardır, ne de (kurtuluş) bayrağı görülür. Biz, Ehlibeyt, o fitnelerden kurtulmuşuz, halka o zaman davetçi olamayacağız. Sonra Allah; Ümeyyeoğulları'nı zillet ve horluğa düşüren, tahtından indiren, onlara ölümü tattıran, onlarla sadece kılıç diliyle konuşan ve üzerlerine korku örtüsünü geren kimsenin eliyle bu fitneyi, hayvanın derisini yüzer gibi yüzer, sizden giderir. O zaman Kureyş bugün bir kısmını istediğim hâlde bana vermedikleri şeyi vermek üzere beni devenin kesildiği kısa bir süre de olsa görmek için bütün dünya ve içindekileri feda etmeye hazır olacaktır. (Ama ne fayda!)1

94. Hutbe

Hz. Ali bu hutbesinde Allah'ın sıfatlarını, Peygamber ve Ehlibeyt'inin faziletlerini beyan etmekte, sonunda …
NEH_0141 · S. 151 · 94. Hutbe
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Ali
Hz. Ali bu hutbesinde Allah'ın sıfatlarını, Peygamber ve Ehlibeyt'inin faziletlerini beyan etmekte, sonunda da halka öğüt vermektedir. Yüce himmetlerin ve zeki tahminlerin bile idrak edemeyeceği, (künhüne) eremeyeceği Allah, bereket sahibidir. O ulaşacak sonu olmayan Evvel'dir ve zamanı bitecek bir sonu yoktur. Allah, peygamberleri en üstün emanet yerlerine emanet etmiş, en hayırlı karar yerlerinde kararlaştırmıştır. Yüce sülbten, temiz kılınmış rahimlere aktarmıştır. Onlardan biri gidince, diğeri Allah'ın dinini ayakta tutmak için onun yerine geçmiştir. Sonunda şanı yüce olan Allah'ın lütfü Muhammed'e (s.a.a) ulaştı. Onu en yüce kaynaktan, en değerli ekin topraklarından; enbiyasını açığa çıkardığı ve eminlerini seçtiği ağaçtan çıkarmıştır. Soyu soyların, ailesi ailelerin, şeceresi şecerecilerin en hayırlısıdır. Haremde bitmiş, kerem ile yetişmiştir. O ağacın dalları yüksektir ve (kötülüklerle) meyvesine erişilmez. O sakınanların önderi, hidayete erişenlerin basiretidir. Parlayan bir yıldız, her yana nurlar saçan bir ışık ve alevlenen bir meşaledir. Yolu itidal, sünneti rüşt (olgunluk), sözü furkan (hakla batılı ayıran), hükmü adil olandır. Onu, peygamberlerin arasının kesildiği bir zamanda; ümmetlerin cehalete düştüğü, amellerinde büyük yanılgılar içinde oldukları bir dönemde gönderdi.

95. Hutbe

Allah size acısın; apaçık deliller üzere amel edin. Yol doğrudur ve sizi selâm yurduna çağırmaktadır.
NEH_0142 · S. 152 · 95. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Allah size acısın; apaçık deliller üzere amel edin. Yol doğrudur ve sizi selâm yurduna çağırmaktadır. Fırsat ve mühletinizin olduğu bir diyardasınız, Allah'ın rızayetini elde edebilirsiniz. Sahifeler açık, kalemler yazıyor; bedenler sağlıklı, diller özgürce konuşuyor; tövbeler işitilmekte, ameller kabul edilmektedir.1 Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a) faziletlerini beyan etmektedir: Allah onu insanlar şaşkınlık içinde delalete düşmüşken gönderdi. Fitneye dalmışlar, heva ve hevesleri onları azdırmıştı. Büyükleri aşağılayarak, cahilleri de cehalete düşürerek düşkünlüğe uğramışlardı. İşlerinde şaşırarak şaşkına dönmüşler, bilgisizlikleri yüzünden belaya uğramışlardı. O, (Hz. Muhammed) öğüt vermek için çok uğraştı; doğru yolda yürüdü, onları hikmete ve güzel öğüde davet etti.2 Allah ve Resulü hakkında şöyle buyurmuştur: Hamd, kendisinden önce bir şey olmayan Evvel, kendinden sonra bir şey olmayan Ahir, O'ndan daha açık bir şeyin olmadığı Zahir ve O'ndan daha gizli bir şeyin olmadığı Batın olan Allah'a mahsustur.

97. Hutbe

...Onu (Peygamber'i) kararlaştırdığı yer, karar yerlerinin en hayırlısıdır.
NEH_0143 · S. 153 · 97. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
...Onu (Peygamber'i) kararlaştırdığı yer, karar yerlerinin en hayırlısıdır. Bittiği yer, biten yerlerin en şereflisidir. Keramet madenlerinde, selâmet, beşiğinde yetişmiş, iyilerin kalpleri ona yönelmiş, inananların gözleri ona meyletmiştir. Allah, onunla eski kinleri gömmüş, gönüllerdeki düşmanlıkları söndürmüştür. Onunla (inananların kalplerini) birleştirip kardeş yapmış, (inanmayan) yakınları ayırmış; zelilleri aziz, azizleri de zelil kılmıştır. Sözü beyandır, susması lisandır.1 Kendi ashabı ve Resulullah'ın ashabı hakkında şöyle buyurmuştur: Allah, zalime mühlet verse bile sonunda mutlaka cezalandıracaktır. Onu geçeceği yerde gözetlemektedir ve tükürüğünü yutmasına fırsat vermeden boğazını sıkar. Nefsim, (kudret) elinde olana andolsun, bu kavim (Muaviye taraftarları) sizi yenecektir. Onların sizden daha haklı olduklarından değil; önderlerinin batıl emirlerine koşarak uymalarından, sizin de benim hakka yönelik emrime itaat etmeyişinizdendir. Ümmetler, buyruk sahiplerinin zulmünden korkar; bense raiyetimin zulmünden korkar oldum. Düşmanla cihada seferber ettim, gitmediniz. Duyurdum, ama duymadınız. Açık gizli çağırdım, icabet etmediniz. Nasihat ettim, dinlemediniz.
Buradasınız; ama yok mu kesildiniz? Kullarsınız, ama efendi oldunuz!
NEH_0144 · S. 153 · 97. Hutbe
musahiplik İmam Ali
Buradasınız; ama yok mu kesildiniz? Kullarsınız, ama efendi oldunuz! Size hikmeti okudum, kaçtınız, yeterli öğüt verdim, tutmadınız. İsyan edenlerle savaşa çağırdım, sözüm bitmeden Sebe kavmi gibi dağıldınız! Mec- lislerinize dönüp birbirlerinizi öğütlerinizle kandırıyorsunuz. Sabahleyin dosdoğru yolluyorum, akşamleyin yay gibi eğrilmiş olarak dönüyorsunuz. Sizi doğrultmaya çalışan aciz kaldı, doğrultulmaya çalışılanın işi sarpa sardı. Ey bedenleriyle karşımda duran, akıllarını kaybetmiş, hevalarıyla arzuları ihtilaflı, emirlerini belaya uğratan kavim! Emiriniz Allah'a itaat ediyor, siz ona isyan ediyorsunuz; Şamlıların emiri (Muaviye) Allah'a isyan ediyor, adamları emrine itaat ediyor. Allah'a andolsun ne kadar da sevinirdim, Muaviye, sizin için benimle dinar dirhem alış verişine girişseydi, sizin onunuzu onun bir adamına değiştirirdim! Ey Kûfeliler! Sizde bulunan üç şeyle, bulunmayan iki şey yüzünden dertlere düştüm. Kulaklarınız olduğu hâlde sağırsınız, konuştuğunuz hâlde dilsizsiniz, gözleriniz olduğu hâlde körsünüz. Savaşta hakkıyla direnmiyor, bela anında güvenilir bir kardeşlik göstermiyorsunuz.
Elleriniz toprak olsun; bir taraftan toplanılsa, diğer taraftan dağılan çobanı kaybolmuş deve sürüsüne …
NEH_0145 · S. 153 · 97. Hutbe
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Ali
Elleriniz toprak olsun; bir taraftan toplanılsa, diğer taraftan dağılan çobanı kaybolmuş deve sürüsüne benziyorsunuz.. Allah'a andolsun, öyle zannediyorum ki savaş kızışıp alevlenince, Ebu Talib oğlunun yanından, ana rahminden çıkıp ayrılan çocuk gibi, ayrılır gidersiniz. Ben Rabbimden apaçık bir delil üzereyim ve nebimin yoluna uymaktayım. Ben, apaçık bir yol üzerinde bilinçlice ilerlemekteyim. Nebinizin Ehlibeyt'ine bakın, yollarına uyun, izlerini takip edin. Sizi asla doğru yoldan çıkarmazlar, sapıklığa itmezler. Durduklarında durun, haerket ettiklerinde hareket edin. Onlardan öne geçmeyin ki dalalete düşersiniz ve onlardan geri kalmayın ki helak olursunuz. Ben, Muhammed'in (s.a.a) ashabını gördüm, fakat sizin aranızda onlara benzer kişi görmedim. Onlar saçları dağılmış, toza toprağa bulanmış bir hâlde geceleri sabahlara kadar secde ve kıyam ederlerdi. Bazen alınlarını, bazen de yanaklarını toprağa dayarlardı. Kıyametin zikri geçtiğinde ateş üzerinde durur gibi olurlardı. Uzun secdelerden alınları, keçi dizleri gibi nasırlaşmıştı.
Allah anıldığında, azap korkusundan ve sevap ümidiyle rüzgârlı havada sallanan ağaç gibi titrerler, …
NEH_0146 · S. 153 · 97. Hutbe
İmam Ali
Allah anıldığında, azap korkusundan ve sevap ümidiyle rüzgârlı havada sallanan ağaç gibi titrerler, gömleklerinin yakaları ıslanacak kadar gözyaşı dökerlerdi.1 Ümeyyeoğulları'nın zulmüne işaret etmektedir: Allah'a andolsun, Allah'ın bütün haramını helal saymadan, bütün dini bağları çözmeden bu işi bırakmazlar. Zulümlerinin girmediği bir ev veya çadır; kötü muamelelerinden yı- kılmamış, terk edilmemiş bir yurt kalmaz. Öyle ki sonunda iki çeşit ağlayan belirir: Biri dinine ağlar, öbürü dünyasına. Sizden birinin onları yenmesi, kölenin efendisini yenmesi gibidir. Gördüğünde itaat eder, görmediğinde aleyhinde konuşur. O çağda en büyük derde uğrayanınız, Allah'a güzel zanda bulunanız olur. Allah size afiyet ve selâmetlik verirse ona yönelin, derde, belaya uğrarsanız sabredin. Çünkü "akıbet muttakilerindir."1/2 Züht ve dünyaperestlikten bahsetmektedir: Olanlar için (Allah'a) hamd edip, olacaklar için yardımını dileriz. Bedenimizin sağlıklı olmasını dilediğimiz gibi, din konusunda da esenlik dileriz. Ey Allah'ın kulları! Sizi terk edecek olan bu dünyayı her ne kadar terk etmeyi istemesiniz de sizin de terk etmenizi tavsiye ederim. O, gencelmesini arzuladığınız bedenlerinizi yıpratacaktır.
Sizin ve onun durumu, yolcunun durumu gibidir:
NEH_0147 · S. 153 · 97. Hutbe
İmam Ali
Sizin ve onun durumu, yolcunun durumu gibidir: Yola koyulur, (daha yolun yarısında) yolu geçtiğini ve varacağı yere vardığını sanır. Bir hedefe ulaşmak ister ve (henüz daha işin başındayken) hedefine ulaştığını zanneder. Oysa nihai hedefine ulaşmak için henüz uzun bir yolu kat etmesi gerekir.

99. Hutbe

Hayatı bir gün mesabesinde olan ve o günü geçiremeyecek olan insan neye ümit bağlasın?!
NEH_0148 · S. 157 · 99. Hutbe
İmam Ali
Hayatı bir gün mesabesinde olan ve o günü geçiremeyecek olan insan neye ümit bağlasın?! Ölüm onu süratle sürükleyip götürür ve farklı etkenler onu zorla, istemeden dünyadan ayrılmaya mecbur eder. O hâlde dünyanın yüceliği ve övüncü hususunda yarışmayın. Ziynet ve nimetlerine aldanmayın. Derdinden, mihnetinden sızlamayın. Zira izzeti de övüncü de bir gün biter. Ziyneti de nimeti de bir gün zeval bulur, derdi de mihneti de bir gün sona erer. Dünyadaki her müddetin sonu gelir. Her diri, sonunda fani olur. Öncekilerin eserlerinde sizi sakındıran bir şey yok mudur? Aklınız varsa evvel geçenlerden ibret alır, geçip gidenlere bakarsınız. Sizden önce geçip gidenlerin dönmediğini, yerlerine geçenlerin baki olmadığını görmez misiniz? Dünya ehlinin çeşitli hâllerde akşamını sabah ettiğini görmez misiniz? Birisi ölür, ölüye ağlanır, diğeri kalır, ona da baş sağlığı dilenir, birisi derde uğrar, diğeri ziyaret eder. Birisi can vermek üzeredir. Biri dünyayı ister, hâlbuki ölüm de onu istemektedir. Birisi gaflet eder, oysa kendisinden gaflet edilmez. Geride kalanlar da geçip gidenlerin izi üzere giderler. Dikkatli olun, kötü işlere girişeceğiniz zaman lezzetleri yıkanı, arzuları bulandıranı, emniyetleri kıranı hatırlayın. Farz olan hakkı yerine getirmek, sayılamayan ihsan ve nimetlerin şükrünü eda etmek için Allah'tan yardım dileyin.1

100. Hutbe

Resulullah ve Ehlibeyt'i hakkında: Hamd, fazlını halka yayan, onları cömertliği ve ihsanıyla kuşatan Allah'a …
NEH_0149 · S. 158 · 100. Hutbe
Hz. Muhammed Ehl-i Beyt İmam Ali
Resulullah ve Ehlibeyt'i hakkında: Hamd, fazlını halka yayan, onları cömertliği ve ihsanıyla kuşatan Allah'a mahsustur. Bütün işleri için Allah'a hamd ederiz, hakkına riayet edebilmek için yardımını umarız. O'ndan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederiz. Allah, emrini bildirmek, uyarısını söylemek için onu göndermiştir. O da emin olarak eda etmiş, kâmil olarak geçip gitmiş ve aramıza hak bayrağını bırakıp gitmiştir. Kim o bayraktan öne düşerse, okun yaydan fırladığı gibi dinden çıkar; kim ondan geri kalırsa, helak olur; kim de onunla birlikte olursa hakka ulaşır. Bu bayrağın kılavuzu (Peygamber'in vasileri) düşünerek konuşur; kıyam hazırlığında sabırlı, ama kıyam anında süratlidir. Siz ona boyun eğdiğinizde ve saygıyla ona işaret ettiğinizde, ölüm gelip götürür onu. Ondan sonra Allah'ın dilediği zamana kadar yaşar gidersiniz. Sonunda Allah sizi derleyip toplayan, dağınıklığınızı gideren birini gönderir. O hâlde size yönelmeyene tamahlanmayın, her yüz çeviren için de ümitsiz olmayın. Çünkü yüz çevirenin bir ayağı kaysa bile öbürü sabit kalır. Böylece, ikisi sabitleşir (ve düşmez).
Uyanık olun, gerçekten de Muhammed'in Ehlibeyt'i gökteki yıldızlar gibidir. Bir yıldız batarsa, diğeri doğar.
NEH_0150 · S. 158 · 100. Hutbe
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Ali
Uyanık olun, gerçekten de Muhammed'in Ehlibeyt'i gökteki yıldızlar gibidir. Bir yıldız batarsa, diğeri doğar. Allah lütuflarını üzerinize tamamlayacaktır. Ben, umduğunuza kavuş- tuğunuzu görüyorum.1 Hz. Ali bu hutbesinde gelecekle ilgili bazı olayları beyan etmektedir: Hamd, her ilkten önce, her ahirden sonra var olan Allah'a mahsustur. İlk oluşu O'ndan önce bir varlığın bulunmamasını; ahir oluşu, O'ndan sonra bir varlığın olmamasını gerektirir. İçi dışına, kalbi diline uyan bir şahadetle şahadet ederim ki, O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ey insanlar! Bana muhalefet etmeniz, sizi günaha düşürmesin. Bana karşı isyan etmeniz, sizi şaşırtıp perişan etmesin. Benden duyduğunuz sözlere karşı birbirinize bakışmayın. Tohumu yer içinde yarana, ruhları yaratana andolsun, size söylediklerim ümmi nebinin sözlerdir. Onu tebliğ eden yalan söylemedi, işiten de cahil olmadı. Aşırı sapan birinin Şam'dan seslendiğini, Kûfe'nin dışına bayraklarını diktiğini apaçık görür gibiyim. Ağzını açtığında, ağzındaki gemi gerip isyan ettiğinde ve adımlarını ağır bastığında fitne oğullarını ısırıyor, savaş dalgaları harekete geçiyor, günler asık suratıyla gelip çatıyor, geceler dert ve meşakkatleriyle beliriyor. Ürünleri güzel yetişince, olgunlaşıp dikilince, mest deve gibi bağırınca ve kılıçları şimşek gibi parlayınca artık karmaşık fitne bayrakları her yerde dalgalanmaya başlar, karanlık geceler ve dalgalı denizler gibi yönelir. Bu ve daha nice kasırgalar, Kufe'yi kasıp kavuracak, nice fırtınalar esecektir. Az zamanda, birbirine düşecekler, hayatta kalanlar, ekin gibi biçilecek, biçilenler, ezilip gidecektir.1 Bu hutbe de gelecek olayları beyan etmektedir: İşte o gün (kıyamet), Allah'ın önce gelenleri de sonra gelenleri de hesaba çekmek, amellerinin karşılığını vermek için topladığı gündür. Herkes boyun eğmiş olarak ayakta beklemektedir. Ter ağızlarına gem vurmuş, yeryüzü onlarla beraber titremektedir.
Onların içinde durumları en iyi olan, ayağını basacak yer bulup kendine geniş bir yer tutandır.
NEH_0151 · S. 158 · 100. Hutbe
İmam Ali
Onların içinde durumları en iyi olan, ayağını basacak yer bulup kendine geniş bir yer tutandır. ...Fitneler gece karanlığı gibi her yere iner, hiç kimse ve hiçbir bayrak ona karşı duramaz, gemlenmiş palanlı develer gibi size gelir, sürücüsü sürüp getirir, binicisi onu hızla koşturur. Ona binenin belası şiddetli, kayıpları azdır. Onlarla, ancak yeryüzünde tanınmayan fakat göklerde tanınan, mütekebbirler tarafından hor görülen bir topluluk Allah yolunda savaşır. İşte o zaman, eyvahlar olsun sana ey Basra! Sesi duyulmayan, tozu görülmeyen Allah'ın intikam ordusu geldiğinde senin halkın kızıl ölümle helak olur, yok edici bir açlığa düçar olur.2

103. Hutbe

Züht ve dünyadan yüz çevirme hakkında: Ey insanlar!
NEH_0152 · S. 161 · 103. Hutbe
İmam Ali
Züht ve dünyadan yüz çevirme hakkında: Ey insanlar! Dünyaya zahitlerin ve ondan yüz çevirenlerin gözüyle bakın. Vallahi dünya az bir zaman sonra kendisine yurt edinenleri yok edip gider. Ondan emin olan imkân sahiplerini elemlere boğar. Ondan göçüp giden her şey bir daha geri dönmez, geleceği de bilinmez ki beklenilsin. Sevinci kederle karışıktır. Erkeklerin kuvvetleri, orada gevşeklik ve zaaf içindedir. Size hoş gelen şeylerin çekiciliği sizi aldatmasın, zira onlarla birlikteliğiniz çok azdır. Düşünüp ibret alan, ibretiyle basiret sahibi olana Allah rahmet etsin. Çok yakında göreceksiniz, dünyada var olanlar, az bir zamanda yok olacaktır; ahirettekiler ise, hiçbir zaman yok olmaz, devam eder. Sayıya sığan her şey tükenir, beklenen her şey gelir, her gelenin gitmesi de çok yakındır. ...Âlim kendi kadrini ve ölçüsünü bilen kimsedir. Kendi kadrini ve ölçüsünü bilmemek, kişiye bilgisizlik olarak yeter. Allah'ın en hoşlanmadığı kişi, kendi başına bıraktığı kimsedir. O, doğru yoldan sapar, delilsiz, kılavuzsuz olarak gider. Dünya nimetini devşirmeye çağrılsa çalışır; ahiret ekinini biçmeye çağrılsa tembellik eder.
Sanki çalıştığı iş gereklidir de tembellik ettiği işte sorumluluğu yoktur.
NEH_0153 · S. 161 · 103. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Sanki çalıştığı iş gereklidir de tembellik ettiği işte sorumluluğu yoktur. ...Bu, isimsiz müminden başkasının kurtulmadığı bir zamandır. Onu gören tanımaz, görülmeyince sorulmaz. İşte onlardır hidayetin ışıkları ve karanlıkta kalanlara açık nişa- neler… Söz gezdirip kulların ayıplarını yaymazlar, boş söz konuşmazlar. Allah, işte onlara rahmet kapılarını açar, zorluk ve meşakkatlerini giderir. Ey İnsanlar! Dolu kabın baş aşağı çevrilip boşaltılması gibi, İslâm'ın da boşaltılacağı zaman gelecektir! Ey insanlar! Allah, size zulmetmez, size bu konuda güven vermiştir, ama imtihan edilmemekten emin kılmamıştır. Şanı yüce olan Allah, "Şüphesiz bunda ayetler vardır, biz kulları kesin olarak sınamaktayız."1 buyurmuştur.2/3 H. 36 yılında İmam Basra'ya doğru hareket ederken Rebeze'de Allah'a hamd ve sena ettikten sonra bu hutbeyi irad etmiştir: Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah Muhammed'i (s.a.a) gönderdiğinde, Araplar arasında ne bir kitap okuyan, ne nübüvvet iddiasında bulunan, ne de vahiy geldiğini söyleyen vardı. O, kendisine itaat edenlerle beraber, isyan edenlere karşı savaştı ve onları ölüm gelip çatmadan kurtuluşla- rının olduğu yere sevk etti.
Böylece kendilerinden hayır gelmeyip helak olanlar dışında, yorgunları idare etti, düşkünleri himaye etti ve …
NEH_0154 · S. 161 · 103. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Hasan Askerî İmam Ali
Böylece kendilerinden hayır gelmeyip helak olanlar dışında, yorgunları idare etti, düşkünleri himaye etti ve hepsini hedeflerine ulaştırıncaya kadar öylece çalışıp çabaladı, onlara kurtuluş yerlerini gösterdi ve onları uygun yerlerine yerleştirdi. Sonra değirmen çarkları dönmeye başladı, mızrakları düzeldi. (Hem dini ve iktisadi işleri düzeldi ve hem de askeri açıdan güçlendiler.) Allah'a andolsun, yenilgiye uğratılıp geri püskürtülünceye kadar da bu ordunun öncüsüydüm, zaafa düşmedim korkup ürkmedim. Ne ihanet ettim, ne de gevşedim. Allah'a yemin olsun, batılın böğrünü deşip oradan hakkı çıkaracağım!1 Hutbede) zikrettik. Ama bu rivayette miktar açısından biraz farklı gördüğümüzden bunu da aktardık. İslâm Peygamberi'nin bazı sıfatlarını beyan etmekte, Ümeyye Oğulları'nı tehdit etmekte ve halka öğüt vermektedir: (Halk dalalet içindeydi.) Derken Allah Muhammed'i (s.a.a) şahit, müjdeleyici ve korkutucu olarak ümmetine gönderdi. Çocukluğunda insanların en hayırlısı, olgunluğunda en seçkini idi. Ahlâk bakımından temizlerin en temiz kılınmışıydı. Cömertlik bakımından kendisinden hayır umulanların en cömerti idi.
Dünyayı, ancak yuları sahipsiz, palanı oynayan bir deve gibi elde ettikten sonra.
NEH_0155 · S. 161 · 103. Hutbe
İmam Ali
Dünyayı, ancak yuları sahipsiz, palanı oynayan bir deve gibi elde ettikten sonra. Dünyanın lezzetleri tatlı gelmiş, onun memelerinden süt emme imkânına kavuşmuştunuz. Haram dikensiz sedir ağaçları; helal ise hiç olmayan, uzak bir şeymiş gibi göründü bazılarına. Allah'a andolsun onu sayılı günlerin sonuna değin bitmez bir gölgelik gibi gördünüz. Yeryüzü sahipsiz, elleriniz her yere uzanıyor ve sahiplerinin elleri çekilmiş durumda. Onların kılıçları kınlarında; sizin kılıçlarınız ise onlara musallat hâldedir. Haberiniz olsun! Her kanın bir isteyeni, her hakkın bir taliplisi vardır. Bizim kanımızı istemek, insanın nefsi hakkında hüküm vermesine benzer. Onu isteyen Allah'tır, istediği O'- nu aciz kılmaz, kaçmakla da O'ndan kurtulunamaz. Ey Ümeyye Oğulları! Allah'a yemin ederim az bir zaman sonra bu devleti başkalarının elinde tanıyacak, düşmanlarınızın yurdunda göreceksiniz. Bilin ki iyi gören göz, hayır işlerin ıslahını gören gözdür. En iyi işiten kulak, öğüdü işitip kabul eden kulaktır. Ey İnsanlar! Işığınızı, öğüt veren, öğüdünü tutanın ışığından yakın. Suyu, bulanık olmayan duru kaynaktan alın. Ey Allah'ın kulları! Cehaletinize dayanmayın, heva ve heveslerinize teslim olmayın. Böyle bir menzile inip konaklayan kimse, selden yıkılmak üzere olan bir uçurumun başında konaklamıştır. Helak yükünü yüklenerek, süreli gezinmektedir. Zira her zaman bir düşünceden öbürüne sapmakta, yapılması gerekmeyene yapışmakta, yaklaşması gerekmeyene yaklaşmaktadır.

106. Hutbe

Allah, Allah! Şikâyette bulunmak için sizden kederi ve acıyı gideremeyecek ve sorununuzu halledemeyecek …
NEH_0156 · S. 165 · 106. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Allah, Allah! Şikâyette bulunmak için sizden kederi ve acıyı gideremeyecek ve sorununuzu halledemeyecek kimselerin yanına gitmeyin. İmam'a farz olan; ancak Rabbinizin emrini bildirmek, öğüt vermek, nasihat etmek için çabalamak, Peygamber'in sünnetini ihya etmek, müstahak olanlara hadleri uygulamak, pay sahiplerinin hakkını paylaştırmaktır. İlim ürünü kurumadan ilim elde etmeye çalışın. Nefsinizin derdine düşmeden önce ehlinden ilim isteyin, onlara danışın. İnsanları kötülükten men edip kendiniz de kötülükten uzak durun. Çünkü siz önce bizzat kötülük etmemekle, sonra kötülükten nehyetmekle emrolundunuz.1 Bu hutbesinde İslâm'ın üstünlüğünü dile getirmekte, Resulullah'ı hatırlatmakta ve kendi taraftarlarını kınamaktadır: Hamd, İslâm'ı şeriat kılan, uyanlara dinini kolaylaştıran, karşı duranlara erkânını üstün ve güçlü kılan Allah'a mahsustur. Ona sarılanlara emniyet girenlere selâmet, anlatana delil, düşmanlık edene tanık, onunla aydınlanmak isteyene nur kıldı. Akledene anlayış, düşünene kavrayış, doğru yolu arayana ayet, azmedene basiret, öğüt almak isteyene ibret, tasdik edene kurtuluş, tevekkül edene güven, işini ısmarlayana rahat, sabredenlere kalkan kıldı.
Programı apaydın, yolları en açık, meşalesi yüce, yolu aydınlık, ışığı aydınlatıcı, meydanı geniş, varılacak …
NEH_0157 · S. 165 · 106. Hutbe
İmam Ali
Programı apaydın, yolları en açık, meşalesi yüce, yolu aydınlık, ışığı aydınlatıcı, meydanı geniş, varılacak yeri yücedir. Yarışmacıları toplayan, ödülü değerli, yarışanlar da şerefli binicilerdir. Yolu tasdik, yolunun işaretleri salih amel, ölümü son, dünyası imtihan, kıyameti toplanma yeri, cenneti de ödüldür. ...Peygamber, dileyenlere hidayet ateşini alevlendiren ve şaşıranlara işaretleri gösterendir. Allahım! O senin eminin, din gününde tanığın; nimetinle, hak ile rahmet olarak gönderdiğin elçindir. Allahım! Adlinden onun payını ver, fazlından ona kat kat hayır ihsan et. Allah'ım onun kurduğu binayı, yapılan binaların en üstünü kıl. Katından ona ikram et ve şerefli kıl. Derecesini yükselt, ona yakınlaşma vesilesini ihsan et. Yücelikler, faziletler ver. Bizi zelil kılınmamış, pişman olmamış, sapmamış ve fitneye düşmemişler zümresiyle haşret. rivayetlerdeki farklılık sebebiyle burada da naklettik "Allah'ın size olan ikramının yüceliğinden cariyelerinize bile ikram ediliyor, komşularınıza muhabbet ediyorlar. Bir üstünlüğünüz olmadığı ve üzerlerinde bir hakkınız bulunmadığı hâlde sizi yüce sayıyorlar. Onlar üzerinde gücünüz ve otoriteniz olmadığı hâlde sizden korkuyorlar.
Allah'ın ahitlerinin çiğnendiğini gördüğünüz hâlde kızmıyor, babalarınızın sözlerinin bozulmasına ise …
NEH_0158 · S. 165 · 106. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Allah'ın ahitlerinin çiğnendiğini gördüğünüz hâlde kızmıyor, babalarınızın sözlerinin bozulmasına ise öfkeleniyorsunuz. Allah'ın emirleri size getirilir, sizin elinizle icra edilir ve size müracaat edilirdi. Ama yerinize zalimleri yerleştirdiniz, işlerinizin idaresini onlara verdiniz, Allah'ın emirlerini onların eline teslim ettiniz. Onlar ise şüphelerle amel ediyor, şehvetlerinin peşinde koşuyorlar. Allah'a yemin olsun bunlar sizi her bir yıldızın altında ayırıp dağıtsa bile, Allah kendilerini bekleyen o kötü gün için sizi mutlaka toplayacak, bir araya getirecektir.1 Sıffin Savaşı'nın günlerinin birinde bu hutbeyi irad etmiştir: Döndüğünüzü, saflarınızın dağıldığını, aşağılık zalimlerin, Şam halkının hücumlarının sizi sürdüğünü gördüm. Oysa siz, Arabın öncüleri, şereflilerisiniz. Yüzde burun, yücelikte devenin hörgüçleri gibisiniz. Sonunda onları, sizi sürdükleri gibi sürdüğünüzü, sizi yerlerinizden ettikleri gibi yerlerinden edip zelil kıldığınızı, önde gelenleri ok, kılıç ve mızraklarla geri kalanlara kattığınızı, susuz develeri havuz kıyılarından, meralardan sürer gibi sürdüğünüzü gördüm de ıstıraptan inleyen, kederden kabaran göğsüm yatıştı.2 Gelecekteki önemli olayları haber vermektedir: Hamt, yarattıklarına yaratışıyla tecelli eden, delilleriyle kalplerine görünen, halkı düşünmeye ihtiyaç duymaksızın yara- tan Allah'adır. Düşünüp taşınmak, ancak iç/batın sahibi olanlara yaraşır. Oysa Allah'ın bir iç ve batını yoktur. İlmi; her türlü gaybi gizlilikleri ve gizli inançları kuşatmıştır. ...Muhammed'i; nebiler soyundan, ışıklar saçan en yüce yerden, Mekke'nin göbeğinden, karanlıkları aydınlatan nurlardan, hikmet kaynaklarından seçmiştir. ...O (Peygamber), dertlerine deva bulmak için tıp bilgisiyle hastalarını dolaşan bir hekimdir. İlaçlarını hazırlamış, tıp malzemelerini ısıtmış, ihtiyaç duyulduğunda onlarla kör gönülleri, sağır kulakları, söylemez dilleri iyileştirir. Gaflet ve şaşkınlık içinde olanları ilaçlarıyla iyileştirmek için arar bulur.
Ama (Ümeyyeoğulları) hikmet nuruyla nurlanmamış, nurlu ilimlerin ışığıyla aydınlanmamış kimselerdir.
NEH_0159 · S. 165 · 106. Hutbe
İmam Ali
Ama (Ümeyyeoğulları) hikmet nuruyla nurlanmamış, nurlu ilimlerin ışığıyla aydınlanmamış kimselerdir. Onlar bu durumda otlayan dört ayaklı hayvanlara benzemekte; katılığı, kayaları taşları andırmaktadır. Basiretli olanlara sırlar açıklanmıştır. Talep edenlere hak yol apaçık gösterilmiştir. Kıyametin örtüsü açılmış, geliş alametleri akıllılar için aşikâr olmuştur. Bana ne oluyor da sizi ruhsuz cesetler, cesetsiz ruhlar, ıslah olmadan ibadet eden, kazanmadan ticaret yapan kullar olarak görüyorum. Uykuya dalmış uyanıklarsınız, bedeniniz burda, ruhunuz yok, kör gibi bakıyor, sağır gibi dinliyor, dilsiz gibi konuşuyorsunuz. Sapıklık bayrağı yerine dikilmiş, gölgesi (taraftarları) etrafa yayılmıştır. Sizi kendi ölçeği ile ölçek alıyor, ayakları altında eziyor. Önderi İslâm dininden çıkmış, sapıklık üzere yaşamaktadır. Sizi yendiği gün, sizden geriye, yenmiş yemeğin kaptaki artığı veya boş zahire çuvalındaki kırıntı kadarınız kalır. Sizi deri tabakaları gibi soyar, hasat edilmiş bir ekin gibi öğütür. Kuşun küçük taneler içinden büyük taneleri seçip yemesi gibi, içinizden mümin kişiyi, zarar vermek için seçip alır. Bu yollar sizi nereye götürüyor?
Karanlıklar ne zamana kadar sizi şaşırtacak, yalanlar ne zamana kadar aldatacak sizi?
NEH_0160 · S. 165 · 106. Hutbe
İmam Ali
Karanlıklar ne zamana kadar sizi şaşırtacak, yalanlar ne zamana kadar aldatacak sizi? Bunlar nereden başınıza geldi? Nasıl döndürülüyorsunuz? Her ecel kitapta yazılmıştır. Her gidişin bir dönüşü vardır. İçinizdeki Rabbani âlimin sözlerini dinleyin, kalplerinize yerleştirin, sizi çağırdığında uyanın. Habercinin halkına elbette doğru söylemesi, etrafındakileri toplaması ve zihnini hazırlaması gerekir. İşin aslı sizlere bütün açıklığıyla anlatılmıştır. Omurgayı kırdıkları veya ağaçtan reçine almak için ağacın kabuğunu soydukları gibi işin hakikati sizlere açıklanmıştır. İşte o zaman batıl yerine yerleşir, cehalet bineğine biner, azgınlık büyür, davetçiler azalır. Zaman, saldırıp yaralayan canavar gibi saldırır; susup sinen ve evlek deveye benzeyen batıl, seslenmeye başlar. İnsanlar kötülük yolunda el ele verir, din işlerinde birbirlerinden uzaklaşırlar. Yalanlarda dost, doğruda düşmanlık ederler. İş bu hâle gelince, oğul (valideyne) gazap olur, yağmur sıcaklığı arttırır; kötüler çoğalıp taşkınlıklar artarken, iyiler iyice azalır. Bu zaman halkı kurt, sultanları canavar, orta hallileri yem, fakirleri ise ölülerdirler. Doğruluk batıp gider, yalan çoğalıp yayılır, dilleriyle sever, kalpleriyle düşmanlık ederler. Fısk, bir asalet; iffetli ve namuslu olmak ise acayip işlerden sayılır ve İslâm, ters giyilen bir elbise gibi giyilir.1

109. Hutbe

Allah'ın kudreti, azameti ve kıyamet hakkında: Her şey Allah'a boyun eğmiştir.
NEH_0161 · S. 170 · 109. Hutbe
İmam Ali
Allah'ın kudreti, azameti ve kıyamet hakkında: Her şey Allah'a boyun eğmiştir. Her şey O'nun sayesinde ayaktadır; her fakirin zenginliği, her düşkünün izzeti, her zayıfın kuvveti, her zulmedilenin sığınağıdır... O, konuşanı duymakta, her susanın içini bilmektedir. Yaşayanların rızkını karşılamak O'na aittir. Ölenin dönüşü O'nadır. (Rabbim!) Gözleri seni göremez ki anlatsın. Zira sen, yarattığın vasfedenlerden önce var idin. Onları yalnızlık vahşetinden ötürü yaratmadın. Bir yarar uğruna kullanmadın. İstediğin kişi senden öne geçemez, yakaladığın kimse senden kurtulamaz. Sana karşı gelen hükümranlığını eksiltmez. Sana boyun eğen, senin mülkünü arttırmaz. Hükmünden memnun kalmayan, senin kararını geri çeviremez. Emrinden dışarı çıkan senden müstağni olamaz. Tüm sırlar sende bellidir. Tüm bilinmezler sende belirgindir. Sen ebedisin, dolayısıyla senin zaman sınırın olmaz. Sen son noktasın, senden kaçış yok. Vaat edilen yersin. Senden kaçış yine sanadır. Her canlının kaderi senin elindedir. Herkesin dönüşü sanadır. Ey münezzeh, şanın ne yüce! Ey münezzeh, görebildiğimiz yaratıkların ne yüce! Her bela senin kudretinin yanında ne küçük! Görebildiğimiz melekûtun ne kadar muhteşem!
Bunlar, gözümüzden kaçan hükümranlığının yanında ne cılız!
NEH_0162 · S. 170 · 109. Hutbe
İmam Ali
Bunlar, gözümüzden kaçan hükümranlığının yanında ne cılız! Dünyadaki nimetlerin ne kadar bol, ahiretteki nimetlerine göre ne kadar da küçük (az.) ...Göklerinde yerleştirdiklerin ve yerden yükselttiğin melekler, seni en iyi bilen yaratıklardır. Senden en çok korkan ve sana en yakın olanlardır. Sulbe yerleşmemiş, rahme sokulmamışlar, nutfeden yaratılmamışlardır. Zamanın hadiseleri onları dağıtmaz. Onlar senin katındaki yerlerindedir, yerleri senin yanındadır. İstekleri sende toplanır. İbadetlerinin hepsi sanadır. Emrinden gafletleri azdır. O hâlde, kendilerine gizli olan hakikatinin künhüne de erseler, amellerini hiçe sayıp kendilerini kınarlar, kendilerinin sana gereği gibi ibadet ve itaat etmediklerini anlarlar. Münezzeh yaratıcı ve mabutsun! Yarattıklarını güzel imtihan etmek için bir yurt yarattın. Orada bir sofra hazırladın: İçecekler, yiyecekler, eşler, hizmetçiler, saraylar, ırmaklar, tarlalar, meyveler... Sonra şu sofraya davet eden bir davetçi gönderdin. Fakat ne davetçiye icabet eden, ne rağbet ettirdiğine rağbet eden ve ne de teşvik ettiğine müştak olan oldu. Yediklerinde rezil rüsva oldukları murdara yöneldiler ve sevgisinde birleştiler.
Sevdikleri şey gözlerini körleştirmiş, kalplerini hasta etmiştir.
NEH_0163 · S. 170 · 109. Hutbe
İmam Ali
Sevdikleri şey gözlerini körleştirmiş, kalplerini hasta etmiştir. Artık sağlıksız bir gözle bakmakta ve iyi duymayan bir kulakla işitmektedirler. Hevesleri, akıllarını çelmiş; dünya kalplerini öldürmüştür. O, kendini oraya kaptırmıştır. Artık dünyanın ve ondan bir şeye sahip olanların kölesi olup çıkmıştır. Gittiği yere gitmekte, yanaştığı yere yanaşmaktadır. Allah'tan sakındıran vicdanı ve öğüt alacağı bir vaizi yoktur. Elindekileri yükseliş ve inişi olmadığı şeklinde bir yanılgıyla görür. Bilmedikleri şey (bela) başlarına nasıl da gelmiştir! Emin oldukları dünyadan ayrılmışlar; ahirete, kendilerine vaat edilene gelmişlerdir. Başlarına nitelendirilmesi zor şeyler gelmiş: Ölüm sarhoşluğu ve yok oluşun feryadı üstlerine çökmüş, kendilerinden geçmişler, renkleri atmıştır. Ölüm aralarına girmeye başla- mış, kişiyle konuşması arasına girmiştir. Kişi tanıdıkları arasında gözüyle bakar, kulağıyla işitir, aklı ve zekâsı yerindedir. Giden ömrünü ve zamanın götürdüklerini düşünmektedir. Topladığı malları hatırlamaktadır. İsteklerinde helal-haram gözetmemiş, bellisini de belirsizini de kabullenmiştir. Topladığı her şey kendisine bağlanmıştır. Onlardan ayrılmak üzere olduğunu görür.
Topladıkları, nimetlenecekleri ve keyiflenecekleri şeyler olarak geridekilere kalır.
NEH_0164 · S. 170 · 109. Hutbe
İmam Ali
Topladıkları, nimetlenecekleri ve keyiflenecekleri şeyler olarak geridekilere kalır. Rahatlığı başkasına kalmış, yükü sırtında kalmış ve onun rehini olmuştur. Ölüm anında kendisine açığa çıkan işlerden dolayı pişmanlık duyarak ellerini ısırmaktadır. Hayattayken istediklerinden vaz geçer, başkalarının gıpta ve hasret ettiği şeylerinin onların olmasını ister. Böylece ölüm bedeninde ilerlerken kulağı da dili gibi işlemez olur. Öyle ki daha tanıdıkları arasında diliyle konuşmaz, kulağıyla işitmez olur. Göz ucuyla tekrar tekrar yüzlerine bakar, dillerinin kıpırdayışlarını görür, sözlerini duymaz. Ölüm iyice nüfuz edip yanaşmıştır. Böylece kulağı gibi gözü de alınmıştır artık. Ruh cesedinden çıkmış, cesedi kadavra hâline gelmiştir. Herkes onunla oturmaktan vahşete kapılmakta ve ondan uzak durmaktadır. Ne ağlayanına yardım edebilmekte, ne de çağıranına icabet edebilmektedir. Sonra onu toprağa verirler.
Onu orada yaptıkları ile baş başa bırakırlar, her zaman için onu görmekten mahrum kalırlar.
NEH_0165 · S. 170 · 109. Hutbe
İmam Ali
Onu orada yaptıkları ile baş başa bırakırlar, her zaman için onu görmekten mahrum kalırlar. (Bu iş böylece devam eder, gider.) Yazgı süresini, emir vadesini doldurunca, yaratılmışların ilki sonuncusuna eklenip de yaratılmışları yenileme isteği gelince Allah, gökyüzünü harekete geçirir, yeryüzünü yarıp titretir, dağları yerinden eder, korkunç ve karşı durulmaz gücüyle onları birbirine çarparak un-ufak hâle getirir, içindekileri çıkarır, onları eskidikten sonra yeniler, ayrıldıktan sonra bir- leştirir. Daha sonra onları gizli kalmış işlerinden ve örtülü amellerinden sorguya çekmek için iki bölüme ayırır: Bir grubuna nimet verir, diğerinden intikam alır. İtaatkârları kendi yanına yerleştirip, ebedi yurdunda ağırlar. Oradan taşınmayacaklardır. Şartlar kendilerini değiştirmez, korkuya kapılmaz, hastalanmaz, tehlikeye maruz kalmaz ve yolculuk zorluğuna katlanmazlar. İsyankârları ise en berbat yurda indirmiştir. Eller boyunlara bağlı, alınlar ayaklara bitişiktir. Onlara katrana bulanmış gömlekler, ateşten düğmeli elbiseler giydirilmiştir. Sıcaklığı şiddetli bir azap içindedirler, kapı da yüzlerine kapalıdır. Hararetle ses çıkaran çok parlak, kasıp kavuran bir ateşin içindedirler.
İçindekiler için gidecek yer yoktur. Tutsakları için fidye kabul olmaz, zincirleri kopmaz.
NEH_0166 · S. 170 · 109. Hutbe
İmam Ali
İçindekiler için gidecek yer yoktur. Tutsakları için fidye kabul olmaz, zincirleri kopmaz. Buranın bir süresi yoktur ki son bulsun, buradakilerin belirli bir ömrü yoktur ki ölsünler. ...O, (Peygamber) dünyayı çok küçük saymış, küçümsemiştir. Değersiz görmüş, ciddiye almamıştır. Bilmiştir ki, Allah burasını hor olduğu için bilerek ondan uzak tutmuş ve başkasına vermiştir. Bu yüzden kalbini dünyadan çevirmiş, onun adını gönlünden çıkarmıştır. Onun süsünün gözden uzak olmasını, gösterişli bir elbise ya da bir mevki edinmemek için daha sevimli bulmuştur. Halkın özrü kalmasın diye Rabbinden haber vermiş, ümmetine uyarıcı olarak nasihat etmiş, müjdeci olarak cennete çağırmış, korkutucu olarak ateşten korkutmuştur. Bizler peygamberlik ağacı, risaletin indiği mekân ve meleklerin inip çıktığı yeriz; ilmin madeni, hükmün kaynağıyız.

110. Hutbe

Bizi sevip destek olan rahmet, düşmanımız ve bize kin besleyen ise Allah'ın kahrını beklemelidir.1 İslâm'ın …
NEH_0167 · S. 174 · 110. Hutbe
İmam Ali
Bizi sevip destek olan rahmet, düşmanımız ve bize kin besleyen ise Allah'ın kahrını beklemelidir.1 İslâm'ın temellerini beyan etmektedir: Allah'a yakınlaşmayı isteyenlerin bu yakınlaşmadaki en temel vesileleri; Allah'a ve Resulüne iman, İslâm'ın zirvesi olan Allah yolunda cihad, insan fıtratıyla uyum içinde olan ihlâs kelimesi, dinin hakikati olan namazı kılmak, vacip bir fariza olan zekâtı vermek, azab için bir kalkan olan Ramazan ayında oruç tutmak, yoksulluğu giderip günahları temizleyen Beyt'i haccetmek ve umre yapmak, malı çoğaltıp eceli geciktiren sıla-ı rahim yapmak, hataları örten gizli sadaka vermek, kötü ölümü savan açık sadaka vermek, bayağı işler yapmaktan alı-koyan marufu işlemektir. Hepiniz Allah'ı zikre koşun, bu zikirlerin en güzelidir. O'ndan muttakilere vadettiği şeylere rağbet edin. Şüphesiz, onun vaadi en doğru vaaddir. Peygamberinizin gösterdiği yolda yürüyün, çünkü o yolların en efdalidir. Sünnetine uyun, çünkü o sünnetlerin en doğrusu olandır. Kur'ân'ı öğrenin, çünkü o sözlerin en güzelidir. Onda anlayışınızı derinleştirip kavrayışınızı genişletin. Çünkü o gönüllerin baharıdır. Nuruyla şifa bulun, zira o göğüslerin şifasıdır. Onu en güzel okuyuşla okuyun. Çünkü o kıssaların en faydalısıdır.

111. Hutbe

İlmi dışında amel eden âlim; cehaletten uyanmayan, tereddüt içinde şaşırıp kalan cahile benzer.
NEH_0168 · S. 175 · 111. Hutbe
İmam Ali
İlmi dışında amel eden âlim; cehaletten uyanmayan, tereddüt içinde şaşırıp kalan cahile benzer. Ama onun aleyhindeki hüccet daha büyük, onun pişmanlığı en derin pişmanlıktır. Allah katında en fazla kınanacak olan da odur.1 Allah'a hamdüsenadan sonra dünyaya tapmayı kınamaktadır: Sizi dile damağa hoş gelen, görünüşü güzel olan dünya hakkında uyarırım. Dünya şehvetlerle bezenmiştir. Nimetleri yakın olduğundan kendisini sevdirir. Az bir hoşlukla iyi görünür, emellerle bezenir, aldatıcı şeylerle kaplanmıştır. Verdiği sevinç baki olmadığı gibi, derdinden ve kederinden kurtuluş imkânı da yoktur. Çok aldatıcı ve zarar vericidir. Değişken ve yok olucu, fani, helak olucudur. İçindekileri yer bitirir. Dünya kendini isteyenlerin tüm arzularına cevap verecek bir hâle gelse ve onları kendinden razı etse, yine de noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'ın şu buyruğunu aşamaz: "Gökten indirdiğimiz su ile yeryüzünde yetişen bitkiler birbirine karışır, sonunda kurur ve rüzgâr savurur; Allah her şeye kadirdir."2 Dünyadaki herkes için sevinçten sonra gözyaşı, her ikbalinin de dönüşü vardır. Henüz başına yumuşak mutluluk yağmurları yağmadan, bela şimşekleri iner.
Birine sabahleyin yardım eder, akşam olunca tanımamazlıktan gelir.
NEH_0169 · S. 175 · 111. Hutbe
İmam Ali
Birine sabahleyin yardım eder, akşam olunca tanımamazlıktan gelir. Eğer bir tarafı hoş ve tatlıysa, diğer bir tarafı da acı ve beladır. Onun zevkine erip, güzelliğini tadamadan belaları ve dertleri ulaşır, selâmete kavuşup akşamlamadan, mutlaka korkuyla sabahlar. Aldatan dünyada ne varsa hepsi aldatıcıdır. Fanidir, içindekiler yok olur. Onun azıklarından, takvadan başka hiçbirinde hayır yoktur. Ondan az şey elde eden, çokça güven; çok şey elde eden ise helakı için korku ve endişe elde etmiş demektir. Zaten kazandıkları da az sonra yok olur. Dünya, nice güveneni derde; nice mutmain olanı helake uğratmış, nice büyüğü hakir, nice benlik davası güdeni zelil kılmıştır. Onun saltanatı elden ele dolaşır; yaşamı bulanıktır. Lezzetlisi lezzetsiz, tatlısı acı, gıdası zehir, tutunulacak her şeyi çürümüştür; tutanın elinde kalır. Orada diri olan ölümü bekler; sağlam olan hastalığa maruzdur. Mülkü kalıcı değil, güçlü olanı mağlup, malı olan mihnete uğramış, ona komşu olan yağmalanmıştır. Sizden önce daha çok yaşayıp eser bırakanların, olmayacak emeller peşinde koşanların, yardımcıları hazır ve orduları çok olanların yurdunda değil misiniz?
Onlar da dünyaya taptılar, nasıl da dinlerini bırakıp dünyaya aldandılar, taptılar.
NEH_0170 · S. 175 · 111. Hutbe
İmam Ali
Onlar da dünyaya taptılar, nasıl da dinlerini bırakıp dünyaya aldandılar, taptılar. Ondan sonra, kendilerini menzile ulaştıracak azık almadan, o güç yolları aşacak binekleri olmadan göçüverdiler. Acaba dünyanın, onlardan birini fidye karşılığı bıraktığını, onlara yardımda bulunduğunu, onlarla dostluk kurduğunu gördünüz mü hiç? Hayır, aksine onları belalara uğrattı, yıprattı; yüzüstü yere atıp, ayaklarının altında ezdi. Onlara ancak ölümle yardım etti. Ebediyen ayrılıp gittikleri zaman kendisini seçip uyanları, kendisine dayananları tanımadığını mutlaka görmüşsünüzdür. Onlara açlıktan başka bir azık mı verdi? Baskı ve darlık dışında bir yurt mu edindirdi? Karanlıklar dışında bir aydınlık mı hediye etti? Pişmanlık dışında bir şey mi getirdi? Acaba böyle bir dünyayı her şeyden öne mi geçirirsiniz? Ona güvenir misiniz? İnsanları ona teşvik mi edersiniz? Bu yurt; kendisine karşı kötümser olmayan ve korku içinde yaşamayan kimseler için ne kötü yurttur. Onu bırakıp gideceğinizi, göçeceğinizi bilin, gerçi bilirsiniz ya! "Kuvvet bakımından bizden kuvvetli olan kimdir?"1 diyenlerden öğüt alın.
İstemedikleri bineklere bindirilerek kabirlere indirildiler, misafirliğe çağrılmadan mezarlarına kondular.
NEH_0171 · S. 175 · 111. Hutbe
İmam Ali
İstemedikleri bineklere bindirilerek kabirlere indirildiler, misafirliğe çağrılmadan mezarlarına kondular. Kerpiçten kabirleri örüldü. Kefenleri topraktan biçildi. Çürümüş kemiklere komşu oldu. Artık çağırana gidemeyen komşular oldular; onlara yapılan hiçbir zulmü gideremez, feryat edene aldırış bile edemezler. Ne yağmura sevinir, ne de kuraklıktan ümitsizliğe kapılırlar. Topluluk gibi görünürler, ama yalnızdırlar. Komşu gibi görünürler, ama uzaktırlar. Uzak değiller, fakat birbirlerini ziyaret etmezler, yakındırlar, ama birbirlerine yakınlaşmazlar. Kinleri yitmiş halim kişiler, hasetleri ölmüş habersizlerdir. Ne zararlarından korkulur, ne de defetmek için çare düşünülür. Yerin üstünü bırakıp altını, genişliğini bırakıp darlığını, akrabalarla birlikte olmak yerine gurbeti, aydınlığını bırakıp karanlığını yurt edinmişlerdir. Topraktan geldikleri gibi toprağa geri döndüler. Dünyadan ayakları yalın, bedenleri çıplak olarak sadece amelleriyle ayrılmış, ebedi yaşayışa, beka yurduna göçmüşlerdir.

112. Hutbe

Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah da şöyle buyurmaktadır:
NEH_0172 · S. 178 · 112. Hutbe
İmam Ali
Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah da şöyle buyurmaktadır: "İlk kez yarattığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar yaratacağız. Şüphesiz biz yapanlarız."1/2 Ölüm meleğinin canları alması ve kulların Allah'ı nitelendirme hususundaki acziyetlerin beyanı hakkında: Eve girdiği zaman onu (Azrail'i) hissediyor musun? Ya da birinin canını alırken onu görür müsün? Dahası, cenini anası karnında nasıl öldürür? Oraya bazı yarıklardan mı sızmakta, yoksa Rabbinin izniyle ona ruh mu icabet etmektedir? Yoksa, zaten onun için bir yerde mi oturmaktadır? Kendi gibi bir yaratılışı vasfetmekten aciz kişi, ilâhını nasıl vasfetsin?3 Dünyaya tapmayı kınama hakkında: Dünyadan el çekmenizi tavsiye ederim. Orası göçülecek yerdir, konaklanacak değil. Aldatıcı şeylerle süslenmiş, onlarla aldatmıştır. Rabbinin katında bayağı görülmüş bir yurttur.

Dünyaya tapmayı kınama hakkında:

Helali haramına, hayrı şerrine katışıktır. Hayat ölümle, tatlı acı ile iç içedir.
NEH_0173 · S. 179 · Dünyaya tapmayı kınama hakkında:
İmam Ali
Helali haramına, hayrı şerrine katışıktır. Hayat ölümle, tatlı acı ile iç içedir. Bu yüzden Allah onu dostlarına özgü kılmamıştır ve onu düşmanlarından esirgememiştir. Hayrı gönülsüz, şerri hazırdır. Ondan toplanan tükenir, edinilen mülk alınır. Bayındırı harab olur. Yapısı çöküp gidecek binaya benzeyen, ömrü de azığının bitmesiyle biten ve müddeti de bir sefer gibi sona erecek olan diyardan ne hayır gelir! Allah'ın size farz kıldığı şeyler için çalışın, sizden istediğini eda etme gayretini de vermesini dileyin. Sizi çağırmasından önce ölümün çağrısına kulak verip dinleyin. Zahitler, dünyada gülseler bile kalpleri ağlar, sevinçli olsalar da üzülür ve gıpta edilecek kadar lütfe erseler de az kulluk ettikleri için kendilerine kızarlar. Eceli hatırlamak kalbinizden silinmiş, yalan istekler sizi kuşatmış, dünya sizi ahiretten fazla avucuna almış, çabuk elde edilen dünya nimeti, zamanla elde edilecek ahireti gönüllerinizden çıkarmıştır. Siz Allah'ın dininde kardeşsiniz. Sizleri ancak gönüllerinizdeki çirkinlik ve kalplerinizdeki kötülük birbirinden ayırdı. Birbirinize yardım etmiyor, öğüt vermiyor, ihsanda bulunmuyor, birbirinizi sevmiyorsunuz.
Size ne oluyor ki, dünyada edindiğiniz az şeye seviniyor, ahiretten yitirdiğiniz çok şeye üzülmüyorsunuz!?
NEH_0174 · S. 179 · Dünyaya tapmayı kınama hakkında:
İmam Ali
Size ne oluyor ki, dünyada edindiğiniz az şeye seviniyor, ahiretten yitirdiğiniz çok şeye üzülmüyorsunuz!? Dünyadan yitirdiğiniz az ve önemsiz şeyler sizi ızdıraba itiyor, ızdırabınız yüzlerinizde beliriyor; az bir şey kaybedince sabrınız tükeniyor. Sanki orası sizin ebedî yurdunuz, metası da size ebedi gibi göründü. Ayıbınızı yüzünüze söylemesinden korktuğunuz için hiçbiriniz kardeşinizin ayıbını söylemiyorsunuz. Gerçekten ahireti terk etmek ve dünya sevmekte el ele verdiniz. Dininiz dillerinize pelesenk olmuş, Sanki her biriniz amelini işleyip tamamlamış, efendisinin rızasını kazanmıştır.1 Bu hutbede insanlara öğüt vermektedir: Hamdı nimetlere, nimetleri şükre kavuşturan Allah'a hamd olsun. Tıpkı belalarına hamd ettiğimiz gibi, nimetlerine de hamt ederiz. Kendisine emredilenlerde yavaş davranan, nehyedilenlere koşan nefsin şerrinden Allah'a sığınırız. İlminin kuşattığı, kitabının tek tek saydığı şeylerle O'ndan bağışlanma dileriz. Bir ilim ki sınırlı değil, bir kitap ki hiçbir şey dışta bırakılmamış. Biz O'na; gaybı bizzat görmüş, vaat edilene vâkıf olmuş kimselerin iman ettikleri gibi; ihlâsıyla şirki, yakiniyle şüpheyi ortadan kaldıran bir imanla iman ederiz.
Şahadet ederiz ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Tektir ve O'nun ortağı da yoktur.
NEH_0175 · S. 179 · Dünyaya tapmayı kınama hakkında:
Hz. Muhammed İmam Ali
Şahadet ederiz ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Tektir ve O'nun ortağı da yoktur. Hakeza (şahadet ederiz ki) Muhammed (s.a.a) O'nun kulu ve Resulü'dür. Bu iki şahadet; sözü yüceltir, ameli yükseltir. Bu ikisinin konulduğu mizan hafiflemez, kaldırıldığı mizan da ağır gelmez. Ey Allah'ın kulları! Sizi hedefe götürecek azık ve sığındığınızda sizi kurtaracak bir sığınak olan ilâhî takvaya sarılmayı tavsiye ediyorum. Azık ve sığınak odur. En duyarlı davetçi ona davet etmiş, en güzel anlayıp belleyen de onu anlamış ve bellemiştir. Takvaya çağıran, gerçek tebliği yapmış, takvayı anlayan da gerçekten kurtulmuştur. Ey Allah'ın kulları! Allah korkusu (takva), Allah'ın dostlarını O'nun koymuş olduğu haramlarını çiğnemekten alı-koyar, dostlarının kalplerini, O'nun korkusuna bağlar. Öyle ki onları seherlere kadar ayakta tutar, kavurucu bir günde (oruç tutarak) susuz bırakır da gene onlarda yorgunluk yerine rahat, susuzluk yerine suya kanmışlık görülür. Ölümün yakın olduğunu gördüklerinden salih amele koşarlar. Emellerini yalanlar, ecellerini gözetirler. Sonra dünya yokluk, zahmet, değişiklik ve ibret yurdudur. Dünyanın yokluk diyarı olması, okunu yayına takmış olmasından dolayıdır.
O okun sivri ucu hedefini şaşmaz, yarası da tedavi edilmez.
NEH_0176 · S. 179 · Dünyaya tapmayı kınama hakkında:
İmam Ali
O okun sivri ucu hedefini şaşmaz, yarası da tedavi edilmez. Diriyi ölü yapar, sağlamı sakat, başı selâmette olanı da derde sokar. Doymayan bir yiyici, kanmayan bir içicidir. Dünya bir zahmet yeridir; zira kişi yemeyeceği malı yığar, oturmayacağı evleri yapar. Sonra da gider Allah'ın huzuruna çıkar. Ne yanında taşıdığı malı vardır, ne de oturduğu binaları. Dünya değişiklik yeridir; zira acılanılacak kimseye gıpta edersin, gıpta edilecek kimseye de acırsın. Dünyada nimetler çabucak kaybolur, sıkıntılar birden bire bastırır. Dünya ibret yurdudur; zira insan emeline ulaşmak üzereyken, birden ölüm onun emellerini yok eder. Ne emeline kavuşur; ne de hayal etmeyi terk eder. Fesubhanellah! Dünya mutluluğu ne müthiş bir mutluluk! Susuzluğa kandırışı ne harika! Ve ne güzel gölgelendiriyor kavurucu sıcaklarda! Azrail gelince geri çevrilemez, giden de geri getirilemez. Fesubhanellah! Yaşayan ölüme kavuşmaya ölüden daha yakın, ölü de hayata yaşayandan daha uzak. Cezası dışında kötülükten daha kötü bir şey ve sevabı dışında hayırdan daha hayırlı bir şey yoktur. Dünyadaki her şeyi işitmek onu gör- mekten, ahiretteki her şeyi görmek onları işitmekten daha zor/büyük bir şeydir.
Size görmek değil de işitmek, gaybe muttali olmak değil de haberdar olmak yetsin.
NEH_0177 · S. 179 · Dünyaya tapmayı kınama hakkında:
dâr İmam Ali
Size görmek değil de işitmek, gaybe muttali olmak değil de haberdar olmak yetsin. Şunu bilmelisiniz ki dünyada eksilip ahirette artan şey; dünyada artıp da ahirette eksilenden daha hayırlıdır. Nice eksilen karlı olur, nice artan da zararlı! Emrolunduğunuz şeyler, nehiy olunduklarınızdan daha geniş; size helal kılınanlar, haram kılınanlardan daha çoktur. Öyleyse, az olanları çok olanlar için; dar olanı da geniş olanlar için terk ediniz. Allah sizin rızkınızı üstlenmiş ve sizler de (farz kıldıklarıyla) amel etmekle emrolundunuz. Onun size üstlendiği şey için çalışmayı, size farz kılınanla amel etmekten daha üstün tutmayın. Bununla beraber Allah'a yemin olsun ki şüpheler doğmuş, kesin şeyleri bürümüştür. Hatta sanki üstlenilen şey (rızık) size farzmış; farz kılınan (amel) da sizden kaldırılmış gibi telakki edilmeye başlanmıştır. O hâlde (salih) amel işlemeye gayret edin. Ölümün ansızın gelip çatmasından korkun. Çünkü kaybolan rızkın geri gelmesi umulabilir, ancak kaybolan ömrün gelmesi mümkün olmaz. Bugün elden kaçan bir rızık, yarın daha bir artmış şekilde geri gelebilir. Oysa dün ömrünüzden kaybettiğiniz bir vaktin bugün geri dönmesini bekleyemezsiniz. Umut gelenle, yeis geçenle beraberdir. Öyleyse "Allah'tan gereği gibi kor-- kun ve ancak Müslümanlar olarak ölün."1/2

115. Hutbe

Hz. Ali'nin yağmur duası: Ey Allah'ım!
NEH_0178 · S. 183 · 115. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali'nin yağmur duası: Ey Allah'ım! Dağlarımız kurudu, topraklarımız tozlandı, hayvanlarımız susadı, hepsi de ağıllarında şaşkınlık içinde, yavrusunu kaybetmiş anne gibi inlemekteler. Otsuz otlaklarda şaşkın şaşkın dolaşmakla, susuz pınarlara doluşmakla yoruldular. Ey Allah'ım! Koyunların iniltisi ve develerin böğürtüsüne acı. Ey Allahım! Onların yollardaki şaşkınlığına ve ağıllarındaki iniltilerine acı. Ey Allah'ım! Yılların sıkıntıları üzerimize çöreklenince, yağacakmış gibi olup da yağmur yüklü bulutlar yağmayınca sana geldik. Sen, başı darda kalanlara ümit kapısısın. Sen, her isteyenin sorununu halledensin. Hayvanların umutsuzluğa düştüğü, bulutların gelmediği, yaylım develerinin helak olduğu şu zamanda bizi amellerimiz ve günahlarımızdan dolayı yargılamaman için sana dua ediyoruz. Bizim üzerimize yağmuru bol bulutlar, bereketli bol bir ilkbahar, gönüllere sevinç veren bitkiler göndererek bol rahmetini yay. Ölmüş şeyleri dirilten, kaybedilenleri geri getiren bir rahmet! Ey Allah'ım!
Senden su istiyoruz; kana kana doyuracak, diriltecek, tertemiz, bereketli, verimli, kökleri filizlendiren, …
NEH_0179 · S. 183 · 115. Hutbe
İmam Ali
Senden su istiyoruz; kana kana doyuracak, diriltecek, tertemiz, bereketli, verimli, kökleri filizlendiren, dalları meyvelendiren, yaprakları yemyeşil eden, kulların- dan zayıf olanları güçlendiren ve ölü olan arazileri canlandıran bolca bir su... Ey Allah'ım! Senden bereketli topraklarımızı bitkilerle dolduracak, vadilerimizi canlandıracak, çevremizi yemyeşil edecek, meyvelerimizi bollaştıracak, hayvanlarımızı yaşatacak, en uzak yöndeki komşularımızı faydalandıracak, güneşli çöller ve tarlaları nasiplendirecek bir su istiyoruz. Fakir iklimlere ve çöllerdeki vahşi hayvanlara sonsuz ikramını ve geniş bereketini nasip et. Rabbim! Bizim üzerimize her tarafı ıslatacak, bardaktan boşanırcasına bir yağmur indir. Bir yağmur ki, taneleri sicim gibi insin, biri bitince biri başlasın. Ne yalancı şimşekler, ne de yalancı bulutları olsun. Ne yağmur getirmeyen parça parça bulutlar, ne de görünüp kaybolan bulutlar. Gönderdiğin bu yağmur, kıtlıktakilerin meralarını yemyeşil yapsın, kuraklıktakileri de bereketinle diriltsin. Çünkü sen, "Onlar umutsuzluğa düştüğünde yağmuru indirir ve rahmetini yayarsın.
Sen çok övülen bir velisin."1/2 Dostlarına öğüt vermektedir:
NEH_0180 · S. 183 · 115. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Sen çok övülen bir velisin."1/2 Dostlarına öğüt vermektedir: Allah Muhammed'i (s.a.a) hakka davetçi, halka şahit olarak göndermişti. Risaletlerini gevşemeden ve ihmal etmeden tebliğ etmiş, Allah yolunda Allah düşmanlarıyla gevşemeden, bahane ileri sürmeden cihat etmiştir. Muttakilerin imamı, hidayete erenlerin gözüdür. ...Eğer benim bildiğim gibi size gizlenmiş olan şeyleri bilseydiniz (evlerinizi terk edip) yollara düşer, yaptıklarınıza ağlar, yaslı kadınlar gibi dövünür, mallarınızı bırakırdınız; hem de başına ne bir bekçi diker, ne de birisine emanet ederdiniz. Sizin her biriniz başının derdine düşer, hiç kimseyle ilgilenmezdi. Fakat siz size verilen öğütleri unuttunuz, sakındırıldığınız şeylerden güvene erdiniz. Bunun için aklınız başınızdan gitti, işleriniz birbirine karıştı. Keşke Allah benimle sizin aranızı ayırsaydı da sizden daha layık olanlara katsaydı beni! Allah'a yemin olsun sağlam görüşlere sahip, yumuşak huylu, hakkı söyleyen, azgınlığı ve zulmü terk etmiş, hedefe koşarcasına önde giden, dosdoğru yolda ilerleyen bu (layık) topluluk ebedî mükâfatı ve rahat bir yaşamı elde etmiştir. Bi-lin ki, Allah'a yemin olsun size, Sakif kabilesinden kibirli ve haktan yüz çeviren birisi musallat olacak, yeşilliklerinizi yiyip yağlarınızı eritecek. Yeter artık ey Eba Vazaha!1

117. Hutbe

41 yılında doğan) Haccac-i Sakafî'ye işarettir.
NEH_0181 · S. 186 · 117. Hutbe
İmam Ali
41 yılında doğan) Haccac-i Sakafî'ye işarettir. Haccac'ın osuruk böceği ile bir hikâyesi vardır ki burası zikre uygun değildir.1 Bu hutbesinde can ve malı açısından cimrilik edenleri kınamaktadır: Mallarınızı size rızık verenin yolunda infak etmiyor, nefislerinizi yaratıcısının uğruna tehlikeye atmıyorsunuz. Allah adını kullanarak kulları üzerinde ikram sahibi olduğunuz hâlde, Allah'a kulları arasında ikram etmiyorsunuz. Sizden öncekilerin yaşadığı evlerde yaşamaktan ve en yakın kardeşlerinizden ayrılmaktan ibret alın.2 Salih dostları hakkında şöyle buyurmaktadır: Sizler hak üzere yardımlaşanlar, dinde kardeşler, zor gününüzde birbirlerinize koruyucu kalkan ve diğer insanlara karşı sırdaşlarsınız. Sizinle yüz çevirenleri vurur ve yönelenlerin itaatini ümit ederim. O hâlde bana riya ve şüpheden uzak nasihatlarla yardım edin. Vallahi ben, insanlara kendile- rinden daha evlâyım.1 Sıffin ve Nehrevan Savaşları'ndan sonra halkı cihada davet edince onların suskunluğu karşısında şöyle buyurdu: Ne bu hâliniz? Dilsiz mi oldunuz? Bazıları, "Ey Müminlerin Emiri! Sen hareket edersen biz de seninle hareket ederiz." deyince de şöyle buyurdu: Size ne oluyor?
Ne doğru yola girebildiniz, ne de dilediğinizi elde ettiniz.
NEH_0182 · S. 186 · 117. Hutbe
İmam Ali
Ne doğru yola girebildiniz, ne de dilediğinizi elde ettiniz. Bu şartlarda mı savaşa çıkayım? Ancak, cesur ve kuvvetlilerinizden oluşan, razı olduğum askerle savaşa çıkabilirim. Benim orduyu, şehri, beytülmalı, yeryüzünün toplanacak haracını, Müslümanlar arasında hüküm vermeyi isteyenlerin haklarını gözetmeyi bırakıp, az bir askerle önceden gönderdiğim öbür bölüğün arkasına düşmem, boş torbada sallanan bir ok gibi ses çıkarmam doğru olmaz. Ben değirmen taşının miliyim. O benim etrafımda döner ve ben yerimde sabitim. Ben ayrılınca da rayından çıkar, değirmen taşının altındaki sofra sallanır (içindekiler etrafa saçılır.) Bu ise Allah'a andolsun kötü bir görüştür. Allah'a andolsun düşmanla karşılaşınca şehit düşmeye ümitvar olmasaydım -keşke böyle bir şahadet bana mukadder olsaydı- bineğimi yaklaştırır, biner, sonra sizden ayrılır, kuzey ve güney yelleri estikçe sizi asla aramazdım. Zira siz kınayıp ayıplayanlarsınız, doğru yoldan, birlik ve dirlikten sapanlarsınız. (Tilki gibi) kurnazlıkla davranıyorsunuz; şüphesiz gönüllerinizin birliği olmadıktan sonra sayı çokluğunuzun bir faydası yoktur. Sizleri öyle bir açık yola koydum ki onda sadece helak ehli olanlar helak olur.
Kim bunu takip ederse gideceği yer cennet, kim de saparsa gideceği yer ateştir.1 Bu hutbesinde halka …
NEH_0183 · S. 186 · 117. Hutbe
Ehl-i Beyt İmam Ali
Kim bunu takip ederse gideceği yer cennet, kim de saparsa gideceği yer ateştir.1 Bu hutbesinde halka üstünlüklerini anlatmakta ve öğüt vermektedir: Allah'a andolsun, tebliğ edilen emirlerin, tamamlanan vaatlerin, söylenen sözlerin tümü bana öğretildi. Hikmetin kapıları, işlerin/emirlerin ışığı biz Ehli Beyt'tedir. Dikkat edin! Dinin hükümleri birdir, yolu düz ve doğrudur. Kim ona tâbi olursa hedefe ulaşır, kazanır; kim ondan geri durur uzaklaşırsa, sapar ve pişman olur. Azıkların hazırlanacağı, gizli şeylerin açığa çıkacağı gün için çalışıp çabalayın. Aklı nezdinde hazır olan şeylerin kendisine fayda vermediği kişi, aklı nezdinde gizli olan şeyler hususunda daha fazla acze düşer, yoksun düşer ve şaşkınlık içinde kalır. Harareti şiddetli, dibi derin, ziyneti demir, içeceği irin olan ateşten sakının. Bilin ki, Allah'ın insanlar içinde bir kişiye güzel ün vermesi, teşekkür etmeyene miras bırakacağı mal vermesinden daha hayırlıdır.2

121. Hutbe

Leyletü'l-Harir'den sonra Sahabelerden biri ayağa kalkıp kendisine "Önce bizi hakemlikten alıkoydunuz, sonra …
NEH_0184 · S. 189 · 121. Hutbe
İmam Ali
Leyletü'l-Harir'den sonra Sahabelerden biri ayağa kalkıp kendisine "Önce bizi hakemlikten alıkoydunuz, sonra da bunu bize emrettiniz. Bu iki işten hangisi daha doğrudur?"deyince, Emirü'lMüminin, bir elini diğer eline vurduktan sonra şu konuşmayı yaptı: Biatini terk edip ahdini bozanların cezası budur. Bilin ki, Allah'a andolsun size (savaşa devamı) emrettiğim zaman, Allah'ın hayır kıldığı, ama istemediğiniz bir işe zorluyordum sizi. Bana uysaydınız, sizi doğru yola sevk ederdim, eğrilseydiniz sizleri doğrulturdum, itaat etmeseydiniz çarenize bakardım. Bu da doğru bir şey olurdu. Fakat bu işi kimin için, kiminle yapayım? Siz benim derdimsiniz, sizi tedavi etmek istiyorum. Ayağındaki dikeni dikenle çıkarmaya çalışan kişiye benziyorum. O da biliyor ki bu diken o dikenin yerinde kırılacak kalacaktır. Ey Allah'ım, bu dermansız derdin hekimleri ilaç bulmaktan bıktı, bu derin kuyudan su çekenler usandı, çaresiz kaldı!
İslâm'a davet edildiğinde kabul eden, Kur'ân'ı okuyup onu güzel anlayan, cihada çağrıldıklarında yavrusuna …
NEH_0185 · S. 189 · 121. Hutbe
İmam Ali
İslâm'a davet edildiğinde kabul eden, Kur'ân'ı okuyup onu güzel anlayan, cihada çağrıldıklarında yavrusuna koşan dişi deve gibi süt emen çocuklarını bile bırakıp koşan, kılıçlarını kınlarından sıyırıp yalın kılıçla saldıran, bölük bölük ve saflar hâlinde arzın her tarafına yayılan topluluk nerede? Bir kısmı yok oldu, bir kısmı kurtuldu. Hayatta kalanlardan dolayı sevinmiyor, ölenler için başsağlığı dilemiyorlardı. (Allah korkusundan) Ağlamaktan gözleri dünyayı göremez olmuş, oruçtan karınları çekilmiş, dua etmekten dudakları kurumuş, uykusuzluktan benizleri solmuş, simalarına Allah'a bo- yun eğenlerin tozu konmuştu. İşte onlar, benim giden kardeşlerimdir. Onları görmeye müştak olup hasretiyle, ayrılıklarının acısıyla ellerimizi ısırmayı hak ettik. Şeytan, yollarını güzel gösteriyor, dininizi düğüm düğüm çözmek istiyor. Sizleri birlik yerine ayrılığa ve ayrılıkla da fitneye düşürmeye çalışıyor. O hâlde onun vesvese ve büyüsünden yüz çevirin; size nasihat armağan edenin nasihatını tutun, ona bağlanın.1 Hz. Ali hakemeyn olayına itiraz eden Haricîlerin yanına gelerek şöyle buyurdu: Hepiniz, Sıffin'de bizimle birlikte miydiniz? "Olan da var olmayan da var" dediler. Şöyle buyurdu: İki kısma ayrılın; Sıffin'de bulunanlar bir yanda, bulunmayanlar da diğer yanda toplansın da her gruba kendine uygun olanı diyeyim. Ardından halkı çağırdı ve şöyle buyurdu: Konuşmanızı kesin, sözlerimi dinleyin, can kulağıyla dinleyin; şahitlik yapmanızı istediğimde herkes o konuda bildiğini söylesin.

122. Hutbe

Sonra onlara uzun bir konuşma yaptı. Bu cümleden şöyle buyurdu:
NEH_0186 · S. 191 · 122. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Sonra onlara uzun bir konuşma yaptı. Bu cümleden şöyle buyurdu: Onlar hile, aldatma, kandırma ve düzenle mushafları mızraklarının ucuna taktıkları zaman; "Bunlar da dindaş ve kardeşlerimizdir, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'ın kitabına sığınarak geçmiş hatalarını bağışlamamızı diliyorlar. O hâlde onları kabul edelim ve kalplerinden hüznü uzaklaştıralım" diye söylemediniz mi? Size, "Bu işin dış yüzü iman, iç yüzü düşmanlıktır; evveli merhamet, sonu ise pişmanlıktır. İşinize sarılın, yolunuzda yürüyün, dişinizi sıkın, savaşa devam edin. Uyulduğunda insanı sapıklığa götürecek; uyulmadığında zillete düşürecek çağırıcının çağrısına iltifat etmeyin" dedim. Fakat o iş -hakemiyet meselesi- sonunda gerçekleşti ve ona razı oldunuz. Allah'a andolsun kabul etmeseydim, bana hiçbir şeyi farz olmazdı. Allah ondan dolayı bana bir günah yüklemezdi. Ben kabul etseydim yine hak benimle olurdu ve bana itaat etmeniz gerekirdi. Şüphesiz Kur'ân benimledir, sahip olduğumdan beri ondan ayrılmadım. Resulullah'la birlikteyken öldürmek sadece babaların, oğulların, kardeşlerin, yakınların arasında dönerdi; her musibet ve güçlük ancak imanımızı daha fazla artırırdı; hak üzere sebat ederek, emre uyarak, yaraların acısına dayanırdık. Fakat İslâm'da kardeşler olduğumuz hâlde, İslâm'a giren eğrilik, sapıklık, şüphe ve tevil yüzünden birbirimizle savaşmaktayız. Allah'ın aramızdaki ayrılığı giderip bizi uzlaştıracağı vesileye yapışmalı ve onun dışındakilerden uzaklaşmaya çalışmalıyız.1

123. Hutbe

Sıffin'de ashabına şöyle demiştir: Hangi biriniz, düşmanla karşılaştığında yüreğinde bir güçlülük duyar ve …
NEH_0187 · S. 192 · 123. Hutbe
İmam Ali
Sıffin'de ashabına şöyle demiştir: Hangi biriniz, düşmanla karşılaştığında yüreğinde bir güçlülük duyar ve kardeşlerinden birinin zayıf düştüğünü görürse, kendisine ihsan edilen üstün cesaretle, nefsinden düşmanı defettiği gibi kardeşinden de defeder? Oysa Allah dileseydi, onu da kendisi gibi karar kılardı. Ölüm haristir; ne oturan onun pençesinden kurtulur; ne de korkan onu acze düşürür. Ölümün en şereflisi (Allah yolunda) öldürülmektir. Ali b. Ebî Talib'in canı kudretinde olana and olsun, bana bin kılıç darbesiyle yaralanarak ölmek, Allah'a itaatsiz olarak yatakta ölmekten daha yeğdir.1 ...Kertenkelelerin izdiham anında derilerinden çıkan ses gibi sesler çıkardığınızı (bozguna uğradığınızı) görür gibiyim. Hiçbir hakkı almıyor, hiçbir zulmü gidermiyorsunuz. Bu siz, bu da açık yol! Kurtuluş, kendini (cesaretle) zor işlere atan kimsenin; helak ise, (zayıf bir yürekle) geride durup kalanındır.2 Ashabını cihada teşvik etmektedir: Zırhsızları geriye, zırhlıları öne alın, dişinizi sıkın; çünkü bu, kılıcı insanın başından uzaklaştırır. Mızraklar karşısında zikzaklar çizin; böylesi düşman mızraklarından kurtuluş için daha tesirlidir.
Gözlerinizi kısın; bu size cesaret ve kalbinize huzur verir.
NEH_0188 · S. 192 · 123. Hutbe
İmam Ali
Gözlerinizi kısın; bu size cesaret ve kalbinize huzur verir. Seslerinizi kısın, (temkinli olun); bu gevşekliği giderir. Bayrağınızı diktiğiniz yerde sabit tutup, başıboş bırakmayın; onu ancak içinizdeki yiğitlere verin. Onlar, savunması gerekeni savunan, uğradıkları meşakkatlere direnen, sabreden, bayrağın etrafında dönüp duran, bayrağın önüne arkasına, sağına soluna geçip bayrağı koruyanlardır. Ne geri kalarak bayrağı düşmana teslim ederler ne de öne geçip yalnız bırakırlar. Savaşta düşmanla karşılaşınca herkes rakibine yetsin, kardeşini de himaye etsin. Rakibini arkadaşına bırakmasın. Bu takdirde o iki rakib karşısında yalnız kalır; kendi rakibi ve kardeşinin rakibi. Allah'a yemin olsun, dünya kılıcından kaçsanız da, ahiret kılıcından emanda olamazsınız. Siz Arabın büyükleri, ileri gelenleri, hamiyetlilerisiniz; savaştan kaçmak, Allah'ın gazabına uğramaya, zillete düşmeye sebep olur ve ebedi bir utançtır. Kaçan kimse, ömrünü uzatmaz, kendisiyle ölüm günü arasına bir engel koyamaz. Suya koşan susuz kimse gibi, Allah'a doğru giden kimse kimdir? Cennet, mızrakların gölgeleri altındadır.
Bugün haberler açıklanır. (iman iddialarının doğru olup olmadığı belli olur.) Allah'a andolsun ki, …
NEH_0189 · S. 192 · 123. Hutbe
İmam Ali
Bugün haberler açıklanır. (iman iddialarının doğru olup olmadığı belli olur.) Allah'a andolsun ki, düşmanların kendi diyarlarını özlediği kadar, ben de onlara kavuşmayı özlüyor, şevk duyuyorum. Allah'ım hakkı reddederlerse topluluklarını dağıt, ayrılığa düşür, suçlarına karşılık helak et onları. Onlar, peş peşe vu- rulan mızrak darbeleriyle delik deşik olup deliklerinden hava çıkmadıkça, kafaları parçalanmadan, kemikleri kırılmadan, kolları ayakları kesilmeden yerlerinden kıpırdamazlar. Grup grup askerler birbiri ardınca saldırmadıkça, yanlarında atlar ve develer bulunan askerler onlarla savaşmadıkça, peş peşe gelen büyük ordular beldelerini ele geçirip, atları bütün topraklarını, ekin ve tarlalarını çiğnemedikçe inatlarından vazgeçmezler.1/2 Haricîler'in hakemiyet olayı ile ilgili konuşmasını duyduktan sonra şöyle buyurdu: Biz insanları değil, Kur'ân'ı hakem kabul ettik. Bu Kur'ân, sadece iki kapak arasına yazılmış, dil ile konuşmayan bir kitaptır. Ona bir tercüman gerek. Onu ancak insanlar açıklar. Bu topluluk bizden Kur'ân'ı hakem tayin etmemizi istediğinde noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'ın kitabından yüz çevirenler olmadık.
Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
NEH_0190 · S. 192 · 123. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Ali
Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Bir şey hakkında çekiştiğinizde o işi Allah'a ve Resulüne döndürün."3 Allah'a döndürmek, onun kitabıyla hükmetmemiz; Resulullah'a döndürmek ise, onun sünnetine uymamızdır. Allah'ın kitabıyla, doğrulukla hükmedilecekse, biz buna diğer insanlardan daha layığız. Resulullah'ın sünnetiyle hükmedilecekse, biz buna insanların en ehlinden daha ehiliz. Ama "Niçin hakemiyet meselesinde aranızda mühlet verdin?" derseniz; Cahil olan bunu öğrensin, âlim de sebat etsin diye yaptım. Olur ki Allah, bu arada ümmetin arasını düzeltir de böylece ümmetin boğazı sıkılmaz, hakkı tanıma hususunda acele etmez ve ilk saptırıcı düşüncelere uymaz. Allah katında insanların en efdali kazancını azaltsa, onu kedere, meşakkatlere sürüklese bile hakla amel etmeyi, kendine fayda veren batıldan daha çok seven kimsedir. Böyle şaşkınca nereye götürülüyorsunuz, nereden getirildiniz? Yoldan çıkan, kitaptan uzaklaşan, doğru yoldan ve adaletten sapan, zulme sarılan, hakkı görmeyen, ona uymakta şaşkınlaşan kavme karşı savaşa hazırlanın. Ama siz ne güvenilecek kişilersiniz, ne de dayanılacak yoldaşlarsınız? Ne kadar da savaş ateşini alevlendiren kötü kişilersiniz. Yazıklar olsun size sizden ne kadar da kötülük gördüm! Sizi bir gün yüksek sesle çağırdım ve bir gün de kulağınıza fısıldadım; ama ne yüksek sesle çağırdığımda sadık azadeler, ne de kulağınıza fısıldadığımda güvenebileceğim kardeşler oldunuz.1 Beytülmalı adil şekilde bölüştürünce bu siyasete uymaz deyip kendisini kınayanlar hakkında şöyle buyurdu:

127. Hutbe

Yönettiğim topluma karşı zulümle galebe çalmayı istememi mi emrediyorsunuz?
NEH_0191 · S. 196 · 127. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Yönettiğim topluma karşı zulümle galebe çalmayı istememi mi emrediyorsunuz? Allah'a andolsun gece gündüz birbiri ardınca geldikçe, gökte yıldız yıldızı takip ettikçe böyle bir işi yapmam. Eğer benim malım bile olsaydı hepsini aralarında eşit paylaştırırdım. Şimdi nasıl haksızlık yaparım? Mal Allah'ın malı! Haberiniz olsun, malı yersiz yerde harcamak, israf ve haddi aşmaktır; bu iş sahibini dünyada yüceltir, ahirette alçaltır. İnsanlar arasında ikram sahibi, Allah katında ise hakir kılar. Malını yersiz yere, ehil olmayan kişilere veren mal sahiplerinden, Allah'ın o halkın şükran duygusundan kendilerini mahrum kılmadığı, onların sevgilerini de başkasına yöneltmediği kimse yoktur. Bir gün ayağı kayar da, yardımlarına ihtiyaç duyarsa, en kötü ve kınayıcı dost olurlar.1 Bu hutbede bazı dini hükümleri açıklamakta, Haricîlerin yanlışlarını dile getirmekte ve hakemeyn olayına değinmektedir: Diyelim ki kendinizce benim hata ettiğimi, doğru yoldan saptığımı zannettiniz; peki neden benim bu hareketim yüzünden bütün Muhammed (s.a.a) ümmetini de sapık sayıyorsunuz?
Benim hatam yüzünden onları hatalı kabul ediyor;
NEH_0192 · S. 196 · 127. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Benim hatam yüzünden onları hatalı kabul ediyor; suçum yüzünden onları tekfir ediyorsunuz, kılıçlarınız omuzlarınızda hasta sağlam ayırt etmeksizin onu herkese sallıyor, suçlularla masumları birbirlerine karıştırıyorsunuz. Resulullah'ın evli olarak zina eden kimseyi recmettikten sonra üzerine namaz kıldığını, mirasını da mirasçılarına verdiğini bilirsiniz. Katili öldürtmüş, mirasını ehline paylaştırmıştır; hırsızlık edenin eli kesilmiş, zina eden bekâra celde (yüz sopa cezası) uygulanmış, ama ganimetlerden paylarına düşeni de vermiştir. Onlar da Müslüman kadınları nikâhlamışlardır. Resulullah onlara suçlarının cezasını vermiş, Allah'ın hukukunu tatbik etmiştir. Ama İslâm'daki paylarından onları men etmemiş, adlarını Müslümanlıktan çıkarmamıştır. Siz insanların en şerlilerisiniz; şeytanın kendi yollarına sevk ettiği ve şaşkınlığa düşürdüğü kimselersiniz. Benim hakkımda iki sınıf helak olacaktır: Bir kısmı kendisini haktan uzaklaştıracak ölçüde beni aşırı sevenlerdir. İkincisi ise kendisini haktan uzaklaştırıp sapıklığa götürecek ölçüde bana aşırı buğz edendir. İnsanların en hayırlıları; hakkımda ne ileri gidip ne de geri kalan, orta yolu seçenleridir. Bu yolu seçerek çoğunluğun (hak) inancına sahip olun. Çünkü Allah'ın eli cemaatin üzerindedir. Ayrılıktan sakının. İnsanlardan ayrılan, sürüden ayrılan koyunun kurda yem olması gibi şeytana yem olur. Dinleyin ve uyanık olun. Bu sloganı atan (Haricîlerin fitneye düşürücü sözlerini söyleyen) kimseyi, benim sarığım altında olsa bile öldürün. Tayin edilen iki hakem, Kur'ân'ın hayat verdiğini diriltmek, öldürdüğünü öldürmek için tayin edilmişti. Kur'ân'ı ihya etmek ona topluca sarılmaktır. Onu öldürmek ise ondan uzaklaşmaktır. Kur'ân, bizi onlara sevk ederse onlara uyarız. Onları bize sevk ederse o zaman da onlar bizlere uymalıdırlar.

128. Hutbe

Babası olmayasıcalar! Sizi kötü bir işe salmadım, işlerinizde aldatmadım, yanlışlığa düşürmedim.
NEH_0193 · S. 198 · 128. Hutbe
İmam Ali
Babası olmayasıcalar! Sizi kötü bir işe salmadım, işlerinizde aldatmadım, yanlışlığa düşürmedim. Cemiyetiniz iki kişiyi seçme görüşünde birleşti. Biz de Kur'ân'ın hükmünden çıkmamalarını şart koştuk. Ama onlar ise saptılar, gözleri göre göre hakkı terk ettiler, zulüm heva ve hevesleriyle örtüştü de o yola koyuldular. Biz ise zalimce hükmetmeden ve kötü görüşlerini açıklamadan önce onlara hükmünde adil olmalarını ve gerçeğe uymalarını şart koşmuştuk.1 Hz. Ali bu hutbesinde Basra'da gelecekte olacak büyük olayları haber vermektedir. Ey Ahnef! Sanki ben onun; tozu dumanı, gürültüsü, dizgin sesleri, atlarının kişnemesi olmayan bir orduyla yola düştüğünü ve yeryüzünü deve kuşlarının ayakları gibi ayaklarının altına aldığını görür gibiyim. (Seyyid Razî bu şahıstan maksadın Sahibu'z-Zenc olduğunu söylemektedir.) Yazıklar olsun o gösterişli yollarınıza, akbaba kanatları gibi etrafa sarkan (balkonlu) ve (sütunları) fil hortumlarına benzeyen süslü evlerinize. Böylelerinin ne ölülerine yas tutulur ve ne de yitikleri aranır. Dünyayı yüzünün üstüne çarpan, ona gerektiği kadar değer veren ve olması gerektiği gibi bakan benim.
...Sanki yüzleri çekiçle dövülmüş kalkan gibi olan bir topluluğu (Moğol Türklerini) görür gibiyim.
NEH_0194 · S. 199 · 128. Hutbe
İmam Ali
...Sanki yüzleri çekiçle dövülmüş kalkan gibi olan bir topluluğu (Moğol Türklerini) görür gibiyim. Renkli ve has ipek giyiyorlar. En güzel atları kendilerine saklıyorlar. Çok cinayet işlerler; öyle ki yaralılar öldürülenlerin üzerinden yürür. Kaçanları, esir düşenlerinden daha azdır. Arkadaşlarından birisi, "Sana gayb ilmi verilmiş ey Müminlerin Emiri!" deyince Ali (a.s) güldü ve Kelb kabilesinden olan o adama şöyle dedi: Ey Kelbli! Bu, gayb ilmi değildir; bu ancak ilim sahibi birisinden ilim öğrenmektir. Gayb ilmi, kıyamet ilmidir. Bu da Allah'ın şu ayetinde saydığı şeylerdir: "Muhakkak ki kıyamet saati Allah'ın indindedir. Yağmuru O indirir. Rahimlerdeki olacağı O bilir. Hiçbir şahıs yarın ne kazanacağını bilmez ve hiçbir şahıs nerede öleceğini de bilmez."1 Bundan dolayı rahimlerden erkek mi kız mı, çirkin mi güzel mi, cömert mi cimri mi, şaki mi said mi, cehenneme bir odun mu; yoksa cennetlerde peygamberlere bir arkadaş mı olacağını Allah bilir. İşte bu Allah'tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği gayb ilimidir. Bundan başka bir ilim daha vardır ki, Allah onu nebisine öğretmiş ve o da bana öğretmiştir. Kalbim iyice idrak etsin ve aklım da iyice kavrasın diye dua etmiştir.2

129. Hutbe

Hz. Ali bu hutbesinde insanlara öğüt vermektedir: Ey Allah'ın kulları!
NEH_0195 · S. 200 · 129. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali bu hutbesinde insanlara öğüt vermektedir: Ey Allah'ın kulları! Siz ve bu dünyadaki arzularınız eceli belli olan yerde konaklayanlar veya ödeme zamanı geldiğinden alacaklıları alacağını istemeye gelmiş borçlularsınız. Ömrünüz tükeniyor, yaptıklarınız yazılıp sayılıyor. Nice çaba gösterenler kaybetmiş ve nice zahmet çekenler zarar etmişlerdir. Hayrın yüz çevirip uzaklaştığı, şerrin yönelip yaklaştığı, şeytanın da insanları helak etmeyi umduğu bir devirde yaşıyorsunuz. Şeytan kuvvetlenmiş, ordusu çoğalmış, düzeni her yana yayılıp etrafınızı kuşatmış avlaması kolaylaşmıştır. Çevrendeki insanlardan dilediğine bak; yoksulluk içinde kıvranan fakirden, küfrü Allah'ın nimetiyle değişmiş zenginden, malını çoğaltmak için Allah'ın hakkını vermeyen cimriden, kulağını öğütlere sağır eden azgın inatçıdan başkasını görebilir misin? Nerede iyileriniz, salihleriniz? Nerede hürleriniz, cömertleriniz? Nerede, kazançlarında titiz davranıp sakınanlarınız, dinlerinden kötülük ve günahı giderenleriniz? Hepsi şu çabucak geçen, meşakkatle yaşanan bayağı dünyayı terk edip gitmedi mi?
Dudakların; küçük görülsün ve unutulsunlar diye haklarında sadece kötülemek için kıpırdadığı en kötü/aşağılık …
NEH_0196 · S. 200 · 129. Hutbe
İmam Ali
Dudakların; küçük görülsün ve unutulsunlar diye haklarında sadece kötülemek için kıpırdadığı en kötü/aşağılık insanlar olarak mı yaratıldınız? O hâlde, "İnna lillah ve inna ileyhi raciun"1 demek gerekir. Fesat yaygınlaştı, onu değiştiren, inkâr eden ve önleyen yok. Bu hâlinizle mi Allah'ın mukaddes yurdunda Allah'a komşu ve en değerli dostları olmayı umuyorsunuz? Hayır olmaz! Hile yapıp aldatarak Allah'ın cennetine giremezsiniz, itaat etmeden hoşnutluğuna eremezsiniz. Marufu emredip kendisi terk edene, kendisi işlediği hâlde münkerden nehyetmeye kalkışana Allah lanet etsin!1 Ebuzer'e Rebeze'ye sürgün edilirken şöyle buyurmuştur: Ey Ebuzer! Sen Allah için kızdın. Kendisi için gazablandığın kimseye ümit bağla. Bu kavim dünyaları için senden korktu. Sen de dinin için onlardan korktun. Senden korktukları şeyi onlara bırak, onlardan korktuğun şey için de onlardan kaç. Onları menettiğin şeye ne kadar da muhtaçtırlar, sen ise menettikleri şeyden tamamen müstağnisin. Yarın kimin kazandığını, kimin daha çok gıpta edildiğini bileceksin. Gökler ve yerler bir kula kapansa, eğer o kul Allah'tan sakındıysa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.
Sana ancak hak arkadaş olur, senden yalnız batıl kaçar.
NEH_0197 · S. 200 · 129. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Sana ancak hak arkadaş olur, senden yalnız batıl kaçar. Onların dünyalarını kabul etseydin, seni severlerdi; dünyadan bir şey alsaydın, sana eman verirlerdi.2 Bu hutbesinde hâkimiyet kurmasının sebebini açıklamakta ve hak üzere olan bir önderin niteliklerini beyan etmektedir: Ey ruhları farklı, kalpleri dağınık, bedenleri burda, akılları kaybolmuş kimseler! Ben sizi hakka yöneltiyorum, siz ise aslanın kükremesinden kaçan keçi gibi kaçıyorsunuz. Hayır, sizinle adaletin karanlığını gidermeye, hakkın eğriliğini düzeltmeye imkân yok! Allah'ım, şüphesiz sen bilirsin, bizim burada bulunuşumuz, dünya iktidarına meylimizden, geçici dünya malını isteyişimizden değildir. Fakat biz dinin işaretlerini yeniden dikmek, beldelerini ıslah etmek istiyoruz. Böylece zulme uğrayan kulların güvene kavuşsun, terk edilen ve uygulanmayan hadlerin yeniden ikame olsun. Allahım! İlk olarak mabuduna yönelen, işitip icabet edenlerdenim. Resulullah'tan (s.a.a) başka benden önce namaz kılan olmadı. Şüphesiz bilirsiniz, namuslar, kanlar, ganimetler ve hükümler hususunda velayet sahibi olanların ve Müslümanlara önderlik edenlerin cimri olması doğru değildir.
Çünkü lider cimri olursa halkın malına göz diker; Aynı zamanda cahil de olmamalıdır;
NEH_0198 · S. 200 · 129. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Çünkü lider cimri olursa halkın malına göz diker; Aynı zamanda cahil de olmamalıdır; aksi takdirde bilgisizliğiyle onları yoldan çıkarır. Zalim de olmamalıdır; zira zalim olursa, zulmüyle onları birbirinden ayırır. Adaletsizlik eden de olmamalıdır; aksi takdirde halkın mal ve servetine yazık eder, bir grubu diğerinden öne geçirir. Hüküm makamında rüşvet almamalıdır; zira rüşvete kapılan olursa hakları yok eder, hadleri görmezlikten gelir. Sünneti terk eden de olmamalıdır; aksi takdirde ümmeti helake sürükler. (Bunların hiçbirisi Müslümanların önderi ve lideri olmaya layık değildir.)1 Bu hutbesinde insanlara öğüt vermekte ve dünyadan sakındırmaktadır: Verdiği ve aldığı şeylere, nimetlerine ve imtihanlarına hamd ederiz. O, her şeyin gizlisini bilir ve her sır onun nezdinde aşikârdır. Göğüslerin gizlediğini, kem gözlerin sakladığını bilir. Kalbin lisanla, batının zahirle uyumlu olduğu bir tanıklıkla şahadet ederiz ki, ondan başka hiçbir ilâh yoktur, Muhammed onun seçkini ve gönderdiğidir. ...Allah'a yemin olsun, bu gayet ciddidir, şaka değildir, haktır, yalan değildir. Ölümü diyorum ben, işte ölüm meleği herkese sesini duyurdu, yolcuları süratle çağırdı.
Bunun için sakın insanların çokluğu seni aldatmasın.
NEH_0199 · S. 200 · 129. Hutbe
İmam Ali
Bunun için sakın insanların çokluğu seni aldatmasın. Senden önce dünyaya dalıp ölümün gelmeyeceğini sanarak mal yığan, malının tükenmesinden korkan ve cezalandırılmayacağını zannedenlere ölümün nasıl gelip çattığını, memleketinden nasıl ayırdığını ve güvenli yerinden nasıl da koparıp aldığını, onları tabuta koyduğunu, insanların onu elden ele taşıdığını, omuzlarına alarak parmak uçlarında tuttuklarını görmüşsündür. Evet, uzun emellere kapılanları, sapasağlam evler inşa edenleri, çokça mal yığanları görmediniz mi?! Evleri nasıl kabir- lere dönmüş, yığdıkları hep boşa gitmiş, malları varislere intikal etmiş, eşleri başkalarına kalmış; ne iyiliklerini arttırabilir ve ne de günahlarından tövbe edebilirler. Kim takva elbisesini giyerse, hayırda başkalarını geçmiş ve amelleri kurtuluşuna neden olmuştur. Takvadan elde ettiğiniz hayrı ganimet bilin. Cennete girmek için ona yakışan amellerde bulununuz; çünkü dünya sizin için ebedi bir karargâh olarak yaratılmamıştır. Aksine, ebedi yurda amellerle azık hazırlamak için geçiş yeri olarak yaratılmıştır. Ahirete azık hazırlamak için acele ediniz.
Ayrılmak için atları eğerleyiniz.1 Allah'ın azametini beyan etmekte, Kur'ân ve Peygamberi (s.a.a) …
NEH_0200 · S. 200 · 129. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Ayrılmak için atları eğerleyiniz.1 Allah'ın azametini beyan etmekte, Kur'ân ve Peygamberi (s.a.a) hatırlatmakta ve insanlara öğüt vermektedir: Dünya ve ahiret, bütün yönleriyle Allah'a boyun eğmişlerdir. Gökler ve yerler bütün anahtarlarını O'na teslim etmişlerdir. Yemyeşil ağaçlar, sabah akşam O'na secde ederler; o yemyeşil ağaçların budanmış dallarından O'nun emriyle ateş yakılır, meyve ağaçları O'nun emriyle olgunlaşmış ve yenilecek meyveler verirler. ...Allah'ın kitabı; aranızda dili durmayan bir hatip, temelleri yıkılmaz bir bina, mensuplarının yenilemeyeceği bir azizdir. ...Allah Muhammed'i, peygamberlerin gönderilmediği bir dönemde ve farklı söylemlerin çatıştığı bir zamanda gönder- miştir. Kendisini peygamberlerin peşinden göndermiş ve onunla vahyini sona erdirmiştir. Resul de O'ndan yüz çevirenlerle ve O'na ortak koşanlarla Allah yolunda cihat etmiştir. ...Dünya ancak kör (kalpli) olanların görme sınırının son noktasıdır, dünyanın ötesinde ne olduğunu görmez. İnsan basiretiyle dünyayı deler geçer ve (esas) dünyanın öteki dünya olduğunu bilir. Bu yüzden basiretli kimse dünyadan yüz çevirir, kör ise ona yönelir.
Basiretli kimse ondan azık toplar, kör ise onun için azık biriktirir.
NEH_0201 · S. 200 · 129. Hutbe
İmam Ali
Basiretli kimse ondan azık toplar, kör ise onun için azık biriktirir. ...Biliniz ki, dünyada olan her şeyin sahibi ondan doyar, bıkar. Ancak hayat öyle değildir; zira ölümde huzur bulamaz. İşte bu, ölü kalpleri diriltecek, kör gözlere basiret verecek, sağır kulakları işittirecek, susuzları kandıracak bir hikmet mesabesindedir. Bütün zenginlikler ve selâmet bundadır. Siz, Allah'ın kitabıyla gerçekleri görüyor, hakikatleri söylüyor ve hakkı işitiyorsunuz. Kur'ân'ın ayetlerinden bazıları diğerlerini destekler ve bir birbirlerine şahitlik eder. Onda Allah hakkında çelişki yoktur, dostunu da Allah'a muhalefet ettirmez. Siz kinleriniz üzerinde birbirinizle ittifak ettiniz, dostluklarınız tezekler arasında biten bitki gibidir, emel sevgisinde birleştiniz, mal kazanmada birbirinize düşman oldunuz. Şeytan yollarınızı şaşırtmış, aldanış sizi helak etmiştir. Allah benim ve sizin yardımcınız olsun.1 Halife Ömer, Rumlarla harbe katılmayı düşünerek istişare ettiğinde Hz. Ali şöyle buyurdu: Allah bu dinin mensuplarının dinini yüceltmeyi, ayıplarını örtmeyi üzerine almıştır. Müslümanlar azınlıktayken ve yardımcıları yokken onlara yardım eden sayılarının az olduğu ve kendilerini savunamadıkları bir zamanda da onları savunan Allah asla ölmeyen diridir. Bu düşmana karşı bizzat savaşa çıkıp karşı durduğun ve yenildiğin zaman, o uzak memleketlerde Müslümanlara sığınacak bir yer kalmaz, senden sonra müracaat edecekleri biri olmaz. O hâlde kumandan olarak savaşta tecrübeli birini seçip gönder; beraberine de belalara sabreden, savaşın şiddetine dayanan, öğüt tutan erler ver. Allah nusret verirse istediğin iş olur; ama bunun aksi olursa Müslümanların sığınağı, başvuracakları merci sen olursun.2 Osman ile tartıştıklarında Muğire b. Ahnes, Osman'a: "Ben, onun hakkından gelirim."deyince bunun üzerine Hz. Ali şöyle buyurdu:

136. Hutbe

Ey lanetlenmiş; dalı, kökü olmayan soysuzun oğlu! Sen mi benim hakkımdan geleceksin!
NEH_0202 · S. 208 · 136. Hutbe
İmam Ali
Ey lanetlenmiş; dalı, kökü olmayan soysuzun oğlu! Sen mi benim hakkımdan geleceksin! Allah'a andolsun Allah, senin yardımcısı olduğun kimseye galibiyet vermez, senin ayağa kaldırdığın kimseyi ayakta tutmaz. Yıkıl git karşımızdan! Allah hayrı senden uzak etsin! O hâlde dilediğini yap. Eğer istediğini yapmazsan Allah seni sağ koymasın!1 Biat hakkında şöyle buyurmuştur: Bana biat etmeniz tesadüf ve düşünülmeden yapılan bir iş değildi. Benim işimle sizin işiniz bir değildir. Ben, sizi Allah için istiyorum; sizse beni kendiniz için istiyorsunuz. Ey İnsanlar! Kendi aleyhinize olsa bile, bana yardım edin. Allah'a andolsun mazlumun hakkını zalimden alacağım, zalimin burnuna halka takıp gem vuracağım, deve gibi istemese bile hakkın kaynağına zorla sürüp götüreceğim.2 Talha ve Zübeyr'in biati hakkında şöyle buyurmuştur: Allah'a andolsun beni, üzerimdeki bir münker yüzünden inkâr etmediler; kendileriyle benim aramda insaflı da davranmadılar. Onlar benden kendilerinin terk ettiği hakkı ve kendilerinin akıttıkları kanı istiyorlar. Eğer o işte onlarla ortaksam, onda onların da payı var. Sadece kendileri bu kanı dök- tüyse, kendileri sorgulanması gerekir.
Adaletlerini ilk uygulamaları, kendileri aleyhinde hükmetmeleri olmalıdır.
NEH_0203 · S. 208 · 136. Hutbe
İmam Ali
Adaletlerini ilk uygulamaları, kendileri aleyhinde hükmetmeleri olmalıdır. Şüphesiz basiretim benimledir; ne şüpheye düştüm, ne de şüpheye düşürüldüm. Onlar isyan eden; içlerinde siyah fitne çamuru, ısırıcı akrep zehiri ve karanlık şüpheler bulunan bir topluluktur. Oysa iş açıktır; batılın kötülüğü uzaklaşmış, bozgunculuk edenin dili kesilmiştir. Allah'a yemin olsun, onlara suyunu sadece kendimin çekeceği, hiçbirinin suya kanmayacağı ve başka bir yerden su içemeyeceği bir havuz dolduracağım.1 ...Çocuklarına yönelen dişi develer gibi bana yöneldiniz, "biat biat!" diye bağrıştınız. Ben elimi yumdum siz açtınız; ben elimi çektim, siz de çekip durdunuz. Allah'ım bu iki kişi (Talha ve Zübeyr) benden koptular, bana zulmettiler, biatimi bozup halkı aleyhime kışkırttılar. Düğmelerini çöz; istedikleri, yaptıkları şeylerdeki kötülüğü onlara göster. Savaştan önce tövbe edip biatlerine dönmelerini bekledim, mühlet verdim; onlarsa nimeti teptiler, afiyeti hor gördüler.2 Gelecekle ilgili önemli olayları haber vermektedir:

139. Hutbe

Onlar hidayete karşı hevalarına uymak istediklerinde o da (Hz. Mehdi) hevaya karşı hidayete uymayı ister.
NEH_0204 · S. 210 · 139. Hutbe
İmam Mehdi İmam Ali
Onlar hidayete karşı hevalarına uymak istediklerinde o da (Hz. Mehdi) hevaya karşı hidayete uymayı ister. Onlar Kur'- ân'a karşı reylerini isterlerse, o da reye karşı Kur'ân'a uymayı ister. ...Savaş her yana yayıldığı, diz boyu yükselip şiddetlendiği zaman, doğumu yaklaşmış hamile kadınlar gibi göğüsler dolar, verdiği süt önce tatlı gelir, sonra acır. Yarın bilmediğiniz olaylar olacak, Emir Sahibi (Hz. Mehdi), onlardan kötülük yapan kimseleri sorguya çekecek; yeryüzü, içinde altın ve gümüş cinsinden ne varsa dışarı atacak, servet ve hazinelerini ona sunacak. O da adalet nasıl uygulanılırmış, onlara gösterecek; Kitab'a ve sünnete tekrar hayat verecek. ...(Mervan b. Hakem veya Süfyanî'nin) Şam'dan seslendiğini, Kûfe civarında bayraklarını dalgalandırdığını ve sütünün sağılmasına kızan deve gibi saldırdığını görür gibiyim! Yeryüzünü başlarla örtecek, ağzı açık, adımları ağır, hareketi geniş, saldırısı büyüktür. Allah'a andolsun sizleri yeryüzüne dağıtıp paramparça edecek ve gözde kalan sürme gibi geride pek azınız kalacak. Bu, aklını yitiren Arabın aklı başına gelinceye kadar sürüp gidecek. O hâlde yaşayan sünnete, apaçık hükümlere, nübüvvet mirasını (günümüze) taşıyan size yakın ahde/ilme uyun. Bilin ki Şeytan, uyasınız diye kendi yollarını sizlere kolay göstermektedir.1 Şûra yapıldığı esnada şöyle buyurmuştur:

140. Hutbe

Hiç kimse, benden önce hakkın davetine, akrabalığın gereğini yapmaya ve keremiyle yardıma koşmadı.
NEH_0205 · S. 211 · 140. Hutbe
İmam Ali
Hiç kimse, benden önce hakkın davetine, akrabalığın gereğini yapmaya ve keremiyle yardıma koşmadı. Artık sözümü dinleyin ve dediklerimi aklınızda tutun. Pek yakında bu iş için kılıçların çekildiğini, ahitlere hıyanet edildiğini göreceksiniz. Sonunda bir kısmınız dalalet ehlinin önderleri, bir kısmınız da cehalet ehlinin taraftarı olacak.1 İnsanları gıybetten sakındırmıştır: İsmet sıfatına sahip, Allah'ın lütfüyle günahlardan korunmuş olan kimselerin, günah ve kötülük işleyenlere acımaları gerekir. Sürekli Allah'a şükretmeli ve bu şükür onları halkın ayıbını söylemekten alıkoymalıdır. İnsan, kardeşinin işlediği ayıbı nasıl söyler, onu düçar olduğu bela sebebiyle nasıl yerer?! Oysa o, ayıbı işleyenin ayıbından daha büyüğünü işlediği zaman Allah'ın, kendisinin ayıbını örttüğünü hatırlamaz mı?! Onun işlediğinin benzerini işlediği hâlde onu nasıl kötüler! Onun gibi bir suç işlememiş olsa bile, ondan başka daha büyük bir suç işleyerek (gıybet etmekle) Allah'a isyan etmiştir. Allah'a yemin olsun, büyük bir suç işlememiş, küçük bir suç işlemişse de zaten insanların ayıbını görüp onları yermesi daha büyük bir suçtur. Ey Allah'ın kulu!
Hiç kimseyi günahıyla ayıplamakta acele etme; belki günahı bağışlanır.
NEH_0206 · S. 211 · 140. Hutbe
İmam Ali
Hiç kimseyi günahıyla ayıplamakta acele etme; belki günahı bağışlanır. Küçük bir günah işledim diye kendini güvende sayma; belki o yüzden azaba uğrarsın. Siz- den bir başkasının ayıbını bilen kimse, kendi ayıbını da bildiği için onun ayıbını açmasın. Allah'a şükretmek onu, başkalarının ayıbıyla uğraşmaktan alıkoysun.1 Gıybeti işitmekten sakındırmış ve hakkı batıldan ayıran yola işaret etmiştir: Ey insanlar! Kim bir kardeşini, yolunun doğruluğunu, dininin sağlamlığını biliyor, onu öyle tanıyorsa, onun hakkında başkalarının sözlerini kesinlikle dinlememelidir. Bilin ki ok atan, bazen hedeften şaşar, söz de bazen hatalı olur. Batıl söz helake gider. Allah ise, işiten ve görendir. Hak ile batıl arasında ancak dört parmak mesafe vardır. (Bu sözün manası sorulduğunda, dört parmağını birleştirip kulaklarıyla, gözlerinin arasına koydu, sonra şöyle buyurdu:) Batıl duydum dediğin, hak ise gördüm dediğin şeydir.2 Hakkı olmayana iyilik etmek hususunda: Uygun olmayan yerde ve ehli olmayan kimseye iyilik eden kişinin nasibi, ancak aşağılık, şerli ve cahillerin övgüleridir. Bu övgü onlara iyilik ettiği müddetçe devam eder. Ne kadar da cömert bir eli var (derler, oysaki) o, Allah hakkında cimridir.

143. Hutbe

Allah'ın mal verdiği kimse, sevap kazanmak için onunla yakınlarına sahip çıksın, misafirlere ihsanda bulunsun …
NEH_0207 · S. 213 · 143. Hutbe
İmam Ali
Allah'ın mal verdiği kimse, sevap kazanmak için onunla yakınlarına sahip çıksın, misafirlere ihsanda bulunsun esirleri hürriyete kavuştursun, yoksullara ve borçlulara ihsanda bulunsun ve haklara riayet edip musibetler karşısında sabretsin. Bu huyları kazanmak; dünyanın şerefini ve yüceliğini elde etmek ve ahiret faziletlerine erişmektir inşallah.1 Yağmur yağmadığı zaman kulların Allah'ın rahmetinden yardım dilemeleri gerektiğine dair şöyle buyurmuştur: Dikkat edin! Sizi üzerinde barındıran yer, altında gölgelendiren gök Rabbinize boyun eğmişlerdir. Gök ve yer, bereketlerini ne size acıdıkları için, ne size yakınlık duydukları için, ne de sizden bir hayır umdukları için veriyorlar! Onlar sadece size faydalı olmakla emrolundular ve O'na itaat ettiler. Maslahatlarınızı temin etmekle yükümlü kılındılar ve onlar da görevlerini yaptılar. Kuşkusuz ki Allah, kulunu kötü amelleri sebebiyle ürünlerden eksilterek, bolluk ve bereketten kısarak, hayır hazinelerinin kapılarını kapatarak; tövbe edecek kimsenin tövbe etmesi, kötülükten vazgeçeceklerin kötülükten vazgeçmesi, öğüt alacakların öğüt alması, sakınacakların da sakınması için imtihan eder.
Allah, istiğfar etmeyi, rızkın bollaşmasına ve mahlûkatın rahmetine bir sebep kılmış ve şöyle buyurmuş- tur:
NEH_0208 · S. 213 · 143. Hutbe
İmam Ali
Allah, istiğfar etmeyi, rızkın bollaşmasına ve mahlûkatın rahmetine bir sebep kılmış ve şöyle buyurmuş- tur: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin. Sizi, mallar ve oğullarla desteklesin; sizin için bahçeler var etsin, ırmaklar akıtsın."1 Tövbeye yönelen, hatasının affedilmesini isteyen ve ahirete koşan kimseye Allah rahmet etsin. Ey Allah'ım! Biz çocuklarımız ve hayvanlarımızın bağrışmaya başlamasından sonra, örtülerimiz ve gölgeliklerimizin altında senin rahmetini umarak, nimetlerinin bolluğunu dileyerek, azabından ve belalarından korkarak sana geldik. Ey Allah'ım! Bereketli yağmurunla bizleri sula. Bizleri ümitsizlerden etme. Kıtlıkla bizleri helak etme. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizleri hesaba çekme, ey merhametlilerin en merhametlisi! Zorluklar ve sıkıntılar başımıza çöreklenince, kıtlık dolu seneler bizi bu duruma getirince, zaruri ihtiyaçlar usandırınca ve ağır belalar peş peşe üstümüze gelince, sana gizli olmayan durumumuzu şikâyet etmek için huzuruna geldik. Ey Allah'ım! Bizi ümitsizlikle, hüzünle geri çevirme, bize günahlarımızla hitap etme, bizi amellerimizle ölçme. Ey Allah'ım!
Üzerimize bol yağmurunu, bereketini, rızkını ve rahmetini yay.
NEH_0209 · S. 213 · 143. Hutbe
Ehl-i Beyt İmam Ali
Üzerimize bol yağmurunu, bereketini, rızkını ve rahmetini yay. Bize fayda verecek, etrafı yemyeşil yapan, solmuş bitkileri yeniden dirilten, ölmüş şeyleri kendisiyle dirilteceğin bol yağmur gönder. Susuzluğu giderecek, meyveleri ço-ğaltacak, düz toprakları suya kandıracak, vadilere su akıtacak, ağaçları yapraklandıracak, pahalılığı düşürecek faydalı bir yağmur indir. "Muhakkak ki sen dilediğin her şeye kadirsin."1/2 Peygamberlerin gönderilişi hakkında: Allah, vahyi için seçtiği elçilerini; yarattıklarına delil kılmak, halkın özür getirme yolunu kapatmak, doğruluk dili ile onları hakka çağırmak için gönderdi. Haberiniz olsun, yüce Allah, kullarının sır perdesini kaldırdı; bu onların gizlediklerini ve gönüllerindeki sırlarını bilmemesinden değildi. Aksine iyiliğe karşı mükâfatı, kötülüğe karşı da cezayı takdir etmek için. "Kullarından hangilerinin daha güzel iş yapacaklarını denemek içindi."3 Bizden (Ehlibeyt'ten) ayrı olarak, yalan söyleyip buğz ederek kendilerinin ilimde derinleşmiş olduğu zannına kapılanlar nerede!? Oysa Allah, bizim derecemizi yükseltmiş, bize vermiş; onları ise mahrum kılmış, alçaltmıştır. Bizi içeri almış, onları çıkarmıştır.
Hidayet bizimle istenebilir, körlük bizimle giderilebilir. İmamlar Kureyş'ten, Kureyş'in Haşimi soyundandır.
NEH_0210 · S. 213 · 143. Hutbe
Oniki İmam İmam Ali
Hidayet bizimle istenebilir, körlük bizimle giderilebilir. İmamlar Kureyş'ten, Kureyş'in Haşimi soyundandır. Onlardan başkasına rehberlik yakışmaz, velayete onlardan başkası layık değildir. ...(Dalalet ehli) Dünyayı seçip, ahireti geriye attılar. Arı suyu bırakıp bulanık, kokuşmuş su içtiler. Onların fasıklarını sanki münkerle arkadaş olmuş, ona alışıp onunla uyum sağla- mış görüyorum. Öyle ki günahlarda saçlarını ağartmış, ahlâkı günah rengine bürünmüş; sonra köpürerek herkesi ve her şeyi boğmaktan sakınmayan coşkun bir denizi veya kuru otları yakmaktan çekinmeyen alevli bir ateşi andırmaktadır. Hidayet ışıklarıyla aydınlanan akıllar ve takva meşalelerine bakan gözler nerede? Allah'ın itaatine bağlanıp, kendini Allah için adayan gönüller nerede? Dünyanın malına hücum edip, haramı elde etmek için birbirini itişip kakışıyorlar. Cennet ve cehennemin bayrakları dikilmiş; ama onlar yüzlerini cennetten çevirdiler, işledikleriyle cehenneme yöneldiler. Rableri onları çağırdı; fakat onlar, Rablerine nankörlük edip gerisin geriye döndüler. Ama Şeytan çağırdığında ise icabet edip isteklerini kabul ettiler.1 Dünyanın fani olması hakkında: Ey insanlar! Siz bu dünyada ok atılacak hedeflersiniz; her yudum suda boğaza kaçıp boğulma, her lokmada boğazda durup ölme tehlikesi vardır. Bir nimetine ancak bir başkasından ayrılarak nail olabilirsiniz. Sizden biri için bir gün yaşamak, ancak ömründen bir gün eksiltmekle olur. Yediği miktarı artırmak ancak daha önceki rızkını tüketmekle olur. Onun bir eseri ölmeden, bir başka eseri dirilmez. Ondaki bir yeni yıpranmadan, bir başkası yenilenmez. Onda bir şey düşmeden, yenisi bitmez. Asıllarımız gittiler, biz onların dallarıyız; asıl gittikten sonra dalın ne hükmü kalır?!

146. Hutbe

...Bir sünnet terk edilmeden hiçbir bidat çıkmaz. Bidatlerden sakının, apaçık hidayet yoluna yönelin.
NEH_0211 · S. 217 · 146. Hutbe
İmam Ali
...Bir sünnet terk edilmeden hiçbir bidat çıkmaz. Bidatlerden sakının, apaçık hidayet yoluna yönelin. İşlerin en efdali köklü işler, bidatler ise en şerli işlerdir.1 Halife Ömer'in İranlılarla bizzat savaşma isteği üzerine Hz. Ali şöyle buyurmuştur: Bu işte kazanmanın veya kaybetmenin azlıkla ve çoklukla hiçbir ilgisi yoktur. Bu din, Allah'ın ortaya koyduğu dini; bu ordu da onu hazırlayıp yardım ettiği ordusudur. Böylece varacağı yere varmış, doğduğu yerden doğmuştur. Biz Allah'ın vaadine güvenmekteyiz; Allah vaadini yerine getirir, ordusuna yardım eder. Yöneticinin konumu boncuk dizilen ipin konumu gibidir; boncuklar ona dizilir ve boncukları ip bir araya getirir. İp koparsa düzen bozulur, boncuklar dağılır gider, hiçbir zaman aslına uygun olarak dizilemezler. Araplar bugün her ne kadar azınlıkta olsa da, İslâm sayesinde çoğalmış, birlikleriyle de güçlü olmuşlardır. O hâlde sen kutup ol, değirmeni Araplar vasıtasıyla döndür ve onları savaş ateşine sok. Çünkü eğer sen bu topraklardan çıkarsan, etraftaki Araplar ahdini bozar, böylece ardında bıraktığın İslâmî sınırlar önündekinden daha önemli olur.
Acemler yarın seni görünce; "bu Arabın aslı, onu kestiğiniz zaman rahata erersiniz" derler.
NEH_0212 · S. 217 · 146. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Acemler yarın seni görünce; "bu Arabın aslı, onu kestiğiniz zaman rahata erersiniz" derler. Bu düşünce, sana en şiddetli saldırıların yapılmasına, seni ortadan kaldırma arzusuyla hareket etmelerine sebep olur. Müslümanlarla savaşmaya geldikleri hususunda söylediklerine gelince; onların böyle yapmalarını noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah daha çok istemez. Ve istemediğini değiştirmeye en çok muktedir olan da O'dur. Sayılarının çokluğunu söylemene gelince, biz geçmişte çoklukla savaşmadık. Aksine, Allah'ın nusretine, yardımına güvenerek savaşırdık.1 Peygamber'in (s.a.a) gönderiliş hedefini beyan etmektedir: Allah Muhammed'i (s.a.a), kullarını putlara kulluktan kurtarıp kendine kulluğa, şeytana itaatten ayırıp kendine itaate çağırması için hak ile gönderdi. O'nu, habersiz oldukları Rablerini bilsinler, inkârlarından sonra onu ikrar ve ispat etsinler diye, kullarına apaçık anlatıp hükümlerini bildirdiği Kur'ân ile gönderdi. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, kudretini göstererek onlar görmeksizin kitabında tecelli etti; onları kahrıyla korkuttu. Felaketlerle helak ettiklerini nasıl helak ettiğini, biçtiklerini nasıl biçtiğini gösterdi.
Benden sonra öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda haktan daha gizli, batıldan daha aşikâr bir şey olmayacak.
NEH_0213 · S. 217 · 146. Hutbe
İmam Ali
Benden sonra öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda haktan daha gizli, batıldan daha aşikâr bir şey olmayacak. Allah ve Resulü'ne yalan söylemekten daha fazla artıp yayılan bir şey olmayacak. O zaman halkına hakkıyla okunduğunda Kur'- ân'dan daha rağbetsiz ve tahrif edildiğinde ise ondan daha rağbetli şey olmayacaktır. Ülkelerde maruftan daha münker ve münkerden daha maruf şey olmayacaktır. Kur'ân'ı yüklenenler onu atmış ve hıfzedenler onu unutmuş olacaktır. O günde Kur'ân ve ehli kovulmuş iki sürgün, beraber yolculuk eden iki yoldaş olacak; fakat hiçbir kimse onlara yer vermeyecektir. O zaman da Kur'- ân ve ehli insanlar içindedir; fakat onlarla değil; insanlarla beraberdir, fakat birlikte değil... Çünkü bir araya gelseler bile dalalet hidayete uymaz. Bu halk ayrılık üzere birleştiler ve birlikten ayrıldılar Sanki kitabın önderleri onlar da, kitap onların önderi değildir. Onların yanında kitabın ancak adı vardır; sadece yazısını tanırlar, Bundan önce de salihlere her türlü zulmü reva görenler onlardı. Salihlerin Allah'a karşı doğruluklarına yalandır dediler, iyiliklerine kötülükle mukabele ettiler.
Sizden öncekiler, ancak uzun-uzak emellere kapılmaları, ecellerinden gafil olmaları yüzünden helak oldular.
NEH_0214 · S. 217 · 146. Hutbe
İmam Ali
Sizden öncekiler, ancak uzun-uzak emellere kapılmaları, ecellerinden gafil olmaları yüzünden helak oldular. Böylece özrün kabul edilmeyeceği, tövbenin kaldırıldığı ve çetin azap ve ceza gününün kendilerini kuşattığı o vaat edilmiş gün gelip çattı. Ey insanlar, sizden kim Allah'tan öğüt isteyip kabul ederse, başarıya ermiştir. Onun sözünü delil/kılavuz kabul eden "en doğru yola hidayet"1 olmuştur. Zira Allah'a sığınan emin olur; düşmanlık eden, korku içinde yaşar. Allah'ın yüceliğini, azametini bilenlerin büyüklük taslamamaları gerekir. O'nun büyüklüğünü tanıyanların yücelmeleri, ancak ona karşı tevazu göstermeleriyle mümkün olur. O'nun kudretini bilenle- rin selâmeti, O'na teslim olmalarındadır. O hâlde, sağlam kişinin uyuzdan, sağlıklı insanın hastadan kaçtığı gibi siz de haktan kaçmayın. Bilin ki O'nu terk edenleri tanımadıkça olgunluğu tanıyamazsınız. Kitabın ahdini bozanları tanımadıkça ahdine yapışmazsınız. Onu atanları tanımadıkça, sımsıkı tutunamazsınız. Bunu ehlinde arayın; çünkü onlar cehaletin ölümü, ilmin yaşayışıdırlar. Onların dışları içlerini, susmaları konuşmalarını, hükümleri ilimlerini anlatır. Onlar, dine muhalif olmazlar, dinde ayrılığa düşmezler. Din onların arasında doğru söyleyen, sustuğu hâlde konuşan bir şahittir.1 Talha ve Zubeyr hakkında: Her ikisi de (Talha ve Zubeyr) idareciliği üzerine almak, öbürüne vermeyip kendine mal etmek ister. Onlar ne sağlam bir ilâhî ipe sarılmışlar ve ne de O'na erişmekte bir vesile edinmişlerdir. Her biri diğerine kin güder durur. Pek yakında üzerinden perde kalkacak. Allah'a andolsun, ikisinden biri idareciliğe erişse; ya mutlaka bu öbürünün canını alır; ya da öbürü bunu helak eder. Asiler grubu ayaklandı, sevap kazanmak isteyenler nerede? İşte gitmek isteyenlere yollar açık, haberler bildirildi.

149. Hutbe

Her sapmanın bir sebebi, her ahdinden dönenin bir şüphesi vardır.
NEH_0215 · S. 221 · 149. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Her sapmanın bir sebebi, her ahdinden dönenin bir şüphesi vardır. Allah'a andolsun ben ağıt yakanı ve ölüm haberini vereni duyan ve ağlayan gözleri gören, ama ibret almayan kimse değilim.1 Vefatından önce şöyle buyurmuştur: Ey insanlar, her kişi kaçışında, kaçtığı şeyle karşı karşıya gelir. Ecel herkesin (ölüme) sevk edildiği meydandır. Ondan kaçmak, ona erişmek demektir. Allah'ın gizli olmasını murat ettiği bu işin gizli yönünü araştırmak için günlerce araştırdım. Ama hayır! Bu ilim (detay açısından) gizlenmiştir. Vasiyetime gelince... Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayın, Muhammed'in (s.a.a) sünnetini yitirmeyin. Bu iki direği ayakta tutun ve bu iki ışığı yakın. Bunları terk edip kaçmazsanız, yerilmezsiniz. Herkese gücünün yeteceği kadar yüklenmiştir. Cahillerin yükü de hafifletilmiştir. Rahmet eden bir Rab, doğru bir din ve bilen bir imam var. Dün sizin bir arkadaşınızdım, bugün size ibretim, yarın da sizden ayrılacağım. Allah beni de sizi de bağışlasın. Ayağım bu kaygan yerde kaymadan sabit kalırsa (ölmezsem) sözüm budur.
Eğer ayağım kayarsa (ölürsem, o zaman da diğerleri gibi), dalların gölgesinde, rüzgârların estiği yer- lerde, …
NEH_0216 · S. 221 · 149. Hutbe
İmam Ali
Eğer ayağım kayarsa (ölürsem, o zaman da diğerleri gibi), dalların gölgesinde, rüzgârların estiği yer- lerde, havada dağılıp giden bulutların altında ve yeryüzünde izleri silinen kimselerden oluruz. Bedenimin birkaç gün sizinle arkadaşlık ettiği komşunuzdum. Pek yakında benden size ancak hareketten sonra sakinleşmiş, konuştuktan sonra susmuş cansız bir beden kalacak. Cansız bedenim, yumulmuş gözlerim, hareket edemeyen azalarım, size öğüt verecek. Bu öğüt, ibret alanlar içindir. Bu; tesirli konuşmadan, dinlenilen sözden daha çok etkileyicidir. Sizinle dostlarla buluşmaya giden kimse gibi veda ediyorum. Yarın bu günlerimi görüp düşüneceksiniz, size sırlarım açılacak, benim yerime bir başkası geçtikten sonra tanıyacaksınız beni.1 Gelecekle ilgili olayları haber vermekte ve bir grub dalalet ehlini nitelendirmektedir: Olgunluk yolunu terk ederek azgınlık yoluyla sağı solu tuttular. Beklenen ve gelecek olan şeyi istemede acele etmeyin, yarının getireceği şeyin gelişini uzak sanmayın (pek yakında gelecek). Nice acele eden var, ona ulaştığında keşke ulaşmasaydım der! Bugün yarının gelmesine ne kadar da yakındır! Ey insanlar!
Bu, vaat edilenin gerçekleşeceği vakittir; tanımadığınız fitnelerin görülmesi yakındır.
NEH_0217 · S. 221 · 149. Hutbe
İmam Ali
Bu, vaat edilenin gerçekleşeceği vakittir; tanımadığınız fitnelerin görülmesi yakındır. Haberiniz olsun, kim bizden aydınlatıcı ışık elde ederse orada nurlu bir meşaleyle yürür, salihler gibi yol alır, böylece bağları çözer ve tutsakları azat eder. Batıl topluluğu dağıtır, ayrılığa düşmüş topluluğu bir araya getirir. Dikkatle bakanın bile göremeyeceği, izleyenin izini bulamayacağı şekilde insanlardan gizli olarak yaşar. Sonra bir grup bu fitneler içinde körleşmiş kılıcını biler gibi basiretini biler. Kur'ân'ın nuru gözlerini ışıtır; tefsirle anlayışları keskinleşir ve hikmet kâsesinden sabah akşam içerler. ...(Dalalet ehline gelince) Zilletleri tamamlansın ve (Allah'ın nimetlerinin) değişimine müstahak olsunlar diye müddetlerini uzattık. Sonunda verilen mühlet sona erdi. Bir grup imtihan edici fitnelerin üzerine yürüdü ve (hak yolunda) kılıçlarını çekerek savaşmaya koyuldular. Onlar direnişlerinden dolayı Allah'ı minnet altında bırakmadılar; hak uğrunda nefislerini feda etmelerini büyük görmediler. Kazanın/kaderin gerçekleştiğine hükmedildikten sonra imtihan dönemi bitti. Basiretle kılıç salladılar ve öğüt verenin emriyle Rablerine yakınlaştılar.
Bu, Resulullah'ın (s.a.a) vefatına kadar böyle devam etti.
NEH_0218 · S. 221 · 149. Hutbe
Hz. Muhammed Ehl-i Beyt İmam Ali
Bu, Resulullah'ın (s.a.a) vefatına kadar böyle devam etti. Ondan sonra bir bölük, topukları üzerinde geri döndüler. Helak edici çeşitli yollarda yürüdüler. İçlerinden geçen batıl inançlara dayandılar. Yakın olmayanlarla birleştiler, sevgileri emredilen sebebi (Ehlibeyt'i) terk ettiler, binayı temelinden söküp, başka bir yerde kurdular. Onlar her hatanın kaynağı, insanı şaşırtan her şiddetin, aşırılığın kapısıdır. Şaşkınlıkta bocaladılar, sarhoşlukta kendilerinden geçtiler. Firavun ehlinin sünnetine uyarak, bir kısmı dünyaya bağlandı, bir kıs- mı da dinden ayrılıp din düşmanı oldu.1 İnsanları fitneden sakındırmaktadır: Allah'a hamd eder ve Şeytanı kovmak, onun tuzaklarına düşmek, ipine yapışmak ve oyunlarına kanmak hususunda O'ndan yardımını dilerim. Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in seçtiği ve beğendiği kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim. Onun faziletine kimse eşit olamaz, boşluğu doldurulamaz. Dalalet karanlığından sonra ülkeleri onunla aydınlattı. Her şeye galip gelip kuşatan cehaleti, sınır tanımayan zulmü, cefayı onunla giderdi. İnsanlar haramları helal sayıyor, âlimlerini hor görüyor, ilâhî şeriatten habersiz yaşayıp küfür üzere ölüyorlardı.
Ey Arap topluluğu, yaklaşmakta olan fitne oklarının hedefisiniz.
NEH_0219 · S. 221 · 149. Hutbe
İmam Ali
Ey Arap topluluğu, yaklaşmakta olan fitne oklarının hedefisiniz. Nimetlerin aklınızı alıp sizi sarhoşluğa düşürmesinden sakının. Çetin azap günlerinden çekinin. Çocuğu doğurduğunda, gizliliği ortaya çıktığında, milinin düzgün olup değirmeni döndüğünde toza dumana karışmış olan belalara ve fitnenin belirsiz kıvrımlarına, dönemeçlerine karşı direnin. Fitneler gizlilikle başlar, apaçık kötülüklerle ortaya çıkar. Gençliği, delikanlının gençliğine, izleri, taş izlerine benzer. Zalimler onu sözleşmelerle birbirinden miras olarak alır. Öncekiler sonrakileri güderler; sonrakiler de öncekilere uyarlar. Aşağılık dünyayı elde etmek için savaşırlar, kokmuş leşe saldırıp dalaşırlar. Az zamanda uyan uyduğunu yöneten yönettiğini terk eder. O hâlde buğz ederek ayrılırlar, karşılaş- tıklarında lanetleşirler. Bundan sonra sarsıp titreten ve kasıp kavuran bir fitne ortaya çıkar. Doğruluk içindeki kalpler eğriliğe düşer. Selâmet içinde olan kimseler sapıklığa yönelir. O hücum ettiğinde görüşler ihtilafa düşer ve ortaya çıktığında doğru yanlış düşünceler birbirine karışır. Kim ona karşı çıkarsa, onu yok eder. Kim onu yok etmek isterse onu ezer.
O fitnedeki insanlar, birbirlerini yaban eşekleri gibi ısırırlar.
NEH_0220 · S. 221 · 149. Hutbe
İmam Ali
O fitnedeki insanlar, birbirlerini yaban eşekleri gibi ısırırlar. İpin düğümü çözülür, işin gerçek yüzü örtülür, hikmet dibe iner, zalimler konuşur, o fitneler bedevileri demir gemleriyle vurur, göğüslerini sıkarak kırar geçer. Tozun içinde yalnız gidenler kaybolur, biniciler o yolda helak olur. Kaza, bütün acılığıyla gelir, taze kanları sağar, din yolunun işaretleri sökülür, yakin bağı çözülür. Aklı başında olanlar ondan kaçar. Kötü olanlar da onu idare ederler. Yıldırımı şimşeği çoktur; meşakkati fazladır. Onda akrabalıklar kesilir, insanlar İslâm'dan ayrılır. Ondan kaçan rahatsızlanır, uzaklaşmak isteyen kaçamaz, içinde bocalar. ...Bir grup katledilip kanları boşa gider, bir grup korkup sığınak arar. Yeminleriyle aldatır, imanlarıyla yoldan çıkarırlar. Ama siz fitnelerin işareti, bidatlerin bayrağı olmayın. Toplumun bağlandığı ve üzerine itaat rükünlerinin bina edildiği şeye sarılın. Allah'a zalim olarak değil, mazlum olarak varmaya çalışın. Şeytanın basamaklarından ve düşmanlık yerlerinden sakının. Karnınıza haram lokma sokmayın. Çünkü isyanı size haram edip, itaat yollarını kolaylaştıran, mutlaka sizi görür.1

152. Hutbe

Allah'ın sıfatları ve din önderlerinin nitelikleri hakkında:
NEH_0221 · S. 226 · 152. Hutbe
İmam Ali
Allah'ın sıfatları ve din önderlerinin nitelikleri hakkında: Hamd, yarattıklarını mevcudiyetine, onların yaratılmalarını ezeliyetine, birbirine benzemelerini benzersizliğine delil kılan Allah'a mahsustur. Yapıp işleyenle yapılanın; sınırlayanla sınırlananın, rab ile (terbiye edip yetiştirenle) yetiştirilenin farklılığı yüzünden duyular onu idrak edemez, örtüler O'nu gizleyemez. Birdir, sayıdaki rakamla değil. Yaratandır, hareket ve çalışıp yorulma manasında değil. Alete bağlı olmaksızın duyan, gözlerini açıp kapamadan görendir. Her şeye şahittir, bir şeyle temasta bulunmaksızın. Her şeyden ayrıdır; uzaklık olmaksızın. Zahirdir, görülmeksizin. Batındır, fakat küçüklük ve zarafetinden değil. O, her şeyden üstünlüğü ile kudretiyle, her şey de ona boyun eğmekle ve O'na dönmekle ayrıdır. Kim vasıflandırırsa sınırlar, sınırlayan saymış olur, sayan ise O'nun ezel olduğunu inkâr etmiş olur. "Nasıl?" diyen onu vasıflandırmaya kalkmış; "nerede" diyen mekânda sanmıştır. Bilinen yokken bilen, terbiye edilen yokken Rab; gücünü uyguladığı yokken kadir olandır. ...Bir doğan doğdu; bir parlayan parladı; bir aşikâr olucu aşikâr oldu bir eğri doğruldu.
Allah bir toplumu başka bir toplumla, bir günü başka bir gün ile değiştirdi.
NEH_0222 · S. 226 · 152. Hutbe
Oniki İmam İmam Ali
Allah bir toplumu başka bir toplumla, bir günü başka bir gün ile değiştirdi. Susuzların, kıtlığa düşenlerin yağmuru beklemesi gibi, bu zamanın geçmesini bekliyorduk. İmamlar, Allah'ın hükmüyle kullarını yöneten, insanlara önderlik edenlerdir. Cennete ancak onları tanıyan ve onlar tarafından tanınan girebilir. Cehenneme de ancak onları inkâr eden ve onların inkâr ettikleri atılır. Allah size İslâm'ı seçti ve onunla sizi halis kılmak istedi. İslâm, bütün yücelikleri toplayan, esenlik bildiren bir addır. Allah İslâm yolunu seçti, delillerini açıkladı ve zahiri ilim ve batını hikmet olan. (Kur'ân'ı) indirdi. Onun yenilikleri yok olmaz, ilginçliklerinin sonu gelmez. Baharın hayır ve bereket yağmurları ve karanlıkların ışığı ondadır. Hayır kapıları sadece onun anahtarıyla açılır ve karanlıklar sadece onun nuruyla aydınlanır. Korusuna girmeyi yasaklamış, yaylasına girmeyi serbest bırakmıştır.
Şifa isteyenlerin şifası, kifayet edenlerin kifayeti ondadır.1/2 Sapıkların bazı niteliklerini beyan …
NEH_0223 · S. 226 · 152. Hutbe
İmam Ali
Şifa isteyenlerin şifası, kifayet edenlerin kifayeti ondadır.1/2 Sapıkların bazı niteliklerini beyan etmektedir: O kendilerini hedefine ulaştıracak bir yolu ve kılavuzu olan bir imamı olmadan Allah'ın kendisine verdiği mühleti gafiller ve günahkârlarla geçirir (değerlendirmez.) ...Günahlarının cezasını görünce ve gaflet perdelerinden sıyrılınca bu defa kendilerine yüz çevirene (ahirete) yönelirler ve kendilerine yönelenden (dünyadan) yüz çevirirler. Talep edip ulaştıklarından ve ihtiyaçlarını giderdikleri şeylerden fayda görmediler. Ben kendimi ve sizleri bu durumdan sakındırıyorum. Herkes, kendi nefsini faydalandırsın. Basiretli kişi, duyup düşünen, bakıp gören, ibretlerden faydalanan, sonra da aşağılık ve zarar veren yerlere ve dalalete düşmekten sakınarak apaçık yola giren kimsedir. Aynı zamanda sapanlara, hakta sıkı tutmak, sözü tahrif etmek ve doğruyu söylemekten korkmakla kendi aleyhine yardım etmez. Ey dinleyen, sarhoşluktan ayıl, gafletinden uyan, çok acele etme. Ümmî nebinizin (s.a.a) diliyle sana gelen ve kaçınılmaz, olacağı muhakkak şeyleri düşün. Başkasına yönelip buna karşı çıkana muhalif ol, onu nefsi için razı olduğu şeyle baş başa bırak.
Övünmeyi ve kibri bırak, kabri hatırla, çünkü varacağın yer oradan geçer, ne yaparsan onu bulursun, ne …
NEH_0224 · S. 226 · 152. Hutbe
İmam Ali
Övünmeyi ve kibri bırak, kabri hatırla, çünkü varacağın yer oradan geçer, ne yaparsan onu bulursun, ne ekersen onu biçersin, bugün ne hazırladıysan, yarın sana o sunulur. Adımına yer hazırla, o gün için bir şeyler gönder. Ey dinleyip işiten, sakın, sakın! Ey gafil çalış, çalış! "Her şeyden haberdar olan (Allah) gibi sana kimse haber veremez."1 Allah'ın hüküm, hikmet ve öğütle dolu kitabında sevap vereceğini, azab edeceğini, razı olacağını veya gazaba uğratacağını kesinlikle bildirdiği şeylerden biri de (aşağıda sayılacak olan) bu hasletlerin birisine bile sahip olan ve tövbe etmeden rabbinin huzuruna çıkan kimse, istediği kadar çalışıp çabalasın, işinde ihlâslı olsun kendisine hiçbir fayda vermez. (Bu hasletlerden) Biri, kendisine farz kıldığı ibadette Allah'a ortak koşmak, öfkesini bir kişiyi öldürerek yenmek, başkasının ayıbını söylemek, bir ihtiyacını elde etmek için dininde bidat ortaya çıkarmak, insanlara ikiyüzlü görünmek, onlar arasında iki dilli konuşmaktır. (Kendine gel de) bunları iyi düşün. Çünkü örnek, benzerine de delalet eder.

154. Hutbe

Hayvanların en önemli işleri karınlarını doyurmaktır, canavarların işleri başkalarına düşmanlıkta …
NEH_0225 · S. 229 · 154. Hutbe
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Ali
Hayvanların en önemli işleri karınlarını doyurmaktır, canavarların işleri başkalarına düşmanlıkta bulunmaktır, kadınların bütün dertleri, tasaları, dünya ziynetleriyle süslenmek ve orada gereksiz işlerle uğraşmaktır. Müminler ise boyun eğenler, şefkatli davrananlar ve (Allah'tan) korkanlardır.1 Ehlibeyt'in faziletleri hakkında: Akıllı kişinin basireti; işinin sonunu görmesini, alçaklığı yüksekliği tanımasını sağlar. İnsanları çağıran (Peygamber) çağırmış, yöneten yönetmiştir. O hâlde o çağırana icabet edin, o yönetene tâbi olun. Fitne denizlerine daldılar, sünnetlerin yerine bidatlere sarıldılar. Müminler inzivaya çekildiler, sapıklar ve yalanlayanlar konuştu. Resulullah'ın sırdaşı, arkadaşı, hazinedarı ve kapıları biziz. Evlere ancak kapılarından girilir, kapılarından girmeyene hırsız denir. ...Kur'ân'ın yücelikleri onlardadır. Onlar, rahmanın hazineleridir; konuştukları zaman doğru söylerler. Sustuklarında kimse onları geçemez. Toplumu idare edenin doğru, aklı başında ve ahiret evladı olması gerekir. Çünkü oradan gelmiş, oraya gidecektir. Kalbiyle gören ve basiretiyle amel eden kimsenin, işine başlarken yaptığı işin lehine mi yoksa aleyhine mi olduğunu bilmesi gerekir.
Lehine ise yapar; aleyhine ise bırakır.
NEH_0226 · S. 229 · 154. Hutbe
İmam Cafer Sadık İmam Ali
Lehine ise yapar; aleyhine ise bırakır. Bilgisiz amel eden, yolun dışında gidene benzer; yol aldıkça elde etmek istediğinden uzaklaşır. İlmiyle amel eden ise apaçık yolda gidene benzer. Bakanın görmesi gerek; yol mu alıyor, yoksa geriye mi dönüyor. Her dış görünüşün ona benzer bir iç yüzü olduğunu bil; dışı temiz olanın, içi de temizdir, dışı pis olanın içi de pistir. Sadık olan Elçi (s.a.a) der ki: "Allah bazen bir kulu sever; amelini sevmez; bazen de amelini sever, ama kendisini sevmez." Her amelin bir bitişi/serpilişi vardır. Her bitkinin suya ihtiyacı vardır. Sular ise muhteliftir. İyi bir şekilde sulanırsa fidanları iyi, meyveleri hoş olur. Kötü bir şekilde sulanırsa fidanları kötü, meyvesi de acı olur.1 Yarasanın yaratılış inceliklerinden bahsetmektedir: Sıfatların tanımaktan aciz kaldığı, azametini akılların kavrayamadığı ve böylece mülkünün sonuna erişilemediği Allah'a hamdolsun. O gerçektir, apaçıktır. Gözlerin gördüğü şeylerden daha gerçek ve daha apaçıktır. Akıllar, O'nu sınırlarıyla kavrayamazlar ki, bir şeye benzetebilsinler. O belirli bir ölçüye göre zihinlerde tahayyül edilmez ki, örnek verilsin. Mahlûkatı hiçbir şeyi örnek almadan, hiçbir kılavuzun kılavuzluğunu almadan, hiçbir yardımcının yardımını görmeden yaratmıştır.

155. Hutbe

Emriyle yaratılışı tamamlamış, kendisine boyun eğdirmiş, itirazsız icabet ettirmiş, tartışmasız boyun …
NEH_0227 · S. 231 · 155. Hutbe
İmam Ali
Emriyle yaratılışı tamamlamış, kendisine boyun eğdirmiş, itirazsız icabet ettirmiş, tartışmasız boyun eğdirmiştir. Allah'ın şu yarasaların yaratılış hikmetlerinden bize gösterdiği şeyler, onun harikulade yaratışına ve sanatının inceliklerine örneklik teşkil eder. Her şeyi harekete geçiren ışık yarasayı hapseder. Bütün canlıları hareketsiz kılan karanlıklar da onu harekete geçirir. Nasıl da aydınlatıcı güneşten yardım alamıyor, yollarına koyulamıyor, güneşin ışıklarıyla hedefine ulaşamıyor ve hiçbir yeri göremiyorlar? Yarasalar ışığın parlamasıyla aydınlattığı yerlere gitmekten nasıl aciz kalıyorlar? Güneşin ışınlarının parlamasıyla gizlendikleri yerlerde hiçbir yere gidemeden nasıl da gizleniyorlar! Gündüz onların göz kapaklarını göz bebeklerinin üzerine sarkıtmış; gece ise, rızık aramak için onlara bir lamba olmuş; ne gecenin karanlığı onun görmesini engelleyebiliyor, ne de zifiri karanlıklar gece yol almalarına engel oluyor. Güneş ışıklarını ortaya saçıp sabahın aydınlığı ortalığı bürüyünce ve güneş parıltıları kelerlerin yuvalarına kadar girince yarasaların göz kapakları kapanır ve onlar gecenin karanlıklarında topladıkları yiyeceklerle yetinirler.
Geceyi yarasalara aydınlık ve geçim vakti, gündüzü de durak ve dinlenme kılan ve ihtiyaç hâlinde kendilerine …
NEH_0228 · S. 231 · 155. Hutbe
İmam Ali
Geceyi yarasalara aydınlık ve geçim vakti, gündüzü de durak ve dinlenme kılan ve ihtiyaç hâlinde kendilerine göklere uçtukları etten kanatlar yaratan Allah ne de münezzehtir! O kanatlar kamışı ve tüyü olmayan iki kulak memesi gibidirler. Damar yerlerini da apaçık görebilirsin. İki kanadı var; ne kırılacak kadar ince ve ne de ağırlık edecek kadar kalındırlar. Yavrusu kendisine yapışmış, kendisine sığınmış bir şekilde uçuyor. Durduğunda o da duruyor, havalandığında o da havalanıyor. Yavrusu, azaları tamamlanıncaya, kanatları kendisini harekete geçirebilecek hâle gelinceye, yaşam yollarını öğreninceye, kendisi için faydalı olanı bilinceye kadar anasından ayrılmıyor. Başkasından kopya etmeden her şeyi emsalsiz bir mükemmellikte yaratan Allah ne yücedir!1 Basra halkına hitab etmekte ve gelecekten haber vermektedir: O zaman (fitneler zamanında) kendini aziz ve yüce olan Allah'a vermeye güç yetiren, öyle yapsın. Eğer bana itaat ederseniz Allah'ın izniyle meşakkatli ve acılarla dolu da olsa bile, sizi cennet yoluna götürürüm. Ama o kadın ise, kadınların reylerine kapıldı, gönlündeki kin boyuna kaynayan demirci kazanı gibi kaynamaktadır. Bana yaptığını bir başkasına yapması istense yapmazdı. Yine de ben ona önceki gibi hürmet ederim. Hesap, yüce Allah'a aittir. ...(İslâmî) Yol, apaçık bir yol ve apaydın bir meşaledir. Salih amel imana; iman, salih amellere delalet eder. İlim, imanla yaşatılır. İlimle, ölümden korkulur. Dünya ölümle biter. Ahiret, dünya ile kazanılır. Kıyametle cennete yaklaşılır ve Cehennem azgınlara zahir olur. Halk için Kıyamet dışında dur durak yoktur; telaş içinde varacakları o son noktaya doğru koşuştururlar. ...Halk kabirlerinden çıkıp varacakları son noktaya varırlar.

156. Hutbe

Her evin (cennet ve cehennemin) bir ehli vardır; değiştirilmez ve başka bir yere nakledilmezler.
NEH_0229 · S. 233 · 156. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Her evin (cennet ve cehennemin) bir ehli vardır; değiştirilmez ve başka bir yere nakledilmezler. Marufu emredip, münkerden nehyetmek Allah'ın huylarından iki huydur; bunlar ne kimseye ecelini yaklaştırır, ne de hiçbir rızkını azaltır. Tutunulacak sağlam bir ip, aydınlatıcı bir nur, şifalı bir kaynak, susamışların susuzluğunu gideren, ona sarılıp tutanı koruyan ve asılanı kurtaran Allah'ın kitabına sarılın. Eğrilmediği için düzeltilmesi, sapmadığı için özür dilemesi gerekmez. Çok okunmaktan, çok dinlenmekten yıpranmaz. Onunla konuşan doğru konuşur; onunla amel eden kazanır. Birisi kalkıp, "Ey müminlerin emiri, bize fitneden haber ver; Resulullah'a bunu sordun mu?" dedi. Bunun üzerine Hz. Ali şöyle buyurdu: Noksan sıfatlarından münezzeh olan Allah katından "Elif, Lam Mim. İnsanlar inandık demekle sınanmadan bırakılıvereceklerini mi sanıyorlar!"1 ayeti indiğinde anladım ki, Resulullah (s.a.a) aramızdayken bize fitne inmez. "Ey Allah'ın Resulü, Allah'ın bu ayetle sana haber verdiği fitne nedir?" dedim. "Ey Ali, ümmetim benden sonra fitneye düşecektir." dedi. "Ya Resulullah, Uhud günü Müslümanlardan bir grup şehit olmuş, bense şahadete erişememiştim ve bu bana pek ağır gelmişti de, 'Müjdelerim seni, şahadet arkandadır.' dememiş miydin?" diye sordum. "Evet dediğin gibidir! O zaman nasıl sabredeceksin?" deyince de, ben "Ey Allah'ın Resulü, bu sabır yeri değil; müjde ve şükür yeridir." dedim. O da,

157. Hutbe

"Ey Ali! Bu kavim mallarıyla aldanacak, dinleriyle Rablerine minnet etmeye kalkışacak, rahmetini dileyecek, …
NEH_0230 · S. 234 · 157. Hutbe
İmam Ali
"Ey Ali! Bu kavim mallarıyla aldanacak, dinleriyle Rablerine minnet etmeye kalkışacak, rahmetini dileyecek, azabından emin olacak. Haramını yalancı şüpheler ve gaflete düşürücü isteklerle helal kılarlar. Böylece içkiye nebiz (şıra), rüşvete hediye, faize alışveriş adını takarak helal sayarlar." buyurdu. "Ey Allah'ın Resulü, bu çağda onları hangi konağa indireyim? Dinden dönmüş mü sayayım; fitneye düşmüş mü sayayım?" dedim. O da, "Fitneye düşmüş kabul et." buyurdu.1 İnsanları takvaya teşvik etmektedir: Hamdı kendisi zikretmek için anahtar, fazlını ve keremini artırmak için sebep, nimetlerine ve azametine delil kılan Allah'a hamdolsun. Allah'ın kulları! Zaman geçenlerle akıp gittiği gibi kalanlarla da akıp gidiyor. Giden zaman geri dönmez. Onun içindekiler de ebedi ve sonsuz kalmaz. İşinin sonu başlangıcındaki gibidir. İşleri birbirine benzer, nişaneleri açıktır. Sanki sizi develerini süren kimse gibi sürüp kıyamete götürmektedir. Bu yüzden, kim kendisini başkalarıyla oyalarsa karanlıklarda şaşkın şaşkın dolaşır, belalar içerisinde kaybolur gider. Şeytanları, onu azgınlıkları içerisinde azdırmaya devam ederler, kötü eylemlerini kendisine süslerler.
O hâlde hayırda yarışanların durağı cennet, aşırı gidenlerin durağı ise cehennemdir.
NEH_0231 · S. 234 · 157. Hutbe
İmam Ali
O hâlde hayırda yarışanların durağı cennet, aşırı gidenlerin durağı ise cehennemdir. Ey Allah'ın kulları, biliniz ki takva sapasağlam bir kaledir. Sapıklık ise hor ve gevşek bir kaledir; ehlini koruyamaz, kendisine sığınanları saklayıp, barındıramaz. Bilin ki takva ile hataların zehirli iğnesi sökülür, yakin ile de yüce hedefe ulaşılır. Allah'ın kulları! Allah için kendi nezdinizde en aziz ve en sevimli şey hususunda dikkatli olun. Şüphesiz Allah, size hakk yolu göstermiş ve O'nun yolları sizin için aydınlanmıştır. Kötü bir akibet veya ebedi bir saadet! Bunun için tükenecek günlerinizde tükenmeyecek günler için azık hazırlayın. Gereken azık ise size tanıtılmış, göç etmekle emrolunmuşsunuz ve süratle harekete geçirilmişsiniz. Bir yerde konaklayan kervan gibisiniz ve ne zaman hareket emrinin verileceğini bilmiyorsunuz. Dikkat edin! Ahiret için yaratılmış bir kimse dünyayı neylesin! Yakında elinden alınacak ve geriye sadece hesabı ve zorlukları kalacak olan malı ne yapsın! Allah'ın kulları! Allah'ın vadetmiş olduğu hayırdan hiçbirisi terk edilmez ve Allah'ın nehyetmiş olduğu şerden hiçbirisine rağbet edilmez. Ey Allah'ın kulları!
Amellerin hesabının sorulacağı, yerin yerinden oynayacağı, çocukların dehşetten ihtiyarlayacağı günden …
NEH_0232 · S. 234 · 157. Hutbe
İmam Ali
Amellerin hesabının sorulacağı, yerin yerinden oynayacağı, çocukların dehşetten ihtiyarlayacağı günden sakının. Ey Allah'ın kulları! Biliniz ki, kendi içinizde sizi gözetleyenler var. Azalarınızın gözcüleri ve dosdoğru yazan yazıcılar var; yaptıklarınızı kaydedip nefeslerinizi sayıyorlar. Sim- siyah bir gecenin zifiri karanlığı bile, sizi onlardan gizleyemez. Sapasağlam kapalı kapılar bile, sizi onlardan saklayamaz. Evet, gerçekten yarın bu güne ne kadar da yakındır! Bugün içindekileriyle gider, yarın hemen onun peşinden gelir. Sanki sizin her biriniz kabrine ve kabir çukurunun ucuna varmış. Ah o yalnızlık evine; vah o vahşet konağına, vah o tek başına garipliğe! Sanki sur nefhası size geldi. Sanki kıyamet üzerinizi bürüdü ve siz hükmün gerçekleşmesi için meydana çıktınız. Batıllar sizden uzaklaştı, bahaneler yok oldu, gerçekler açığa çıktı, işler sizi götürmesi gereken yere götürdü. O hâlde ibretlerden öğüt alın, değişikliklerden ibret alın, uyarıcılardan da faydalanın.1 Peygamber ve Kur'ân'ın azametini beyan etmekte ve Ümeyyeoğulları'nın durumunu haber vermektedir: Onu, (Hz.
Muhammed'i) resullerin yollanmasına ara verildiği, ümmetlerin uzun gaflet uykusuna dalıp gittiği, sağlamlığın …
NEH_0233 · S. 234 · 157. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Muhammed'i) resullerin yollanmasına ara verildiği, ümmetlerin uzun gaflet uykusuna dalıp gittiği, sağlamlığın çözüldüğü bir zamanda gönderdi. O, onlara kendilerinde bulunanı tasdik eden, uyulması gereken nur ile geldi. Bu Kur'ân'dır, onu konuşturmaya çalışın; ama o konuşmaz. Lakin ben ondan haber vereyim size; geleceğin bilgisi, geçmişe ait haberler, derdinizin ilacı, aranızdaki düzenin gerektirdiği her şey ondadır. ...Bu zamanda, zalimlerin dertlendirmediği, işkencelerin zul- münün girmediği, kerpiçten yapılmış yahut kilimden kurulmuş hiçbir ev ve çadır kalmaz. Ama o günde (hesap gününde) ise zalimler için ne gökte şefaat dileyen, ne de yerde yardımcılar kalır. İşte ehli olmayanı seçtiniz; işi kaynağından başka yere götürdünüz. Allah'ın yiyeceklerini zakkum, içeceklerini zehir ve acı kılarak lokmaya karşılık lokmayla, yuduma karşılık yudumla zalimlerden intikam alması pek yakındır. İçerden korkuyu, dışardan ise kılıcı onlara hâkim kılacak. Onlar suçları yüklenmiş merkepler, günahları taşıyan develerdir. Yemin üstüne yemin ederim, Ümeyyeoğulları benden sonra bu devleti, balgamı ağızlarından atar gibi atacaklar. Zaman ilerledikçe, gece gündüzü kovaladıkça onu bir daha ebediyen tadamayacaklardır.1 İnsanlara iyi davrandığından bahsetmektedir: Sizlere iyi bir komşu oldum, gücümün yettiğince sizi arkanızda korumaya çalıştım. Sizi zillet bağından kurtarıp zulmü ve haksızlığı yok ettim. Gözün gördüğü ve bedenin şahit olduğu nice kötülüklerinize göz yumuyor, az iyiliğiniz için teşekkürler diyorum.2

160. Hutbe

Allah'ın azameti hakkında: O'nun hükmü kesin ve hikmet esasıncadır. O'nun rızası eman ve rahmettir.
NEH_0234 · S. 238 · 160. Hutbe
İmam Ali
Allah'ın azameti hakkında: O'nun hükmü kesin ve hikmet esasıncadır. O'nun rızası eman ve rahmettir. İlimle hüküm verir, hilimle affeder. Yarabbi! Aldığın ve verdiğin şeylere hamd olsun. Verdiğin afiyet ve belalara hamdolsun. Seni en güzel şekilde razı edecek, sana en sevimli gelecek, senin katında en makbul olacak hamtla sana hamt ederim. Yarattığın şeyleri dolduracak, istediğin makama ulaşacak bir hamt! Senden gizli kalmayacak ve katında hiçbir kusur taşımayacak bir hamdle hamd ediyorum. Sayısı kesilmeyecek, uzunluğu bitmeyecek bir hamtla! Çünkü biz senin azametinin künhünü hakkıyla bilemeliyiz. Ancak biz, Hayy ve Kayyum olduğunu, uyku ve uyuklamanın seni tutmadığını biliyoruz. Sana hiçbir bakış ulaşamaz. Hiçbir göz seni idrak edemez. Sen bütün gözleri idrak eder, bütün amelleri sayar; "perçem ve ayaklarından"1 yakalar, alırsın. Hakeza sadece senin yarattıklarından gördüğümüz, kudretinden hayrete düştüğümüz, saltanatının büyüklüğünden niteleyebildiğimiz sıfatlarını bilebiliriz. Bizim haberdar olmadığımız, gözlerimizin göremediği, akıllarımızın ulaşamadığı, aramıza perde gerdiğin o gayb âlemi ise çok büyük!
Arşını nasıl diktiğini, mahlûkatını nasıl yarattığını, gökleri havaya nasıl astığını, ırmakları ve su …
NEH_0235 · S. 238 · 160. Hutbe
İmam Ali
Arşını nasıl diktiğini, mahlûkatını nasıl yarattığını, gökleri havaya nasıl astığını, ırmakları ve su dalgalarını yeryüzüne nasıl yaydığını öğrenebilmek için bakışlarını yönelten, fikrini çalıştıran bir kimsenin gözleri yorulur, aklı karışır, şuuru bulanır, fikri hayrete düşer, şaşa-kalır. ...(Birisi) Allah'a ümit bağladığını iddia ediyor. Allah'ın azametine yemin olsun ki yalan söylüyor. Ümit ediyor da niçin ümidi, ameli ile ortaya çıkmıyor? Her kim ümit ederse ümidi amelinde ortaya çıkar. Onun ise Allah'a ümitten başka her ümidi amelinde gözükür. Allah'a ümidi ise kusurludur. Allah korkusu hariç her korkusu yerindedir. Allah korkusu ise amellerine yansımadığı için gerçek değildir. Büyük şeyleri Allah'tan umar ve küçük şeyleri ise kuldan ümit eder. Ama Allah'a vermediği (değeri) kula veriyor! Niçin kullara verilen değeri ve şanı yüce Allah'a vermiyor? Umudunun yalan çıkacağından mı korkuyorsun? Yoksa O'nu umuda layık mı görmüyorsun? Aynı zamanda kullarından birinden korkarsa ona, Allah'a göstermediği saygıyı gösterir. Kullardan korkusu peşin, Rabbinden korkusu veresiye iledir.
Dünyayı büyük gören, kalbindeki yeri yüce olan, onu Allah'a tercih eden, böylece sadece dünyaya bağlanan, …
NEH_0236 · S. 238 · 160. Hutbe
İmam Ali
Dünyayı büyük gören, kalbindeki yeri yüce olan, onu Allah'a tercih eden, böylece sadece dünyaya bağlanan, dünyaya dalıp giden ve dünyanın kulu olan kimse işte böyledir. Allah'ın Resulü; dünyanın çirkinliklerine ve alçaklıklarına, dünyaya düşkünlüğün ayıplığına ve kötülüğüne karşı sana güzel bir örnek ve delil olarak yeter. Çünkü dünya etrafıyla Peygamber'den alınmış, bütün yönleriyle başkası için hazırlanmıştır. Peygamber onun sütünden kesilmiş ve süslerinden yüz çevirmiştir. Eğer istiyorsan, Musa Kelimullah'ın şöyle dediğini ikinci örnek olarak sunabilirim "Ya Rabbi! Bana indireceğin iyiliklere ihtiyacım var."1 Allah'a yemin olsun ki o, yiyeceği ekmekten başka bir şey istemedi.2 Çünkü yerin bitirdiklerinden yiyordu. Yediği bitkilerin yeşilliği, zayıflığı ve sıskalığı nedeniyle karın derisinin altından gözüküyordu. Eğer istersen, üçüncü olarak Zeburlar sahibi ve cennet ehlinin karisi (okuyucusu) Davud'u örnek gösterebilirim. Çünkü o kendi eliyle hurma liflerinden örgü örüyordu da arkadaşlarına şöyle diyordu: "Kim bana bunu satar!" Onun satışından elde ettiği parayla arpa ekmeği yiyordu. İstersen İsa b. Meryem hakkında söz edeyim.
O da taşı yastık yapıyor, sert şeyler giyiyordu ve katıksız kuru yiyecekler yiyordu.
NEH_0237 · S. 238 · 160. Hutbe
İmam Ali
O da taşı yastık yapıyor, sert şeyler giyiyordu ve katıksız kuru yiyecekler yiyordu. Azığı açlık, gece lambası ay, kışın barınağı yeryüzünün doğusu ve batısıydı. Meyveleri ve sebzeleri, yeryüzünde canlılar için biten şeylerdi. Ne onu fitneye düşürecek bir hanımı, ne hüzünlendirecek bir çocuğu, ne kendisini meşgul edeceği bir malı ve ne de kendisini hor kılacak bir tamahı vardı. Bineği iki ayağı, hizmetçisi de iki eliydi. Öyleyse tertemiz olan Peygamberine (s.a.a) uy; çünkü onda uyacak kimse için güzel örnekler, yaslanacak kişiye yaslanacak yerler vardır. Allah katında kullarının en sevgilisi, nebisine uyup onun yolunu izleyen kimsedir. Dünyada ağız dolusu bir lokma yemediği gibi, gözünün ucuyla bile bakmadı ona. Dünya ehlinin, bedeni en zayıf karnı en aç olanıydı, Dünya ona sunuldu, kabul etmedi. Noksan sıfatlardan mü- nezzeh olan Allah'ın buğzettiği şeyi bildi de buğzetti, hor gördüğünü hor gördü ve küçük gördüğünü de küçük gördü. Hiçbir ayıbımız olmasa bile, yalnız Allah ve Resulünün buğzettiğini sevsek, Allah ve Resulünün küçülttüğünü büyültsek, Allah'a karşı gelmek ve Allah'ın emrinden çıkmak için yeter bize. Peygamber (s.a.a) yerde yemek yer, kul gibi otururdu.
Ayakkabısını kendisi tamir eder, elbisesini kendisi yamardı.
NEH_0238 · S. 238 · 160. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Ayakkabısını kendisi tamir eder, elbisesini kendisi yamardı. Çıplak merkebe biner, birini de arkasına bindirirdi. Evinin kapısına asılmış olan üzerinde resimler bulunan perdeyi görünce, zevcelerinden birine "Benden gizle, baktıkça dünyayı ve süslerini hatırlıyorum" dedi. Dünyadan kalbiyle yüz çevirmiş, içinde yâd etmeyi öldürmüştü. Güzel bir elbisesi olmasın, dünyayı sürekli bir yer bilmesin ve onda her zaman kalma ümidini taşımasın diye, ziynetini gözünden uzak tutmayı severdi. Bu yüzden ruhundan dışarı atmış, gönülden uzaklaştırmış, gözünden gizlemişti. Bir şeyi sevmeyen biri işte böyledir; ne onu görmek ve ne de yanında adının anılmasını ister. Resulullah'ın bu dünyada dostlarıyla beraber aç yaşaması ve Allah nezdindeki yüce makamına rağmen dünya süslerini kendisinden esirgemesi bu dünyanın kötülüklerine ve ayıplarına delalet eder. Bakan kimse aklederek baksın; Allah Muhammed'i böyle yaşamakla alçalttı mı, yoksa ikram edip yüceltti mi?! Alçalttı diyen, yüce Allah'a andolsun büyük iftira eder, yalan söyler. İkram edip yüceltti diyen de bilsin ki Allah ondan gayrisine dünyayı vermekle alçaltmış, dergâhına en yakın olanlardan da dünyayı uzak tutmuştur.
Peygambere uyan kişinin de onun izini takip etmesi, konduğu yere konması gerekir.
NEH_0239 · S. 238 · 160. Hutbe
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Ali
Peygambere uyan kişinin de onun izini takip etmesi, konduğu yere konması gerekir. Yoksa helak olmaktan kurtulamaz. Allah Muhammed'i kıyametin yaklaştığına bir nişane; cenneti müj- deleyen, azapla korkutan bir kimse olarak gönderdi. Dünyadan karnı boş olarak çıktı, ahirete esenlik içinde vardı, taş üstüne taş koymadan rabbinin yolunu tuttu, davetine icabet etti. Rabbimiz onu bize uyulacak, tabi olunacak biri olarak göndermekle ne büyük lütufta bulunmuştur! Allah'a andolsun, şu yünden dokunmuş gömleğimi o kadar yamattım ki artık yamayandan utanıyorum. Birisi bana, "(Bu kadar yamadan sonra hâlâ bunu mu giyeceksiniz.) Artık bunu atmayacak mısın?" dedi. Ona, "Benden uzak dur." dedim. Sabah olduğu zaman halk, gece yol alanları över.1 Peygamber, Ehlibeyt'i ve müslümanlardan söz etmekte ve insanları takvaya davet etmektedir: Onu aydınlatıcı bir nur, şüpheleri gideren kesin bir delil, apaçık bir program ve yol gösterici bir kitapla gönderdi. Ailesi en hayırlı aile, soyu en iyi soydur. Dalları düzgündür, meyveleri kolay toplanır. Doğduğu yer Mekke, göçtüğü yer tertemiz Medine'dir. İsmi orada yücelip sesi orada duyuldu. Allah onu yeterli delille, şifa veren öğütle, halkı düzene sokacak bir davetle gönderdi. Cahil oldukları ilâhî hükümleri onunla bildirdi, (dine) girmiş bidatları onunla söküp attı, uyulması gereken hükümleri onunla açıkladı. Kim İslâm'dan başka din ararsa zararı kesinleşir; kurtuluş bağları kopar, baş aşağı düşmesi şiddetli olur, Dönüş yeri upuzun bir hüzün ve şiddetli bir azaptır.

161. Hutbe

Allah'a yönelen bir tevekkülle tevekkül ederim, Cennetine götüren ve arzuladığı yere ulaştıran yola beni …
NEH_0240 · S. 243 · 161. Hutbe
İmam Ali
Allah'a yönelen bir tevekkülle tevekkül ederim, Cennetine götüren ve arzuladığı yere ulaştıran yola beni irşat etmesini dilerim. Ey Allah'ın kulları, Allah'tan korkmanızı ve O'na itaat etmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü bu yarının kurtarıcısı ve ebedi kurtuluş yeridir. O ciddi bir şekilde korkuttu, geniş bir şekilde teşvik etti. Size dünyayı, dünyadan kesilmeyi, yok olacağını ve intikal edileceğini anlattı. Çok az bir müddet size arkadaşlık edeceğinden dünyadaki hoşunuza giden şeylerden yüz çevirin. Allah'ın gazabına en yakın ve rızasına en uzak yurt dünyadır! Dünya hâllerinin değişmesini ve ayrılıklarını çok iyi bildiğiniz için, dünyanın gamına ve zorluklarına göz yumun. Ciddi çalışmış, duyarlı ve tecrübeli nasihatçinin sakındığı gibi dünyadan sakınınız. Sizden önceki toplulukların başına gelenlerden ibret alınız; eklemleri darmadağın, gözleri ve kulakları yok olmuş, şanları-şerefleri gitmiş, neşeleri ve nimetleri kesilmiştir. Çocuklarının yakınlığı yokluğa dönüşmüş, eşleriyle birliktelikten ayrılmışlar, birbirlerine karşı övünemiyorlar. Nesilleri üremiyor, birbirlerini ziyaret edemiyorlar ve birbirleriyle konuşamıyorlar. Ey Allah'ın kulları! Nefsine sahip olan, şehvetini yenen ve akıllarıyla bakanların sakındığı gibi sakının. Çünkü durum apaçık, bayrak dikili, yol açık ve dosdoğru...1

162. Hutbe

Arkadaşlarından biri, "Siz bu makama daha çok hak sahibi olduğunuz hâlde, kavminiz nasıl oldu da sizi bu …
NEH_0241 · S. 244 · 162. Hutbe
Ehl-i Beyt İmam Ali
Arkadaşlarından biri, "Siz bu makama daha çok hak sahibi olduğunuz hâlde, kavminiz nasıl oldu da sizi bu makamdan uzaklaştırdı?" diye sormuştu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Ey Benî Esedli kardeş! Sen palanı gevşek ve kaygan bir merkebe binmiş, istediği yere götürecek şekilde dizginlerini salıvermişsin. Ama akrabalık bağına1 ve meseleyi öğrenme hakkına da sahipsin. Meseleyi bilmek istedin; o hâlde bil: Biz nesep olarak en üstün, Peygamber'e (s.a.a) akrabalık olarak en güçlü/yakın olduğumuz hâlde bu makamla ilgili bize zorbalık edildi. Çünkü bu makam üstün ve özgü bir makamdır. Bir grup ona tamahlandılar. Başkaları ise (biz Peygamber'in Ehlibeyt'i de) cömertçe ondan vazgeçti. Hâkim Allah'tır, hüküm yeri ise kıyamettir. "Geçmişteki bu yağma olayını bırak! / Binek atının çalınış hikâyesini hatırla."2 Sen gel de Süfyan'ın oğlunun büyük olayından bahset! Zaman ağlattıktan sonra beni güldürdü. Hayır, vallahi çok acayip değil! İşin büyüklüğü acayipliği aşmakta ve eğriliği arttırmaktadır! Bu topluluk, Allah'ın lambasındaki nurunu sön- dürmeye ve suyun pınarlarında kaynamasına engel olmaya uğraşıyorlar. Benimle kendileri arasındaki temiz suyu vebalı kılıyorlar.
Bizim ve onların üzerlerinden imtihan sıkıntıları kalkarsa, onları saf hak yola koyarım, eğer başkası olursa, …
NEH_0242 · S. 244 · 162. Hutbe
İmam Ali
Bizim ve onların üzerlerinden imtihan sıkıntıları kalkarsa, onları saf hak yola koyarım, eğer başkası olursa, "Artık onlara üzülerek nefsin zayi olmasın; Allah onların yaptıklarını şüphesiz bilir."1/2 Allah'ın yaratıcılığından bahsedilmektedir: Hamd kulları yaratan, yeryüzünü döşeyip düzenleyen, alçak yerlerinden seller akıtıp, aralarını yükseklikleri bitkilerle bezeyen Allah'a mahsustur. İlk oluşuna bir başlangıç, ezeli oluşuna bir son yoktur. O her zaman olan ilk, sonu olmayan bakidir. Alınlar ona secdeye kapanır, dudaklar O'nun birliğini zikreder. Yarattığı zaman eşyayı sınırladı ki O'na benzemesinler. Sınırlar, hareketler, aletler ve uzuvlarla vehimler onu takdir edemez. O'na, "ne zaman vardı?" veya "ne zamana kadar olacak?" gibi ifadeler kullanılamaz. Zahirdir; "nereden?" denemez. Batındır; "nerede?" diye sorulamaz. Cisim değil ki sonuna erişilsin, örtülü değildir ki bir şey ihata etsin. Eşyaya yakınlığı birleşmekle değil, eşyadan uzaklığı da ayrılmakla değil. Kullarının kıpırtısız bakışları, dilleriyle kelimeleri tekrarlayışları, bir tepeye yaklaşmaları, karanlık ve mehtaplı gecelerde gecede adım atışları, ardından parlayan

163. Hutbe

Envar, Kitabu'l-Fiten ve'l-Mihen, Meclisî;
NEH_0243 · S. 245 · 163. Hutbe
İmam Ali
Envar, Kitabu'l-Fiten ve'l-Mihen, Meclisî; Fusulu'l-Muhtare, s.46, Şeyh güneşin doğuşu ve batışı ile gece ve gündüzün gelişi neticesinde zaman çarkının dönüşü O'na asla gizli değildir. (Bilgisi,) Her şeyin hedefini, müddetini, zamanını ve sayısını kuşatır. Allah, sınırlayanların miktar, boyut, bir mesken tutma ve bir mekânda bulunma nitelendirmelerinden münezzehtir. Sınır, yaratıklarına aittir, gayrisine mensuptur. Eşyayı ezelî maddelerden ve önceden var olan şeylerden yaratmamıştır. Yaratacağını yaratmış, sınırını belirtmiş ve şekillenecekleri en güzel biçimde şekillendirmiştir. Hiçbir şey ondan kaçınamaz; hiçbir şeyin itaati ona fayda vermez. Ölüp gidenleri bilmesi, yaşayıp kalanları bilmesi gibidir; yüce göklerde olanları bilmesi, aşağılık yerlerdekini bilmesi gibidir. ...Ey doğru düzgün yaratılmış mahlûk! Kat kat perdelerin arkasında, rahimlerin karanlığında inşa edilip korunan yaratık! İlk kez balçığın özünden yaratıldın, bilinen bir süre sağlam karar yerlerine konuldun, takdir edilen süre de orada kaldın. Annenin karnında bir cenin idin; ne cevap verebilirdin ne de bir çağrıyı duyardın. Sonra konulduğun yerden hiç görmediğin, menfaatlerini elde etmenin yolunu bilmediğin âleme çıkarıldın. Annenin memesinden beslenmeyi kim öğretti? İhtiyaçlarını arayacağın, isteyeceğin yerleri kim tarif etti? Heyhat! Surete, şekle bürünmüş mahlûkun sıfatlarını bilmekten aciz olanlar yaratıcısı nitelendirmekte daha acizdir ve yaratılmışların sıfatlarıyla nitelendirdikçe de O'nu tanımaktan uzak kalmıştır.1

164. Hutbe

H. 34 yılında halk Osman'ı şikâyette bulunmak ve Osman'la görüşmesini istemek için Hz. Ali'nin yanına geldi.
NEH_0244 · S. 247 · 164. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
H. 34 yılında halk Osman'ı şikâyette bulunmak ve Osman'la görüşmesini istemek için Hz. Ali'nin yanına geldi. Hz. Ali de, Osman'a giderek şöyle dedi: Halk peşimde, beni seninle kendileri arasında elçi olarak gönderdiler. Vallahi, sana ne diyeceğimi bilemiyorum; senin bilmediğin bir şeyi biliyor değilim. Benim sana göstereceğim, senin bilmediğin bir iş yok. Bizim bildiğimizi sen de biliyorsun. Seni geçtiğimiz bir şey yok ki sana haber verelim ve gizlice bir şey yapmış değiliz ki sana iletelim. Bizim gördüğümüz gibi sen de gördün, bizim duyduğumuz gibi sen de duydun. Bizim Resulullah ile arkadaşlık ettiğimiz gibi sen de ettin. Ne İbn Ebu Kuhafe ne de İbn Hattab, doğru amelde senden daha evla değillerdi. Sen akrabalık bakımından Resulullah'a o ikisinden daha yakınsın1. Sen onun damadı olmaya nail oldun, onlarsa buna ulaşamadılar.2 Allah için, Allah için kendine acı. Çünkü sen, Allah'a andolsun, körlükten basirete, cehaletten bilgiye gelmiyorsun. Yollar açık, dinin alametleri ayaktadır. Bil ki Allah katında Allah'ın kullarının en efdalinin; hidayete ermiş, hidayete çağıran, malum olan sünneti ayakta tutan ve meçhul olan bidatleri öldüren adil imamdır.
Sünnetler aydınlatılmış, alametle- ri var; bidatler de açıkça gösterilmiş, onun da alametleri vardır.
NEH_0245 · S. 247 · 164. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Sünnetler aydınlatılmış, alametle- ri var; bidatler de açıkça gösterilmiş, onun da alametleri vardır. Allah katında insanların en şerlisi, sapmış ve halkın da ona uyarak sapıttığı zalim imamdır. O yaşanan sünneti öldürür, terk edilen bidati diriltir. Resulullah'ın (s.a.a) şöyle dediğini duydum: "Zulmeden imam, kıyamet günü beraberinde hiçbir yardımcısı ve mazeret bildireni olmaksızın getirilir; cehennemin ateşine atılır, içinde değirmen taşı gibi döner; sonunda ta dibinde bağlanır." Allah için, bu ümmetin öldürülecek imamı olma. Çünkü (Peygamber'den) şöyle söyleniyordu: "Bu ümmet içinde bir imam öldürülür, onun öldürülmesiyle kıyamete kadar öldürmeler sürer. Böylece ümmetin işi birbirine karışır, içlerinde fitne baş gösterir, hakkı batıldan ayırt edemez, fitneler dalga dalga yayılır, büyük bir kargaşalığa düşerler." Yaşının kemaline, ömrünün sonuna geldikten sonra, Mervan'ın istediği yere sürdüğü binek olma. Bunun üzerine Osman, "Halkla konuş, şikâyet ettikleri haksızlıkları gidermem için bana mühlet versinler." dedi.
Ali (a.s) de, "Medine'de olanlar için mühlet vermeye gerek yok;
NEH_0246 · S. 247 · 164. Hutbe
İmam Ali
Ali (a.s) de, "Medine'de olanlar için mühlet vermeye gerek yok; diğer yerlerdeki haksızlıkları giderme mühleti ise, emrin onlara ulaşıncaya kadardır." dedi.1 Tavusun yaratılış ilginçliklerini açıklamaktadır: Allah, canlı-cansız, duran-hareket eden her ne varsa onları en harika bir şekilde örneksiz yaratmıştır. Bunların hepsini de sanatının inceliklerine, kudretinin azametine apaçık birer delil olarak dikmiştir; akıllar Allah'ın büyüklüğünü itiraf ederek boyun eğmiş, O'nun vahdaniyetine ait delilleri kulaklarımızda çınlamıştır. Yeryüzünün kovuklarında, geniş vadilerde ve yüksek dağların zirvelerinde çeşit çeşit şekilleri olan kuşları yaratmıştır. Değişik değişik kanatları, farklı farklı şekilleri, O'nun emri altında iç açıcı geniş semalarda ve fezalarda kanat çırpan kuşlar... Onlar bir zamanlar yokken Allah onları yoktan var etti, ilginç şekil ve suretler verdi, eklemlerle sağlamlaştırdı ve bütün uzuvlarına et ve deri giydirdi. Bir kısmını şişman ve etine dolgun yaratarak, gökyüzünde seri ve süratli uçmaktan alıkoydu. Bunları yeri sıyırarak uçacak şekilde yarattı. İnce sanatı ve latif kudretiyle kuşları farklı farklı renklerde tertip etti.
Bir kısmı da, vücudunun renginin aksine, özellikle boynu sanki tasma gibi bir renkle kaplanmıştır.
NEH_0247 · S. 247 · 164. Hutbe
İmam Ali
Bir kısmı da, vücudunun renginin aksine, özellikle boynu sanki tasma gibi bir renkle kaplanmıştır. (Bütün bunlar Allah'ın vahdaniyetine ve kudretine birer delildir.) Mükemmel bir şekilde yaratılmış olan tavus, Allah'ın en harika yaratıklarından birisidir. Onun kanatlarının uzun ve kısa yerlerindeki renkleri en güzel şekilde dizmiş, uzun bir kuyruk yaratmıştır. Dişisine doğru yürüdüğü zaman kuyruğunu yayar, kendisine gölge edercesine denizlerdeki gemilerin yelkenleri gibi cazibeli, acayip bir edayla kuyruğunu havaya kaldırarak sağa sola hareket ettirip dişisine horozun gidişi gibi gider. Şehvetli erkek hayvanların, dişilerini dölledikleri gibi tenasül organlarıyla dişisini döller. Sözlerimin doğruluğunu ispatlayan gerçekleri gidip görmek suretiyle müşahede ediniz, zayıf deliller üzere bir şey diyen kimse değilim. Göz salgı bezlerinin göndermiş oldukları yaşların gözlerinin yan taraflarında durduğunu, dişisinin bunu emerek tattığını, sonra dişiyi dölleyen tenasül suyundan olmadığını, gözden kaynaklanan yaştan olduğunu ileri sürenler varsa da bu delilsiz inanç, halkın kargaların (gagalarının birbirine değmesinden) döllenmesi inancından daha garip değildir.
Tavusun kanatları sanki gümüşten yapılmış tarak gibi durur, üzerinde biten sarı ve yeşil renkler saf altın ve …
NEH_0248 · S. 247 · 164. Hutbe
İmam Ali
Tavusun kanatları sanki gümüşten yapılmış tarak gibi durur, üzerinde biten sarı ve yeşil renkler saf altın ve yeşil zebercet gibi parlar. Onu yerin yeşerttiklerine benzetecek olursanız; her ilkbaharda yeşeren rengârenk çiçeklere, işlenmiş kıymetli taşlara veya Yemen'in işlenmiş giysilerine benzetebilirsiniz. Onu mücevherlere benzetecek olursanız, o muhtelif renklerden meydana gelen mücevherler ve gümüşlerle süslenmiş yüzük taşlarına benzer. Yürüyüşü kendisini beğenen ve işve ile yürüyen kimsenin yürüyüşüne benzer. Bazen başını çevirerek kanatları ve kuyruğunu inceden inceye inceler, mücevher ve inciden giymiş olduğu giysisinden dolayı kahkahalar atarak güler. Gözleriyle ayaklarını süzdüğü zaman ağlayarak, sesini yükselterek bağırır. Bu bağırışla, sanki yardım ister ve acı çektiğinin gerçek yönünü ortaya koyar. Çünkü onun ayakları melez Hint horozu gibi ince ve zayıftır. Onun ayak kemiğinin arkasında sivri uçlu bir kemik vardır. Başında ise bir tutam yeşil ve nakışlı saç bulunmaktadır. Boynunun çıkış yeri ve boyun ile karna varan mesafe ibriğe benzemektedir.
Yemyeşil renkli Yemen kına çiçeğini veya giyilen ayna gibi parlak ipekleri andırmakta, kadının siyah bir …
NEH_0249 · S. 247 · 164. Hutbe
İmam Ali
Yemyeşil renkli Yemen kına çiçeğini veya giyilen ayna gibi parlak ipekleri andırmakta, kadının siyah bir örtüyü kendisine sardığı gibi siyah bir örtüye bürünmekte, ancak o çok parıldadığını, eşi olmayan göz alıcı yeşilliğin kendisinde birleşip kaynaştığını hayal etmektedir. Kulağının yarığında kalem ucuna benzer ve papatya gibi bembeyaz duran bir çizgi vardır, bu beyazlık etrafındaki siyah renk arasında parlar. Bu hayvanda kullanılmayan çok az renk vardır, aşırı parlaklık ve güzellikten dolayı rengi daha güzel göstermekte ve henüz bahar yağmurlarının ve sıcak güneşin büyütmediği dağınık tomurcukları andırmaktadır. Bazen kanadından çıkmakta, gömleğinden soyunmakta, sonbaharda yaprak döken ağaçlar gibi, başının arkasındaki tüyler bile dökülmekte, yeniden bitmekte, yeniden büyüyerek ilk hâlini almaktadır, yeni kanatla da renk hususunda ilki gibidir. Her yer önceki yerini alır. Tavusun bir kanadına dikkatlice bakacak olursan bir defa kırmızı, bir defa yeşil zebercet ve bir defa da altın sarısı görürsün. O hâlde derin fikirler ve zevk sahibi akıllar nasıl bu hayvanın ilginç yaratılışını derk edebilir ve vasfedenler vasfını sıralayabilir?
Hâlbuki en küçük bir parçası derin düşünceli insanları derkten aciz bırakmış ve vasfedenlerin dilini güçsüz …
NEH_0250 · S. 247 · 164. Hutbe
İmam Ali
Hâlbuki en küçük bir parçası derin düşünceli insanları derkten aciz bırakmış ve vasfedenlerin dilini güçsüz kılmıştır. Tavus kuşu gibi bir hayvanı düşünmekten aciz bırakan Allah ne de münezzehtir. Hâlbuki onu bir sınırla sınırlanmış, vücuda gelmiş, az bir endam ile terkib bulmuş ve renklendirilmiş olarak gördükleri hâlde sıfatlarını beyan noktasında dilleri aciz bırakmış ve bu hayvanın vasfını şerh etmekten mahrum bırakmıştır. Karıncaların ve küçük sivrisineklerin ayaklarını ve bunlardan üstünü olan deniz balıkları ve iri fillere kadar birçok şeyi (en sağlam ve güzel şekilde) yaratan Allah ne de mü- nezzehtir. Ruh sahibi her canlıya da ölümü bir vade ve fenayı işlerinin sonu olarak karar kılmıştır. Cennet hakkında sana söylenenlere kalp gözüyle bakacak olursan, dünyadaki şehvet, lezzet ve bakışları kendine çeken süslerinden yüz çevirirsin. Dalları birbirine değen ve kökleri cennet nehirleri kenarındaki miskten tepeler içinde gizlenen ağaçları düşünmekle meşgul olur, ağaçların küçük ve büyük dallarındaki yaş inci salkımlarını düşünürsün. Hakeza kabuklarından yeni çıkan çeşitli meyvelere yönelirsin. O meyveler hiçbir zahmet olmadan toplanır ve toplayanın istediği üzere ele gelir.
İsteyenlerin içmesi için cennet sakinlerinin saraylarında sarhoş etmeyen tertemiz şarap ve bal elden ele …
NEH_0251 · S. 247 · 164. Hutbe
İmam Ali
İsteyenlerin içmesi için cennet sakinlerinin saraylarında sarhoş etmeyen tertemiz şarap ve bal elden ele gezdirirler. Onlar ahiret yurduna girinceye kadar da ilâhî kerametlere erişen ve yolculukların zahmetinden güvenliğe ermiş kimselerdi. Ey dinleyici! Cennetteki bu ilginç manzaralara yönelecek olursan ruhun onu seyretmekten zevk alır, şu anda onlara bir an önce ulaşmak için bu meclisten süratle kabir ehline komşu olmaya gidersiniz. Allah, rahmetiyle bizi ve sizleri o iyilerin menzillerine ulaşmak için kalpten çalışanlardan kılsın.1/2 Ülfet, sevgi ve muhabbete teşvik etmektedir: Küçüğünüz, büyüğünüze uysun; büyüğünüz de küçüğünü- ze merhamet etsin. Allah hakkında düşünmeyen, dinde kavrayış sahibi olmayan cahiliye zalimleri gibi olmayın. Onlar kırılması günah1 ve (kırılmadığı takdirde ise) içinden şer (devekuşu yavrusu yerine yılan yavrusu) çıkan yuvalarındaki engerek yılanı yumurtaları gibidir. (Yani zahirleri iman, batınları ise cahiliye döneminin kokusunu taşımaktadır.) ...Onlar birbirleriyle ülfet ettikten sonra dağıldılar; asıllarından ayrıldılar. Onlardan bazıları bir dala yapıştı; o nereye eğilse, onlar da onunla beraber eğildiler. Yüce Allah onları, Ümeyyeoğulları için sonbahar bulutlarını topladığı gibi kötü bir günde toplayacaktır! Allah onların aralarını bulacak, sonra onları bulut kümeleri gibi bir araya getirecek, sonra da onlar için kapılar açacak, toplandıkları yerden iki bahçeye gelen sel gibi akıp gidecekler.2 O selden bir toprak parçası bile, bir tepecik bile kurtulamayacak, bir tümsek, bir yükselti bile engel olamayacak. Allah onları vadilerine dağıtacak, daha sonra çeşmeler gibi yeryüzünde akıtacak, onları gücüyle bir kavmin hakkını başka bir kavimden alacak ve bir kavmi başka bir kavmin yurduna yerleştirecektir. Allah'a yemin olsun, yükselip yüklerini sağlamlaştırdıktan sonra, kuyrukyağının ateşte erimesi gibi eriyeceklerdir.

167. Hutbe

Ey İnsanlar, hakka yardımda ayrılığa düşmeseydiniz, batılı gidermede gevşek davranmasaydınız, sizin emsaliniz …
NEH_0252 · S. 254 · 167. Hutbe
İmam Ali
Ey İnsanlar, hakka yardımda ayrılığa düşmeseydiniz, batılı gidermede gevşek davranmasaydınız, sizin emsaliniz olmayanlar sizi yenmeye tamahlanmazlar, hiçbir güçlü size galib gelemezdi. Fakat siz, İsrail oğulları gibi şaşkınlığa düştünüz. Ömrüme yemin olsun, hakkı ardınıza attığınız, yakında bulunanlardan ilginizi kesip uzağa sarıldığınız için, benden sonra da bu şaşkınlığınız kat kat artacaktır. Bilin ki çağırana uysaydınız, sizi Resulün yolundan götürür, boyunlarınızdaki ağırlığı atar ve sizi yanlış yollarda gezme zahmetinden kurtarırdı.1 H. 35 yılında, hilafetinden sonraki ilk konuşması olduğu söylenmektedir: Münezzeh olan Allah, hayrı ve şerri açıklayan, doğru yolu gösteren kitabı indirdi. Hidayete ermek için hayır yolunu tutun ve adil olmak için de şer cihetinden yüz çevirin. Farzlara, farzlara dikkat edin! Onları Allah için eda edin ki sizi (neticede) cennete götürürler. Allah bilinmez olmayan şeyleri haram, aybı olmayan şeyleri de helal kılmıştır. Müslümanın hürmetini (dokunulmazlığını) bütün hürmetlerden üstün kıldı. Müslümanların haklarını yerinde, ihlâs ve tevhit ile güçlendirdi. "Müslüman, haklı olması müstesna, Müslümanların elinden ve dilinden selâmette olduğu kişidir." Gerekmedikçe bir Müslümana eza etmek helal olmaz.

168. Hutbe

Hepinize teker teker gelip çatacak olan genel ölüme koşunuz.
NEH_0253 · S. 255 · 168. Hutbe
İmam Ali
Hepinize teker teker gelip çatacak olan genel ölüme koşunuz. İnsanlar (veya korku) önünüzde, kıyamet ise ardınızdan sizi sürüp durmaktadır. Yükünüzü hafifletin de kervana katılın; çünkü ilk gideniniz, son geleni beklemektedir. Kulları ve beldeleri hakkında Allah'tan korkun. Çünkü yerlerden ve hayvanlardan bile sorumlusunuz. Allah'a itaat edin, O'na isyan etmeyin, hayrı gördüğünüz zaman onu alın, şerri gördüğünüzde onu terk edin.1 Halife olarak kendisine biat edildikten sonra, arkadaşlarından bazıları kendisine, "Osman'ı öldürenleri keşke cezalandırsaydın?..." dediler. Bunun üzerine şu konuşmayı yaptı: Kardeşler! Bildiklerinizden habersiz değilim. Fakat benim ne kuvvetim var ki! Bu işte eli olanlar son derece güçlü; bize hükmediyorlar, biz onlara hükmedemiyoruz! İşte bu toplum coştu, köleleriniz de onlarla beraber coştular. Bedevileriniz de onlara katıldı. Onlar aranıza karıştı. Size, diledikleri eziyeti ediyorlar. Dilediğinizi yapma gücünü kendinizde görüyor musunuz? Bu iş cahiliye işlerindendir. Bu toplumun yar ve yardımcıları var.
İnsanlar bu iş için harekete geçirildiğinde ayrılığa düşüyorlar;
NEH_0254 · S. 255 · 168. Hutbe
İmam Ali
İnsanlar bu iş için harekete geçirildiğinde ayrılığa düşüyorlar; bir bölük sizin gördüğünüzü, öbürü sizin görmediğinizi, diğerleri ise ne bunu ne de öbürünü görüyor. O hâlde halk sakinleşinceye, gönüller yatışıncaya, haklar kolaylıkla alınıncaya kadar sabredin. Sakin olun, size vere- ceğim emrimi bekleyin. Kuvveti zayıflatacak, kudreti giderecek, gevşekliğe ve zillete düşürecek işlere kalkışmayın. Mümkün olduğu kadar bu işi iyilikle halletmeye çalışacağım. Eğer başka çare bulamazsam, son çare yarayı dağlamaktır (savaşmaktır).1 Cemel ashabı H. 36 yılında Basra'ya giderken şöyle buyurmuştur: Allah Peygamberi emri yürürlükte olan, konuşan bir kitapla yol gösterici olarak gönderdi. O, ancak helak olacak kimseyi helak eder. Hak kılıfı giydirilmiş bidatler Allah'ın koruduğu kimseden başkasını helak edicidir. Allah'ın egemenliğine sığınmak işlerinizi korur. Bıkıp usanmadan, isteyerek ve arzuyla ona itaat edin Vallahi ya böyle yaparsınız, ya da Allah sizden İslâm kuvvetini alır da ebediyen onu size geri döndürmez ve böylece hüküm başkalarının eline geçer. Bunlar, benim hükümetim aleyhinde birlik oldular. Cemaatiniz için korkmadıkça sabredeceğim. Çünkü onlar bu zayıf görüşlerinde kalırlarsa Müslümanların düzenleri bozulur. Allah'ın dilediğini nimetlendirmesine hasetleri yüzünden, bu dünyayı istediler. İşleri tersine döndürmeyi arzuladılar. Üzerimizdeki hakkınız; Allah'ın kitabına (Kur'ân') ve Resulü'nün (s.a.a) sünnetine göre amel etmek, hakkı eda için kıyam etmek ve Resulü'nün sünnetini yüceltmektir.2

170. Hutbe

Müminlerin Emiri Hz. Ali H. 36 yılında Basra'ya yaklaştığında, Basra'dan bir grup halk Cemel ashabı ile …
NEH_0255 · S. 257 · 170. Hutbe
İmam Ali
Müminlerin Emiri Hz. Ali H. 36 yılında Basra'ya yaklaştığında, Basra'dan bir grup halk Cemel ashabı ile durumunun gerçek yönünü öğrenmek ve içlerindeki şüpheyi gidermek için kendisine bir elçi göndermiş, Hz. Ali de onlarla olan durumunu ve hak üzere olduğunu beyan etmiş ve elçiye, "Bana biat et." demişti. O ise, "Ben onların elçisiyim, onların yanına varmadan, hiçbir şeyden söz edemem." dedi. Bunun üzerine şöyle dedi: Eğer seni kendilerine yağmurun yağdığı bir yeri bulman için gönderselerdi de sen onlara geri dönüp çayırı suyu haber verseydin, onlar da muhalefet edip kurak bir yere yönelselerdi ne yapardın?1 O (Kuleyb), "Onları bırakır su ve çayırlık olan bir yöne yönelirim." dedi. Hz. Ali (a.s) "O hâlde uzat elini." dedi. (Kuleyb el-Cermî isimli adam), "Allah'a andolsun, bana kesin delil gösterdiğinde artık kaçınmadım, ona biat ettim." dedi. Sıffin'de Muaviye'nin ordusuyla çarpışmaya karar verdiğinde şöyle buyurdu: Ey yükseltilmiş tavanın ve korunmuş atmosferin Rabbi olan Allah'ım! Atmosferi gece ve gündüz için konak, güneşle ay için mecra, gezen yıldızlar için seyir yeri ve sana kullukta usanmayan bir grup meleklerin için de mesken kıldın.

172. Hutbe

Ey bu yeryüzünün Rabbi! Onu insanlar, sürüngenler, otlayan hayvanlar ve görülen, görülmeyen sayısız …
NEH_0256 · S. 258 · 172. Hutbe
İmam Ali
Ey bu yeryüzünün Rabbi! Onu insanlar, sürüngenler, otlayan hayvanlar ve görülen, görülmeyen sayısız canlıların karar yeri kıldın. Ey yeryüzüne çivi ve halka güven veren sabit dağların Rabbi! Düşmana galip getirirsen azıp zulmetmekten koru, hakka dayandır bizi. Onları bize galip getirirsen, bizi şahadetle rızıklandır ve fitneden koru. Çetin gerçekler (belalar) indiğinde korunacak şeyleri koruyanlar ve vefalı gayret sahipleri nerede? İşte utanç arkanızda, Cennet ise önünüzde...1 Şûra günü, Kureyş'i şikâyet ve Cemel ashabı hakkında: Hamd hiçbir göğün diğer bir göğü ve hiçbir yerin de diğer bir yeri kendisinden gizleyemediği Allah'a mahsustur. ...Birisi2 bana, "Ey Ebu Talib'in oğlu, sen bu işte (hilafet konusunda) çok hırslısın!" dedi. Ben dedim ki: "Hayır, vallahi ona (veya Resululah'a) uzak olduğunuz hâlde siz daha hırslısınız. Ben ise ona daha layık ve daha yakınım. Ben hakkımı aradım, siz benimle onun arasına girdiniz (engel oldunuz) ve ondan dolayı benim yüzüme vurdunuz." Onu orada bulanların önünde delil gösterdiğimde şaşırdı da, bana ne cevap vereceğini bilemez hâle geldi.

173. Hutbe

Allah'ım! Kureyş'e ve ona yardım edenlere karşı bana yardım et, onlar akrabalık bağımı kestiler, büyük olan …
NEH_0257 · S. 259 · 173. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Allah'ım! Kureyş'e ve ona yardım edenlere karşı bana yardım et, onlar akrabalık bağımı kestiler, büyük olan makamımı küçülttüler. Bana ait olan iş (hilafet) için karşımda birleştiler. Sonra, "hakkı alman da var, hakkı terk etmen de." dediler. (Bir yerde "hilafeti alman haktır." dediler, bir yerde de "terk etmen...") Çıkıp Resulullah'ın hürmetini sürüklediler; bir halayığı satın alıp götürür gibi onu alıp Basra'ya götürdüler. O ikisi kendi kadınlarını ise evde sakladırlar. Resulullah'ın (s.a.a) haremindeki zevcesini kendileri ve başkaları için meydana çıkardılar, isteyerek ve zorlama olmaksızın bana biat etmiş bir ordu ile yollara düşürdüler. Basra'daki valime, Müslümanların beytülmalinin koruyucularına ve diğer ahaliye saldırdılar; bir kısmını işkenceyle, bir kısmını da hileyle öldürdüler. Vallahi, Müslümanlardan yalnızca biri bile suçsuz olduğu hâlde zulümle katledilseydi, (o suçu işleyeni değil) o orduyu toptan katletmek bana helal olurdu. Çünkü orda bulunanlar da bu işe aldırış etmeyip elleriyle ve dilleriyle karşı koymadılar. Bırak bunu da, onlar kendilerinden oraya girenler sayısınca Müslüman öldürdüler.1 Medine'de Resulullah, hilafete layık olan kimse ve dünyanın aşağılığı hakkında şöyle buyurmuştur:
O (Hz. Muhammed), Allah'ın azabıyla korkutan, rahmetiyle müjdeleyen, elçilerinin sonuncusu ve vahyinin …
NEH_0258 · S. 260 · 173. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
O (Hz. Muhammed), Allah'ın azabıyla korkutan, rahmetiyle müjdeleyen, elçilerinin sonuncusu ve vahyinin eminidir. Ey insanlar! Bu işte (hükümet işinde) insanların en haklısı; bu işte en güçlü olan ve Allah'ın emirlerini bu konuda en iyi bilendir. Fitne çıkarandan hakka dönmesi istenir. Kabul etmezse onunla savaşılır. Ömrüm hakkı için, imametin bütün insanların bir araya gelip rey vermesiyle gerçekleşmesine imkân yoktur. Ancak onların ehil olanları, orada bulunmayanlar adına görüş bildirebilirler. Sonra şahit olanın dönmesi, orada bulunmayanın (başka birini seçme hususunda) hakkı olmaz. İki çeşit adamla savaştığımı bilin: Biri, kendisinin olmayanı istiyor; diğeri, üzerine düşeni yapmıyor. Allah'ın kulları, Allah'tan sakınmanızı tavsiye ederim; çünkü bu, kullara tavsiye edilecek en hayırlı şeydir. Allah katında işlerin en hayırlı sonu takvadır. Kıble ehliyle aranızda savaş kapısı açıldı. Bu bayrağı ancak sabır ve basiret ehli, hak konularında bilgi sahibi olan kişiler taşıyabilir. Size buyurulanı yapın, nehyedilenden sakının. İyice bilinmeden hiçbir işte acele etmeyiniz. Zira sevmediğiniz işlerde, (Allah'ın emrine aykırı olmadıkça bizim de görüşümüzü) değiştirme hakkımız vardır.
Uyanık olun, elde etmeyi dileyip arzuladığınız, sizi bazen üzen, bazen de hoşnut eden dünya;
NEH_0259 · S. 260 · 173. Hutbe
İmam Ali
Uyanık olun, elde etmeyi dileyip arzuladığınız, sizi bazen üzen, bazen de hoşnut eden dünya; konaklamak için yaratıldığınız, davet edildiğiniz eviniz değildir. Bilin ki dünya size baki değildir, siz de orada ebedi kalacak değilsiniz. O sizi aldatmışsa da, şerriyle sakındırmıştır. Sakındırdığı sebebiyle aldanmayı, korkuttuğu sebebiyle de tamahlanmayı terk edin. Orada çağırıldığınız yurt için yarışın ve kalplerinizi ondan uzaklaştırın. Hiçbiriniz, elinden bir şey alınınca halayıklar gibi sızlanmasın. Allah'ın hakkınızdaki nimetinin tamamlanması için sabırla, Allah'a itaat ederek Allah'ın korunmasını emrettiği kitabını muhafaza edin. Dininizi ayakta tutarak koruduktan sonra dünyadan bir şey kaybetmenizin size zarar vermeyeceğini bilin. Dininizi kaybettikten sonra da dünyanıza ait her şeyi korumanız size fayda vermez. Allah kalplerinizi ve kalplerimizi hakka yöneltsin, hepimize sabır/direniş ilham etsin.1 H. 36 yılında Talha ile Zübeyr'in kendisiyle savaşmak için Basra'ya ilerledikleri haberini aldığı zaman Talha hakkında şöyle buyurdu: Ben savaşla korkutulmamış, darbeyle ürkütülmemiş bir kişiyim. Rabbimin bana vadettiği yardımı beklemekteyim. Vallahi, (Talha'nın) Osman'ın kanını aceleyle istemesinin sebebi, ancak o kanın kendisinden istenmesinden korkmasıydı. Çünkü bu konuda o şüphe altındadır. Toplumda Osman aleyhinde bulunmada ondan daha hırslı yoktu Bu nedenle işi karıştırmak, halkı şüpheye düşürmek için buna kalkıştı. Vallahi, Osman hakkında ancak şu üç şeyden biri yapılabilirdi: Eğer Osman zalimse -ki o öyle sanıyordu- katillerine yardım edip yardımcılarıyla savaşması gerekirdi. Mazlumsa, ona saldıranları men etmesi, suçsuzluğuna dair delil getirmesi gerekirdi. Zalim veya mazlum olduğundan şüphe ediyorsa;

175. Hutbe

bir kenara çekilip hiçbir şeye karışmaması, halkı onunla baş başa bırakması gerekirdi.
NEH_0260 · S. 262 · 175. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
bir kenara çekilip hiçbir şeye karışmaması, halkı onunla baş başa bırakması gerekirdi. O bu üç şeyden hiçbirini yapmadı; kapısı bilinmeyen, mazereti kabul edilmeyen bir işe girişti. (Halkı hiçbir delili olmadan benim aleyhime tahrik etti.)1 Öğüt vermiş ve Resulullah'a yakınlığı hakkında şöyle buyurmuştur: Ey kendilerinden gaflet edilmeyen (gafil) insanlar! Ey (Allah'ın emrini) terk ettiklerinden hesaba çekilecek olanlar! Bana ne oldu da, sizin Allah'tan ayrılıp, başkasına rağbet edenlerden olduğunuzu görüyorum. Sanki siz çobanın vebalı bir otlağa, dertlerle dolu bir sulağa sürdüğü hayvanlar gibisiniz. Kesilmek için otlatılan, ama bundan neyin amaçlandığını bilmeyen hayvan gibisiniz. Kendilerine ihsan edildiğinde gününün her zaman böyle olacağını ve tek işinin sadece doymak olduğunu sanır. Vallahi dilersem, her birinizin nereden geldiğini, nereye gittiğini ve tüm işlerinin nereye varacağını sizlere haber veririm. Ama benim yüzümden Resulullah'ı (s.a.a) inkâr etmenizden korkarım. Bunu ancak güvenir özel kişilere açıklarım. Elçisini halkın içinden seçip hak ile gönderene andolsun ki, ben sadece doğruyu söylüyorum. Allah Resulü bütün bunları bana bildirdi.
Helak olacakların nasıl helak olacaklarını, kurtulacakların nasıl kurtuluşa ereceğini ve bu işin (hilafe- …
NEH_0261 · S. 262 · 175. Hutbe
İmam Ali
Helak olacakların nasıl helak olacaklarını, kurtulacakların nasıl kurtuluşa ereceğini ve bu işin (hilafe- tin) sonucunu bana haber verdi. Başıma gelecek şeylerin her birini de eksiksiz olarak kulağıma söyledi ve bana açıkladı. Ey İnsanlar! Allah'a andolsun, (ilâhî) itaate teşvik ettiğim işlerde sizin en önde gideninizim, sizi nehyettiğim günahlardan ise sizden önce sakınmaktayım.1 H. 35 yılında hilafetinin ilk günlerinde Medine'de okuduğu bu hutbesinde öğüt vermekte, Kuran'ın faziletlerinden bahsetmekte ve bidat işlerden sakındırmaktır. Allah'ın açıkladıklarından faydalanın, öğüdüyle öğütlenin, nasihatını kabul edin. Çünkü sizin mazeret göstermemeniz için açık deliller getirdi, sizlere hücceti tamamladı, amellerinizden hoşnut olduğu şeyleri de, kötü gördüğü şeyleri de bildirdi. Bütün bunları emrettiklerine uymanız, nehyettiklerinden kaçınmanız için yaptı. Allah'ın Resulü (s.a.a), "Cennet dünyada hoşa gitmeyen şeylerle, cehennem ise nefsanî arzularla kaplanmıştır." buyururdu. Bilin ki, Allah'a itaat zorluk ve isteksizlikle, Allah'a isyan ise, lezzet ve isteklerle iç içedir. O hâlde nefsinin arzularından kaçan, nefsinin hevasını kökünden söküp atan kimseye Allah rahmet etsin.
Çünkü nefsini heveslerden ayırmak en zor işlerdendir.
NEH_0262 · S. 262 · 175. Hutbe
İmam Ali
Çünkü nefsini heveslerden ayırmak en zor işlerdendir. Gerçekten de nefis insanı sürekli günaha ve heveslere sürükler. Allah'ın kulları! Bilin ki müminler ancak sabah akşam endişe içinde yaşarlar, sürekli nefislerini ayıplar, dururlar, kendile- rinden sürekli iyi işleri arttırmasını isterler. O hâlde sizden önce ve karşınızda ölüp gidenler gibi olun. Onlar dünyada göçebeler gibi çadır kurdular, sonra konaklarını bırakıp göçtüler. Bu Kur'ân'ın; öğüdünün aldatmayan, saptırmayıp doğru yolu gösteren, sözünde yalan olmayan bir nasihatçı olduğunu bilin. Kur'ân'la oturup kalkan kimse bir artma ve bir de eksilme ile kalkar. Hidayetinde artma, körlüğünde eksilme olur. Kur'ân'a uyduktan sonra yoksulluk, Kur'ân'a uymadan önce de zenginlik gelmeyeceğini bilin. O hâlde ondan dertlerinize şifa isteyin, zorluklarınıza karşı yardım dileyin. Çünkü o; küfür, nifak, azgınlık ve sapıklık gibi en büyük dertlere devadır. Onunla Allah'tan istekte bulunun, onun sevgisiyle Allah'a yönelin. Onun vasıtasıyla halktan bir şey istemeyin. (Maddî kazançlar elde etmek için Kur'ân'ı araç edinmeyin.) Çünkü kulları ona benzeyen, (ona denk) başka bir şeyle Allah'a yönelmemişlerdir.
Bilin ki, o şefaati kabul edilmiş şefaatçi ve sözü onaylanmış bir konuşmacıdır.
NEH_0263 · S. 262 · 175. Hutbe
İmam Ali
Bilin ki, o şefaati kabul edilmiş şefaatçi ve sözü onaylanmış bir konuşmacıdır. Şüphesiz Kur'ân kıyamet gününde kime şefaat ederse şefaati kabul olur ve Kur'ân kıyamet gününde kimin aleyhinde söz söylerse sözü makbul sayılır. Ve şüphe yok kıyamet günü bir münadi şöyle çağrı yapar; "Kur'ân'dan başka bir şey eken kimse bugün ektiği tohum ve yaptığı ameller sebebiyle belaya düşecektir." O hâlde siz de Kur'ân'ı ekip, ona uyanlardan olun. Rabbinizi onunla tanıyın, onu kendinize nasihatçi sayın. Ona uymayan fikirlerinizi suçlayın, aykırı düşen isteklerinizi doğrulamayın. İşe koyulun işe! İşin sonu, işin sonu! Direniş, direniş! Sabır, sabır! Takva, takva! Gerçekten de sizin için bir son vardır, sonunuza yönelin. Şüphe yok, sizin için yola işaretler konulmuştur; onlarla hidayete erin. İslâm için bir nihai hedef vardır; ona yürüyün Allah'ın huzuruna çıkarken, üzerinize farz kıldığını açıkladığı vazifeleri eda ederek çıkın. Ben size şahidim, kıyamet gününde sizin adınıza delil göstereceğim. Bilin ki, önceden takdir edilen şeyler gerçekleşmekte ve kesinleşmiş hükümler ortaya çıkmaktadır. Ben sizinle Allah'ın vadi ve deliliyle konuşuyorum.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz, "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenlerin …
NEH_0264 · S. 262 · 175. Hutbe
İmam Ali
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz, "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenlerin üzerine melekler iner: "Sizi vaadedilen cennetle müjdeleriz" derler."1 Siz de, "Rabbimiz Allah'tır." dediniz, öyleyse kitabı, emrettiği metod ve kulluğu sayılan iyi yol üzerinde sebat gösterin; sonra da o yoldan çıkmayın, onda bidatler çıkarmayın ve ondan sapmayın. Çünkü ayrılanlar kıyamet gününde Allah'ın rahmetinden kesilirler. Sonra dikkat edin de güzel ahlâkı bozmayın ve değiştirmeyin. Tek dilli olun, herkes dilini korumalıdır. Çünkü bu dil sahibine asidir. Allah'a andolsun ben, dilini korumadıkça sakınan kula bu sakınmasının fayda verdiğini görmedim. Müminin dili, kalbinin arkasında; münafığın ise kalbi dilinin arkasındadır. Mümin, bir söz söylemek istediğinde kendi kendine düşünür, hayırsa söyler, şer ise vazgeçer. Münafık ise, kendisine ne getireceğini, ne götüreceğini düşünmeden diline geleni söyler.

176. Hutbe

Resulullah (s.a.a) "Bir kulun dili doğrulmadıkça kalbi, kalbi doğrulmadıkça imanı doğrulmaz." buyurmuştur.
NEH_0265 · S. 266 · 176. Hutbe
Hz. Muhammed dâr İmam Ali
Resulullah (s.a.a) "Bir kulun dili doğrulmadıkça kalbi, kalbi doğrulmadıkça imanı doğrulmaz." buyurmuştur. Kim Müslümanların kanlarından ve mallarından eli temiz ve ırzlarından dili salim olarak yüce Allah'a ulaşabilirse, bunu yapsın. Ey Allah'ın kulları! Müminin ilk yıllarda helal saydığını bu yıl da helal sayacağını; ilk yıllarda haram saydığını, bu yıl da haram sayacağını bilin. Size haram kılınmış olan şeyler, başkalarının çıkardığı şeylerle helal olmaz. Helal, Allah'ın helal kıldığı; haram da Allah'ın haram kıldığıdır. İşleri denediniz ve tecrübe ettiniz. Size öncekilerin hâlleriyle öğüt verildi, misaller gösterildi. Apaçık işe çağırıldınız; bunu ancak kör olan görmez, sağır olan duymaz. Allah'ın bela ve tecrübelerle fayda vermediği kişiye, hiçbir öğüt fayda vermez. Dar görüşlülük/dalalet önünü keser, böylece kötülüğü iyi ve iyiliği de kötü bilir. İnsanlar, iki kısımdır: Şeriata tâbi olanlar ve bidat çıkaranlar ki ne sünnetten ilâhî bir delilleri ve ne de ışıklı bir hüccetleri vardır. Münezzeh olan Allah hiç kimseye Kur'ân'ın benzeri bir şeyle öğüt vermemiştir. Çünkü O, "Allah'ın sağlam ipi" emin sebebidir. Gönüllerin baharı, bilginin kaynakları ondadır.
Özellikle de öğüt alanların gittiği, unutan ve unutkan gözükenlerin ise kaldığı bu durumda ondan başka hiçbir …
NEH_0266 · S. 266 · 176. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Özellikle de öğüt alanların gittiği, unutan ve unutkan gözükenlerin ise kaldığı bu durumda ondan başka hiçbir şey gönülleri aydınlatamaz Bir hayır gördüğünüz zaman onu alıp, yardımınızla destekleyin; kötü bir şey gördüğünüzde de sakınıp gidin. Resulullah (s.a.a), "Ey Âdemoğlu! Hayırla amel et, şerri terk et; o zaman, cömert olur ve orta yolu bulursun." buyurmuştur. Bilin ki, zulüm üç kısımdır: Bağışlanmayan zulüm, (cezası) terk edilmeyen zulüm ve bir de bağışlanan ve sorulmayan zulüm. Bağışlanmayan zulüm, Allah'a şirk koşmaktır. Yüce Allah, "Allah kendisine şirk koşulmasını kesinlikle bağışlamaz."1 buyurmuştur. Bağışlanan zulüm, bazı küçük günahlarla kulun kendisine yaptıklarıdır. Terk edilmeyip cezalandırılan zulüm ise, kulların birbirine zulmüdür. Burada kısas çok şiddetlidir; bıçakla yaralamak veya kamçıyla vurmak gibi değildir. Bunlar onun yanında ne kadar küçük kalır! Allah'ın dininde renkten renge girip kaypaklık etmeyin. Hakta birleşip cemaat olarak yaptığınız ve hoşlanmadığınız şey, batılda birbirinizden ayrı olarak yaptığınız ve sevdiğiniz şeyden hayırlıdır. Münezzeh olan Allah ayrılığa düşen hiçbir kavme geçmişte bir hayır vermediği gibi, şimdi de vermez. Ey insanlar!
Ne mutlu o kişiye ki kendi ayıbı, insanların ayıplarını görmekten kendisini alıkoyar.
NEH_0267 · S. 266 · 176. Hutbe
İmam Ali
Ne mutlu o kişiye ki kendi ayıbı, insanların ayıplarını görmekten kendisini alıkoyar. Evinde oturup rızkını yiyen, Rabbine itaat ve kullukla meşgul olan, hatalarına ağlayan, kendisiyle meşgul olan ve halkın kendisinden rahat olduğu kişiye ne mutlu!2 H. 38. yılda, Hakemeyn (Ebu Musa Eş'arî ve Amr b. As'ın) olayı hakkında: Önde gelenlerinizin görüşü iki kişinin seçiminde birleşti. Biz de Kur'ân'ın karşısında diz çökmelerine, sınırını aşmamala- rına, dilleri ve kalplerinin ona tâbi olacağına dair kendilerinden söz aldık. Fakat onlar, Kur'ân'dan saptılar. Gözleri göre göre hakkı terk ettiler. Onların heva ve hevesleri zulmetmek; görüşleri ise eğri gitmekti. Onlardan hükmünde adaletli, amelde hakka uygun davranacaklarına dair aldığımız söz, kötü reyleri ve zalimce hükümlerinden önceydi. Şimdi hak yolundan saptıkları ve Allah'ın hükmünün tam tersine hüküm verdikleri için hüccet kendi elimizde ve lehimizedir.1 Osman öldürüldükten sonra hilafetinin başlarında,2 Allah'ın vahdaniyeti, Peygamber'in risaleti ve takva hakkında şöyle buyurmuştur: Hiçbir iş O'nu meşgul edemez, hiçbir zaman onu değiştiremez, hiçbir mekân onu kuşatamaz, hiçbir dil onu vasıflandıramaz.
Yağmur tanelerinin, göğün yıldızlarının, yelin savurduğu tozların sayısı, düz ve beyaz taşın üzerinde yürüyen …
NEH_0268 · S. 266 · 176. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Yağmur tanelerinin, göğün yıldızlarının, yelin savurduğu tozların sayısı, düz ve beyaz taşın üzerinde yürüyen karıncanın hareketi ve karanlık gecelerde küçük karıncaların yuvası bile O'ndan gizli kalmaz. Ağaçtan düşen yaprakları ve gözlerin gizli bakışını görür. Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına ve hiçbir dengi bulunmadığına; hakkında hiçbir şüpheye düşmeden, dinini ve her varlığı yaratanın O olduğunu inkâr etmeden; doğru bir niyet, temiz bir öz, ihlâslı yakin ve tartısı ağır gelen kişinin şahadetiyle şahadet ederim. Muhammed'in O'nun kulu, bil- dirdiği gerçekleri anlatmak için yarattıkları arasından seçtiği, en yüce kerem ve lütuflarıyla risaletinin en büyüğü için beğendiği, alametlerini onunla açıkladığı, benzersiz körlüğü onunla giderip aydınlattığı elçisi olduğuna da şahadet ederim. Ey İnsanlar! Dünya, kendisine ümit bağlayıp güvenenleri ve onu isteyenleri aldatır. Onun için yarışanlara teveccüh etmez. Kendisini yenmek isteyenleri alt eder. Allah'a yemin olsun, nimet içinde hoşnut olarak yaşayanların mutluluk nimeti, ancak işledikleri günahlar yüzünden yok olur gider. Çünkü Allah, kullarına zulmedici değildir.1 Eğer insanlar, azap üzerlerine indiği, ellerindeki nimetler yok olduğu zaman Rablerine, doğru niyetle ve içtenlikle sığınsalar, Rableri ellerinden giden her şeyi geri verir, içlerindeki her bozgunu düzeltirdi. Ben sizin hidayetten mahrum bir fetret dönemine düşmenizden korkuyorum. Geçmişte benim yanımda övülmeyen birtakım işlere meylettiniz. Ama işleriniz size tekrar geri döndürülürse (asr-ı saadete geri dönecek olursanız) mutlu olursunuz. Bana düşen ancak çalışmaktır. Konuşmak istersem, "Allah geçenleri affetsin!" derim.2 H. 36 yılında Kufe camiinde irad etmiştir: Ze'leb el-Yemanî kendisine sordu: "Ya Emire'l-Müminin Rabbini hiç gördün mü?" O da,

180. Hutbe

"Görmediğime mi ibadet edeyim?" dedi. "Peki, O'nu nasıl görüyorsun?" diye sordu.
NEH_0269 · S. 270 · 180. Hutbe
Kul Himmet İmam Ali
"Görmediğime mi ibadet edeyim?" dedi. "Peki, O'nu nasıl görüyorsun?" diye sordu. Bunun üzerine şöyle dedi: Gözler, O'nu açıkça görüp idrak edemez; fakat kalpler, onu iman gerçekleriyle görür. Her şeye yakın olduğu hâlde ilişerek değil; her şeyden uzak olduğu hâlde ayrı değildir. Konuşandır, fakat düşünerek değil. İrade edendir, kast/himmet etmeksizin. Yaratandır, aza ve organları olmaksızın. Latif'tir, gizlilikle vasıflandırılamaz. Büyüktür, ama zulümle nitelendirilemez. Basir'dir, ama hisle vasıflandırılmaz. Rahimdir; gönül yumuşaklığı ile nitelendirilemez. Yüzler onun azameti karşısında boyun eğmiştir. Gönüller, O'nun korkusuyla dolmuş, titrer dururlar.1 H. 38 yılında irad ettiği bu hutbesinde itaat etmeyen dostlarını kınamaktadır: Hükmettiğini yapan, takdirini yerine getiren, beni sizinle imtihan eden Allah'a hamd ederim. Ey buyurduğumda itaat etmeyen, çağırdığımda icabet etmeyen topluluk! Size mühlet verip, serbest bıraksam, boş lafa dalarsınız; savaşa soksam gevşeklik edersiniz. İnsanlar bir imamın etrafında toplansa kınarsınız; zorluğa düşerseniz gerisin geriye dönersiniz. Düşmanlarınız babasız kalsın!
Kendinize yardım etmek ve hakkınız için cihat etmek yerine neyi bekliyorsunuz? Ölümü mü?
NEH_0270 · S. 270 · 180. Hutbe
İmam Ali
Kendinize yardım etmek ve hakkınız için cihat etmek yerine neyi bekliyorsunuz? Ölümü mü? Yoksa zillete düşmenizi mi? Vallahi ölüm günüm gelip çatsa -ki elbette gelecektir- aramızı ayıracak, bu durumda sizinle konuşmayı istemeden ve sizinle hiç güç bulmamış gibi ayrılacağım. Allah için! Sizi bir araya toplayacak dininiz, size gayret verecek hamiyetiniz yok mu? Ne kadar şaşılacak şey, değil mi! Muaviye aşağılık zalimleri çağırıyor, hiçbir karşılık vermediği hâlde ona itaat ediyorlar. Ben ise İslâm'ın mirasçıları ve Müslümanların geriye kalanları olan sizleri yardıma çağırıyorum ve bahşiş veriyorum; buna rağmen benden ayrılıyor, ayrılığa düşüyorsunuz. Şüphesiz ne benim emrime razı oluyorsunuz, ne de aleyhine birleşeceğiniz şekilde sakındırmam sizleri gazaplandırıyor! Böylece ölüm bana görüşeceğim en sevimli şey oldu. Size kitabı öğrettim, delil ve hüccet yollarını sizlere bellettim, tanımadığınız şeyleri tanıttım, ağzınızdan attığınız suyu size tatlı tatlı içirdim. Keşke kör görseydi de, uyuyan uyansaydı! Öncüleri Muaviye olan ve Nabiğa oğlu (Amr b. As) tarafından terbiye edilen toplum Allah'ı tanımamaya ne kadar yakındır!1 Kufe ordusundan bir grup hakkındadır.
H. 38 yılında Nehrevan savaşı eşiğinde Hz.
NEH_0271 · S. 270 · 180. Hutbe
İmam Ali
H. 38 yılında Nehrevan savaşı eşiğinde Hz. Ali, birini bir grup Kufelinin yanına gönderdi, Zira onlar korkudan Haricîlere katılmak istiyorlardı. Geri döndüğünde adama dedi ki: "Kendilerini güvencede hissedip oturdular mı, yoksa korkup orayı terk mi ettiler?"Adam dedi ki: "Terk edip gittiler ya Emire'l-Müminin." O bunun üzerine şöyle dedi: Semud kavmi gibi uzaklaşıp helak olsunlar! Mızraklar önlerine uzatıldığı, kılıçlar tepelerine indirildiği zaman pişman olurlar. Bugün onları ayrılığa düşüren şeytan, yarın onlardan uzak olduğunu söyleyip yalnız bırakır. Hidayetten çıkmaları, dalalet ve körlüğe uymaları, haktan yüz çevirmeleri ve sapıklık çölünde isyan etmeleri, (bela ve ceza olarak) onlara yeter.1 Nevf el-Bikalî'den gelen rivayete göre der ki: Emirü'l-Müminin Ali, bu hutbeyi H. 40 yılında Kufe'de bir taşın üzerinde durarak okudu. Taşı, Cu'de Bin Hubeyre el-Mahzumî yerleştirmişti. Üzerinde yünden örülü bir elbise, ayaklarında hurma ağacı kabuğundan ayakkabı vardı. Kılıcını hurma lifinden örülü bir iple yanına asmıştı. Alnı secdede fazla durduğundan nasırlaşmıştı. İşte bu hâlde Hz. Ali şöyle konuştu: Hamd, işlerin sonu ve halkın gidişi kendisine doğru olan Allah'a mahsustur.
Büyük ihsanının, aydınlatıcı delillerinin, artan fazlının ve nimetinin şükrünü ve hakkını eda eden, sevabını …
NEH_0272 · S. 270 · 180. Hutbe
İmam Ali
Büyük ihsanının, aydınlatıcı delillerinin, artan fazlının ve nimetinin şükrünü ve hakkını eda eden, sevabını elde etmeye yaklaştıran ve güzel ihsanının artmasına sebeb olan bir hamd ile O'nu överiz. Sözde ve amelde kendisine inanan ve kudretini itiraf ederek kötülüğü gidermesini, iyiliğinin fayda vermesini ve isteyene fazlasıyla yardım edeceğini uman kimsenin yardım dilemesi gibi O'ndan yardım dileriz. İmanında yakinle ümit bağlayan, mümin ola- rak O'na yönelen, inanarak O'na boyun eğen, tevhidinde ihlâslı olan, överek yücelten, O'nun rızasını dileyerek çalışan kimsenin imanıyla O'na iman ederiz. Münezzeh olan Allah hiçbir şeyden doğmamıştır ki kendisine yenilmezliğinde ortaklık edilsin. O da doğurmamıştır ki, miras bırakıp yok olsun. Zaman O'nu geçmemiş, noksanlık ve ziyadelik O'na arız olamamıştır. Bizlere gerçekleşecek olan kazası ve sağlam tedbirinin alametlerini göstererek akıllara zahir olmuştur. Göklerin direksiz olarak yaratılması ve onların dayanaksız durması, yaratışının şahitlerindendir. Onları bu şekilde durmaya çağırmış, onlar da durup duraksamadan ve gevşemeden, itaat etmişlerdir.
Onun rububiyetini ikrar etmeseler, ona itaatle boyun eğmeselerdi, onları ne arşına yer ederdi, ne meleklerine …
NEH_0273 · S. 270 · 180. Hutbe
İmam Ali
Onun rububiyetini ikrar etmeseler, ona itaatle boyun eğmeselerdi, onları ne arşına yer ederdi, ne meleklerine mesken, ne de halkın temiz sözlerinin ve salih amellerinin yükseldiği yer kılardı. O, göğün yıldızlarını, yeryüzünde yolculuk edenlere şaşırdıklarında yol bulmaları için kılavuz kıldı. Gecenin karanlık perdeleri, onların nurunu gideremez ve ayın göklerdeki aydınlığının parıltısına da engel olamaz. Münezzeh olan Allah'a yerin çukurlarında ve birbirine yakın irili ufaklı dağlarda siyah ve dingin gecelerin zifiri karanlığı, göğün ufuklarında gürleyen gök gürültüsü, bulutlardan parlayıp çıkan şimşekler, şiddetli yelden ve yağmurdan yere düşüp uçuşan her yaprak O'na gizli değildir. O, yağan yağmur damlalarının nereye düşeceklerini, nerede karar kılacaklarını; karıncanın taneyi nereden nereye götüreceğini; sivrisineğe yetecek gıdayı, dişinin karnında taşıdığını bilir. Kürsü, arş yer, gök, cin ve insan yokken de var olan Allah'a hamd olsun. O vehimle derk edilmez, anlayış gücüyle ölçülmez, istemekle meşgul edilmez, ihsanda bulunmakla varlığı eksilmez, (cisim olmadığından) gözle görmez, nerededir denilerek sınırlandırılamaz, eşi olmakla nitelendirilemez.
Tecrübe ve alıştırmayla yaratmaz, duygularla idrak edilmez, insanlarla kıyaslanmaz.
NEH_0274 · S. 270 · 180. Hutbe
İmam Ali
Tecrübe ve alıştırmayla yaratmaz, duygularla idrak edilmez, insanlarla kıyaslanmaz. O, Musa'ya söyleyeceğini söylemiş, azametli ayetlerini kendisine göstermiş, ama bir uzuvla, aletle, kelamla ve dille değil. Ey Rabbini anlatma zahmetini üstlenen kimse! Eğer doğru isen; Cebrail'i, Mikail'i ve O'na yakın kılınmış mukaddes mekânlarda güzel yaratıcılarının vasfıyla, O'nun heybetinden kendinden geçmiş olarak hayretler içinde duran melekler ordusunu anlat. Ancak şekilleri ve uzuvları, olanlar, zamanı bittiğinde yokluğa erişenler sıfatlarla derk edilebilir. (O ise bütün bunlardan münezzehtir.) Dolayısıyla O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Bütün karanlıklar O'nun nuruyla aydınlanır, bütün ışıklar onun karanlığıyla kararır. Ey Allah'ın kulları! Sizi güzel elbiselere bürüyen, genişçe bir yaşayış sebepleri ihsan eden Allah'tan sakınmanızı tavsiye ederim. Eğer bir kimse bekaya tırmanmak için bir merdiven, ölümü kendinden savmak için bir yol bulabilseydi; cinlerin ve insanların hükümeti, uhdesine verilen ve nübüvvetle birlikte büyük yakınlığa mazhar olan Davud oğlu Süleyman (a.s) bulurdu. Allah, dünya üzerindeki rızkını tamamladığı ve müddetini doldurduğu zaman, Süleyman'ı yokluk yaylarından atılan ölüm oklarıyla okladı. Böylece dünya onsuz kaldı ve evleri yurtları sahipsiz kaldı da onları başka toplumlar miras aldı. Şüphesiz ki geçmiş devirlerde sizin için ibretler vardır.

182. Hutbe

Nerede Amalike1 ve Amalike'nin oğulları? Nerede Firavunlar ve Firavunların oğulları?
NEH_0275 · S. 275 · 182. Hutbe
İmam Mehdi İmam Ali
Nerede Amalike1 ve Amalike'nin oğulları? Nerede Firavunlar ve Firavunların oğulları? Nerede nebilerini öldüren, nebevi sünnetleri söndüren ve zorbaların sünnetini ihya eden Ress şehirlerinin2 halkı?! Nerede büyük orduyla yürüdüklerinde binlercesini hezimete uğratan, askerler yetiştiren ve şehirler yapan insanlar? ...(Hz. Mehdi) Hikmet zırhını büründü, onu bütün adabıyla; teveccüh, marifet ve feragatle kuşandı. Hikmet onun nezdinde yitiği, hep istediği ihtiyacıdır. İslâm boynunu yere dayayıp, kuyruğunu sallayan yorgun deve gibi3 garip kaldığı zaman, o da garip kalır. (gaybete çekilir.) O, dinin hüccetlerinin bakiyesi, ilâhî peygamberlerin halifelerinden bir halifedir. Ey insanlar! Size peygamberlerin ümmetlerine verdikleri öğütleri verdim. Vasilerin kendinden sonrakiler için yaptığı şeyleri yaptım. Kamçı zoruyla terbiye etmeye çalıştım, doğrulmadınız, sakındıran şeylerle sizi öne sürdüm, bir araya gelmediniz. Allah için, sizinle birlikte yol kat edecek ve size yol gösterecek benden başka bir imam mı bekliyorsunuz? Dikkat edin, dünyadan size yönelenler yüz çevirdi, yüz çevirenler ise yöneldi. Hayırlı kişiler, dünyadan göçmeye hazırlandılar.
Dünyanın baki olmayan az nimetlerini, ahiretin yok olmayan bol nimetleri için sattılar.
NEH_0276 · S. 275 · 182. Hutbe
İmam Ali İmam Hüseyin
Dünyanın baki olmayan az nimetlerini, ahiretin yok olmayan bol nimetleri için sattılar. (Sıffin'de) Kanlarını feda eden kardeşlerimiz bugün hayatta olmadıkları için zarar etmediler. Zira ne boğazlarında kalan bir lokma yiyorlar, ne de bulanık su içiyorlar. Vallahi Allah, onların ecirlerini tam olarak verdi de korkudan sonra onları emniyet diyarına yerleştirdi. Nerede doğru yolda yürüyüp hak üzere giden kardeşlerim? Ammar nerede? İbn Teyhan nerede? Nerede iki şahadet sahibi (Huzeyme b. Sabit el-Ensarî)? Nerede onlar gibi ölüm için ahitleşen ve (şahadetlerinden sonra) başları zalimlere gönderilen kardeşleri? Ravi diyor ki: "Sonra eliyle mübarek sakalını tuttu, uzun bir müddet ağladı ve şöyle devam etti: Ah olsun, Kur'ân'ı okuyup hükümlerini uygulayan, farzlarını düşünüp ifa eden, sünnete hayat verip bidati öldüren, cihada çağrıldığında icabet eden, kumandanlarına bağlanıp itaat eden kardeşlerime! Sonra yüksek sesle nida etti: Cihad, cihad, ey Allah'ın kulları! Bugün ordu hazırlamadayım, Allah'a gitmek isteyenler çıkıp gelsin! Nevf diyor ki: İmam Hüseyin'e (a.s) on bin, Kays b. Sa'd b. Ubade'ye on bin, Ebu Eyyub el-Ensarî'ye on bin ve başkalarına da bir miktar asker verildi. Hz. Ali yeniden Siffin'e gitmek istiyordu. Cuma gelmeden melun İbn Mülcem tarafından yaralandı. Böylece asker dağıldı, biz de çobanları yitmiş ve her yandan kurtların saldırısına uğramış sürülere döndük.1

183. Hutbe

Allah'ın kudreti, Kur'ân'ın faziletleri ve takva tavsiyesi hakkında:
NEH_0277 · S. 277 · 183. Hutbe
İmam Ali
Allah'ın kudreti, Kur'ân'ın faziletleri ve takva tavsiyesi hakkında: Görülmeden bilinen, zahmete düşmeden yaratan Allah'a hamdolsun. Kudretiyle mahlûkatı yarattı, egemenliğiyle büyüklük taslayanlara boyun eğdirdi, cömertliğiyle büyüklere üstün geldi. Dünyayı mahlûkata yerleşim merkezi kılan, cinlere ve insanlara elçilerini gönderen O'dur. Cin ve insanlara dünyanın üzerindeki perdeyi kaldırmak, zararlardan korumak, türlü türlü örnekler vermek, dünyanın noksanlıklarını bildirmek; hastalık ve sıhhat gibi dünyanın ibret verici durumlarını, haram ve helâllerini, Allah'ın itaat edenlere hazırladığı cennet ile asilere hazırladığı cehennemi, aşağılık ve yüceliği haber vermek için peygamberler göndermiştir. O'na, mahlûkatından istediği gibi hamd ediyoruz. O, her şey için bir ölçü, her ölçü için bir süre ve her süre için bir kitap takdir etmiştir. ...Kur'ân emreden ve sakındıran, sessiz ve konuşandır. Allah'ın mahlûkata hüccetidir. Allah insanlardan Kur'ân'la misak almış, misaklarına karşı onların nefislerini rehin tutmuş, nurunu tamamlamış, dinini Kur'ân'la kemale erdirmiş ve Nebi'sini (s.a.a), halka kendilerini doğru yola iletecek Kur'ân hükümlerini bıraktıktan sonra katına almıştır. Allah'ı, kendini yüce tuttuğu gibi yüce tutun. Çünkü O size dininden hiçbir şeyi gizlemedi, hoşnutluk veya hoşnutsuzluğuna neden olacak her şey için sakındıran veya kendisine davet eden sağlam bir delil ve belli bir sancak takdir etmiştir. Rızayet ve gazabı geçmişte nasıl ise gelecekte de öyledir.
Bilmelisiniz ki, sizden öncekilere gazaplandığı bir şeye sizin için asla razı olmayacaktır ve sizden …
NEH_0278 · S. 278 · 183. Hutbe
İmam Ali
Bilmelisiniz ki, sizden öncekilere gazaplandığı bir şeye sizin için asla razı olmayacaktır ve sizden öncekilerden razı olduğu bir şeyden dolayı size gazab etmeyecektir. Siz, apaçık bir iz üzerinde hareket etmektesiniz. Sizden önceki insanların söylemiş olduğu şeyleri söylüyorsunuz. Allah dünya rızkınızı temin etmiş, şükre teşvik etmiş, dilinizle zikretmeyi farz kılmıştır. Allah size takvayı tavsiye eder. Takvayı rızasının zirvesi, mahlûkata da bir ihtiyaç kılmıştır. Asla kendisinden gizlenemeyeceğiniz ve dizginleriniz ile tüm değişen durumlarınızı elinde tutan Allah'tan sakının. Bir şey gizleseniz bilir, açıklasanız yazar. Bunun için yüce gözcüler görevlendirmiştir; hiçbir hakkı kaçırmazlar, hak olmayan bir şeyi de kaydetmezler. Biliniz ki, Kim Allah'tan sakınırsa Allah, onun için fitnelerden bir çıkış yolu ve karanlıklarda bir nur verir. Gölgesi Allah'ın arşı, nuru O'nun cemali, ziyaretçileri melekler, arkadaşları peygamberler, kendisi için özel hazırlanmış ve canının istediği her şeyi elde edebileceği bir yurtta onu ebedi kılar, onu kendi katında en şerefli mevkiye çıkarır. Öyleyse dönülecek o yere varmak için acele edin, ecel gelmeden çalışmaya koyulun.
Çünkü insanların neredeyse ümitleri kesilir, ölüm gelip çatar, tövbe kapısı yüzlerine kapanır.
NEH_0279 · S. 278 · 183. Hutbe
İmam Ali
Çünkü insanların neredeyse ümitleri kesilir, ölüm gelip çatar, tövbe kapısı yüzlerine kapanır. Sizden önce bu dünyadan göçen ve Allah'tan kendilerini (dünyaya) döndürmeyi isteyen kimseler gibisiniz. Sizler kendi yurdunuz olmayan, göç etmeniz ilan edilen ve azık hazırlamanız emredilen bu diyarda bir yolculuğa çıkmış yolcularsınız. Biliniz ki şu incecik derinin, ateşe karşı hiç dayanma gücü yoktur. Öyleyse kendinize acıyın. Çünkü siz dünya musibetleriyle de bunu çok iyi tecrübe ettiniz. Sizden birine bir diken batınca, düşüp yaralanınca veya kızgın çakıl taşları bir yerini yakınca nasıl sızlandığını görmüyor musunuz? O hâlde şeytanın arkadaş olduğu ve kızgın taşların bulunduğu ateşten iki tabaka arasında kalınca durumu nasıl olacak! Biliyor musunuz; Malik (zebani) cehennem ateşine gazap etti mi, gazabından dolayı ateş alt üst olup iç içe girer. O ateşe bağırdı mı bağırmasıyla ateş inleyerek cehennemin kapılarından dışarı taşar. Ey yaşlılığa mağlup düşmüş ihtiyar! Boyun kemiklerine ateş tasmaları yapıştığı, pazı etlerini yiyen zincirler geçirilip sarıldığı zaman sen ne yapacaksın? Ey kullar topluluğu! Hastalanmadan önce sıhhatte, darlıktan önce genişlikte Allah'tan korkun, Allah'tan!
Özgürlük kapıları yüzünüze kapanmadan özgürlüğünüz için çalışın. Gözlerinizi geceleri ayık tutun.
NEH_0280 · S. 278 · 183. Hutbe
İmam Ali
Özgürlük kapıları yüzünüze kapanmadan özgürlüğünüz için çalışın. Gözlerinizi geceleri ayık tutun. Karınlarınızı zayıflatın. Ayaklarınızı kullanmaya çalışın. Mallarınızdan infak edin, cesetlerinizden alıp cömertçe ruhlarınıza verin. Bu alışverişte sakın cimrilik etmeyin. Çün-kü münezzeh olan Allah buyurmuştur ki: "Eğer Allah'a yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlamlaştırır."1 Ve yine buyuruyor ki: "Kim Allah'a karşı güzel bir borç verirse Allah, onun için kat kat artırır ve onun için şerefli bir mükâfat da vardır."2 Allah sizden, zilletten dolayı yardım, azlıktan dolayı borç istemez. Göklerde ve yerde O'nun orduları olduğu, güçlü ve hikmet sahibi bulunduğu hâlde sizden yardım istemektedir. Göklerin ve yerin hazineleri O'nun olduğu ve Gani ve Hamid bulunduğu hâlde sizden borç istemiştir. Böylece Allah, "hanginiz daha güzel amel iş-leyecek diye sizi imtihan etmeyi istemiştir."1 O hâlde ahirette Allah'ın komşusu, peygamberlerin arkadaşı, meleklerin ziyaret ettiği, kulakları cehennem sesini duymaktan uzak kıldığı ve bedenleri de yorgunluk ve kedere düşmekten kurtardığı makama erişmek için amel işlemeye koyulun. "Bu Allah'ın dilediğine verdiği bir lütfüdür. Allah, büyük lütuf sahibidir."2 İşittiklerinizi söylüyorum, Allah, bana ve size yardım edicidir! O bize yeter, O ne güzel vekildir!3 Haricîlerden biri olan Burc b. Mushiru't-Taî'nin, "Hüküm ancak Allah'ındır." feryadını duyduğunda şöyle buyurdu: Ey ön dişleri düşmüş adam, sus! Allah çirkinleştirsin seni! Allah'a andolsun, Hak ortaya çıktığı zaman sen pek zayıftın; sesin bile duyulmazdı. Batıl nara attığı zaman, erkek keçinin boynuzu gibi ortaya çıktın.4

185. Hutbe291F

Allah'ı ve Peygamber'i övmekte ve bir grup hayvanların yaratılış sırlarını beyan etmektedir:
NEH_0281 · S. 281 · 185. Hutbe291F
İmam Cafer Sadık İmam Ali
Allah'ı ve Peygamber'i övmekte ve bir grup hayvanların yaratılış sırlarını beyan etmektedir: Duyu organlarının derk edemediği, mekânların kapsamadığı, bakanların göremediği, örtülerin örtemediği; mahlûkatı yaratmayı ezeliyetine ve varlığına, mahlûkatın benzerliğini ise hiçbir şeye benzemediğine delil kılan Allah'a hamd olsun. Vaadinde sadık olan, kullarından zulmü kaldıran, yarattıkları arasında adaleti ikame eden ve hükmünde herkese adil davranan Allah, eşyanın yaratılışını ezeliyetine, acziyetini kudretine, yokluğa mahkûmluğunu da ebediyetine şahit kılmıştır. Tektir, sayı ile değil; ebedidir, zamanla sınırlanmadan ve kaimdir, dayanak olmaksızın. Zihinler O'nu duyu organları olmaksızın kavrar, yarattıkları huzurda görmeden O'na tanıklık eder. Vehimler onu kuşatmaz. O, vehimlere/düşüncelere azametiyle tecelli etmiş; onlara kavranamayacağını göstermiş ve bu konuda da onları hâkim karar kılmıştır. Büyüklüğü boyutlarla değildir ki cisim açısından büyük sayılsın. Yüceliği de ebatla değildir ki cüsse açısından yüce sayılsın. Hayır, o böyle değildir! O, şanı büyüktür ve saltanatı çok yücedir.
Ve şahadet ederim ki, Muhammed (s.a.a) Allah'ın kulu ve seçilmiş, en güvenilir, kendisinden razı olunmuş …
NEH_0282 · S. 281 · 185. Hutbe291F
Hz. Muhammed İmam Ali
Ve şahadet ederim ki, Muhammed (s.a.a) Allah'ın kulu ve seçilmiş, en güvenilir, kendisinden razı olunmuş elçisidir. Allah onu ikna edici deliller, apaçık bir zafer ve apaydın bir yolla göndermiştir. O da risaleti açıkça tebliğ etmiş, delillere dayanarak insanları risalete sevk etmeyi üstlenmiş, hidayet yolunun sancağını dikmiş, aydınlık (yolun) meşalesini yakmış ve İslâm'ın iplerini ve imanın kulplarını güvenli kılmıştır. Eğer insanlar, Allah'ın yüce kudretini ve büyük nimetlerini düşünselerdi (İslâmi) yola gelirler ve (cehennemdeki) yakıcı azaptan çekinirlerdi. Fakat kalpler hasta, gönüller yıkık! Allah'ın yaratmış olduğu şu küçük yaratıklara bakmıyorlar mı? Nasıl da Allah, oluşumunu, terkiplerini sapasağlam yapmış, ona göz ve kulak vermiş, kemik ve deriyle düzmüştür. Bir baksanıza şu karıncanın o küçücük cüssesine, şeklinin inceliklerine! Neredeyse gözler onu göremiyor, zihinler onu kavrayamıyor! Yeryüzünde nasıl da hareket ediyor! Rızkı için yeryüzünde koşturuyor, taneyi deliğine taşıyor, özel yerde saklıyor, sıcak günlerinde soğuk günleri ve girişinde dönüşü için (yuvasında kalınca tekrar çıkıncaya kadar) yiyecek topluyor!
Oysaki rızıkları garanti altına alınmış, kendisine gereken uygun rızıklarla rızıklandırılmıştır.
NEH_0283 · S. 281 · 185. Hutbe291F
İmam Ali
Oysaki rızıkları garanti altına alınmış, kendisine gereken uygun rızıklarla rızıklandırılmıştır. Bol bol veren ve mutlak kudret sahibi Allah, dazlak ve kaygan bir kayanın tepesinde veya donmuş taşların üzerinde bile olsa onları ihmal etmez, mahrum bırakmaz. Onların yeme mecrasını; bedeninin yukarı aşağı ve içini, karnının adalelerini, kafasında yer alan göz ve kulaklarını bir düşünecek olursan yaratılışına hayran kalırsın, özelliklerini sıralamaktan yorulursun. Onları ayakları üzerinde tutan, dayanaklar üzerinde durduran Allah ne de yücedir! Hiçbir ortak, onları yaratmada Allah'a ortak olmamış, hiçbir güçlü de onları yaratmasına yardım etmemiştir. Bir sonuca varmak için kafanı yorarsan, karıncaları yaratının, hurma ağaçlarının yaratıcısından baş- kası olmadığına erişirsin. Çünkü o (bütün farklılıklarına rağmen) her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüş ve her canlıyı farklı özelliklerde yaratmıştır. Kalın-ince, ağır-hafif, güçlü-zayıf yaratılışta hepsi birdir. Aynı şekilde gökler ve hava, rüzgârlar ve su da böyledir.
Güneşe, aya, bitkilere, ağaca, suya, taşa gece ve gündüzün değişmesine, şu denizlerin kabarmasına, şu …
NEH_0284 · S. 281 · 185. Hutbe291F
İmam Ali
Güneşe, aya, bitkilere, ağaca, suya, taşa gece ve gündüzün değişmesine, şu denizlerin kabarmasına, şu dağların çokluğuna ve zirvelerin yüksekliğine, şu dillerin farklılığına ve lehçelerinin çeşitliliğine bir bak! Öyleyse yazıklar olsun, tedbir ve takdir ediciyi inkâr edene! Onlar, hiçbir delile dayanmadan, hiçbir araştırma yapmadan ekicisiz çıkan bitkiler gibi olduklarını ve çeşit çeşit şekillerinin yapıcısı bulunmadığını sanıyorlar. Ustasız bina veya suç işleyen olmadan suç olur mu?! İstersen çekirgeden bahset. Hani Allah onun için iki kırmızı göz yaratmıştır. Ay gibi parlayan iki gözbebeği vermiştir. Gizli bir kulak vermiş, dümdüz bir ağız açmış; güçlü bir duyu, kesici iki diş, kendisiyle tutacağı iki orak (şeklinde el). Ekinciler ekinleri hususunda onlardan korkar. Ekincilerin hepsi bir araya gelse yine de onları çıkarmaya güçleri yetmez. Çekirgeler sıçrayarak ekine dalar, doyasıya yerler. Hâlbuki onların tüm bedeni ince bir parmak kadar bile değildir. Göklerde ve yerde olanların isteyerek veya istemeyerek kendisine secde ettikleri Allah1 ne de bereket sahibidir! Hepsi yüz ve alınlarını toprağa koyar, zaaf ve teslimiyetle ona itaatlerini sunarlar.
Korkarak ve çekinerek hüküm ve idareyi ona verirler. Kuşlar onun emrine boyun eğmişlerdir.
NEH_0285 · S. 281 · 185. Hutbe291F
İmam Mehdi İmam Ali
Korkarak ve çekinerek hüküm ve idareyi ona verirler. Kuşlar onun emrine boyun eğmişlerdir. Onların tüy ve nefeslerini sayıyla bilmiş, el ve ayaklarını yaş ve kuru yerlere yerleştirmiş (bazısı suda, bazısı karada yaşar), yiyeceklerini takdir etmiş, türlerini saymıştır. İşte şu karga, şu kartal, şu güvercin, şu da deve kuşu! Her kuşu bir isimle çağırdı ve her birinin rızkını üstlendi. Yağmur yüklü bulutları meydana getirdi, sağanak yağmurlar yağdırdı. Her bölgeye gereken miktarı taksim etti. Kuraklıktan sonra yeryüzünü suladı, kıtlıktan sonra da bitkiler çıkardı.1 Kufe'de irad ettiği bu hutbesi tevhid hakkında olup hiçbir hutbede bulunmayan ilmi ilkelere değinilmiştir. Allah'a nitelik isnat eden, onu birlememiş; örneklendiren O'nun hakikatini kavrayamamış; teşbih eden O'nu kastetmemiştir. O'na işaret eden ve tevehhüm eden O'nu ihtiyaçsız bilmemiştir. Bizzat tanınan her şey sonradan yapılmıştır. Başkasıyla kaim olan her şey de maluldür (bir nedenin sonucudur). O yapıcıdır, bir alete ihtiyaç duymadan. O takdir edicidir, düşünmeden. O zengindir, (kimseden) istifade etmeksizin. Zamanla birlikte değildir. Aletler, O'na yardım edemez.
Oluşu zamanlardan, varlığı yokluktan, ezeliyeti başlangıçtan önce gelmiştir.
NEH_0286 · S. 281 · 185. Hutbe291F
İmam Ali
Oluşu zamanlardan, varlığı yokluktan, ezeliyeti başlangıçtan önce gelmiştir. Duyu organlarını yaratmakla, duyu organına sahip olmadığı bilinmiştir. Eşya arasında zıtlık var etmesiyle zıddının, eşyalar arasında benzerlikler var etmesiyle de eşi ve benzerinin olmadığı kavranmıştır. Nuru zul- metle, açıklığı kapalılıkla, donmuşluğu akıcılıkla, sıcağı soğuklukla birbirlerine zıt olarak yaratmıştır. O, farklı iki parçayı bir arada tutar, farklılıkların arasını eşitler, uzakları bir araya getirir, yakın olanları birbirinden ayırır. O belirli bir sınırla sınırlandırılamaz, bir sayıyla sayılamaz; çünkü sadece eşyalar birbirlerini sınırlandırabilir, ancak aletler, birbirlerine benzeyip, birbirini çağrıştırabilir. "Ne zamandan beri" tabiri kadim olmaktan alı-koymuş, "kesin olacak" ifadesi, ezeliyete engel olmuş ve "keşke böyle olsaydı" sözü de kâmil oluştan uzaklaştırmıştır. Yaratıcı yaratıklarıyla akıllara tecelli eder, onlarla gözlerin bakmasına (görülüşüne) mani olunur. Allah için sükûnet ve hareket geçerli değildir. Çünkü kendisinin cari ettiği şeyler (sükunet ve hareket), nasıl kendisine cari edilebilir; kendisinin ortaya çıkardığı şeyler, nasıl kendisine dönebilir (yarattığı onu yaratamaz) ve kendisinin vücuda getirdiği şeyler, nasıl onda vücuda gelebilir?! Böyle olsaydı zatı değişir, künhü parçalanmış olur ve ezeli olamazdı. Eğer onun için bir "ön" söz konusu olsaydı, "ard"ı da olur, böylece zatına bir noksanlık lazım gelirdi ve tamamlanmaya ihtiyaç duyardı. Bu durumda onda yaratık nişanesi ortaya çıkar, başkaları kendisine delil olduğu hâlde, kendisi delil olur (hâlbuki bütün yaratıkları O'nun delili ve göstergesidir), başkasına tesir eden şeyin kendisine de tesir etmesine engel olan saltanatından çıkar giderdi. O değişmez, zail olmaz, kaybolması caiz olmaz. O, doğmamıştır ki doğurulmuş olsun. Doğurulmamıştır ki sınırlı olsun. O, çocuklar edinmekten yücedir, kadınlara yaklaşmaktan münezzehtir. Zihinler, O'na ulaşamaz ki onu takdir etsin.

186. Hutbe

Zekâlar, onu kavrayamazlar ki betimleyebilsin. Duyular, O'nu derkedemez ki hissedebilsin.
NEH_0287 · S. 286 · 186. Hutbe
İmam Ali
Zekâlar, onu kavrayamazlar ki betimleyebilsin. Duyular, O'nu derkedemez ki hissedebilsin. O'na el değemez ki dokunulsun. Hâli değişmez, hâlden hâle de girmez. Geceler ve gündüzler O'nu eskitemez, aydınlıklar ve karanlıklar, onu değiştiremez. Her hangi bir parça, endam, organ, araz (ilinek), değişim ve ebaz ile (nicelikle) vasıflandırılamaz. Hakkında bir had, nihayet, inkıtaa uğramak veya son söz konusu edilemez. Eşyalar O'nu ihata edemez ki aşağı yukarı götürsün. Hiçbir şey O'nu yüklenemez ki eğsin veya düzeltsin. Ne eşyaların içine girmiş ve ne de onların içinden çıkmıştır. Dil ve damak olmadan haber verir. Alet ve işitme cihazı olmadan işitir. Konuşur, fakat laf söylemez. Korur, fakat koruyabilmek için çaba sarf etmez. İster, fakat içinden geçirmeksizin. Yumuşamadan sever ve razı olur, meşakkate girmeden kızar ve gazab eder. Olmasını istediği şeye "ol" der, o da oluverir; kulağa gelen sesle değil, işitilen bir nidayla da değil. Münezzeh olan Allah'ın kelamı yarattığı ve tecessüm ettirdiği fiilidir. O'ndan önce bir şey yoktu; eğer önce olmuş olsaydı şüphesiz o da ikinci ilâhî olurdu. Allah, "yokluğundan sonra oldu" diye de söylenemez.
Çünkü bu durumda Allah'a, sonradan oluşmuş sıfatlar isnat edilmiş olur, Allah'la onun sıfatları arasında bir …
NEH_0288 · S. 286 · 186. Hutbe
İmam Ali
Çünkü bu durumda Allah'a, sonradan oluşmuş sıfatlar isnat edilmiş olur, Allah'la onun sıfatları arasında bir ayırım söz konusu olamaz. Aynı zamanda kendisinin, kendi sıfatlarından fazlalığı da söz konusu değildir. Aksi takdirde yapan ve yapılan eşitlenmiş, bir şeyi örneksiz yaratanla, örneksiz yaratılan şey denklenmiş olur. Allah, yaratılanları başkasından alınmış örnek olmadan yaratmıştır. Mahlûkatı yaratırken yarattıklarından hiç kimseden yardım da istememiştir. Yeryüzünü yaratmış, meşgul olmadan tutmuş, bir yerde karar kılmadan sağlamlaştırmış, direksiz dikmiş, dayanaksız yük- seltmiş, eğrisi-büğrüsü olmadan korumuş, paramparça olup dağılmasını engellemiş, çivilerini (dağları) sağlamlaştırmış, sıra dağları yanyana dizmiş, pınarları fışkırtmış, vadileri yarmıştır. Böylece bina ettiklerine gevşeklik ve pörsüklük yol bulmaz, kuvvetli kıldığı zayıf olmaz. O, gücü ve azametiyle tüm mahlûkatına hâkimdir, ilmi ve marifetiyle her şeyi bilir. Celal ve izzetiyle her şeyden yücedir. İstediği hiçbir şey, O'nu aciz bırakmaz, emrinden çıkamaz ki O'na üstün gelsin. Hızlı hareket eden O'ndan kaçamaz ki, geçilebilsin. Malı olana ihtiyacı yoktur ki O'nu rızıklandırsın.
Her şey, O'na boyun eğmiş, azameti karşısında küçülmüştür.
NEH_0289 · S. 286 · 186. Hutbe
İmam Ali
Her şey, O'na boyun eğmiş, azameti karşısında küçülmüştür. Hiçbir şey, O'nun saltanatından kaçıp başkasına sığınamaz ki fayda ve zararına engel olsun. O'nun hiç dengi yoktur ki O'na denk olabilsin. O'nun bir benzeri yoktur ki O'na eşit olabilsin. Mahlûkatı hiç var olmamış gibi var ettikten sonra yok edecek olan O'dur. Dünyanın yaratılmasından sonra yok edilmesi, ilk defa yaratılması ve ilk defa düzene konmasından daha çok hayret edilecek bir şey değildir. Bütün hayvanlar; kuşlar, dört ayaklılar, ahırlarda veya otlaklarda otlayanlar, akıllı ve akılsız her çeşit ve sınıftan canlılar, bir sivrisineği yaratmak için birleşseler, onu yaratmaya güç yetiremezler! Onu nasıl var edeceklerine dair bir yol bulamazlar. Bunu bilmek için akılları karışır ve sapıtır. Bütün kuvvetleri aciz kalır ve tükenir. Hepsi de zelil ve yenilgiyi kabul etmiş bir şekilde bu işten vazgeçerler. O sivrisineği hiçbir zaman var edemeyecekleri için acziyetlerini itiraf ederler, onu hiç yok edemeyeceklerini de kabullenirler.
Münezzeh olan Allah, dünya yok olduktan sonra hiçbir şeyle birlikte olmaksızın tek kalır.
NEH_0290 · S. 288 · 186. Hutbe
İmam Ali
Münezzeh olan Allah, dünya yok olduktan sonra hiçbir şeyle birlikte olmaksızın tek kalır. Vakit, yer, süre ve zamana olmaksızın, dünya yok olduktan sonra da var olmadan önceki gibi olur. O zaman bütün süreler ve vakitler yok olur, seneler ve saatler kaybolur, bütün işler kendisine dönen, tek ve kahhar olan Allah'tan başka hiçbir şey kalmaz. Dünya, ilk yaratılışında hiçbir güce sahip olmadığı gibi, kendinin yok olmasını da engelleyemez. Eğer engellemeye gücü yetseydi ebediyeti devam ederdi. Yapmaya koyulunca herhangi bir şeyi yapmak ona zor olmadı, bir şeyi yaratmak ona ağır gelmedi. Allah varlıkları; saltanatını güçlendirmek, yok olmaktan ve noksanlıktan korkmak, kendisine galib gelecek dengi karşısında kendilerinden yardım almak, saldıran düşman karşısında korunmak, mülkünü arttırmak, ortaklığında ortağından üstün hâle gelmek ve yalnızlıktan kurtulup onlarla ünsiyet edinmek için yaratmamıştır. Daha sonra var ettikten sonra dünyayı yok eder. Tabii ki bu yok edişi; ne dünyayı evirip çevirme veya idare etmedeki bir bıkkınlık, ne arzulayıp ulaşmak istediği rahatlık, ne de dünyanın kendisine getirdiği külfetten dolayıdır.
Müddetinin uzaması O'nu usandırmaz ki hemen yok etmeye kalkışsın.
NEH_0291 · S. 288 · 186. Hutbe
İmam Ali
Müddetinin uzaması O'nu usandırmaz ki hemen yok etmeye kalkışsın. Münezzeh ve yüce olan Allah, dünyayı sona erdirmeyi kendi lütfüyle düşündü, kendi iradesiyle tuttu ve kendi kudretiyle sağlamlaştırdı. Yok ettikten sonra da hiçbir şeyine ihtiyaç duymadan, yardımını ummadan; yalnızlık hâlinden ünsiyet hâline, cehalet ve bilinçsizlik hâlinden ilim ve irfan hâline, fakirlik ve ihtiyaç hâlinden zenginlik ve bolluk hâline, düşkünlük ve zilletten izzet ve kudret hâline geçmeyi murat etmeden, dünyayı tekrar iade edecektir (yeniden yaratacaktır.)1 H. 38 yılında Nehrevan savaşından sonra irad ettiği bu hutbesinde gelecekle ilgili olaylardan bahsetmektedir. Onlara anam babam feda olsun, isimleri göklerde bilinmekte, fakat yeryüzünde meçhuldürler. İşlerinizin tersine döneceği, aralarınızdaki bağların kopacağı ve küçüklerinizin hükmedeceği zamanı bekleyin. O zamanda mümine kılıç vurulması, helalinden elde edilen bir paradan daha ehven gelir; verilen, verenden daha büyük sevap elde eder. O zaman nimet bolluğu yüzünden içmeden sarhoş olur, zora düşmeden yemin eder, zorlanmadan yalan söylersiniz. Semerin devenin boynunu ısırdığı gibi, belalar da sizi ısırıp kemirir. Bu meşakkat alabildiğince uzar, kurtuluş ümidi de iyiden iyiye uzaklaşır. Ey İnsanlar! Ellerinizle sırtlarına suç yüklediğiniz şu develerin yularlarını ellerinizden atın. Önderinize itaatten yüz çevirmeyin, aksi takdirde sonuçta kendi yaptıklarınızı kınarsınız. Size yönelen fitne ateşine dalmayın, yollarından uzaklaşın, ona varacak yola girmekten sakının. Ömrüme yemin olsun, onun alevleri mümini helak eder;

188. Hutbe

gayrimüslim salim kalır. Benim içinizdeki durumum, karanlığın içindeki ışığa benzer;
NEH_0292 · S. 290 · 188. Hutbe
İmam Ali
gayrimüslim salim kalır. Benim içinizdeki durumum, karanlığın içindeki ışığa benzer; karanlığa dalan onunla aydınlanır. Ey insanlar! İşitip belleyin, düşünmek için can kulaklarınızı açın.1 Bu hutbede insanlara önemli şeyleri tavsiye etmektedir: Ey insanlar Allah'tan korkmanızı, O'nun size bağışladığı batinî nimetlere, verdiği zahirî faydalara ve nezdinizdeki ihsanlara çokça hamd etmenizi tavsiye ediyorum. Nimetleriyle sizi nicelerine üstün tuttu ve rahmetiyle sizi faydalandırdı. Ayıp ve kusurlarınızı açığa çıkardığınız hâlde onları örttü, cezayı hak ettiğiniz hâlde size mühlet tanıdı. Ölümü çokça hatırlamanızı ve O'ndan gafletinizi azaltmanızı tavsiye ederim. Sizden gaflet etmeyen bir şeyden nasıl gafil olabiliyorsunuz?! Ve size göz açtırmayacak, mühlet tanımayacak birisine nasıl ümit bağlıyorsunuz? Gözlerinizle gördüğünüz kimselerin ölümü size öğüt olarak yeter. Onları bineksiz olarak kabirlere taşıdılar, iradesi olmadan oraya gömüldüler. (Öylesine unutuldular ki,) Sanki onlar dünyayı hiç bayındır kılmadılar da orası onların öteden beri edindikleri devamlı yurtlarıydı. Yurt edindikleri yerden dehşete kapıldılar, dehşete kapıldıkları yeri yurt edindiler.
Sonunda ayrılacakları şeyle meşgul oldular ve gidilecek yerlerini zayi ettiler.
NEH_0293 · S. 290 · 188. Hutbe
İmam Ali
Sonunda ayrılacakları şeyle meşgul oldular ve gidilecek yerlerini zayi ettiler. Ne bir çirkinlikten uzaklaşmaya, ne de bir güzelliği artırmaya güç yetirebildiler. Dünyayla dost oldular da onları aldattı, dünyaya güvendiler de onları yerden yere çarptı. Allah size rahmet etsin, imar etmekle emrolunduğunuz, teşvik edildiğiniz ve çağrıldığınız evlerinize koşun! Allah'a itaatte sabırla ve sebat etmekle, O'na isyandan kaçınmakla, üzerinizdeki nimetleri kemale erdirin. Çünkü yarın, bugüne daha yakındır. Saatler günde, günler ayda, aylar yılda, yıllar da ömürde ne de çabuk geçip gidiyor.1 H. 38 yılında Kufe'de irad ettiği bu hutbe iman ve hicretin farz olduğu hakkındadır: İman ise; bazısı kalplerde sabit ve istikrarlı, bazısı ise bilinen bir sona kadar kalpler ve göğüsler arasında emanet ve geçicidir. Bir kimseden (şer'i sebeplerle) beri iseniz ölümüne dek kendi hâline bırakın, öldüğü zaman (yine eski hâlindeyse) artık beraatın sınırı gerçekleşmiş olur. Hicret, ilk zamandaki gibi dipdiri ayaktadır. Allah'ın yeryüzündeki kullarının imanlarını gizlemesine veya açığa vurmasına ihtiyacı yoktur. Allah'ın yeryüzündeki hüccetini sırf tanıyana muhacir adı verilmez.
Kim onu tanır ve ikrar ederse muhacir odur.
NEH_0294 · S. 290 · 188. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Kim onu tanır ve ikrar ederse muhacir odur. Kendisine hüccet ulaşan, onu kulağıyla duyan ve kalbiyle ezberleyen kimselere "mustazaf" adı verilmez. Bizim işimiz gerçekten çok zordur; ancak Allah'ın kalbini imanla imtihan ettiği mümin kul onu yüklenir. Sözlerimizi ancak o emin gönüller ve metin akıllar kabul eder. Ey İnsanlar! Beni yitirmeden ve sahibinden kaçan deveye benzeyen fitneler adım atmadan, yularını ayakları altında çiğnemeden ve akıllıları şaşkınlığa düşürmeden soracağınızı sorun. Çünkü ben göğün yollarını, yerin yollarından daha iyi bilirim.1 Kufe'de irad edip Haricîleri kınadığı bu hutbesinde Allah'a hamt etmekte, Peygamber'i övmekte ve öğüt vermektedir: O'nu, nimetlerine karşılık şükrün ifadesi olarak över, vazifelerini hakkıyla ifade edebilmek için yardımını dilerim. Ordusu güçlü, şanı yücedir. Halkı O'na itaate çağıran, dini yolunda cihat ederek düşmanlarını mağlup eden; yalanlayanların toplanıp birleşmelerinin ve nurunu söndürmek isteyenlerin gayretinin engel olamadığı Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim.

190. Hutbe

İlâhî takvaya bağlanın; çünkü takva, halkası sağlam bir ip, yüceliklerine varılmaz bir sığınaktır.
NEH_0295 · S. 293 · 190. Hutbe
İmam Ali
İlâhî takvaya bağlanın; çünkü takva, halkası sağlam bir ip, yüceliklerine varılmaz bir sığınaktır. Gelip çatmadan ölüme ve şiddetine hazırlanın, inmeden ona hazırlık görün. Çünkü sonuç kıyamettir; bu, aklı olana öğüt, cahil olana da ibret olarak yeter. Kabirlerin darlığını, hüznün şiddetini, varılacak yerin korkusunu, tekrarlanan korkuları, kemiklerin ayrılığını, kulakların sağır olmasını, kabrin karanlığını, vaadin korkusunu, çukurun gamını ve taşla kapanıp örtülüşünü, oraya varmadan önce bilmelisiniz. Ey Allah'ın kulları! Allah'ı düşünün, Allah'ı! Dünya, sizleri sünnetleri üzerinde götürmektedir. Siz ve kıyamet birbirinize yakınsınız. Kıyametin sanki alametleri görüldü, belirtileri yaklaştı da sırat'ın başında durdurdu sizleri. Sanki sarsıntısıyla geldi, göğsünü yere dayadı. Dünya, ehlinden kesildi, onları bakıcı kucağından ayırdı, bir gün veya aydı bitti, yenisi yıprandı, semizi zayıfladı.
Dar bir yerde, karışık ve şüpheli büyük işlerde;
NEH_0296 · S. 293 · 190. Hutbe
Ehl-i Beyt dâr İmam Ali
Dar bir yerde, karışık ve şüpheli büyük işlerde; azabı şiddetli, alevi gür, yalımı yüksek, homurtusu kızgın, alevi parlak, sönmesi imkânsız, yakıtı yanıcı, tehditleri korkutucu, karar yeri zulmet, etrafı zifiri karanlık, kapları kazanları kızgın, durumu korkunç ve meşakkatli bir ateştedirler. (Muttakilere gelince...) "Rablerinden sakınanlar bölük bölük cennete sevk edilirler."1 Onlar azaptan güvende, kınanmaktan kurtulmuş, ateşten pek uzakta, güvenli evlerde yer almış, yerlerinden hoşnut olmuşlardır. Onlar öyle kimselerdir ki işleri dünyada tertemizdi, gözleri ağlardı, dünyada huşu ile boyun eğmek ve bağışlanma dilemekle geceleri gündüz; insanlardan çekinip korkmakla da gündüzleri gece idi. Allah da onlara cenneti konak kıldı, yaptıklarının karşılığını verdi. "Onlar buna ehil ve layık kimselerdir."1 Orada mülkleri devamlı, nimetleri kalıcıdır. Ey Allah'ın kulları! İçinizden yaptıklarında kazançlı çıkanların riayet ettikleri şeylere uyun, onları zayi etmekle hüsrana uğrayanların yaptıklarından çekinin. Ecelinize amellerinizle hazırlanın. Önceden yaptıklarınızın rehini ve önden gönderdiklerinizin karşılığını görücülersiniz. Varsayın o korkunç şey gelip çatmış, yitirdiğinizi elde etmek için geri dönmenize imkân yok ve hatalarınızdan kurtulamazsınız. Allah bize de, size de; kendisine ve Resul'üne itaat etme başarısını versin, rahmetinin bolluğu ile bizleri affetsin. Yeryüzünde sakin durun, belalara karşı direnin. Dillerinizin heva ve hevesleri yolunda ellerinizi ve kılıçlarınızı hareket ettirmeyin. Allah'ın acele etmenizi istemediği işlerde acele etmeyin. Çünkü sizden Rabbinin, O'nun elçisinin ve Ehlibeyt'inin hakkını tanıyarak yatağında ölen kimse de şehittir ve ecri Allah'a aittir. Salih işlere niyetinden dolayı da sevaba ermesi de muhakkaktır. Bu niyeti, (Allah yolunda) kılıcını çekmesinin yerini tutar. Şüphesiz her şeyin (sabrın da, savaşın da) bir zamanı ve eceli vardır.2 Allah'a hamdettikten sonra sabır, takva ve zühdü tavsiye etmektedir:

191. Hutbe

Hamdı mahlûkat arasında yaygın, ordusu galip, azameti yüce olan Allah'a hamd olsun.
NEH_0297 · S. 295 · 191. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Hamdı mahlûkat arasında yaygın, ordusu galip, azameti yüce olan Allah'a hamd olsun. Hilmi çok olduğundan affeden, bütün hükümlerinde adil olan, geçmişi ve geleceği bilen Allah'ın ardı arkası kesilmeyen nimetlerine ve büyük ihsanlarına hamd ederim. Mahlûkatı; ne birinin izinden giderek, ne birinden öğrenerek, ne de hikmet sahibi başka bir yaratıcıdan kopya ederek, hataya düşmeden ve önde gelenlere fikir danışmadan ilmiyle örneksiz yaratan, hikmetiyle ilk defa inşa eden Allah'tır. Ve şahadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Resul'üdür. Allah O'nu, insanların fitne kargaşalığı içerisinde bulunduğu, şaşkınlık dalgalarının dalgalandığı, helaket gemlerinin kendilerini yönlendirdiği ve kalplerini sapıklık kilitlerinin kilitlediği bir dönemde gönderdi. Allah'ın kulları! Size Allah'tan korkmayı tavsiye ediyorum. Çünkü takva Allah'ın sizin üzerinizdeki hakkıdır ve Allah'ın yanında hak sahibi olmanıza neden olur. (takva sebebiyle sevaba erişirsiniz) Takvaya erişmek için Allah'tan yardım dileyin ve Allah'ın mükâfatına ermek için de takvadan yardım isteyin. Çünkü takva bugün bir sığınak ve kalkandır, yarın cennete bir yoldur. Takvanın yolu açık, yolcusu kârlıdır.
Takvanın emanetçisi onu muhafaza edicidir.
NEH_0298 · S. 295 · 191. Hutbe
İmam Ali
Takvanın emanetçisi onu muhafaza edicidir. Zira takva; yarın duyacakları ihtiyaçları sebebiyle geçip gitmiş ve kalmış milletler için sürekli kendini takdim etmiştir. O gün Allah her şeyi ilk hâline döndürecek, verdiğini alacak ve verdiklerinin de hesabını soracaktır. Takvayı kabullenmiş ve onu gereği gibi yüklenmiş kimseler ne kadar da azdır! İşte bunlar sayıca azdırlar ve Allah'ın şöyle buyurarak (azlıkla) vasıflandırdığı kimselerdir: "Kulla- rımdan şükredenler pek azdır."1 Bu yüzden takvaya kulak verin, bütün gayretinizle takvayı elde etmeye çalışın. Kaybettiklerinizin yerine ve her aykırı işlerinize karşılık takvayı kabullenin. Takva ile (gaflet) uykularınızdan uyanın, günlerinizi onunla geçirin, kalplerinizi onunla örtün, günahlarınızı onunla silin, (ruhsal) hastalıkları onunla tedavi edin, ölümü onunla karşılayın! Takvayı kaybedenden ibret alın, takvaya riayet eden kimselere ibret olacak duruma asla düşmeyin. Dikkat edin! Takvayı koruyun ve takvayla korunun. Dünyadan sakının, ahirete büyük bir aşkla gönül bağlayın. Takvanın yücelttiği kimseyi aşağılamayın, dünyanın yücelttiğini yüceltmeyin.
Dünyanın göz alıcı bulutlarına (debdebesine) göz dikmeyin, onu överek konuşanı dinlemeyin, ona çağırana …
NEH_0299 · S. 295 · 191. Hutbe
İmam Ali
Dünyanın göz alıcı bulutlarına (debdebesine) göz dikmeyin, onu överek konuşanı dinlemeyin, ona çağırana icabet etmeyin, onun aydınlığıyla aydınlanmaya heveslenmeyin, onun nefis şeylerine aldanmayın. Çünkü dünyanın şimşeği (debdebesi) aldatıcı, konuşması yalan, malları talan edilmiş ve nefis şeyleri çalınmıştır. Dikkatli olun; zira dünya ortalıkta oynaşan bir işveli, itaat etmeyen huysuz bir binek, ihanet eden bir yalancı, nankör bir inkârcı, uzaklaşan bir inatçı ve şaşkın bir yüz çeviricidir. Hâli değişken, zemini kaygan, izzeti zillet, ciddiyeti şaka, yüksekliği alçaklıktır. Talan, soygun, yağma ve helak yurdudur. Dünya ehlinin bir ayağı mezarda; gidenlere kavuşacak, kalanlardan ayrılacak durumdadır. Yolları şaşırtıcı, kaçış yerleri sonuçsuz, arzuları ümitsiz kılıcıdır. Bu yüzden sığınakları onları (ölüme) teslim etmiş, evleri onları dışarı atmış ve çare arayışları bitkin düşürmüştür. Kimi yaralı kurtulmuş, kimi eti soyulmuş, kimi bedeni parçalanmış, kimi kanı akıtılmış, kimi iki elini (pişmanlıktan) ısırmış, kimi (hasretten) ellerini ovuşturmuş, kimi (şaşkınlıktan) başını elleri arasına almış, kimi görüşlerinden dolayı kendini kınamış ve kimi de kararından dönmüş hâldedir.
Oysa çare yüz çevirmiş, ölüm kendilerine yönelmiştir.
NEH_0300 · S. 295 · 191. Hutbe
İmam Ali
Oysa çare yüz çevirmiş, ölüm kendilerine yönelmiştir. "Şimdi artık kaçış vakti değildir." Heyhat! Heyhat! Yitirilen yitirildi, giden gitti. Dünya istediği gibi gelip geçti! "Onlara ne gökler ve ne de yer ağladı, hiç mühlet de verilmedi."1/2 Bu hutbe el-Kasia (hakir görme) olarak adlandırılır. Bu hutbe İblis'i lanetlemesi, onun böbürlenip Âdem'e secde etmeyerek ilk kez cahiliye asabiyetini ortaya atmasını kınaması ve insanları onun yolunu takip etmekten sakındırması konularını kapsamaktadır: Hamd, izzet ve kibriya sahip olan, bu iki sıfatı yarattıklarına vermeyen Allah'a mahsustur. Onları kendisi ile başkaları arasında bir sınır kıldı, yüce zatı için seçti. Kullarından bu iki şeyde onunla çelişenlere lanet etti. Sonra boyun eğip itaat edenlerle büyüklük taslayanları birbirinden ayırmak kendisine yakın kıldığı melekleri onlarla imtihan etti. Münezzeh olan Allah kalplerde gizleneni, engellerin arkasındaki gaybi bildiği hâlde şöyle dedi: "Çamurdan bir insan yaratacağım. Onu şekillendirip, ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secde edin. Meleklerin hepsi toplu olarak secde ettiler.
Ancak İblis hariç."3 O gereksiz yere kıs- kandı ve Âdem'e karşı yaratılışıyla övündü, onun aslına karşı …
NEH_0301 · S. 295 · 191. Hutbe
İmam Ali
Ancak İblis hariç."3 O gereksiz yere kıs- kandı ve Âdem'e karşı yaratılışıyla övündü, onun aslına karşı asabiyet güttü. O asabiyet davasında aşırılığa gidenlerin önderi, büyüklenenlerin öncüsü, Allah'ın düşmanıdır. O asabiyetin temelini kurdu. Zorbalıkla Allah'la çekişmeye kalkıştı; izzet libasına büründü, tevazu maskesini çıkardı. Allah'ın onu büyüklenmesinden dolayı nasıl küçülttüğünü, kendini yücelttiğinden dolayı nasıl alçalttığını, böylece dünyada kovulmuş kıldığını, ahirette de kendisi için alevli ateş hazırladığını görmüyor, düşünmüyorsunuz! Allah Âdem'i ışığı gözleri alan, görünüş güzelliği akılları durduran ve kokusu nefesleri kesen bir nurdan yaratmak isteseydi yaratırdı; böylece boyunlar ona eğilir, meleklerin imtihanı hafiflerdi. Fakat Allah; birbirinden ayırmak, büyüklenenleri içlerinden kovmak ve kendini beğenmişleri onlardan uzaklaştırmak için yarattıklarını aslını bilmedikleri bazı şeylerle imtihan etmektedir. O hâlde Allah'ın şeytana yaptığından ibret alın. Öyle ki uzun amelini, yoğun çabalarını boşa çıkardı. Allah'a altı bin sene -dünyanın yılları mı, yoksa (her günü bin yıl olan) ahiretin yılları mı bilinmez- ibadet etti, ama bir anlık tekebbür ile hepsini boşa çıkardı. İblisten başka, onun gibi bir günah işledikten sonra kim Allah karşısında emanda kalabilir? Hayır! Münezzeh olan Allah, bir meleğin cennetten çıkmasına sebep bildiği bir ameli, bir beşerin cennete girmesine sebep kılmaz. Şüphesiz yerdekiler için de göktekiler için de hükmü birdir. Âlemlere haram kıldığı bir yasağın mübah kılınması hususunda Allah, yarattıklarından hiç kimseye müsamaha göstermez.

192. Hutbe

Ey Allah'ın kulları! Allah'ın düşmanının (İblis'in) hastalığını size bulaştırması, çağrısıyla sizi tahrik …
NEH_0302 · S. 299 · 192. Hutbe
dâr İmam Ali
Ey Allah'ın kulları! Allah'ın düşmanının (İblis'in) hastalığını size bulaştırması, çağrısıyla sizi tahrik etmesi, atlı yaya askerleriyle sizi kendine çekmesi konusunda uyanık olun. Ömrüme andolsun, sizi azaba düşürmek için korkunç yayını hazırladı. Sizi pek şiddetli bir çekişmeye düşürdü. Yakın bir yerden sizi oklamaya koyuldu. İblis, "Rabbim, beni azdırdığın için, onlara yeryüzünü süslü göstereceğim ve hepsini azdıracağım"1 demiştir. Bu sözüyle karanlıkta uzak bir hedefi oklamış, doğru olmayan bir zanda bulunmuştur. Onu hamiyet (gereksiz kıskançlık) davasının oğulları, asabiyetçiliğin kardeşleri, kibir ve cahiliye meydanında at koşturanlar tasdik etmiştir. Ta ki asileriniz ona uydu, size karşı tamahı, hırsı arttı. Böylece gizli olan iş, apaçık ortaya çıktı, üzerinizdeki otoritesi güçlendi. Ordusunu üstünüze sürdü, sizi zillet sığınaklarına sürükledi, ölümden ölüme uğrattı, ağır yaralarınızı çiğnedi, gözlerinizi mızrakladı, boğazınızı kesti, burunlarınızı kırdı, sizi mahvetmeye yöneldi, burunlarınıza kahır halkası takarak sizin için hazırlanmış olan ateşe sevk etti. O hâlde şeytan dininiz için en büyük müşkül ve dünyanız için fitne körükleyen bir kimsedir. O büyük düşman saydığınız ve yenmek için üzerine yürüdüğünüz düşmandan daha tehlikelidir. Ona karşı hışmınızı/gazabınızı bileyin, onunla tüm ilişkilerinizi kesin. Allah'a andolsun, o atanıza karşı övünmüş, sayınızı küçümsemiş, soyunuzu yermiştir. Atlılarını üzerinize sürmüş, yayalarını yolunuza dikmiş, her yandan sizi avlamakta, ellerinizi kesmektedir. Hileyle korunamazsınız, yeminle def edemezsiniz. Zillet içinde dar bir daireye kıstırılmış; ölüm meydanında ve bela gezisindesiniz.
Gönlünüzde gizlediğiniz şu asabiyet ateşini, cahiliye kinini söndürün.
NEH_0303 · S. 300 · 192. Hutbe
İmam Ali
Gönlünüzde gizlediğiniz şu asabiyet ateşini, cahiliye kinini söndürün. Çünkü Müslümandaki bu yersiz kıskançlık, şeytanın tehlike, tekebbür, bozgunculuk ve üflemesindendir. Tevazuyu başlarınıza, büyüklenme duygusunu ayaklarınız altına alın, boyunlarınızdaki kibri atın. Tevazuyu kendiniz ile düşmanınız olan İblis ve askerleri arasında bir sığınak edinin. Çünkü onun her ümmetten orduları, yardımcıları, yayaları ve atlıları vardır. Allah kendisine hiçbir üstünlük vermediği hâlde, şeytanın burnuna üflediği kibirle, kalbindeki öfkeyle tutuşan büyüklük ateşine düşüp nefsindeki haset düşmanlığı yüzünden, kardeşine (Habil'e) kibirlenen kişi (Kabil) gibi olma. Allah kibri yüzünden onu cezalandırdı, pişmanlığa düşürdü, kıyamete kadar adam öldürenlerin günahından onu da sorumlu tuttu. Dikkat edin azgınlıkta ileri gittiniz ve ve yeryüzünde bozgunculuk ettiniz. (Çünkü) Allah'a açık düşmanlık ettiniz ve müminlerle savaştınız. Allah için, Allah için büyüklenme kibirinden ve cahiliye övüncünden vazgeçin. Her ikisi de kinin aşısı, şeytanın üfürüğü, onlarla geçmiş zamanlardaki ümmetleri aldattığı şeydir.
Sonunda kolayca istediği yere sürülerek ve ona teslim olarak cehalet karanlıklarına ve sapıklık çukurlarına …
NEH_0304 · S. 300 · 192. Hutbe
İmam Ali
Sonunda kolayca istediği yere sürülerek ve ona teslim olarak cehalet karanlıklarına ve sapıklık çukurlarına daldılar. Bu işte (kibir ve asabiyette) kalpler birbirine benzemiş ve yıllarca bu hâl üzere yaşamışlardır. Hâlbuki kibir, göğüsleri daraltıp sıkıntıya düşür. Dikkat edin, dikkat edin! Makamıyla övünen, nesebiyle başkalarına karşı büyüklenen, kazasına karşı koyarak ve nimetlerini görmezlikten gelerek Rablerine çirkin şeyler isnat eden ve Allah'ın kendilerine verdiği nimetleri inkâr eden büyüklerinize ve idarecilerinize itaat etmekten sakının. Çünkü on- lar, asabiyetin esas sütunları, fitne binasının temeli, cahiliye devri övüncünün kılıçlarıdır. O hâlde Allah'tan korkun; verdiği nimetlere karşı gelmeyin, bahşettiği üstünlüklere haset etmeyin. Saf suyunuza bulanık sularını katıp içtiğiniz, sıhhatinize hastalıklarını karıştırdığınız, hak inancınıza batıllarını girdirdiğiniz nesebi şüpheli kimselere uymayın. Onlar fıskın temeli, isyanın ayrılmaz parçalarıdır. İblis onları sapıklık binekleri ve insanların üzerine saldığı ordu edinmiştir. İblisin tercümanıdır onlar, onların dili ile konuşur. Böylece akıllarınızı çeler, gözlerinize girer, kulaklarınıza fısıldar.
Sonunda sizi oklarına hedef, ayaklarının bastığı yer, ellerinin tuttuğu şey yapar.
NEH_0305 · S. 300 · 192. Hutbe
İmam Ali
Sonunda sizi oklarına hedef, ayaklarının bastığı yer, ellerinin tuttuğu şey yapar. Allah'ın azaba ve belaya uğrattığı sizden önceki büyüklenen ümmetlerin başlarına gelenlerden ve uğradıkları cezadan ibret alın. Toprağa değen yanaklarından ve toprağa uzanmış yanlarından ibret alın. Zamanın musibetlerinden Allah'a sığındığınız gibi, kibir aşısından Allah'a sığının. Allah, kullarından birinin kibirde bulunmasına izin verseydi, onu nebileri ve evliyası arasından seçerdi. Fakat onlara büyüklük taslamayı kötü gördü, onlar için tevazuya razı oldu. Onlar da yanaklarıyla yere kapandılar, yüzlerini toprağa dayadılar. Kanatlarını müminler için yaydılar. Onlar, mustazaf bir topluluktu. Allah onları açlıkla denedi, meşakkatlere, korkulara uğratarak imtihan etti. Onları zorluklarla halis kıldı. Mal ve oğul sahibi olmayı, Allah'ın gazab veya rızasına ölçü saymayın. Zira bu kudret ve zenginliğin imtihan için verildiğini bilmemektir. Allah, "Kendilerine mal ve oğullar vermekle onlara iyilik etmekte acele ettiğimizi mi sanıyorlar; hayır onlar şuurunda değiller."1 buyurmuştur. Allah, büyüklenen kullarını, onların gözlerinde zayıf olan dostlarıyla sınamaktadır.
İmran oğlu Musa, kardeşi Harun ile birlikte, sırtlarında yünden elbiseler, ellerinde asalar olduğu hâlde …
NEH_0306 · S. 300 · 192. Hutbe
İmam Ali
İmran oğlu Musa, kardeşi Harun ile birlikte, sırtlarında yünden elbiseler, ellerinde asalar olduğu hâlde Firavun'un yanına gitti. Ona, eğer hakka teslim olursa saltanatının süreceğini ve kudretinin devam edeceğini söylediler. Firavun: "Fakirlik ve çaresizlik içinde olduklarını gördüğünüz şu ikisinin bana saltanatımın ve üstünlüğümün devam edeceğini söyleyip şart koşmalarına şaşmıyor musunuz?" dedi. Altın sahibi olmayı bir büyüklük, yün giyinmeyi alçaklık saydı da "Neden onlara altın bilezikler verilmemiş?" dedi. Münezzeh olan Allah dileseydi, nebilerini gönderdiği zaman altın definelerini, altın madenlerini ihsan eder; bağlar, bahçeler verir; onların etrafına göğün uçan kuşlarını, yerin vahşi hayvanlarını toplardı. Fakat bunu yapsaydı imtihan ortadan kalkar, cezalar boşa gider, vaatler yok olurdu. O zaman da denenip kazananlara ecirleri verilmez; müminler, muhsinlerin sevabını elde edemez; isimler, anlamlarına uygun olmazdı. Fakat Allah, elçilerini iradelerinde güç sahibi kıldı, görenlere karşı hâllerini zayıf gösterdi. Gözleri, gönülleri dolduran bir kanaat, kulaklara ve gözlere eza olan bir yokluk verdi.
Eğer elçiler, karşı konulmaz bir kuvvete, başa çıkılmaz bir üstünlüğe ve görenlerin başlarını çevirecekleri …
NEH_0307 · S. 300 · 192. Hutbe
dâr İmam Ali
Eğer elçiler, karşı konulmaz bir kuvvete, başa çıkılmaz bir üstünlüğe ve görenlerin başlarını çevirecekleri bir saltanata sahip olsalardı ve insanlar kendilerine gelmek için her taraftan sefer hazırlığı yapar, halk öğütlerini daha kolay kabul eder, onlara karşı durmazlar ve düştükleri korkudan veya kendilerine meylettiren bir rağbetten dolayı iman ederlerdi. Bu takdirde de insanların niyetlerinde bir ortaklık olur, iyilikler paylaşılırdı. Ancak münezzeh olan Allah peygamberlerine uymayı, kitaplarını tasdik etmeyi, kendisine huşu etmeyi, emrini kabul etmeyi ve itaatine teslim olmayı kendisine has kılmış ve başka şeylerle karışmasını dilememiştir. Bela ve imtihan ne kadar büyük olursa, sevabı ve ödülü de o kadar çok olur. Allah'ın Âdem'in (a.s) zamanından beri bu dünyada ilk ve son bütün insanları ne kimseye zararı ve ne de faydası dokunan, görmeyen ve duymayan taşlarla denediğini görmüyor musunuz? O taşları kendine saygın bir ev ve evini de, "insanlar için kıyam yeri" kıldı. Sonra onu, yeryüzünün taşı en çok, ot bitmez, dar bir vadide, sarp dağlar arasında, savrulan kumlar içinde, suyu az pınarların ve birbirinden kopuk köylerin bulunduğu bir bölgede kurdu.
Orada ne deve, ne at, ne inek ve ne de koyun barınırdı. Sonra, Âdem ve evladına oraya yönelmelerini emretti.
NEH_0308 · S. 300 · 192. Hutbe
İmam Ali
Orada ne deve, ne at, ne inek ve ne de koyun barınırdı. Sonra, Âdem ve evladına oraya yönelmelerini emretti. Böylece orası seyahatlerin konağı, kervanların durağı oldu. Gönüllerin seyri orayadır. İnsanlar, çölleri aşarak, yükseklerden inerek, geniş yolları, yurtlarını, adalarını bırakarak oraya gelirler. Omuzlarını oynatarak, eziklikle hoşnutluğunu isteyerek yürürüler, koşuşurlar. Saçları darmadağın, toz toprak içinde kalırlar, elbiselerini çıkarıp arkalarına atarlar, yaratılışlarındaki güzelliklerden olan saçlarını kestirirler. Bunlar büyük bir deneme, çetin bir imtihan, apaçık bir seçim, güzel bir arıtmadır. Allah, onu rahmetine vasıta, cennetine ulaşmaya sebep kılmıştır. Allah dileseydi, hürmetli evini büyük yerleşim yerlerine yakın, bahçeler ve nehirler arasında; düz, ko- lay ve istikrarlı bir yerde; ağacı çok, meyvesi bol, binaları sık, köylerin bitişik ve yakın olduğu bir yerde kurardı. Kızıla çalan buğdayların, yemyeşil çayırların yetiştiği, sulak bir yerde; taze bitkilerin, güzelim suların, mamur yolların bulunduğu bir mevkide bina ederdi. Böyle yapsaydı imtihanların azlığına karşı mükâfatın da az olması gerekirdi.
O, yapıldığı gibi değil de; yeşil zümrüt, kızıl yakutla süslü, nurlu ışıklar saçan, parıl parıl parıldayan …
NEH_0309 · S. 300 · 192. Hutbe
İmam Ali
O, yapıldığı gibi değil de; yeşil zümrüt, kızıl yakutla süslü, nurlu ışıklar saçan, parıl parıl parıldayan bir bina olarak yapılsaydı, gönüllerdeki şüphe azalır, iblisin kalplerdeki savaşı biter, insanların arasında dalgalanıp duran vesveseler giderilmiş olurdu. Kalplerindeki kibri çıkarsın, yerine ruhlarına huzu ve huzuru yerleştirsin, yüzlerine rahmet kapılarını açsın ve onlara bağışlama araçlarını kolayca versin diye Allah, kullarını çeşitli zorluklarla imtihan etmekte, sorunlarla ibadete davet etmekte ve çeşitli belalara düçar kılmaktadır. Allah için, Allah için, bu dünyada azgınlıktan, ahirette zulmün korkunç cezasından ve kibrin kötü akıbetinden sakının. Çünkü bu (kibir), iblisin büyük av usulü, büyük tuzak şeklidir. Bu, insanların gönüllerine öldürücü zehirler gibi girerek onları zehirler; asla başarısız olmaz, hiç kimseyi vuruşunda da hata etmez.
Ne âlim bilgisiyle, ne de yoksul olan yoksulluğuyla (ondan kurtulup bir yol bulabilir.) Allah mümin kullarını …
NEH_0310 · S. 300 · 192. Hutbe
İmam Ali
Ne âlim bilgisiyle, ne de yoksul olan yoksulluğuyla (ondan kurtulup bir yol bulabilir.) Allah mümin kullarını bundan; namazlarla, zekâtlarla, farz kılınmış günlerdeki orucun gayretiyle; ellerini ayaklarını sakinleştirip gözlerini sakındırarak; nefislerini ezip gönüllerine tevazu vererek ve kendini beğenmeyi onlardan gidererek korur. Çünkü namazda, gönül alçaklığıyla yüzleri ve en değerli azalarını toprağa koyup tevazu göstermek; oruçta, karınları açlıkla terbiye ederek kibri yok etmek ve tevazuya alıştırmak; zekâtta da yerin bitirdiği ürünlerinden yeterince yararlanmak ve bunların dışındakileri miskinlere, yoksullara vermek vardır. Bunların içinde bulunan, övünme belirtilerini yok eden, kibrin izlerini bile yasaklayan hükümlere bakın. Baktım da, cehalet hastalığına yakalanıp da kendisini kandıracak bir sebebe yapışmayan yahut sefihlerin aklına uyup da kendini bir delille bağnazlığa düşürmeyen sizden başka kimse bulamadım. Çünkü siz sebebi ve nedeni bilinmeyen bir şey hakkında bağnazlık gösteriyorsunuz. İblis de aslını delil göstererek bağnazlığa düştü. Âdem'in yaratılışını kınayarak, "Ben ateştenim, sen ise topraktansın." dedi.
Ümmetlerin eşraf sınıfından olan zenginler de ellerindeki nimetler yüzünden bağnazlık gösterdiler.
NEH_0311 · S. 300–306 · 192. Hutbe
İmam Ali
Ümmetlerin eşraf sınıfından olan zenginler de ellerindeki nimetler yüzünden bağnazlık gösterdiler. "Biz mal ve evlatlar bakımından çokluğuz, bize azab edilecek de değildir."1 dediler. Eğer bağnazlık gerekirse, güzel huylarda, övgüye layık amellerde ve iyi işlerde bağnazlık gösterin. Arap kabilelerinin asilleri, seçkinleri güzel ahlâkla, üstün ve büyük işlerle, yüce düşüncelerle ve övgüye layık eserlerle övünürler, birbiriyle yarışırlardı. O hâlde siz de komşuların hakkını korumak, ahde vefa göstermek, iyiliğe uymak, kibirden sakınmak, cömert olmak, zulümden kaçınmak, kan dökmekten korkmak, halka insaflı davranmak, öfkeyi yenmek, yeryüzünde fesat çıkarmaktan kaçınmak gibi övülen iyi huylarda bağnazlık gösterin. Sizden önceki ümmetlerin işledikleri kötülüklere, kınanan amelleri yüzünden uğradıkları belalara uğramaktan korkun. Hayırda ve şerde onların durumlarını düşünün ve onlar gibi olmaktan sakının. Hâllerinin farklılığı (iyi ve kötü hâllerini) düşündüğünüz zaman, her işte onların üstünlüğünü sağlayan, düşmanlarını kendilerinden uzaklaştıran, esenlik içinde yaşatan, onları nimetlere boğan; ayrılıktan çekinmek, birleşmeyi gerekli görmek, birbirini iyiye ve doğruya yönlendirip onu tavsiye etmek gibi yüceliğe ulaştıran hâllerini elde etmeye çalışın. Birbirlerini yardımsız bırakmaları, kendilerini düşünmeleri, gönüllerinde birbirine kin güdüp düşmanlık beslemeleri gibi, belleri kıran, güçleri zayıflatan hâllerinden sakının. Sizden önceki müminlerin hâlini bir düşünün! Belaya ve imtihana uğradıkları zaman hâlleri nasıldı? Zahmetlerin en ağırını yüklenmediler mi? Belaların en çetinine uğramadılar mı? Dünya halkı içinde hâlleri en sıkıntılı olan onlar değil miydi? Firavunlar, onları kul ediniyor, en kötü şekilde işkence ediyor, defalarca acılığı tattırıyorlardı; helak olmak zilletinden ve düşmanlarının üstünlüklerinden dolayı kahredilmekten bir türlü kurtulamıyorlardı. Ne onları giderecek bir hile, ne de başlarından savacak bir yol vardı.
Sonunda Allah, düşmanların cefalarına kendisine olan muhabbetleri sebebiyle dayandıklarını;
NEH_0312 · S. 306 · 192. Hutbe
Şah Hatayi İmam Ali
Sonunda Allah, düşmanların cefalarına kendisine olan muhabbetleri sebebiyle dayandıklarını; Allah korkusundan kendilerine yapılan kötülüklere tahammül ettiklerini gördü de onlara belanın darlığından bir çıkış yolu açtı; zilleti izzete, korkuyu güvene çevirdi. Onlara Allah katından ummadıkları yücelikler lütfedildi; mülkün sahipleri, hükmedenler, başkan ve önderler oldular. Onların birlik içinde, dilekleri bir, gönülleri ılımlı, elleri ve kılıçları birbirlerine yardımcı, basiretleri açık ve azimlerinin tek olduğu zamanlarda nasıl olduklarına bakın; yeryüzünün efendileri olup, âlemleri idare etmediler mi? Bir de işlerinin sonunun nasıl olduğuna bakın; birbirlerinden ayrıldıkları, birlikleri bozulduğu, arzuları, gönülleri birbirlerine zıtlaştığı, çeşitli fırkalara, bölüklere ayrılıp birbirleriyle savaşmaya kalkınca da Allah onlardan keramet elbisesini soyup çıkardı, nimetlerinin genişliğini esirgedi; onlardan geriye, yalnız, içinizden ibret alanların işine yarayan hikâyeler kaldı. İsmail'in evladından, İshak Oğulları'ndan, İsrail (Yakub) Oğulları'ndan ibret alın. Hâllerinin benzerliği ne kadar çok, durumları birbirlerine ne kadar da yakındır.
Onların bölünüp ayrıldıkları zamanı düşünün, Kisralar, Kayserler, onlara nasıl da efendiler oldular!
NEH_0313 · S. 306 · 192. Hutbe
İmam Ali
Onların bölünüp ayrıldıkları zamanı düşünün, Kisralar, Kayserler, onlara nasıl da efendiler oldular! Onları dünyanın mamur yerlerinden, Irak'ın denizinden (Dicle ve Fırat'tan) ve dünyanın yeşilliklerinden çıkardılar; yalnızca çalı çırpı biten, şiddetli rüzgârların estiği ve yaşanması güç çöllere sürdüler. Onları sırtı yaralı hayvanlarla birlikte, fakir ve miskin bir hâlde bıraktılar. Onlar evleri açısından milletlerin en zelili idi ve yerleri en verimsiz topraklardı. Ne kendisine sığınacakları ve kendilerini hakka davet eden birileri ve ne de izzet ve şevketine dayanacakları ülfet ve birlik gölgeleri vardı. Hâlleri perişan, güçleri darmadağın oldu. Dağınık birçokluk hâlinde, şiddetli bir belaya tutulmuş kapkaranlık cehalet içindeydiler. Kızlarını diri diri toprağa gömüyor, putlara tapıyor, akrabalığı gözetmiyor, geniş bir çapta yağma ve baskınlar yapıyorlardı. Bir de Allah'ın onlara Resul'ünü yollayıp nimetlendirdiği zamana bakın; diniyle itaatlerini pekiştirdi, onları daveti etrafına toplayarak uzlaşmalarını sağladı; bu dinde birleşmeleri yüzünden yücelik kanatlarını gererek nimetini üzerlerine nasıl yaydı! Türlü türlü nimetlerini, bereketlerini, hayırlarını üzerlerine akıttı.
Nimetler içinde yüzenler, o nimetle yaşamanın zevkine erdiler.
NEH_0314 · S. 306 · 192. Hutbe
İmam Ali
Nimetler içinde yüzenler, o nimetle yaşamanın zevkine erdiler. Güçlü bir hükümet gölgesinde işleri düzene girdi, izzet içinde yaşayacak güzel bir konuma geldiler. Sağlam, güvenilir bir güç sayesinde işleri derlenip toparlandı. Âlemlerin hâkimleri ve etraflarında iktidar sahibi oldular. Önceden kendilerini yönetenlerin işlerini kendileri idare ettiler, kendilerine hükmedenlere hükmettiler. Kimse onlara mızrak ve taş atamaz oldu. Dikkat edin, siz ellerinizi itaat bağından çektiniz, sizin için inşa edilmiş olan Allah'ın kalesini cahiliye hükümleriyle deldiniz. Allah bu ümmetin arasını birlik ipiyle bağlamış, gölgesinde yaşayanlara dirlik düzenlik vermiş, himayesine sığınmalarını sağlamış; yarattıklarından hiçbirinin kıymetini bilemeyeceği, bütün değerlerden üstün, bütün karşılıklardan değerli bir nimet ihsan etmişti. Bilin ki hicretten sonra çöl Arapları hâline geldiniz, birbirinizi sevip dost olduktan sonra hiziplere dağılıp darmadağın oldunuz. Siz İslâm'dan, isimden başka hiçbir şeye sahip değilsiniz. İmandan onun şeklinden başka bir şey tanımıyorsunuz. Cehenneme evet, utanca hayır diyorsunuz. Sanki Allah'ın hürmetlerini çiğneyerek ve Allah'ın yeryüzünde kanunlarına sınır kılıp yarattıkları arasında güvenliği sağlamak üzere sizden aldığı ahdini bozarak İslâm'ı baş aşağı çevirmek istiyorsunuz. İslâm'dan başkasına yönelirseniz, kâfirler sizinle savaşır, artık ne Cebrail, ne Mikail, ne muhacirler ve ne de ensar yardımınıza gelmez ve Allah aranızda hükmedinceye kadar kılıçla savaşmaktan başka çareniz kalmaz.
Allah'ın azabına uğrattığı kulları ile belalara, çetin olaylara düşürdüğü günlere ait önünüzde pek çok örnek …
NEH_0315 · S. 309 · 192. Hutbe
İmam Ali
Allah'ın azabına uğrattığı kulları ile belalara, çetin olaylara düşürdüğü günlere ait önünüzde pek çok örnek var. O hâlde azabı hakkında bilginiz olmadığı bahanesiyle Allah'ın intikamını hafif sayarak ve kendinizi Allah'ın intikamından uzak görerek Allah'ın azabından emin olmayın. Allah, sizden önce geçmiş ümmetleri ancak iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmayı terk etmeleri sebebiyle rahmetinden uzak kılmıştır. Sefihleri günah işledikleri için; bilgi ve anlayış sahibi olanları da kötülükten sakındırmadıkları için rahmetinden uzak kılmıştır. Uyanık olun ki, gerçekten İslâm bağını kestiniz, hadlerini işlevsiz kıldınız, hükümlerini öldürdünüz, Bilin ki Allah bana, yeryüzünde bozgunculuk eden, biat edip biatinden dönen, azgınlık edip yeryüzünde fitne çıkaran kimselerle savaşmamı emretti. Bu esas üzere ahdi bozanlar (Nakisin) ile savaştım, zalimler (Kasitin) ile mücadele ettim, dinden çıkanları (Marikin) mahvettim, zelil kıldım. Redhe Şeytanını (Haricîlerin başı Zu's-Sedy'i), ardından yüreğinin çarpıntısını ve göğsünün titrediğini gördüğüm korkunç bir feryatla işini bitirdim. Asilerden ardımda kalan kaldı.
Allah izin verirse, yine savaş için üzerlerine yürüyeceğim de, onlardan ancak uzak ülkelere dağılanlar …
NEH_0316 · S. 309 · 192. Hutbe
Hz. Muhammed Hz. Fatıma İmam Ali
Allah izin verirse, yine savaş için üzerlerine yürüyeceğim de, onlardan ancak uzak ülkelere dağılanlar kurtulabilecek. Henüz küçükken, Arabın büyüklerini yere serip, Rabia ve Mudar kabilelerinin eşrafının boynuzlarını kırdım. Resulullah'a (s.a.a) ne kadar yakın olduğumu, yanında nasıl özel bir makama ulaştığımı bilirsiniz. Çocukluğumda beni bağrına basar, yatağına alır, vücudunu bana iliştirir, güzel kokusunu bana koklatırdı. Lokmayı çiğnedikten sonra bana verirdi. Ne söylediğimde bir yalan, ne yaptığımda bir kötülük bulmuştur. Allah, sütten kesildiği andan itibaren meleklerin büyüklerinden birini ona (s.a.a) arkadaş etmişti. O melek, ona gece gündüz yüceliklerin yolunu, âlemin güzel ahlâkını öğretirdi. Ben de yavru annesinin arkasından nasıl giderse onu öylece takip ederdim. Her gün huylarından birini öğretir, ona uymamı isterdi. Her yıl Hira dağına çekilirdi, onu ben görürdüm, benden başkası da görmezdi. O gün İslâm Resulullah ve Hatice'nin evinden başka hiçbir evde yoktu; ben de onların üçüncüsüydüm. Vahyin ve risaletin nurunu görür, nübüvvetinin kokusunu duyardım. Gerçekten de O'na (s.a.a) vahiy geldiği zaman, şeytanın inlemesini duydum da "Ya Resulullah!
Bu inleme nedir?" dedim. "Bu, kendisine kulluk edilmesinden ümidini kesen şeytandır.
NEH_0317 · S. 309 · 192. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Bu inleme nedir?" dedim. "Bu, kendisine kulluk edilmesinden ümidini kesen şeytandır. Benim duyduğumu duyuyor, gördüğümü görüyorsun. Ancak sen nebi değilsin, vezirsin ve hayır üzeresin." dedi. Kureyş'in ileri gelenleri ona (s.a.a) geldiğinde onunla beraberdim. "Ya Muhammed, sen atalarından ve ailenden hiç kimsenin bulunmadığı büyük bir iddiada bulunuyorsun, biz senden, nebi ve resul olduğunu bilmemizi sağlayacak bir şey göstermeni istiyoruz. Eğer yapmazsan, seni sihirbaz ve yalancı biliriz." dediler. Resulullah (s.a.a), "Ne istiyorsunuz?" dedi. "Bizim için şu ağacı çağır da köküyle beraber yerinden sökülüp yanına gelsin." dediler. O (s.a.a), "Allah şüphesiz her şeye kadirdir; eğer Allah sizin için bunu yaparsa hakka iman ederek şahadet eder misiniz?" dedi. "Evet." dediler. "İstediğinizi size göstereceğim, hayra dönmeyeceğinizi de biliyorum. İçinizde (Bedir'de) kuyuya atılacak, (Hendek'te) hiziplere ayrılacak kimseler var." dedi. Sonra "Ey ağaç eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyor ve benim Allah'ın Resulü olduğumu biliyorsan, Allah'ın izniyle kökünle beraber sökül ve önümde dur." dedi.
Onu hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki ağaç yerinden söküldü, şiddetli bir gürültü kopardı, kuşun …
NEH_0318 · S. 309 · 192. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Onu hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki ağaç yerinden söküldü, şiddetli bir gürültü kopardı, kuşun kanatlarını çırpması gibi ses çıkararak yerinden sökülüp geldi, dalları kuşların kanatları gibi birbirine değerek Resulullah'ın (s.a.a) önünde durdu. En yüksek dalı Resulullah'ın (s.a.a) üzerine, bazı dalları da benim omuzlarıma geldi. Ben Resulullah'ın (s.a.a) sağındaydım. Onlar bunu gördüğü zaman kibirlenip böbürlenerek "Ona emret tekrar gelsin fakat yarısı orada kalsın" dediler. O da bunu emretti. O da daha şaşırtıcı bir şekilde daha şiddetli bir sesle yarım olarak geldi; neredeyse Resulullah'a (s.a.a) sarılacaktı. İnkâr ve kibir dolu olarak "Tekrar bu yarısına emret de geldiği gibi öbür yarısına dönsün." dediler. Resulullah, o yarıya emretti ve o da döndü. "Allah'tan başka ilâh yoktur; ben sana iman edenlerin ilkiyim ya Resulullah!" dedim. "Sözünü yüceltmek, nübüvvetini tasdik etmek için Allah'ın emriyle bu ağacın emredileni yaptığını ikrar edenlerin de ilkiyim." dedim. Onların hepsi birden, "Hayır, sihirbaz ve yalancıdır. Sihrinin şaşırtıcılığı bu işi kolaylaştırdı. Bu işinde ancak bunun (beni kastediyorlardı) gibiler sana inanabilir." dediler. Ben, Allah yolunda olan, kınayıcının kınamasına aldırış etmeyen, simaları sıddıkların siması, sözleri iyilerin sözleri olan bir toplumdanım. Onlar geceyi (ibadetle) ihya ederler, gündüzün yol gösteren işaretleri olurlar. Onlar, Kur'ân'a sımsıkı sarılmışlardır. Allah'ın ve Resul'ünün sünnetlerini diriltirler, kibirlenmezler, büyüklük taslamazlar, hıyanet etmezler, bozgunculuk yapmazlar. Kalpleri cennette, bedenleri ameldedir.

193. Hutbe

Rivayete göre Hz. Ali'nin ashabından muttaki olan Hemmam adlı biri, "Ey Müminlerin Emiri, bana muttakileri …
NEH_0319 · S. 312 · 193. Hutbe
İmam Ali
Rivayete göre Hz. Ali'nin ashabından muttaki olan Hemmam adlı biri, "Ey Müminlerin Emiri, bana muttakileri anlat. Hem öyle anlat ki, onları görür gibi olayım." dedi. Müminlerin Emiri, "Allah'tan sakın ve iyi amelde bulun; şüphesiz Allah muttakilerle ve ihsanda bulunanlara beraberdir."1 diyerek geçiştirmek istedi. Hemmam bu sözü yeterli bulmadı. İsteğinde direndi. Bunun üzerine Hz. Ali Allah'a hamdüsenadan ve Peygamber'e salâvat gönderdikten sonra şöyle buyurdu: Münezzeh ve yüce olan Allah, mahlûkatı yarattı; yarattığı zaman onların itaatlerinden mustağni ve günahlarından da güvende idi. Çünkü isyan edenin isyanı ona zarar vermediği gibi, itaat edenin itaati de ona fayda vermez. Aralarında geçimliklerini taksim etmiş, dünyadaki yerlerine yerleştirmiştir. Ama muttakiler fazilet sahibidirler, konuşmalarında doğrudurlar, tarzları ılımlıdır, davranışları tevazu iledir. Gözlerini Allah'ın kendilerine haram kıldığı şeyden sakınırlar, kulaklarını kendilerine faydalı olan ilme vakfederler.
Huzur ve bela durumlarında hâlleri aynıdır, (değişiklik arzetmez.) Allah'ın onlara tayin ettiği ecel …
NEH_0320 · S. 312 · 193. Hutbe
İmam Ali
Huzur ve bela durumlarında hâlleri aynıdır, (değişiklik arzetmez.) Allah'ın onlara tayin ettiği ecel olmasaydı, ruhları göz kırpacak bir an bile olsun; azaptan korkmak, sevabı arzulamak sebebiyle bedenleriyle durmazdı. Gözlerinde yaratıcı büyük ve bundan dolayı da onun dışındakiler gözlerinde küçüktür. Cennete oranla orayı görüp nimetler içinde yaşayan ve cehenneme oranla da orayı görüp azab çeken kimse gibidirler. Kalpleri mahzundur. Kötülüklerinden herkes emindir, bedenleri zayıf, ihtiyaçları az ve iffetlidirler. Çarçabuk geçen günlerde sabrettiler, sonunda uzun bir rahata erdiler. Rableri onlara bu karlı alış verişi kolaylaştırmıştır. Dünya onları ister, onlar dünyayı istemezler; dünyanın esaretinden canlarını fidye vererek kurtulurlar. Geceleri ayakları üzerinde durup Kur'ân ayetlerini, anlamını düşünerek ağır ağır (tertil üzere) okurlar, Onunla hüzünlere dalar, dertlerinin çaresini onda bulurlar. O sırada müjdeleyen bir ayet geçtiği zaman, o sevabı elde etmeyi umarlar, şevkle ona yönelirler; (mükâfatını) gözlerinin önünde zannederler. Korkutucu bir ayet geçtiği zaman, can kulaklarını ona verirler. Cehennem alevlerinin uğultusu adeta kulaklarında yankılanmaktadır.
Onlar (rükûda) iki büklüm olurlar; alınları, elleri, dizleri ve ayak parmakları ile yerlere (secdeye) …
NEH_0321 · S. 312 · 193. Hutbe
İmam Ali
Onlar (rükûda) iki büklüm olurlar; alınları, elleri, dizleri ve ayak parmakları ile yerlere (secdeye) kapanırlar. Böylece Allah'ın azabından kurtulmayı dilerler. Gündüzleri ise halîm, âlim, iyi ve muttaki olurlar. Korku onları okçunun yonttuğu ok gibi inceltmiştir. Bakan kimse onları hasta zanneder; oysa onlarda hiçbir hastalık yoktur. Bakan kimse "bunlar karıştırmış" der. Oysa onları büyük bir iş karıştırmıştır. Onlar az amellerine razı olmaz, fazlasını da çok görmezler. Kendilerini itham eder, amellerinden korkarlar. Bir kimse içlerinden birini överse, o övülmekten korkar ve "kendimi başkalarından daha iyi bilirim, Rabbim ise beni benden daha iyi bilir" der. "Allah'ım, söyledikleri sözler-den beni sorumlu tutma, beni zannettiklerinden daha üstün kıl, onların bilmedikleri suçlarımı da bağışla." diye söylenirler. Onlardan birinin alametleri; senin onu dini işlerde güçlü, uzak görüşlülükte yumuşak, imanda şeksiz şüphesiz, ilimde hırslı, bilgisi hilimle iç-içe, zenginlikte kanaatkâr, ibadetinden huşu içinde, fakirlikte muhteşem, zorlukta sabırlı, helal peşinde, hidayette neşat, tamahtan kurtulmuş ve salih amel işlediği hâlde korku içinde yaşayan biri olarak görmendir.
Gündüz akşama kadar düşüncesi şükür, gece sabaha kadar işi zikirdir.
NEH_0322 · S. 312 · 193. Hutbe
İmam Ali
Gündüz akşama kadar düşüncesi şükür, gece sabaha kadar işi zikirdir. Korkuyla geceler, neşeyle sabahlar, gaflete düşmekten çekinerek korkar, rahmet ve fazilete nail olduğundan sevinir. Nefsi, onu istemediği bir şeye zorlarsa, sevip istediğini ona vermez. Sevdiği şey, zevali olmayan nimettir. Sakındığı, baki olmayan (geçici) şeylerdir. Hilmini ilimle, sözünü amelle birleştirip pekiştirmiştir. Onu emeli yakın, hatası az, kalbi huşu içinde, nefsi kanaatkâr, yemesi az, işi kolay, dini korunmuş, şehveti ölmüş, öfkesi yenilmiş, hayır umulan, şerrinden emin olunan biri olarak görürsün. Eğer, gafiller içinde de olsa, zikredenlerden yazılır; zikredenlerin içinde olsa, gafillerden sayılmaz. Zulmedeni bağışlar, kendisine vermeyene verir. Kendisine gelmeyi kesene gider, kötü sözden uzak, sözü yumuşak, kötü olarak kınanacak işi yok, iyiliği her an mevcuttur. Hayrı yönelmiş, şerri yüz çevirmiştir. Zor işlerde vakarlıdır, tatsız işlerde sabırlıdır, Rahatlıkta ise şükredenlerdir. Kendisine buğz edene zulmetmez, birini sevdiğinden günaha girmez.
Aleyhine şahadet edilmeden hakkı itiraf eder, emaneti zayi etmez, söyleneni unutmaz, kimseye lakap takmaz, …
NEH_0323 · S. 312 · 193. Hutbe
İmam Ali
Aleyhine şahadet edilmeden hakkı itiraf eder, emaneti zayi etmez, söyleneni unutmaz, kimseye lakap takmaz, komşusuna zarar vermez, başkalarının musibetine sevinmez, batıla girmez, haktan ayrılmaz. Susarsa sustuğuna üzülmez, güldüğünde sesini yükseltmez. (Dostları tarafından) İsyan ve zulme uğradığı zaman, Allah kendisine yapılanı cezalandırıncaya kadar sabreder (onu Allah'a hava- le eder). Kendisini zorluğa salar, oysa insanlar ondan rahattadır. Kendisini ahireti için yorar, insanları ise rahata erdirir. Bir kimseden uzaklaşması, temizliğinden ve zühdündendir. Bir kimseye yaklaşması, yumuşaklığı ve acımasındandır. Uzaklaşması büyüklükten ve kibirden; yaklaşması da hile ve tuzaktan değildir. Ravi diyor ki: Söz buraya geldiğinde Hemmam feryad edip düştü ve hemen oracıkta can verdi. Bunun üzerine İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu: Vallahi, ben de bunun olmasından korkuyordum. Sonra ekledi: Yerinde, tam ve olgun öğütler, ehline işte böyle tesir etmeli, değil mi? Birisi ona, "Öyleyse sana neden böyle tesir etmedi ey Müminlerin Emiri?"dedi. O da şöyle buyurdu: Yazıklar olsun sana. Her ecel için aşamayacağı bir vakit ve geçemeyeceği bir sebep vardır! Dur, sakın bunun gibi bir şeyi bir daha söyleme! Bu, şeytanın senin dilinle söylediği bir sözdü!1

194. Hutbe

Bu hutbe münafıklar hakkındadır: Bizi kendisine itaate muvaffak ettiğinden ve günahtan koruduğundan dolayı …
NEH_0324 · S. 316 · 194. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Bu hutbe münafıklar hakkındadır: Bizi kendisine itaate muvaffak ettiğinden ve günahtan koruduğundan dolayı Allah'a hamd ederiz. Üzerimizdeki nimeti tamamlamasını ve kitabına bağlılığımızı artırmasını dileriz. Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederiz. O, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için her türlü meşakkate dayandı, her derdi, kederi içti. Yakınları ikiyüzlülüğe düşmüşler, uzak olanlar aleyhine toplanmışlardı. Araplar Peygamberle savaşmak için dizginlerini çözmüş, bineklerinin karnını tekmeleyerek uzak yerlerden ve evlerden gelip, bulunduğu yere düşmanlıklarını indirdiler. Ey Allah'ın kulları, Allah'tan korkup sakınmanızı, münafıklardan çekinmenizi tavsiye ederim. Onlar saptırıcı sapıklar ve hata işleyip insanı hataya sevk edenlerdir. Renkten renge giren, her türlü entrikayı çeviren, her yoldan sizi kasteden, her gözetleme yerinde sizi gözetleyenlerdir. Kalpleri hasta, zahirleri ise temizdir. Sinsi sinsi yürür, görünmeden gizlice hareket ederler. Nitelendirmeleri deva, sözleri şifa (gibi görünür), ama yaptıkları işler, dermansız bir derttir. Ferahlıkta olanı çekemezler, belaya düşenin beter olmasını isterler, ümitli olanları ümitsiz kılarlar.
Onlar her yolda bir ölü, her kalpte bir yol ve her musibette akıtacak gözyaşı olan kimselerdir.
NEH_0325 · S. 316 · 194. Hutbe
dâr İmam Ali
Onlar her yolda bir ölü, her kalpte bir yol ve her musibette akıtacak gözyaşı olan kimselerdir. Birbirlerine övgüyü borç verirler ve karşılığını beklerler. İstedikleri zaman istediklerinde ısrar eder, kınadıkları kişinin sırrını yayar, hükmettikleri zaman haddi aşıp, aşırı giderler. Onlar her hakka karşı batıl, her doğruya karşı eğri, her canlıya karşı bir katil, her kapıya bir anahtar, her geceye karşı bir lamba hazırlamışlardır. Ümitsizliklerini açığa vurarak arzularına ulaşmak, pazarlarını canlı tutmak ve eşyalarını böylece pahalı satmak isterler. Konuştuklarında hak ve batılı birbirine karıştırırlar, bir şeyi nitelendirince kandırırlar, yolu önce kolay gösterirler, dar geçitlerinde çıkmaza sürüklerler. Onlar şeytanın cemaati ve ateşin alevleridir. "İşte onlar şeytanın hizbidir; en çok hüsrana uğrayanların işte o şeytanın hizbi olduğunu bilin.1/2 Bu hutbede hamd ve salâvattan sonra insanlar öğüt vermektedir: Saltanatının eserlerini, yüceliğinin celalini açıklayan, gücünün harikalığı ile yarattığı şeylerde akılları hayrete düşüren ve sıfatının künhünü kavramak için uğraş verenlerin çabalarını alıkoyan Allah'a hamdolsun.
İman ve yakin, ihlâs ve inanç şahadetiyle şahadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur ve yine …
NEH_0326 · S. 316 · 194. Hutbe
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Ali
İman ve yakin, ihlâs ve inanç şahadetiyle şahadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur ve yine şahadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve resulüdür. Onu hidayet nişanelerinin yıprandığı, dinin yollarının yok olduğu bir dönemde göndermiştir. O da, hakkı aşikâr kılmış, halka nasihat etmiş, onları rüşt yoluna yönlendirmiş, her şeyde orta yolu emretmiştir. Salât ve selâm kendisine ve Ehlibeyt'ine olsun. Biliniz ki ey Allah'ın kulları! Allah, sizi boşuna yaratmadı, kendi başınıza başıboş develer gibi salıvermedi. Nimetleri- nin sınırını size bildirdi, güzelliklerini ise sayarak anlattı. Bu sebeple, Allah'tan zafer isteyin. İşlerinizde muvaffakiyetler dileyin. O'nun bağış ve ihsanını isteyin. Çünkü O, sizinle arasına ne bir perde germiş, ne de bir kapı kapatmıştır. Kuşkusuz ki her yerde, her zaman ve anda bütün insan ve cinlerle beraberdir. Ne bağış hazinelerini tüketir ve ne de verdiklerinden bir şey eksilir. İsteyen tüketemez, almakla sonuna eremez. Ne birisi başka birisine teveccühten O'nu alıkor, ne de bir ses O'nu başka bir sesten gafil kılar. Ne bir bağışı, O'nu diğer bir nimeti almaktan alıkoyar, ne gazabı O'nu rahmet etmekten engeller, ne de rahmeti O'nu cezalandırmaktan gafil kılar. Gizli olması aşikâr olmasını engellemez. Aşikâr olması O'nu gizli kalmaktan alıkoymaz. Yakın olduğu hâlde uzaktır, yüce olduğu hâlde yakındır. Zahir olduğu hâlde batındır ve batın olduğu hâlde aşikârdır. Herkesi hesaba çeker, kendisi hesaba çekilmez. Mahlûkatı acizliğinden dolayı düşünüp taşınarak yaratmamış, onları yaratırken yorulup yardım da istememiştir. Allah'ın kulları, size Allah'tan sakınmanızı tavsiye ediyorum. Çünkü takva kontrol edici ve ayakta duruş sebebidir.
Bu yüzden onun iplerine sımsıkı tutunun ve hakikatlerine sıkıca yapışın.
NEH_0327 · S. 316 · 194. Hutbe
İmam Ali
Bu yüzden onun iplerine sımsıkı tutunun ve hakikatlerine sıkıca yapışın. (Takva böylece sizleri) gözlerin korkudan dikildiği, her tarafın karardığı, sürü sürü hamile develerin salıverildiği, Sur'a üfürüldüğü, yüreklerin ağıza geldiği, bütün dillerin kekeme olup tutulduğu, yüce dağların ve sağlam sahraların un ufak olup döküldüğü, yeryüzünün en sert yerlerinin titrek bir seraba dönüştüğü, bayındır yurtların viran ve yerle yeksan bir hâle geldiği; şefaat edecek bir şefaatçinin, faydası dokunacak, himaye edecek bir dostun ve kabul edilebilecek bir özrün olmadığı bir günde, sizi mutluluk diyar- larına, genişlik yurtlarına, sığınak kalelere, izzet ve şeref evlerine götürsün.1 Peygamber'in (s.a.a) biseti hakkındadır: Allah, onu hiçbir dikili işaretin kalmadığı, hiçbir aydınlatıcı meşalenin olmadığı ve apaçık bir yolun bulunmadığı bir zamanda göndermiştir. Ey Allah'ın kulları! Size Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Sizi dünyadan sakındırırım. Çünkü dünya göç edilecek bir yurt, meşakkat ve zorluk yeridir. Onun sakinleri göçebe, mukimleri ayrılmak zorundadır. Dünya, sakinlerini fırtınaya yakalanmış bir gemi gibi sarsmaktadır. Kimileri boğulup helak olmuş, kimileri ise dalgaların üstünde kurtulmuş hâldedir. Rüzgâr onları esişiyle o tarafa bu tarafa sürükler, korkuya düşürür. O hâlde helak olanı bulmak mümkün değildir, kurtulanı ise yine ölüme doğru ilerler. Allah'ın kulları! Bunu dillerin işlediği, bedenlerin sağlam, azaların hazır, dönüş yolunun mevcut, fırsatların çok, vaktin geçmediği, ölümün henüz çatmadığı şu an bilmelisiniz (ve amel etmelisiniz.) Ölümün ineceğini kesin bilin ve ölümün gelişini beklemeyin.2 Hz. Ali, Kufe'de hilafeti esnasında irad ettiği bu hutbesinde Allah ve Resulü'nün emir ve yasaklarını kabul edişindeki faziletini hatırlatarak ve halkı uyararak şöyle buyurdu:

198. Hutbe

Muhammed'in ashabından olup onu ve dinini koruyanlar, benim bir an bile Allah'ın ve Resul'ünün emrini …
NEH_0328 · S. 320 · 198. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Cafer Sadık
Muhammed'in ashabından olup onu ve dinini koruyanlar, benim bir an bile Allah'ın ve Resul'ünün emrini reddetmediğimi bilirler. Cesur yiğitlerin dayanamayıp geriledikleri tehlikeli anlarda bile, Allah'ın bana ihsan ettiği cesaretle canımı yoluna koydum. Resulullah, başı göğsümde, bedeni ellerimde olduğu hâlde can verdi ve böylece gözlerimin önünde geçti gitti. O'nu (s.a.a) yıkamayı üstlendim, melekler de bana yardım ediyordu. Adeta evin altı üstü feryad ediyordu. Bir grup melek iniyor, bir grup da göğe çıkıyordu. O'nu yatacağı yere koyuncaya kadar, meleklerin selâm ve dua sesleri, feryat ve figanları kulağımdan gitmemişti. Ölüyken de diriyken de O'na benden daha layık kim var!? Basiretinizi çalıştırın, düşmanınızla savaşma niyetinizde sadık olun. Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a andolsun ki, ben dosdoğru hak yoldayım; onlar ise ayakları kaydıran batıl yoldalar. Duyduklarınızı söylüyor, Allah'tan kendim ve sizin için bağışlanma diliyorum.1 Hz. Ali bu hutbesinde Allah'ın tüm her şeyi bildiğini ifade etmekte, insanları takvaya teşvik etmekte ve İslâm ile Kur'ân'ın üstünlüğünü beyen etmektedir: Allah, çöllerdeki vahşi hayvanların seslerini, kulların yapayalnız kuytu yerlerde yasaklanmış şeyleri nasıl işlediklerini, derin denizlerdeki balıkların çeşitlerini, kasırgalarla dalgaların çarpışmalarını bilir. Şahadet ederim ki Muhammed Allah'ın seçkin kulu, vahyinin ve rahmetinin elçisidir.
...Sizi ilk olarak yaratan, dönüşünüzün kendisine olduğu, arzunuza kavuşmanızın kendisiyle sağlandığı, …
NEH_0329 · S. 321 · 198. Hutbe
İmam Ali
...Sizi ilk olarak yaratan, dönüşünüzün kendisine olduğu, arzunuza kavuşmanızın kendisiyle sağlandığı, amacınızın en son mercii olan, yolunuzun hedefinin kendisine yöneldiği ve korkunuzun sığınağı yalnızca kendisi olan Allah'tan korkmanızı size tavsiye ederim. Allah'tan korkmak kalplerinizin devası, akıllarınızın körlüğünün basireti, bedenlerinizin hastalıklarının şifası, göğüslerinizin fesadının salahı, nefislerinizin kirlerinin temizleyicisi, görmeyen gözlerinizin aydınlığı, kalbinizin her korkudan güvenliği ve karanlıklarınızın ışığıdır. Allah'a itaati iç elbiseniz kılın; dış elbiseniz değil. Ona canlarınızın ve kalplerinizin içinde yer verin. işlerinizin üzerinde bir amir, pınara vardığınızda ilk olarak içtiğiniz yudum, isteklerinize kavuşmak için bir şefaatçi, korku gününüzde bir kalkan, kabirlerinizin ortasında lamba, uzun korkularda bir sakinleştirici ve başınız sıkıntıya düştüğünde çektiğiniz bir nefes olsun. Çünkü Allah'a itaat; etrafınızı sarmış belalardan, içine düşmüş olduğunuz korkulardan ve sizi yakıp kavuran ateşin alevlerinden sizi koruyan bir vesiledir.
Zira kim takvaya yapışırsa; bütün zorluklar yaklaşmış olsalar bile kendisinden uzaklaşır, bütün acı işler …
NEH_0330 · S. 321 · 198. Hutbe
İmam Ali
Zira kim takvaya yapışırsa; bütün zorluklar yaklaşmış olsalar bile kendisinden uzaklaşır, bütün acı işler tatlılaşır, önüne yığılmış dağ gibi dalgalar aralanır, yorgunluklardan sonraki bütün zorluklar kolaylaşır, kuraklıktan sonra üzerine fazilet yağmurları yağar. Kendisinden uzaklaşıp kaçmış olan rahmet geri gelir, yerin dibine çekildikten sonra nimetler onun için fışkırır, azalıp kıtlaşmasından sonra üzerine şiddetli ve bol bereket yağmurları yağar. Öğütleriyle size fayda veren, risaletiyle size öğüt veren ve nimetleriyle size ikram eden Allah'tan korkun. Kendinizi onun ibadetine adayın ve onun huzuruna gerçek bir itaatle çıkın. Sonra bu İslâm, Allah'ın kendisi için seçtiği, inayetiyle bakıp büyüttüğü, tebliği için yarattıklarının en hayırlılarını seçtiği, direklerini sevgiyle ayakta tutup yücelttiği bir dindir. Dinleri onun üstünlüğü ile alçaltmış, onu yükselterek diğer şeriatleri indirmiş, kerametiyle düşmanlarını hakir kılmış, yardımıyla karşı duranları dize getirmiş, sağlam esasıyla azgınlık ve sapıklık direklerini yıkmıştır. Susayan kimseyi havuzundan suya kandırır, havuzu su çekenler için doldurur.
Sonra kulpunu kopmaz bir şekilde sağlamlaştırdığından kökünün kopmasına, temelinin yıkılmasına imkân yoktur.
NEH_0331 · S. 321 · 198. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Sonra kulpunu kopmaz bir şekilde sağlamlaştırdığından kökünün kopmasına, temelinin yıkılmasına imkân yoktur. Onun esasları yıkılmaz, direkleri çökmez, ağacı kökten çıkarılmaz, zamanı dolmaz, hükümleri eskimez, dalları kopmaz, yolunda darlık olmaz, kolay yolunu zorluk sarmaz ve aydınlığını karanlık basmaz. Doğruluğunda bir eğrilik olmaz, düz direği eğilmez, geniş caddelerinde kayma olmaz ve ışıklı lambaları sözmez, tatlılığında acılık bulunmaz. Dolayısıyla İslâm, Allah'ın direklerini hak üzere kurduğu, temelini sabit kıldığı dinidir. Suyu bol kaynakları, parıl parıl parlayan ışıkları var. Dileyene yol gösteren işaretleri, susayanların suya kandırıldığı su kaynakları var. Allah; rızasının sonsuzluğunu, direklerin en yücesini, itaatin en makbulünü bu dine bağışlamıştır. İslâm Allah katında sağlam direkleri, yüce yapısı, parlayan delili, ışık saçan nuru, üstün kudret ve otoritesi, uzaktan dahi görünen işaretleri olan bir dindir. Onunla savaşmak mümkün değildir. O hâlde bu dinle yüce tutun, ona uyun, hakkını eda edin, layık olduğunu yeri verin. Sonra münezzeh olan Allah dünyanın yok olmaya yaklaştığı, ahiretin doğmak üzere olduğu bir zamanda Muhammed'i (s.a.a) hak ile gönderdi.
Dünya, aydınlıktan sonra karanlığa bürünmüş, ehline zorluk diz boyu yükselmiş, güvenliği şiddete dönmüş, …
NEH_0332 · S. 321 · 198. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Dünya, aydınlıktan sonra karanlığa bürünmüş, ehline zorluk diz boyu yükselmiş, güvenliği şiddete dönmüş, viran oluşu yaklaşmış, ömrü sona ermiş, yok oluş nişaneleri aşikâr olmuştu. Halkı ondan ümit kesmiş, yüz çevirmişti. Halkası kopmak, düğümü çözülmek üzereydi. Bayrakları eskimiş, perdeleri yırtılmış, uzun sanılan ömrü kısalmıştı. (Böyle bir zamanda) Allah, yardımcılarına şeref vermek, dostlarını yüceltmek, zamanın ehline bahara çevirmek, ümmetine şerafet vermek ve risaletini ulaştırmak üzere onu (Muhammed'i) karar kıldı. Daha sonra, ona ışığı sönmeyen bir nur, parıltısı tükenmez bir ışık olan Kitab'ı indirdi. O (Kur'ân), dibine inilmeyen bir deniz, uyanın sapmayacağı bir yol, ışığı kararmayan bir alevdir. Delili sönmeyen furkan, temeli yıkılmayan bir binadır. Hastalıkları iyileştirmeyeceğinden korkulmayan bir şifa, yardımcılarının bozguna uğramayacağı bir izzet, taraftarlarının zillete düşmeyecekleri haktır. O imanın madeni ve orta yolu, ilmin pınarları ve deryalarıdır. Adaletin bahçeleri ve havuzları, İslâm'ın temel taşı ve esası, gerçeğin vadileri ve düz ovalarıdır. Alınmakla suyu tükenmeyen bir deniz, su alanların dibine varamayacağı bir kuyudur. Kullanmakla, almakla, suyu tükenmeyen kaynaktır. Gelen yolcuların sapmayacağı menziller, seyredenlerin görmezlikten gelemeyeceği dizilmiş işaretlerdir. Kendisinden geçilmeyen tepelerdir.

199. Hutbe

Allah, Kur'ân'ı âlimlerin susuzluğunu giderici, anlayış, kavrayış sahibi kalplere bahar ve salihler için bir …
NEH_0333 · S. 324 · 199. Hutbe
İmam Ali
Allah, Kur'ân'ı âlimlerin susuzluğunu giderici, anlayış, kavrayış sahibi kalplere bahar ve salihler için bir yol kıldı. Kullanana bir daha hastalık bulaşmayan bir ilaç, beraberinde karanlığın barınamayacağı bir nurdur. Düğümü sağlam bir ip, sağlam ve yüce bir sığınaktır. Dost edinene üstünlük, girene esenlik, uyan kimseye yol gösterendir ve mensup olan kimse için makbul özürdür. Onunla konuşana delil, ona uyup düşmanıyla savaşana şahittir. Kendine delil kılana zaferdir. Kendisini yüklenene yüklenir, kendisiyle amel edene kılavuzluk eder. Nişane arayana nişane, sığınana kalkan olur. Dileyip belleyene bilgi, rivayet edene söz, onunla hükmedenlere doğru bir hükümdür.1 Bu hutbeyi bir savaşın eşiğinde irad etmiş ve sürekli ashabına hatırlatmada bulunmuştur. Namaza riayet edin, onu gözetin, çok kılın ve onunla Allah'a yakınlaşmaya çalışın. Çünkü namaz "müminler üzerinde vakitleri belirli bir farzdır."2 Kendilerine, "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorulduğunda cehennem ehlinin, "Biz namaz kılanlardan değildik"3 diye cevap verdiklerini işitmediniz mi? Namaz, günahları yaprakların döküldüğü gibi döker ve iplerin çözüldüğü gibi çözer.
Allah Resulü (s.a.a), namazı insanın kapısının önünde akan ve orada gece gündüz beş defa yıkandığı (şifalı) …
NEH_0334 · S. 324 · 199. Hutbe
İmam Ali
Allah Resulü (s.a.a), namazı insanın kapısının önünde akan ve orada gece gündüz beş defa yıkandığı (şifalı) kaynarcalara benzetmiştir. Böyle olan bir kimsede kirden hiç eser kalır mı? İşte bu namazın hakkını bilenler, mal ve evlada düşkünlükleri veya dünya metalarına dalmış olmaları, kendilerini namaz kılmaktan geri bırakmayan mümin kimselerdir. Münezzeh olan Allah şöyle buyuruyor: "İşte, o kimseleri ne ticaret ve ne de alışveriş, Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyar."1 Peygamber (s.a.a) kendisi cennetle müjdelendikten sonra bile namaz kılmak hususunda kendini sıkıntıya sokuyordu. Allah'ın "Ehline namazı emret ve kendin de ona devam et."2 emri gereğince Allah Resulü, ehline namazı emrediyor ve kendisi de ona devam ediyordu. Namazla beraber zekât da İslâm ehline Allah'a yaklaşma vesilesi kılındı. Kim, zekâtı gönül rızasıyla verirse zekât kendisi için bir kefaret olduğu gibi, ateşten koruyan bir engel de olur ve korur. Hiç kimse, verdiği zekât için gözü arkada kalmasın ve üzülmesin. Gönül hoşnutluğu duymadan veren ve ondan daha iyisini bekleyen kimse, sünneti bilmeyen, zekâtın ecrini kaybeden, ameli boşa giden ve çok pişman olacak olan bir kimsedir.
Sonra Allah, emaneti eda etmeyi emretmiştir. Zira emanete ehil olmayan hüsrana uğrar.
NEH_0335 · S. 324 · 199. Hutbe
İmam Ali
Sonra Allah, emaneti eda etmeyi emretmiştir. Zira emanete ehil olmayan hüsrana uğrar. Emanet daha önce kendilerinden daha uzun ve kuvvetli, daha yüksek ve büyük olmayan yükseltilmiş göklere, yayılmış yerlere ve sapasağlam uzun dağlara sunulmuştu. Eğer bir şey uzunluk, yükseklik, güçlü- lük ve büyüklük açısından emaneti kabulden kaçınmaya yetseydi, onlar kaçınırlardı. Fakat o güçlü varlıklar, işin sonucundan korktular ve kendilerinden çok daha zayıf olanın anlamadığı şeyi kavradılar. İşte bu varlık insandır, "O çok zalim ve çok cahildir."1 Muhakkak ki kulların gece ve gündüzlerinde işledikleri hiçbir şey, yüce ve münezzeh olan Allah'a gizli kalmaz. Kulların yaptıkları her şeyden tümüyle haberdar ve ilmiyle her şeyi kuşatandır. Sizin azalarınız, Allah'ın şahitleridir. Tüm organlarınız O'nun ordularıdır. Vicdanlarınız O'nun hafiyeleri ve halvetleriniz ona aşikârdır.2 Bu hutbe H. 38 yılında Siffin savaşından sonra irad edilmiştir: Allah'a andolsun ki, Muaviye, benden daha dahi değildir. O, hıyanet eder ve yalan söyler. Hıyanetin kötülüğü olmasaydı, ben de insanların en dâhisi olurdum. Her hıyanet yalandır, her yalan da bir çeşit hakkı gizlemektir. "Her hıyanet edenin kıyamet gününde kendisiyle tanınacağı bir bayrağı vardır." Vallahi onların tuzakları beni gafil avlamaz ve ben zorluklarda asla zayıflığa düşmem.3

201. Hutbe

Bu hutbe Kufe minberinde irad edilmiştir: Ey İnsanlar! Ehli azdır diye hidayet yolunda dehşete kapılmayın.
NEH_0336 · S. 327 · 201. Hutbe
Hz. Fatıma İmam Ali
Bu hutbe Kufe minberinde irad edilmiştir: Ey İnsanlar! Ehli azdır diye hidayet yolunda dehşete kapılmayın. Zira insanlar, doyumu kısa, açlığı uzun olan bir sofrada toplanmışlardır. Ey insanlar! Halkı bir araya toplayan şey hoşnutluk ve hoşnutsuzluktur. (Bir iş hususundaki hoşnutluk veya hoşnutsuzluk sevab veya cezayı genelleştirir.) Şüphesiz Semud'un devesini sadece bir kişi kesmişti de hepsi bu duruma ses çıkarmayıp razı olunca Allah da azabı hepsine göndermiş ve buyurmuştu ki: "Onlar onu (Salih'in devesini) boğazladılar, sonunda hepsi de pişman oldular."1 Çok geçmeden yerleri, kızdırılmış demirin yumuşak toprağa girerken çıkardığı ineğinkine benzer bir ses çıkararak yerin dibine geçti. Ey İnsanlar! Kim dosdoğru yolda ilerlerse suya kavuşur; kim de muhalefet ederse, çöle düşer. (Su bulamaz, şaşkınlık içinde bocalar.)2 Bu hutbe Hz. Fatıma gömülürken Peygamber'e (s.a.a) döktüğü dertlerini içermektedir: Ey Allah'ın Resulü, sana çok çabuk kavuşup yanına geleln kızından ve benden selâm olsun! Senin seçilmiş, temiz kızından ayrılalı sabrım azaldı, gücüm kalmadı. Ancak senin ayrılığının acısını ve musibetinin büyüklüğünü gördükten sonra buna da sabretmeliyim.
Nitekim seni kabrine yatırdım ve ruhun boğazımla göğsüm arasında kabzedildi.
NEH_0337 · S. 327 · 201. Hutbe
İmam Ali
Nitekim seni kabrine yatırdım ve ruhun boğazımla göğsüm arasında kabzedildi. "İnna lillah ve inna ileyhi raciun."1 (Biz Allah'a aitiz ve yine O'na döneceğiz.) Emanetin geri gönderildi ve rehinin alındı. Fakat Allah, beni senin yanına seçip alıncaya kadar hüznüm devam edecek, gecelerim de uykusuz geçecek. Ümmetinin, kızına yaptığı zulüm hakkında o sana haber verecek. Israrla sorarak durumu ondan öğren. Bütün olanlar, senden ayrılalı fazla olmadan, zikrin unutulmadan oluverdi. İkinizi de incinip darılmamış, veda eden kişinin selâmıyla selâmlarım. Eğer ayrılır gidersem, bu usancımdan değildir; kalırsam da Allah'ın sabredenlere vadettiği şey (ecir) hakkında su-i zanda bulunduğumdan değildir.2 Bu hutbe dünyada züht ve ahirete teşvik etmek hakkındır: Ey İnsanlar! Dünya yurdu geçiş yolu, ahiret yurdu ise karar kılınacak yurttur. Dünyadan ahiretiniz için azık alın. Sırlarınızı bilenin yanında perdelerinizi yırtmayın. Kalbiniz bedeninizden çıkmadan önce, dünyayı kalbinizden çıkarın. Burada sınanacaksınız, ama başka bir yer için yaratıldınız. Bir kimse öldüğünde insanlar, "Ne bıraktı?", melekler ise, "Ne hazırladı?" diye sorarlar. Allah babalarınızı bağışlasın! Sonradan alacaklı duruma düşmek için önceden bir miktar gönderin, tümünü geride bırakıp sorumlu duruma düşmeyin.1 Hz. Ali dostlarına öğüt vermekte ve bu öğütleri sürekli dile getirmekteydi: Allah'ın merhameti, sizin üzerinize olsun! Hareket için hazırlanın. İşte bir göçe çağrıldığınız, dünyada kalmaya olan meylinizi azaltın. Hazırladığınız azığın iyilerini yanlarınıza alın. Zorluk geçidi ve korkulu/endişe konaklar önünüzdedir. Oraya varmaktan ve O'nun katında durmaktan kaçamazsınız. Bilin ki ölüm, yakından gözlerini üzerinize dikmiş, pençesini size geçirmiş gibidir. Dünyanın zor işleri sizlere ölümü unutturmuş ve dayanılmaz belalar onu sizlerden gizli tutmuştur. O hâlde dünyaya olan ilginizi kesin ve takva azığını hazırlamakla yardım alın.2 rivayetle farklılık içindeydi.

205. Hutbe

Talha ve Zubeyr kendisine biat ettikten sonra, "neden kendisiyle meşveret edip yardım almadığı" sebebiyle …
NEH_0338 · S. 330 · 205. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Talha ve Zubeyr kendisine biat ettikten sonra, "neden kendisiyle meşveret edip yardım almadığı" sebebiyle itiraz edince Hz. Ali bu hutbeyi onlara cevab olarak irad etti: Az bir şeye kızdınız, birçok şeyi ertelediniz. Bana söyler misiniz, sizi hakkınız olan hangi şeyden alıkoydum veya hangi pay hususunda kendimi size tercih ettim. Müslümanlardan birisinin bana müracaat edip istediği hangi hakkı vermekte aciz kaldım, bilemedim veya hükmümde hatta ettim! Vallahi, hilafete rağbetim ve hükmetmeye isteğim yoktu. Fakat bu iş için beni siz çağırdınız, bu yükü siz yüklediniz! İş bana verildiği zaman Allah'ın kitabına baktım, bize ne emredilmişse onunla hükmedip ona uydum. Resulullah'ın (s.a.a) bize sünnet olarak bıraktığına uydum. Bu konuda ne ikinizin, ne de başkalarının görüşüne ihtiyaç duydum. Hükmünü bilmediğim bir şey olmadı ki, size ve Müslüman kardeşlerime danışayım. Eğer öyle bir şey olsaydı ne sizden ne de diğerlerinden yüz çevirirdim. Hatırlattığınız (paylaştırmada) eşitlik meselesine gelince... Bu, kendi görüşümle, kendi arzuma uyarak verdiğim bir hüküm değil. Aksine ben de, siz de Resulullah'ın (s.a.a) bu konuda getirdiği ve amel ettiği hükmü biliyoruz. Allah'ın verdiği ve teyid ettiği hükümde size ihtiyacım olamaz. Vallahi, o hâlde siz ve başkasının bu konuda beni kınama hakkı yoktur. Allah, kalplerinizi ve kalplerimizi hakka doğru yöneltsin, bize ve size sabır ilham etsin. Daha sonra şöyle buyurdu:

206. Hutbe

Hakkı görüp yardım edene, zulmü görüp red edene ve hak sahibine yardımcı olana Allah rahmet etsin.1 Sıffin …
NEH_0339 · S. 331 · 206. Hutbe
İmam Hasan Hz. Muhammed İmam Hüseyin İmam Ali
Hakkı görüp yardım edene, zulmü görüp red edene ve hak sahibine yardımcı olana Allah rahmet etsin.1 Sıffin Savaşı günlerinde bazı arkadaşlarının2 Şam halkına küfrettiklerini duyduğu zaman şöyle buyurdu: Küfürbaz kişiler olmanızı kötü görüyor, hoşlanmıyorum. Ama onların yaptıklarını anlatsaydınız ve durumlarını hatırlatsaydınız, sözleriniz doğruya daha yakın olur ve özrünüz daha makbul düşerdi. Küfretmek yerine, sözünüz şu olmalıdır: "Allah'ım, onların kanlarını da bizim kanlarımızı da koru, onlarla aramızı islah et, onları sapıklıklardan kurtarıp hidayete ulaştır da bilmeyen hakkı tanısın, sapıklıkta ve düşmanlıkta direnen vazgeçsin."3 Sıffin Savaşı'nda İmam Hasan'ın savaşa katılabilmek için acele ettiğini görünce şöyle buyurdu: Şu genci sımsıkı tutun, (ölümüyle) belimi kırmasın benim! Çünkü ben Resulullah'ın (s.a.a) soyunun kesilmemesi için bu ikisinin (Hasan ve Hüseyin'in) ölmesini istemem.1 Hakemlik olayından sonra bazı arkadaşlarının kendisi hakkında tereddüde düşmeleri üzerine şöyle buyurdu: Ey insanlar! Savaş sizi zayıflatıncaya kadar da sizinle olan işim istediğim gibiydi.
Vallahi, eğer savaş bazınızı alıp diğer bazınızı bıraktıysa, (biliniz ki) düşmanınızı daha çok …
NEH_0340 · S. 331 · 206. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Vallahi, eğer savaş bazınızı alıp diğer bazınızı bıraktıysa, (biliniz ki) düşmanınızı daha çok zayıflatıcıydı. Şüphesiz dün emîrinizdim, bugün emir altına girdim. Dün ben sizi nehyediciydim, bugün ben nehyediliyorum. Gerçekten de yaşamayı, bekayı çok seviyorsunuz. Ben de istemediğiniz şeyi size zorla yükleyecek değilim.2 Basra savaşından sonra ashabından olan Ala b. Ziyad el-Harisî'yi görmeye gitti. Orada evinin büyüklüğünü görünce şöyle buyurdu: Dünyada bu evin genişliğini ne yapacaksın? Hâlbuki ahirette ona daha fazla muhtaçsın. Evet, istiyorsan, onunla ahirete ulaşabilirsin. Yani bu geniş evde misafir ağırlayarak, akrabalarına iyilik ederek ve boynunda olan hakları sahibine ulaştırarak böylelikle ahireti elde edebilirsin. (Ala, "Ya Emire'l-Müminin! Kardeşim Asım b. Ziyad'ı sana şikâyet ediyorum." dedi. "O ne yapıyor?" diye sorunca, Ala, "Bir aba-ya bürünerek dünyayı terk etmiş." dedi. Hz. Ali, "Onu bana getir." dedi. Gelince de ona şöyle dedi: Ey kendinin düşmanı olan adam! Pis şeytan seni şaşırtmak istiyor! Ailene çocuğuna acımaz mısın? Allah'ın sana temiz şeyleri helal kıldığını görmüyor musun? Şeytan, bunlara ulaşmanı kötü görüyor. Sen, Allah katında düşündüğünden daha aşağısın. Asım, "Ey Müminlerin Emiri, senin de giyimin kaba, yemeğinse tatsız!" deyince de şöyle buyurdu: Yazıklar olsun sana! Ben sen değilim! Yüce Allah, insanlar yoksullukları nedeniyle heyecanlanıp isyan etmesinler diye adil imamlara kendilerini insanların en fakirleriyle ölçüp değerlendirmelerini emretti.1 Birisi bidatlara sebeb olan ve halk arasında yaygınlaşan çok çeşitli rivayetler hakkında soru sorunca Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: İnsanların elinde hak ve batıl, doğru ve yalan, nasih ve mensuh, genel ve özel, muhkem ve müteşabih, hıfzedilmiş ve şüpheli olan (rivayetler) vardır. Resulullah'ın (s.a.a) sağlığında bile hadis uydurdular. Nitekim Resulullah bir gün minbere çıktığında, "Benim adıma bilerek yalan atan kimse cehennemde yerini hazırlasın." buyurdu.

210. Hutbe

Sana dört kişi hadis getirir. Bunların beşincisi olmaz.
NEH_0341 · S. 334 · 210. Hutbe
Hz. Muhammed üçler İmam Ali
Sana dört kişi hadis getirir. Bunların beşincisi olmaz. (Bu dört kişinin ilki) İman gösterisinde bulunan, Müslümanların yaptıklarını yapan münafıktır. Günahtan korkmaz, suçtan çekinmez, Resulullah'a (s.a.a) karşı kasten yalan isnat eder. Eğer, insanlar onun yalancı bir münafık olduğunu bilseler, söylediğini kabul etmezler, sözünü tasdik etmezlerdi. Fakat onlar, "O Resulullah'ın arkadaşıdır, onu görmüş ondan duymuş, duyduğunu bellemiştir." deyip sözünü kabul ederler. Allah, münafıkları haber vermiş, hâlleri nasılsa öylece anlatmıştır sana. Resulullah'tan sonraya da kalan münafıklar, yalan ve iftirayla halkı ateşe çağıran dalalet önderlerine yaklaştılar, yaklaştıkları kimseler de onları iş başına geçirdiler, insanlar üzerinde hüküm sahibi yaptılar, onlarla dünyayı yediler. Allah'ın koruduğu kişinin dışındaki insanlar, dünya ve yöneticilerle beraberdir. İşte bu (rivayet eden) dört gruptan biridir. (İkinci kişiyse) Resulullah'tan bir söz duymuş, fakat gereği gibi belleyememiştir. Yanlışlık etmiştir, ama kasten yalan söylemez. O sözler önündedir, rivayet eder. Onlarla amel eder, "Ben bunu Resulullah'tan (s.a.a) duydum." der.
Müslümanlar onun bu hususta hata içinde olduğunu bilseler, onu kabul etmezler.
NEH_0342 · S. 334 · 210. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Müslümanlar onun bu hususta hata içinde olduğunu bilseler, onu kabul etmezler. O da yanıldığını bilseydi, onu terk ederdi. Üçüncü kişi, Resulullah'ın (s.a.a) bir şeyi emrettiğini işitmiş, ama daha sonra onu nehyettiğini bilmemiştir veya Peygamber'in bir şeyi nehyettiğini işitmiş, ama daha sonra onu emrettiğini bilmemiştir. Mensuhunu öğrenmiş, fakat nasihini belleyememiştir. Neshedildiğini bilseydi onu terk ederdi. Müslümanlar da ondan duydukları şeyin neshedildiğini bilse- lerdi, onu terk ederlerdi. Dördüncüsü ve sonuncusu ise, Allah'a ve Resulü'ne karşı yalan isnad etmez. Allah'tan korkarak, Resulü'ne (s.a.a) saygı duyarak yalandan nefret eder ve hataya düşmez. Aksine, duyduğunu olduğu gibi ezberler. Duyduğu sözü bir şey katmadan, eksiltmeden rivayet eder. Nasihi bilir, onunla amel eder, mensuhu bilir ondan kaçınır. Hükmün özel ve genelini, muhkem ve müteşabihini tanır. Her şeyi yerli yerine koyar. Resulullah'ın sözleri bazen iki yönlü idi. Bazen özel ve bazen de genel... Münezzeh olan Allah ve Resulü'nün (s.a.a) neyi kastettiğini anlamayan kimse o sözü duyar; gerçek anlamını bilmeden, hangi amaçla söylendiğini anlamadan ve neden böyle söylendiğini derk etmeden farklı bir anlam vererek, bir çeşit tevil eder. Resulullah'ın ashabının tümü, ondan bir şey sorup cevabını bilmek isteyen kimseler değildi. Nitekim bedevi ve yabancı birinin gelip Resulullah'a bir şey sormasını arzular, cevabını işitince de sevinirlerdi. Hâlbuki ben aklıma gelen her şeyi sorar ve cevabını ezberlerdim. İşte insanların rivayetlerdeki ihtilafları bu yüzdendir.1

211. Hutbe

Bu hutbe Allah'ın yaratışındaki incelikleri hakkındadır:
NEH_0343 · S. 336 · 211. Hutbe
İmam Ali
Bu hutbe Allah'ın yaratışındaki incelikleri hakkındadır: O'nun muhteşem kudretinden ve ince sanatının harikalarından biri de dalgalı, yoğun ve bol deniz suyundan kuru ve katı şeyler yaratmasıdır. Sonra Allah ondan tabakalar yaratmış, birbirleriyle ilintiledikten sonra yedi gök olarak yerleştirmiştir. Onlar O'nun emriyle orada tutunmuşlar, olması gereken yerde durmuşlardır. Allah masmavi okyanusların, kaynayan denizlerin taşıdığı bir yer yaratmış ve bu yer Allah'ın emri karşısında boyun eğip azametine teslim olmuştur. Akan sular haşyetinden durmuştur. Daha sonra büyük kayalıkları, tepeleri ve yeryüzünün yüce dağlarını yarattı, yerinde sağlam kıldı ve yerlerinde kalmalarını takdir etti. Onları göklere yükseltmiş, temellerini suya gömmüş, alçak yerlerden yüce kılmıştır. Dağları yeryüzünün dört bir köşesine, var olan yerlere gömmüş, doruklarını göklere yükseltmiş, uçlarını uzatmıştır. Onları yeryüzünün direkleri kılmış, yere çivilemiştir. Dünya, hareket hâlinde iken halkıyla birlikte sarsılmaması veya yerinden kopup ayrılmaması ya da hedefinden sapmaması için sakin kılınmıştır. Yeryüzünü, suları köpüren dalgalar üzerinde tutan, etrafını ıslandıktan sonra kurutan, orayı mahlûkatının yaşadığı yer kılan ve onlar için yeryüzünü sadece sert fırtınaların dalgalandırdığı ve yağmurlu bulutların harekete geçirdiği denizin üzerinde bir beşik ve döşek yapan Allah münezzehtir. "Kuşkusuz Allah'- tan korkan kimseler için bunda ibretler vardır."1/2

212. Hutbe

Arkadaşlarını Şam halkına karşı savaşmak için ayağa kaldırdığı zaman şöyle buyurdu: Allah'ım!
NEH_0344 · S. 337 · 212. Hutbe
İmam Ali
Arkadaşlarını Şam halkına karşı savaşmak için ayağa kaldırdığı zaman şöyle buyurdu: Allah'ım! Hangi kulun, bizim zulme bulaşmayan adil olan, bozguncu olmayan, hem dini, hem de dünyayı islah edici sözlerimizi duyduktan sonra kabul etmez, senden yardımını esirger ve senin dinini aziz kılmaktan çekinir! Ey şahitlerin en yücesi seni ve yer ile göklerde yerleştirdiklerinin hepsini onun (bundan çekinenin) aleyhine şahit tutarız. Sen onun yardımından mustağni ve onu kendi günahlarıyla cezalandıransın.1 Bu hutbe Allah'ın büyüklük ve azameti hakkındadır: Yaratılanlara benzetmekten yüce, sıfatlarını anlatanların anlatımından üstün, bakanların O'nu inceden inceye tariflerinden zahir, izzetinin saygınlığıyla O'nu tasarlayanların fikirlerinden batın; artma, kazanma veya faydalanılan bir bilgi olmadan bilen, enine boyuna düşünmeksizin veya içten bir planlama yapmaksızın bütün işleri ayarlayan Allah'a hamdolsun. O öyle Allah'tır ki; karanlıklar onu örtemez, ışıklar onu aydınlatamaz, geceler onu gizleyemez, gündüzler üzerinden geçemez. O'nun idraki gözlerle ve ilmi ve bilgi almakla değildir.

214. Hutbe

...Allah, Peygamber'i ışıkla göndermiş ve seçerek öne geçirmiş, ayrılıkları onunla gidermiştir.
NEH_0345 · S. 338 · 214. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
...Allah, Peygamber'i ışıkla göndermiş ve seçerek öne geçirmiş, ayrılıkları onunla gidermiştir. Galiplere Peygamber'le üstün gelinmiş, zorluklar onunla aşılmış, problemler onunla çözülmüş, sağdan ve soldan gelen sapıklık sona erdirilmiştir.1 Bu hutbede Peygamber'in (s.a.a) yüce sıfatları ve bilginlerin nitelikleri beyan edilmiş, takvaya davet edilmiştir: Allah'ın eşit muamele eden adil ve hakkı batıldan ayırıp hükmü açıklayan hakîm olduğuna şahadet ederim. Ve yine şahadet ederim ki Muhammed de O'nun kulu ve elçisi, kullarının seçkinidir. Allah kullarını iki bölüğe ayırmış, peygamberini o iki bölükten en iyisinde karar kılmıştır. O bölükte ne zina eden, ne de kötülük yoluna gidenler vardır. Bilin ki, münezzeh olan Allah hayır için ehil insanlar, hak için ayakta tutucu direkler, itaat için de koruyucular tayin etmiştir. Her itaatte sizin için Allah katında bir yardım vardır; dillere hükmeder, kalplere sebat verir. Onda yetinenler için kifayet ve şifa isteyenlere için şifa vardır. Bilin ki, Allah'ın ilmini koruyanlar, koruması gerekeni korurlar, kaynaklarını akıtıp coştururlar. Birbiriyle dostlukla buluşur, muhabbetle karşılaşırlar.
Birbirine ilim kâsesinden içirir, birbirinden kanmış olarak ayrılırlar.
NEH_0346 · S. 338 · 214. Hutbe
İmam Ali
Birbirine ilim kâsesinden içirir, birbirinden kanmış olarak ayrılırlar. Aralarına şek ve şüphe karışmaz, birbirlerinin gıybetini etmezler. Yaratılışları ve ahlâkları bu özellikler üzere şekillenmiştir. Bu esas üzere birbirlerini sevmekte ve ilişki kurmaktadırlar. Onlar halk arasında seçilmiş temiz tohumlar gibidir. Onları ekmek için diğerlerinden seçmiş; sürekli imtihanlar ile ayrıcalık kazanmış, temizlenmelerle halis kılınmışlardır. O hâlde kişi, yüce nasihatları kabul etmeli, her şeyi kırıp geçen kıyamet gelmeden ondan korkmalıdır. Kişi sayılı günlerine ve buradaki kısa süren ikametine baksın da burayı daha iyi bir yere dönüştürsün. O hâlde götürüldüğü yer için amel etsin ve orayı tanıma hususunda çaba göstersin. Selim bir kalbe sahip olan kimseye ne mutlu ki hidayet edene uyar, kötülüğe sevk etmek isteyenden kaçınır, gözlerini açan kimsenin verdiği basiretle kurtuluş yolunu bulur, hidayeti emredene itaat eder. Sebepler kesilip kapılar kapanmadan önce tövbe kapısını açmak ve günahlardan sıyrılmak için hidayete koşar. Bu kişi, elbette doğru yol üzerindedir.
Apaçık ve aydınlık yola ulaşıp kurtulmuştur.1 Bu hutbede sürekli yaptığı şekliyle Allah'a şöyle dua …
NEH_0347 · S. 338 · 214. Hutbe
İmam Ali
Apaçık ve aydınlık yola ulaşıp kurtulmuştur.1 Bu hutbede sürekli yaptığı şekliyle Allah'a şöyle dua etmektedir: Hamd; beni geçmiş ümmetlerin azabıyla azaplandırmadan, aklımı kaybetmeden, imanımdan paniğe kapılmadan, Rabbime inkârcı, dinimde mürted olmadan, soyumu kesmeden, kötü işlerimle cezalandırmadan, damarlarıma kötü bir afet bulaşmadan, hastalanmadan ve ölmeden sabaha çıkaran Allah'a mahsustur. Hükmedilen bir kul olarak, nefsime zulmederek sabahladım. Allah'ım, benim üzerimde hüccetin var; benim sana karşı bir hüccetim yok. Ancak bana verdiğini almaya, beni koruduğundan korunmaya güç yetirebiliyorum. Allah'ım, senin zenginliğin içinde fakir olmaktan, hidayetinden sapmaktan, egemenlik sana aitken zulmedilmekten, emir sana aitken mağdur olmaktan sana sığınırım. Allah'ım, nefsimi; bahşettiğin nimetlerden alacaklarının ilki, bana verdiğin emanetlerden geri alacaklarının evveli karar kıl! Allah'ım, sözünden uzaklaşmaktan, dininde fitneye düşmekten, senin katından gelen hidayeti bırakıp heva ve heveslerimize uyarak sapıtmaktan sana sığınırız.1 Hz. Ali bu hutbeyi Sıffin'de irad etmiştir: ...Allah, işlerinizin idaresi sebebiyle üzerinizde benim için bir hak karar kılmıştır.
Benim sizin üzerinizde hakkım olduğu gibi sizin de benim üzerimde hakkınız var.
NEH_0348 · S. 338 · 214. Hutbe
dâr İmam Ali
Benim sizin üzerinizde hakkım olduğu gibi sizin de benim üzerimde hakkınız var. Hak nitelendirilmede en geniş, amel makamında en dar olan bir şeydir. (Haklar karşılıklıdır.) Başkasının üzerinde hakkı olanın, başkasının da onun üzerinde hakkı vardır. Başkasının kendi üzerinde hakkı olanın da, başkası üzerinde hakkı vardır. Birinin üzerinde hakkı olan, ama başkasının kendi üzerinde hakkı olmayan biri olsaydı, bu yarattıkları değil, ancak münezzeh olan Allah olurdu. Zira kulları üzerinde güç sahibi ve her işi adaletiyle icra eden O'dur. Ama münezzeh olan Allah'ın, kulları üzerindeki hakkı, kullarının kendisine itaat etmesidir. Buna karşılık O da lütfüyle onların yaptıklarını kat sevapla mükâfatlandırmasını, ehli olana da artırarak genişlik vermesini bir hak bilmiştir. Münezzeh olan Allah, ayrıca insanların birbiri üzerinde olan haklarını da düzenlemiştir. Çeşitli yönleriyle o hakları eşit kılmış, bazılarının vücudunu diğer bazılarına bağlamıştır. Biri, ancak öbürü yapılınca yapılmalıdır. Bu haklardan Allah'ın farz kıldıklarının en büyüğü, emir sahibinin tebaası, tebaanın da emir sahibi üzerindeki hakkıdır.
Bu hakkı eda etmeyi Allah her iki tarafa da farz kılmıştır ve bunu onların uzlaşmasını temin eden, dinlerinin …
NEH_0349 · S. 338 · 214. Hutbe
İmam Ali
Bu hakkı eda etmeyi Allah her iki tarafa da farz kılmıştır ve bunu onların uzlaşmasını temin eden, dinlerinin yücelip güçlenmesini sağlayan bir vesile kılmıştır. Halk, ancak emir sahipleri islah olunca düzene girer. Emir sahipleri de ancak halkın doğru olmasıyla düzelir. O hâlde teba emredenin hakkını ve emreden de tebanın hakkını eda ederse aralarında hak üstün olur, dinin programları uygulanır, adaletin nişaneleri doğrulur, kanunları halk arasında yürürlükte olur. Zaman bununla ıslah olur, düşmanın ümitlerinin ye'se dönüşmesi ve devletin bekası bununla gerçekleşir. Halk, emirine karşı koyduğu, emir de halkına zulmettiği zaman da halk ihtilafa düşer, zulüm alametleri ortaya çıkar. Dinde bozgunculuk artıp, sünnetler terk edilir, heva ve hevesle amel edilir, hükümler yürürlükten kaldırılır. İnsanların ahlâki hastalıkları çoğalır. Yürürlükten kaldırdıkları en büyük haktan ve uygulamaya koydukları en büyük batıldan korkmazlar. O zaman da işte orada iyiler zillete düşer, kötüler izzet sahibi olur. Allah'ın kullarına yönelttiği azaplar çoğalır ve büyür. Öyleyse, birbirinize nasihat etmeniz, güzel bir şekilde yardımlaşmanız gerekir.
Bir kimse, Allah'ın hoşnutluğunu elde etmeyi ne kadar şiddetle isterse istesin, iba- deti ve çalışması ne …
NEH_0350 · S. 338 · 214. Hutbe
İmam Ali
Bir kimse, Allah'ın hoşnutluğunu elde etmeyi ne kadar şiddetle isterse istesin, iba- deti ve çalışması ne kadar çok olursa olsun, Allah'a itaat hakkını eda edemez. Allah'ın kulları üzerindeki farz haklarından biri de gücü yettiğince nasihatta bulunmak ve hakkı kendi aralarında ikame etmek hususunda yardımlaşmaktır. Hakta yüce bir makamı ve dinde üstün bir fazileti de olsa, Allah'ın kullarına yüklediği hakların edası konusunda hiç kimse yardım edilmekten müstağni değildir. Kişi gözlerde küçülmüş de olsa, hakir de görülse, hakkı eda konusunda diğerlerine yardım etmeli veya yardım edilmelidir. Ashabından biri kalkıp uzun bir konuşmayla cevap verdi, onu çokça övdü, "emrini işitip, itaat ettiklerini..." söyledi. Bunun üzerine Hz. Ali de şöyle buyurdu: Nefsinde Allah'ın büyüklüğünü duyan ve kalbinde Allah'ın yerini yücelten kimsenin hakkı, Allah'tan başka her şeyi küçük görmesidir. Bundan daha büyük hak sahibi ise Allah'ın büyük nimetler verdiği ve ihsan ettiği kimsedir. Zira Allah'ın üzerinde nimetlerini büyüttüğü kimsenin, üzerindeki hak-ları da büyür.
Emir sahiplerinin insanların salihlerince en aşağı sayılan durumları, kendilerini övülme sevgisine …
NEH_0351 · S. 338 · 214. Hutbe
İmam Ali
Emir sahiplerinin insanların salihlerince en aşağı sayılan durumları, kendilerini övülme sevgisine kaptırmaları, işlerini kibirlenerek yapmalarıdır. Beni övülmeyi seven, övgü duymak isteyen biri sanmanızdan nefret ederim. Allah'a hamdolsun, böyle değilim. Eğer böyle demenizden hoşlanan biri olsaydım, yine de Allah'ın yüceliği ve azameti karşısında bu huydan vaz geçerdim. (Çünkü Allah azamete ve yüceliğe en çok layık olandır.) Birçok insan önemli bir faaliyette bulunduktan sonra övülmek ister. Ama Allah'tan korktuğum için işlerinizi iyi idare ettiğimden dolayı beni güzel övgülerle övmeyin. Zira henüz yerine getirmem gereken görevlerim ve eda etmem gereken haklarım var. Zalimlere söylenen övgü dolu sözleri söylemeyin bana. Öfkeli kişilere söylenemeyen sözleri benden gizlemeyin. Benimle yalakalık ederek muaşerette bulunmayın. Hakkı söylemenizin bana ağır geleceğini düşünmeyin. Beni büyüklerden sanmayın. Zira hakkı duymak ve adil olmaya çağrılmak nefsine ağır gelen kimseye hak ve adaletle amel etmek daha ağır gelir. Hakkı söylemekten ve adil olarak benimle müşaverede bulunmaktan çekinmeyin. Ben kendiliğimden (Allah'ın koruması olmaksızın) hataya düşmeyecek üstünlükte biri değilim.
Eğer, nefsime benden çok malik olan Allah beni alıkoyarsa, ancak o zaman hataya düşmekten emin olabilirim.
NEH_0352 · S. 338 · 214. Hutbe
Ehl-i Beyt İmam Ali
Eğer, nefsime benden çok malik olan Allah beni alıkoyarsa, ancak o zaman hataya düşmekten emin olabilirim. Ben de siz de kendisinden başka Rab olmayan Rabbin hükmü altındaki kullarız. Sahip olamadığımız nefsimizin sahibi O'dur. Bizi içinde bulunduğumuz durumdan çıkarıp kurtuluşa erdiren O'dur. Dalaletten sonra hidayete ileten, körlükten sonra basiret veren O'dur.1 Bu hutbesinde Kureyş'ten şikâyet etmektedir: Ey Allah'ım! Kureyş'ten ve onlara yardım edenlerden intikamımı almanı istiyorum. Çünkü akrabalık bağımı kestiler, (hakk) bardağımı devirdiler. Başkalarından daha layık olduğum bir hak hususunda hepsi benimle çekişti. "Hakkı alabiliyorsan al; ama haktan mahrum kılınırsan ister keder içinde sabret, istersen üzgün olarak öl." dediler. Baktım da, Ehlibeyt'imden başka yardım edip destekleyen, hakkımı savunan ve yardım eden kimsenin olmadığını gördüm. Onları ölüme sürüklemekten kaçındım. Böylece gözüme çer-çöp dolduğundan gözlerimi yumdum, boğazına kemik saplanan kimse gibi yavaş yavaş yutkundum. Bu işin zehirden acı olan, bıçaklarla doğranmaktan daha elem verici olan kederli öfkesine sabrettim.1 Hutbe'de) de geçti ve ben iki rivayet arasındaki farklılık sebebiyle onu tekrarladım. Kendisiyle savaşmak için Basra'ya gidenler hakkında şöyle demiştir: Elimde olan beytülmalın hazinedarlarına, görevlilerine ve tümü bana itaat ve biat etmiş olan şehir halkına saldırdılar. Birliklerini bozup topluluklarını aleyhimde bozgunculuğa sevkettiler. Taraftarlarıma saldırıp bir kısmını hileyle öldürdüler. Bir kısmı da onlara kılıçlarıyla karşı çıktı, doğrular olarak Allah'a kavuşuncaya değin direnişte bulundular.3

219. Hutbe

Cemel günü öldürülmüş olan Talha ve Abdurrahman b. Attab b.
NEH_0353 · S. 345 · 219. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Cemel günü öldürülmüş olan Talha ve Abdurrahman b. Attab b. Useyd'in yanından geçerken verdiği hutbedir: Kuşkusuz ki, Ebu Muhammed (Talha) bu yerde garip kalmıştır! Dikkat buyurun, vallahi Kureyş'in yıldızların altında öldürülmüş olmasını hoş görmüyordum! Abdimenafoğulları'ndan intikamımı aldım. Ama Cumahoğulları'nın ileri gelenleri elimden kaçıp kurtuldular. Onlar, ehil olmadıkları bir işe (hilafete) boyunlarını uzattılar. Fakat ona ulaşmadan bo-yunları kırıldı.1 İmam Ali (a.s) bu hutbede Allah yolunda yürüyenleri nitelendirmektedir: O, (seyr-u sülük ehli ilim ve fikirle donarak) aklını diriltmiş, şehvetlerini öldürmüş, böylece cismi incelmiş, katı kalbi yumuşamış, kendisi için ışığı kuvvetli bir meşale yakmış ve bununla önünü aydınlatarak doğru yolunu devam etmiştir. Her çaldığı kapı onu esenlik ve karar kılacağı yere ulaştırmış, bedeninin sükûnuyla iki ayağı emniyet ve rahat içinde sabit kalmıştır. Böylece kalbini (aklını) kullanmış ve Rabbini razı etmiştir.2

221. Hutbe348F

Bu hutbe, "Çoklukla övünmek sizi o derece oyaladı ki, kabirleri dahi ziyaret ederek oradakileri de sayacak …
NEH_0354 · S. 346 · 221. Hutbe348F
İmam Ali
Bu hutbe, "Çoklukla övünmek sizi o derece oyaladı ki, kabirleri dahi ziyaret ederek oradakileri de sayacak gibi oldunuz."2 ayetlerini okuduktan sonra irad ettiği hutbedir: Vay! Ne kadar uzak bir hedef, ne kadar gafil ziyaretçiler, ne kadar da büyük ve rüsva edici bir iş! Gidenlerin ibret noktası olan yerlerini bırakıp, kendilerinden çok uzaklardaki çürümüş ölülerle övünüyorlar. Atalarının mezarlarıyla mı, yoksa ölülerini de kendilerine katarak çokluklarıyla mı övünüyorlar?! Onlar adeta ruhsuz cesetlerin dönmesini ve durmuş cisimlerin harekete geçmesini istiyorlar. Oysaki onlarla öğüneceklerine onlardan ibret almaları daha güzel olmaz mıydı? Onların durumunu görünce tevazu göstermeleri, onlarla büyüklenmekten daha akıllıca bir iş olurdu! Ama onlar atalarına iyi görmeyen gözlerle bakmaktalar ve onlar hakkında cehalet uçurumuna yuvarlandılar. Eğer şu yıkılmış diyarlar ve şu boş evler, ataları hakkında konuşturulacak olsaydı, "Atalarınız yerin dibine sapık olarak gittiler, siz de peşlerinden cahilce koşturdunuz. Onların başlarının üzerinde dolaşıyorsunuz. Cesetlerine ekinler ekiyorsunuz. Onların geride terk edip bıraktıklarını yiyorsunuz. Eskitip bıraktıkları yerlerde oturuyorsunuz.
Kuşkusuz ki günler sizinle onlar arasında ağlamakta ve sizin için çığlıklar koparıp dövünmektedir." derlerdi.
NEH_0355 · S. 346 · 221. Hutbe348F
musahiplik İmam Ali
Kuşkusuz ki günler sizinle onlar arasında ağlamakta ve sizin için çığlıklar koparıp dövünmektedir." derlerdi. Onlar, sizin de sonunuz olan ölüme sizden önce koştular ve sizden önce kabir âlemine ulaştılar. Onların yüksek yüksek makamları, övünecek vesileleri vardı. Kimisi sultandı; kimisi de halktandı, ama hepsi de kabir âleminde bir yola girdiler ve orada yeryüzü onlara musallat oldu. Kabir toprağı etlerini yedi, kanlarını içti; hepsi de kabirlerinin yarıklarında büyüyüp gelişmeyen cansızlar ve bulunamayan kayıplar hâline geldiler. Onları ne belaların gelmesi korkutur, ne sıkıntıların basması hüzünlendirir. Sarsıntılara aldırmıyorlar, gök gürültülerini duymuyorlar. Beklenilmeyen kayıplar, hazır bulunmayan şahitlerdirler. Hepsi bir arada idiler, ama darmadağın oldular, toplu idiler, ama parçalara bölündüler. Onlardan bir haber gelmemesine ve diyarlarının sessizliğe bürünmesine ne asırların uzunluğu, ne de yerlerinin uzaklığı sebep oldu. Fakat onlara bir kadeh içirildi de o kadeh, konuşmalarını sessizliğe, işitmelerini sağırlığa ve eylemlerini hareketsizliğe dönüştürdü. İlk bakışta nitelendirmek istersek adeta yere düşmüş ve derin bir uykuya dalmış gibidirler. Sanki ünsiyetleri olmayan komşular, birbirini ziyaret etmeyen dostlar, aralarındaki tanışıklık bağları yok olmuş yakınlar, kardeşlik bağları kopmuş kimseler gibidirler. Bir arada olmalarına rağmen hepsi yapayalnız ve yakın oldukları hâlde birbirinden uzaktırlar. Ne geceye bir gündüz ve ne de gün-düze bir gece tanırlar. Kabre girdikleri o gece veya gündüz onlara ebedîdir. O diyarın tehlikelerini, korktuklarından da-ha zor gördüler. Tahmin ettikleri delillerden daha büyüklerine şahit oldular. Cennet de, cehennem de, kendilerine korku ve ümitle (havf ve reca) işledikleri ameller karşılığında ebedî karargâh olarak sunulmuştur. Eğer orada gözle gördüklerini anlatmak isteselerdi, izah etmeye güçleri yetmez, aciz kalırlardı.
İzleri kaybolsa da, haberleri gelmese de, şüphesiz ibret alan gözler onları görmekte ve akıl kulakları …
NEH_0356 · S. 348 · 221. Hutbe348F
İmam Ali
İzleri kaybolsa da, haberleri gelmese de, şüphesiz ibret alan gözler onları görmekte ve akıl kulakları seslerini duymaktadır. Konuşma aracı olmaksızın (lisan-ı hâl ile) şöyle derler: "Güzel yüzlerimiz çirkinleşti, nazik bedenlerimiz dağıldı, yırtık elbiseler giydik, kabir darlığı bize zor geldi, birbirimizden korkuyu miras aldık, üzerimize sessiz yerleşme merkezleri olan kabirler yıkıldı da bütün bunlar yüzünden cesetlerimizin güzelliği silindi. Şekillerimizin belirgin özellikleri tanınmaz oldu. Korku diyarlarında kalmamız uzadı; ne sıkıntıdan bir çıkış, ne darlıktan bir genişlik bulabildik! Keşke, aklınla onları betimleyebilsen veya senin için onların üzerine örtülmüş örtüler kaldırılabilseydi de hâllerinin nice olduğunu bir görebilseydin! Kulaklarını kurtlar yemiş de duymaz olmuşlar, sürme yerine gözlerine toprak dolmuş da kör olmuşlar, işleyen diller ağızlardan kopup ayrılmış, uyanık kalpler göğüslerinde darmadağın olmuş, bütün azalarda (ölümün etkisiyle) bozulmalar olmuş, azalarını çirkin bir hâle sokmuş ve yok olmayı kolaylaştırmıştır. Hepsi teslim olmuşlardır. Ne onu savunacak bir elleri ne ağlayıp sızlayacak bir kalpleri vardır!
Kalplerinin hüzünlendiğini ve gözlerinin çerçöp dolu olduğunu görürsün.
NEH_0357 · S. 348 · 221. Hutbe348F
İmam Ali
Kalplerinin hüzünlendiğini ve gözlerinin çerçöp dolu olduğunu görürsün. Bütün bu işlerde onlar için değişmeyen bir özellik, aşılmayan bir zorluk vardır. Yer nice değerli ve güzel renkli bedenleri yutmuştur. O, dünyada birçok çeşitli nimetlere sahipti, büyük makamları vardı. Kendisine bir musibet indiği zaman eğlenceyle oyalanır, oyun ve eğlencelerden taviz vermez, kendine teselli arardı. Umursamaz bir hayatın gölgesinde gülerken, dünya da ona gülüyordu. Zaman o dikenini batırdığı, günler kuvvetini yok ettiği ve ölüm ona yakından baktığı zaman, kendisini bilmediği bir hüzün sardı, önceden haberdar olmadığı gizli dertle- re düçar oldu, sağlığından emin olduğu bir anda hastalık belirtileri ortaya çıktı. O bu hâliyle, sıcağı soğukla ve soğuğu sıcakla tedavi eden doktorlara sığınmış; ama soğukla bastırılmaya çalışılan sıcak arttıkça artmış, sıcakla tedavi edilmek istenen soğuk da artış kaydetmiştir. Bu tedavi hastalığını iyileştirmedi, hatta hastalıkları daha da arttırdı. Uzmanlar bile onun derdine derman bulmaktan aciz kalmışlar, hastalığını soranlara hiçbir cevap verememişler, gizledikleri içler acısı haberi onun gıyabında tartışmışlardır.
Böylece birisi "O işte böyledir!" diyor; diğeri, tekrar sıhhatine kavuşması için ümit veriyor;
NEH_0358 · S. 348 · 221. Hutbe348F
İmam Ali
Böylece birisi "O işte böyledir!" diyor; diğeri, tekrar sıhhatine kavuşması için ümit veriyor; bir diğeri ölümüne baş sağlığı dileyip ailesine, ondan önce ölüp gidenlerin ailelerini hatırlatıyordu. Aynı şekilde o, dünyadan ayrılmak ve sevdiklerini terk etmek üzereyken bir anda boğazı tıkandı, şuuru kapandı, dili kurudu, bildiği birçok cevabı hatırladı da dilinde onları söyleyecek takati bulamadı. Hürmet ettiği nice büyükten ve sevgi beslediği nice küçükten kalbine elem veren çağrılar işittiği hâlde onları işitmezlikten gelir. Kuşkusuz ki ölümün izah edilemeyen ve dünya ehlinin akıllarına hayallerine bile getirmeleri imkânsız olan daha nice zorlukları ve sıkıntıları vardır.1 Hz. Ali (a.s), "Orada akşam sabah Allah'ı tesbih eden birtakım insanlar vardır. Onları ne ticaret ne de alış veriş Allah'ı zikretmekten alıkoyamaz."2 ayetini okuyunca şöyle buyurdu:

222. Hutbe

Münezzeh ve yüce olan Allah, zikri kalplerin cilası kılmıştır.
NEH_0359 · S. 350 · 222. Hutbe
İmam Ali
Münezzeh ve yüce olan Allah, zikri kalplerin cilası kılmıştır. Ağır duyan kulaklar onunla (zikirle) iyi duymuş, zayıf gören gözler onunla görmeye başlamış ve düşmanlıklar onunla teslimiyete dönüşmüştür. Her zaman ve fetret dönemlerinde, büyük nimetler sahibi Allah'ın, fikirlerine ve akıllarına ilham ettiği, akıl ve düşünceleriyle konuştuğu kullar var olmuştur. Bunlar, gözlerindeki, kulaklarındaki ve kalplerindeki uyanış nuruyla aydınlanmışlardır. Allah'ın günlerini (eyyamullahı) hatırlatmışlar, insanları Allah'ın azamet makamından korkutmuşlar ve çöllerde insanlara yol gösteren kılavuzlar makamında olmuşlardır. Kim orta hedefi tutturmuşsa onu o yolda gitmeye teşvik etmiş ve kurtuluşla müjdelemişlerdir. Kim de sağa sola yönelmişse, onun gidişatını kınamışlar ve helak olmaktan sakındırmışlardır. Böylece onlar, o karanlıkları aydınlatan lambalar ve o şüpheleri gideren kılavuzlar olmuşlardır. Dünya yerine zikri tercih eden bir zikir ehli vardır. Onları ne ticaret ne de alış veriş bundan alıkoyabilmiştir. Bu şekilde yaşamaya devam etmişlerdir. Her zaman gafillerin kulaklarına Allah'ın haramlarından kaçınmayı fısıldamışlardır.
Adaletle emrettiklerinde kendileri de sarılmışlar, münkerden nehyettiklerinde kendileri de kaçınmışlar.
NEH_0360 · S. 350 · 222. Hutbe
İmam Ali
Adaletle emrettiklerinde kendileri de sarılmışlar, münkerden nehyettiklerinde kendileri de kaçınmışlar. Dünyada oldukları hâlde, sanki dünyayı ahirete taşımışlar ve ötedeki şeyleri görmüşler, sanki orada uzun süre kalan berzah ehlinin gaybi hâllerinden haberdar olmuşlar, adeta kıyamet vaatlerini onlara gerçekleştirmiş, böylece dünya ehlinin gözünün önüne gerilen perde aralanmıştır da onlar, insanların göremediklerini görüp, işitemediklerini işitmişlerdir. Eğer onları kendi aklınca; övülmüş makamlarında ve o de- ğerli meclislerinde amel defterlerini yaymış, nefislerini hesaba çekmek amacıyla emrolunup da kusur ettikleri veya nehyolunup da haddi aştıkları bütün küçük büyük işleri ortaya dökmüş, günahlarının ağırlıklarını sırtlarına yüklenmiş, ağırlığından bellerini doğrultamamış, ağlamaktan boğazı düğümlenmiş, pişmanlık ve itiraf içinde şiddetle ağlayıp feryat etmiş bir hâlde tasvir edecek/betimleyecek olursan, hidayet sancakları ve karanlığı aydınlatan lambalar gibi olduklarını da görürsün. Etraflarını melekler almış, üzerlerine bir sekine ve huzur inmiş, göklerin kapıları kendilerine açılmış, onlar için Allah'ın bildiği bir yerde keramet koltukları hazırlanmış, Rableri onların çalışmalarından memnun kalmış ve makamlarını övmüştür... Allah'a dua ederken, af ve bağış havasını solumuş, O'nun fazlına çok muhtaç ve azametine boyun eğen esirleri olmuşlardır. Uzun hüzünler kalplerini yaralamış, dinmeyen ağlamalar gözlerini bozmuştur. Allah'a rağbete açılan her kapıyı çalan bir elleri vardır. Onlar, geniş (bağış) toprakları daralmayan, isteyenleri ümitsizlikle çevirmeyen kimseden isterler. O hâlde kendin için nefsini hesaba çek. Çünkü diğerlerinin senden başka hesab görücüleri vardır.1 Hz. Ali (a.s), "Ey insan, seni Rabbine karşı aldatan nedir!"2 ayetini okuyunca şöyle buyurdu:

223. Hutbe

Soru sorulan (insan) en batıl delile ve en temelsiz mazerete sahiptir.
NEH_0361 · S. 352 · 223. Hutbe
İmam Ali
Soru sorulan (insan) en batıl delile ve en temelsiz mazerete sahiptir. Onun hoşnutluğu kendini tanımadığındandır. Ey insan! Seni günahına karşı cesaretlendiren nedir? Seni rabbine karşı aldatan nedir? Kendi kendini mahvetmene sebep olan nedir? Derdine deva mı yoktur, yoksa gaflet uykusundan mı uyanamadın? Başkalarına acıdığın kadar kendine acımıyor musun? Güneşin kavurucu sıcağı altında kalmış birini görünce, hemen onu gölgelendiriyorsun veya bütün bedenini saran bir derde tutulmuş birisini gördüğün zaman, ona acıyarak ağlıyorsun! Kendi derdine ne kadar sabırlısın, başına gelen belaya ne kadar da tahammüllüsün! Nefsin herkesten değerli olduğu hâlde, kendine ağlamak sana neden zor geliyor! Gece inecek bela endişesi, seni nasıl uyanık tutmuyor? Allah'a isyan etmen, seni O'nun kahır uçurumuna yuvarlamıştır. O hâlde kalbindeki boşluk derdini kararlılıkla, başındaki gaflet uykusunu da uyanıklıkla tedavi et. Allah'a itaatkâr ol, O'na zikriyle ünsiyet et, O'ndan yüz çevirdiğin hâlde onun sana nasıl yöneldiğini bir düşün! O seni fazlı ile bürümüş, affına çağırıyor. Sen ise O'nu bırakıp başkasına gidiyorsun. Bu yüce ve güçlü olan Allah ne de kerimdir!
Zayıflıktan boyun eğdiğin hâlde seni Allah'a isyana cüret ettiren nedir!
NEH_0362 · S. 352 · 223. Hutbe
İmam Ali
Zayıflıktan boyun eğdiğin hâlde seni Allah'a isyana cüret ettiren nedir! Oysa sen, Allah'ın perdesinin altında kalıyor, lütfünün genişliğinde yeryüzünde gezip-tozuyorsun ve O, seni lütfünden mahrum bırakmadı, üzerindeki mağfiret perdesini de yırtıp atmadı. Aksine senin için yarattığı mağfireti, senden alıkoyduğu kötülüğü veya belayı fark ettiğinde, O'nun sana olan lütfünü göreceksin! Bir de Allah'a itaat etmiş olsaydın ne olacağını düşün! Vallahi eğer bu durum güç ve kudrette eşit olan iki kişi arasında vaki olsaydı, kınanmış ahlâk ve kötü amel sahibi olduğuna bizzat hükmeden ilk kimse sen olurdun. Evet, gerçek söylüyorum! Dünya seni aldatmadı; fakat sen, dünyayla kendi kendini aldattın! Dünya sana bir yığın öğüt vermiş, seni adalet ve insafa davet etmiştir. Dünya sana isabet eden bir bela veya gücünün eksileceği hususunda verdiği vaatlerinde, sana yalan atmaktan veya kandırmaktan daha vefalı ve daha doğru davranmıştır. Sana nice ibret ve nasihat verenlerini itham ettin ve doğru söyleyenlerini yalanladın. Dünyayı ıpıssız harabelerden ve bomboş kalmış diyarlardan tanımak isteseydin, onların sana üzülmeni istemeyen merhametli bir dost gibi çok güzel öğütler ve dersler verdiğini görürdün. Dünya kendini yurt edinmeyene ne güzel yurt ve vatan edinmeyene ne güzel yerdir! Yarın dünyanın mutluları, bugün ondan kaçanlar olacaktır. Yeryüzü sarsıldığı, kıyametin bütün dehşetiyle gerçekleştiği ve bütün ibadet yerlerinin ehline, mabutların ibadet edenlerine, itaat edenlerin itaat ettikleri kimselere kavuştukları zaman; tüm kötü gözler ve yanlış adımlar Allah'ın adaletinde hak üzere ceza görür. İşte o günde nice deliller batıl olur ve nice özürler kabul edilmez! Bu yüzden, şimdiden işlerin için hesap gününde makbul olacak uygun mazeretler ara, delilinin gerçekleşmesine çalış. Sende ebedî kalmayacak şeylerden ayrıl ve ebediyen senin kalacak şeyleri seç. Yol için hazırlan, kurtuluş nuruna göz dik, merkebine yükünü sıkı bağla.1 Hz.
Ali bu hutbeyi Kufe'de hilafeti döneminde irad etmiştir:
NEH_0363 · S. 352 · 223. Hutbe
İmam Ali
Ali bu hutbeyi Kufe'de hilafeti döneminde irad etmiştir: Allah'a andolsun, deve dikenlerinin üzerinde gecelemem ve elim kolum bağlanarak zincirlerle sürüklenmem; kıyamet günü kullarından bazılarına zulmetmiş ve dünya malından bir kırıntı bile olsa gasp etmiş olarak Allah'a ve Resulüne kavuşmamdan daha sevimlidir bana. Çabucak imtihan yerine dönecek ve uzun zaman toprak altında kalacak nefis için, bir kula nasıl zulmederim! Vallahi (kardeşim) Âkil'i gördüm; yokluk içine düşmüş olarak bana geldi, sizin buğdayınızdan az bir miktar vermemi ısrarla istedi. Çocuklarını perişan, toza toprağa bulanmış gördüm. Açlıktan yüzleri kararmıştı. Gelip gidip, istediğinde ısrar ediyordu. Onu o kadar dinledim ki, sözüne uyup dinimi satacağımı, yolumu bırakıp onun yoluna uyacağımı zannettim. Bir demir parçasını kızdırdım, ibret alması için bedenine yaklaştırdım; acısından bir hastanın acıdan inleyişi gibi inlemeye başladı. Demiri iyice yaklaştırdım, neredeyse dağlanacaktı. Sonra ona şöyle dedim: "Yaslı anneler yasında ağlasın ey Akil! Şakacıktan vücuduna yaklaştırdığım bir demir nedeniyle bu kadar inliyorsun da beni Allah'ın gazabıyla alevlenen ateşe mi atmak istiyorsun! Sen bu kadarcık ezadan feryat ediyorsun da ben cehennemden feryat etmez miyim?"

225. Hutbe

Bundan daha da ilginç şey oldu: Bir gece yarısı, birisi (Eş'as b.
NEH_0364 · S. 355 · 225. Hutbe
İmam Ali Ehl-i Beyt
Bundan daha da ilginç şey oldu: Bir gece yarısı, birisi (Eş'as b. Kays el-Kindî ki, dinden döndüğü, sonradan Haricî olduğu rivayet edilir) kapalı bir kab içinde helva getirdi. O helvadan tiksindim. Adeta yılan kusmuğu veya zehiriydi. "Bu hediye midir, yoksa zekât veya sadaka mıdır?" diye sordum. "Eğer sadaka veya zekât ise bu biz Ehlibeyt'e haram kılınmıştır." dedim. "Bu ne zekâttır ve ne de sadakadır; bu bir hediyedir." dedi. "Anan, ağlasın sana! Allah'ın diniyle gelip beni tuzağa mı düşüreceksin? Aklını mı kaybettin, şeytan mı çarptı, yoksa sayıklıyor musun?" dedim. Vallahi, karıncanın ağzındaki arpanın kabuğunu alarak Allah'a isyan etmem için bana yedi iklim ve göklerin altındakiler verilse gene de kabul etmem. Benim nazarımda dünyanız, bir çekirgenin ağzıyla çiğnediği yapraktan daha değersizdir. Ali'nin fani olacak nimetler ve baki olmayan lezzetlerle işi ne! Akıllarının gaflet için de olmasıyla günaha düşerek ayakların kaymasından Allah'a sığınır, O'nun yardımını dileriz.1 Hz. Ali (a.s) ekonomik problemler hususunda Allah'tan şöyle yardım dilemektedir: Ey Allah'ım!
Yüzsuyumu ihtiyaçsızlıkla koru ve beni fakirlikle başkalarının yanında küçük düşürme ki senden …
NEH_0365 · S. 355 · 225. Hutbe
İmam Ali
Yüzsuyumu ihtiyaçsızlıkla koru ve beni fakirlikle başkalarının yanında küçük düşürme ki senden rızıklananlardan rızık talep etmeyeyim, kötü yaratıklardan merhamet dilemeyeyim, bana vereni övmeye mübtela olmayayım ve benden esirgeyeni yermekle imtihan edilmeyeyim. Bütün bunlardan öte bağışta bulunan ve esirgeyen de sensin. "Sen, gerçekten, her şeye kadirsin."1/2 Hz. Ali (a.s) dünyayı tanıma ve ondan ibret alma hususunda şöyle buyurmaktadır: Dünya, sıkıntılarla örülmüş ve hıyanetle tanınmış bir evdir. Ne kendi hâli sabit kalır, ne de sakinleri güvenlik ve esenlik içindedir! Çeşit çeşit durumları, durmadan değişen hâlleri vardır. Dünya hayatı kötülenmiş, orada emniyette olmak imkânsız kılınmıştır. Orada dünya ehli, hedef tahtası yapılmış, dünya onlara oklarını atıyor, kargısıyla hayatlarına son veriyor. Ey Allah'ın kulları! Sizler ve bu dünyadan içinde bulunduklarınız sizden önce geçenlerin yolunda yürümektesiniz. Onlar ki sizden daha uzun ömür sürmüş, bulundukları yerleri sizden daha iyi imar etmiş ve daha kalıcı eserler bırakmışlardı. İşte hepsinin sesleri kesildi, güçleri ve hareketleri durdu, bedenleri yıprandı, yurtları bomboş kaldı ve geride bıraktıkları darmadağın oldu.
Oysaki onlar sapasağlam sarayları ve (büyük keyifle) yaslandıkları sırtlıkları;
NEH_0366 · S. 355 · 225. Hutbe
İmam Ali
Oysaki onlar sapasağlam sarayları ve (büyük keyifle) yaslandıkları sırtlıkları; dayandıkları sert kayalar, taşlar ve bitişik kazılmış mezarlar ile değiştirdiler. O mezarlar harabeler üzerine yapılmış, yapıları toprakla sağlamlaştırılmıştır. Mekânları birbirine yakın ama sakinleri birbirinden uzak ve garibtir. Sakinleri görünürde işsiz, ama gerçekte meşgul korkunç bir mahellede karar kılmışlardır. Yurt edindikleri yerle ünsiyet edinmezler. Evleri bitişik ve birbirine yakın komşu oldukları hâlde, komşulular gibi ilişkide bulunmazlar! Ölüm onları un-ufak ettiği, toprak onları yiyip bitirdiği hâlde nasıl birbirlerini ziyaret etsinler! Öyle düşünün ki, sanki onların başına gelen sizin başınıza gelmiş, o yatakhaneye esir düşmüşsünüz ve o emanetgah sizleri kendine katmıştır. O hâlde (bir düşünün) bütün bu işler tamamlanıp kabirler içlerindekini dışarıya çıkardığı, herkesin önden gönderdiği ile imtihan verdiği, gerçek dostları olan Allah'a döndürüldükleri, uydurmuş oldukları şeylerin hepsinin kendilerinden uzaklaştığı zaman1 sizin hâliniz ne olacaktır!2 Hz. Ali (a.s) bu hutbesinde Allah'tan hidayet, hayır ve saadet dilemektedir: Allah'ım! Dostları için en çok ünsiyet edilen, sana tevekkül edenlere tek başına yetensin. Gizliliklerini görür, içlerinden geçenlere vakıf olur, basiret derecelerini bilirsin sen. Sırları, senin nezdinde aşikârdır. Kalpleri, hasretle senden yardım ister.

228. Hutbe

Gurbet, onları korkuya düşürürse seni zikretmekle ünsiyet edinirler.
NEH_0367 · S. 358 · 228. Hutbe
İmam Ali
Gurbet, onları korkuya düşürürse seni zikretmekle ünsiyet edinirler. Üzerlerine musibetler yağdığı zaman sana sığınırlar. Çünkü işlerin dizginlerinin senin elinde ve kaynaklarının senin emrinde olduğunu bilirler. Allah'ım eğer istemekten aciz veya taleplerimi istemekte körleşmiş isem, çıkarlarım hususunda bana yol göster, kalbimi kurtuluşumun olduğu yere yönelt. Bunlar senin hidayetinden uzak ve böylesine istekleri gidermen yeterliliğine yabancı değildir. Allah'ım! Bana adaletinle değil, affınla davran.1 Hz. Ali (a.s) bu hutbesinde ashabından bazıları2 hakkında şöyle buyurmuştur: Allah falana iyilik versin; eğrileri doğrulttu, hastalıkları tedavi etti, sünneti ikame etti, fitneyi arkasına attı. Kendisi temiz, az ayıplı bir elbiseyle gitti. İyi işler yaptı, kötü işlerden kaçındı. Allah'a karşı itaatini yerine getirdi ve O'ndan hakkıyla sakındı. Ama insanları; sapanın hidayet bulamayacağı ve hidayet bulanın yakine eremeyeceği çeşitli yollar üzerine bırakarak dünyayı terk etti.3

229. Hutbe

Hz. Ali (a.s) bu hutbesinde halkın kendisine biat etmesi hususunda şöyle buyurmuştur:
NEH_0368 · S. 359 · 229. Hutbe
İmam Ali
Hz. Ali (a.s) bu hutbesinde halkın kendisine biat etmesi hususunda şöyle buyurmuştur: Sizler elimi açtınız, ben ise kapattım. Siz ısrarla kendinize doğru çektiniz, ben ise kendime çektim! Sonra, suya giden susuz develer gibi kalabalık bir şekilde ve sanki yarışarak, birbirinizi ezercesine üzerime doğru geldiniz. Öyle ki, ayakkabım parçalandı, üstümden elbisem düştü, zayıflar altta kalarak çiğnendiler. Halkın bana karşı yaptığı sevinç gösterisi öyle bir düzeye vardı ki, küçükler şenlik yaptı, yaşlılar titrek ve zayıf bir eda ile yürüdü, hastalar büyük bir acıyla ve genç kızlar yüzlerini açık hâlde (aceleyle) bana yöneldiler.1 Hz. Ali (a.s) bu hutbesinde çeşitli konular hakkında şöyle buyurmaktadır: İlâhî takva; doğruluk ve istikametin anahtarı, ahiretin yegâne azığıdır. İnsanın her türlü kölelikten kurtuluş ve helak olmaktan korunma sebebidir. İsteyen, onunla başarıya ulaşır, ona sığınan kurtulur ve arzulara onunla ulaşılır. O hâlde amel ediniz. Zira ameller (Allah'a) yükselir. Tövbe fayda verir, dua işitilir. Durum sakin, kalemler yazmaktadır. Ömrünüz sona ermeden, sizi işten alıkoyan hastalık çatma- dan ve ölüm ansızın inip canınızı bedeninizden ayırmadan amele koşunuz.
Çünkü ölüm, lezzetlerinizi yok eder, isteklerinizi karartır, sizi amaçlarınızdan uzaklaştırır.
NEH_0369 · S. 359 · 229. Hutbe
İmam Ali
Çünkü ölüm, lezzetlerinizi yok eder, isteklerinizi karartır, sizi amaçlarınızdan uzaklaştırır. O, sevilmeyen ziyaretçi, yenilmeyen pehlivan ve istenmeyen suçludur. Sizleri ipleriyle ve kapanlarıyla avlar, musibetleriyle her yönden sarıp kuşatır, okları ve mızraklarıyla sizleri nişan alır. Onun kahrı büyük, düşmanlığı süreklidir. Attığında hedefi şaşırması azdır. Karanlık bulutların, şiddetlenen sancıların, zifiri karanlıkların, gizli can çekişmelerinin, ızdıraplı elemlerin, üst üste yığılmış yoğun karanlıkların ve katı/sert yiyecekleri tatmanın sizi kuşatacağı gün yakındır. Öyle düşünün ki sanki ölüm ansızın sizi yakalayıp sırdaşlarınızı susturmuş, istişare ettiğiniz kimseleri dağıtmış, tüm eserlerinizi imha etmiş, evlerinizi sahipsiz bırakmış, mirasınızı paylaştırmak için varislerinizi harekete geçirmiştir. Bu esnada onlar ya sizlere hiçbir faydası olmayan özel dostlardır, ya ölüme engel olamayan üzüntülü yakınlardır ya da ölümünüze ağlamayan sevinçli kimselerdir. O hâlde sebat ve gayret göstermeli, hazırlıklı olmalı ve azık alabileceğiniz bu diyardan çok azık almalısınız. Dünya; geçmiş çağlarda sizden önceki toplulukları kandırdığı gibi, sizleri de kandırmasın.
Onlar dünyanın sütünü sağmış, tuzağına düşmüş, süresini tüketmiş ve yenilerini eskitmişlerdi.
NEH_0370 · S. 359 · 229. Hutbe
İmam Ali
Onlar dünyanın sütünü sağmış, tuzağına düşmüş, süresini tüketmiş ve yenilerini eskitmişlerdi. Meskenleri mezarları olmuş, malları başkalarına miras kalmıştır. Onlar kendilerine gelenleri tanımaz, ağlayanlara aldırmaz ve çağıranlara cevap veremezler. Dünyadan sakının! O gerçekten kalleş, aldatıcı ve kandırıcı- dır! Bir taraftan verici, diğer taraftan ise alıcıdır. Bir taraftan giydirici, bir taraftan soyucudur. Huzuru devamsız, sıkıntı ve meşakkatleri bitmez, belalarının sonu gelmez. ...Onlar (zahitler), dünya ehlinden bir kavim oldukları hâlde sanki ehlinden değillerdi. Onlar dünyada oldukları hâlde sanki dünyada olmadılar. Dünyada basiret üzere amel ettiler, korktukları şeyden (ölümden) öne geçtiler. Dünyada oldukları, ahiret ehli arasında idiler. Onlar, dünya ehlinin bedenlerinin ölümünü gözlerinde büyüttüklerini gördükleri zaman, yaşayan kalplerinin ölümünü daha büyük görürler.1 Hz. Ali bu hutbeyi Zî-Gar bölgesinde, H. 36 yılında Basra'ya giderken irad etmiştir: (Peygamber) Emrolunduğu şeyi açıklayıp Rabbinin risaletini tebliğ etti. Allah onun vesilesiyle ayrılıkları birleştirdi ve gedikleri kapadı. Kalpleri dolduran, göğüslerde gizlenen ve kini alevlendiren yakınlar arasındaki düşmanlığı onunla giderdi ve onları birbiriyle uzlaştırdı.2 Hilafetin ilk günlerinde, mal istemeye gelen ve dostlarından olan Abdullah İbn Zem'a'ya şöyle dedi:

233. Hutbe

Bu mallar senin de değil benim de. O kılıçlarıyla elde ettikleri ganimet, Müslümanlar için saklanmış …
NEH_0371 · S. 362 · 233. Hutbe
Ehl-i Beyt İmam Ali
Bu mallar senin de değil benim de. O kılıçlarıyla elde ettikleri ganimet, Müslümanlar için saklanmış mallardır. Eğer onların savaşlarına iştirak ettiysen, onların payı kadar sana da düşer; eğer savaşa katılmadıysan, onların elleriyle elde ettikleri kazançlar başkalarının ağzına olmaz (onlarda kimsenin hakkı yoktur.)1 Cude b. Hubeyre minberde konuşamayınca Hz. Ali bu hutbeyi irad etti. Bu hutbede Ehlibeyt'in faziletleri ve o zamandaki karışık durum söz konusu edilmiştir: Bilin ki, dil insanın bir parçasıdır. İnsanın konuşma gücü olmazsa dil onu konuşmacı yapmaz. Gücü olduğunda ise konuşma ona mühlet vermez. Biz sözün emirleriyiz. Kök ve damarları bizde güçlenmiş ve dalları bizi gölgelendirmiştir. Allah, size rahmet eylesin! Biliniz ki sizler, gerçekler doğrultusunda hakça konuşulanların az olduğu, doğruyu söyleyenin dilinin tutulduğu, hakka sarılanın zayıf düştüğü bir zamanda yaşıyorsunuz. Zamanın ehli isyanda karar kılmış, yalakacılıkta uzlaşmışlardır. Gençleri kötü ahlâklı, yaşlıları günahkâr, âlimleri münafık, dostları sahtekârdır. Ne küçükleri büyüklerine saygı gösterir ne de zenginleri fakirlerine yardım eder.2

234. Hutbe

Za'leb el-Yemamî, Ahmed b. Kuteybe'den, o da Abdullah b. Yezid'den, o da Malik b.
NEH_0372 · S. 363 · 234. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Za'leb el-Yemamî, Ahmed b. Kuteybe'den, o da Abdullah b. Yezid'den, o da Malik b. Dihye'den şöyle rivayet etmektedir: "Biz Emirü'l-Müminin'in yanında bulunuyorduk. Onun yanında halkın farklılıklarından bahsedilince şöyle buyurdu: Onların arasındaki farklılıklar, yapılarındaki unsurların farklılığından kaynaklanmaktadır. Onlardan bazıları toprağın tuzlu, bazıları tatlı, bazıları sert ve bazıları da yumuşak parçalarından meydana gelmişlerdir. Onlar, topraklarının birbirlerine yaklaştırdığı kadar birbirlerine yaklaşır ve topraklarının farklılığı kadar birbirlerinden farklı olurlar. Bu yüzden biri dış görünümü güzel, fakat aklı nakıs; biri boyu uzun, fakat himmeti az; biri amelleri iyi, fakat dış görünüşü çirkin; biri boyu kısa, fakat düşünceleri derin; biri fıtratı iyi, fakat ameli kötü; biri güzel ahlâklı, ama aklı karışık; bir diğeri ise aydın kalpli konuşkan biri olur.1 Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonra gusul ve teçhiz sırasında şöyle buyurmuştur: Anam babam sana feda olsun ya Resulullah! Başkasının vefatıyla kesilmeyecek olan nübüvvet haberleri ve göklerden gelen hükümler senin vefatınla kesildi.
Senin vefatının bir özelliği vardır; senin ölümünün musibetine düçar olanlar başka musibetleri unuttular ve …
NEH_0373 · S. 363 · 234. Hutbe
Hz. Muhammed İmam Ali
Senin vefatının bir özelliği vardır; senin ölümünün musibetine düçar olanlar başka musibetleri unuttular ve herkes aynı şekilde senin ölümünün musibetinde yasa büründü. Sabrı emretmeseydin ve sa- bırsızlık göstermekten nehyetmeseydin, göz pınarlarım kuruyup, gözyaşlarım tükeninceye kadar ağlardım da derdim şifa bulmaz, hüznüm bitmez ve yine bütün bunlar senin için az olurdu! Fakat ölüme engel olmak ve savmak da mümkün değildir. Anam babam sana feda olsun! Rabbim katında bizi hatırla, bizi unutma!1 Hicreti ile ilgili verdiği hutbenin bir bölümünde şöyle buyurur: ...(Hicret ederken) Resulullah'ın (s.a.a) gittiği yerden gittim, Arece mevkiine ulaşana kadar da attığım her adımda onun yâdını adımladım (adım adım ondan haber aldım).2 ğım her adımda onu hatırladım" cümlesi icaz ve fesahat örneği bir cümledir. Maksat Şudur: Mekke'den çıkıp Arece'de kendisine ulaşıncaya kadar da sürekli olarak bana haberleri bildiriliyordu. Hz. Ali (a.s) bu manayı o ilginç kinaye ile ifade etmiştir. Hz.
Ali (a.s) bu hutbesinde dostlarını salih amele davet etmektedir:
NEH_0374 · S. 363 · 234. Hutbe
İmam Ali
Ali (a.s) bu hutbesinde dostlarını salih amele davet etmektedir: Henüz hayatınızı sürdürürken, amel defterleri açıkken, töv- be yolu genişken, Allah'a itaatten kaçınanlar Allah'a davet edilirken, kötülerin dönüş ümidi kesilmemişken, amel kandili sönmemişken, süre dolmamışken, ecel çatmamışken, tövbe kapısı kapanmamışken ve melekler göğe yükselirken (fırsatı ganimet bilip) amel ediniz. Kişi kendi çabasıyla, yaşadığı günlerden ölümden sonrası için, fani dünyadan baki olan yurdu için ve geçici dünyadan daimi olan ahireti için kendisine azık almalıdır. Hakeza insan bütün ömrü boyunca Allah'tan korkmalıdır. Zira ona amel için bir fırsat verilmiştir. Aynı şekilde insan asi nefsini gemlemeli, dizginlerini eline almalı, Allah'a isyandan alıkoymalıdır. Bu yolla onu isyandan Allah'a itaate sevk etmelidir.1 Hz. Ali (a.s) bu hutbesinde hakemeyn konusunu ele almakta ve Şamlıları kınamaktadır: Onlar (Muaviye ve taraftarları), her biri bir yerden toplanmış ve getirilmiş katı kalpli, rezil ve aşağılık ve soysuz kimselerdir. Onlar, anlatılması, edeplendirilmesi, öğretilmesi, terbiye edilmesi, idare edilmesi ve elinden tutulması gereken kişilerdir. Onlar ne Muhacirlerden, ne Ensar'dan ve ne de Medine'de olup imanında sebat gösterenlerdendir. Dikkatinizi çekerim! Onlar sevdiklerine en yakın kişiyi (Amr b. As'ı) seçtiler, siz ise sevmediklerinize en yakın kişiyi (Ebu Musa el-Aş'arî'yi) seçtiniz. Sizin işiniz Abdullah İbn Kays (Ebu Musa el-Aş'arî) gibi kimselere kaldı. O dün, "Bu, bir fitnedir, yaylarınızın ipini koparın, kılıçlarınızı kınına sokun."

239. Hutbe

diyordu. Eğer doğru söylediyse, zorlanmadığı hâlde gelmekle hata etti.
NEH_0375 · S. 366 · 239. Hutbe
Ehl-i Beyt İmam Ali
diyordu. Eğer doğru söylediyse, zorlanmadığı hâlde gelmekle hata etti. Eğer yalan söylediyse, töhmet altına girdi. Amr b. As'ı, Abdullah İbn Abbas ile defedin. Fırsattan faydalanın, İslâm'ın uzak şehirlerini gözetip koruyun. Görmüyor musunuz şehirleriniz savaş meydanına dönüşmüş, evleriniz düşmanın oklarına hedef olmuştur!1 Bu hutbe de Ehlibeyt hakkındadır: Onlar, (Ehlibeyt) ilmin hayatı ve dirilişi, cehaletin ölümüdürler. Hilimleri, size ilimlerinden, zahirleri batınlarından ve sükûtları konuşmalarındaki hikmetlerinden haber verir. Hakta ayrılığa düşmez, ona karşı durmazlar. Onlar, İslâm'ın direkleri ve halkın sığınaklarıdır. Hak, onlarla yerine gelir, batıl onlarla yerinden ayrılır ve dili kökünden kesilir. Dinin hükümlerini işitip rivayet ederek değil, kavrayıp uygulayarak anlamışlardır. Çünkü ilmi rivayet eden çoktur, ama riayet/amel eden çok azdır.2 Osman, kuşatıldığı zaman Abdullah b. Abbas'ı Hz. Ali'ye göndermiş hilafet konusunda halka ismini unutturmak için varını yoğunu toplayıp Yenbu'a gitmesini istemişti. Daha önce de bu çe- şit isteklerde bulunmuştu. Hz. Ali, Yenbu'a gittikten sonra da bu kez yardım için gelmesini istemiş, bu iş defalarca tekrarlanıp durmuştu.
Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: Ey İbn Abbas!
NEH_0376 · S. 366 · 239. Hutbe
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Ali
Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: Ey İbn Abbas! Osman beni tarla sulamak için büyük kovalarla su taşımak için gelip giden devenin durumuna getirmekten başka bir şey istemiyor! Önce çıkıp gitmem için haber yolluyor; sonra da gelmemi istiyor. Şimdi, yine çıkıp gitmem için haber gönderiyor. Allah'a andolsun günahkâr olmaktan korkacak kadar onu savundum.1 Ashabını cihada teşvik etmektedir: Allah, şükrünü eda etmenizi istemekte, emrine varis kılmakta, sınırlı olan ömrünüzde ödülü (cenneti) kazanmak için yarışasınız diye size mühlet vermektedir. O hâlde kemerlerinizi iyice bir sıkın ve himmeti kuşanın. Lezzetlere dalmakla, yüceliklere ulaşılmaz. Uyku, günün nice güçlü iradesini bozar ve karanlıklar, nice yüce himmetleri yok eder.2 Allahın selâmı ümmî bir nebi olan efendimiz Hz. Muhammed'e ve karanlıkları aydınlatan meşaleler ile ilâhî sağlam ip olan Ehlibeyt'ine olsun.

1. Mektup

Medine'den Basra'ya giderken Kûfe halkına yazmış olduğu mektup:
NEH_0377 · S. 371 · 1. Mektup
İmam Ali
Medine'den Basra'ya giderken Kûfe halkına yazmış olduğu mektup: Allah'ın kulu, müminlerin emiri Ali'den Ensar'ın cömerdi, Arabın yücesi Kûfe halkına... Ben Osman'ın olayını sizlere, duyanın görür gibi olduğu şekilde haber veriyorum. Halk onu kınadı; ben ise, muhacirler içinde onu razı etmek için en çok uğraşan ve en az ayıplayan idim. Talha ve Zübeyr'in ise onun karşısında en yumuşak davranışları, sertlik ve aşırılığa sürüklemek idi. Aişe ise, kin kusuyordu; sonunda bir gurup ona saldırarak onu öldürdüler. Sonra halk zorlanmadan, mecbur da edilmeden, serbest iradelerini kullanarak bana biat ettiler. Bilin ki, gerçekten hicret yurdu (Medine), halkını dışarı atmış, onlar da orayı terk etmişlerdir. (Medine ateş üstündeki) kazan gibi kaynıyor, fitne çarkı dönmeye başladı; artık, Allah'ın izniyle emirinize koşun ve düşmanınıza karşı cihad edin.1

2. Mektup

Basra'yı aldıktan sonra Kûfe halkına yazdığı mektup:
NEH_0378 · S. 372 · 2. Mektup
Ehl-i Beyt İmam Ali
Basra'yı aldıktan sonra Kûfe halkına yazdığı mektup: Allah'ın kendisine itaat üzere amel ederek nimetine şükredenlere vereceği karşılığın en güzelini, Peygamberinizin Ehlibeyt'ine karşı gösterdiğiniz iyi muamele yüzünden size versin. Çünkü işitip itaat ettiniz; çağrılınca da geldiniz.1 Kadısı Şureyh b. Hâris'e yazdığı mektuptur. Şureyh b. Hâris, kadılığında seksen dinara bir ev satın almıştı. Müminlerin Emiri bunu duyunca, huzuruna çağırttı ve "Seksen dinara bir ev satın aldığına, senedini yazdırıp şahitlere imzalattığına dair bana haber geldi." dedi. Şureyh, "Evet böyle oldu. " diye tasdik edince, ona öfkeyle bakıp şöyle dedi: Ya Şureyh! Pek yakında, yazdığına bakmadan, delilini sormadan oturduğun evden çıkarıp seni malsız-mülksüz kabrine teslim edecek biri gelecek. Bak Şureyh, bu evi sakın kendi malından başka bir mal ile ya da helalinden kazandığından başka bir şeyle almış olmayasın. Eğer böyleyse, dünyada da ahirette de hüsrana uğramış olursun. Evi aldığında senedini yazdırmak için bana gelseydin, ben sana öyle bir senet yazardım ki onu almak için bir dirhem dahi vermeye rağbet etmezdin.

3. Mektup

Bu senet şöyledir: Aldatıcı, fanilerle komşu olan ve helaket mahallesinde bulunan bu evi;
NEH_0379 · S. 373 · 3. Mektup
İmam Ali
Bu senet şöyledir: Aldatıcı, fanilerle komşu olan ve helaket mahallesinde bulunan bu evi; zelil bir kul, ölüm yolculuğuna koyulmuş olan bir kimseden almıştır. Bu ev, dört duvarla sınırlanmış: Birinci sınır afetlere, ikincisi musibetlere, üçüncüsü, insanı helake götüren arzulara, dördüncüsü de insanı azdıran şeytana dayanır. Bu evin kapısı da buradan (dördüncü duvardan) açılır. Bu evi arzusuna kapılıp aldanan biri; eceli gelip çatan birinden, kanaatkârlık izzetinden çıkıp, helak ve istek batağına düşme pahasına satın almıştır ve bu muamelede müşterinin başına geleceklerin sorumlusu; padişahların bedenine hastalık veren, zalimlerin canını alan, Kisra, Kayser, Tub'a (Yemen sultanlarının lakabı), Himyer (Seba kavminin melikleri) Firavunlarının saltanatını yıkan, malı kat kat yığıp, yapılar bina eden, sağlamlaştıran, yüceltip süsleyen, malı toplayarak stok eden, zannınca evladına miras bırakanların hepsini hesap gününde, sevap ve azapları için toplayacak olan kimsedir. O günde iş bitip kesin hüküm verilecektir: "İşte orada ba-tılla amel edenler hüsrana uğrayanlar olacaktır."1 Heva ve hevesinin esaretinden ve dünya bağlarından kurtulmuş akıl, buna şahadet eder.2

4. Mektup

Komutanlarından birisine yazdığı mektup: Eğer, itaat gölgesine dönseler, zaten bizim istediğimiz de budur.
NEH_0380 · S. 374 · 4. Mektup
İmam Ali
Komutanlarından birisine yazdığı mektup: Eğer, itaat gölgesine dönseler, zaten bizim istediğimiz de budur. Yok, eğer gelişen olaylar onları ayrılık çıkarmaya, isyan etmeye yöneltirse, içlerinden sana itaat edenlerle birlikte isyan edenlerin üzerine yürü. Gelmek istemeyenlerden vazgeç, itaat edenlerle yetin. Çünkü isteksizlerin hazır olmamaları, hazır olmalarından; oturmaları, harekete geçmelerinden daha hayırlıdır.1 Azerbaycan valisi Eş'as b. Kays'a yazdığı mektup: Şüphesiz yetkilerin senin için bir yemek aracı değil, belki boynuna yüklenmiş bir emanettir. Senden üstün olan birinin emri altındasın. İdaren altındakilere karşı zorbalık edemeyeceğin gibi, izinsiz olarak maceraya atılıp tehlikeye de sürükleyemezsin. Elinde olan Allah-u Teâlâ'nın malını da bana teslim edilinceye kadar korumak zorundasın. Sana kötülük eden amirlerden olmamayı diliyorum. Ve's-Selâm.2 Muaviye'ye yazdığı mektup: Şüphesiz Ebubekir'e, Ömer'e, Osman'a biat edenler, onlara biat ettikleri şekilde bana da biat ettiler. Orada bulunanların (başkasını) seçme hakkı olmadığı gibi, bulunmayanın da reddetme hakkı yoktur.
Şûra, ancak Muhacirler'e ve Ensar'a aittir;
NEH_0381 · S. 374 · 4. Mektup
İmam Ali
Şûra, ancak Muhacirler'e ve Ensar'a aittir; onlar, toplanıp birisine uyar ve imam olarak nitelendirirse, bu Allah'ın da hoşnut olduğu bir iştir. Kim onların hükmüne razı olmayıp kınayarak veya bidate uyarak onların işlerini terk ederse, onu geri çevirirler. Kabul etmezse, müminlerin yoluna tabi olmadığı için onunla savaşırlar ve döndüğü şeyin vebalini de Allah, onun boynuna yükler. Ey Muaviye! Ömrüme yemin olsun, eğer heva ve hevesine uymadan aklınla düşünürsen, beni Osman'ın kanına girenlerden en uzak (ve tertemiz) bulursun. Sen çok iyi biliyorsun ki ben, bu işin dışındaydım. Ama yok bu işi benim üzerime yıkmak istiyorsan ve bildiğini (gerçekleri) gizliyorsan o başka... Ve's-Selâm.1 Muaviye'ye yazdığı mektup: ...Kendi tarafından göndermiş olduğun gösterişli, sapıklığınla bezediğin, süslenmiş, malum öğütlerinin tekrarlandığı mektubun bana geldi. Doğru yola sevk edecek basireti, gerçeğe götürecek kılavuzu olmayan birinin mektubu. Heva ve hevesi onu çağırmış, o da uymuş; sapıklık onu gütmüş, o da kendisine tâbi olmuş; anlaşılmaz hezeyanlar savurur, çarpar ve sapıtır.

8. Mektup

...Çünkü biat birdir, ikinci kez bakılmaz. Bir daha seçim yapılmaz.
NEH_0382 · S. 376 · 8. Mektup
İmam Ali
...Çünkü biat birdir, ikinci kez bakılmaz. Bir daha seçim yapılmaz. Onu kabul etmeyip kaçınan kınanır, şüphe eden de ikiyüzlüdür.1 Muaviye ile konuşması için, Cerir b. Abdullah'a gönderdiği mektup. İmam Ali (a.s) Cerir'i Muaviye'den biat alması için yanına gönderdi, Muaviye ise altı ay onun Şam'dan çıkmasına engel oldu ve bu müddet içerisinde savaş için hazırlık yaptı: Bunun üzerine İmam, Cerir'e şöyle yazdı: Mektubum sana ulaştıktan sonra, açık hükmünü sana bildirmesi ve bu konudaki görüşünü tam olarak açıklaması için Muaviye'yi zorla. Sonra ondan "ya vatanından sürüp çıkaran savaşı, ya da zillete düşüren barışı" seçmesini iste. Savaşı seçerse, kabul et, barışı seçerse biatini al. Ve's-Selâm.2 Muaviye'ye yazdığı mektup: Kavmimiz (Kureyş), Peygamberimizi öldürmeyi, kökümüzü kurutmayı arzulayarak aleyhimize komplolar kurmuş, başımıza alçakça işler açmıştı. Bizden huzuru alıp yerine kor- kuyu bırakmış, sarp dağ (Ebu Talib vadisinde) yamaçlarında yaşamaya mecbur etmiş, aleyhimize savaş ateşini yakmıştı. O hâlde Allah, dininin etrafından kötülüğü kovmamızı, kimseye onun hürmetini çiğneme fırsatı vermememizi irade etti.
Müminimiz, bununla ecir kazanmak istiyor; kâfirimiz ise soyunu koruyordu.
NEH_0383 · S. 376 · 8. Mektup
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Ali
Müminimiz, bununla ecir kazanmak istiyor; kâfirimiz ise soyunu koruyordu. Kureyş'ten İslâm'ı kabul edenler, diğer kabilelerle yapmış oldukları anlaşmadan, ya da kendi aşiretinin himaye etmesinden dolayı, bizim karşılaştığımız zorluklardan ve öldürülme tehlikesinden güvende idiler. Savaş kızışıp insanlar hücum edince Resulullah (s.a.a), ashabını Ehlibeyt'iyle korur; kılıçların ve mızrakların karşısına onları sürerdi. Böylece Ubeyde İbn Haris( Rasulullah'ın amcası oğlu), Bedir'de; Hamza, Uhud'da; Cafer, Mute'de öldürüldü. Birisi de -ki isteseydim ismini söylerdim- onlar gibi şehit olmak istedi; fakat onun eceli ertelenmiş, onlarınki gelmişti. Şu yaşadığım çağa ne kadar da şaşıyorum! Allah'ın dinini savunmayan ve benim gibi bir geçmişi olmayan birisi (Muaviye) benimle aynı seviyede tutuluyor! Oysa değil o, hiç kimse bu seviyeye ulaşmamıştır. O seviyede olduğunu iddia eden birisini ben tanımıyorum ve Allah'ın tanıyacağını zannetmiyorum. Her hâlükarda hamt Allah'a mahsustur. Osman'ın katillerini teslim etmemi istemene gelince; ben bu işi inceleyip, düşündüm. Onları sana veya bir başkasına vermem mümkün değil.
Ömrüme yemin olsun ki azgınlığından, ayrılıkçılığından vazgeçmezsen, yakında onların seni istediğini …
NEH_0384 · S. 376 · 8. Mektup
İmam Ali
Ömrüme yemin olsun ki azgınlığından, ayrılıkçılığından vazgeçmezsen, yakında onların seni istediğini öğreneceksin. Onların seni istemesi, seni de karada, denizde, dağda ve ovada onları arama zahmetinden kurtara- caktır. Belki bu isteğin seni gamlara gömecek ve sana mutluluk vermeyecektir. Selâm, ehil olanın üzerine olsun.1 Muaviye'ye yazdığı mektup: Ey Muaviye! Örtündüğün bu ziynetleriyle süslenmiş, lezzetleriyle aldatan dünyanın perdeleri önünden kalkınca ne olacak hâline? Seni çağırmış, sen de kabul etmişsin; seni yönetmiş, sen de uymuşsun; emretmiş, itaat etmişsin. Yakında önün alındığında bir kurtarıcı da bulamayacaksın. Bu işi bırak da hesap gününü düşünmeye bak. Önüne gelen tehlikelere karşı tedbirini al ve azgınların sözüne uyma. Eğer bu sözlerime uymazsan, sana gaflete düştüğün şeyleri bildireceğim. Çünkü sen içinde bulunduğun nimetlere aldanmışsın, şeytan boğazına sarılmış, seninle emeline ulaşıp, canına ve kanına girmiştir. Ey Muaviye! Geçmişte bir hizmetin ve üstünlüğün olmadığı hâlde, nasıl halkın idaresini üstlenir, ümmetin hâkimiyetini ele geçirirsin! Kötülüğe, isyana sevk eden hâllerden Allah'a sığınırız.
Arzularının aldatıcılığına kapılıp gitmekten, içinin ve dışının bir olmayışından seni sakındırırım.
NEH_0385 · S. 376 · 8. Mektup
İmam Hasan İmam Ali
Arzularının aldatıcılığına kapılıp gitmekten, içinin ve dışının bir olmayışından seni sakındırırım. Savaşa çağırdın; öyleyse halkı bir yana bırakıp tek başına karşıma çık. Böylece, iki tarafı da savaş meşakkatinden kurtar. Hangimizin basireti körelmiş, hangimizin kalbi kararmış belli olsun. Ben Ebu'l-Hasan'ım; Bedir'de atanın (Utbe b. Rabia'nın), dayının (Velid b. Utbe'nin), kardeşinin (Hanzele'nin) başlarını yararak öldüren benim; işte o kılıç hâlâ yanımda ve yine aynı yürekle düşmanımla karşılaşırım. Ben ne dinimi değiştirdim, ne de yeni bir Peygamber uydurdum. Ben sizin isteyerek terk ettiğiniz, zorla ve istemeyerek girdiğiniz yol üzerindeyim. Zannınca Osman'ın kanının alınmasının peşindesin. Hâlbuki sen Osman'ın kanının nerede döküldüğünü biliyorsun. İstiyorsan git oradan iste. Isırıldığını anlayınca, savaş korkusuyla ağır yükler altındaki develer gibi bağırdığını ve kendi ordunla peş peşe yiyeceğiniz darbelerden, başınıza gelen musibetlerden, sürekli kayıp vermenizden sızlanarak beni Allah'ın kitabına davet ettiğinizi görür gibiyim.
Hâlbuki o ordu, (Allah'ın kitabını inkâr eden) inatçı kâfirler veya biatinden el çeken hainlerdir.1 Düşmanın …
NEH_0386 · S. 376 · 8. Mektup
İmam Ali
Hâlbuki o ordu, (Allah'ın kitabını inkâr eden) inatçı kâfirler veya biatinden el çeken hainlerdir.1 Düşmanın üzerine gönderdiği ordusuna yazdığı mektup: Düşmanın üzerine gittiğiniz, ya da düşman üzerinize geldiği zaman, karargâhınızı yüksek yerlerin önlerine, dağ eteklerine, nehirlerin kenarlarına kurun; hem oralardan faydalanır, hem de düşmanın şerrinden korunursunuz. Savaşı bir ya da iki cepheden sürdürün. Düşmanın, korktuğunuz ya da sizin için güvenli olan bir yerden baskın yapmaması için dağ zirvelerine, yüksek tepelere gözcüler dikin. Bilin ki, ordunun öncüleri, ordunun gözleridir; öncülerin gözleri de, onların (öncüler) öncüleridir. Ayrılmaktan sakının; konakladığınız zaman topluca konaklayın, harekete geçtiğinizde de hep beraber hareket edin. Geceleyin, etrafınıza mızraklar dikin (mızrakçılar ordunun etrafında nöbet tutsun), uykunuz suyla ağzınızı çalkalamanız gibi (hafif ve tadımlık) olsun.1 Ma'kıl b. Kays er-Riyahî'yi üç bin askerle öncü olarak Şam üzerine gönderirken ona tavsiyesi: Kendisinden başka sığınıp varacağın olmayan ve mutlaka huzuruna çıkacağın Allah'tan sakın. Ancak seninle savaşanla savaş.
Askerlerin ile sabah ve akşam serinliğinde hareket et, öğlen sıcağında konakla.
NEH_0387 · S. 376 · 8. Mektup
İmam Ali
Askerlerin ile sabah ve akşam serinliğinde hareket et, öğlen sıcağında konakla. Hızlı hızlı hareket ederek askerlerini yorma. Onları gecenin başlangıcında yürüyüşe geçirme. Çünkü Allah, o zamanı hareket vakti değil, dinlenme ve konaklama vakti kılmıştır. O hâlde gece vakti bedenini rahatlat, bineğini dinlendir. Durup dinlendikten sonra seher vakti geldiğinde ya da şafak söktüğünde Allah'ın bereketiyle yürü. Düşmanla karşılaştığın zaman, askerlerinin ortasında yer al. Savaşı kızıştırmak isteyen kişi gibi düşmana yaklaşma, savaştan korkan kişi gibi de uzaklaşma. Böylece emrim sana ulaşıncaya kadar bekle. Onların size olan kini, onları doğru yola çağırmadan ve onlara karşı olan sorumluluğunuzu ye- rine getirmeden önce sizi tahrik ederek saldırıya geçirmesin.1 Ordunun iki komutanına (Ziyad b. Nadr ve Şureyh b. Hani'ye) yazdığı mektup: Size ve emriniz altındakilere, Malik b. Hâris el-Eşter'i komutan tayin ettim. Onu dinleyip, itaat edin. Onu zırh ve kalkan edinin.
Çünkü O, gevşeme ve hataya düşme hususunda güvenilen birisidir, tez davranılması gereken yerde ihtiyatlı …
NEH_0388 · S. 376 · 8. Mektup
İmam Ali
Çünkü O, gevşeme ve hataya düşme hususunda güvenilen birisidir, tez davranılması gereken yerde ihtiyatlı davranacak, ihtiyatlı davranılması gereken yerde de acele edecek kimselerden değildir.2 Sıffin'de düşmanla karşılaşmadan önce ordusuna tavsiyeleri: Onlar savaşa başlamadan, siz savaşa başlamayın; çünkü Allah'a hamdolsun, siz hüccet üzeresiniz (doğru yoldasınız). Onlar başlayıncaya kadar beklemeniz, sizin için onların aleyhine başka bir delildir. Allah'ın izniyle düşman bozguna uğradığı zaman kaçanları öldürmeyin, kendilerini koruyamayanlara zarar vermeyin, yaralıları katletmeyin, liderlerinize veya şahsınıza sövseler bile, kadınlara eziyet etmeyin. Çünkü onların (savaşı yönlendirme açısından) akılları, nefisleri ve güçleri zayıftır. Gerçekten biz, müşrik kadınlardan bile el çekmekle emrolunduk. Cahiliye döneminde de bir kimse taş ya da sopa ile bir kadına saldırsa, bu hareket kendisi için ve sonra da torunları için yüz karası sayılırdı.1 Düşmanla karşılaştığı zaman şöyle buyurmuştur: Allah'ım! Kalpler sana yönelip bağlanmış, boyunlar sana uzanmış, gözler sana dikilmiş, ayaklar sana doğru hareket etmiş, bedenler sana itaat için yıpranmıştır.
Allah'ım, gizli olan kötülük açığa çıktı, içlerindeki kinler kaynayıp taştı.
NEH_0389 · S. 376 · 8. Mektup
İmam Ali
Allah'ım, gizli olan kötülük açığa çıktı, içlerindeki kinler kaynayıp taştı. Allah'ım, Peygamberimizin olmayışını, düşmanımızın çokluğunu, arzularımızın perişan oluşunu sana havale ediyoruz. "Rabbimiz, kavmimizle aramızı hak ile aç! Açanların en hayırlısı sensin."2/3 Düşmanla karşılaştığı zaman ashabına şöyle buyurmuştur: Geriye çekilip tekrar saldırmak, geri dönüp tekrar hamle yapmak size ağır gelmesin. Kılıçların haklarını verin; vurduğunuz zaman yaralayacak ve zarar verecek şekilde hassas yer- lerine vurun, kendinizi öldürücü yaralar açmaya, şiddetli darbeler vurmaya teşvik edin. Seslerinizi kesin; çünkü sessizlik gevşeme ve çözülmeyi uzaklaştırır. Tohumu yarana, insanı yaratana and olsun ki onlar (Muaviye ve taraftarları), Müslüman olmadılar, belki zahiren teslim oldular. Küfürlerini gizlediler, kendilerine yardımcılar bulunca da açığa vurdular.1 Muaviye'nin mektubuna cevap (Sıffin'de, H. 37, safer ayı): Benden Şam'ı istemene gelince; dün seni men ettiğim şeyi bugün sana verecek değilim. "Savaş, Arap'ı yedi bitirdi; ancak yarım canlılar (ihtiyarlar, çocuklar ve kadınlar) kaldı" diyorsun. Şunu bil ki, hak uğrunda ölen cennete; batıl uğrunda ölen cehenneme ulaşmıştır.
"Savaş ve adam bakımından eşitiz" demene gelince;
NEH_0390 · S. 376 · 8. Mektup
İmam Ali
"Savaş ve adam bakımından eşitiz" demene gelince; senin şüphelerin için çabalaman, benim yakinim için çabalamamdan daha fazla değildir. Şam ehlinin dünya hırsı da, Irak ehlinin ahirete düşkünlüğünden daha fazla değildir. Şimdi de "Biz de Abdumenafoğulları'yız" sözüne gelelim; biz de öyleyiz! Fakat Ümeyye, Haşim gibi; Harb (Ümeyye'nin oğlu) da Abdulmuttalip gibi; Ebu Süfyan da Ebu Talib gibi değildir. Muhacir, azat edilene benzemez; soyu belli olan, soyu şüpheli olana benzemez; Hakka uyan, batıla uyana; mümin de, bozguncuya denk olamaz. Atalarının heva ve hevesine tabi olup cehenneme düşen evlat, ne kötü evlattır! Elimizde nübüvvet üstünlüğü var ki, onunla aziz olanı zelil kıldık ve zelil sayılana da üstünlük verdik. Allah, Arabı akın akın dinine girdirdiği ve bu ümmet, isteyerek veya istemeyerek Müslüman olduğu zaman siz de isteyerek ya da korkarak bu dini kabul ettiniz. O zamanda ise İslâm'a ilk girenler, ilk Müslümanlar olmaları itibarıyla kazanmış; ilk muhacirler üstünlükleriyle geçip gitmişlerdi. O hâlde şeytanın seni azdırmasına, sana ulaşmaya yol bulmasına fırsat verme. Ve's-Selâm.1 Basra'daki valisi Abdullah b. Abbas'a (H. 36, Cemel Savaşı'ndan sonra): Bil ki Basra, iblisin indiği ve fitnelerin ekildiği yerdir! Halkına iyilikle davran ve kalplerindeki korku düğümünü çöz. Temimoğulları'na karşı kötü ve katı davrandığın haberi bana geldi. Hâlbuki Temimoğulları ne zaman bir yiğidini kaybetse, başka bir yiğidi hemen yerini doldurur. Gerçekten ne cahiliye döneminde, ne de İslâm'da hiç kimse savaşlarda onlardan öne geçmemiştir, aynı zamanda onların bizimle akrabalıkları ve özel bir yakınlıkları vardır. Akrabalığımızı sür-

18. Mektup

tabu'l-Fiten ve'l-Mihen, Meclisî dürüp kesmezsek ecir, kesersek günah kazanırız.
NEH_0391 · S. 384 · 18. Mektup
İmam Ali
tabu'l-Fiten ve'l-Mihen, Meclisî dürüp kesmezsek ecir, kesersek günah kazanırız. O hâlde ey Ebu Abbas, Allah sana rahmet etsin, elinle ve dilinle işlediğin hayır ve şer işlerde onlarla uyum içerisinde ol. Çünkü ikimiz o işlerde ortağız. Hakkındaki iyimser zannım gibi ol ve bu zannım zayıflamasın. Ve's-Selâm.1 Valilerinden birisine (Ömer b. Ebu Seleme'ye) yazdığı mektup: ...Bölgendeki çiftçiler ve köylüler, onlara sert davrandığın, katı muamele ettiğin, aşağılayıp zulmettiğin için seni şikâyet ettiler. Baktım, inceledim ve müşrik oldukları için yaklaşıp dost edinilmeye layık değillerse de; verdikleri ahit dolayısıyla (İslâm'ın korumasında oldukları için) uzaklaştırılmaları, zulüm ve baskı ile idare edilmeleri de doğru değildir. O hâlde Allah'ın izniyle, bir yanı şiddetle örülmüş olan yumuşaklık örtüsüyle onları ört. Gerekir de sert davranırsan, bir yandan da merhametli ol. Ne kendine fazla yaklaştır, ne de fazla uzaklaştır.2 Basra, Ahvaz, Fars, Kirman... valisi Abdullah b. Abbas'ın Basra'daki yardımcısı Ziyad b. Ebih'e yazdığı mektup:

21. Mektup

Allah'a doğru söyleyen biri olarak yemin ederim ki Müslümanların ganimetlerine az veya çok hıyanet ettiğini …
NEH_0392 · S. 386 · 21. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Allah'a doğru söyleyen biri olarak yemin ederim ki Müslümanların ganimetlerine az veya çok hıyanet ettiğini öğrenirsem, sana öyle şiddetli davranırım ki malın azalır, yükün ağırlaşır (fakirleşirsin), hakir ve zayıf hâle düşersin. Ve'sSelâm.1 Ziyad b. Ebih'e yazdığı mektup (H. 36): İktisatlı davranarak israfı terk et! Bu günden yarını düşün, zaruri ihtiyacına yetecek kadar malı elinde tut. Arta kalan malları da ihtiyacın olacağı gün (kıyamet) için, azık kıl. Sen Allah'ın yanında mütekebbir kişilerden sayılırken ondan mütevazi kişilerin ecrini mi arzuluyorsun?! Hakeza kendin nimetler içinde yüzerken, dulu ve zayıfı muhtaç bırakarak, Allah'tan sadaka verenlerin ecrini ve mükâfatını mı kazanmak istiyorsun?! Kişi geçmişteki yaptıklarıyla mükâfatlandırılır ve neyi vermişse onun karşılığını alır. Ve's-Selâm.2 Abdullah b. Abbas'a yazdığı mektup. Abdullah b. Abbas bu mektup ile ilgili olarak, "Resulullah'ın sözünden sonra hiçbir sözden bu kadar faydalanmadım." diyordu.

23. Mektup

...İnsan (bilgisizliğinden dolayı) bazen kendisine mukadder olan bir şeye kavuştuğunda sevinir ve bazen de …
NEH_0393 · S. 387 · 23. Mektup
İmam Ali Hz. Muhammed İmam Hasan
...İnsan (bilgisizliğinden dolayı) bazen kendisine mukadder olan bir şeye kavuştuğunda sevinir ve bazen de kendisine mukadder olmayan bir şeyi kaybettiğinde üzülür. O hâlde sevincin ahiretten elde ettiklerine, üzüntün ise ahiret için kaybettiklerine olsun. Dünyada elde ettiklerinle fazla sevinip neşelenme, elden kaçırdıkların için de acı çekip ağlayıp sızlanma ve bütün kaygın ölümden sonrası için olsun.1 İbn Mülcem tarafından yaralandıktan sonra vefat etmeden önceki bir vasiyeti (ramazan, h. 40): Sizlere vasiyetim: Allah'a hiçbir şeyle şirk koşmayın ve Muhammed'in (s.a.a) sünnetini kaybetmeyin. Bu iki direği ayakta tutun ve bu iki lambayı yakıp aydınlatın. Böylece kınanmaktan uzak olursunuz. Dün ben sizlerle birlikteydim; bugün sizlere bir ibretim ve yarın da sizlerden ayrılacağım. Eğer yaşayacak olursam kanımın velisi benim; şayet ölürsem bu, üzerime hak olan vadedir. Affedecek olursam, af benim için Allah'a yakınlık, siz- ler için de iyilik ve sevaptır. O hâlde affedin! "Allah'ın sizleri affetmesini istemez misiniz?"1 Vallahi ölüm konusunda ne nefret ettiğim bir sürprizle karşılaştım ve ne de hoşlanmadığım bir şeyi gördüm. Şimdi ben geceleyin su arayan kimsenin suya kavuştuğu, isteyenin muradına erdiği gibiyim. "Allah katında olan, iyiler için daha hayırlıdır."2/3 sözler söylenilmiştir. Ama bazı farklılıklar olduğundan dolayı burada da zikrettik. Sıffin'den ayrıldıktan sonra malların ne yapılacağı hakkında yazmış olduğu mektup (20 Cemadiyelevvel H. 37): Bu; Allah'ın kulu Emirü'l-Müminin Ali b. Ebu Talib'in Allah'ın rızasını kazanmak için, kendinden sonra malları hakkında nasıl davranılacağı konusundaki emridir; Allah bundan dolayı Onu cennetinde karar kılsın ve orada rahatlığa kavuştursun. ...Hasan b. Ali, bu vasiyeti yerine getirir, marufla bunlardan faydalanır ve yine bir şekilde harcamalarda bulunur. Eğer,

24. Mektup

Hasan'a bir şey olursa, o zaman Hüseyin yaşıyorsa ondan sonra da bu işi o üstlenir.
NEH_0394 · S. 389 · 24. Mektup
Hz. Fatıma İmam Ali İmam Hasan Hz. Muhammed İmam Hüseyin
Hasan'a bir şey olursa, o zaman Hüseyin yaşıyorsa ondan sonra da bu işi o üstlenir. Hasan'ın yaptığı gibi işleri aynı şekilde yürütür. Ali'nin bıraktığı malda, Fatıma'nın iki oğlu ile Ali'nin (diğer) oğulları eşittirler. Ben Fatıma'nın iki oğlundan vasiyetimi uygulamalarını; sadece Allah'ın rızasına erişmek, Resulullah'a yaklaşmak, onun makamını yüceltmek ve yakınlığımın şerafetinden dolayı istedim. Mallarımın üzerinde tasarruf hakkına sahip olan kimseye; bu malları aldığı gibi korumasını ve onun (hurma ağaçlarının) meyvelerinden emrolunduğu gibi infak etmesini ve bu köylerdeki hurma ağaçlarının fidanlarından birini dahi satmamasını, böylece bu fidanların bütün hurmalığı kaplamasını şart koşuyorum. Çocuğu olan veya hamile olan cariyelerim ise çocuğuna bırakılır ve bu, çocuğun hakkıdır. Çocuk ölür de kendisi yaşarsa artık o hürdür, kölelikten kurtulmuş, özgür olmuştur.1 yebie min nehliha vediyyeten" cümlesinde yer alan el-vediyye kelimesi "hurma fidanı" anlamındadır ve çoğulu da "vediyyun"dur. Aynı zamanda "hetta tuşkilu erzuha girasen" cümlesi de sözün en fesih ve açık olanıdır. Maksat ise içinde hurma fidanlıklarının çok olduğu yer anlamındadır. Öyle ki gören kimse onu tanıdığından başka bir şekilde bulur, tanımakta zorlanır ve onun başka yer olduğunu sanır.

25. Mektup

Hz. Ali, bu mektubu H. 36 yılında sadaka (zekât) işlerini yürütmesi için tayin etmiş olduğu kişiye yazmıştır:
NEH_0395 · S. 390 · 25. Mektup
İmam Ali
Hz. Ali, bu mektubu H. 36 yılında sadaka (zekât) işlerini yürütmesi için tayin etmiş olduğu kişiye yazmıştır: li veya önemsiz tüm işlerde hakkı ikame etmeye verdiği önemi ve nasıl adaletle hükmettiğini göstermek için vasiyetinin bir bölümünü burada zikrediyoruz: Bir olan, hiçbir ortağı olmayan Allah'tan korkarak git, hiçbir Müslümanı korkutma, istemiyorsa topraklarına girme, onun malından Allah'ın hakkı dışında fazla bir şey alma, bir kabileye varınca evlerine gitmeden sularının başına git, sonra vakar ve sükûnetle onlara doğru hareket et, yanlarına varınca da selâm ver ve selâm vermekte kusur etme. Sonra "Ey Allah'ın kulları! Allah'ın velisi ve halifesi, mallarınızdaki Allah'ın hakkını almam için beni gönderdi. Mallarınızda Allah'ın velisine vereceğiniz Allah'ın hakkı var mı?" de. Birisi yok derse, ısrar etme; hakkını verecek kimseyi bulduğun zaman da onu tehdit edip korkutmadan, kaba davranmadan, usulsüz muamele etmeden onunla beraber git. Altından, gümüşten ne verirse al. Davarı, devesi varsa, hayvanların bulundu-ğu yere sahibinin izni olmadan girme. Çünkü onların çoğu sahibinin malıdır. Oraya girdiğinde zorbalıkla girerek sahibine eziyet etme.
Hiçbir hayvanı ürkütüp korkutma, sahibini de o hayvandan dolayı tedirgin etme.
NEH_0396 · S. 390 · 25. Mektup
İmam Ali
Hiçbir hayvanı ürkütüp korkutma, sahibini de o hayvandan dolayı tedirgin etme. Malı ikiye böl, sahibi hangi kısmı almak isterse onu almasına müsaade et, hangisini seçtiyse ona karışma. Geri kalanı da tekrar ikiye böl ve yine, onu iki bölükten birini almakta serbest bırak. Seçtiği, almak istediği hayvanlara dokunma. Böylece geriye Allah'ın hakkı kalıncaya kadar ayırmaya devam et ve bu şekilde Allah'ın hakkını ondan al. Eğer böldüğünü bozmanı isterse, is-teğine uy. Sonra, onları birbirine karıştır. Yine ilk yaptığın gibi yap, Allah'ın hakkı olanı alıncaya kadar bu işleme devam et. Yaşlı, işten düşmüş, hastalıklı ve özürlü olan hayvanı (zekât olarak) alma. Aldığın malları da ancak dininden e-min olduğun, Müslümanların mallarına yumuşak ve iyi dav-ranacak birine teslim et ki Müslümanların velisine (salim bir şekilde) ulaştırsın ve o da Müslümanlar arasında taksim et-sin. (Malların sağlam ulaşması için) Ancak onların iyiliğini isteyen, müşfik, koruyan ve emin olan, sert davranıp zarar vermeyen, malı koşturarak yormayan kişiyi vekil yap. Sonra, yanında toplanan malı da hemen bize yolla, biz de Allah'ın emrettiği yerde sarf edelim. Malı ulaştırmak için gönderdiğin emin memuruna, deveyi yavrusundan ayırmamasını, yavruya zarar vereceğinden dolayı annenin bütün sütünü sağmamasını, develere binmede adil davranmasını, yorgunları dinlendirmesini, yürürken tökezleyen, yürümekte güçlük çeken hayvanları yavaş yürütmesini tembih et. Suya rastlayınca sulasın, otlağı bol olan yerden kuru yol kenarına sürmesin, zaman zaman o hayvanları dinlendirsin, sulak otlak yerlerde sulayıp otlatarak getirsin. Böylece Allah'ın izniyle bize semiz, yorulmamış, sağlam, dinç hâlde gelsinler ki, Allah'ın kitabına, Resulü'nün (s.a.a) sünnetine göre taksim edelim. Allah'ın izniyle bu, senin için ecir bakımından daha büyük ve olgunluğuna daha yakın bir iştir.1

26. Mektup

Zekât toplamak için gönderdiği bazı memurlarına1yazdığı mektup:
NEH_0397 · S. 392 · 26. Mektup
İmam Ali
Zekât toplamak için gönderdiği bazı memurlarına1yazdığı mektup: Ona gizli işlerinde ve gözlerden saklı fiillerinde, Allah'tan başka kimsenin görmediği ve O'ndan başka bir vekilin olmadığı yerlerde Allah'tan korkmasını emrediyorum. Ona zahirde Allah'a itaat edip, gizlide tam tersini yapmamasını emrediyorum. Zira gizli ve açığı; söz ve ameli bir olanlar Allah'ın emanetini eda etmiş, ibadetlerinde ihlâslı davranmıştır. Halkı incitmemesini, yalancı saymamasını, iftirada bulunmamasını, onların emiri olduğu bahanesiyle onlardan yüz çevirmemesini emrediyorum. Zira onlar kendisinin din kardeşleri ve Allah'ın hakkını almada yardımcılarıdır. Bu zekâtta, senin için de karar kılınmış bir payın ve bilinen bir hakkın vardır. Fakirlerden; takatten düşmüş, yoksul, zayıf kimselerden de ortakların var. Biz senin hakkına vefa göstermekteyiz, sen de onların hakkına vefalı ol. Eğer bunu yapmazsan, insanların pek çoğu kıyamet gününde düşmanın olur. Fakirler, miskinler, muhtaçlar, hakkından mahrum kalanlar, borçlular ve yolda kalmışların Allah katında düşmanı olduğu kimsenin vay hâline!
Emanete değer vermeyip küçümseyen, hıyanetle geçimini sağlayıp, kendini ve dinini bunlardan temizlemeyen …
NEH_0398 · S. 392 · 26. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Emanete değer vermeyip küçümseyen, hıyanetle geçimini sağlayıp, kendini ve dinini bunlardan temizlemeyen kimse, dünyada kendini horlamış ve rezilliğe düşürmüştür. Ahirette ise, daha zelil ve daha rezildir. Hıyanetin en büyüğü ümmete hıyanet etmek; hile ve sahtekârlığın en kötüsü ise imamlara ve önderlere yapılandır. Ve's-Selâm.1 H. 37 yılında Muhammed b. Ebu Bekir'i Mısır'a vali tayin ettiği zaman yazdığı mektub Onlara karşı mütevazı ol, yumuşak davran, güler yüzle muamele et. Bakışta da, görüşte de bir tut onları. Böylece büyükler kendilerine meylettiğini düşünüp onlar adına zulmetmeni istemesinler, zayıflar da adaletinden ümitsizliğe düşmesinler. Çünkü Allah-u Teâlâ sizleri, yaptığınız büyük küçük, açık gizli amelleriniz nedeniyle hesaba çekecektir. Eğer size azap ederse, siz zulmünüzden dolayı daha fazlasına layıksınız; eğer bağışlarsa bu, en büyük ikram sahibi olduğu içindir. Ey Allah'ın kulları! Şunu bilin ki muttakiler, hem dünyanın geçici faydalarını, hem de bir müddet sonra gelecek olan ahiretin faydalarını elde ettiler. Onlar dünya ehlinin dünyadaki nimetlerine ortak oldular, fakat dünya ehli onların ahiretteki nimetlerine ortak olamadılar.
Muttakiler dünyada en güzel yaşam şeklini seçtiler, dünyanın nimetlerinden en iyi şekilde faydalandılar.
NEH_0399 · S. 392 · 26. Mektup
İmam Ali
Muttakiler dünyada en güzel yaşam şeklini seçtiler, dünyanın nimetlerinden en iyi şekilde faydalandılar. Üstelik onlar, dünya nimetiyle çarpılan dünya ehlinin dünyada tattıklarından da tattılar. Zalimlerin ve mütekebbirlerin aldıklarından da aldılar. Sonra karlı bir alış verişle, olgun bir azıkla oradan ayrıldılar; dünyalarında zahitliğin lezzetine kavuştular, ahirette de Allah'ın komşuları olacaklarına yakin ettiler. Onların (muttakilerin) duaları reddedilmez, lezzetten de payları azalmaz. Ey Allah'ın kulları, ölümden ve onun yaklaşmasından sakının. Ona azık hazırlamaya koyulun. O, büyük bir işle, yüce bir hadise ile hiçbir şerrin ebediyen onunla barınamayacağı bir hayırla, ya da hiçbir hayrın ebediyen onunla olamayacağı bir şerle geliyor. O hâlde cennete cennetlik amel işleyenden daha yakın, cehenneme de cehennemlik iş yapandan daha yakın kim vardır?! Siz, ölümün kovaladığısınız; onun gelmesini oturarak bekleseniz de sizi alır, ondan kaçsanız da sizi yakalar. O, size gölgenizden daha yakındır. Ölüm sizi perçemlerinizden yakalar ve ardınızdan dünya dürülür. Dibi derin, alevi çetin, azabı sürekli yenilenen cehennem ateşinden korkun.
Orası; merhameti olmayıp feryadı duyulmayan, meşakkati eksik olmayan bir yurttur, Eğer gücünüz yeter de, …
NEH_0400 · S. 392 · 26. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Orası; merhameti olmayıp feryadı duyulmayan, meşakkati eksik olmayan bir yurttur, Eğer gücünüz yeter de, Allah'tan korkunuzun daha şiddetli ve O'na olan ümidinizin daha iyi olmasını isterseniz; korkuyla ümidi bir araya getirin. Çünkü kulun rabbine iyi zanda bulunması, Rabbinden korkusu kadardır. İnsanların Allah hakkında en iyi zanda bulunanları, Allah'tan korkusu en şiddetli olanlardır. Ey Muhammed b. Ebî Bekir! Bil ki seni, en fazla askerimin bulunduğu Mısır halkına vali tayin ettim. Bu sebeple ömründen bir saat kalsa bile nefsine şiddetle karşı durman, dinine sarılıp bağlanman senin üzerine hak olmuştur. Halkından birini memnun etmek için Allah'ı gazaplandırma. Çünkü Allah'ın rızası her şeyin yerini tutar, lakin hiçbir şey Allah'ın rızasının yerini tutamaz. Namazı tayin edilen vaktinde kıl; işin yokken öne alıp acele etmeye, meşgulken de vaktinden ertelemeye kalkışma, yapacağın her şeyin namazına bağlı olduğunu bil. Hidayetin önderiyle, sapıklığın, kötülüğün önderi; Peygamber'in dostuyla, Peygamber'in düşmanı bir ve eşit değildir.
Resulullah (s.a.a) bana şöyle demişti: "Ümmetim için müminden ve müşrikten korkmam;
NEH_0401 · S. 392 · 26. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Resulullah (s.a.a) bana şöyle demişti: "Ümmetim için müminden ve müşrikten korkmam; çünkü Allah, mümini imanı nedeniyle korur, müşriki de şirki yüzünden kahreder. Fakat sizin için kalbiyle münafık, sözleriyle âlim kimseden korkuyorum. O beğendiğiniz şeyleri söyler, beğenmediğiniz işleri yapar."1 Muaviye'ye cevap olarak yazdığı mektup: ...Allah'ın Muhammed'i (s.a.a), dinini tebliğ etmek için seçtiği ve ona tabi olan ashabının da kendisini desteklediğini anlattığın mektubun bana ulaştı. Allah'ın peygamberi vasıtasıyla verdiği nimetini ve içinde bulunduğumuz imtihanını bilmiyormuşuz gibi bize haber vermene şaştık doğrusu! Senin bu durumun; hurması bol olan Hecer'e2 hurma götürmeye kalkan hurmacıya veya üstadına ok atmayı öğretmeye kalkan öğrenciye benzemektedir. İslâm'da insanların en üstününün, falan ve filan olduğunu zannediyorsunuz. Zikret- tiğin gibi olsa bile sana bir üstünlük gelmeyen, yokluğu seninle ilgili olmayan şeyi söylüyorsun. Üstün ve üstün olmayanın, yöneten ve yönetilenin seninle ne alakası var?! Esir edilip azat edilenlerin ve oğullarının; ilk muhacirlerin ayırt edilmesi, derecelerinin belirlenmesi, sınıflarının tanımıyla ne ilgisi olabilir? Ne kadar yazık!
Vınlaması olmayan bir okun vınlaması duyuldu, kendisi hüküm altında olan biri, hüküm vermeye başladı.
NEH_0402 · S. 392 · 26. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Vınlaması olmayan bir okun vınlaması duyuldu, kendisi hüküm altında olan biri, hüküm vermeye başladı. Ey insan! Niye durduğun yerde durmuyor, kusurunu görmüyor ve kaderin seni attığı yerde kalmıyorsun. Mağlubun yenilmesinin ve muzaffer olanın zaferinin seninle ilgisi yoktur. Sen çok şiddetli bir şekilde şaşkınlığa düşüp, doğru yoldan sapmışsın. Görmüyor musun -elbette sana bildirmek için değil, Allah'ın bizlere verdiği nimetlerini dile getirmek için diyorum- Muhacir ve Ensar'dan bir kısmı Allah yolunda şehit oldular ve her birinin bir fazileti vardır. Amma bizim şehidimiz (Hamza), şehit olduğu zaman kendisine "Seyyidü'şŞüheda" denildi ve Resulullah onun namazını kılarken yetmiş tekbir aldı. Hakeza görmüyor musun bir topluluğun Allah yolunda ellerinin kesildiğini! Elbette her biri için bir fazilet vardır. Ama bizden de aynı şekilde eli kesilen birisine "cennette uçan1 ve iki kanat sahibi" denildi. Eğer Allah, kişinin nefsini övmesini nehyetmeseydi, söyleyen kendisinin pek çok üstünlüklerini sayardı da müminlerin kalpleri onları se-zinler ve duyanlar inkâr edemezlerdi. Okunu ulaştıramadığın kimseyle uğraşmaktan vazgeç.
Çünkü bizler Rabbimiz tarafından terbiye edilmiş kişileriz ve halk da bizim tarafımızdan terbiye …
NEH_0403 · S. 392 · 26. Mektup
Hz. Fatıma Hz. Muhammed İmam Hasan İmam Hüseyin İmam Ali
Çünkü bizler Rabbimiz tarafından terbiye edilmiş kişileriz ve halk da bizim tarafımızdan terbiye edilmektedir. Eskiden beri olan izzetimiz, kavminize olan üstünlüğümüz; size karışmamıza, sizden kız alıp vermemize, sizi kendimizle bir tutmamıza mani olmadı. Hâlbuki siz o seviyede değildiniz, nasıl olur da bizimle bir seviyede olabilirsiniz ki? Peygamber bizden, yalanlayan (Ebu Cehil) ise sizden; Allah'ın aslanı (Hamza) bizden, düşmanları toplayan ve savaşmak için yemin içirten (Ebu Süfyan) ise sizden; cennet geçlerinin iki efendisi (Hasan ve Hüseyin) bizden, cehennem çocukları (Mervanoğulları veya Ukbe b. Ebu Muayt'ın çocukları) ise sizden; âlemlerdeki kadınların en hayırlısı (Hz. Fatıma) bizden, odun hammalı (Ebu Leheb'in karısı) kadın ise sizdendir. Ve daha bizim lehimize ve sizin aleyhinize olan birçok husus vardır. Bizim Müslümanlığımız meşhurdur, cahiliyedeki durumumuz da inkâr edilemez. Allah'ın kitabı, sadece bizde bulunan bazı özellikleri bir ayette şöyle toplamaktadır: "Allah'ın kitabına göre, aralarında akrabalık bağı bulunanların bir kısmı diğerlerinden üstündür."1 Hakeza: "İnsanların İbrahim'e en yakın olanları ve ona uyanları, bu peygamber ve iman eden kimselerdir, Allah müminlerin velisidir."2 Biz bir defa yakınlık bakımından ve bir defa da, itaat bakımından üstünlüğe sahibiz. Sakife günü Muhacirler Ensar'a, Resulullah'a yakınlıklarını öne sürüp üstün geldiler. Eğer üstünlük yakınlıkla olursa, bu hak sizin için değil bizim içindir. Yok, eğer üstünlük başka bir şeyleyse, o zaman da Ensar'ın iddiası yerindedir.

Muaviye'ye cevap olarak yazdığı mektup:

Bütün halifelere haset ettiğimi ve onlara isyan ettiğimi iddia ediyorsun.
NEH_0404 · S. 398 · Muaviye'ye cevap olarak yazdığı mektup:
İmam Ali
Bütün halifelere haset ettiğimi ve onlara isyan ettiğimi iddia ediyorsun. Eğer bu iş dediğin şekildeyse sana karşı bir hata olmadı ki senden özür dilensin. Bu, utancı sana ait olmayan bir noksanlıktır. Yularından tutulup sürüklenen deve gibi, biate sürüklendiğimi söylüyorsun. Allah'a andolsun ki, beni kınamak isterken övdün, beni rezil etmek isterken kendin rezil oldun. Bir Müslümanın mazlum olması; dininde şüpheye, yakininde kuşkuya düşmediği müddetçe onun için bir noksanlık değildir. Bu söylediklerimle senden başkalarını kastediyorum. Fakat sana söylenmesi gereken kadarını söyledim. Sonra, Osman'la aramızda geçen olayları dile getiriyorsun. Bunun, ona yakınlığından dolayı sana açıklanması uygun olur; hangimiz ona daha fazla düşmanlık ettik ve ölümüne sebep olduk? Acaba ona yardım edip, yerinde oturmasını ve bu olaylardan el çekmesini isteyen kişi mi, yoksa öldürülmesi için ortam hazırlayıp da başına gelecekler gelinceye kadar durup oyalanan kişi mi? Vallahi hayır, "Allah, içinizden (halkı savaştan) alıkoyanları ve yandaşına, 'Bize katılın.' diyenleri gerçekten biliyor. Zaten bunların pek azı savaşa gelir."1 Ona defalarca tekrarladığı bidatlerin kötülüğünü bildirmemden dolayı özür dilemiyorum. Eğer ona karşı kusurum onu irşat ve hidayet etmekse (bu kusur değildir) nice günahsızlar vardır ki günahla itham olunmuştur.
Bazen nasihat eden kimse hakkında da su-i zan edilir. İsteğim, "Ancak gücümün yettiği kadar ıslah etmek idi.
NEH_0405 · S. 399 · Muaviye'ye cevap olarak yazdığı mektup:
İmam Ali
Bazen nasihat eden kimse hakkında da su-i zan edilir. İsteğim, "Ancak gücümün yettiği kadar ıslah etmek idi. Muvaffakiyetim ancak Allah'ın yardımı iledir. Ona tevekkül eder ve yalnız ona yönelirim."1 Ben ve ashabıma ancak kılıçla cevap vereceğini söylemişsin. Bizleri bu şekilde ağlamanla kendine güldürdün. Abdulmuttalip Oğulları'nın kılıçtan korkup, düşmandan çekindiklerini ne zaman görmüşsün?! "Hele biraz dayan, rakibin gelecek..." İstediğin kişi, seni isteyecek; uzaklaşacağını sandığın kişiyse yaklaşacaktır. Muhacir ve Ensar'dan ve iyilikle onlara uyanlardan toplanmış büyük bir orduyla tez elden üzerine geleceğim. Hepsi kefenlerini giymiş, kuvvetli, cesur, hareket ettiklerinde tozu dumana katan bir topluluktur onlar. Bu ordunun en çok sevdiği şey, Rablerine kavuşmalarıdır. Bedir ashabının evlatları onlarla beraberdir, Haşim Oğulları'nın kılıçları yanlarındadır. Kardeşine, dayına, atana, soyuna karşı nasıl savaştıklarını da biliyorsun. "Ve bu zalimlerden uzak değildir. "2/3

29. Mektup

Basra halkına yazdığı mektup: Birlik/vahdet ipinizin kopmasından ve ayrılıklarınızın nasıl olduğundan …
NEH_0406 · S. 400 · 29. Mektup
İmam Ali
Basra halkına yazdığı mektup: Birlik/vahdet ipinizin kopmasından ve ayrılıklarınızın nasıl olduğundan habersiz değilsiniz. Ben suçlularınızı affettim, arkasını dönüp kaçanların üzerinden kılıcımı kaldırdım. Bana gelenlerinizi de kabul ettim. Eğer helake sürükleyen işler, zayıf ve zalimane düşünceler sizi hataya düşürüp bana muhalefet ettirerek savaşa sürüklerse, bilin ki ben ordumu hazırlamış, savaş için atıma binmişim. Eğer beni yanınıza gelmeye mecbur ederseniz, sizlere öylesine saldırırım ki Cemel Savaşı bunun yanında çok küçük kalır. Bununla beraber, içinizde itaatkâr insanların faziletlerini, nasihat edenlerin haklarını bilerek, sınırı aşıp suçsuzu suçlamıyor ve ahdinde duran vefalıyı da ahdi bozmakla itham etmiyorum.1 Muaviye'ye yazdığı mektup: Elinde olan şeylerden dolayı Allah'tan kork. Allah'ın senin üzerindeki hakkına bak. Hakkındaki bilgisizliğinin senin için özür kabul edilmeyeceği şeyleri tanımaya dön. Çünkü itaat için belirli alametler, aydınlık yollar, apaçık deliller ve arzu edilen bir sonuç vardır; akıllı olanlar o yoldan gider, kötü kişilerse ona muhalefet ederler. Kim o yoldan saparsa, haktan ayrılır ve şaşkınlığa düşer. Allah da onun nimetini elinden alır, ona azabını ulaştırır. Kendini kurtar, kendini! Allah sana doğru yolunu açıklamış, işinin nasıl sonuçlanacağını bildirmiştir; sen işlerini hüsranla sonuçlandırıp küfür mahalline ulaştırmışsın.
Çünkü senin nefsin seni şerre sokup, sapıklık ve helake sürüklemekte, bozguna uğratmakta ve yolunu gitgide …
NEH_0407 · S. 400 · 29. Mektup
İmam Hasan İmam Ali
Çünkü senin nefsin seni şerre sokup, sapıklık ve helake sürüklemekte, bozguna uğratmakta ve yolunu gitgide zorlaştırmaktadır.1 Sıffin'den dönerken oğlu Hasan'a Hadirin'de2 yazdığı vasiyetnamesi: Yok olma eşiğinde bulunan, zamanın geçtiğini itiraf eden, ömrünü geçiren, zamana teslim olan, dünyayı kınayan, ölülerin mekanında yurt tutan, yarın da oradan göçüp gidecek olan fani babadan; ulaşılmayan şeylere ulaşmak isteyen, helake uğrayanların yolundan giden, hastalıklara hedef, zamana rehin olan, üzerine musibetler ok gibi yağan, dünyanın kulu, aldanma taciri, ölüme borçlu, yokluğa esir, gamlarla sözleşen, hüzünlere kapılan, afetlere hedef olan, şehvetlere yenik düşen ve ölülerin yerinde oturan evlada... ...Dünyanın benden yüz çevirmesinden, zamanın bana başkaldırmasından ve ahiretin bana yönelmesinden başkalarını değil, kendimi düşünmem, geride bıraktıklarımdan yüz çevirmem ve halkın dertleriyle dertlendiğim gibi kendi derdimin de farkına varmam gerektiğini anladım. Bu hâl heva ve hevesimden uzaklaştırdı, bana işimin gerçeğini gösterdi, böylece içinde şaka olmayan bir ciddiyete ve yalanı olmayan bir doğruluğa sürükledi.
Seni kendimden bir parça olarak, belki de bütünüm olarak gördüm;
NEH_0408 · S. 400 · 29. Mektup
İmam Ali
Seni kendimden bir parça olarak, belki de bütünüm olarak gördüm; hatta başına bir musibet gelse bana gelmiş gibidir, ölüm sana gelmiş olsa, bana gelmiş gibidir. Senin durumunu, kendi durumum gibi bildim ve sana sağ olsam da, dünyadan göçsem de hayatında yardımcı olması için bu mektubu yazdım... Ey oğlum! Allah'tan korkup sakınmanı, emrine sürekli itaat etmeni, kalbini zikriyle imar etmeni, onun ipine sımsıkı sarılmanı tavsiye ederim. Eğer Allah'la arandaki bağa sımsıkı sarılacak olursan, bu bağdan daha sağlam bir bağ var mıdır? Kalbine öğütle hayat ver, züht ile öldür, yakini imanla kuvvetlendir, hikmetle nurlandır; ölümü zikrederek zelil kıl, yok olacağını ikrar ettir, dünyanın feci olaylarıyla basiret sahibi kıl, onu zamanın saldırısından, günlerin, gecelerin geçmesiyle oluşan kötülüklerden koru. Ona geçmişlerin haberlerini arz et ve senden öncekilerin başına gelenleri hatırlat, onların diyarlarında ve bıraktıkları eserler arasında gez, dikkatle bak! Ne yapmışlar, nerden göçüp ayrılmışlar ve nereye yerleşip konaklamışlar. Muhakkak kendi dostlarından ayrıldıklarını, diyar-ı gurbete göçtüklerini göreceksin. Az bir zaman sonra, sen de aynı onlardan biri gibi olacaksın.
Öyleyse konağını (ölümden sonraki yerini) ıslah et; ahiretini dünya karşılığında satma.
NEH_0409 · S. 400 · 29. Mektup
İmam Ali
Öyleyse konağını (ölümden sonraki yerini) ıslah et; ahiretini dünya karşılığında satma. Bilmediğin şey hakkında konuşmayı, üzerine düşmediği hâlde söz söylemeyi terk et. Sapıklık olacağından korktuğun bir yola girme. Çünkü sapma ihtimali olan yollardan kaçınmak, o korkunç yerlere girmekten daha iyidir. Marufu emret ve ona uyanlardan ol, münkeri elinle ve dilinle ortadan kaldır. Münkeri yapanlardan tüm çabanla sakın ve uzaklaş. Allah yolunda hakkıyla cihat et. Hiçbir kına- yıcının kınaması, seni O'nun yolundan alıkoymasın. Ne-rede olursa olsun Allah için zorluklara katlan, dinini güzel öğren. Kendini zorluklara karşı sabretmeye alıştır ki hak yolunda sabretmeye alışmak güzel bir huydur. Bütün işlerinde rabbine sığın; böylece, tam bir sığınağa, güçlü bir koruyucuya sığınmış olursun. Bir şey istersen sadece Rabbinden iste; çünkü vermek de vermemek de O'nun elindedir. Hayrı çok iste, vasiyetimi iyice anla ve sakın yüz çevirme. Çünkü sözün hayırlısı faydalı olanıdır. Fayda vermeyen ilimde hayır olmadığını bil. Faydalanılmayan bilgi öğrenilmeye layık değildir. Ey yavrum! Yaşlandığımı, zaafımın gevşekliğinin arttığını gördükten hemen sonra sana vasiyetimi yazdım.
Gönlümdekileri aktarmadan ecelim gelir, bedenimdeki gibi görüşümde de bir zayıflık olur, dünya seni kandırır …
NEH_0410 · S. 400 · 29. Mektup
İmam Ali
Gönlümdekileri aktarmadan ecelim gelir, bedenimdeki gibi görüşümde de bir zayıflık olur, dünya seni kandırır yahut da heva ve heveslerine mağlup olur, buyruk dinlemez serkeş bir deveye dönersin ve öğütlerimin sende hiçbir etkisi olmaz korkusuyla önceden vasiyetimi anlatmaya koyuldum. Gencin kalbi ekilmemiş tarlaya benzer, oraya ne eksen tutar, yeşerir. Kalbin katılaşmadan, öğütleri reddetmeden ve aklın başka şeylere yönelmeden sana edepten bir şeyler öğretmek istedim ki ciddi bir kararla o işlerin peşine düşesin, tecrübe sahiplerinin istediği ve kendilerinde denediği şeylerden nasiplenesin ve yeniden denemeye ihtiyaç duymayasın. Böylece sana edepten sadece sıkıntılara katlanarak elde ettiklerimiz ulaşacak ve bizim için karanlıkta kalan birçok mesele senin için aydınlığa kavuşmuş olacaktır. Yavrucuğum, ben benden öncekiler gibi ömür sürmediysem de, onların yaptıklarına baktım, haberleri üzerinde düşündüm, bıraktıkları eserlerini gezdim, böylece, onlardan biri gibi oldum; belki de başlangıçtan sonuna kadar onlarla birlikte yaşamış, ömürleri benimle sona ermiş gibi oldu. Safını bulanığından, faydalısını zararlısından ayırdım.
Her işin özünü ve mühim olanını senin için özetledim, en güzelini seçtim.
NEH_0411 · S. 400 · 29. Mektup
İmam Ali
Her işin özünü ve mühim olanını senin için özetledim, en güzelini seçtim. Bilinmeyenlerini ve şaşkınlığına sebep olacakları da senden uzak tuttum. Oğlunun işlerine bakan şefkatli bir baba gibi senin işlerine baktım. Öğrenmen ve amel etmen için senin için edepten bir şeyler biriktirdim. Çünkü sen henüz ömrünün baharındasın ve önünde uzun bir yol var, iyi niyetli, temiz, pak bir ruha sahipsin. Her şeyden önce sana ilk olarak üstün ve yüce olan Allah'ın kitabını tefsir ve tevili ile İslâm'ın şeriat ve ahkâmını, helal ve haramı ile öğretmeyi kararlaştırdım. Başka şeylerle ilgilenmedim. İnsanların şimdi ihtilafa düşmesine ve görüşlerinin bulanmasına sebep olan şeylerin seni de hataya düşürmesinden korktum. İlk önce seni bu yola çekmek istemedim. Ama seni kurtuluşun olmadığı birtakım işlere teslim etmektense, inançlarını sağlam kılmak için çalışmayı daha uygun gördüm. Allah'tan doğru yolu bulmada, yöneldiğin hedefe ulaşmakta sana başarı vermesini dilerim. İşte bu, sana bıraktığım vasiyetimdir. Ey oğlum!
Şunu bil; vasiyetimden alacağın şeylerden benim için en sevimli olanı, Allah'tan korkman, sadece farz ettiği …
NEH_0412 · S. 400 · 29. Mektup
İmam Ali
Şunu bil; vasiyetimden alacağın şeylerden benim için en sevimli olanı, Allah'tan korkman, sadece farz ettiği şeylerle yetinmen, senden önce gelip geçen atalarının ve hanedanından salih olanlarının yolundan gitmendir. Tıpkı senin kendi görüşlerini gözden geçirmen gerektiği gibi, onlar da kendi görüşlerini gözden geçirmişler ve senin düşün- düğün gibi düşünmüşlerdir. Sonra iyi olarak bildikleri şeyleri yerine getirdiler, sorumlu olmadıkları şeylere sarılmaktan vazgeçtiler. O hâlde nefsin onlara uymak istemez de, onlar gibi bizzat gerçekleri bulmak isterse, her şeyi ilim ve anlayış üzere elde etmeye çalış; şüphelere, faydasız çekişmelere koyularak değil. Bu yola girmeden önce, Allah'ın yardımını iste; başarı elde etmek için O'na yönel; Seni şüpheye düşüren ve sapıklığa sürükleyen her şeyden sakın. Kalbinin saflığa ulaştığına iyice inanırsan, boyun büker ve bütün gücünle bu konuya odaklanırsan, sana açıklayıp anlattıklarıma bak. Sevdiğin şeylere erişemez ve görüşüne fikir esenliğine kavuşamazsan; gözü görmeyen deve gibi bilmeden adım attığını, karanlıklara dalıp gittiğini bil. Hataya düşen ve hak ile batılı karıştıran kimse, dini talep etmemektedir; bu gibi şeylerden de el çekmesi daha iyidir. Oğlum, vasiyetimi iyi anla. Şunu bil ki ölümün sahibi, hayatın da sahibidir. O yaratanın ve öldürenin ta kendisidir, yok eden, tekrar döndürendir, dertlerle imtihan edip derdi giderendir. Dünya fakat Allah'ın nimet ve imtihan yeri kıldığı, ahiret için sınanma yurdudur. Ya da O bilmediğimiz başka bir şey için dilemiştir. Bu işlerden biri seni aciz bırakırsa, bu durumu ona bilmediğine yor. Çünkü sen, önce cahil olarak yaratıldın, sonra bilgi sahibi kılındın. Bilemeyeceğin, ne yapacağını şaşıracağın nice iş vardır ki, ilk etapta onlarla görüşün şaşar, basiretin sapar; ama daha sonra görür tanırsın. Seni yaratana, güzel şekillendirip rızıklandırana bağlan, kulluğunu ona has kıl, isteğin O'na yönelsin, korkun O'ndan olsun.

31. Mektup

Ey oğlum! Şunu bil ki hiç kimse, Allah'tan Resulün (s.a.a) getirdiği gibi haber getirmemiştir.
NEH_0413 · S. 406 · 31. Mektup
İmam Ali
Ey oğlum! Şunu bil ki hiç kimse, Allah'tan Resulün (s.a.a) getirdiği gibi haber getirmemiştir. Onu, mutluluğu sağlayan rehber ve kurtuluşa götüren lider olarak kabul et. Ben sana öğüt vermekte kusurlu davranmadım. Muhakkak sen ne kadar çabalarsan çabala, benim seni düşündüğüm kadar sen kendini düşünemezsin. Ey oğlum! Bil ki, eğer Rabbinin ortağı olsaydı, sana onun da elçileri gelirdi; onun tasarrufunun ve iktidarının izlerini görür, yaptıklarını, sıfatlarını tanırdın. Fakat O, kendini vasfettiği gibi, tek bir ilâhtır. Hiç kimse O'na mülkünde karşı çıkamaz. Ebediyen zeval bulmaz, sürekli olacaktır. İlki olmaksızın her şeyden evveldir; nihayeti olmaksızın her şeyden sonradır. Allah, rububiyetinin kalp ve göz kuşatılmasından daha büyüktür. Bunu kavradığın zaman, senin gibi gücü az, değeri küçük, aczi çok, rabbine ihtiyacı büyük kişinin; O'nun itaatini istemekte, azabından korkmakta öfkesinden çekinmekte nasıl davranması gerekiyorsa öyle davran. Çünkü O, sana ancak iyi şeyleri emreder; çirkin şeylerden de alıkoyar. Ey oğlum! Sana dünyaya, durumuna, zevalini ve elden ele geçişine dair haberleri bildirdim. Ahiretten ve ahiret ehli için orada hazırlanan şeylerden seni haberdar ettim.
İbret alman, ona göre davranman için de ikisine -cennet ve cehennemedair misaller getirdim.
NEH_0414 · S. 406 · 31. Mektup
İmam Ali
İbret alman, ona göre davranman için de ikisine -cennet ve cehennemedair misaller getirdim. Dünyayı deneyen kimsenin durumu; harap, kıtlık, darlık bir yerden, evi mamur ve geniş, otlağı bol yere yolculuk edene benzer; yolun zahmetine, arkadaşlarından ayrılığına ve yolculuğun meşakkatlerine, yemeğin yabanlığına katlanır, sonra, genişlik ve bolluk diyarı yurtlarına, yerleşecekleri evlerine gelirler. Artık çektikleri zorlukları kolay ve yaptıkları harcamaları da zarar da görmezler. Onlar için kendilerini evlerine ve varacakları yurtlarına yaklaştıran şeyden daha sevimli bir şey yoktur. Dünyada aldanan kimsenin durumu ise, nimeti bol, mamur bir konaktan; harap, kıtlıktan kupkuru kesilmiş bir yere göçen topluluğa benzer. Onlar için önce bulundukları yerden ayrılmak kadar kötü, ansızın öyle bir yere gitmek kadar ikrah verici hiçbir şey yoktur. Ey oğlum! Nefsini kendinle başkaları arasında tartı hâline getir; kendin için sevdiğin şeyleri başkası için de sev, kendin için kerih gördüğün şeyleri başkaları için de kerih gör. Zulme uğramayı sevmediğin gibi, kimseye de zulmetme. Nasıl, sana iyi davranmalarını istersen, sen de iyi davran.
Başkalarında çirkin gördüğün şeyi, kendin için de çirkin gör;
NEH_0415 · S. 406 · 31. Mektup
İmam Ali
Başkalarında çirkin gördüğün şeyi, kendin için de çirkin gör; onlar yaptıklarıyla seni hoşnut ettikleri gibi, sen de onları razı et. Bildiğin az bile olsa, bilmediğini söyleme. Sana söylenmesinden hoşlanmadığın şeyi de başkalarına söyleme. Şunu da bilesin ki, kendini beğenmek, gerçeğin düşmanı ve aklın afetidir. Bütün gayretinle çalış çabala; lakin başkaları için mal biriktiren kimselerden olma. Hedefine iletildiğin zaman Rabbine şimdi olduğundan daha çok huşu içinde ol! Önünde uzun ve aşılması zor bir yol olduğunu bil. Bu yolu kat etmek, güzel bir şekilde istekli olmayı gerektirir. O hâlde, gücünün yettiği kadar azık hazırla. Ama yükünün hafif olması gerek, sırtına da gücünü aşan yükü yükleme, yoksa ağırlığı altında ezilirsin. Yoksul kimselerden kıyamet gününe kadar azığını yüklenecek ve kıyamette ihtiyacın olacağı günde sana geri verecek birini bulduğun zaman bunu ganimet bil, ona yükle, çokça yardımda bulun. Belki son- ra yar-dım etmek istersin de bulamazsın. Sen zenginken borç isteyene ganimet sayıp ver ki, o da senin zorluk gününde karşılığını ödesin. Önünde sarp, çıkılması zor bir geçit olduğunu bil.
Orada hafif olanın durumu, ağır olanınkinden daha iyidir;
NEH_0416 · S. 406 · 31. Mektup
İmam Ali
Orada hafif olanın durumu, ağır olanınkinden daha iyidir; yavaş gidenin durumu, çabucak göçenlerinkinden kötüdür. Oradan ya cennete ya da cehenneme varılır. O hâlde oraya inmeden önce azık edin, bir konak hazırla; zira ölümden sonra O'nun rızasını dilemenin faydası yoktur; dünyaya geri dönmek de mümkün değildir. Yere ve göklere tasarruf eden, af dileyip dua etmene izin vermiş, kabul etmeyi de üzerine almıştır. Vermesi için istemeni, merhamet etmesi için de merhamet dilemeni emretmiştir. Seninle arasına engel olacak bir kimseyi koymadı. Katında bir şefaatçiye muhtaç etmedi, kötü işlerinden sonra tövbe etmeni yasaklamadı. Cezalandırmada acele etmedi. Dönünce kınamadı, rezil rüsva olmayı hak ettiğinde rezil rüsva etmedi, tövbeyle yönelişinin kabulünde sana şiddetli davranmadı. Günahın sebebiyle zorluğa düşürmedi, rahmetiyle seni ümitsizliğe düşürmedi. Aksine, suçundan yüz çevirmeni bir iyilik saydı; yaptığın kötülüğe misliyle, ettiğin iyiliğe de on misliyle karşılık verdi. Sana tövbe ve hoşnutluk kapısını açtı. Çağırdığın zaman seslenişini duyar; fısıltıyla yalvardığın zaman da fısıldadığını işitir. O hâlde ihtiyacını O'na söyle, gönlündekini aç, dertlerini şikâyet et.
Sıkıntılarını gidermesini iste, işlerinde O'ndan yardım dile.
NEH_0417 · S. 406 · 31. Mektup
İmam Ali
Sıkıntılarını gidermesini iste, işlerinde O'ndan yardım dile. Rızkın bolluğu, bedenin sıhhati, ömrün uzunluğu gibi O'ndan başkasının veremeyeceği şeyleri rahmet hazinlerinden ihsan etmesini iste. İhtiyacını istemeye izin vererek hazinelerinin anahtarını eli- ne vermiştir. İstediğin zaman dua ile nimet kapılarını açar, kurak yerleri sulayıp hayat vermek için rahmetini istersin. İcabeti gecikti diye ümitsizliğe düşmemelisin. Çünkü ihsan, niyetle birdir. Pek çok kez, isteyenin ecri artsın, arzulayana daha çok verilsin diye icabet gecikir. Bazen de bir şey istersin verilmez; fakat bu dünyada ya da ahirette daha hayırlısı verilir. Veya verilmemesi senin yararına olmuştur. İstediğin pek çok şey vardır ki, eğer verilirse dinin helak olur. O hâlde güzelliği sana kalıp zorluğu senden uzaklaşanı isteyen kimse ol. Mal, sana kalmaz; sen de malına ebediyen sahip olmazsın. Ey oğlum! Dünya için değil, ahiret için yaratıldığını bil. Hayat için değil, ölüm için; beka için değil, yok olmak için var edildin. Ne kadar kalacağını bilmediğin bir evde, alınıp götürüleceğin bir durakta, ahırete varacağın bir yoldasın.
Sen, korkan kimsenin kurtulamayacağı, isteyenin er geç kavuşacağı, sonunda mutlaka tadacağı ölümün avısın.
NEH_0418 · S. 406 · 31. Mektup
İmam Ali
Sen, korkan kimsenin kurtulamayacağı, isteyenin er geç kavuşacağı, sonunda mutlaka tadacağı ölümün avısın. Seni helak etmesinden kork; günah bir işle uğraşıp tövbe ederim ümidinde iken ölümün tövbe ile arana girmesinden ve kendini böylece helak etmekten sakın. Ey oğlum! Ölümü anmayı çoğalt, birden bire saldırıya geçişini ve ölümden sonraki olayları düşün. Ölümü hep önünde bil, gafil olma; ölüm, seni gitmeye hazır, güçlü bir hâlde bulsun; ansızın gelerek seni yenip helak etmesin. Dünya ehlinin dünya ile avunup, ona bağlanması sakın seni aldatmasın. Allah, sana dünyayı anlattı, dünya da kendini tanıttı, kötülüklerini açıp gösterdi. Dünya ehli, ancak havlayan köpekler, av peşinde koşan canavarlardır. Biri diğerini ısırır; üstün olan zayıf olanı yer; büyüğü küçüğünü kahreder; ona galip gelir. Dünya ehli; bazıları ayakları bağlanmış, bazıları ise serbest bırakılmış develer gibidir. Akıllarını kaybetmiş, meçhule dalıp gitmişlerdir; başıboş sarp vadilerde yürümekte, afetlerde otlamaktadırlar. Ne onları gözetecek birisi, ne de yayıp otlatacak çobanları var.
Dünya, onları körlük yoluna sürüp, hidayetin aydınlattığı gözlerini aldı da şaşkınlık içinde dünyaya …
NEH_0419 · S. 406 · 31. Mektup
İmam Ali
Dünya, onları körlük yoluna sürüp, hidayetin aydınlattığı gözlerini aldı da şaşkınlık içinde dünyaya daldılar, nimetine gark olup onu rab edindiler. Dünya onlarla, onlar da dünya ile oynarlar ve ahireti de unuturlar. Biraz dikkatlice bak, karanlık perdesi kenara çekilmekte, sanki mahfeler geldi gibi, koşanlar geçmişlerin kervanına mutlaka ulaşır. Ey oğlum! Şunu bilesin; bineği geceyle gündüz olan kişi, duruyor olsa bile gider, oturup dinleniyor olsa da mesafe kat eder. Emeline ulaşmayacağını, ecelinden kaçamayacağını, senden öncekilerin olduğu yolda olduğunu yakinen bil. İsteklerini azalt, rahat ol, geçimini isteme hususunda iyi çalış. Zira nice istekler insanı elindekinden eder. Her çok isteyen, rızıklanmaz; istediği ideal olan ve güzelce isteyen de mahrum kalmaz. Nefsin, seni isteklere yöneltse bile nefsini bütün aşağılıklardan üstün tut. Zira kendinden verdiklerini bir daha elde edemezsin. Sakın başkalarına kul olma; çünkü Allah seni hür olarak yarattı. Şerle ulaşılan hayır, hayır değildir. Güçlükle ulaşılan kolaylık da kolaylık değildir. Tamah bineğiyle yola çıkmaktan sakın! Çünkü o, seni süratle helak suyunun başına götürür.
Eğer güç yetirebilirsen, Allah'la aranda bir velinimetin olmamasını sağla.
NEH_0420 · S. 406 · 31. Mektup
İmam Ali
Eğer güç yetirebilirsen, Allah'la aranda bir velinimetin olmamasını sağla. Çünkü sen, kısmetine ulaşacak, payını alacaksın. Hepsi de Allah katında olmakla beraber, Allah'tan gelen az şey halktan gelen çok şeyden daha büyük ve daha yücedir. Sessiz kalışınla kaybettiklerini telafi etmen, konuşmanla kaybettiklerini telafi etmenden daha kolaydır. Kabın içindekini korumak, ağzını sıkı kapamakla mümkündür. Elinde bulunanı korumak, başkasının elindekini istemekten daha sevimlidir bana. Ümitsizliğin acısı, insanlardan bir şey istemekten; iffetli olarak çalışıp geçinmek, günahla dolu zenginlikten daha hayırlıdır. Kişi kendi sırrını, en iyi kendisi korur. Pek çok çalışan kimse nasıl bir zarara doğru koştuğunu bilmez. Çok konuşan saçmalar; düşünen kimse basiret kazanır. Hayırlılarla arkadaşlık et ki onlardan biri sayılasın. Şerlilerden sakın ki onlardan sayılmayasın. Yiyeceklerin en kötüsü haram yemektir! Zulmün en kınanmışı, zayıflara yapılandır. Yumuşaklık, sertlik sayıldığı zaman, sertlik de yumuşaklık sayılır. Bazen ilaç, ölüme sebep olur; bazen de hastalık ilaç olur. Bazen kendisinden nasihat beklenmeyen kimse güzel nasihat eder, bazen de nasihat eden kimse ihanet eder.
Arzulara kapılıp bel bağlamaktan sakın; çünkü arzular, ahmakların sermayesidir. Akıl, tecrübeleri korumaktır.
NEH_0421 · S. 406 · 31. Mektup
İmam Ali
Arzulara kapılıp bel bağlamaktan sakın; çünkü arzular, ahmakların sermayesidir. Akıl, tecrübeleri korumaktır. En hayırlı tecrübe, sana öğüt veren tecrübedir. Sıkıntıya düşmeden fırsatları değerlendir. Her isteyen isteğine kavuşamaz, her giden de geri dönmez. Azığı yitirmek ve ahireti bozmak fesattandır. Her işin bir sonucu vardır; senin için nasıl takdir edilmişse öyle gelecektir. Ticaretle uğraşan tehlikededir. Nice az şey, çok olan şeyden daha verimlidir. Aşağılık dostta ve itham edilen yardımcıda sana hayır yoktur. Zaman sana teslim oldukça sıkıcı olma, fazla kar elde etmek için tehlikeli şeylere atılma. Sürekli inatçı bineğinin dizginlerini koparmasından sakın. Kardeşin senden ayrılınca ona bağlan, yüz çevirince lütuf ve yakınlık göster, cimrilik edince cömert davran, uzaklaşınca yaklaş, şiddetlenince yumuşa, suç işleyince özrünü kabul et. Böylece sen onun kölesi, o ise senin nimet sahibin gibi olsun. Bunu gerekmeyen yerlerde ve ehli olmayan kimselere yapma. Dostunun düşmanını dost sayma; dostunla düşman olmana sebep olur. Ona ister iyi gelsin, ister kötü, kardeşine öğüt ver, ihlâs ile söyle.
Öfkeni yut; ben, onu yutmak kadar sonucu tatlı, akıbeti haz verici başka bir yudum görmedim.
NEH_0422 · S. 406 · 31. Mektup
İmam Ali
Öfkeni yut; ben, onu yutmak kadar sonucu tatlı, akıbeti haz verici başka bir yudum görmedim. Sana sertlik gösterene karşı yumuşak davran, belki o da yumuşar. Düşmanına iyilik ve lütufla muamele et; bu, iki zaferin (intikam veya affın) en tatlısıdır. Dostundan ayrılmak istersen, barışmak için açık kapı bırak ki bir gün dönmek istediğinde döne bilsin. İnsanlar senin hakkında iyi zanda bulunursa sen de iyi işlerinle onların zannını doğrula. Zira bir hakkını zayi ettiğin kimse artık dostun olmayacaktır. Yakınların, senden en nasipsiz kalan kimseler olmasın, senden uzak duran kişiye rağbet etme. Dostunun dostluğu kesmesindeki delili, senin dostluğu sürdürmendeki delilinden daha güçlü olmasın. Sana iyilik etmekten çok kötülük etme düşüncesinde olmasın. Sana zulmedenin zulmünü gözünde büyütme; çünkü o kendisinin zararına, senin faydana çalışmaktadır. Seni sevindirenin mükâfatı kötü davranman değildir. Ey oğlum! Bilesin ki rızık, senin aradığın ve seni arayan olmak üzere iki kısımdır. Sen ona gitmeden o sana gelir. İhtiyaç hâlindeyken alçalmak, zenginken kabalık göstermek ne kötüdür. Dünyadan kazandığın, ahiretin için islah ettiğin kadardır.
Elinden kaçırdığına hayıflanacaksan, sana ulaşamayan her şey için de hayıflan.
NEH_0423 · S. 406 · 31. Mektup
İmam Ali
Elinden kaçırdığına hayıflanacaksan, sana ulaşamayan her şey için de hayıflan. Olmayanı olup bitenden çıkar da anla. Çünkü işler, birbirine benzer. Sakın musibete uğra- madıkça nasihatten faydalanmayanlardan olma. Akıllı olan, nasihatten öğüt alır ve yola gelir; hayvanlar ise ancak dayakla uslanır. Sabrın gücü ve güzel yakin ile sana yönelen dertleri, belaları kendinden uzaklaştır. İtidali bırakan zulme sapmıştır. Arkadaş, sana akraba gibidir. Gerçek dost ise senin yokluğunda bile doğru dost olandır. Heva ve heves dert ve elemlerin ortağıdır. Akrabadan da yakın olan nice uzak kimse; uzaktan da uzak olan nice akraba vardır. Garip, dostu olmayan kişidir. Hakka karşı çıkıp düşmanlık edenin yolu daralır. Gücünün sınırını bilenin kudreti baki kalır. Sarılacağın sebeplerin en sağlamı, seninle yüce Allah arasındaki sebeptir. Senin durumunu düşünmeyen, düşmanındır. Özellikle tamahın insanın helak ettiği zamanlarda ümitsiz olmak hedefe ulaşmaktır. Her ayıp aşikâr, her fırsat elde edilecek değildir. Çoğu kez, gören kişi hata ettiği hâlde, kör olan doğru yolu bulur. Kötü işler yapmayı ertele, zira istediğin zaman ona koşabilir, ulaşabilirsin. Cahille irtibatını kesmek, akıllıya katılmaktır.
Kim zamandan emin olursa ona hıyanet eder; kim de ona değer verirse onu aşağılar.
NEH_0424 · S. 406 · 31. Mektup
İmam Ali
Kim zamandan emin olursa ona hıyanet eder; kim de ona değer verirse onu aşağılar. Her ok atan isabet ettiremez. Sultanın görüşü değiştiğinde zaman da değişir. Yolculuğa başlamadan arkadaşını, eve girmeden komşunu sor. Başkasının sana anlattığı olsa bile, güldürecek söz söylemekten sakın. Kadınlarla (kendilerini ilgilendirmeyen hususlarda) istişare etmekten kaçın. Çünkü onların (bu konudaki) görüşleri eksik ve zayıf, azimleri gevşektir. Kadınları örtülü tut ki gözleri (yabancı) erkekleri görmesin. Zira örtü kadınları her türlü kötülükten korur. Yanlarına güvenmediğin birini göndermen, onları dışarıya salıvermenden daha kötüdür. Senden başkalarıyla görüşmemelerine güç yetirebilirsen, bunu yap. Ka- dınları güçlerini aşan işlere koşma; çünkü kadın zarif bir güldür; sert bir kahraman değil. Onları aşırı yüceltme ve başkasına şefaatçi olma hususunda tamahlandırma. Kıskanılacak yerden başka bir yerde kıskançlığa kalkışma; çünkü bu, doğru kadını eğriliğe ve iffetli kadını şüpheye düşürür. Hizmetçilerinden her birine yapması için bir iş tayin et; o zaman hizmeti birbirlerine atıp kaçınamazlar. Soyuna ikramda bulun; onlar, senin kanatlarındır, onlarla uçarsın, senin bağlı olduğun aslın, saldırıya geçtiğin ellerindir onlar. Dinini, dünyanı Allah'a emanet et. Şu tez geçen dünyada da, az zaman sonra gelecek ahirette de akibetinin hayırlı olmasını dile. Ve's-Selâm.1 Muaviye'ye yazmıştır: İnsanların birçoğunu azgınlığınla aldatıp helak ettin, daldığın fitne denizinin dalgalarına attın. Böylece zulüm karanlıklarına, şüphenin azgın dalgalarına daldılar. Onlar, doğru yoldan ayrılıp, topukları üzerinde gerisin geriye döndüler ve atalarına yönelip, güvendiler. Ancak basiret sahipleri, seni tanıdıktan sonra senden ayrıldılar ve sana yardım etmekten

33. Mektup

Allah'a sığındılar. Çünkü sen onları meşakkatlere sürüklüyor, doğru yoldan ayırıyordun.
NEH_0425 · S. 415 · 33. Mektup
İmam Ali
Allah'a sığındılar. Çünkü sen onları meşakkatlere sürüklüyor, doğru yoldan ayırıyordun. Ey, Muaviye! Kendin için Allah'tan kork; yularını şeytanın elinden kurtar. Dünya, senden kopup gitmekte; ahiret ise git gide yaklaşmaktadır. Ve's-Selâm.1 Mekke valisi Kutem b. Abbas'a yazdığı mektup: Batıdaki gözetme memurum, hac mevsiminde Şam halkından kalpleri kör, işitme duyuları sağır, basiretleri doğuştan kör olan bazı insanları gönderdiğini bana yazarak bildirdi. Onlar, hakka batıl ile varmak istiyor, yaratana isyan ederek yaratığına itaat ediyorlar. Din perdesi altında dünyanın memesini sağıyorlar. Muttakilerin ve salihlerin seçtikleri ahireti, gelip geçici dünyaya satıyorlar. Hayrı, ancak işleyen kazanır. Şerrin cezasını da ancak işleyen çeker. Oysa ileri görüşlü, ciddi, akıl sahibi, nasihat edici büyüğüne ve imamına tabi olan kimse gibi, elinde var olan bütün gücünle kıyam et. Özür dileyeceğin işi yapmaktan sakın. Nimetlere gark olunca azma, belalara uğrayınca kendini dağıtma. Ve's-Selâm.2

34. Mektup

Muhammed b. Ebu Bekir'in Mısır valiliğinden azledip yerine Malik b.
NEH_0426 · S. 416 · 34. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Muhammed b. Ebu Bekir'in Mısır valiliğinden azledip yerine Malik b. Eşter'in tayin edilmesine canının sıkıldığını duyunca kendisine yazdığı mektup. Malik de henüz Mısır'a varmadan vefat etmişti: Senin yerine Eşter'i vali olarak tayin etmeme canının sıkıldığını bana haber verdiler. Bunu işe ciddi olarak sarılmadığın, az çaba gösterdiğin için yapmadım. Seni hükmettiğin yerden aldım, ama daha kolay idare edebileceğin ve fazla seveceğin bir yere tayin edeceğim. Mısır'ın işlerini yönetmek üzere vali tayin ettiğim kişi bize öğüt veren, düşmanına karşı sert ve acımasız davranan bir kişiydi. Allah rahmet etsin, günlerini tamamlayıp ölümle buluştu. Kendisinden hoşnut olduğumuz hâlde vefat etti. Allah onu hoşnutluğuyla mükâfatlandırıp, ecrini kat kat versin. O hâlde düşmanına karşı çık, tedbirle yürü, savaşırken seninle harb edene karşı çevik ol. Rabbinin yoluna çağır, Allah'tan çokça yardım dile, bu sıkıntılara karşı O, sana yeter ve başına gelen şeylere karşı sana yardım da eder inşallah.1 Muhammed b. Ebubekir'in öldürülmesinden sonra Abdullah b. Abbas'a yazdığı mektup: ...Mısır alındı, Muhammed b. Ebubekir (r.a) şehit edildi.
Onu Allah katında öğüt veren bir evlat, zahmete katlanan bir vali, keskin bir kılıç, kötülükleri defeden bir …
NEH_0427 · S. 416 · 34. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Onu Allah katında öğüt veren bir evlat, zahmete katlanan bir vali, keskin bir kılıç, kötülükleri defeden bir direk bilirim. Bu olaydan önce halkı ona katılmaya teşvik edip, ona yardım etmelerini emrettim. Onları gizli, aşikâr, tekrar tekrar çağırdığım hâlde, bir kısmı istemeyerek geldiler, bir kısmı yalan uydurarak, bir kısmı da evlerinde oturarak yardıma gelmediler. Onlardan bir an önce kurtulmam için Allah'ın bana bir çıkış yolu ihsan etmesini diliyorum. Vallahi düşmanımla karşılaştığımda şahadet arzusu olmasaydı ve ölüme hazırlık yapmasaydım, bunlarla bir gün dahi olsa beraber olmayı ve karşılaşmayı ebediyen istemezdim.1 Bazı düşmanlara karşı (Yemen'e saldıran Busr b. Ebî Ertat) göndermiş olduğu ordu hakkında kardeşi Akil b. Ebu Talib'e yazdığı mektup... Bu mektup Akil'in kendisine yazmış olduğu mektubun cevabıdır: Müslümanlardan kalabalık bir orduyu onun üzerine gönderdim. Haber ona ulaşınca, pişman olup geldiği gibi geri döndü ve kaçtı. (Ama) ordu, güneş batmak üzereyken ona ulaştı ve aralarında hızlı ama kısa çarpışmalar oldu. O çok büyük bir sıkıntıya düşmüş olduğu hâlde ve canı çıkmak üzereyken pişmanlıkla kendini zor kurtardı. Dalalete meyleden, ayrılık ve ihtilafı seçen, kendileri dalaletin karanlığında yaşayan (hakka varmayı zorlaştıran) Kureyş'i hâline bırak. Gerçekten onlar benden önce Resulullah'a

37. Mektup

(s.a.a) karşı savaşmakta birleştikleri gibi, bana karşı savaşmakta da ittifak ettiler.
NEH_0428 · S. 418 · 37. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
(s.a.a) karşı savaşmakta birleştikleri gibi, bana karşı savaşmakta da ittifak ettiler. Allah Kureyş'e bana yaptıklarından dolayı cezalarını versin. Onlar akrabalık bağımı kopardı ve annemin oğlunun (Resulullah'ı kastetmektedir) otoritesini benden aldı. Savaş konusundaki görüşümle ilgili soruna gelince; benim görüşüm, Allah katına varıncaya kadar savaşı helal kılıp, onu reva görenlerle savaşmaktır. Etrafımda çok kişinin bulunması, bana izzet ve güç kazandırmadığı gibi, benden ayrılmaları da beni hüzne boğmaz. Babanın oğlunun (yani benim), kendisini terk edip bıraksa da insanlara yalvarıp yakaracağını, zulme razı olup kabul edeceğini, kolay bir şekilde boyunduruk altına gireceğini, sırtı esnek olan binek hayvanları gibi davranacağını sanma. Benî Selim kavminden olan şairin söylediği gibi: Bana, "Nasılsın?" diye sorsanız, derim ki: Zamanın zorluklarına karşı direnenlerdenim. Yüzümde hüzün görülmesi, bana ağır gelir. Çünkü düşman sevinir, dost ise ızdırab çeker.1 Muaviye'ye yazmıştır: Fesuphanallah! Nefsinin hevasıyla sonradan uyduğun asıl- sız şeylere bağlılığa ne kadar da şiddetle sarılmış, şaşkınlığa tâbi olmuşsun!
Hem de Allah'ın hesabını isteyeceği, kullarına delil kıldığı hakikatleri kaybedip ahitleri terk etmişsin.
NEH_0429 · S. 418 · 37. Mektup
İmam Ali
Hem de Allah'ın hesabını isteyeceği, kullarına delil kıldığı hakikatleri kaybedip ahitleri terk etmişsin. Osman'a ve katillerine dair haddinden fazla ve lüzumsuz sözlerine gelince... Sen Osman'a yardımı kendin için faydalı olduğu zaman yaptın, tam yardımına ihtiyacı olduğu zaman ise onu horlayıp yardımsız bıraktın. Ve's-Selâm.1 Malik Eşter'i Mısır'a vali tayin ettiği zaman Mısır Halkına yazdığı mektup: Allah'ın kulu, müminlerin emiri Ali'den Allah'a isyan edildiği, hakkın yok edildiği; zulüm ve işkence çadırının iyi-kötü, mukim-yolcu herkesin başına kurulduğu; marufla amel edip rahatlamanın, münkerden uzaklaşmanın mümkün olmadığı bir çağda, Allah rızası için öfkelenen topluma. ...Size Allah'ın kullarından; korku günlerinde uyumayan, korkulu dönemlerde ihtiyatı elinden bırakmayan, kötülük işleyenlere ateşten de çetin olan bir kulu gönderiyorum. O Mezhic boyundan Malik b. el-Hâris'tir. Onu dinleyin, hakka uygun olan emrine itaat edin. O, Allah'ın kılıçlarından bir kılıçtır; ağzı körelmez, vurduğunda da iz bırakır. Eğer toplu olarak hareket etmenizi em- rederse harekete geçin, kalıp direnmenizi emrederse kalıp direnin.
Çünkü O emrim olmadıkça ne geri kalır, ne ileri gider, ne acele eder ve ne de geciktirir.
NEH_0430 · S. 418 · 37. Mektup
İmam Ali
Çünkü O emrim olmadıkça ne geri kalır, ne ileri gider, ne acele eder ve ne de geciktirir. O sizin hayrınızı istediğinden ve düşmanınıza karşı da şiddetli olduğundan dolayı (kendisine ihtiyacım olduğu hâlde size göndermekle) sizi kendime tercih ettim.1 Amr b. As'a yazdığı mektup: Gerçekten sen dinini; sapıklığı aşikâr, perdesi açılıp ayıbı görünen bir kimsenin dünyasına uydurdun. O, meclisindeki saygın kimseleri ayıplar, yumuşak huylu kimseleri de sefih olarak değerlendirir. Aslanın avladığı avın artığını yemek isteyen köpeğin, onun peşinden gidip pençesine göz diktiği gibi (sen de Muaviye'nin) peşinden gittin ve ihsanını diledin. Önüne bir parça atmasını umarak hem dinini hem de dünyanı kaybettin. Oysa hakka sarılıp bağlanmış olsaydın istediğine kavuşurdun. Allah bana güç verir ve desteklerse seni ve Ebu Süfyan'ın oğlunu yaptıklarınızdan dolayı cezalandıracağım. Eğer bundan aciz olursam ve siz sağ kalırsanız, önünüzdeki ceza sizin için daha kötüdür. Ve's-Selâm.2

40. Mektup

H. 40 yılında memurlarından birine yazdığı mektup: ...Yaptığın bazı işler bana bildirildi.
NEH_0431 · S. 421 · 40. Mektup
İmam Ali
H. 40 yılında memurlarından birine yazdığı mektup: ...Yaptığın bazı işler bana bildirildi. Eğer bunları yaptıysan Rabbinin gazabına, hoşnutsuzluğuna uğradın, imamına isyan edip, emanetine hıyanette bulundun demektir. Bana, arzın üzerinde ne varsa soyduğunu, ayaklarının altında ne varsa aldığını, elinde bulunanı yediğini söylediler. Hesabını hemen bana bildir ve bil ki Allah'ın hesap sorması insanlarınkinden daha büyüktür. Ve's-Selâm.1 Memurlarından birine (Abdullah veya kardeşi Ubeydullah b. Abbas'a) yazdığı mektup: ...Gerçekten ben seni sorumluluklarımda (emanetimde) kendime ortak ve sırdaş edinmiştim. Yakınlarım arasında bana senden daha yakın, güvenilir; malı ve canıyla destek veren ve emaneti bana iade eden kimse yoktu. Zamanın, amcan oğlunun aleyhine şiddetlenip gaddar davrandığını, düşmanın savaş açtığını, halkın emanetinin zelil ve zayıf olduğunu, ümmetin delirircesine saçmaladığını, kendisini koruyacak kimsenin meydanda bulunmadığını gördüğün zaman, amcan oğluna vermiş olduğun vaatten geri döndün.
Sen ayrılanlarla beraber ayrıldın, yüzüstü bırakıp gidenlerle bırakıp gittin, hainlerle birlikte ona ihanet …
NEH_0432 · S. 421 · 40. Mektup
İmam Ali
Sen ayrılanlarla beraber ayrıldın, yüzüstü bırakıp gidenlerle bırakıp gittin, hainlerle birlikte ona ihanet ettin; böylece ne amcan oğlunun dertlerini paylaştın, ne de emanetini eda ettin. O hâlde sen, cihadında Allah'ı dilemeyip, Rabbinin apaçık gös- termiş olduğu deliller üzerinde değilmişsin; dilediğini elde etmek için bu ümmeti kandırıyor, onları ganimetlerinden gaflete düşürmeyi amaçlıyormuşsun. Ümmete tam anlamıyla ihanet etme fırsatı bulunca, süratle hamle yapıp sıçradın. Süratle koşan bir kurdun topal keçiyi kaçırdığı gibi, yetimlerin ve dulların korunmuş olan mallarını elinden geldiğince yağmaladın. Sonra, bu malları kalp huzuru içinde almış olduğundan dolayı günahkâr olduğunu bile hissetmeden Hicaz'a taşıdın. Baban sensiz kalsın! Onu anandan, babandan geriye kalan miras gibi ehline ulaştırdın. Suphanallah! Yoksa ahirete inanmıyor musun? Hesap gününde hesap vermekten korkmuyor musun?! Ey Bizim yanımızda akıl sahibi sayılmış olan, içtiklerinin ve yediklerinin haram olduğunu bile bile nasıl bir şey yiyip içebiliyorsun?
Allah'ın kendilerine ganimet olarak vermiş olduğu mallar ile İslâm memleketini koruyan mücahitlerin, …
NEH_0433 · S. 421 · 40. Mektup
İmam Hasan İmam Hüseyin İmam Ali
Allah'ın kendilerine ganimet olarak vermiş olduğu mallar ile İslâm memleketini koruyan mücahitlerin, müminlerin fakirlerin ve yetimlerin mallarıyla nasıl da kadınları nikâhlayıp cariyeleri satın alabiliyorsun? Allah'tan kork ve onlara mallarını geri ver! Eğer böyle yapmazsan ve Allah da bana imkân verirse, seni öyle cezalandıracağım ki, Allah bu konuda beni mazur görecek. Vurduğumda cehennemden başka yere gitmeyen kimseleri öldürdüğüm kılıcımla seni vuracağım. Vallahi, senin yaptığını Hasan ile Hüseyin bile yapsaydı, onlar için nezdimde ne anlaşma veya uyuşma olur, ne de onlardan hakkı alıncaya, zulümlerini uzaklaştırıncaya kadar gücüm olduğu hâlde benden kurtulabilirlerdi! Âlemlerin yaratıcısı olan Allah'a yemin ederim ki, onların mallarından aldıkların helal yolla bile eli- me geçmiş olsaydı, kendimden sonrakilere miras olarak bırakmak beni sevindirmezdi. Nefsinin arzu ve isteklerine yavaş yavaş sınır koy ve artık "yeter" de! Öyle zannet ki adeta ömrün sona ermiş, toprağın altına defnedilmişsin. Zalimin pişmanlıkla bağırdığı yerde amellerin sana gösterilmekte, orada ömrünü zayi eden dünyaya dönmek istemektedir. Ama "artık dönüş yoktur."1/2 Bahreyn valisi olan Ömer b. Ebi Seleme el-Mahzumî'yi azledip yerine Nu'man b. Aclan ez-Zurakî'yi tayin edince Ömer b. Ebî Seleme'ye yazdığı mektup: Numan b. Aclan ez-Zurakî'yi, Bahreyn'e tayin ettim, seni de kötüleyip suçlamadan azlettim. Yöneticiliği güzelce eda edip emaneti yerine getirdin. O hâlde bana karşı zanna düşmeyip seni kınamamı da beklemeden ve töhmet altında bırakılıp suçluluk hissine kapılmadan yanıma gel. Çünkü Şam zalimleri üzerine hareket etmek istiyorum, yanımda bulunman beni sevindirir. İnşallah sen düşmana karşı savaşta bana yardım edecek, dinin direğini ayakta tutacak kimselerdensin.3

43. Mektup

Erdeşir-i Hurre (Firuzabad) valisi olan Maskala b. Hubeyre eşŞeybanî'ye H. 38.
NEH_0434 · S. 424 · 43. Mektup
İmam Ali
Erdeşir-i Hurre (Firuzabad) valisi olan Maskala b. Hubeyre eşŞeybanî'ye H. 38. yılda yazdığı mektup: Bazı işlerini bana haber verdiler; eğer yaptıysan Allah'ın gazabına uğradın, imamını da kızdırdın demektir. Müslümanların ok atarak, at koşturarak elde ettikleri, elde ederken uğrunda kanlarını döktükleri, canlarını verdikleri ganimetleri kavminden istediğin kimselere paylaştırmışsın. Tohumu yarana, mahlûkatı yaratana and olsun ki, eğer bu doğruysa, gerçekten benim yanımda çok aşağılık ve itibar açısından da çok değersiz biri olursun. Rabbinin hakkını aşağılama küçük görme ve dinini mahvederek dünyanı düzeltme. Yoksa işlediklerinden en çok hüsrana uğrayanlardan olursun. Haberin olsun ki, senin yanında bulunan Müslümanların da, benim yanımda bulunanların da ganimette hakları eşittir. Onlar haklarını almak için bana gelir ve razı olarak giderler.1 İmam Ali (a.s), Muaviye'nin Ziyad b. Ebih'i2 kendisine kardeş ilan ettiği haberini alınca bu mektubu h. 39. yılında Ziyad'a yazmıştır: Muaviye'nin; aklını çelmek seni zelil kılıp hataya düşürmek, kılıcını köreltmek için sana mektup yazdığını öğrendim. On- dan sakın! O, şeytanın ta kendisidir!
İnsana önünden, arkasından, sağından, solundan gelir ve böylece onu gafil avlamak ve olgunlaşmamış aklını …
NEH_0435 · S. 424 · 43. Mektup
Kâbe İmam Ali
İnsana önünden, arkasından, sağından, solundan gelir ve böylece onu gafil avlamak ve olgunlaşmamış aklını çelerek kapmak ister. Ebu Süfyan'ın Ömer b. Hattab zamanında nefsine uyarak, şeytanın aldatmasına kapılarak söylediği bir sözle soy ispat edilmez, mirasa da hak kazandırmaz. Böyle bir sözle kendini bir soya bağlayanın durumu, o develerin içinde su içmeye çalışan ve diğer develer tarafından fark edilince kovulan yabancı deveye benzer ve aynı zamanda hareket eden bineğe asılan mataranın durumuna benzer ki, devamlı sallanır durur.1 Ziyad, bu mektubu okuduktan sonra, "Kâbe'nin Rabbine andolsun, bu böyledir."dedi. Lakin Muaviye iddiasında ısrar edip çağırınca uymamazlık etmedi.2 H. 36 yılında Basra valisi olan Osman b. Huneyf-i Ensarî'nin çağırıldığı bir ziyafet yemeğine gittiğini öğrendiği zaman yazdığı ...Ey İbn Huneyf! Basra eşrafından birinin seni ziyafete çağırdığını, oraya koşarak gittiğini, çeşit çeşit yemeklerin, kocaman kocaman kâselerin sana sunulduğunu öğrendim. Oysa yoksulların (çağrılmayıp) kovulduğu, zenginlerin davet edildiği bir davete icabet edeceğini sanmıyordum.
Çiğnediğin lokmaya bir bak; (helal-haram açısından) şüpheli olursa onu ağzından at;
NEH_0436 · S. 424 · 43. Mektup
İmam Ali
Çiğnediğin lokmaya bir bak; (helal-haram açısından) şüpheli olursa onu ağzından at; tam anlamıyla pak olduğunu bilirsen birazcık ye. Bil ki, her kişinin uyduğu, yolundan gittiği, ilminin nuruyla ışıklandığı bir imamı vardır. Yine bil ki sizin imamınız, dünyasında eskimiş bir elbise ve iki lokma ekmeğiyle yetinmektedir. Elbette buna güç yetiremeyeceğinizi bilin. Ama takva ve ibadet telaşı ile temiz ve iffetli olmaya çalışarak bana yardım edin. Allah'a and olsun ki ben, bu dünyanızda ne bir altın, ne de gümüş külçeleri yığdım; ne ganimetlerden mal biriktirdim, ne üzerime yırtılmış elbisemden başka bir elbise aldım, ne de dünyada bir karış toprağa sahip oldum. Ancak geçinmeme yetecek kadar yiyecek aldım. Gerçekten dünya, benim gözümde acı bir pelitten daha değersiz, daha bayağıdır. Gökyüzünün gölgelendirdiği şu dünya yüzünde elimizde bir Fedek vardı, ona da toplumun bir kısmı göz dikti, bir kısmı ise cömertlik ederek ondan el çektiler; Allah ne de güzel hükmedicidir! Ben Fedek'i veya başka yeri ne yapayım. Yarın bu nefsin konağı mezarıdır. Onun karanlığında işleri kaybolur, haberi yok olur.
Mezarcı onu geniş kazsa veya elleriyle genişletse bile taş, kerpiç düşer, arayı doldurur, toprak birikir, …
NEH_0437 · S. 424 · 43. Mektup
İmam Ali
Mezarcı onu geniş kazsa veya elleriyle genişletse bile taş, kerpiç düşer, arayı doldurur, toprak birikir, daracık hâle gelir. Büyük korku gününde güvene erişebilmem, sıratta ayağımı sabit kılabilmem için nefsimi şimdiden takva ile meşakkate alıştırmalıyım. Eğer isteseydim balın safını, buğdayın halisini yemeye, ipek elbise giyinmeye yol bulabilirdim. Fakat heyhat! Hicaz'da veya Yemame'de bir ekmek bile bulamayan, tokluk, doyumluk denen şeye ulaşmayan nice yoksullar varken, nefsimin beni yenmesi, lezzetli yemekler yemeye götürmesi nasıl mümkün olabilir! Çevremde aç karın- lar, susuzluktan yanmış ciğerler varken geceyi nasıl tok olarak geçirebilirim! Ben şairin dediği duruma nasıl düşebilirim: Çevrende tabaklanmış deriye hasret olanlar, Ciğeri yanmışlar varken; Karnı tok olarak yatman, Sana dert olarak yeter! Bana, "Müminlerin Emiri" denildikten sonra zamanın zorluklarında onlara ortak olmamaya, sıkıntılı yaşayışlarında onlara örnek olmamaya razı olur muyum? Ben, temiz şeyleri yemekle meşgul olmak için yaratılmadım. Ben derdi/tasası yiyeceği olan bağlı veya işi gücü çöplükler arasında yiyecek aramak olan, sahibinin maksadından haberi bile bulunmayan bir hayvan değilim.
İşsiz güçsüz gezeyim, abesle meşgul olayım, sapıklık ipini çekeyim veya şaşkınlık yoluna gireyim diye de …
NEH_0438 · S. 424 · 43. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
İşsiz güçsüz gezeyim, abesle meşgul olayım, sapıklık ipini çekeyim veya şaşkınlık yoluna gireyim diye de yaratılmadım. Şöyle dediğinizi duyar gibiyim: "Ebu Talib'in oğlunun yediği buysa, zayıflıktan akranlarıyla savaşa, yiğitlerle dövüşmeye gücü yetmez." Bilin ki, sahralardaki ağaç daha katı ve sert; bağ bahçe içindeki ağaçlar ise daha zayıf ve naziktirler. Çorak topraklarda biten ağaçların ateşi daha kuvvetli ve koru da daha geç söner. Ben, Resulullah'ın nurundan bir nur ve pazısının dirseği konumundayım. Vallahi, bütün Araplar, benimle savaşmak için bir birleriyle yardımlaşsalar bile yine ondan yüz çevirmem, imkânlar ölçüsünde ona koşar ve ekin aralarındaki taştan temizlensin diye yeryüzünü şu aksi ve ters adamdan temizlemek için mücadele ederim. ...Ey dünya, benden uzaklaş! Yularını boynuna attım (diledi- ğin yere git), pençenden kurtuldum, tuzaklarından sıyrıldım. Sürçme yerlerinden uzak kaldım. Süslerinle güzelliğinle mahvettiğin ümmetler, oyunlarınla güldürüp aldattığın nesiller nerede?
İşte onlar, kabirlerde rehin olup yatmışlardır.
NEH_0439 · S. 424 · 43. Mektup
İmam Ali dâr
İşte onlar, kabirlerde rehin olup yatmışlardır. (Ey dünya) Vallahi, eğer sen görünür bir şahsiyete, tutulup dokunulabilir bir bedene sahip olsaydın, uzun emellerle aldatıp sonra kandırarak helak çukuruna attığın ümmetler ve telef ettiğin, belalara uğrattığın, dönüşü olmayan, varanından haber alınmayan yerlere attığın sultanlar için sana Allah'ın hadlerini uygulardım. Heyhat! Senin sürçme yerlerine ayak basan kayarak düşer. Dalgalarına düşen boğulur; (ama) senin tuzaklarından uzaklaşan başarıya ermiştir. Senden kurtulup da selâmete eren kimsenin geçimi dar olsa ne çıkar! Onun yanında dünyanın, zevale ermesi yakın bir gün gibidir. Benden uzak ol! Vallahi ben sana zelil edesin diye boyun eğmem. Beni istediğin yere çekesin diye irademi sana teslim etmem. Allah'a, -iradesi müstesna- bir yeminle yemin olsun ki nefsimi, katığı tuz olan bir ekmek parçasıyla yetinip sevinecek duruma gelinceye kadar terbiye ederim ve gözlerimden; suyu çekilmiş, akıntısı kurumuş bir pınar hâline getirinceye kadar da gözyaşı dökerim. Otlayan, karnını doyurunca yan gelip yatan bir hayvan veya yayılıp doyunca ağılına dönen koyun sürüsü gibi, Ali de azığını yiyip uykuya mı dalar!?
Bunca seneden sonra, ovada otlayan merada yayılan hayvanlara dönerse, gözleri aydın olsun!
NEH_0440 · S. 424 · 43. Mektup
İmam Ali
Bunca seneden sonra, ovada otlayan merada yayılan hayvanlara dönerse, gözleri aydın olsun! Rabbinin farz kıldıklarını eda eden, uğradığı meşakkatlere sabr eden, geceleri uykusunu terk eden; uykusu onu yendi- ğinde de yeri kendisine döşek, kolunu da yastık kılan, kıyamet gününün korkusundan gözlerine uyku girmeyen, yanları döşek yüzü görmeyen, dudakları gizlice Rabbinin zikrini fısıldayan, devamlı diledikleri bağışlanma sebebiyle günahlarından arındırılanlara ne mutlu! "İşte onlar Hizbullah'tır. Haberiniz olsun Allah'ın hizbi kurtuluşa erenlerin ta kendisidir."1 Allah'tan kork ey İbn Huneyf! Sahip olduğun ekmeğinle yetin. Bu, cehennem ateşinden kurtulman için sana yeter.2 H. 36 yılında valilerinden birine (Malik Eşter olduğu söylenmiştir) yazdığı mektup: Sen, kendilerinin yardımıyla dini ayakta tutup yücelttiğim, günahlara neden olan kibri kırdığım, korkularla dolu hudutları koruduğum kişilerdensin. Önem verdiğin her işte Allah'ın yardımını iste. Şiddetli muamelene biraz yumuşaklık kat; yumuşak davranman gerektiğinde sert davranmaktan kaçın. Sert davranman gereken yerde de sert davran. Tebanın üzerine kanat ger, onlara güler yüzlü davran, şefkatle ve esneklikle muamele et.
Bakışında, görüşünde, işaretinde, selâmında onlar arasında eşit davran ki güçlüler sana zayıflara zulmetmeye …
NEH_0441 · S. 424 · 43. Mektup
Hz. Muhammed İmam Hasan İmam Hüseyin İmam Ali
Bakışında, görüşünde, işaretinde, selâmında onlar arasında eşit davran ki güçlüler sana zayıflara zulmetmeye tahrik hususunda tamahlanmasın, zayıflar da adaletinden ümit kesmesinler. Ve's-Selâm.1 İbn Mülcem tarafından yaralandıktan sonra Hasan ve Hüseyin'e yazdığı mektup: Allah'tan korkmanızı, dünya sizi istese bile onu istememenizi vasiyet ederim. Ona ait bir şeye ulaşmadığınız veya kaybettiğiniz için üzülmeyin. Hakkı söyleyin; ahiret ecri için çalışın. Zalime düşman, mazluma yardımcı olun. Siz ikinize, bütün evlatlarıma, ehlime ve bu vasiyetin ulaştığı kimselere Allah'tan korkmayı, işlerinizde intizamlı olmayı, birbirinize iyilikle davranmayı, insanlarla barışık yaşamayı vasiyet ederim. Ben dedeniz Resulullah'tan (s.a.a) şöyle duydum: "Birbiriyle barışık yaşamak bir yıllık namaz ve oruçtan daha faziletlidir." Allah için, Allah için yetimlerin hakkını gözetin, onları bir aç bir tok bırakarak nezdinizde zayi etmeyin. Allah için, Allah için komşularınızın hakkına riayet edin. Onlar, size Nebi'nizin vasiyetidirler. O, komşular hakkında öylesine tavsiyelerde bulunurdu ki biz mirasa da dâhil olacaklar sandık. Allah için, Allah için Kur'ân'a uyun; onunla amel etmede başkası sizden önde olmasın.

47. Mektup

Allah için, Allah için namaza dikkat edin; çünkü namaz, dininizin direğidir.
NEH_0442 · S. 431 · 47. Mektup
Kâbe Hz. Muhammed İmam Ali
Allah için, Allah için namaza dikkat edin; çünkü namaz, dininizin direğidir. Allah için, Allah için, Rabbinizin evi Kâbe'ye dikkat edin, varolduğunuz müddetçe orayı ıssız bırakmayın, eğer orayı terk edecek olursanız azap hususunda sizlere fırsat dahi verilmez. Allah için, Allah için mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle Allah yolunda cihat edin. Size düşen görev, karşılıklı iyi ilişkilerde bulunmak, karşılıklı olarak hediyeler vermektir. Sırt çevirip gitmekten ve birbirinize dargın durmaktan sakının, iyiliği emredip kötülükten men etmeyi terk etmeyin. Aksini yaptığınız takdirde başınıza kötüleriniz geçer ve sonra ne kadar çağırsanız da artık sizlere icabet edilmez. Sonra şöyle buyurdu: Ey Abdulmuttalip oğulları! "Müminlerin emiri katledildi!" diyerek Müslümanların kanını akıtmaktan, öç almaya kalkışmaktan sakının. Sakın, benim için katilimden başkasını öldürmeyin. Biraz bekleyin bakın; şayet onun darbesinden ölürsem, darbesine karşı kendisine bir darbe vurun, organlarını kesmeyin. Ben Resulullah'ın şöyle dediğini işittim: "Öldüreceğiniz kuduz köpek bile olsa, cesedi ibret verici bir şekle sokmaktan sakının.1

48. Mektup

Muaviye'ye yazdığı mektup: Zulüm ve yalancılık, kişiyi hem dünyasında hem de ahiretinde helake götürür.
NEH_0443 · S. 432 · 48. Mektup
İmam Ali
Muaviye'ye yazdığı mektup: Zulüm ve yalancılık, kişiyi hem dünyasında hem de ahiretinde helake götürür. Aybını araştıranlar katında böyle kişilerin ayıbı ve fesadı, er-geç ortaya çıkar. Kaybettiğini geri getiremeyeceğini sen de biliyorsun. Bazıları doğru olmayan işleri yapmaya niyetlendiler, Allah'ın hükmünü tevil ettiler. Allah da onları yalancı saydı. İyi akıbeti olanların sevindiği; yularını şeytanın eline vererek ona karşı direnmeksizin onun sürdüğü yere giden kişinin de pişman olacağı günden sakın. Bizi, ehli olmadığın hâlde, Kur'ân'ın hükmüne çağırdın. Senin çağrına değil, Kur'ân'ın hükmüne uyduk. Ve's-Selâm.1 Muaviye'ye yazdığı mektup:

50. Mektup

Dünya insanı başka şeylerden gafil kılacak şekilde oyalar.
NEH_0444 · S. 433 · 50. Mektup
İmam Ali
Dünya insanı başka şeylerden gafil kılacak şekilde oyalar. Dünya peşinde koşanlar, ona karşı daha hırslı olma ve aşırı istekle yanıp tutuşmaktan başka bir şey elde edemediler. İnsanı elde ettiği şeyler, elde etmediği şeylerden ihtiyaçsız kılmaz. Dolayısıyla (bir gün mutlaka) topladıklarıyla kendisi arasında ayrılık ve sağlam kılıp düzene soktuklarının dağılması söz konusudur. Geçmiş şeylerden ibret alırsan, gelecek şeyleri korur gözetirsin ve's selâm.1 Ordu komutanlarına yazdığı mektup: Allah'ın kulu, müminlerin emiri Ali b. Ebu Talib'den silah arkadaşlarına... Emir sahibinin eline bir mal geçtiğinde veya bir nimete özgü kılındığında emri altındakilere karşı değişmemesi gerekir. Aksine Allah'ın kendisine verdiği nimetler, O'nun kullarına yakınlaşmasına ve kardeşlerine karşı merhametli olmasına neden olmalıdır. Bilin ki, sizin üzerimde olan hakkınız ise sizden savaş hâli dışında hiçbir işi gizlememem, Allah'ın hükümlerini icra etme dışında hiçbir işi sizlere danışmadan yapmamam, hakkınız olan bir şeyi yeri gelince ertelememem, yapmadıkça durmamam ve hakkınızı eşit şekilde vermemdir. Bunları yaptığım zaman, Allah'ın size nimet vermesi kaçınılmazdır.
Benim sizin üzerinizdeki hakkım ise bana itaat etmeniz, çağırdığımda geri kalmaktan kaçınmanız, hayrınıza …
NEH_0445 · S. 433 · 50. Mektup
İmam Ali
Benim sizin üzerinizdeki hakkım ise bana itaat etmeniz, çağırdığımda geri kalmaktan kaçınmanız, hayrınıza gördüğüm işleri yapmakta kusur etmemeniz, hak uğruna zahmetlere girişmeniz, sıkıntılara katlanmanızdır. Bu konuda bana karşı dosdoğru davranmazsanız, benim yanımda doğru gidişini eğriltip, yoldan sapan kimseden daha aşağılık hiç kimse yoktur. Ona büyük bir ceza vereceğim! O benim yanımdan kaçacak ruhsat da bulamaz! Dolayısıyla da bunu emirlerinizden alın ve Allah'ın işlerinizi ıslah ettiği şeylerde onlara itaat edin. Ve's-Selâm.1 Beytülmal görevlilerine yazdığı mektup: Allah'ın kulu Müminlerin Emiri'nden vergi toplayanlara... Ancak kendisine kaçınılmaz olarak gelecek olan sorgu gününden çekinmeyen kimse, orada kendisini koruyacak şeyi önceden hazırlamaz. Bilesiniz ki, sorumluluğunuz kolaydır, ama ecri büyüktür. Allah'ın nehyettiği azgınlığın, düşmanlığın, kötülüğün korkulacak bir cezası olmasaydı bile, ondan kaçınmakta o kadar sevap var ki, onu elde etmeye çalışmakta bir mazeret/bahane olamaz. O hâlde halka insaflı muamele edin, İhtiyaçlarını karşılamada sabırlı olun. Çünkü siz halkın hazine memurları, ümmetin vekilleri, imamların elçilerisiniz.
İhtiyacı olanın ihtiyacını karşılamada geç davranıp kızdırmayın ve istediğini elde etmesine engel olmayın …
NEH_0446 · S. 433 · 50. Mektup
İmam Ali
İhtiyacı olanın ihtiyacını karşılamada geç davranıp kızdırmayın ve istediğini elde etmesine engel olmayın Haraç almak için halkın yazlık, kışlık giysilerini satmayın. İşlerini gördükleri, yüklerini taşıdıkları hayvanlara, hizmetlerindeki kölelere dokunmayın. Bir dirhem için, kimseyi kırbaçla dövmeyin. İnsanlardan Müslüman veya zimmet altında bulunanların mallarına dokunmayın. Ancak Müslümanlara karşı kullandıkları atlara, silahlara el koyun. Çünkü bunları İslâm düşmanlarının ellerine verip onların güçlenmesini sağlamak, bir Müslümana yakışmaz. Başkalarının hayrını düşünmeyi esirgemeyin. Askerlere iyi davranın, halka yardımdan geri kalmayın, Allah'ın dinini, kuvvetten mahrum bırakmayın. Allah'ın yolunda üzerinize düşeni hakkıyla eda edin. Allah, bizim ve sizin çabamız oranında kendisine şükretmemizi ve gücümüzün yettiğince yardımda bulunmamızı istemiştir. Yüce ve büyük olan Allah'tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur.1 Bazı belde emirlerine namaz vakitleri hakkında yazdığı mektup: Güneş, bir keçi ağılı kadar gölge saldıktan sonra halka öğlen namazını kıldırın. Güneş beyaz ve parlak; günden iki fersah yol gidecek kadar bir zaman kalmışken halka ikindi namazını kıldırın.
Oruçlunun iftarını açtığı, hacca gidenin Mina'ya doğru hareket ettiği zaman onlara akşam namazını kıldırın.
NEH_0447 · S. 433 · 50. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Oruçlunun iftarını açtığı, hacca gidenin Mina'ya doğru hareket ettiği zaman onlara akşam namazını kıldırın. Akşam şafağının kaybolmasından sonra gecenin üçte birine kadar yatsı namazını kaldırın. Sabah namazını ise insanın başkasının yüzünü tanıyabildiği zamanda kıldırın. Namazı en güçsüz kişinin kılabileceği şekilde kıldırın ve fitneye düşmelerine neden olmayın.2 Mısır'a vali tayin ettiği ve Muhammed b. Ebubekir'in işinin karış- tığı bir zamanda Malik el-Eşter'e yazdığı emirnamesidir. Bu; yazdığı ahitlerin en uzunu, en derli toplu ve en güzel olanıdır: Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla... Bu, Allah'ın kulu Müminlerin emiri Ali'nin, vergisini toplamak, düşmanıyla savaşmak, halkını ıslah etmek, ülkelerini imar etmek üzere Mısır'a vali tayin ettiği Malik bin Hâris el-Eşter'e emirnamesidir. Ona, Allah'tan korkmasını, itaatini tercih etmesini; herkesin sadece uyduğunda mutlu olduğu, inkâr ve zayi ettiğinde ise mutsuz olduğu farzlarına ve sünnetlerine dair kitabında emrettiği şeyleri yerine getirmesini ve Allah'a kalbiyle, eliyle, diliyle yardım etmesini emreder. Zira ismi yüce olan Allah, dinine yardım edene yardım etmeyi ve dinini üstün tutanı üstün tutmayı üzerine almıştır.
Hakeza, şehvetler karşısında nefsinin dizginlerini ele almasını ve azgınlıklardan alıkoymasını emreder.
NEH_0448 · S. 433 · 50. Mektup
İmam Ali
Hakeza, şehvetler karşısında nefsinin dizginlerini ele almasını ve azgınlıklardan alıkoymasını emreder. Zira Allah'ın merhamet ettiği dışında hiç şüphesiz nefis, kötülüğü emreder. Ey Malik! Seni, senden önce adaletle veya zulümle hükmü süren nice devletlerin gelip geçtiği bir ülkeye yolladığımı bilesin. Sen, senden önce idarecilerin işlerini nasıl görüyorsan; halk da senin işlerini öylece görür. Sen, onlar hakkında neler söylüyorsan; halk da senin hakkına öyle şeyler söyler. Salih insanları, Allah'ın kullarının diliyle söylettiği şeylerden anlamak mümkündür. Senin için kıymetli azık, salih amel olsun. Nefsine hâkim ol. Sana düşen; helal olmayan şeylerde nefsini dizginlemektir. Zira onu dizginlemek sevdiği veya sevmediği şeyler husu- sunda ona karşı insaflı olmaktır. Halkına merhametle muamele etmeyi kalbine şiar, onları sevip, lütfetmeyi kendine huy edin. Onlara karşı yiyeceklerini ganimet bilen yırtıcı bir canavar gibi olma. Çünkü onlar iki sınıftır: Bir kısmı, dinde kardeşindir, bir kısmı ise yaratılışta senin eşindir. Onlar yanılıp hata edebilirler, kusurları olabilir, kasten veya hata ile ellerinden bir şey çıkabilir.
O hâlde Allah'ın seni bağışlamasına nasıl sevinip hoşnut olursan, sen de onlara karşı bağışlayıcı davranıp …
NEH_0449 · S. 433 · 50. Mektup
İmam Ali
O hâlde Allah'ın seni bağışlamasına nasıl sevinip hoşnut olursan, sen de onlara karşı bağışlayıcı davranıp kusurlarını affet. Çünkü sen, onlardan üstünsün; seni bu işe tayin eden senden üstün ve Allah da seni vali tayin edenden üstündür. Onların işlerinden seni sorumlu tutmuş, seni onlarla imtihan etmek istemiştir. Allah'a karşı savaş açmaya kalkışma; çünkü onun cezalandırılmasından kurtulman mümkün olamadığı gibi; seni bağışlayıp rahmetiyle muamele etmesinden de müstağni değilsin. Kusurlarını bağışladığında pişman olma, cezalandırdığında da sevinme. İçinden çıkmanın mümkün olduğu şeylerde gazaba koşma, "Ben onların üzerinde emir sahibiyim, emirlerime uyulması gerek" demeye kalkışma; çünkü bu, kalbin fesadına yol açıp dini zayıflatır. Nimeti devleti zevale yaklaştırır. İçinde, iktidarından dolayı kibir ve gurur gibi bir duygu ortaya çıktığı zaman senin üzerinde olan Allah'ın mülkünün azametini düşün ve senin güç yetiremediğin şeylere nasıl güç yetirdiğini gör. Bu, tamahından dolayı isyan edip serkeşlik eden nefsini yatıştırır, kibrini ve gururunu yok eder, kaybolup giden aklını da başına getirir. Allah'ın azametiyle boy ölçüşmeye; gücünü, onun yüce kuvvetine benzetmeye kalkışma.
Çünkü Allah, her zorbayı ezip zelil eder; her kibirlenip büyüklük taslayanı alçaltır, küçük düşürür.
NEH_0450 · S. 433 · 50. Mektup
İmam Ali
Çünkü Allah, her zorbayı ezip zelil eder; her kibirlenip büyüklük taslayanı alçaltır, küçük düşürür. Allah'a karşı insaflı ol; halka, ailenin seçkinlerine, kendilerine özel ilgi duyduğun emrindeki kimselere karşı insaflı davran. Böyle yapmazsan, ancak zulmetmiş olursun. Allah'ın kullarına zulmeden kimseye kulların yanısıra Allah da düşman olur. Allah kendisine düşmanlık edenin delilini batıl kılar, zulümden vazgeçerek tövbe edinceye kadar onunla savaşır. Allah'ın nimetini değiştiren, azabının çabuk gelmesine sebep olan şeyler içinde zulümden daha etkili bir şey yoktur. Allah, zulme ve işkenceye maruz kalanların feryadını duyar ve O, zalimleri gözetir. Senin için işlerin en sevimlisi hakta orta yolda olan, adalette en genel bulunan ve halkın hoşnutluğunu en çok toplayan iş olmalıdır. Çünkü genelin öfkesi özelin rızayetini faydasız kılar; oysa genelin hoşnutluğuyla özelin öfkesi örtülüp giderilir. Zira bu yakınlar hâkime bollukta en ağır gelen, darlıkta en az yardım eden, haklarında insafla hükmedilmesini hoş görmeyen, isteklerinde inatla direnen, verildiğinde az şükreden, verilmediğinde özrü zor kabul eden, zamanın güçlüklerine karşı en az direnç gösteren kimselerdir.
Dinin direği olan, İslâm cemaatini oluşturan, düşmanlara karşı duran, ümmetin çoğunluğu olan halkı daha çok …
NEH_0451 · S. 433 · 50. Mektup
İmam Ali
Dinin direği olan, İslâm cemaatini oluşturan, düşmanlara karşı duran, ümmetin çoğunluğu olan halkı daha çok sevmeli ve onlara daha fazla meyletmelisin. Senden en uzak ve nezdinde en sevilmeyen kimse, halkın ayıplarını araştıranlar olsun. İnsanların ayıpları vardır. Valiler, bunları örtmeye en layık olan kimselerdir. Onların bilmediğin ayıplarını araştırmaya kalkışma; sana düşen, gördüklerini temizlemendir. Bilmediklerin hakkında da Allah hükmeder. Halkın ayıplarını gücünün yettiğince ört ki Allah da senin halktan gizli kalmasını istediğin ayıplarını örtsün. Hal- kın kalplerindeki kin düğümünü çöz, kalbinden çıkar, her düşmanlığın kökünü kes, senden gizletilen şeyleri bilmezlikten gel; halkın ayıplarını söyleyen dedikoduları tasdik etme; çünkü nasihatçilere benzese bile, dedikodu yapan sahtekârdır. Cimri kişiyi meşveretine sokma, ki seni cömertlikten alıkoyar ve bir şeyler yapmaya çalıştığında da seni fakirlikle korkutur. Korkaklara da danışma; çünkü işlerini zayıflatır. Haris olanlara da danışma; onlar da sana zulümle tamahkârlığı güzel gösterir. Cimrilik, korkaklık ve hırs farklı huylardır ama Allah'a kötü zanda birleşirler.
Vezirlerinin en kötüsü, senden önceki kötülere vezirlik edenler, suçlarına ortak olanlardır.
NEH_0452 · S. 433 · 50. Mektup
İmam Cafer Sadık İmam Ali
Vezirlerinin en kötüsü, senden önceki kötülere vezirlik edenler, suçlarına ortak olanlardır. Sana sırdaş olmasınlar; çünkü onlar günahkârların yardımcıları, zalimlerin kardeşleridir. Sen, bunların yerine görüşleri en az onlarınki kadar isabetli, fakat onlar gibi günahkâr olmayan, zalime zulmünde, günah işleyene günahında yardımcı olmayan daha hayırlı kişiler bulabilirsin. Bunların yükü daha hafif, yardımları daha güzeldir. Besledikleri sevgi daha içten, başkalarıyla yakınlıkları, daha azdır. Yalnızken bunlarla bulun, meclislerinde de bunları bulundur. Allah'ın, dostlarında bulunmasından hoşlanmadığı şeylerde sana en az yardım eden, acı da olsa sana hakkı söyleyen kişileri seç; her ne kadar sana hoş gelmese de... Takva ehli olan sadık kişilerle dost ol, seni övmemelerini iste; yapmadığın batıl bir işle seni sevindirmesinler. Çünkü fazla övünme, insanın kendini beğenmesine neden olur, azgınlığa sürükler. Nezdinde iyilik yapanla kötülük edenin yeri, aynı düzeyde olmasın. Çünkü bu, iyileri iyilik etmekten vaz geçirir; kötülük edenleri de kötülüğe teşvik eder. Bunların hepsine de kendilerine layık oldukları şekilde muamele et.
Bil ki, vali için, halka ihsanda bulunmaktan onların işlerini kolaylaştırmaktan ve yerine getirmek zorunda …
NEH_0453 · S. 433 · 50. Mektup
İmam Ali
Bil ki, vali için, halka ihsanda bulunmaktan onların işlerini kolaylaştırmaktan ve yerine getirmek zorunda olmadıkları işleri yerine getirmeye zorlamamaktan daha çok halkın güvenini kazandıracak başka bir şey olamaz. Halka senin hakkında güzel zanna sahip olmalarını sağlayacak şekilde davran; gerçekten hüsn-ü zan, senden birçok zorlukları uzaklaştırır. Hakkında daha çok hüsn-ü zanda bulunman gereken kimse, hakkında daha çok iyilik ettiğin ve kötü zanda bulunman gereken kimse ise hakkında kötülük ettiğin kimsedir. Bu ümmetin öncülerinin ortaya koyduğu, halkın üzerinde uzlaştığı, işlerini düzenlediği salih sünneti kaldırma. Geçip gidenlerin güzel sünnetlerine zarar veren yeni sünnetler çıkarma. Aksi takdirde iyi mükâfat bu iyi sünnetleri getirenlere, günah ise bu sünneti kaldıran sana kalır. İdaren altındaki ülke işlerini düzenlemek ve senden önceki insanların ortaya koyduğu şeyleri ayakta tutmak için daima ulema ile görüşmeyi, hikmet sahipleriyle tartışmaları çoğalt. Şunu bilmelisin ki halk sınıflara ayrılmıştır. Bir kısmı, ancak diğer kısmın ıslahıyla düzene girer. Birbirlerinden ihtiyaçsız değillerdir.
Onlardan bazıları Allah'ın askeridir, bazısı da kamu ve özel işleri gören kâtiplerdir.
NEH_0454 · S. 433 · 50. Mektup
İmam Ali
Onlardan bazıları Allah'ın askeridir, bazısı da kamu ve özel işleri gören kâtiplerdir. Bazısı adil kadı, bazısı insafla ve şefkatle iş gören memur, bazısı cizye ve haraç veren zımmi, bazısı vergi veren Müslüman, bazısı tüccar, bazısı sanatkâr, bazısı da düşük olan muhtaç ve fakirlerdir. Bunların hepsine Allah, kendi katında bir pay ayırmış, ölçüsünü kitabında veya nebisinin (s.a.a) sünnetinde kesin olarak bildirmiş ve nezdimizde mahfuz olan bir ahit karar kılmıştır. Ordu, Allah'ın izniyle halkın sığınakları, valilerin ziyneti, dinin izzeti, emniyetin vasıtalardır. Halk, ancak onlarla ayakta durur. Ordu da ancak Allah'ın onlar için çıkardığı vergiyle ayakta durabilir ve düşmanlarına karşı güç kazanabilir. Onların bütün ihtiyaçlarının giderilmesi, düzene girmeleri, ancak o vergiye dayanmakla mümkün olabilir. Bu iki sınıf, ancak kadılar, zekât ve vergi memurları ve kâtiplerden oluşan üçüncü sınıfla güçlenip düzene girer. Onlar anlaşmaları kontrol eder, faydalı şeyleri toplar, özel ve genel işlerde onlara güvenilebilir. Bütün bunlar da ancak tüccarlarla, sanatkârlarla ayakta durabilir. Onlar, halkın muhtaç olduğu şeyleri hazırlayıp çarşılara pazarlara getirirler.
Bunun sonucunda başka sınıfların elde edemeyeceği kazancı elde ederler, diğerlerinin yapmadığı şeyleri …
NEH_0455 · S. 433 · 50. Mektup
İmam Ali
Bunun sonucunda başka sınıfların elde edemeyeceği kazancı elde ederler, diğerlerinin yapmadığı şeyleri yaparak halkın işlerini düzenlerler. Sonra muhtaç olan, yoksulluk çeken, gözetilmesi, yardım edilmesi gereken fakir tabaka gelir. Bunların hepsi için, Allah katında genişlik vardır. İhtiyaçlarının giderilmesi, du-rumlarının düzene sokulması hususunda hepsinin vali üzerindeki hakkıdır. Vali, Allah'ın emrettiklerini gereği gibi ih-timamla yerine getirirken, halkın ıslahına çabalarken, Allah'ın yardımını dilemesi, hakka riayet etmesi, işler ister hafif olsun ister ağır, sabır göstermesi gerekir. Orduna; sence Allah, Resulü ve İmam'ın için en fazla iyilik isteyen, en iffetli, en sabırlı olan, geç sinirlenen, kendisinden özür dilenince ra-hatlayan, zayıflara merhametli, güçlülere karşı gevşeklik gös-termeyen, katılıkları tecavüze sevk etmeyen ve acizlikleri ken-dilerini hareketten alıkoymayan kimseleri komutan seç.

53. Mektup

Sonra toplumun şahsiyetlerine, iyi evlerin halkına, geçmişinde iyilik ve güzellik bulunanlara;
NEH_0456 · S. 442 · 53. Mektup
İmam Ali
Sonra toplumun şahsiyetlerine, iyi evlerin halkına, geçmişinde iyilik ve güzellik bulunanlara; gözü pek, kahraman, cömert, iyilik ve bağış sahiplerine katıl. Çünkü bütün yücelikler, bütün iyilikler onlarda toplanmıştır. Babaların oğullarını gözetmesi gibi sen de onların işlerini gözet. Onlara yaptığın iyiliği büyük görme, verdiğin şey az bile olsa bunu basit görme. Çünkü bu ihsan, onların hayrını dilemelerine ve hüsn-ü zanda bulunmalarına vesile olur. "Önemli şeyler yapacağım." diye basit işlerini ihmal etme. Lütfettiğin az bile olsa, bir yerde işe yarar, kolaylık sağlar. Büyüğünün de yeri vardır, ona da ihtiyaç duymamazlık edemezler. Yanında en çok itibar gören kumandanların, askerine yardımda cömert davrananlar, onlara yardım edenler, onların ve geride bıraktıkları ailelerinin ihtiyacını giderenler olmalıdır. Sonuçta onların tek derdi, tasası, en mühim işleri düşmanla cihad olmalıdır. Onları koruyup, şefkatli davranman, kalplerinin sana meyletmesine sebep olur. Valilerin gözlerini aydın eden işlerin en efdali, ülkede adaletin hâkim olması, halk arasında sevginin, dostluğun yayılmasıdır. Aralarında sevginin yayılması da ancak gönüllerinin selâmet ve huzur içinde olması ile mümkündür. Hayır dilemeleri de ancak işleri hususunda valilerinin etrafını sarmaları, devletinin yükünün omuzlarına ağır gelmemesi ve yöneticiliğinin uzamasından usanmamalarıyla mümkün olur. O hâlde halkın arzularını yerine getir, onlara güzel övgüde bulun, tahammüll ettikleri zorlukları sürekli dile getir. Çünkü yaptıkları güzel işleri çokça zikretmek, yiğitlikleri hareketlendirir, geri kalmış olanları işe teşvik eder inşallah! Her ferdin başına geleni bil! Birinin yaptığı işi ve çektiği zahmeti, başkasına mal et- me, herkese yaptığının karşılığı eksiltmeden ver. Kişinin eşraftan olması, yaptığı küçük işi büyük görmene; kişinin düşkünlerden olması, yaptığı büyük işi küçük görmene sebep olmasın. Büyük işleri, zor durumları, seni şüpheye düşüren işleri Allah ve Resulüne döndür.
Allah, irşat etmeyi sevdiği topluma şöyle buyurmuştur:
NEH_0457 · S. 442 · 53. Mektup
İmam Ali
Allah, irşat etmeyi sevdiği topluma şöyle buyurmuştur: "Ey İman edenler, Allah'a, Resulü'ne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin; eğer bir işte çekişir, ihtilafa düşerseniz, onu Allah'a ve Resulü'ne döndürün."1 Allah'a döndürmek, kitabının muhkem hükmünü almak; Resul'e döndürmek ise, (Müslümanları) toplayan, dağıtmayan sünnetine sarılmaktır. İnsanlar arasında hükmedecek kişileri; halkın en üstünlerinden, işlerden bunalmayacak, hasımlarına yenilmeyecek, hatada ısrar etmeyecek, hakkı tanıyınca uymada gecikmeyecek, nefsi tamaha yönelmeyecek, araştırmaksızın az bir anlayışla yetinmeyecek, şüpheli işleri herkesten iyi tanıyacak ve herkesten çok delile sarılan kişilerden seç. Hasmın müracaatından daralıp sıkılmayan; gerçekleri keşfetmede herkesten çok sabreden, hüküm belli olduğunda kesin hükmü veren, övgü ve yalakacılıklara aldanıp kendini beğenmeyen, başkalarının teşvikiyle davalılardan birine yönelmeyen kişiler olsunlar. Böyle kimseler pek azdır ya! Böyle birinin hâkimliğini güzel üstlen/güzel tut, ona mal (maaş) vermede elin açık olsun. Böylece sorunları hallolsun ve insanlara ihtiyacı azalsın.
Yakınların, onlar hakkında tamaha kapılmasın ve başkalarının zararından güvende kalsınlar diye onlara kendi …
NEH_0458 · S. 442 · 53. Mektup
İmam Cafer Sadık İmam Ali
Yakınların, onlar hakkında tamaha kapılmasın ve başkalarının zararından güvende kalsınlar diye onlara kendi ya- nından iyi bir yer ver. Bu konuya dikkat et. Çünkü bu din, şerlilerin elinde esir oldu, onda heva ve hevesle amel edildi, onunla dünya istenir oldu. Memurların işleri konusunda çok dikkatli ol. Onları denedikten sonra görevlendir. Dostluk sebebiyle ve başkalarına danışmadan tayin etme. Çünkü bu ikisi (dostluk sebebiyle ve başkalarına danışmadan tayin etmek), zulüm ve hıyanet şubelerinin bir araya gelmelerine sebep olur. Bunları iyi ailelerden, İslâm'a eskiden girmiş olup tecrübeli ve hayâlı kişilerden seç. Çünkü onlar, ahlâkça en yüce, namusları en doğru, tamahları en az, işlerin sonuçlarını gözetmede en gayretli kişilerdir. Rızıklarını bol bol ver. Böyle yapman onlara nefislerini düzeltme kuvveti verir, elleri altında bulunan mallardan uzak kılar. Emrine karşı çıkmaları, emanetine hıyanet etmeleri onların aleyhine sana delil olur. Yaptıklarını denetle, onların peşice vefalı ve sadık kişilerden seçilmiş ajanlar gönder; çünkü onların gizli işlerinden haberdar olman, emin olarak işlerini yapmalarına, halka şefkatle muamele etmelerine sebep olur.
Memur yardımcılarının seni ihanete düşürmesinden sakın.
NEH_0459 · S. 442 · 53. Mektup
İmam Ali
Memur yardımcılarının seni ihanete düşürmesinden sakın. İçlerinden biri, görevine ihanet ettiği ve ajanların raporları hıyanetinde birleştiği zaman, bu sana delil olarak yeter. Artık onun bedenine ceza vermeli, yaptıklarından dolayı onu sorgulamalısın. Sonra onu zillete düşürüp hıyanetle damgalamalı, suçluluk utancını boynuna takmalısın. Verginin toplanmasını da denetle, memurların durumunu düzelt; vergilerin ve vergi memurlarının ıslahı, onların dışındakilerin de ıslahı demektir. Başkaları, ancak onların ıslah ol- masıyla düzene girebilir. Çünkü insanların hepsi verginin ve vergi memurlarının ailesidir. Vergi toplamaktan çok, toprağın imarına, kalkınmasına dikkat etmeye çalışmalısın. Çünkü vergi ancak toprak imar oldukça toplanabilir. Toprak imar olmadan vergi isteyen kimse ülkeyi harap ve halkı helak eder. Böylesinin işi, pek az devam eder. Vergi verenler, verginin ağırlığından, vergi verecekleri şeylerin bir afete uğramasından, sularının kesilmesinden, yağmurun yağmamasından, toprağın değişmesinden, bir bendin yıkılıp araziyi su basmasından veya kuraklıktan şikâyet ederlerse, hâllerini düzeltecek derecede vergilerini azaltman gerekir. Bu, sana ağır gelmemeli.
Çünkü bu kolaylık ve yardımla halk refaha kavuşur, ülke kalkınır, velayetin süslenir, onların güzel övgüsünü …
NEH_0460 · S. 442 · 53. Mektup
İmam Ali
Çünkü bu kolaylık ve yardımla halk refaha kavuşur, ülke kalkınır, velayetin süslenir, onların güzel övgüsünü kazanırsın. Refahları için çalıştığın, adaletle muamele ettiğin, onları kuvvetlendirdiğin için, gerektiğinde bu kuvvete dayanabilirsin. Onları esirgemen, adil davranman, yumuşaklıkla muamele etmen buna sebep olur. Öyle bir zaman gelir, öyle bir iş olur ki, onlara müracaat etmen gerekir, onlar da isteğini sevinçle kabul eder, yerine getirirler. Çünkü ülkede meydana gelen kalkınma ve servet, yükleyeceğin yükü çekmelerini mümkün kılar. Bir yerin harap olması, halkının yoksul düşmesinden kaynaklanır; halkın yoksul düşmesi ise, valilerin kendilerine mal yığmalarından, makamlarının devamlı olacağını düşünerek su-i zanda bulunmalarından, ibret alınacak şeylerden az istifade etmelerindendir. Kâtiplerinin durumlarını da denetle, işlerini hayırlılarına havale et; düşmanlarına karşı kullanacağın planları, gizli tuttuğun şeyleri, büyüklenen, kibirlenen, bu yüzden de cemaatin önünde sana karşı durmaya cüret eden kişilere değil, temiz ve iyi ahlâk sahibi olanlara yazdır.
Memurlarından ge- len mektupları sana sunmakta gaflet etmemeleri, senden aldıkları emri olduğu gibi …
NEH_0461 · S. 442 · 53. Mektup
İmam Ali
Memurlarından ge- len mektupları sana sunmakta gaflet etmemeleri, senden aldıkları emri olduğu gibi aktarmaları, bir anlaşma yapacağınız zaman şartları zayıf bırakmamaları, gerektiğinde o ahdi bozmakta acze düşmemeleri, şartları ona göre belirlemeleri, işleri başarırken hadlerini bilmezlik etmemeleri gerekir. Çünkü kendi haddini bilmeyen kişinin, başkalarının haddini hiç bilmeyeceği bellidir. Onları kendi anlayışına güvenerek, haklarında iyi zanda bulunarak tayin etme. Çünkü insanlar, yapmacık davranışlara başvurarak, güzel hizmetler göstererek kendilerini valiye tanıtırlar. Oysa bunların ötesinde ne hayır dilemeyi, ne de emanete riayet etmeyi bilirler. Senden önceki temiz insanların seçtikleri kişilere bak; sen de onları seç. Halka en güzel muamelede bulunanları, emanete riayette en fazla tanınmış olanları işlerin başına getir. Bu, Allah'a ve işlerine memur bulunduğun kişilere karşı hayır istediğini ispatlar. Her işin başına işlerin çokluğundan şaşmayacak, işlerin büyüklüğünü önemsemeyecek kişileri seç. Kâtiplerden birinin bir ayıbına göz yumarsan sorumlu tutulursun.
Tüccarla, sanatkârlara karşı hayırla muamele etmeni ve memurlarına da onlara iyi davranmalarını söylemeni …
NEH_0462 · S. 442 · 53. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Tüccarla, sanatkârlara karşı hayırla muamele etmeni ve memurlarına da onlara iyi davranmalarını söylemeni tavsiye ederim. Onların bir kısmı, oturdukları yerde ticaretle meşgul olur; bir kısmı, bir yerden bir yere mal götürür. Bir kısmı da halkın muhtaç olduğu şeyleri elleriyle hazırlar; bunlar, faydalı kişilerdir. Gerekli şeyleri ülkendeki karalarda, denizlerde, dağlarda, ovalarda yolları aşarak, meşakkat çekerek getirirler; halkın, o insanların bulunduğu yerlere gitmeye ne imkânı ne de gücü vardır. Onlar, barış içindedirler; şerlerinden, kinlerinden korkulmaz; isyanlarından asla çekinilmez. Bu- lunduğun yerde onları denetle, ülkenin diğer şehirlerindeki durumlarını izle. Şunu da bilesin ki bunların çoğunda aşırı hırsla, kötü bir cimrilik, bencillik, ihtikâr ve alışverişi keyiflerine göre yapma gayreti vardır. Bu, halk için bir zarar kapısıdır; valiler için de bir kusurdur. İhtikârı önle, çünkü Resulullah da men etmiştir. Taraflardan birine zulmetmeksizin alan ve satan her iki tarafın da zararına sebep olmayacak şekilde bir alış verişin gerçekleşmesini sağla. Yasaklandıktan sonra ihtikâra kalkışan olursa, onu adalet sınırını aşmaksızın cezalandır.
Allah için, Allah için, hilesi düzeni olmayan aşağı tabakayı gözet.
NEH_0463 · S. 442 · 53. Mektup
İmam Ali
Allah için, Allah için, hilesi düzeni olmayan aşağı tabakayı gözet. Onlar yoksul, muhtaç, darlıktan bunalmış, dertlerle boğuşan, kazançtan aciz kişilerdir. İçlerinde dilenenler olduğu gibi, bir şey uman fakat kimseden bir şey istemeyenler de vardır. Allah onlara bir hak tayin etmiş ve senden de ona riayet etmeni istemiştir. O hâlde onu korumaya çalış. Onlara beytülmalinden bir pay ayır ve her şehirde İslâm'a (devlete) ait arazilerin gelirlerinden de bir pay ver. Zira o şehre uzak olanların da, yakın olan kimseler gibi hakkı vardır. Senden uzak ve yakın herkesin hakkına riayet etmen istenmiştir. Gurur ve şımarıklık seni onlardan gafil kılmasın. Zira önemli işlerle meşgul olman, küçük sayılan işlere bakmana mazeret olamaz. Böyle bir özür kabul de edilemez. Önemli saydığın işlere dalman, sana onları unutturup yüz çevirtmesin. Onlardan, insanlar tarafından hakir görülen fakat gelip sana dert anlatmayanları ara bul. Onları bulmak, hâllerini anlamak için, Allah'tan korkan, büyüklenmeyen, mütevazı kişiler yolla da o kimselerin durumlarını sana iletsinler. Sonra insanlar hakkında buluşma gününde Allah'a mazeret getire- bileceğin bir şekilde davran.
Fakirler ve sefiller, insanlar içinde insafa en fazla layık kişilerdir.
NEH_0464 · S. 442 · 53. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Fakirler ve sefiller, insanlar içinde insafa en fazla layık kişilerdir. Haklarını eda etmede, Allah katında bir mazeretin olacak şekilde hareket et. Bir hile yapmayan, kimseden bir şey istemeyen yetimlerin, yaşlıların hakkını da gözet. Bu valilere ağır bir yüktür. Fakat hak, bütünüyle ağırdır. Allah, yalnızca güzel bir akıbet isteyen, sabretmeye zorlayan ve Allah'ın kendisi hakkındaki vaadine güvenen insanlara o yükü hafifletir. Zamanının bir kısmını haksızlıklara uğrayanlara, ihtiyaçlarını, sıkıntılarını sana söylemek isteyenlere ayır. Onlarla herkese açık bir yerde oturarak konuş. O mecliste, yaratanına karşı mütevazı ol. Askerlerinden, yardımcılarından, koruyucularından korkmadan, çekinmeden seninle konuşmalarını sağla. Resulullah'ın (s.a.a) birçok yerde, "Allah, zayıfın korkarak, dili dolaşarak dert anlatmaya çalıştığı, fakat güçlüden hakkını alamadığı bir ümmeti asla temizlemeyecektir." dediğini duydum. O hâlde onların sert konuşmalarına ve konuşma yetersizliklerine tahammül et. Daralmayı, büyüklenerek onlarla konuşmaktan çekinmeyi bırak da Allah, bu yüzden sana rahmetini bütünüyle yaysın, itaatinden dolayı sana mükâfat versin.
Verdiğin zaman kolaylıkla ver, vermediğin zaman güzellikle mazeretini söyleyerek verme.
NEH_0465 · S. 442 · 53. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Verdiğin zaman kolaylıkla ver, vermediğin zaman güzellikle mazeretini söyleyerek verme. İşlerinden bazılarını bizzat senin yapman gerekir. Bunlar, kâtiplerinin aciz kıldığı durumlarda memurlarına cevap vermen; arz edildiğinde halkın ihtiyacını hemen gidermendir. Bu iş yardımcılarını sıkabilir, vaktinde yapmayabilirler. Her günün işini o gün yap. Çünkü her gün yapılacak özel işler vardır. Kendin için, kendinle münezzeh olan Allah arasında, vakitlerin en üstününü ve bölümlerin en yücesini karar kıl Gerçi halka ayırdığın vakitler de niyetin temiz olup, halkın ıslahına, selâmetine vesile olduğu zaman Allah'a ayrılmış sayılır. Allah'a özgü olan farzlarda niyetini halis kılmalı ve özgün vaktinde kılmalısın. O hâlde gece gündüzün bir bölümünde bedenini Allah'a itaate ver, O'na yaklaşmana vesile olan fiillerde bulun, bedeninin yorgun düşmesine neden olsa da fiillerinin eksiksiz ve kusursuz olmasına dikkat et. Namazı, uzatıp insanları bıktırmadan, hızlandırıp zayi etmeden, içlerinde hastalar ve ihtiyaç sahipleri olduğunu bilerek kıldır. Beni Yemen'e göndereceği zaman Resulullah'a "onlara nasıl namaz kıldırayım" diye sordum.
O da "En zayıflarının namazı gibi namaz kıldır, müminlere karşı merhametli ol." dedi.
NEH_0466 · S. 442 · 53. Mektup
dâr İmam Ali
O da "En zayıflarının namazı gibi namaz kıldır, müminlere karşı merhametli ol." dedi. Halkından uzun müddet gizlenme. Çünkü valinin raiyetinden gizlenmesi, halkı sıkıntıya sokan işlerdendir ve işlerdeki bilgisinin azlığına delalet eder. Onlardan gizlenmek birçok şeyi bilmelerine engel olur, onların gözüne büyük şeyler küçük; küçük şeyler büyük görünür. İyilik kötü görünür; kötülük güzel görünür; sonuçta hakla batıl birbirine karışır. Vali de bir insandır; halkla görüşmedikçe onların hâlini bilemez, kendisine gizli kalanları göremez. Halkın, kendisiyle doğrunun yalandan ayrıldığı alametleri yoktur. Sen iki hâlden biri üzeresin; hakkı uygulamada eli açık ve cömertsin, o hâlde neden halktan gizlenip ödemen gereken bir farzdan veya yapman gereken bir iyilikten kaçınasın? Ya da cimri ve dar görüşlü birisin; bu durumda da halk seni görünce ümidini keser ve ihtiyaçlarını istemekten vaz geçer. Üstelik halkın sana zahmet vermeyen şikâyetlerinin çoğu, ya bir zulme uğradığından yahut muamelede insaf istediğindendir. Sonra valinin, kendi reyleriyle hareket eden, zulüm işleyen, muamelede insafları az olan, adaleti gözetmeyen bazı yakınları vardır.
Bunların sebeplerini yok ederek köklerini kopar. Yakınlarından hiçbirine bir arazi verme.
NEH_0467 · S. 442 · 53. Mektup
İmam Ali
Bunların sebeplerini yok ederek köklerini kopar. Yakınlarından hiçbirine bir arazi verme. Sakın sana yakınlıkları sebebiyle sudaki payları veya ortak yapmaları gereken işlerinde komşu arazilerin sahiplerine zarar verecek ve zahmetlerini onların üzerine atacak bir antlaşma yapmasınlar. Bunun faydası, lezzeti onlara; vebali ise dünya ve ahirette sana kalır. Yakın olsun, uzak olsun hak edene hakkını ver, bu konuda sabırlı ol, ecrini Allah verir. Her ne kadar adaleti uygulamada yakınların zarar da görse, sonu övülmüş olan bu iş sana ağır da gelse, sen yine işin sonuna bak! Halkın, zulüm yaptığını zannederse; mazereti açıkça söyleyerek kendini bu zandan kurtar. Bu iş nefsin için bir riyazet ve halka karşı bir yumuşaklıktır. Özür getirmekle, hem kendi hedefine ulaşırsın, hem de onların hak yolda sebat etmelerini sağlarsın. Düşmanın, sizi Allah'ın hoşnutluğuna ulaştıracak barış teklif ederse, kabul et. Çünkü barışta ordun için huzur ve genişlik; sıkıntıların için rahatlık ve kurtuluş; şehirlerin için emniyet vardır. Fakat barış yaptıktan sonra düşmanına karşı her yönüyle uyanık ol, ondan kork ve tetikte bulun; çünkü düşman, çoğu kez yaklaşarak gafil olmanı bekler.
Öyleyse tedbi- rini al, bu hususta hüsn-ü zan beslemeyi de bir kenara bırak.
NEH_0468 · S. 442 · 53. Mektup
İmam Ali
Öyleyse tedbi- rini al, bu hususta hüsn-ü zan beslemeyi de bir kenara bırak. Düşmanınla bir anlaşma yaptığın veya onu zimmetin altına aldığın zaman ahdine vefalı ol; eminliğinle verdiğin zimmete riayet et. Verdiğin sözlere, haklara kendini kalkan yap. Çünkü arzularının farklılığına, görüşlerinin kopukluğuna, bölük pörçük oluşuna rağmen insanların, Allah'ın farz kıldığı şeylerden ahitlere vefalı olmak gibi saygı gösterdikleri, üzerinde şiddetle birleştikleri başka bir şey yoktur. Hatta müşrikler bile kendi aralarında buna riayet etmişler, sözünde durmamanın kötü sonuçlarını görmüşlerdi. O hâlde zimmetine ihanet etme, ahdine vefasızlık etme, düşmanını sözle kandırma. Çünkü cahil ve asi olandan başkası, Allah'a karşı böyle bir cürette bulunmaz. Allah, ahdini ve zimmetini rahmetiyle kulları arasında bir güvenlik; dokunulmasını yasakladığı, herkesin yerleşeceği ve herkesin civarına koştuğu haremi kılmıştır. Onu bozmak, ona ihanet etmek, ona hile katmak olmaz. Bahanelerle bozulacak anlaşmayı yapma, pekiştirip belgeledikten sonra, bozmak için birçok anlama gelen muğlâk ifadelere dayanma.
Boynuna aldığın ve ilâhî ahdine riayet etmen gereken işin sıkıntısı, hiçbir hakkın olmadığı hâlde seni …
NEH_0469 · S. 442 · 53. Mektup
İmam Ali
Boynuna aldığın ve ilâhî ahdine riayet etmen gereken işin sıkıntısı, hiçbir hakkın olmadığı hâlde seni verdiğin ahdini bozmaya yöneltmesin. Ortadan kalkmasını umduğun ve güzel sonucuna göz diktiğin işin sıkıntısına sabretmen; akıbetinden korktuğun ihanetten, Allah'ın seni sorguya çekmesinden ve dünya ve ahirette bağışlanma yolunun yüzüne kapanmasından daha hayırlıdır. Kanlardan ve onları helal olmaksızın akıtmaktan sakın. Çünkü azaba sebep olan, daha büyük bir şey yoktur. Kanların haksız yere dökülmesinden başka, hesab sorulmasına, nimetinin zevaline ve müddetin kesilip ömrün bitmesine sebep olacak bir şey yoktur. Allah, kıyamet gününde insanlardan ilk olarak, akıttıkları kanları sorup kulları arasında hükmedecektir. Haram olan kanı akıtmakla otoriteni güçlendirmeye kalkışma. Çünkü bu, gücü zayıflatan işlerdendir. Hatta gücü yok edip götürür veya başkalarına verir. Kasten adam öldürme hususunda ne benim yanımda, ne de Allah katında hiçbir özrün olamaz. Çünkü cezası kısastır. Eğer hatayla birini öldürürsen, kamçın, kılıcın veya elin yanlışlıkla veya istemeden cezalandırmada aşırı giderek veya hafif bir darben veya biraz daha fazlası ölüme sebep olursa, gücüne güvenerek öldürülen kimsenin velilerine haklarını vermezlik etme. Kendini beğenmekten, seni nefsinle böbürlenmeye sevk eden şeylere güvenmekten, aşırı övgüyü sevmekten sakın. Çünkü bunlar, ihsan sahiplerinin ihsanlarını helak etmek için şeytanın aradığı uygun fırsatlardır. Halka karşı yaptığın iyiliği başlarına kakmaktan, onları minnet altında bırakmaktan ve yaptığını olduğundan çok gösterip övünmeye kalkışmaktan sakın. Vaadedince vaadinden dönme. Yaptığınla kişiyi minnet altında bırakmak, ihsanını yok eder. Yaptığını çok görüp onunla övünmek, hakkın nurunu götürür. Vaadinden dönmek, insanların nefretini, Allah'ın azabını gerektirir. Allah-u Teâlâ, "Allah katında en büyük azaba sebep olan şey, yapmadığınız şeyi söylemenizdir."1 buyurmuştur.
Zamanı gelmeyen işlerde acele etmekten, zamanı gelmiş işleri ihmal etmekten, gerçeği sence belli olmayan işte …
NEH_0470 · S. 442 · 53. Mektup
İmam Ali
Zamanı gelmeyen işlerde acele etmekten, zamanı gelmiş işleri ihmal etmekten, gerçeği sence belli olmayan işte ısrar etmekten, doğruluğu açıkça belli olan işte gevşekliğe düşüp savsaklamaktan sakın. (Her işi yerli yerince yap.) Herkesin hakkı olduğu bir şeyi kendine ayırmaktan, görmen gereken ve herkesin bildiği şeyleri görmezlikten gelmekten sakın. Çünkü çok geçmeden senden alınıp başkasına verilecektir. Yakın bir zamanda, işleri örten perdeler açılıp, mazlumun hakkı senden alınır. Öfkeni yen, kendine sahip ol, kimseye el kaldırma, kötü söz söyleme. Bu hâllerde sakinleşip iradeni kullanabilmen için acele etmekten kaçın ve öfkeni dindir. Bunları, Rabbine ulaşacağını kalbine iyice yerleştirmeden uygulayamazsın. Senden önce geçen adil yönetimlerden, üstün kanunlardan; Peygamber'imizin bıraktıklarından, Allah'ın kitabındaki yükümlülüklerden öğüt alman, bizim bilerek yaptığımızı gördüğün şeylere uyman, bu emirnamede sana verdiğim ve nefsin heva ve hevese kapıldığında bahane bulmaman için sana hüccetimi tamamladığım emirlere tâbi olmaya çalışman gerekir. Allah'tan başka hiç kimse kötülüklerden koruyamaz ve iyiliklerde başarı veremez.
Resulullah'ın (s.a.a) bana ettiği vasiyetlerden biri de namaz kılmak, zekât vermek, kölelere merhamet etmek …
NEH_0471 · S. 442 · 53. Mektup
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Hüseyin İmam Ali
Resulullah'ın (s.a.a) bana ettiği vasiyetlerden biri de namaz kılmak, zekât vermek, kölelere merhamet etmek idi. Ben de sana yazdığım ve emirnameyi onun tavsiyesiyle bitirmek istiyorum. Yüce Allah'tan başka bir güç ve kuvvet yoktur. Emirnamenin sonu ise şöyledir: Rahmetinin genişliğine, yüce kudretine ve her isteneni vermesine dayanarak, Allah'ın bizi hoşnut olduğu işleri başarmaya, kendisine ve halkına yaptıklarımız için açık özürler getirmeye, kullarının güzel övgülerine mazhar olmaya, ülke- lerinde güzel eserler bırakmaya muvaffak kılmasını, nimetinin kemaline ve kereminin bolluğuna erdirmesini, senin ve benim ömrümü saadet ve şahadetle tamamlamasını diliyorum. Biz onun dergâhındaki şeylere müştakız. Selâm Allah'ın Resulü ve temizlenip arınmış Ehlibeyt'ine olsun.1 H. 36 yılında İmran b. Huseyn el-Huzaî aracılığı ile Talha ve Zubeyr'e gönderdiği bu mektubu Ebu Cafer İskafî de Makamat adlı kitabında "Emirü'l-Müminin'in (a.s) Faziletleri" bölümünde nakletmiştir: İnsanlar beni isteyinceye kadar, bana uymalarını istemediğimi gizleseniz de bilirsiniz. Onlar bana biat edinceye kadar biatlerini istemedim. İkiniz de bana isteyerek biat edenlerdensiniz. Halk, otoriteyi gasp ettiğim, malım mülküm olduğu için biat etmedi bana. Eğer bana isteyerek biat ettiyseniz, o hâlde bu ahdi bozmaktan vazgeçip hemen tövbe etmeniz gerekir. Yok, eğer istemeden biat ettiyseniz, görünüşte itaat etmeniz ve günahınızı gizlemeniz sebebiyle aleyhinize hareket etmeme yol açtınız. Ömrüme andolsun, takiyye yapmak, sırları gizlemek hususunda muhacirlerin en haklı olanı siz değilsiniz. Biat etmeden önce bana karşı çıksaydınız bu, sizin için, kabul ettikten sonra biatimden çıkmaktan daha kolay olurdu.

55. Mektup

Osman'ı benim öldürdüğümü iddia ediyorsunuz;
NEH_0472 · S. 455 · 55. Mektup
İmam Ali
Osman'ı benim öldürdüğümü iddia ediyorsunuz; sizinle benim aramda, Medine halkından size de bana da uymayanlar hükmetsin; o işte herkesin ne kadar rolü varsa üstlensin, gerekeni kabullensin. Ey iki ihtiyar! (Talha ve Zübeyr!) Görüşünüzden dönün! Şu an yaptığınız iş en büyük utançtır! Utançla ateş birleşmeden yaptığınızdan vazgeçin! Ve's-Selâm.1 Muaviye'ye yazdığı mektup: Allah dünyayı, dünyadan sonrası için yarattı. Dünya ehlini de hangisinin güzel amel işleyeceğini bilmek için imtihan etti. Biz dünya için yaratılmadık ve dünya için çalışmakla da emrolunmadık. Biz, dünyaya imtihan edilmek için yerleştirildik. Allah, beni seninle, seni de benimle imtihan etti ve bizi birbirimize hüccet kıldı. Sen, Kur'ân'ı tevil ederek dünyayı istedin; beni elimle veya dilimle işlemediğim bir cinayet ile itham ettin. Sen ve Şam ehli bu iftirayı atarak, âlimleriniz cahilleri ve ayaktakileriniz oturanları aleyhime kışkırtmaya koyuldu. Kendin için Allah'tan kork da yularını şeytanın elinden al, yönünü ahirete çevir. Çünkü o, bizim de sizin de gideceğiniz tek yoldur. Allah katından ansızın gelerek kökünü kesip, soyunu yok edecek azapdan sakın. Allah'a gerçekten yemin ederim ki, kader benimle seni bir gün karşılaştırırsa,

56. Mektup

"hükmedenlerin en hayırlısı olan Allah aramızda hükmedinceye kadar"1 karşında dururum.2 Şureyh b.
NEH_0473 · S. 456 · 56. Mektup
İmam Ali
"hükmedenlerin en hayırlısı olan Allah aramızda hükmedinceye kadar"1 karşında dururum.2 Şureyh b. Hani'yi öncülerine kumandan tayin edip Şam'a gönderdiği zaman yazmış olduğu mektup: Sabah, akşam, her vakit Allah'tan sakın. Nefsin için dünyanın aldatıcılığından kork, hiçbir hâlde ondan emin olma. Bil ki eğer nefsini sevdiğin pek çok şeyden alıkoymazsan, arzuların seni pek çok zarara sokar. Nefsine engel ol, onu hatalara karşı kontrol et. Öfkelendiğinde ezip kahrederek öfkeni yen.3 Medine'den Basra'ya doğru hareket ederken Kûfe halkına yazmış olduğu mektup: "...Zalim veya mazlum; isyan etmiş veya kendine isyan edilmiş olarak buradan ayrılıyor ve burayı terk ediyorum. Bu mektubumun kendisine ulaştığı herkese Allah'a hatırlatıyorum ve yanıma gelmesini; şayet iyi yoldaysam bana yardım etmesini, kötüysem kötülüğü terk etmem için beni uyarmasını istiyorum.4

58. Mektup

Sıffin ehliyle arasında geçen olayları içeren ve tüm beldelere yazıp gönderdiği mektup:
NEH_0474 · S. 457 · 58. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Sıffin ehliyle arasında geçen olayları içeren ve tüm beldelere yazıp gönderdiği mektup: İlk işimiz Şam halkından bir toplulukla karşılaşmamız oldu. Zahirde Rabbimiz, nebimiz birdi, İslâm'daki davetimiz de birdi. Biz onlardan Allah'a imanlarının ve Resulullah'ı tasdiklerinin artmasını istemiyorduk, onlar da bizden böyle bir şey istemiyorlardı. İlgimiz olmadığı hâlde Osman'ın kanı konusunda ihtilafa düşünceye kadar iş aynıydı. Onlar bizi itham ediyor, biz ise kendimizin bundan beri olduğunu söylüyorduk. Biz şöyle dedik: Gelin bugün fitne ateşini söndürüp halkı teskin ederek işe çözüm bulalım. İş alevlenince artık işe çözüm de bulamayız. Böylece işler bir düzene girsin ve o zaman hakkı yerli yerine koyabilelim. Onlar ise, "Hayır, biz, bu işi savaşla halletmeye karar verdik" diyerek kaçındılar. Neticede savaş rüzgârları esmeye başladı, istikrar bozuldu fitne ateşlenip alevleri yayılarak kızıştı. Savaş bize ve onlara dişlerini gösterdiği, pençesini attığı zaman çağrımıza uydular. Biz de onların çağrılarına uyduk, isteklerini hemen kabul ettik. Onlara deliller göründü, mazeretleri bitti, özürlerinin de arkası kesildi. Onlardan kim bunu devam ettirir, kararında durursa, Allah, onu helakten korur; kim de inadında direnir ve sapıklığında kalırsa ahdini bozan biri sayılır, Allah onun kalbini perdesiyle örter, kötülük değirmeni, başında devamlı döner.1

59. Mektup

Fars ayetlerinden Hulvan'ın kumandanı Esved b.
NEH_0475 · S. 458 · 59. Mektup
İmam Ali
Fars ayetlerinden Hulvan'ın kumandanı Esved b. Kutbe'ye yazmış olduğu mektup: ...Vali, kişisel arzu ve isteklerine göre hareket ederse, bu onun adaletli bir şekilde hükmetmesine engel olur. İnsanların senin yanındaki işleri, sahip oldukları hakta eşit olsun. Çünkü adalete zulümden ulaşılamaz. Benzerinden hoşlanmadığın şeyden kaçın. Sevabını umup azabından korkarak nefsini Allah'ın sorumlu tuttuğu şeyleri yapmaya ada. Şunu bilesin ki dünya, bir bela yurdudur. Orada bir saat yaşanan rahatlık, kıyamet gününde hasret ve pişmanlığa neden olur. Hiçbir şey, seni ebediyen haktan müstağni kılamaz. Nefsini sapmalardan koruman ve bütün gücünle halkın işlerini ıslaha çalışman nefsin üzerindeki haklarındandır. Çünkü sana onlardan ulaşan şey, onlara senden ulaşan şeylerden çok daha fazladır.1 Ordunun sefer güzergâhı üzerindeki yerlerin vali ve sorumlularına yazmış olduğu mektup: Allah'ın kulu, Müminlerin Emiri Ali'den ordunun geçeceği yerlerdeki valilere, zekât ve haraç memurlarına... ...İdare etmekte olduğunuz yerlerden inşaallah geçecek olan bir ordu gönderiyorum. Onlara, insanlara eziyet etmekten, kötülük yapmaktan kaçınmak gibi Allah'ın farz kıldığı şeyleri tavsiye ettim.
Ben nezdinizde, yaptığınız biat sebebiyle ordunun size ve zimmetiniz altında bulunanlara yapacağı …
NEH_0476 · S. 458 · 59. Mektup
İmam Ali
Ben nezdinizde, yaptığınız biat sebebiyle ordunun size ve zimmetiniz altında bulunanlara yapacağı kötülüklerden uzağım. Ancak aç kalan askerin, açlığını gidermeye başka bir yol bulamaması hâlinde, açlığını giderecek kadar bir şey yemesi caiz görülebilir. Onların zulmederek bir şey almaları hâlinde, kendilerini cezalandırın, idareniz altındaki sefih kişilerin de askere zarar vermelerine engel olun. Ben de ordunun içinde olacağım; ordudan bir zulüm, haksızlık görür de onlara karşı koymakta acze düşer, Allah'tan ve benden başkasının yardımından ümit keserseniz, o işi bana havale edin. İnşallah, Allah'ın yardımıyla bu durumu ben değiştiririm.1 Kumeyl b. Ziyad en-Nahaî'yi saldırıya geçmek için onun yanından geçen yağmacı düşman ordusuna engel olmamasından dolayı kınayan mektubu: Üstlendiği işi ihmal edip başkalarına bırakılan işe girişen kimse düşüncesiz aciz bir kimsedir. Korumanı emrettiğim hâlde kimsenin korumadığı ve düşmanın geçişine engel olmadığı sınırları bırakıp Kırkısya2 halkına karşı saldırıya girişmen, aklının eksikliğine delalet etmektedir. Düşmanların- dan dileyenlerin dostlarına karşı saldırıya geçmeleri için güçsüz/savunmasız bir köprü olmuşsun.
Ne bir iş yapabilecek gücün var, ne düşmanın kalbinde korku ve heybetin var, ne bir sınırı koruyorsun, ne …
NEH_0477 · S. 458 · 59. Mektup
Hz. Muhammed Ehl-i Beyt İmam Ali
Ne bir iş yapabilecek gücün var, ne düşmanın kalbinde korku ve heybetin var, ne bir sınırı koruyorsun, ne düşmanın şevketini yıkıyorsun, ne şehir halkının ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsun ve ne de emîrini hoşnut edebiliyorsun. Ve's-Selâm.1 Malik Eşter'i Mısır'a vali tayin ettiği zaman onunla gönderdiği ...Münezzeh olan Allah, Muhammed'i (s.a.a) âlemler için korkutucu, Resulleri için de şahid olarak gönderdi. O göçtükten sonra Müslümanlar, hilafet hususunda çekişmeye başladılar. Allah'a andolsun, Peygamber'den (s.a.a) sonra Arabın bu işi Ehlibeyt'inden alıp başkasına bırakacakları, bana engel olacaklarını aklıma bile getirmedim. İnsanların filana biat etmesi beni sıkıntıya düşürdü! İnsanların dinden döndüklerini, halkı Muhammed'in dinini iptal etmeye çağırdıklarını görünceye dek elimi tuttum, sabrettim. Fakat bu olaylar olurken, İslâm'a yardım etmezsem, onda bir gedik açılmasından veya yıkılmasından korktum. Çünkü bu musibet, benim için az bir zaman sürecek, sonra serap gibi yitecek, bulut gibi dağılıp gidecek olan hilafetten, size emir olmaktan daha büyüktü. Hemen işe koyuldum, batıl yok olup gidinceye, din bütünüyle istikrara kavuşuncaya kadar mücadele ettim. ...Allah'a yemin olsun, onların karşısına tek başıma çıksam, onlar da bütün yeryüzünü kaplamış olsalar yine korkmam.

63. Mektup

Zira ben onların daldıkları sapıklığı ve süslendiğim hidayeti çok iyi biliyorum, Rabbimden yakin ile …
NEH_0478 · S. 461 · 63. Mektup
İmam Ali
Zira ben onların daldıkları sapıklığı ve süslendiğim hidayeti çok iyi biliyorum, Rabbimden yakin ile birlikteyim. Ben Allah'a kavuşmayı özlüyor, onun güzel karşılığını ümit ediyor, bekliyorum. Bana üzüntü veren şey bu ümmetin başına sefih, zalim ve facir kimselerin musallat olmaları, Allah'ın malını aralarında dolaştırmaları, kullarını köle yapmaları, salihleriyle savaşmaları, fasıklarını dost ve yardımcı edinmeleridir. Onların arasında sizin için haram kılınmış olanı içip, İslâm'a göre had vurulan var. Gönüllerini memnun edecek bir mal mülk verilmedikçe İslâm'a gelmeyen var.1 Üzerinizdeki hâkimiyetlerinden korkmasaydım sizleri bu kadar yönlendirmez, kınamaz, çağırmaz, teşvik etmezdim. Yüz çevirdiğinizde veya gevşediğinizde sizleri terk eder, bırakırdım. Çevrenizin kuşatıldığını, şehirlerinizin alındığını, ülkelerinize el konulduğunu, beldenize savaş açıldığını görmüyor musunuz? Allah size merhamet etsin, düşmanınızla savaşa çıkın, zaaf göstererek yerinizde çakılıp kalmayın, sonra zillete düşersiniz, nasibiniz daha da aşağı olur da perişan olursunuz. Savaşan kişi uyanık olmalıdır, çünkü kendisi uyusa da rakibi asla uyumaz.
Ve's-Selâm.2 Kufe valisi Ebu Musa el-Eş'arî'nin, halkı Cemel Savaşı'na katıl- maktan men ettiğini duyunca …
NEH_0479 · S. 461 · 63. Mektup
İmam Ali
Ve's-Selâm.2 Kufe valisi Ebu Musa el-Eş'arî'nin, halkı Cemel Savaşı'na katıl- maktan men ettiğini duyunca yazdığı mektup: Allah'ın kulu, Müminlerin Emiri Ali'den Abdullah b. Kays'a... Hem lehinde, hem aleyhinde olan bir sözünü bana bildirdiler. Elçim geldiği zaman eteğini topla, kuşağını bağla, deliğinden çık. Seninle beraber olanları da topla; bana itaat etmen gerektiğini kabullenirsen bize gel; yok eğer şek ediyorsan (sana bıraktığım makamı bırak) uzaklaş! Allah'a yemin olsun ki, seni nerede olursan ol gelir bulurum. Yağını sütüne, yanığını çiğine katmadıkça seni bırakmam. Sonunda oturma fırsatı bile bulamaz, arkandan korktuğun gibi önünden de korkar durursun. Bu sandığın gibi basit bir olay değil; aksine, devesine binip zorluğunu yenmek, dağını aşmak gereken büyük bir bela. Aklını başına devşir, işine sarıl, nasibinin hazzını al. Gelmeyi hoş görmezsen işten ayrıl, kurtuluş yolunun kapalı olduğu daracık köşene çekil. Bu işi senden başkaları hakkıyla yapınca, sen uyu. İyi uyu da "filan nerede" diyen olmasın! Vallahi bu savaş hak üzere bir savaştır ve hak üzere olan biri iledir. O mülhitlerin yaptıklarından asla korkmaz!
Ve's-Selâm.1 Muaviye'ye yazdığı cevap:
NEH_0480 · S. 461 · 63. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Ve's-Selâm.1 Muaviye'ye yazdığı cevap: Senin de zikrettiğin gibi, biz ve siz (İslâm'dan önce) uzlaşmış bir toplumduk. Fakat dün (İslâm sebebiyle) sizinle bizim aramızda ayrılık ortaya çıktı. Biz iman ettik; siz inkâr ettiniz. Biz doğru yoldayız; siz aldandınız. Müslüman olanınız an- cak, eşrafın hepsi Resulullah'a uyduktan sonra zoraki Müslüman oldu. (Ey Muaviye!) Talha'yı ve Zübeyr'i öldürdüğümü, Aişe'yi sürdüğümü ve iki şehrin (Basra ve Kufe) arasında konakladığımı söylüyorsun. Bu sen yokken olan bir iştir, sana bir sorumluluk yoktur. Bu sebepten, sana mazeret bildirmeye de gerek yok. Muhacirler ve Ensar'dan oluşan bir orduyla üzerime geleceğini söylüyorsun; kardeşinin esir alındığı gün hicret bitmişti. Acele ediyorsan, az dur, sakin ol. Benim sana doğru hareket etmem daha iyidir, Allah beni, seni cezalandırmam için gönderdi. Eğer bana doğru hareket edersen, Benî Esedli kardeşin söylediğini söylerim: "Yaz rüzgârının karşısında durdular, rüzgârlar yüzlerine çakıl savurur. Onlar alçak topraklara ve kayalara tutuldular." Aynı yerde dedeni, dayını, kardeşini, öldürdüğüm kılıç yanımda duruyor. Vallahi, sen hâlâ benim bildiğim kalbi kilitli, aklı eksik ve zayıf kişiysen sana şöyle söylenmesi evladır; Sen merdivene tırmanıp yukarı çıktın, ama orada kötü manzaralar görüyorsun. Gördüklerin lehine değil, aleyhinedir. Çünkü sen kendine ait olmayan bir yitiği arıyorsun, başkasının hayvanını otlatıyorsun. Ehli olmadığın, madeninde olmadığın şeyi istiyorsun. Sözün, yaptığına ne kadar da uzak! Kötülük ve batıl arzuları sebebiyle Muhammed'in (s.a.a) risaletini inkâr eden amca ve dayılarına ne kadar da benziyorsun! Bildiğin gibi, onlar nerede öldülerse oraya serildiler. Onlar savaş meydanlarını dolduran ve savaşta gevşeklik göstermeyen savaşçıların karşısında yer aldılar.

65. Mektup

Osman'ı katledenler hakkında çok laf ettin, evvela bana biat hususunda halkın yaptığı gibi yapmalısın.
NEH_0481 · S. 464 · 65. Mektup
İmam Ali
Osman'ı katledenler hakkında çok laf ettin, evvela bana biat hususunda halkın yaptığı gibi yapmalısın. Sonra Allah'ın kitabı üzere senin de onların da hakkını vereyim. Ama senin istediğin, sütten yeni kesilen çocuğu ilk anda kandırmaya çalışmaktan başka bir şey değil. Selâm ehlinedir.1 Muaviye'ye yazdığı mektup: Şimdi senin gözlerini açıp görülen şeylerden faydalanman zamanıdır. Fakat sen batıl iddialara girişerek, halkı yalanlarla kandırarak; yalanla senden yüce olan makama erişmek ve başkasına öngörülmüş şeyleri almak istemekle haktan kaçarak, senden öncekilerin yolunu tuttun. Göğsüne dolana, kulağının duyduğuna tâbi olman etinden ve kanından daha gerekliyken inatla bu davaya giriştin. Haktan sonra dalaletten başka ne var! Apaçık beyandan sonra ancak şüpheye düşmek var! Şüpheden ve şüpheye bürünmekten sakın! Nicedir bu fırsatı kollayan fitne, hakikati batılla gizlemek için perdelerini salmış, karanlığıyla gözleri örtmüştür. Bana, çeşitli üsluplara dolu, çeşitli manalara gelen, barışa yönelme gücü zayıf olan, ilme ve akla dayanmayan, senden başkasının anlatmadığı masallarla dolu mektubun geldi.
Durmadan akan, çamura benzeyen cıvık ve kaygan bir yerde veya yolu tanımadan çöllerde yürüyen kimse gibisin.
NEH_0482 · S. 464 · 65. Mektup
İmam Ali
Durmadan akan, çamura benzeyen cıvık ve kaygan bir yerde veya yolu tanımadan çöllerde yürüyen kimse gibisin. Sana çok uzak ve ulaşması zor olan bir zirveye yükselmeye çalışıyorsun, işareti olmayan yolda yürüyorsun. Yükseklerde uçan kartal aciz kalır, gökteki en uzak parlak yıldızlar kadar da yüksektir. Benden sonra gelip şu veya bu şekilde Müslümanların başına musallat olmandan, onlardan birinin işini sözle veya anlaşma ile sana yaptırmaktan Allah'a sığınırım. Şimdiden kendini hazırla da işine çözüm bul; yanlış yaparsan Allah'ın kulları, sana karşı harekete geçer, çözüm kapıları yüzüne kapanır ve bugün senden kabul ettikleri şeyi (özrü) artık kabul etmezler. Ve's-Selâm.1 Önceden bir başka rivayetini aktardığımız, Abdullah b. Abbas'a yazdığı mektuptur: (Ey Abdullah b. Abbas!) Kişi bazen sonunda kendisine nasip olacak şey için sevinir ve bazen de kendisine ulaşması mukadder olmayan şey için hüzün duyar. Dünyada kendin için elde ettiğin en faziletli şey, bir lezzete ulaşmak veya öfkeni dindirmek olmasın. (Dünyadan nefsin için elde ettiğin en faziletli şey) batılı söndürmek ve hakkı ihya etmek olsun. Sevincin önceden yapmış olduğun iyi amellerden; üzüntü ve kederin ise, terk edip yerine getirmediklerinden ötürü olsun. Tüm himmetin ise, ölümden sonrası (ahiret) için olsun.2

67. Mektup

Mekke'deki valisi Kusem b. Abbas'a gönderdiği mektup:
NEH_0483 · S. 466 · 67. Mektup
İmam Ali
Mekke'deki valisi Kusem b. Abbas'a gönderdiği mektup: İnsanlarla haccet ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat. Sabah, akşam onlarla otur, fetva isteyene fetva ver, cahile öğret, âlime danış. İnsanlarla aranda dilinden başka vasıta, yüzünden başka perde olmasın. İhtiyaç sahibinin karşına çıkmasına mani olma; çünkü o, ilk müracaatında kapılarından kovulursa, işi görüldükten sonra da seni övmez. Allah'ın malından yanında ne kadar toplandığına bak; onları etrafındaki yoksullara, aile sahiplerine, ihtiyacı olanlara, açlara harca. Fazlasını da yanımızda bulunanlara paylaştırmamız için bize yolla. Mekke halkına, evlerinde konaklayan kişilerden kira almamalarını emret. Çünkü Allah, "Oraya yerleşenle, ziyarete gelen müsavidir"1 buyurdu. Oraya yerleşen, orada ikamet edendir. Ziyaret eden ise Mekke halkından olmayıp haccetmek için gelendir. Allah, bizi ve sizi sevdiği işleri yapmaya muvaffak etsin. Ve's-Selâm.2 Hilafetinden önce Selman-i Farisî'ye gönderdiği mektup: Dünyanın durumu, yılana benzer; dokununca yumuşak gelir, fakat zehiri öldürür. Sana hoş gelen şeyden yüz çevir. Zira çok azı seninle kalır. Ondan ayrılacağını yakinen bildiğin için, dertlerini ve belalarını kendinden uzaklaştır.
Onunla en fazla dost olduğun zaman, ondan en fazla sakınacağın zaman olsun.
NEH_0484 · S. 466 · 67. Mektup
İmam Ali
Onunla en fazla dost olduğun zaman, ondan en fazla sakınacağın zaman olsun. Çünkü onun dostu her ne zaman neşeyle ve sevinçle ona inanır, kanarsa dünya onu korkulara, müşkülatlara daldırır; avundur, ünsiyet ettirirse o zaman da dertlere, korkulara iter. Ve's-Selâm.1 Haris-i Hemdanî'ye yazdığı mektup: Kur'ân'ın hükmüne sarılıp, ondan öğüt al. Helalini helal, haramını haram bil de hak olarak geçmişe dair anlatılanları tasdik et. Dünyadan geçenleri, geriye kalanları ile kıyas et. Çünkü onun bir kısmı diğerine benzer; ahiri de evveline katılmıştır. Hepsi de geçici, yok olucudur. Allah'ın ismini yücelt, onu hakkıyla an. Ölümü ve ölümden sonra olacakları çokça hatırla. Ahiretin şartlarını sapasağlam yerine getirmeden ölümü isteme. Ameli işleyenin kendisi için hoşnut olduğu, Müslümanların genelinin nefret ettiği her işten sakın. Gizlice yapılıp da açıklandığında utanılan her işten sakın. Sorulduğunda sahibinin inkâr edeceği veya özür dileyeceği işi yapmaktan sakın. Namusunu, halkın kınayıcı sözlerine hedef etme, duyduğun şeyi halka söyleme. Bunu yapman seni yalancı saymaları için yeter. Duyduğun her şeyi inkâr etme, bu da seni cahil saymalarına yeter.
Öfkeni yen, gücün yettiğince suçları bağışla, kızdığında aklını başına al.
NEH_0485 · S. 466 · 67. Mektup
İmam Ali
Öfkeni yen, gücün yettiğince suçları bağışla, kızdığında aklını başına al. Güç elde et- tin mi bağışla da iyi akıbet senin olsun. Nimet kalıcı olsun diye Allah'ın verdiği her nimetin şükrünü eda et. Allah'ın sana verdiği nimetlerden hiçbirini zayi etme. Allah'ın ihsan ettiği nimetlerin eseri üzerinde görülsün. Bil ki, müminlerin en üstünü kendisinden, ailesinden, malından herkesten önce infak eden, onları Allah yoluna adayandır. Zira önceden gönderdiğin hayır, sana azığın olarak kalır, geriye bıraktığın ise senden başkalarının hayrı olur. Yaptığı hoş olmayan kişiyle arkadaşlık yapmaktan sakın. Çünkü kişiyi değerlendirirken arkadaşına itibar ederler. Büyük şehirlere yerleş, oralar Müslümanların toplandığı yerlerdir. Allah'a itaatte yardımcısı az olan, gaflet ve zulüm içinde olan yerlerden çekin. Düşünceni seni ilgilendiren işlere ver. Çarşılarda oturmaktan sakın, oralar şeytanın hazır olduğu, fitnelerin ortaya çıktığı yerlerdir. Allah'ın senden üstün kıldığı kişiye çokça bak, düşün; çünkü bu, şükrün kapılarındandır. Cuma günü, Allah yolunda olması veya yapman mecburi olan bir iş hariç, (Cuma) namazı kılmadan yolculuğa çıkma. Bütün işlerinde Allah'a itaat et. Çünkü Allah'a itaat etmek, onun dışındaki her şeyden faziletlidir. Nefsini kulluğa alıştır, ona yumuşak davran, ezip azarlama; sana kitapta farz kılınmış olanlar dışında onu hoş tut, çünkü farzların, vaktinde ve yerinde eda edilmesi gerekir. Dünyayı isteyip rabbinden kaçarken ölümün sana gelip çatmasından sakın. Fasıklarla arkadaşlık etme; çünkü şer, ancak şerle birleşir. Allah'a saygı göster; onu sevenleri de sev. Öfkeden kork; çünkü o, iblisin ordusunun büyük bir bölüğüdür. Ve's-Selâm.1

70. Mektup

Medine'deki valisi Sehl b. Huneyf el-Ensari'ye, Medine halkından bir grubun Muaviye'ye katılmasından dolayı …
NEH_0486 · S. 469 · 70. Mektup
İmam Ali
Medine'deki valisi Sehl b. Huneyf el-Ensari'ye, Medine halkından bir grubun Muaviye'ye katılmasından dolayı yazdığı mektup: İdaren altındaki halktan kimi adamlarının, gizlice Muaviye'- ye katıldığını öğrendim. Onların gitmeleriyle sana uyanların sayısının azalması sonucu onların yardımlarından mahrum kaldığını düşünerek üzülme. Hidayetten ve haktan kaçarak körlüğe ve cehalete sığınarak gitmeleri onlara ceza olarak yeter. Sen de onların derdinden kurtulmuş olursun. Onlar hak ve hidayetten kaçıp körlüğe ve cehalete düşmüş oldular. Çünkü onlar dünya ehlidir; ona meyledip, ona koşarlar. Adaleti tanıdılar, gördüler, işittiler ve iyice öğrendiler; insanların hak konusunda bizim katımızda eşit olduğunu bildiler ve bundan çekinerek bir fayda elde etmeye koştular. Allah onları rahmetinden uzak kılsın! Vallahi onlar bu zulümden kaçmadılar, adalete de kavuşmadılar; biz, Allah'ın bu işin zorluklarını yenmede, sıkıntısını hafifletmede bize yardım etmesini umutla beklemekteyiz inşallah. Selâm olsun sana.1 Sorumlu kıldığı Munzir b. Carud-i Abdî'nin bazı işlerde ihanette bulunması üzerine yazdığı mektup:

72. Mektup

Babanın doğru bir insan olması beni aldattı; senin de onun izini takip edeceğini zannettim.
NEH_0487 · S. 470 · 72. Mektup
İmam Ali
Babanın doğru bir insan olması beni aldattı; senin de onun izini takip edeceğini zannettim. Sen, bana söz verdiğin gibi davranmayıp nefsinin arzusuna boyun eğdin ve ahiretini harap ederek dünyanı imar ettin. Dinini de terk ederek aşiretini ihya etmektesin. Hakkında öğrendiklerim doğruysa ehlinin devesiyle çarıklarının bağı bile senden hayırlıdır. Senin gibi biri, sınırları muhafaza etmeye, bir sorumluluğu paylaşmaya ehil olmadığı gibi, hıyanetinden de güvende olunmaz. İnşallah, bu mektubun sana ulaşırsa hemen yanıma gel.1 beğenerek sağa sola bakar, pahalı iki elbisesiyle yatar ve tozunu almak için ayakkabısına üfler." dediği kimsedir. Abdullah b. Abbas'a yazdığı mektup: Şunu iyi bil ki, ne ecelini geciktirebilir, ne de senin olmayan şeyle rızıklanabilirsin. Şunu da bil ki zaman iki türlüdür: Bir gün lehine, bir gün de aleyhinedir. Dünya elden ele gezen bir yurttur. Her ne kadar zayıf da olsa ondan senin olanlar sonunda sana ulaşır, her ne kadar güçlü de olsan zararına olan şeyleri kendinden uzaklaştıramazsın.2 Muaviye'ye yazdığı mektup:

74. Mektup

Sürekli mektuplarına cevap verdiğim ve sözünü dinlediğim için bazen zayıf görüşlü biri olduğumu;
NEH_0488 · S. 471 · 74. Mektup
İmam Ali
Sürekli mektuplarına cevap verdiğim ve sözünü dinlediğim için bazen zayıf görüşlü biri olduğumu; feraset ve zekâmda hata ettiğimi sanıyorum. Mektup yazıp benden bir şey istediğinde tıpkı, karnı tıka basa dolu olarak yatıp derin uykuya dalan, aldatıcı rüyalar gören veya ne yapacağını şaşıran, işlerin lehine mi yoksa aleyhine mi çıkacağını bilmeyen şaşkın kişiye benziyorsun. Elbette sen, o değilsin, fakat o sana çok benziyor. Allah'a yemin olsun, eğer yaşamanı istemeseydim, benden sana, kemiklerini kırıp etlerini dökecek ağır bir saldırı gelirdi. Şeytanın, iyi işlere dönmene, söylenen nasihatleri dinlemene engel olduğunu bil. Selâm, ehlinedir.1 Yemen ile Rabia arasında yazmış ve Hişam b. el-Kelbi'nin el yazısından nakledilmiştir: Bu Yemen ve Rabia halklarının şehirlerinde ve kırsal kesimlerinde yaşayanların oy birliğiyle almış olduğu karardır. Onlar, Allah'ın kitabına tâbi olup herkesi ona çağırmakta, onu kabul etmelerini istemekte; ona çağıran ve onunla emreden herkese icabet etmekte, bu konuda bir ücret istememekte ve ondan başka bir şeye razı olmamakta anlaşmışlardır. Kur'ân'ı terk eden veya ona aykırı hareket edene karşı hepsi tek bir el olup, birbirlerini desteklerler.
Sözleri birdir; ayıplayanın ayıplaması, sinirlenenin sinirlenmesi, bir kavmin diğer bir kavmi zelil kılması, …
NEH_0489 · S. 471 · 74. Mektup
İmam Ali
Sözleri birdir; ayıplayanın ayıplaması, sinirlenenin sinirlenmesi, bir kavmin diğer bir kavmi zelil kılması, bir kavmin başka bir kavme sövmesi veya aşağılaması yüzünden anlaşmalarını bozmazlar. Onların hazır olanları, hazır olmayanları, sefihleri, âlimleri, cahil- leri ve olgunları hepsi bu vaat üzerindedir. Bu nedenle Allah'ın ahdi ve anlaşması da onların üzerindedir. "Allah'ın ahdinden sorulacaksınız."1 Bu sözleşmeyi Ali b. Ebî Talib yazmıştır.2 Kendisine biat edildikten sonra Muaviye'ye gönderdiği mektuptur ve Vakidi el-Cemel adlı kitabında nakletmiştir: Allah'ın kulu, Müminlerin emiri Ali'den Ebu Sufyan oğlu Muaviye'ye. Sizler hakkında bir şey demişsem veya yüz çevirmişsem bu konuda mazur olduğumu biliyorsun. Sonunda, olmamasına çare bulunmayan ve olması gereken iş olup bitti. Söz uzun, kelam çoktur; dönen döndü, gelen geldi. O hâlde halkından bana biat al, arkadaşlarından bir heyetle bana gel. Ve's-Selâm.3 Abdullah b. Abbas'ı Basra valisi tayin ettiği zaman yazdığı mektup: İnsanlara karşı, meclisine geldiklerinde ve hüküm verdiğinde açık yüzlü ol. Öfkeden sakın. Çünkü o şeytanın sebeb olduğu düşük akıllılıktır.
Seni Allah'a yaklaştıran şeyin, ateşten uzaklaştırdığını, Allah'tan uzaklaştıranın da ateşe yak- laştırdığını …
NEH_0490 · S. 471 · 74. Mektup
Hz. Muhammed İmam Ali
Seni Allah'a yaklaştıran şeyin, ateşten uzaklaştırdığını, Allah'tan uzaklaştıranın da ateşe yak- laştırdığını bil.1 Abdullah b. Abbas'ı Haricîlere delil göstermesi ve nasihat etmesi için gönderdiğinde yazdığı mektup: Onlarla Kur'ân'a dayanarak tartışma; çünkü Kur'ân, pek çok anlam taşıyan bir kitaptır. Sen bir şey söylersin, onlar da bir şey söylerler. Fakat onlara sünnetle delil getir; çünkü onlar, ondan kaçmaya hiçbir yol bulamazlar.2 Ebu Musa el-Eş'arî'nin hakemeyn konusundaki mektubuna cevap olarak yazdığı mektubudur. Said b. Yahya el-Emevî, "Kitabu'lMeğazi"sinde zikreder: İnsanların pek çoğu nasiplerinden mahrum kaldı, dünyaya meyledip hevalarından konuştular. Ben, bu işte tuhaf bir menzilde konakladım; kendilerini beğenmiş bir toplum da orada toplandı. Ben, onların kana bulanmasından korkulan yaralarını tedavi etmek istiyorum. Muhammed (s.a.a) ümmetinin birliğini, uzlaşmasını benden daha çok isteyen hiç kimse yoktur; bununla da güzel bir karşılık ve güzel bir yer ummaktayım. Her ne kadar ayrılırken sahip olduğun liyakati kaybetmiş olsan da kendi adıma söz verdiğim şeye vefa göstereceğim.

79. Mektup

Kötü kişi, aklın ve tecrübenin getirdiği faydadan mahrum kalan kişidir.
NEH_0491 · S. 474–477 · 79. Mektup
İmam Ali
Kötü kişi, aklın ve tecrübenin getirdiği faydadan mahrum kalan kişidir. Allah'ın ıslah ettiği bir işi bozmam, söyleyenin söylediği batıl söze tahammül edemem. Bilmediğin şeyi bırak; çünkü insanların en şerlileri, bu kötü sözlerle sana doğru koşar. Ve's-Selâm.1 Hilafete ulaşınca ordu komutanlarına yazdığı mektup: ...Sizden öncekiler helak oldular. Onlar rüşvet vererek elde etmek için insanları haklarından mahrum kıldılar. İnsanları batıl yola sürüklediler, onlar da peşleri sıra gittiler.2 Üçüncü Bölüm

HİKMETLİ SÖZLER

1- Fitneye karşı iki yaşındaki deve gibi ol;
NEH_0492 · S. 479 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
1- Fitneye karşı iki yaşındaki deve gibi ol; onun ne binilecek sırtı, ne de sağılacak memesi vardır.1 2- Tamaha sarılan, kendini küçültmüştür; sıkıntısını açıklayan, zillete razı olmuştur; dilini kendi üzerine emir sahibi yapan (diline geleni söyleyen) hakir olmuştur.2 3- Cimrilik ardır (utançtır); korkaklık noksanlıktır; fakirlik, akıllı insanı delilini sergilemede dilsiz etmektedir; yoksul kendi şehrinde gariptir.3 4- Acizlik afettir; sabır (direniş) cesarettir; züht servettir; günahlardan sakınmak, (azaba karşı) kalkandır; kaza ve kadere razı olmak ne güzel arkadaştır.4 5- İlim değerli bir mirastır. Edep (huylar) yenilenen ziynet- lerdir. Fikir saf bir aynadır.1 6- Akıllının göğsü, sırrının sandığıdır. Güler yüzlülük, dostluk bağıdır. Tahammül, ayıpların mezarıdır. Nehcü'l-Belâğa'nın bazı nüshalarında ise şöyle geçmiştir: İstemek, ayıpların çadırıdır (evidir). Kendini beğenene ise kızan çok olur.2 7- Sadaka, kurtarıcı bir ilaçtır; kulların dünyadaki amelleri, kıyamette gözlerinin önüne dikilecektir.3 8- Bir yağ parçasıyla gören, bir et parçasıyla konuşan, bir kemikle işiten ve bir delikten teneffüs eden şu insana şaşırın doğrusu! (Onun yaratılışı hakkında düşünün.)4 9- Dünya bir kimseye yöneldiğinde, başkalarının iyiliklerini ona getirir; ondan yüz çevirdiğinde de, kendi iyiliklerini ondan alır.5 10- İnsanlarla; öldüğünüzde ağlayacak, yaşadığınızda ise sizi özleyecek bir şekilde geçinin.1 11- Düşmanına galip gelince, bu galibiyetin şükrü olarak onu affet.2 12- İnsanların en acizi, kardeş kazanmada acizlik edendir; ondan daha acizi ise, kazandıktan sonra kaybedendir.3 13- Nimetler size akın edince az şükretmekle onu kendinizden uzaklaştırmayın.4 14- En yakınların terk ettiği kimsenin yardımına (Allah'ın inayetiyle) en uzaktakiler koşar.5 15- Her fitne ve belaya duçar olan kınanmaz.6 16- İşler kaza ve kaderin hükümlerine tabidir; (bu yüzden bazen) tedbir, insanın helak ve yokluğuna neden olur.1 17- Müslümanlar Hz.
Ali'ye Peygamber'in; "Sakalınıza kına yakın, Yahudilere benzemeyin." hadisini sorunca şöyle buyurdu:
NEH_0493 · S. 479–483 · HİKMETLİ SÖZLER
Hz. Muhammed İmam Ali
Ali'ye Peygamber'in; "Sakalınıza kına yakın, Yahudilere benzemeyin." hadisini sorunca şöyle buyurdu: Peygamber bunu buyurduğunda din azınlıktaydı. Ama bugün din genişlemiş ve güçlenmiştir. Dolayısıyla bu iş insanın isteğine bağlıdır. (Mübah bir şeydir; farz veya müstahap değildir.)2 18- Cemel Savaşı'nda Abdullah b. Ömer, Sa'd b. Ebî Vakkas, Said b. Zeyd, İbn Ömer, İbn Tufeyl, Usame b. Zeyd, Muhammed b. Mesleme ve Enes b. Malik gibi savaşı "bir fitne" olarak değerlendirip kenara çekilmeyi yeğleyen kimseler hakkında şöyle buyurmuştur: Hakkı yardımsız bıraktılar; batıla da yardım etmediler.3 19- Emelinin peşice koşan, eceliyle sürçer (arzusuna kavuşmadan ölür).4 20- Yiğitlerin sürçmelerine göz yumun; onlardan biri sürçerse, Allah'ın eli onu yüceltir.5 21- Korku hüsranla ve yersiz hayâ da mahrumiyetle beraberdir. Fırsat, bulut gibi geçip gitmektedir; o hâlde hayırlı fırsatları ganimet bilin.1 22- Bizim için bir hak vardır, verirlerse (alırız onu); aksi takdirde gece her ne kadar uzun da olsa, (hakkımızı almak için harekete geçerek) deve sırtına bineriz.2 23- Ameliyle bir yere varamayan kimseyi, soy sopu bir yere ulaştırmaz.3 24- Mazluma yardım etmek ve sıkıntılı kimseye rahat bir nefes aldırmak, büyük günahların kefâretlerindendir.4 25- Ey Âdemoğlu! Sen isyan ettiğin hâlde münezzeh olan Allah sana birbiri ardınca nimet verdiğinde artık (Allah'ın azabından) sakın.5 26- Kim kalbinde bir şey gizlerse, o şey ya onun dilinin kay- masında veya yüzünün renginde ortaya çıkar.1 27- Dertlerin seninle yürüdükçe onunla yürü. (Geçici dertlerinle geçinmeye çalış ve en küçük bir hastalıkta yatağa düşme.)2 28- En üstün züht, zühdü gizlemektir.3 29- Sen (gün ve yılları) geride bıraktığında ve ölüm de sana yöneldiğinde, o zaman ölümle görüşmen ne de çabuktur!4 30- Sakının, sakının!
Vallahi (Allah), affedercesine günahlarınızı örtmüştür.
NEH_0494 · S. 483 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
Vallahi (Allah), affedercesine günahlarınızı örtmüştür. (O hâlde tövbe edin ve sakının.)5 31- İman hakkında sorduklarında şöyle buyurdu: İman, dört esas üzerinde durur: Sabır, yakin, adalet ve cihat. Sabır da dört çeşit üzeredir: Şevk, korku, züht ve bekleyiş. Cennete şevk duyan, şehvetlerden uzak durur; cehennemden korkan, haramlardan sakınır; dünyada zahit olan, musibetleri hafif görür; ölümü bekleyen, hayırlı işlere koşar. Yakin de idrak etmede basiretli olmak, hikmeti incelikleriyle kavramak, ibretlerden öğüt almak ve öncekilerin sünnetlerine uymak olmak üzere dört kısımdır. O hâlde idrak etmede basiretli olana, hikmet açıklanır; hikmeti açık olarak gören, ibreti tanır; ibreti tanıyan, öncekilerle yaşamış gibi olur. Adalet de derin düşünmek, ilmin hakikatine ulaşmak, güzel hüküm vermek ve hilimde metin olmak üzere dört kısımdır. O hâlde doğru idrak eden, ilmin derinliğini kavrar; ilimin derinliğini kavrayan da şeriat kaynağından kanmış olarak döner; hilim sahibi olan, yaptığı işlerde aşırılığa kaçmaz ve insanlar arasında övgüye layık bir şekilde yaşar. Cihat da dört kısımdır: İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, her yerde doğruluk ve fasıklara kin duymak. O hâlde, iyiliği emreden müminleri güçlendirmiştir; kötülükten sakındıran kâfirlerin burnunu yere sürtmüştür; her yerde doğruyu söyleyen üzerine düşeni yerine getirmiştir; kim de fasıklara kin duyar ve Allah için gazaplanırsa, Allah da onun için gazaplanır ve kıyamette onu razı eder. Küfür de dört esas üzerindedir: Gereksiz yere derinleşmek, niza, haktan sapmak ve düşmanlık. Gereksiz yere derinleşen, hakka ulaşamaz; bilgisizce çok niza eden hakkı asla göremez; haktan sapan güzeli kötü, kötüyü ise güzel zanneder ve dalalet sarhoşluğuyla sarhoş olur; düşmanlık edenin ise (kurtuluş) yolları zorlaşır, işleri içinden çıkılmaz hâle gelir ve (dalaletten) çıkış yolu oldukça daralır. Şek ve şüphe de dört esas üzerindedir: Münakaşa, korku, tereddüt ve boyun eğmek.
O hâlde kim münakaşayı din (âdet) edinirse, gecesi sabah olmaz (dalaletten kurtulmaz);
NEH_0495 · S. 483–487 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Hasan İmam Ali
O hâlde kim münakaşayı din (âdet) edinirse, gecesi sabah olmaz (dalaletten kurtulmaz); karşısındaki olan şeyler kimi korkutursa, (bir şey elde etmeksizin) geriye döner; kim şüphede tereddüt (şaşkınlık) içinde olursa, şeytanların tırnakları onu çiğner; kim dünya ve ahiretinin yok olmasına boyun eğerse, dünya ve ahirette helak olur.1 32- Hayrı yapan, o hayırlı işten daha hayırlıdır; kötülüğü yapan da o kötülükten daha kötüdür.2 33- Cömert ol; saçıp savuran değil. İtidalli ol; zorlaştırıcı değil (zira bu ifrat veya tefrite neden olur).3 34- En değerli zenginlik, arzuları terk etmektir.4 35- Kim halkı sevmedikleri şeylere koşarsa, hakkında bilmedikleri şeyleri söylerler.5 36- Kim uzun arzulara kapılırsa, amelini çirkinleştirir.6 37- Şam'a sefer ederken, geçtiği Enbar şehrinin büyükleri, saygı ifadesi olarak atlarından inip önünde koştuklarında, "Bu yaptığınız nedir?" diye sordu. Onlar; "Bu bizim âdetimizdir; emirlerimizi böyle ulularız." dediler. İmam (a.s) şöyle buyurdu; Vallahi, emirleriniz bundan faydalanmamaktalar. Böyle yapmakla dünyada kendinize zahmet veriyorsunuz; ahirette de bu işinizle sefil olacaksınız. Arkasında azap olan meşakkat, ne de zararlıdır; ateşten emin olmayı beraberinde getiren rahatlık da faydalıdır!1 38- Oğlu Hasan'a şöyle buyurdu: Ey yavrucuğum, amel ettiğinde zarara uğramayacağın şu dört hususu benden öğren: En büyük zenginlik, akıldır; en büyük yoksulluk, ahmaklıktır; en korkunç şey, kendini beğenmektir; en değerli büyüklük, güzel ahlâktır. Yavrucuğum, ahmakla arkadaşlıktan sakın; çünkü o, sana fayda vermek isterken zarar verir. Cimriyle arkadaşlıktan sakın; çünkü en çok ihtiyaç duyduğun şeyi senden esirger. Kötü adamla arkadaşlık etme; çünkü o seni değersiz bir şey karşılığında satar. Yalancıyla da arkadaşlıktan kaçın; çünkü o, serap gibidir; sana uzağı yakın ve yakını uzak da gösterir.2 39- Nafileler farzlara zarar verirse, onlarla Allah'a yakınlaşılmaz.3
40- Akıllının dili, kalbinin arkasındadır;
NEH_0496 · S. 488 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
40- Akıllının dili, kalbinin arkasındadır; ahmağın kalbi ise dilinin arkasındadır.1 Çünkü akıllı insan istişare etmeksizin ve düşünmeksizin diline geleni söylemez. Ama ahmak adam, düşünmeksizin ve dikkat etmeksizin diline gelen her şeyi söyler. O hâlde akıllının dili onun kalbine, ahmağın kalbi de onun diline tâbidir. 41- Ahmağın kalbi ağzındadır; akıllının dili ise kalbindedir.2 42- Hz. Ali hastalanan bir dostuna şöyle buyurdu: Allah, hastalığını günahlarının affedilmesine sebep kılmıştır. O hâlde hastalığın bir ecri yoktur; fakat günahları, ağaçların yapraklarının döküldüğü gibi dökmektedir. Şüphesiz ki ecir ve mükâfat dille konuşma, el ve ayaklarla amel etmektedir. Kuşkusuz ki Allah, niyet doğruluğu ve batini temizlik sebebiyle kullarından dilediğini cennete koyacaktır.3 43- Habbab b. Erett'i yâd ederken şöyle buyurdu: Allah Habbab'a rahmet etsin; isteyerek Müslüman oldu, itaatkâr olarak hicret etti, kifayet edecek miktarla yetindi, Allah'tan razı idi ve mücahit olarak yaşadı.1 44- Ahireti anan, hesap günü için amel eden, kendine yeten rızık ile kanaat eden ve Allah'tan hoşnut olan kişiye ne mutlu!2 45- Bu kılıcımla, bana buğz etmesi için mümin kimsenin burnuna vursam bile yine bana buğz etmez. Bütün dünya malını, beni sevmesi için münafığın başına döksem yine de beni sevmez. Bu takdir edilmiş ve Ümmî Nebi'nin diliyle de söylenmiş bir hükümdür. Zira o şöyle buyurmuştur: "Ey Ali! Mümin sana buğzetmez, münafık da seni sevmez."3 46- Seni kedere ve gama (pişmanlığa) sürükleyen kötülük, Allah katında seni bencillik ve böbürlenmeye iten iyilikten daha iyidir.4
47- İnsanın kıymeti, himmeti miktarıncadır; doğruluğu, mürüvveti miktarıncadır;
NEH_0497 · S. 490–491 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
47- İnsanın kıymeti, himmeti miktarıncadır; doğruluğu, mürüvveti miktarıncadır; şecaati, küçük düşmekten çekindiği miktarıncadır; iffeti, kıskançlığı miktarıncadır.1 48- Zafer, ihtiyatlı davranmakla kazanılır; ihtiyat, düşünüp taşınmakla mümkündür; bu da sırları korumakla mümkün olur.2 49- Yüce kişinin aç kaldığında, aşağılık kişinin de doyduğunda, saldırısından sakının.3 50- İnsanların kalpleri ürkektir; o hâlde kim kendine ısındırırsa ona yönelirler.4 51- Azametin sana yardım ettiği müddetçe (güç ve saltanat seninle oldukça) ayıbın gizli kalır.5 52- İnsanların affetmeye en evla olanı, cezalandırmaya en güçlü olanıdır.6 53- Cömertlik, istenmeden vermektir; istenildikten sonra vermek utanmak ve kınanmaktan kaçınmaktır.7 54- Akıl gibi zenginlik, cehalet gibi yoksulluk, edep gibi miras, istişare gibi destek yoktur.1 55- Sabır iki türlüdür: Hoşlanmadığın şeylere karşı sabır ve sevdiğin şeylere karşı sabır.2 56- Zenginlik gurbette vatandır; fakirlik ise vatanda gurbettir.3 57- Kanaat, tükenmeyen maldır.4 58- Mal, şehvetlerin ve arzuların temelidir.5 59- Seni sakındıran kimse, seni müjdeleyen kimse gibidir.6 60- Dil yırtıcıdır; serbest bırakılırsa ısırır.7 61- Kadın akrep gibidir; sancıması tatlıdır.8
Kadı Kudaî; Gureru'l-Hikem, Amidî; el-Besair ve'z-Zehair, s.25, Ebu Hay- 62- Sana selâm verildiğinde, sen …
NEH_0498 · S. 491–492 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
Kadı Kudaî; Gureru'l-Hikem, Amidî; el-Besair ve'z-Zehair, s.25, Ebu Hay- 62- Sana selâm verildiğinde, sen daha güzel bir şekilde selâm ver; sana doğru iyilikle uzanan ele, sen daha üstün bir şekilde karşılık ver; her hâlükârda üstünlük, ilk iyilik yapanındır.1 63- Şefaatçi, şefaat dileyenin kanadıdır.2 64- Dünya halkı, uyudukları hâlde yürütülen kervan ehline benzer.3 65- Dostları kaybetmek, gurbettir.4 66- Hacetin karşılanmaması, onu ehli olmayandan istemekten daha iyidir.5 67- Az bağış yapmaktan utanma; zira mahrum etmek ondan daha azdır.6 68- İffetlilik fakirliğin ziyneti, şükür de zenginliğin süsüdür.7 69- İstediğine ulaşamayınca, ne hâlde olursan ol korkma/ü- midini kesme.1 70- Cahili mutlaka ya ifratçı ya da tefritçi görürsün.2 71- Akıl tamamlansdığı zaman, konuşma azalır.3 72- Zaman bedenleri yıpratır, arzuları yeniler, ölümü yakınlaştırır, (ölüm yaklaşınca da) arzuları uzaklaştırır; kim onu elde ederse, bitkin düşer; kim de onu kaybederse, zahmete düşer.4 73- Kim kendini insanlara imam yaparsa, başkalarından önce kendini eğitsin ve diliyle terbiye etmeden önce, davranışlarıyla terbiye etsin. Kendinin öğretmeni olup kendini eğiten kişi, insanların öğretmeni olup onları eğitenden daha fazla saygı ve övgüye lâyıktır.5 74- İnsanın nefes çekmesi, ölüme doğru adım atmasıdır.6 75- Her sayılan, son bulucudur ve her beklenilen gelecektir.7
76- İşler karıştığında (iyiyle kötü anlaşılmadığında), sonları evvelleriyle mukayese edilir.
NEH_0499 · S. 494–495 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
76- İşler karıştığında (iyiyle kötü anlaşılmadığında), sonları evvelleriyle mukayese edilir. (Zira işin evveli iyi veya kötü olursa, sonu da iyi veya kötü olur.)1 77- Zerar b. Zamret'üz-Zıbabi, Şam'a gidip Muaviye'nin yanına vardığında Muaviye kendisine Emirü'l-Müminin Hz. Ali'yi sordu. O şöyle dedi: Şahadet ederim ki o, ibadet ettiği yerlerden birinde, gece karanlık basınca mihrabında eliyle sakalını tutup, yılan sokmuş birisi gibi kıvranarak ve hüzünlü birisi gibi ağlayarak şöyle derdi: Ey dünya! Ey dünya! Uzaklaş benden. Kendini bana mı sunuyorsun, yoksa beni mi arzuluyorsun? Aldatma zamanın yaklaşmasın! Heyhat! Sen, benden başkasını aldat; benim sana ihtiyacım yok. Seni üç kez boşadım; artık dönmeye imkân yok. Ömrün kısadır, değerin azdır, arzun hakirdir. Ah! Azığın (ibadet ve kulluğun) azlığından, yolun uzunluğundan, seferin uzaklığından, varılacak yerin (kabir, berzah ve kıyametin) zorluk ve azametinden!2 78- Birisi İmam'a; "Şam'a sefer edişimiz Allah'ın kaza ve kaderinden değil midir?" diye sordu. İmam (a.s) uzun bir konuşmadan sonra şunları buyurdu: Yazıklar olsun sana! İhtimalen sen gerekli ve kesin olan kaza ve kaderi zannetmişsin. Eğer bu iş, bu şekilde olsaydı, sevap ve ceza batıl olur, vaad ve vaid (müjdeleme ve tehdit) saçma olurdu. Münezzeh olan Allah, kullarına irade ve ihtiyar ile emretti; onları korkutarak nehyetti; onlara kolay olanı teklif etti; zor olanla yükümlü tutmadı; aza, çok şeyle karşılık verdi; mağlup olduğundan O'na karşı isyan edilememiş; icbarla da emrine uyulmamış; peygamberleri oyun olsun diye göndermemiş; Kitab'ı kullarına abes olarak indirmemiş; gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları da boş yere yaratmamıştır: "İşte bu kâfir olanların zannıdır; ateşten (görecekleri azaptan) dolayı vay kâfirlerin hâline!"1/2 79- Hikmeti nereden olursa al. Hikmet münafığın kalbinde de olabilir. Ama çıkıncaya ve arkadaşlarıyla müminin göğsünde yer edinceye kadar, orada ıstırap ve şaşkınlık içinde olur.3
80- Hikmet, müminin yitiğidir; nifak ehlinden de olsa hikmeti al.1 81- Her insanın değeri, güzel yaptığı iş …
NEH_0500 · S. 496 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Hüseyin İmam Ali
80- Hikmet, müminin yitiğidir; nifak ehlinden de olsa hikmeti al.1 81- Her insanın değeri, güzel yaptığı iş (ilim ve uzmanlığı) miktarıncadır.2 82- Size beş şey vasiyet ediyorum; onlar için develerin (çabuk koşsunlar diye) koltukları altına (tabanlarınızla) vursanız da değer mi değer: Hiçbiriniz rabbinden başkasından bir şey ummasın; günahından başka bir şeyden korkmasın; kendisinden bilmediği bir şey sorulduğunda 'bilmiyorum' demekten utanmasın; bilmediği bir şeyi öğrenmekten de çekinmesin. Sabırlı olun; çünkü sabır imana nispetle cesette baş gibidir; başla birlikte olmayan cesette hayır olmadığı gibi, sabırla beraber olmayan imanda da hayır yoktur.1 83- İmam'a inancı olmadığı hâlde onu övmekte aşırı giden, fakat kalbinde olanı söylemeyen bir adama şöyle buyurdu: Ben, dediğinin altında, içinde olanın (gizlediğinin) ise üstündeyim.2 84- Kılıçtan geriye kalanlar, sayı bakımından daha kalıcı ve evlat bakımından daha fazladır. 3 (Örneğin Hz. Hüseyin'in (a.s) çocukları ve takipçileri daha kalıcı ve çoktur; düşmanları ise çok olmalarına rağmen onlardan bir eser kalmamıştır.)
85- "Bilmiyorum" sözünü terk eden kimse helâk olur.1 86- İhtiyarın görüşü, gencin (kılıç) vuruşundan bana …
NEH_0501 · S. 498 · HİKMETLİ SÖZLER
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Muhammed Bakır
85- "Bilmiyorum" sözünü terk eden kimse helâk olur.1 86- İhtiyarın görüşü, gencin (kılıç) vuruşundan bana daha sevimlidir. Başka bir rivayete göre: İhtiyarın görüş ve fikri, onun (savaşa) hazır olmasından daha sevimlidir bana.2 87- İstiğfar etmek elindeyken ümitsizliğe kapılana şaşarım.3 88- Ebu Cafer İmam Muhammed b. Ali el-Bakır (a.s), Hz. Ali'den (a.s) şöyle nakletti: Yeryüzünde Allah'ın azabından iki eman vardı; onlardan biri kaldırılmış (elden çıkmış), diğeri ise yanınızdadır; o hâlde ona sarılın. Kaldırılmış olan eman Resulullah'tır; baki kalan eman ise istiğfardır. Nitekim Allah-u şöyle buyurmuştur: "Sen içlerinde olduğun hâlde Allah onları azaplandıracak değildir ve onlar istiğfar ettikleri hâlde de Allah onları azaplandıracak değildir."4 5 89- Kim kendisiyle Allah arasında olanı düzeltirse, Allah da onunla insanların arasını düzeltir; kim ahiret işini düzeltirse, Allah da dünya işlerini düzeltir; kimin kendi içinden bir öğüt vereni olursa, Allah tarafından onun için bir koruyucu olur.1 90- Mükemmel fakih (İslâmî ilimlerde mütehassıs, zeki ve anlayışlı kimse), halkı Allah'ın rahmetinden ümitsiz etmeyen, onları Allah'ın şefkatinden ümitsizliğe düşürmeyen ve Allah'ın düzeninden (cezasından) onları güvende kılmayan kimsedir.2 91- Bu kalpler, bedenlerin usandığı gibi usanır; o hâlde bu kalplere yeni hikmetler arayın.3 92- İlmin en değersizi, dilde duranıdır; en üstünü ise aza ve organlarda görünendir.4
93- Sizden biriniz; "Allah'ım, fitneden sana sığınırım." demesin.
NEH_0502 · S. 500 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
93- Sizden biriniz; "Allah'ım, fitneden sana sığınırım." demesin. Zira fitneye düçar olmamış hiç kimse yoktur. O hâlde sığınanlar fitnelerin saptırıcılığından Allah'a sığınmalıdır. Nitekim Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: "Bilin ki mallarınız ve evlatlarınız ancak bir fitnedir."1 Bu ayetin manası da şudur: Allah-u Teâlâ, rızkına karşı çıkanlarla, kendi payına rızayet gösterenlerin açıkça ortaya çıkması için evlat ve mallarla insanları imtihan etmektedir. Gerçi Allah onları kendilerinden daha iyi bilmektedir. Ama sevap veya cezayı gerektiren fiillerin (kendilerine) aşikâr olması için onları imtihan etmektedir. Zira bazıları erkek çocukları sevmekte, kız çocuğundan ise nefret etmekteler. Bazıları da malın çoğalmasını sevmekte ve ondan bir şeyin azalmasını sevmemekteler.2 94- Kendisine; "Hayır nedir?" diye sorulunca şöyle buyurdu: Hayır, malının veya evladının çoğalması değildir. Şüphesiz ki hayır ilminin çoğalması, hilminin büyümesi ve rabbine ibadet sayesinde insanlar arasında yücelmendir. O hâlde eğer iyilik yapmış olursan, Allah'a hamd edersin; eğer kötülük etmiş olursan, Allah'tan bağışlanma dilersin.
Dünyada sadece iki kişiye hayır vardır:
NEH_0503 · S. 500 · HİKMETLİ SÖZLER
Hz. Muhammed İmam Ali
Dünyada sadece iki kişiye hayır vardır: Birisi günah işlediğinde hemen tövbeyle telafi eden, diğeri ise hayırlara koşan kimsedir.3 95- Takvayla yapılan hiçbir amel az değildir; makbul olan bir amel nasıl az olabilir?1 96- İnsanların nebilere en yakın olanları, onların (Allah tarafından) getirdiği şeyi en iyi bilenlerdir. İmam (a.s) daha sonra şu ayeti okudu: "Doğrusu insanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, bu Peygamber (Hz. Muhammed) ve iman edenlerdir."2 Muhammed'in (s.a.a) dostu, Peygamber'e akrabalık bağı uzak olsa bile Allah'a itaat eden kimsedir; Muhammed'in düşmanı ise peygambere akrabalık bağı yakın olsa bile Allah'a isyan eden kimsedir.3 97- Hururalı4 bir adamın teheccüd namazı kıldığını ve Kur'ân okuduğunu işitince şöyle buyurdu: Yakin üzere olan uyku, şüphe hâlinde kılınan namazdan daha hayırlıdır.5 98- Bir hadis duyduğunuzda onu nakletmek için değil, riayet (düşünmek ve amel etmek) için algılayın. Çünkü ilmi rivayet edenler çoktur; fakat ona riayet edenler pek azdır.1 99- Bir şahsın; "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" dediğini duyunca şöyle buyurdu: "İnna lillah" (Biz Allah içiniz) deyişimiz, kul olduğumuzun itirafıdır. "İnna ileyhi raciun" (Biz O'na dönücüleriz) deyişimiz ise, helak olmamızın itirafıdır.2 100- Bir grubun, yüzüne karşı kendisini övmesi üzerine şöyle buyurdu: Allah'ım, sen beni kendimden daha iyi tanırsın; ben de kendimi onlardan daha iyi tanırım. Allah'ım, bizi, onların sandıklarından daha iyi kıl ve bilmedikleri şeyleri de bağışla.3 101- İhtiyaçların karşılanması sadece şu üç şeyle doğrulur: (Allah nezdinde) büyük sayılmak için onu küçük saymak, (ecir günü) ortaya çıkması için onu gizlemek ve (isteyene) tatlı olması için de onu karşılamada acele etmek.4
102- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki sadece (sultan ve padişahlara) söz taşıyanlar yakınlaşabilecek, …
NEH_0504 · S. 503 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
102- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki sadece (sultan ve padişahlara) söz taşıyanlar yakınlaşabilecek, sadece kötüler zarif ve zeki sayılacak ve sadece insaf sahipleri zayıf düşürülecek. O zaman sadaka zarar sayılacak, sıla-i rahim (akrabalara ihsan ve onlarla ilişki) bir minnet etme aracı hâline gelecek ve ibadet insanlara üstünlük taslama bahanesi olacak. İşte bu zamanda iktidar ve saltanat (hükümet ve yöneticilik) kadınların istişaresi, çocukların (tecrübesiz gençlerin) emirliği ve hizmetçilerin (aşağılık ve soysuz insanların) tedbir ve düşünceleri ile yapılacak.1 103- Hz. Ali'nin (a.s) üzerinde yamalı gömlek görüp nedenini sorduklarında şöyle buyurdular: Bununla kalp mütevazı olur, asi nefis ram olur ve müminler ondan örnek alır. Dünya ve ahiret iki uyumsuz düşman ve iki farklı yoldurlar. O hâlde, kim dünyayı sever ve ona gönül verirse, ahirete buğz eder ve ona düşman kesilir. Bunlar doğu ve batı gibidirler. Bunların arasında yürüyen, birine yaklaştıkça diğerinden uzaklaşır. Bunlar bir kocası olan iki kadın (kuma) gibidirler (sürekli ihtilaf içerisindeler).2
104- Nevf el-Bikalî'den1 şöyle dediği nakledilmiştir: Bir gece Emirü'l-Muminin Hz.
NEH_0505 · S. 504 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
104- Nevf el-Bikalî'den1 şöyle dediği nakledilmiştir: Bir gece Emirü'l-Muminin Hz. Ali'yi (a.s) ibadet için yatağından kalktığını gördüm. Yıldızlara baktıktan sonra bana; "Ey Nevf! Yatmış mısın, yoksa uyanık mısın?" diye sordu, "Uyanığım." dediğimde ise şöyle buyurdu: Ey Nevf! Ne mutlu dünyada zahit olanlara ve ahirete rağbet edenlere! Onlar yeryüzünü sergi, toprağını yatak, suyunu güzel koku, Kur'ân'ı iç elbise (kalp ziyneti), duayı ise (olaylara karşı) dış elbise yapan ve dünyayı Hz. Mesih İsa gibi kesip atan (ondan yüz çeviren) kimselerdir. Ey Nevf! Davud (a.s) böylesi bir gecede kalkıp şöyle buyurdu: "Halktan haraç alan zorba, halkı sultanlara ispiyonlayan gammaz zalim, hükümeti koruyan polis ve tambur ile davul çalanlar dışında, bu saatte dua eden her kulun duası kabul olur."2 105- Allah size (oruç, namaz ve hac gibi) birtakım şeyleri farz kılmıştır; o hâlde onlar zayi etmeyin. Sizlere birtakım sınırlar tayin etmiştir; o hâlde onları aşmayın. Sizlere birtakım şeylerden sakındırmıştır; o hâlde onlardan sakının. Bazı şeyler hakkında susmuştur; unuttuğundan değildir. O hâlde onları elde etmek için kendinizi zahmete atmayın.3
106- İnsanlar dünyalarını düzeltmek için dini işlerinden birini terk ettiklerinde, Allah daha zararlı bir …
NEH_0506 · S. 505–506 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
106- İnsanlar dünyalarını düzeltmek için dini işlerinden birini terk ettiklerinde, Allah daha zararlı bir şeyi onların yüzüne açar.1 107- Nice âlim vardır ki, cehaleti onu öldürmekte ve kendisiyle olan ilmi de ona bir fayda sağlamamaktadır.2 108- Bu insanın damarlarına3 bağlanmış bir et parçası vardır; bu, insanın içinde olan en şaşılacak bir uzuvdur ve o da kalptir. İşte bunda hikmetten ve ondan farklı birtakım şeyler vardır. Eğer onun için bir ümit doğarsa, tamah onu zelil eder; tamah onu heyecanlandırırsa, hırs onu helak eder; eğer ümitsizlik ona musallat olursa, eseflenmek onu öldürür; gazaplanırsa, öfkesi şiddetlenir; hoşnutluk onu mesut ederse, sakınmayı unutur; korku onu sararsa, kaçınmak onu meşgul eder; genişliğe kavuşursa (veya emniyet ve rahatlığı artarsa), gaflet onu yakalar; bir mal elde ederse, zenginlik onu azdırır; bir musibet ona ulaşırsa, sabırsızlanma onu rüsva eder; yokluk onu ısırırsa, bela onu oyalar; açlık onu takatsiz ederse, zaaf onu çökertir; doymak onu ifrata götürürse (fazla yerse), aşırı doymak (mide şişkinliği) onu sıkar. O hâlde her kusur ona zararlıdır; her ifrat (haddi aşmak) da onu bozguna uğratır.4 109- Biz dayanılacak orta halli bir yastığız (güvenilir, mutmain bir dayanağız); geri kalan bize ulaşmalı; haddi aşıp ileri giden de bize dönmelidir.1 110- Allah'ın emrini, ancak yaltaklık yapmayan (veya rüşvet vermeyen), kendini batıla benzetmeyen (boyun eğmeyen) ve tamahlara kapılmayan kişi uygulayabilir.2 111- İmam'ın (a.s) sevgili yaranlarından olan Sehl b. Huneyf elEnsari Kûfe'de vefat edince şöyle buyurdu: Beni bir dağ bile sevse, parça parça olur. 3 sıkıntıları artar ve musibetlerin saldırısına uğrar. Bu takva ve iyilik sahibi kimselerin kaderidir.
Nitekim 112. hikmette bu anlamı ifade etmektedir.
NEH_0507 · S. 506 · HİKMETLİ SÖZLER
Ehl-i Beyt İmam Ali
Nitekim 112. hikmette bu anlamı ifade etmektedir. 112- Biz Ehlibeyt'i seven, fakirlik elbisesini giymeye hazırlanmalıdır.4 113- Akıldan daha faydalı bir mal, kendini beğenmekten daha korkunç bir yalnızlık, tedbir gibi bir akıl, takva gibi yücelik, güzel ahlâk gibi arkadaş, edep gibi miras, başarı gibi önder, salih amel gibi ticaret, sevap gibi kazanç, şüpheli şeylerde durma gibi takva, haramlara itinasızlık gibi züht, tefekkür gibi ilim, farzları eda etmek gibi ibadet, hayâ ve sabır gibi iman, tevazu gibi hasep, ilim gibi şeref, hilim gibi izzet, istişareden daha sağlam bir destek yoktur.1 114- İyilik ve doğruluk, zaman ve ehline galip olduğunda (yani zaman ve insanlar iyi olduğunda), eğer bir kimse, kendisinden bir günah görülmeyen birisi hakkında su-i zanda bulunursa, zulmetmiş olur; fesat ve kötülük, zaman ve ehlini kuşattığında, bir kimse biri hakkında hüsn-ü zanda bulunursa, şüphesiz kendini tehlikeye atmıştır.2 115- Kendini nasıl buluyorsun, ey Emire'l-Müminin?" diye sorduklarında şöyle buyurdu: Bekasıyla fani olan, sıhhatiyle hastalanan, güvendiği yerde ölüm kendisine ulaşan kimsenin hâli nasıl olur?!3 116- Nice insanlar vardır ki, kendisine ihsan edilmekle yavaş yavaş azaba yakınlaşır; günahlarının örtülmesiyle aldanır; övülmesiyle, fitneye uğrar (akıl ve malını elden verir).
Allah hiçbir kimseyi insana verdiği fırsat gibi bir şeyle imtihan etmemiştir.1 117- Benim hakkımda iki kişi …
NEH_0508 · S. 506–509 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
Allah hiçbir kimseyi insana verdiği fırsat gibi bir şeyle imtihan etmemiştir.1 117- Benim hakkımda iki kişi helak olur: İfrat eden dost ve buğz eden düşman.2 118- Fırsatı kaybetmek, keder ve sıkıntıya sebep olur.3 119- Dünya (zehirli) bir yılan gibidir; derisi yumuşak, ama içinde öldürücü zehir vardır; aldanan cahil ona doğru yürür, akıl sahibi ise ondan uzak durur.4 120- Kureyş hakkında sorduklarında şöyle buyurdu: Mahzumoğulları'na gelince; onlar Kureyş'in gülleridir; erkekleriyle konuşmayı ve kadınlarıyla evlenmeyi severiz. Abduşşemsoğulları'na gelince; onlar ileri görüşlü ve arkalarında olanları (mal ve evlatları) daha çok savunandırlar. Biz Haşimoğulları'na gelince; elimizde olanı bağışlarız, ölüm anında (din yolunda) canlarımızı vermede cömert davranırız. Abduşşemsoğulları sayıca daha çok, hilekâr ve çirkindirler. Biz ise daha fasih, daha hayır isteyen ve daha güzel yüzlüyüz.5 121- İki amel arasındaki fark ne kadar da uzaktır (çoktur): Birinin tadı gider, kötü sonucu kalır; diğerinin ise zahmeti geçer, ecri kalır.1 122- Bir cenazenin peşinden giderken birinin gülmesini duyunca şöyle buyurdu: Sanki ölüm bizden başkasına yazılmış ve hak (ölüm) bizden başkasına farz olmuştur! Sanki (her gün için) gördüğümüz ölüler, az bir zaman sonra bize dönüp gelecek olan yolculardır! (Oysa) cesetlerini kabirlere bırakıyoruz, miraslarını yiyoruz. Sanki biz onlardan sonra ebedi kalacağız!
Daha sonra her öğüt veren (ölmüş) erkek ve kadını unutuyoruz ve her musibet ve felakete düçar oluyoruz!2 123- …
NEH_0509 · S. 509 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
Daha sonra her öğüt veren (ölmüş) erkek ve kadını unutuyoruz ve her musibet ve felakete düçar oluyoruz!2 123- Ne mutlu nefsi ram, kazancı temiz, sırrı (niyet ve itikadı) iyi ve ahlâkı güzel olana; yine ne mutlu malından fazla kalanı infak edene, dilini çok konuşmaktan alıkoyana, sünnet kendisini kuşatana ve kendine bidat isnat edilmeyene (dinde bidat çıkarmayana).3 124- Kadının erkeği (iki veya üç evliliğinden dolayı) kıskanması küfür, erkeğin kadını kıskanması ise imandır.4 125- Şimdi İslâm'ı öyle bir nitelendireceğim ki, benden önce kimse onu öyle nitelendirmemiştir: İslâm, (Allah karşısında) teslimiyettir; teslimiyet yakîndir; yakîn tasdik etmektir; tasdik ikrar etmektir; ikrar eda etmektir; eda etmek ise ameldir.1 126- Kendisinden kaçtığı yoksulluğa doğru koşan cimriye şaşarım! Talep ettiği zenginlik elinden çıkıp gider; dünyada fakirler gibi yaşar; ahirette zenginler gibi hesaba çekilir. Dün bir meni parçasıyken yarın leş olacak kibirlenen kişiye şaşarım! Allah'ın yaratıklarını gördüğü hâlde, O'nun hakkında şüpheye düşen kişiye şaşarım! Ölüleri gördüğü hâlde ölümü unutan kişiye şaşarım! İlk yaratılışı gördüğü hâlde, ikinci kez yaratılmayı inkâr edene şaşarım! Beka (ahiret) yurdunu terk edip fani dünyayı imar edene şaşarım!2 127- Amelde kusur eden, üzüntüye düçar olur; malında ve canında Allah için bir pay ayırmayan kimseye, Allah'ın ihtiyacı yoktur.3 128- Soğukların evvelinde kendinizi ondan koruyun; sonunda ise onu karşılayın. Zira soğuklar insanın bedenine ağaçlara yaptığını yapar; evveli yakar (yaprakları döker), sonunda ise yeşertir.4
129- Yaratanın senin yanındaki büyüklüğü, yaratıkları gözünde küçültür.1 130- Siffin'den dönüşünde, Kufe …
NEH_0510 · S. 511 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
129- Yaratanın senin yanındaki büyüklüğü, yaratıkları gözünde küçültür.1 130- Siffin'den dönüşünde, Kufe dışındaki mezarlığı gördüğünde şöyle buyurdu: Ey, korkunç diyarın, ıssız yerlerin, karanlık kabirlerin halkı! Ey toprakta yatanlar, ey garipler, ey yalnızlar, ey korkuya uğrayanlar! Siz, bizden önce giden, biz ise sizi izleyen ve size kavuşacak olanlarız. Bıraktığınız evlere gelince; başkaları o evlerde oturdular. Eşlerinize gelince; başkalarıyla evlendiler. Mallarınıza gelince; başkaları arasında taksim edildi. Bizde olan haber bu. Sizden ne haber! Sonra ashabına dönerek şöyle buyurdu: Bilin ki, eğer konuşmalarına izin verilseydi, size; "En hayırlı azık takvadır."2 diye haber verirlerdi.3 131- Bir adamın dünyayı yerdiğini duyunca şöyle buyurdu: Ey dünyayı kötüleyen, aldatıcılığına kanan, boş şeylerine kapılan kişi! Dünyaya aldandıktan sonra mı onu kötülüyorsun?! Sen mi dünyayı suçluyorsun, yoksa o mu seni suçluyor?! O seni ne zaman azıttı, aldattı! Toprakta çürüyen atalarının helak olduğu yerle mi, yoksa toprak altındaki analarının içinde yattığı yerlerle mi aldattı seni?!
Kaç kez iki elinle onların tedavisi için uğraştın, onların bakımını yaptın ve onların şifa bulmasını diledin?
NEH_0511 · S. 511 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
Kaç kez iki elinle onların tedavisi için uğraştın, onların bakımını yaptın ve onların şifa bulmasını diledin? Tabiplerden onların ilaçlarının faydasını sordun, ama sabahleyin ilaçların onları iyileştirmedi. Ağlamaların, onların derdine derman olmadı. Korkun, onların hiçbirine fayda sağlamadı. Onun hakkında isteğine ulaşmadın (devasını aradın, çare olmadı). Gücünle ölümü ondan uzaklaştıramadın. Dünya, onunla sana örnek verdi. Onun helakiyle senin helakini gösterdi. Dünya, ona doğru davranana doğruluk yurdu, ondan bir şey anlayana afiyet yurdu, ondan azık toplayana zenginlik yurdu ve onunla öğüt alana öğüt yurdudur. Dünya, Allah dostlarının secde yeri (mescidi), meleklerinin namazgâhı, vahyinin iniş yeri ve dostlarının ticaret yurdudur. Onlar, orda çalışmalarıyla rahmeti elde ettiler, cenneti kazandılar. Dünya, ayrılacağını bildirdiği, uzaklaşacağını ilan ettiği, kendisinin ve ehlinin faniliğini anlattığı hâlde onu kınayan kimdir? Oysa dünya belasıyla belayı onlar için örnek vermiştir; neşesiyle onları neşeye teşvik etmiştir. Meyillendirmek, korkutmak, sakındırmak ve uyarmak için geceyi afiyetle sabahlar, gündüzü ise felaket ve faciayla akşamlar.
Bu yüzden bazıları pişmanlık sabahı dünyayı kınar, bazısı ise kıyamet günü onu över.
NEH_0512 · S. 511–514 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Cafer Sadık İmam Ali
Bu yüzden bazıları pişmanlık sabahı dünyayı kınar, bazısı ise kıyamet günü onu över. (Zira) dünya, (ahireti) onlara hatırlatmış, onlar da onu hatırlamışlardır (düşünüp öğüt almışlardır); dünya onlara haber vermiş, onlar da tasdik etmişlerdir; dünya onlara öğüt vermiş, onlar da öğüt almışlardır.1 132- Allah'ın her gün şöyle diyen bir meleği vardır: "Ölmek için doğun, yok olmak için toplayın, harap olması için yapın."2 133- Dünya kalmak yurdu değil, geçiş yurdudur. Orada iki tip insan vardır: Biri özünü (nefsi isteklere) satarak kendisini helak eder; diğeri de özünü (Allah'a) satarak kendini (azaptan) kurtarmış olur.3 134- Dost, kardeşini üç hâlde korumadıkça sadık dost olamaz: Sıkıntıda, gıyabında ve ölümünde.4 135- Kendisine dört şey verilen kimse, dört şeyden mahrum kalmaz: Dua verilen kimse icabetten; tövbe ihsan edilen kimse kabulden; istiğfar verilen kimse mağfiretten; şükür verilen kimse nimetin artmasından. Cahiz; el-Mehasin ve'l ezdad, s.132, Cahiz; Mürucu'z-Zeheb, c.2, s.413, Zira Allah-u Teâlâ dua hakkında şöyle buyurmuştur: "Bana dua edin, size icabet edeyim."1 İstiğfar hakkında: "Kim bir kötülük işler veya nefsine zulmeder de sonra Allah'a istiğfar ederse, Allah'ı Gafur ve Rahim olarak bulur."2 buyurmuştur. Şükür hakkında; "Eğer şükrederseniz nimetimi ziyadeleştiririm."3 buyurmuştur. Tövbe hakkında ise; "Cehaletle bir kötülük işleyip de sonra hemen tövbe edenlerin tövbesi kabul edilir. İşte onlar, Allah'ın tövbelerini kabul ettiği kişilerdir. Allah, ilim ve hikmet sahibidir."4 buyurmuştur.5 136- Namaz, takvalı kimsenin Allah'a yaklaşmak vesilesidir. Hac, her güçsüzün cihadıdır. Her şeyin bir zekâtı vardır; bedenin zekâtı da oruçtur. Kadının cihadı kocasına güzel itaat etmesi (veya kendisini onun için süslemesidir).6 137- Rızkı sadaka vermekle inmesini dileyin.7 138- İlâhî mükâfata yakin eden, bağışta cömert davranır.8
139- Yardım (rızk) ihtiyaç miktarınca iner.1 140- İktisatlı davranan, muhtaç olmaz.2 141- Ailenin (nüfusun) …
NEH_0513 · S. 515 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
139- Yardım (rızk) ihtiyaç miktarınca iner.1 140- İktisatlı davranan, muhtaç olmaz.2 141- Ailenin (nüfusun) azlığı, iki kolaylıktan biridir.3 142- Dostluk, aklın yarısıdır.4 143- Üzüntü ve kader, ihtiyarlığın yarısıdır.5 144- Sabır, musibet miktarınca iner. Musibet anında dövünenin (sabırsızlık yapanın) ecri yok olur.6 145- Nice oruç tutan kimsenin, oruçtan elde ettiği ancak açlık ve susuzluktur. Nice gece namazı kılan kimsenin gece namazından elde ettiği, ancak uykusuzluk ve yorgunluktur. Akıllıların uykusu ve iftarları ne güzeldir!1 146- İmanınızı sadaka ile yetiştirin; malınızı zekât ile koruyun; bela dalgalarını da dua ile defedin.2 147- Kumeyl bin Ziyad şöyle diyor: Müminlerin Emiri Hz. Ali b. Ebu Talib (a.s), elimden tutup beni şehir dışına çıkardı, sahraya varınca dertliler gibi uzun bir ah çekerek şöyle buyurdu: Ey Kumeyl! Bu kalpler bir çeşit kaplardır; en hayırlısı içindekini en iyi koruyandır. Sana söylediklerimi iyi belle ve aklında tut.
İnsanlar üç kısımdır: Biri, rabbanî âlim; diğeri kurtuluş yolu için ilim öğrenen öğrenci;
NEH_0514 · S. 515 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
İnsanlar üç kısımdır: Biri, rabbanî âlim; diğeri kurtuluş yolu için ilim öğrenen öğrenci; geriye kalanlar ise her seslenene (bilmeden) uyan, her esintiye kapılıp giden değersiz sineklerdir; ne ilim nuruyla aydınlanmışlar ve ne de sağlam bir desteğe sığınmışlardır. Ey Kumeyl! İlim maldan hayırlıdır; zira ilim seni korur; ama malı sen korursun. Mal harcandığında azalır; (ama) ilim harcandığında çoğalır; malın verdiği makam ve şahsiyet malın yok olmasıyla yok olur. Ey Kumeyl! İlim öğrenmek, kendisiyle mükâfat verilecek bir dindir; insan hayatında onunla Allah'a itaat eder; ilim hâkimdir; mal ise mahkûmdur. Ey Kumeyl! Mal biriktirenler, diri oldukları hâlde helak olmuşlardır. Ama ulema, zaman (dünya) baki kaldıkça baki- dirler. Bedenler yok olmuştur; ama söz ve eserleri gönüllerde mevcuttur. (Eliyle göğsünü işaret ederek:) İşte burada pek çok ilim vardır; keşke onu taşıyacak birini bulsaydım. Çabuk anlayıp algılayan kimseleri buluyorum; ama güvenilir değillerdir; dini dünyaya alet ediyorlar. Allah'ın nimetleriyle kullarına, hüccetleriyle de dostlarına üstünlük taslıyorlar.
Veya hakkı yüklenip boyun eğen, ama önünü ardını göremeyen basiretsiz ve daha başlangıçta kalbi şüpheye dalan …
NEH_0515 · S. 515 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
Veya hakkı yüklenip boyun eğen, ama önünü ardını göremeyen basiretsiz ve daha başlangıçta kalbi şüpheye dalan kuşkucu birini buluyorum. O hâlde, ne bu, ne de öbürü! Veya dünya lezzetlerine düşkün, şehvetlere karşı yuları yumuşak olan, mal toplama ve yığmaya ihtiraslı birini buluyorum. Oysa her ikisi de bir işte dine riayet edenler değillerdir. Bu ikisi, otlayan hayvanlara daha çok benzemekteler. İşte böylece ilim, onları taşıyanların ölümüyle ölüp gitmektedir. Evet, ey Allah'ım! İlahî hüccet ve nişanelerin yok olmaması için yeryüzü hüccetle, Allah için kıyam eden birinden boş kalmaz. O ister zahir ve apaçık olsun; isterse korkup gizlensin. Onlar kaç kişidir ve neredeler (veya ne zamana kadar böyle gizli kalacaklar)?! Vallahi onlar sayı bakımından azdırlar; ama Allah katında makam açısından dereceleri pek büyüktür. Allah, hüccet ve nişanelerini onlara benzeyenlere emanet edinceye ve onları benzerlerinin kalplerine ekinceye kadar hüccet ve nişanelerini onlar vesilesiyle korumaktadır. İlim, hakikatin basireti üzere aniden onlara yönelmiştir; yakin ruhunu elde etmişlerdir; refah içerisinde olanların zor gördüğü şeyleri onlar kolay bulmuşlardır; cahillerin korkup kaçtıkları şeylere onlar ünsiyet etmişlerdir. Ruhları en yüce makama (Allah'ın rahmetine) asılı olduğu hâlde, bedenleriyle dünyada yaşamaktalar. İşte bunlar Allah'ın yeryüzündeki halifeleri ve halkı O'nun dinine davet etmekteler. Ah! Ah!
Onları görmeyi ne kadar da arzuluyorum! Daha sonra buyurdular ki: Kumeyl!
NEH_0516 · S. 518 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
Onları görmeyi ne kadar da arzuluyorum! Daha sonra buyurdular ki: Kumeyl! İstersen geri dön.1 148- Kişi, dilinin altında gizlidir.2 149- Kadrini bilmeyen kimse, helak olur.3 150- Öğüt vermesini isteyen bir adama şöyle buyurdu: Amelsiz ahiretten ümidi olan ve uzun arzularla tövbeyi geciktiren kimseden olma; o kimse, dünya hakkında zahitler gibi konuşur; fakat dünyayı isteyenlerin yaptığını yapar; ondan ne kadar verilse doymaz, men edildiğinde kanaat etmez. Verilenin şükründen aciz olur, baki kalandan arttıkça ister. Başkalarını münkerden nehyeder; ama kendisi o işten el çekmez. Emreder; fakat emrettiği şeyi kendisi yapmaz. Salih kimseleri sever; fakat onların yaptığını yapmaz. Günahkârlara buğz eder; oysa o da onlardan biridir. Günahlarının çokluğu sebebiyle ölümden korkar; ama ölümden korkmasına sebep olan şeyi (günahı) işlemeye ısrarla devam eder. Hastalanırsa, pişman olur; sıhhate kavuşursa, gaflete dalıp korkusuz ve endişesiz olur. Afiyette olduğu zaman, bencilleşir; belaya düşünce, ümitsizliğe kapılır. Bela isabet edince sız-lanarak duaya koyulur; (genişlik ve rahatlığa) erişirse, gururla Allah'tan yüz çevirir.
Nefsi, zannettiği şeyde ona galebe çalar; ama yakin ettiği şeyde nefsine galip olmaz.
NEH_0517 · S. 518 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
Nefsi, zannettiği şeyde ona galebe çalar; ama yakin ettiği şeyde nefsine galip olmaz. Günahı kendi günahından az olanın akıbetinden korkar; ama kendisi için amelinden daha fazlasını ümit eder. Müstağni olursa azar ve fitneye düşer; fakir olursa, ümitsizliğe ve gevşekliğe kapılır. Amel yaptığında kusur eder, istediği zaman aşırı gider. Bir şehvet kendisine yönelirse, günahı öne geçirir, tövbeyi erteler. Bir mihnete uğrarsa, dinin hükümlerinden uzaklaşır. İbret alınacak şeyler anlatır; fakat kendisi ibret almaz. Çok öğüt verir; fakat kendisi öğüt almaz. O, sözle yol gösterendir; (ama) ameli pek azdır. Fani olacak şeylerde yarışır; baki kalacak şeylerde müsamaha (ihmal) eder. Ganimeti (Allah'a kulluğu) zarar sayar; zararı (günahı) ise ganimet bilir. Ölümden korkar; ama fırsatı elden çıkmadan iyi amellere koşmaz. Başkasının günahını büyük sayar; ama kendi büyük günahlarını küçük görür. Başkaların itaatini küçük sayar; ama kendi itaatini çok görür. İnsanları sürekli kınar; ama kendini över. Ona göre zenginlerle eğlenceye dalmak, fakirlerle beraber zikirden daha sevimlidir. Başkalarına karşı kendi lehine hükmeder; ama başkaları için kendi aley- hine hükmetmez. Başkalarını irşat eder; ama kendisini saptırır. Ona itaat edilir; o ise isyan eder. Kendi hakkını tam olarak alır; ama diğerlerin hakkını Kâmil bir şekilde vermez. Rabbinin emri dışında halktan korkar; ama yaratıkları hakkında Rabbinden korkmaz. olmasaydı, yine de, öğüt, hikmet, basiret ve ibret açısından düşünen insana yeterli gelirdi.1 151- Her insanın tatlı veya acı bir sonu vardır.2 152-Her gelenin bir dönüşü vardır; dönen ise hiç olmamış gibidir.3 153- Zaman uzasa bile, sabreden zaferi kaybetmez.4 154- Bir topluluğun yaptığından razı olan, onlarla o işe girmiş gibidir; batıl işe girenin ise iki suçu vardır: Onu yapma ve yapılmasına razı olmak suçu.5
155- İmam (a.s), Cemel Savaşı'nda zafere erdikten sonra esirler kendisine biat ederken Mervan bin Hakem'e …
NEH_0518 · S. 521 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
155- İmam (a.s), Cemel Savaşı'nda zafere erdikten sonra esirler kendisine biat ederken Mervan bin Hakem'e hitaben şöyle buyurdu: Güvenilir insanlara verdiğiniz söze bağlı kalın.1 156- Tanımamakta mazur olmadığınız kimseye (Allah'a) itaat edin.2 157- Görecek olursanız, basiretli kılındınız; hidayet edilecek olursanız, hidayet edildiniz; duyacak olursanız, duyuruldunuz.3 158- Kardeşini, ona iyilik etmekle kına; şerrini ise ona bağışta bulunmakla geri çevir.4 159- Kendini töhmet yerlerine bırakan kimse, kendisine su-i zanda bulunan kimseyi kınamamalıdır.5 160- Güç elde eden, (genelde) diktatör kesilir.6 161- Kendi başına buyruk hareket eden, helak olur; insanlar- la istişare eden, onlara akıllarında ortak olur.1 162- Sırrını saklayanın, iradesi elinde olur.2 163- Fakirlik, en büyük ölümdür.3 164- Hakkına riayet etmeyen birinin hakkına riayet eden, ona kulluk etmiştir.4 165- Yaratana isyan hususunda yaratığa itaat etmek caiz değildir.5 166- Hakkı ertelenen kınanmaz; hakkı olmayanı alan kimse kınanır ancak.6 167- Bencillik, büyümeyi engeller.7 168- Ahiret yakındır, (dünyada) kalma süresi ise pek azdır.8
169- İki gözü olan kimse için sabah aydınlanmıştır.1 170- Günahı terk etmek, (tövbe için) yardım talep …
NEH_0519 · S. 523–525 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
169- İki gözü olan kimse için sabah aydınlanmıştır.1 170- Günahı terk etmek, (tövbe için) yardım talep etmekten daha kolaydır.2 171- Nice bir kez yemek, insanı birçok yemekten alıkoymaktadır.3 172- İnsanlar, bilmedikleri şeye düşman kesilirler.4 173- Çeşitli görüşlere açık olan, yanlış yerleri tanır (doğruyu yanlışlardan teşhis eder).5 174- Allah için gazap mızrağını bileyen kimse, en şiddetli batıl ehlini öldürmeye güçlü olur.6 175- Bir şeyden korkunca, kendini içine at. Zira (bazen) bir şeyden sakınmanın zorluğu, kendisinden korktuğun şeyden daha büyüktür.1 176- Önderlik işi, göğüs genişliği ile mümkündür.2 177- Kötüleri, iyileri mükâfatlandırmakla azarla.3 178- Kötülüğü, kendi gönlünden biçerek başkalarının gönlünden biç.4 179- İnat, insanın görüşünü gevşetir.5 180- Tamah, müebbet köleliktir.6 181- Tefritin (kusur etmenin) semeresi pişmanlıktır; uzak görüşlülüğün semeresi ise sağlıktır.7 182- Cehaletle konuşmakta hayır olmadığı gibi, hikmetli sözü söylemeyip susmakta da hayır yoktur.8 183- Birbirine zıt olan iki davetten biri, mutlaka sapıklıktır.9 184- Gerçeği görüp idrak ettiğimden beri şüpheye düşmedim.1 185- Yalan söylemedim, bana yalan söylenmedi, sapıklığa düşmedim ve beni yüzümden sapıklığa düşülmedi.2 186- İlk zulmeden, yarın (kıyamet günü) parmağını ısırır.3 187- Dünyadan göç etmek yakındır.4 188- Hakkın karşısında duran helak olur.5 189- Sabrın kurtaramadığı kimseyi, sabırsızlık helak eder.6
190- Ne kadar tuhaf! Hilafet, sahabelikle olur da, sahabelik ve yakınlıkla olmaz mı?
NEH_0520 · S. 526 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
190- Ne kadar tuhaf! Hilafet, sahabelikle olur da, sahabelik ve yakınlıkla olmaz mı? ledilmiştir: "Eğer hilafeti şûrayla elde ettiysen, Bu nasıl bir şûraydı ki oy verenler orda değildi. Eğer muhalifine Peygamber'e yakınlığını delil getirdiysen, Başkası Peygamber'e daha evla ve daha yakındır."1 191- İnsan dünyada ölüm oklarının hedefidir; belaların yöneldiği talan edilmiş biridir. Her yudumda boğaza kaçma, her lokmada boğaza tıkanma vardır. İnsan bir nimetten ayrılmadıkça, başka bir nimete kavuşamaz. Ömründen bir günden ayrılmadıkça yeni bir güne kavuşamaz. O hâlde biz ölümün yardımcılarıyız. Vücudumuz ölüm oklarının hedefidir. O hâlde nasıl ebedi kalmayı ümit edebiliriz? Gece ve gündüz, yaptıklarını bozmadan ve topladıklarını dağıtmadan hiçbir şeyi yüceltmemişlerdir.2 192- Ey Âdemoğlu, ihtiyacından fazla olarak kazandığın şey- de başkaları için bekçilik yapıyorsun.1 193- Kalplerin isteme, yönelme ve yüz çevirmesi vardır; o hâlde kalplere, meyil ve isteği üzere yaklaşın; zira kalp bir şeye zorlandığında kör (yorgun ve aciz) olur.2 194- Öfkemi ne zaman yeneyim; öfkelendiğimde mi? İntikamdan aciz kaldığımda ve bana, "Sabretseydin daha iyi olurdu?" dedikleri zaman mı? Yoksa intikam almaya gücüm olduğunda ve bana; "Affetseydin daha iyi olurdu?" dedikleri zaman mı?3 195- Çöplükteki pisliğin yanından geçince şöyle buyurdu: İşte bu, cimrilerin cimrilik ettikleri şeydir. Diğer bir rivayetteyse şöyle nakledilmiştir: Bu, dün onun üzerinde birbirinizle yarıştığınız şeydir!4 196- Malından, (yok olmasıyla) sana öğüt veren şey boşa gitmemiştir.5
197- Bu kalpler de bedenler gibi yorulur;
NEH_0521 · S. 528 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
197- Bu kalpler de bedenler gibi yorulur; o hâlde onun için hikmetli yeni sözler arayın.1 198- Haricîlerin, "Hüküm ancak Allah'ındır." sözünü duyunca şöyle buyurdu: Bu kendisiyle batıl kastedilen, hak bir sözdür.2 199- Ayak takımı rezil insanların sıfatları hakkında şöyle buyurmuştur: Bunlar öyle kimselerdir ki toplanınca üstün gelirler, dağılınca tanınmazlar. Bazı raviler: "Hayır, İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu" demişlerdir: Bunlar öyle kimselerdir ki, toplanınca zarar, dağıldıklarında ise fayda verirler. "Toplanmalarının zararlı olduğunu anladık da dağılmalarının yararı nedir?" diye sorulunca da şöyle buyurdu: Ustanın binasına, dokumacının dokuma mahalline ve fırıncının fırınına döndüğü gibi, işi olanlar işine döner ve insanlar onlardan faydalanır.3
200- Cinayetkâr birini Hz. Ali'nin (a.s) yanına getirdiklerinde, ayak takımı bir grup rezil insanın da onunla …
NEH_0522 · S. 529 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali İmam Mehdi
200- Cinayetkâr birini Hz. Ali'nin (a.s) yanına getirdiklerinde, ayak takımı bir grup rezil insanın da onunla birlikte olduğunu görünce şöyle buyurdu: Sadece çirkin işlerde görülen yüzler, size selâm olmasın!1 201- Her insanın kendini koruyan iki meleği vardır; kaderi gelince onu kendi başına bırakırlar. Şüphesiz ecel (insanın yaşam süresi) sağlam bir siperdir.2 202- Talha ve Zübeyr kendisine; "Sana bu işte ortakların olmak üzere biat ediyoruz." dedikleri zaman şöyle buyurdu: Hayır, güçlendirme ve yardımda ortak, acizlik ve zorluklarda ise yardımcı olun.3 203- Ey insanlar! Konuştuğunuzda duyan ve gizlediğinizde bilen Allah'tan korkun. Kaçtığınızda size yetişen, durduğunuzda sizi yakalayan ve unuttuğunuzda sizi unutmayan ölüme hazırlanın.4 204- İyiliğine teşekkür etmeyen seni iyilikten soğutmasın; zira sana o iyilikten fayda görmeyen (Allah) teşekkür eder ve sen bu teşekkürden, o nankörün zayi ettiğinden daha fazla- sını elde edersin. "Şüphesiz Allah, ihsan edenleri sever."1/2 205- Her kap, içine bir şey konuldukça daralır; ancak, bilginin kabı müstesnadır; o, bilgi konuldukça genişler.3 206- Hilim sahibinin hilminden elde ettiği ilk şey, halkın cahile karşı kendisine yardımcı olmasıdır.4 207- Halim değilsen (en azından) kendini hilimli göstermeye çalış. Çünkü bir kavme benzemeye çalışıp da onlar gibi olmayan kimse pek az olur.5 208- Nefsini muhasebe eden kazanır, kendinden gaflet eden zarar eder; korkan emniyete erer, ibret alan basiret elde eder ve basiret elde eden anlar, anlayan ise bilir.6 209- Hz. Mehdi'nin (a.s) zuhuru hakkında buyurmuştur: Dünya
2- Fazıl, s.94, Müberred; el-Mehasin ve'l-Mesabi, s.124, Beyhakî; Emali, s.
NEH_0523 · S. 530–531 · HİKMETLİ SÖZLER
Oniki İmam İmam Ali
2- Fazıl, s.94, Müberred; el-Mehasin ve'l-Mesabi, s.124, Beyhakî; Emali, s. inattan sonra yavrusuna şefkatle dönen ısırıcı deve gibi şefkatle bize dönecektir. (Daha sonra şu ayeti okudu:) "Biz yeryüzünde zayıf bırakılanlara ihsanda bulunmak, onları imamlar ve varisçiler kılmak istiyoruz."1/2 210- Kollarını sıvayan, kendini ilgi ve bağlardan soyutlayan, çaba gösteren, çabuk davranan, var olan süresinde boş durmayan, korkarak yola koyulan, gitmekte olduğu hedefine ve dönüş yeri olan yere doğru bakan kimse gibi Allah'tan sakının.3 211- Cömertlik, şeref ve haysiyetlerin koruyucusu; hilim, sefihlerin ağız bağı ve affetmek, zaferin zekâtıdır. Sana vefasızlık edenden ayrılman senin mükâfatındır. İstişare, hidayetin kendisidir (veya gözüdür). Kendi görüşüyle yetinen, kendini tehlikeye atmıştır. Sabır, musibetleri uzaklaştırmaktadır. Sabırsızlık, zamanın (insanı yok etmedeki) yardımcılarındandır. Zenginliğin en üstünü, arzuları terk etmektir. Heva ve hevesinin emri altında esir olan nice akıllar vardır. Tecrübeyi korumak başarıdandır. Dostluk, istifade edilen yakınlıktır. Usanıp bıkmış kimseye sakın güvenme!4 ha Şafiî; en-Nihaye fi Garibi'l-Hadis, c.3, s.421, İbn Esir; Adabu's-Sul-
212- Kişinin kendisini beğenmesi, aklının kıskançlıklarından biridir.1 213- Sürekli hoşnut olman için …
NEH_0524 · S. 532 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
212- Kişinin kendisini beğenmesi, aklının kıskançlıklarından biridir.1 213- Sürekli hoşnut olman için sıkıntılara göz yum.2 214- Ağacı (tabiatı) yumuşak olanın, dalları (dostları) çok olur.3 215- Muhalefet, tedbir ve görüşü yok eder.4 216- Bir yere (makama) ulaşan, kibirlenir.5 217- İnsanların cevheri, durumların değişmesinde bilinir.6 218- Dostu kıskanmak, dostluk hastalığındandır.7 219- Akılların en çok ölüm yerleri, tamah ve arzularının şimşekleri altındadır.8 220- Güvenilir insanlara su-i zan üzere hüküm vermek, ada- letten değildir.1 221- Kullara zulmetmek, ahiret için ne de kötü bir azıktır.2 222- Yüce kişinin en iyi amellerinden biri, bildiğini görmezlikten gelmesidir.3 223- Kim hayâ elbisesine bürünürse, halk onun ayıplarını görmez.4 224- Heybet ve vakar, çok susmakla oluşur. Dostlar insafa riayet ile çoğalır. Değerler ihsanla artar. Nimet tevazu ile tamamlanır. Sıkıntılara katlanmakla büyüklük ve efendilik sabit olur. Düşman, adaletli bir tavırla mağlup edilir. Cahillere karşı hilimli davranmakla insanın yardımcısı çoğalır.5 225- Haset edenlerin, bedenlerinin selâmetinden gaflet etmelerine şaşıyorum.6 226- Tamahkâr, zillet bağındadır.7
227- İman hakkında sorduklarında şöyle buyurdular:
NEH_0525 · S. 534 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
227- İman hakkında sorduklarında şöyle buyurdular: İman, kalp ile tanıma, dil ile ikrar ve azalarla da amel etmektir.1 228- Dünya için üzülen, Allah'ın kaza ve kaderine öfkelenmiş olur. Kendine inen bir beladan şikâyet eden, Allah'ı şikâyet etmiş sayılır. Kim bir zenginin yanına gelir de zenginliği için ona tevazu gösterirse, dininin üçte ikisi gider. Kur'ân okuyup da öldükten sonra ateşe giren kimse, Allah'ın ayetleriyle alay eden kimselerdendir. Dünya sevgisine kapılanın kalbi üç şeye tutulur: Kendini bırakmayan bir hüzne, ondan ayrılmayan bir hırsa ve ulaşamayacağı bir arzuya.2 229- Mülk sahibi olmak için kanaat, nimet sahibi olmak için de güzel ahlâk yeterlidir. "İyi amel yapana güzel bir hayat vereceğiz."3 ayetini sorduklarında ise şöyle buyurdu: O güzel hayat, kanaattir.4 230- (Alışverişte) kendine rızık yönelenle ortak olun.
Zira bu ortaklık, zenginleşmeye daha uygun ve kârın kendisine yönelmesine daha layıktır.5 231- "Allah, adalet …
NEH_0526 · S. 534 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali İmam Hasan dâr
Zira bu ortaklık, zenginleşmeye daha uygun ve kârın kendisine yönelmesine daha layıktır.5 231- "Allah, adalet ve ihsanı emretmektedir."6 ayetinin tefsiri hakkında şöyle buyurmuştur: Adalet, insaftır; ihsan ise (artan) bir bağıştır.1 232- Kısa elle ihsan edene, uzun elle ihsan edilir. dar az da olsa Allah yolunda iyilik edecek olursa büyük ilâhî mükâfata erişir. Buradaki iki elden maksat iki nimettir. Hz. Ali (a.s) Al-lah'ın verdiği nimet ile insanların verdiği nimeti uzunluk ve kısalık tabiriyle farklı beyan etmiştir. Kul tarafından ulaşan nimetleri kısa, Allah tarafından ulaşan nimetleri ise uzun olarak nitelendirmiştir. Zira Allah'ın nimeti sürekli ve kulun verdiği nimetlerden kat kat fazladır. Her şeyden önce Allah'ın verdiği nimetler bütün nimetlerin temel ve esasıdır.2 233- Oğlu İmam Hasan'a (a.s) şöyle buyurdu: Savaşta birini çarpışmaya çağırma; seni böyle bir şeye çağırırlarsa icabet et; çünkü ona çağıran, zalim ve asi sayılır; zalim ve asi ise yere yıkılmıştır (öldürülmüştür).3 234- Kadınların en iyi sıfatları, erkeklerin en kötü sıfatlarıdır. (Örneğin:) Kibir, korku ve cimrilik. Kadın kibirli olursa, eşinden başkasına teslim olmaz. Cimri olursa, kendisinin ve eşinin malını korur. Korkak olursa, kendine yönelen her şey- den korkar, uzaklaşır.1 235- "Akıllıyı bize tarif et" dediklerinde; "Akıllı, her şeyi layık olduğu yere koyandır" buyurdu. "Cahili de tarif et" dediklerinde; "Akıllıyı tarif etmekle cahili de tarif ettim!" buyurdular.2 236- Allah'a and olsun bu dünyanız benim gözümde, cüzamlının elinde bulunan sıyırmış domuz kemiğinden daha değersizdir.3 237- İnsanlardan bir grup, Allah'a rağbet (mükâfat) için kulluk eder; bu tüccarların ibadetidir. Bir grup da Allah'tan korkarak kulluk eder, bu da kölelerin kulluğudur.
Bir grup da Allah'a şükür etmek için kulluk eder, bu da hürlerin ibadetidir.4 238- Kadın tümüyle zahmet ve …
NEH_0527 · S. 534 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
Bir grup da Allah'a şükür etmek için kulluk eder, bu da hürlerin ibadetidir.4 238- Kadın tümüyle zahmet ve baş ağrısıdır; ondaki en zahmetli şey ise, onsuzluğun mümkün olmayışıdır.5/6 239- Gevşek davranan, hakları zayi eder; söz taşıyana uyan da dostunu kaybeder. 240- Evdeki gasp edilmiş bir tek taş, o evin yıkılmasına neden olur.1 241- Mazlumun zalimden hakkını alacağı gün, zalimin mazluma zulmettiği günden daha çetindir.2 242- Az da olsa Allah'tan sakın; kendinle Allah arasında her ne kadar ince de olsa bir perde bırak.3 243- Cevap çok olduğunda, doğru olan gizli kalır.4 244- Allah'ın her nimette bir hakkı vardır; o hâlde kim hakkını verirse, nimetini arttırır; kim de kusur ederse, nimetinin yok olmasıyla kendini tehlikeye sokmuş olur.5 245- Güç (bir şeyi elde etmek) artınca, istek azalır.6 246- Nimetlerin elden kaçmasından sakının; zira her kaçan geri dönmez.7
247- Cömert insan, akrabadan daha şefkatlidir.1 248- Kim sana iyi zanda bulunursa, zannını doğrula.2 249- En …
NEH_0528 · S. 538 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
247- Cömert insan, akrabadan daha şefkatlidir.1 248- Kim sana iyi zanda bulunursa, zannını doğrula.2 249- En üstün amel, kendini onu yapmaya zorladığın ameldir.3 250- Emiru'l-Müminin Ali (a.s); "Allah'ı ne ile tanıdın?" diyen birisine şöyle cevap verdi: Allah'ı azimlerin (kararların) bozulması, düğümlerin çözülmesi ve himmetlerin kırılmasıyla tanıdım.4 251- Dünyanın acılığı, ahiretin tatlılığıdır; dünyanın tatlılığı da ahiretin acılığıdır.5 252- Allah imanı, şirki temizlemek; namazı, kibirden uzak tutmak; zekâtı, rızka bir sebep; orucu, yaratıkların ihlâsını denemek; haccı, inananların din için yakınlaşmalarını sağlamak; cihadı, İslâm'ı yüceltmek; iyiliği emretmeyi, cahil halkın maslahatı; kötülükten nehyetmeyi, akılsızların engellenmesi; sıla-i rahimi, akraba sayılarının artması; kısası, kanların korunması; haddi (şer'i cezayı) uygulamayı, haramların küçük görülmemesi; şarabın içilmemesini, aklın korunması; hırsızlıktan uzak durmayı, iffetin gerekliliği; zinanın terk edilmesini, soyu korumak; eşcinselliğin terkini, nesli çoğalt- mak; tanıklığı, inkâr edilen hakların elde edilmesi; yalan konuşmaktan sakınmayı, doğruluğu şereflendirmek; selâmı, korkulardan güvende olmak; imameti, ümmetin düzene girmesi; itaati de imamet makamını ululamak için farz kıldı.1 253- Zalime yemin ettirmek istediğinizde şöyle yemin ettirin: "(Yalan söylersem) Allah'ın kudret ve kuvvetinden beri olayım." Zira yalan yere böyle derse, çabuk cezaya uğrar.
Ama "Allah'tan başka ilâh yoktur." şeklinde yemin ederse, çabuk cezaya uğramaz.
NEH_0529 · S. 538 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Mehdi İmam Ali
Ama "Allah'tan başka ilâh yoktur." şeklinde yemin ederse, çabuk cezaya uğramaz. Zira Allah'ı birleyerek yemin etmiştir.2 254- Ey Âdemoğlu! Malında kendi vasin ol; kendi malında senden sonra yapmalarını vasiyet edeceğin işi kendin yap.3 255- Öfke, delilik hâllerinden biridir; çünkü öfkeli (sonra) pişman olur; pişman olmazsa, o hâlde deliliği sabittir.4 256- Bedenin sıhhati, hasedin azlığındandır.5 257- Kumeyl b. Ziyad en-Nehaî'ye şöyle buyurdu: Ey Kumeyl, ailene gündüzleri güzel huy kazanmaları peşinde gitmelerini, geceleriyse uyuyanların ihtiyaçlarını gidermeleri için gayret göstermelerini emret. Bütün sesleri duyana and olsun ki, kim bir gönlü hoşnut ederse, Allah o hoşnutluktan dolayı ona bir lütufta bulunur; ona bir bela eriştiği zaman, bu lütuf, suyun çukura aktığı gibi o belaya doğru akar ve yabancı develer sürüden kovulduğu gibi bu lütuf da o belaları öylece ondan kovar.1 258- Çok fakir olduğunuzda, sadaka vermekle Allah ile muamelede bulunun.2 259- Vefasız kimselere vefalı olmak, Allah katında bir çeşit vefasızlık; vefasızlara vefasızlık ise Allah katında vefadır.3 260- Birçok insan vardır ki ihsan edilmekle azaba yakınlaşır, günahlarının örtülmesiyle mağrur olur ve hakkında güzel söz söylenmesiyle aldanır. Allah hiç kimseyi, insana verdiği fırsat gibi başka bir şeyle imtihan etmemiştir.4 İlginç Sözler 5 1- (Hz. Mehdi'nin (a.s) azameti ve yüceliği hakkında şöyle bu- yurmuş:) Onun zamanı ulaştığında, din önderi (hilafet ve saltanat makamına) oturur; derken insanlar son baharın bulut parçaları gibi onun etrafına toplanır.1 2- Bu (Sa'saa b.
Suhan-i Abdî) çok usta ve fasih bir hatiptir.2/3 3- Husumet ve düşmanlığın, helak edici dertleri vardır.4/5 …
NEH_0530 · S. 538 · HİKMETLİ SÖZLER
Hz. Muhammed İmam Ali
Suhan-i Abdî) çok usta ve fasih bir hatiptir.2/3 3- Husumet ve düşmanlığın, helak edici dertleri vardır.4/5 4- Kızlar kemal haddine ulaştıklarında, (onu evlendirmede) babanın yakınları (annenin yakınlarından) daha evladır.6 5- İman, kalpte beyaz bir nokta gibi belirir; iman arttıkça o beyaz nokta da artar.7 6- İnsanın alıp almayacağı belli olmayan bir alacağı olur- sa, aldığı zaman, geçmiş olan yılın zekâtını vermelidir.1 7- Edebildiğiniz kadar kadınlardan uzak durun.2/3 8- İlk kazanmayı bekleyen usta kumarbaz gibi (ol).4/5 9- Resulullah'ın (s.a.a) cesaret ve yiğitliği hakkında buyurmuştur: Korku (tandırı) kızışınca, kendimizi Resulullah ile koruyorduk. Bizden hiç kimse düşmana Peygamber'den (s.a.a) daha yakın değildi.6 261- Hz. Ali (a.s), Muaviye'nin adamlarının Enbar'ı yağmaladıklarını duyduğunda, kendisi yaya olarak Kufe'den dışarı çıkıp Nuhayle'ye7 geldi. Halk ona yetişip, "Ey Müminlerin Emiri, biz onla- ra karşı sana yeteriz" deyince şöyle buyurdu:) Kendiniz bana yetmiyorsunuz, başkalarına karşı bana nasıl yeteceksiniz! Halk, benden önce idarecilerin zulmünden şikâyet ederdi; ben ise bugün idarem altındakilerin zulmünden şikâyetçiyim. Sanki idare edilen benim de idare eden onlar; emredilen benim de emreden onlar! Bu arada ashabından iki kişi huzuruna gelerek onlardan biri: "Ben ancak kendime ve kardeşime malikim. Ey Müminlerin Emiri, emret emrini yerine getirelim." dedi. İmam -a.s- da,) "İstediğim şey ikinizle nasıl gerçekleşir!" buyurdu.1 262- Hâris b. Huvt İmam'ın (a.s) yanına gelerek, "Benim Cemel ashabını sapık olarak bildiğimi mi zannediyorsun?" dediğinde, İmam (a.s) şöyle buyurdu: Ey Hâris, sen kendi altına baktın, üstüne değil. Bu yüzden de şaşırıp kaldın. Sen hakkı tanımamışsın ki ehlini tanıyasın; batılı tanımamışsın ki ona yöneleni tanıyasın! Hâris, "O hâlde ben Said b. Malik ve Abdullah b. Ömer'le birlikte savaştan el çekiyoruz" dediğinde de şöyle buyurdu:) Şüphesiz Said ve Abdullah b.
Ömer hakka yardım etmeyip batılı da terk etmediler.2 263- Sultanın arkadaşı aslana binen kimse gibidir;
NEH_0531 · S. 538 · HİKMETLİ SÖZLER
İmam Ali
Ömer hakka yardım etmeyip batılı da terk etmediler.2 263- Sultanın arkadaşı aslana binen kimse gibidir; başkaları ona gıpta ederken, o ne kadar tehlikeli yerde olduğunu bilir.3 264- İnsanların geride bıraktıklarına (evlatlarına) iyilik edin ki, sizin de geride bıraktıklarınızı korusunlar.1 265- Hekimlerin sözleri doğru olursa derman, hata olursa derttir.2 266- Bir adam, "İman nedir?" diye sorduğunda şöyle buyurdu: Yarın gel de insanların yanında söyleyeyim. Eğer sözümü unutursan diğerleri onu senin için ezberler. Söz ürken bir av gibidir; biri onu kapar, diğeri ise kaybeder. "31. Hikmetli Söz"de yer verdik.3 267- Ey Âdemoğlu, daha gelmemiş gününün rızık endişesini, gelmiş olan bu gününe yükleme. Eğer gelmemiş gün ömründense Allah rızkını ulaştırır.4 268- Dostunu ihtiyatla sev; çünkü bir gün düşmanın olabilir; düşmanına da teenni ile (düşünerek) düşman ol; çünkü bir gün dostun olabilir.5

İlginç Sözler756F

269- İnsanlar dünyada amel açısından iki kısımdır:
NEH_0532 · S. 545 · İlginç Sözler756F
İmam Ali Kâbe
269- İnsanlar dünyada amel açısından iki kısımdır: Birisi, dünyada dünya için çalışır ve dünya onu ahiretten alı koyar. O geride bırakacaklarının fakirliğinden korkar, ama kendisinin (kıyamet gününün) fakirliğinden güvendedir, böylece ömrünü başkalarının menfaati için geçirir. Diğeri ise dünyadan sonrası için amel eder, kendini zahmete atmadan dünyadaki nasibi kendisine gelir, böylece her iki nasibini de elde eder, her iki dünyaya sahip olur, Allah katında değer kazanır ve Allah'tan istediği hiçbir haceti geri çevrilmez.1 270- Ömer b. Hattab'ın hükümeti döneminde Kâbe'nin ziynet eşyalarının çoğaldığı söylendi. Bir grup, "Onları İslâm ordusu için harca, bunun sevabı daha çoktur; Kâbe'nin ziynete ne ihtiyacı vardır?" dediler. Ömer onların önerisini uygulamak istedi. Bu iş hakkında Hz. Ali'nin (a.s) da görüşünü almak istediğinde Hz. Ali şöyle buyurdu: Kur'ân Peygamber'e nazil olduğu zaman, mallar dört kısımdı: Biri Müslümanların malıydı ki onu varisleri arasında miras hükümlerince dağıttı. İkincisi savaş ganimetleriydi ki onu da müstahak olanlara taksim etti. Üçüncüsü humustu ki onu da Allah istediği yerde karar kıldı. Dördüncüsü de sadakalardı ki Allah onu da kendi yerinde karar kıldı. O gün de Kâ'be'nin ziynet eşyaları vardı. Allah onu olduğu şekilde bıraktı, unutarak terk etmedi, yeri de Allah'a gizli değildi. O hâlde sen de onu Allah'ın ve Resul'ünün karar kıldığı yerde bırak.2
271- Beytu'l-Maldan hırsızlık yapan iki kişiyi Hz.
NEH_0533 · S. 546 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
271- Beytu'l-Maldan hırsızlık yapan iki kişiyi Hz. Ali'nin (a.s) yanına getirdiler; onlardan birisi beytülmalden olan bir köle idi; diğeri ise halkın kölelerinden idi. İmam (a.s) onların hakkında şöyle buyurdu: Bu (köle) beytümaldendir, ona had uygulanmaz; zira beytülmalden olan, Allah'ın malı olandan bir miktarını yemiştir. Ama diğerine gelince, ona şiddetli bir had uygulayın. Sonra onun elini kesti.1 272- Eğer ayaklarım bu sürçme yerlerinde sabit kalırsa (fitnelerden kurtulup hilafetim sarsmazsa), birtakım şeyleri değiştireceğim.2 273- Yakini bir ilimle bilin ki, bir kulun hilesi ne kadar büyük, talebi ne kadar şiddetli ve planı ne kadar güçlü olursa olsun, Allah'ın kitabında kendisine takdir edilmişten başkası ulaşmaz. Zayıf ve tedbirsiz birine de Allah'ın takdir ettiğinin ulaşmasına kimse engel olamaz. Bunu bilen ve amel eden kimsenin huzur ve menfaati herkesten daha çoktur. Bu hakikati görmeyen ve şek edenin ise bela ve ziyanı herkesten daha çoktur. Birçok insan hakkın nimetine mazhar olduğu hâlde nimet sebebiyle yavaş yavaş Allah'ın cezasına yakın olur. Birçok belaya duçar olan kimseye ise bu sıkıntıdan dolayı Allah'ın ihsanı ulaşır. Ey bu sözlerden yararlanan! Şükrünü arttır, acele davranma ve rızkının sonunda dur (takdire razı ol).3 274- İlminizi cehalet, yakininizi de şüphe hâline getirmeyin.
Öğrendiğiniz zaman amel edin, yakine eriştiğinizde teşebbüs edin.1 275- Tamah, insanı helake uğratandır, …
NEH_0534 · S. 547–548 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
Öğrendiğiniz zaman amel edin, yakine eriştiğinizde teşebbüs edin.1 275- Tamah, insanı helake uğratandır, kurtaran değil; kefildir, vefa gösteren değil. Birçok su içen, suya kanmadan boğazına tıkanır. Rekabet edilen şey ne kadar büyük olursa, onu kaybetmenin musibeti daha büyük olur. Arzular basiret gözlerini köreltir ve nasip, peşinden koşmayana ulaşır.2 276- Allah'ım! Zahirimin insanların gözünde güzel, batınımın ise senden gizlemeye çalıştıklarımla çirkin olmasından sana sığınırım. Senin de bildiğin şeyleri koruyarak zahirimin güzel, sana getireceğim amellerimin ise çirkin olmasından, böylece halka yakın, senin hoşnutluğuna uzak düşmekten sana sığınırım.3 277- Hayır, ardında aydın bir gün olan karanlık bir geceyi, gücü ve kuvvetiyle sona erdirdiğimiz Allah'a andolsun ki şöyle ve böyle olacaktır. 278- Sürekli yaptığın az iş, usanacağın çok işten daha ümit vericidir.4 279- Nafileler farzlara zarar verdiğinde, onları terk edin.5 280- Kıyamet yolculuğunun uzaklığını düşünen hazırlıklı olur.1 281- Düşünmek, gözlerle görmek gibi değildir; zira bazen gözler sahibine yalan söyler; ama akıl kendisinden öğüt isteyene ihanet etmez.2 282- Sizinle öğüt arasında, gurur ve bencillik perdesi vardır.3 283- Cahilleriniz gereksiz yere işi arttırır; âlimleriniz ise olması gerekeni erteler.4 284- İlim, bahanecilere her türlü özür kapısını kapatmıştır.5 285- Ölümü acele irade edilenler, mühlet istiyorlar; mühlet verilenler ise ertelenmesini diliyorlar.6 286- Halkın "ne mutlu ona" dediği kimseye, zaman kötü bir günü gizler.7 287- Kaderden sorduklarında şöyle buyurdular: Karanlık bir yoldur, o yola girmeyiniz; derin bir denizdir, ona dalmayınız;
ilâhî bir sırdır, onu keşfetmek için kendinizi zahmete düşürmeyiniz.1 288- Allah bir kulu rezil ettiği zaman, …
NEH_0535 · S. 549 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
ilâhî bir sırdır, onu keşfetmek için kendinizi zahmete düşürmeyiniz.1 288- Allah bir kulu rezil ettiği zaman, ilmi ondan men eder (onu ilimden mahrum kılar).2 289- Eskiden ilâhî bir kardeşim vardı. Gözünde dünyanın küçüklüğü, onu benim gözümde büyütmüştü. Karnının esaretinden kurtulmuş, ulaşamayacağı şeyi arzu etmiyor, ulaştığı şeyde aşırıya gitmiyordu. Çoğu zaman susuyordu; konuşunca konuşmacılara üstün geliyor, soranların susuzluğunu (marifetinin berraklığıyla) gideriyordu. Görünüşte zayıf ve güçsüz sayıyorlardı. Ama ciddiyet zamanında kızgın bir aslan ve zehirli bir çöl yılanı kesilirdi. Hâkimin yanına gelinceye kadar delil ikame etmezdi. Benzerinde özür bulduğu bir işte, özrünü dinleyinceye kadar hiç kimseyi kınamazdı. Ağrısını, dindikten sonra söylerdi. Söylediği şeyi yapar, yapmadığı şeyi söylemezdi. Sözde mağlup olsa da susmakta mağlup olmazdı. Duymayı konuşmaktan daha çok isterdi. İki işle karşılaşınca, hangisinin nefsine daha yakın olduğuna bakar, ona muhalefet ederdi. Bu çeşit huylara sarılın, onları elde etmek için yarışın, onların hepsine gücünüz yetmese de, bilin ki azını elde etmek çoğunu terk etmekten daha hayırlıdır.3
290- Allah, kendisine karşı yapılan günaha azap vaat etmeseydi bile, nimetlerine şükretmek için isyan …
NEH_0536 · S. 550 · İlginç Sözler756F
Hz. Muhammed İmam Ali
290- Allah, kendisine karşı yapılan günaha azap vaat etmeseydi bile, nimetlerine şükretmek için isyan edilmemesi gerekirdi.1 291- Eş'as b. Kays'a, oğlunun ölümünden dolayı başsağlığı dileyerek şöyle buyurdu: Ey Eş'as! Eğer oğluna üzülüyorsan, bu yakınlığın bir gereğidir. Eğer sabredersen Allah'ın her musibete karşı bir mükâfatı vardır. Ey Eş'as, eğer sabredersen hakkında ilâhî takdir gerçekleşir ve ecrini alırsın; ama sabretmezsen yine ilâhî takdir gerçekleşir ve sen günahkâr sayılırsın. Ey Eş'as, oğlun (dünyaya geldiğinde) seni sevindirdi; bu senin için bir imtihan ve denemeydi ve (ölümüyle) seni üzdü; bu da senin için sevap ve rahmettir.2 292- Defni sırasında Resulullah'ın kabri başında: Sabır güzeldir, ancak senin için değil. Sabırsızlık kötüdür, fakat senin için olan müstesna. Senin musibetine uğramanın üzüntüsü oldukça büyüktür; (ama) senden önceki ve sonraki musibetler bunun yanında küçüktür.3 293- Akılsız olan ince yürekliyle arkadaşlık etme; çünkü o, yaptığı işi sana güzel gösterir; senin de kendisi gibi olmanı ister.1 294- "Doğu ile batı arasındaki mesafe ne kadardır?" diye sorduklarında şöyle buyurdular: Güneşin bir gün gittiği yol mesafesi kadardır.2 295- Dostların üçtür, düşmanların da üçtür. Dostlarına gelince... Dostların senin dostun, dostunun dostu ve düşmanının düşmanıdır. Düşmanlarına gelince... Onlar da senin düşmanın, dostunun düşmanı ve düşmanının dostudur.3 296- Kendisine zarar verdiği hâlde düşmanına saldıran birini gördüğünde şöyle buyurdular: Sen, arkasındaki birini öldürmek için kendini mızraklayan kimse gibisin.4 297- İbret alınacak şey ne kadar da çoktur; ibret alan ise ne kadar da azdır.5 298- Düşmanlıkta aşırı giden günah işler, ondan geri kalan zulme uğrar, (delilsiz) düşmanlık eden ise takvalı olamaz.6
299- Ardından iki rekât namaz kılmak ve Allah'tan afiyet (bağışlanma) dilemek fırsatı verilen günah, beni …
NEH_0537 · S. 552 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
299- Ardından iki rekât namaz kılmak ve Allah'tan afiyet (bağışlanma) dilemek fırsatı verilen günah, beni üzmez.1 300- "Allah bunca insanın hesabını nasıl görmektedir?" diye sorduklarında "Onlara rızklarını verdiği gibi." diye buyurdu. "Onlar Allah'ı görmedikleri hâlde onların hesabını nasıl görecektir?" diye sorduklarında ise şöyle buyurdu: Allah'ı görmedikleri hâlde onlara rızık verdiği gibi.2 301- Elçin, aklının tercümanıdır; mektubun, senin adına en iyi konuşandır.3 302- Şiddetli belaya uğrayan kimse duaya, beladan amanda olmayan kimseden daha çok muhtaç değildir.4 303- İnsanlar dünyanın çocuklarıdır; insan annesini sevdiğinden dolayı kınanmaz.5 304- Fakir, Allah'ın elçisidir; ondan esirgeyen, Allah'tan esir- gemiştir; ona veren, Allah'a vermiştir.1 305- Kıskanç olan, asla zina etmez.2 306- Ecel, insanı korumaya yeter.3 307- Çocuğu ölen uyur, ama malı çalınan uyumaz.4 308- Babalar arasındaki sevgi, oğullar arasında yakınlık sebebidir. Akrabalığın dostluğa ihtiyacı, dostluğun akrabalığa ihtiyacından daha fazladır.5 309- Müminlerin zanlarından sakının.
Çünkü Allah, hakkı onların dillerinde kılmıştır.6 310- İnsan, elinde olandan daha çok Allah'ın elinde olana …
NEH_0538 · S. 552 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
Çünkü Allah, hakkı onların dillerinde kılmıştır.6 310- İnsan, elinde olandan daha çok Allah'ın elinde olana itimat etmedikçe doğru bir imana erişemez.7 311- (Ey Enes b. Malik, eğer Talha ve Zübeyr'e söylemen gereken şeyi unuttuğunu söylemede) Yalan söylüyorsan, Allah seni sarığın kapatamayacağı parlak bir beyazlığa (abraş hastalığına) duçar kılsın.12 312- Kalplerin yöneliş ve yüz çevirişi vardır; yönelince onu nafilelere yöneltin; yüz çevirince de farzlarla yetinin.3 313- Kur'ân'da sizden öncekilerin haberleri, sizden sonrakilerin haberleri ve aranızdaki şeylerin hükümleri vardır.4 314- Taşı nereden geldiyse oraya atın; çünkü şerri, ancak şer giderir.5 315- Kâtibi Ubeydullah b. Ebi Rafi'e şöyle buyurdu: Hokkaya yün koy, kaleminin ucunu uzun tut, satırların arasını aç, harflerin arasını sıkılaştır; çünkü bu, yazının güzelliği için daha uygun bir yoldur.1 316- Ben müminlerin önderiyim, mal da günahkârların önderidir.2 317- Yahudilerden bazısı, "Siz Peygamberinizi defnetmeden onun hakkında ihtilafa düştünüz." dediğinde şöyle buyurdular: Biz, ondan (Peygamber'den) bize ulaşan şeyler hususunda ihtilafa düştük, onun hakkında değil. Ama sizler (Nil denizinden kurtulur kurtulmaz) henüz ayaklarınız kurumadan peygamberinize; "Ey Musa, onların ilâhları gibi sen de bize bir ilâh yap, dediniz. O da, "Siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz." dedi.3/4 318- "Hangi güçle rakiplerine galip geldin?" dediklerinde buyurdu ki: Bana, kendi aleyhine yardım etmeyen birini görmedim.5/6
319- Oğlu Muhammed b. Hanefiyye'ye şöyle buyurdu: Oğlum, fakirliğe düşmenden korkarım.
NEH_0539 · S. 556–557 · İlginç Sözler756F
Hz. Muhammed İmam Ali
319- Oğlu Muhammed b. Hanefiyye'ye şöyle buyurdu: Oğlum, fakirliğe düşmenden korkarım. Ondan Allah'a sığın; çünkü fakirlik, dini noksanlaştırır, aklı şaşkınlığa düşürür, düşmanlığa sebep olur.1 320- Anlamak için sor, zahmet vermek için değil. Zira öğrenen cahil, âlim; insafsız âlim de cahil gibidir.2 321- Abdullah b. Abbas'ın bir meselede görüşüne katılmadığında şöyle buyurdu: Sana düşen, üzerinde düşünmem için bana görüşünü söylemendir; görüşüne karşı çıkarsam bana itaat etmen gerekir.3 322- İmam (a.s) Sıffin Savaşı'ndan dönerken Kufe'de Şebamiyan4 mahallesinden geçerken kadınların Sıffin ölülerine ağladığını duydu. Kavminin büyüklerinden olan Harb bin Şürahbil-i Şebamî İmam'ın (a.s) huzuruna vardığında İmam (a.s) ona hitaben şöyle buyurdu: Acaba duyduğum gibi kadınlarınız sizlere musallat mı olmuşlar? Neden onları sesli ağlamaktan, çığırtkanlıktan alıkoymuyorsunuz? İmam (a.s) ata binmişken kendisini yaya olarak uğurlamak isteyen Harb'e ise şöyle buyurdu: Geriye dön; senin gibi birinin benim gibi birini yaya olarak uğurlaması yönetici için fitne, mümin içinse zillettir.5 323- Nehrevan savaşında öldürülen Haricîler'e rastladığında şöyle buyurdu: Hâliniz kötü olsun! Şüphesiz sizi aldatan, sizi zarara uğrattı. "Onları kim aldattı, ey Müminlerin Emiri?" diye sorulduğunda da şöyle buyurdu: Saptırıcı şeytan ve kötülüğü emreden nefisleri onları ümitlerle aldattı, onlara isyan yollarını açtı, üstün geleceklerini vaat ederek onları ateşe düşürdü.1 324- Halvetlerde Allah'a isyandan sakının. Zira şahit, hâkimin kendisidir.2 325- Muhammed b. Ebu Bekir'in öldürüldüğü haber kendisine ulaştığında şöyle buyurdu: Ölümü için duyduğumuz hüzün, buna sevinenlerin sevinçleri kadardır. Onlar bir düşmanı eksilttiler, biz ise bir dostu kaybettik.3 326- Allah'ın Âdemoğlunu mazur gördüğü ömür, altmış yıldır.4 327- Günah kendisine galip olan, muzaffer olmamıştır; şerle galip olan ise mağlup olmuştur.5
328- Münezzeh olan Allah, yoksulların rızkını zenginlerin mallarında farz kılmıştır.
NEH_0540 · S. 558 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
328- Münezzeh olan Allah, yoksulların rızkını zenginlerin mallarında farz kılmıştır. Zengin, malı kendi zevkine harcadığından dolayı fakir aç kalmıştır. And olsun ki yüce Allah, onları bu işlerinden dolayı sorguya çekecektir.1 329- Özürden müstağni olmak, doğru bir özürden daha değerlidir.2 330- Allah için yapmanız gereken en az iş, nimetlerinden O'- na karşı günah işlemeye yardım dilememenizdir.3 331- Allah itaati, acizlerin (zayıf iradelilerin) kusur ettikleri bir zamanda akıllılara ganimet kıldı.4 332- Yönetici, Allah'ın yeryüzündeki bekçisidir.5 333- Müminin niteliği hakkında: Müminin sevinci yüzünde, hüznü kalbindedir. Göğsü her şeyden geniş, nefsi her şeyden alçaktır. Yücelikten nefret eder, şöhrete düşmandır. Gamı uzun, himmeti yücedir. Sükûtu çoktur, vakti hep doludur. Çok şükredendir, çok sabırlıdır. Derin düşüncelidir. Kimse- den bir şey istemez, tabiatı yumuşaktır, mütevazıdir.
Nefsi kayadan daha serttir (tavizsizdir);
NEH_0541 · S. 558 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
Nefsi kayadan daha serttir (tavizsizdir); ama bir köleden daha alçak gönüllüdür.1 334- İnsan ecel ve sonunu görürse, arzu ve gururuna düşman kesilir.2 335- Her kişinin malında iki ortak vardır; mirasçı ve hadiseler.3 336- İstenilen, söz vermedikçe hürdür.4 337- Amelsiz dua eden (veya davetçi), kemansız ok atan gibidir.5 338- İlim, iki türlüdür: Yaratılıştan gelen ve sonradan kazanılan. Yaratılıştan gelen ilim olmadığı zaman, sonradan kazanılan da fayda vermez.6 339- Doğru görüş, kudret ve mal ile birliktedir; onun yönel- mesiyle yönelir, gitmesiyle de gider.1 340- İffet, fakirliğin, şükür de zenginliğin ziynetidir.2 341- Zalime çatan adalet günü, mazlumun zulme uğradığı günden daha çetindir.3 342- En büyük zenginlik, insanların elinde olanlardan ümidi kesmektir.4 343- Allah nezdinde bütün sözler korunmuş, bütün sırlar aşikârdır ve "Her nefis kazandıklarının rehinidir."5 Allah'ın koruduğu dışında tüm insanlar nakıs ve kusurludur. Soru soranlar halka eziyet eden, cevap verenler ise cevap vermede külfet içindedir. Onların en üstün görüşlüsünü, hoşnutluk ve gazap, güzel görüşünden alıkoymaktadır.
Onların en sağlamını, bir bakış kırmakta veya bir kelime değiştirmektedir.6 344- "Ey insanlar, Allah'tan …
NEH_0542 · S. 558 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
Onların en sağlamını, bir bakış kırmakta veya bir kelime değiştirmektedir.6 344- "Ey insanlar, Allah'tan sakının! Birçok arzulayanlar arzusuna ulaşamaz, birçok bina eden binasında oturamaz, birçok toplayan kısa bir süre sonra onu terk eder. Batıl yoldan topladığı, bir hakkı engelleyerek elde ettiği ve haram yoldan kazandığı mallar yüzünden günahlara girmiş, o günahlarıyla ahirete dönmüş ve Allah'ın huzuruna hüzünle çıkmıştır. "O, dünya ve ahirette zarara uğramıştır. İşte bu apaçık bir hüsrandır."1/2 345- Günahtan beri olmak da, bir nevi ismettir.3 346- Yüzünün suyu donmuştur; istekte bulunmak onu eritip damlatır; o hâlde kimin yanında onu döktüğüne dikkat et!4 347- Kişiyi layık olduğundan çok övmek yalakacılık; lâyık olduğundan az övmek ise ya acizlik veya hasettir.5 348- Günahların en şiddetlisi, sahibinin önemsemediğidir.6 349- Kendi nefsinin ayıbını gören başkalarının ayıbıyla meşgul olmaz. Allah'ın rızkıyla hoşnut olan, kaybettikleri için üzülmez. İsyan kılıcını sıyıran, onunla öldürülür. Kendinizi zorlayarak bütün gücünü işlere veren helak olur. Tehlike girdaplarına atılan boğulur. Kötü yerlere giren, töhmet altında kalır.
Çok konuşanın, hatası çok olur; hatası çok olanın, hayâsı azalır;
NEH_0543 · S. 558 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
Çok konuşanın, hatası çok olur; hatası çok olanın, hayâsı azalır; hayâsı az olanın takvası (günahlardan çekinmesi) azalır; takvası azalanın, kalbi ölür; kalbi ölen ise ateşe girer. İnsanların ayıbını görünce onları sevmeyen, fakat o ayıpları kendisi için beğenen kimse, ahmağın ta kendisidir. Kanaat tükenmeyen bir maldır. Ölümü çok düşünen, dünyanın az nimetine de razı olur. Sözünün de amelinden sayıldığını bilen kimse, zaruret dışında konuşmaz.1 350- Zalim insanların alameti üçtür: Üstünde olana (Allah'a) isyan etmekle zulmetmek; elinin altındakilere galip olmakla haksızlık yapmak; zalim toplumu desteklemek.2 351- Şiddet son haddine ulaştığında genişlik hâsıl olur, bela halkaları iyice sıkıştığında bolluk ortaya çıkar.3 352- İşlerinin çoğunu eşine ve çocuklarına ayırma. Zira ehlin ve çocukların Allah'ın dostları ise Allah onları zayi etmez, yok eğer Allah'ın düşmanları ise o hâlde neden Allah'ın düşmanlarına üzülüyor ve çalışıyorsun?4 353- Ayıbın en büyüğü, onun misli sende varken başkasını ayıplamandır.5 354- Oğlu olan birine, "Süvarin mübarek olsun" diyene şöyle buyurdu: Böyle söyleme!
De ki: Bağışlayan Allah'a şükredici ol, sana bağışlanan mübarek olsun, rüşt ve kemale ersin ve iyi- …
NEH_0544 · S. 558 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
De ki: Bağışlayan Allah'a şükredici ol, sana bağışlanan mübarek olsun, rüşt ve kemale ersin ve iyi- liklerinden nasiplenesin.1 355- Valilerinden biri, gösterişli bir bina yaptırdı. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Paralar başlarını gösterdi; bu bina senin zenginliğini gösteriyor.2 356- "Eğer bir adamın kapısını kapatırlarsa, rızkı nereden gelir?" dediklerinde, "Ecelinin geldiği yerden gelir." buyurdular.3 357- Akrabalarından biri ölen bir kavme, baş sağlığı için şöyle buyurdular: Bu ölüm ne sizinle başladı, ne de sizinle bitecek. Ölen dostunuz, yaşarken de sefere çıkıyordu, yine bir sefere çıktığını düşünün; size gelmezse, siz ona doğru gideceksiniz.4 358- Ey insanlar, Allah nimet anında sizleri, belada olduğu gibi korkulu görmelidir. Kendine geniş bir nimet verilen kimse, bunu tedricî bir cezanın başlangıcı olarak görmezse, korkunç hâllerden güvene ermiş demektir. Darlığa düşen de bunun bir imtihan olduğunu bilmezse ümit edilen ecrini zayi etmiştir.5 359- Ey heva ve heves esirleri! Arzularınızı azaltın. Zira dünyaya meyleden kimseyi sadece olayların diş gıcırtısı korku- tur. Ey insanlar, nefislerinizi edeplendirmeyi kendiniz üstlenin ve onları huy edindiği kötü alışkanlıklardan alıkoyun.1 360- Birinden duyduğun kötü bir sözü, hayra yorumlayabildiğin müddetçe kötüye yorumlama.2 361- Allah'tan bir hacetin olduğunda duana Peygamber'e salâvat göndererek başla ve ardından hacetini dile. Allah kendinden iki şey istenildiğinde (hacet ve salâvat) birini kabul edip diğerini reddetmekten daha kerim ve yücedir.3 362- Yüzsuyundan korkan kimse cedelleşmeyi terk etmelidir.4 363- İmkândan önce koşuşturmak ve fırsattan sonra ağır davranmak ahmaklıktandır.5 364- Olmayacak şeyi sorma; zira olan şeyde senin için (yeteri kadar) uğraş vardır.6
365- Düşünce saf bir aynadır. İbret almak, uyaran bir öğütçüdür.
NEH_0545 · S. 565 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
365- Düşünce saf bir aynadır. İbret almak, uyaran bir öğütçüdür. Başkaları için hoşlanmadığın şeyden kaçınman, edep olarak sana yeter.1 366- İlim amelle birliktedir; o hâlde ilmi olan amel eder. Çünkü ilim ameli çağırır, icabet ederse kalır, etmezse göçer gider.2 367- Ey insanlar, dünya malı vebalı çer-çöptür. O hâlde otlağından sakının. Ondan gönül koparmak, ona güvenmekten daha faydalıdır. Yaşatacak kadarı, servetinden (biriktirmesinden) daha temizdir. Ondan fazlasıyla mal toplayanların (ahirette) mahrumiyetine hükmedilmiş, müstağni olana ise rahatlıkla yardım edilmiştir. Dünya süsü gözlerini kamaştıranın, (kalp) gözleri kör olur. Dünyaya âşık olmayı gömlek gibi giyinen, içini hüzünle doldurur, bu hüzünler onun kalbinin içinde oynar. Öyle bir hüzün ki, onu meşgul eder; öyle bir gam ki, onu kederlendirir. Durumu böylece devam eder, nihayet boğazı düğümlenir (ölür), sonra bir köşeye atılır, hayat damarları kesilir. Allah'ın onu yok etmesi, kardeşlerinin de onu mezara gömmesi oldukça kolaydır. Mümin dünyaya ibret gözüyle bakar, karnının ihtiyacı miktarınca ondan azık alır; dünya sözünü düşman ve gazap ku- lağıyla işitir.
"Malı çok oldu" derlerse kısa bir müddet sonra, "fakir oldu" derler;
NEH_0546 · S. 565 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
"Malı çok oldu" derlerse kısa bir müddet sonra, "fakir oldu" derler; varlığına sevinirlerse, yokluğuna üzülürler. Dünyanın hâli budur ve dünya ehline, ümitlerini kesecekleri gün (kıyamet günü) daha gelmedi.1 368- Allah, kullarını azabından alıkoymak ve onları cennete sevk etmek için sevabı itaate, cezayı ise günaha karar kılmıştır.2 369- İnsanlara öyle bir zaman gelir ki, Kur'ân'dan ancak resim (bir nişane, bir yazı), İslâm'dan ise ancak ismi baki kalır. Mescitleri o zamanda bina bakımından mamur, hidayet bakımından haraptır. Halkı, yeryüzünün en şerli kişileridir, fitne onlardan çıkar, hata ve günah onlara sığınır, fitnelerden ayrılmak isteyeni geri çevirirler, arkada kalanı sürükleyip ona doğru götürürler. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: "Zatıma and olsun ki, onlara sabırlı insanı şaşkınlığa düşürecek bir fitne göndereceğim." Böyle de yapmıştır. Allah'tan gaflet sürçmelerinden geçmesini dileriz.3 370- İmam (a.s) minbere oturduğunda genellikle her hutbeden önce şöyle buyuruyordu: Ey insanlar, Allah'tan korkun; hiç kimse oynasın diye boşuna yaratılmamış, boş işler yapsın diye ken- di hâline terk edilmemiştir.
Kendini insan için güzel gösteren dünya, kötü bakışın çirkin gördüğü ahiretin yerini alamaz.
NEH_0547 · S. 565 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
Kendini insan için güzel gösteren dünya, kötü bakışın çirkin gördüğü ahiretin yerini alamaz. Bütün gayretiyle dünyada yüce makamlara erişen mağrur kimse, ahiretten en küçük bir nasip elde eden kimse gibi değildir.1 371- İslâm'dan daha yüce bir şeref, takvadan daha izzetli bir izzet, veradan (haram ve şüpheli şeylerden kaçınmaktan) daha güzel bir sığınak, tövbeden daha çok kurtarıcı bir şefaatçi, kanaatten daha zengin bir hazine ve rızka razı olmak kadar da fakirliği gideren bir mal yoktur. Kifayet edecek kadarıyla yetinen sürekli rahatlığa erer, esenliğe kavuşur. Dünyaya rağbet ise meşakkatin (veya bitkinliğin) anahtarı ve sıkıntının bineğidir. Hırs, kibir ve haset insanı günaha düşmeye çağıran şeylerdir; şer (kötülük) ise tüm çirkinlikleri toplayandır.2 372- Cabir b. Abdullah el-Ensari'ye şöyle buyurdu: Ey Cabir! Din ve dünyanın kıvamı, dört şeyle ayakta durur: İlmiyle amel eden âlim, öğrenmekten çekinmeyen cahil, iyilik ve ihsan etmekte cimrilik etmeyen cömert, ahiretini dünyası için satmayan fakir. Âlim ilmini zayi ederse, cahil de öğrenmekten kaçınır. Zengin iyilik yapmada cimri davranırsa, fakir de ahiretini dünyasına satar.
Ey Cabir, Allah'ın nimetleri kimin üzerinde çoğalırsa, insanların ona ihtiyaçları da artar.
NEH_0548 · S. 565 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
Ey Cabir, Allah'ın nimetleri kimin üzerinde çoğalırsa, insanların ona ihtiyaçları da artar. O hâlde kim kendisine verilenlerde Allah için gerekeni yaparsa, ni- metleri daimi ve sabit kalır; kim de üzerine düşen vazifeyi yerine getirmezse, elindekileri zevale ve yokluğa sevk etmiş olur.1 373- Ey müminler, her kim bir zulmün işlendiğini veya bir kötülüğe davet edildiğini görür de kalbiyle reddederse, salim kalır ve günahtan korunmuş olur; kim de diliyle reddederse, mükâfatlanmış olur ve ilkinden daha üstün sayılır; her kim de Allah'ın kelimesi yücelsin ve zalimlerin kelimesi alçalsın diye kılıcıyla reddederse, kurtuluş yoluna ermiş, Allah yolunda kıyam etmiş ve kalbini yakin nuruyla aydınlatmış olur.2 374- İyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymakla ilgili olan diğer bir sözünde de şöyle buyurmuştur: İnsanlardan bir grup münkeri eli, dili ve kalbiyle reddeder; bunlar bütün iyi hasletleri kendilerinde toplamışlardır. Bir grup da münkeri kalbi ve diliyle inkâr eder, ancak eliyle bir iş yapmaz; bunlar da iyi hasletlerden iki haslete sarılmış, bir hasleti zayi etmişlerdir. Bir grup da sadece kalbiyle inkâr eder ve diliyle inkâr etmez; bunlar da üç hasletten en değerli iki hasleti zayi etmiş, sadece bir haslete sarılmışlardır. Bir grup da münkeri eli, dili ve kalbiyle reddetmeyi terk etmiştir; bunlar da yaşayan ölülerdir. Bütün iyi ameller ve Allah yolunda cihat, marufu emre- dip münkerden alıkoymak karşısında, engin denizdeki bir damla gibidir. Marufu emredip münkerden alıkoymak ne eceli yaklaştırır, ne de rızkı azaltır. Bunların hepsinden daha üstünü, zalim bir önderin karşısında hak bir söz söylemektir.1 375- Ebu Cuhafe, Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) "marufu emretmek ve münkeri nehyetmek hakkında" şöyle buyurduğunu nakletmektedir: Cihat hususunda mağlup olduğunuz ilk şey, ellerinizle cihat etmenizdir; sonra dillerinizle, daha sonra kalplerinizle.
Kim kalbiyle marufu tanımaz ve münkeri reddetmezse ters çevrilir;
NEH_0549 · S. 565–570 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
Kim kalbiyle marufu tanımaz ve münkeri reddetmezse ters çevrilir; üstü alt ve altı da üst olur.2 376- Hak ağır, ama hoş; batıl ise hafif, ama öldürücüdür.3 377- Bu ümmetin en iyisi hakkında bile Allah'ın azabından emin olma; zira Allah şöyle buyurmuştur: "Allah'ın azabından hüsrana uğrayan topluluktan başkası emin olmaz."4 Bu ümmetin en kötüsü hakkında bile Allah'ın rahmetinden ümitsiz olma; çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah'ın rahmetinden, kâfir olan kavimden başkası ümit kesmez."5/6 378- Cimrilik, tüm çirkin kötülükleri bir araya toplamaktadır. Cimrilik, insanı her türlü kötülüğe götüren bir yulardır.1 379- Ey Âdemoğlu, rızk iki kısımdır: Birini sen istersin, diğeri ise seni ister; ardından gitmezsen peşinden gelir. O hâlde yılının hüznünü gününe yükleme. Her günün rızkı sana yeter. Eğer o yıl ömründen ise, Allah her yeni günde taksim ettiği rızkı sana verecektir. Yok, eğer o yıl ömründen değilse, o hâlde senin olmayan şeyler için neden üzülüyorsun? Hiçbir isteyici, rızkını almadan senden öne geçemez ve hiç kimse bunda sana galip olamaz; sana takdir edilen şey, asla senden gecikmez.2 380- Nice bir güne yönelen vardır ki, o günün gecesine erişmemiştir. Gecenin evvelinde nice gıpta edilen vardır ki, gecenin sonunda ağlayanları etrafına toplanmıştır.3 381Konuşmadığın sürece söz senin bağındadır (mahkûmundur); söylediğin zaman sen onun bağındasın (mahkûmusun). O hâlde altın ve gümüşünü koruduğun gibi, dilini de koru. Nice bir söz vardır ki, nimeti elden alır ve azabı celp eder.4 382- Bilmediğin şeyleri söyleme; hatta bildiğin her şeyi bile söyleme.
Zira Allah tüm organlarına birtakım şeyler farz kılmıştır;
NEH_0550 · S. 570 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
Zira Allah tüm organlarına birtakım şeyler farz kılmıştır; kıyamet günü onlarla sana delil getirecektir.1 383- Allah'ın seni isyanda görmesinden, itaatinde bulamamasından sakın; zira hüsrana uğrayanlardan olursun. Güçlenince Allah'a itaatte güçlen; zayıflayınca da Allah'a isyanda zayıfla.2 384- Gördüğün bütün bu değişikliklere rağmen dünyaya meyletmek cehalettir; sevabına güvendiğin hâlde iyi işte kusur (ihmalkârlık) yapmak zararlıdır; imtihan etmeden önce herkese güvenmek acizliktir.3 385- Allah nezdinde dünyanın hakir olmasının nişanelerinden biri Allah'a karşı günahların sadece dünyada yapılmasıdır; Allah katında olana dünyayı terk etmedikçe erişmek mümkün değildir.4 386- Bir şeyi talep eden onun tümüne veya bazısına ulaşır.5 387- Sonrası ateş olan hayır, hayır değildir; sonrası cennet olan şer de şer değildir. Cennetsiz her nimet değersiz, cehen- nemsiz her bela da afiyettir.1 388- Bilin ki, yoksulluk belalardan biridir; yoksulluktan daha şiddetlisi bedenin hastalığıdır; bedenin hastalığından daha çetin olan gönlün hastalığıdır. Bilin ki, kalbin takvası, bedenin sıhhatindendir.2 389- Ameli kendisini ağırlaştıranı, nesebi (soyu) hızlandırmaz. Başka bir rivayette ise şöyle nakledilmiştir: Kendi hasebini (makam ve değerini) kaybedene, babalarının makamı fayda vermez.3 390- Müminin üç saati vardır: Bir saatinde rabbiyle münacat eder, bir saatinde geçimini sağlar, bir saatinde de kendisini güzel ve helal lezzetler arasında serbest bırakır. Akıllı insan sadece üç şey için yolculuk eder: Geçimini sağlamak, ahiret yolunda adım atmak ve haram olmayan lezzetten istifade etmek.4 391- Dünyada zahit ol ki, Allah sana dünyanın ayıplarını göstersin. Gafil olma ki, (bir an bile) senden gaflet edilmemektedir.5
392- Tanınmanız için konuşun; çünkü kişi, dilinin altında gizlidir.1 393- Dünyadan sana geleni al;
NEH_0551 · S. 573 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
392- Tanınmanız için konuşun; çünkü kişi, dilinin altında gizlidir.1 393- Dünyadan sana geleni al; senden yüz çevirenden ise yüz çevir. Böyle yapmazsan, o hâlde (en azından) dünya talebinde güzel davran (aşırı gitme).2 394- Saldırıştan daha tehlikeli nice söz vardır.3 395- Her şeyin kanaat edilecek kadarı yeterdir.4 396- Aşağılık ve horluk değil, ölmek! Başkalarına tevessül değil, aza rızayet göstermek! Otururken verilmeyene, kalkınca da vermezler. Dünya iki gündür: Bir gün lehine, bir gün de aleyhinedir; lehine olduğunda azma, aleyhine olunca da sabret.5 397- Misk ne güzel kokudur; taşınması kolay, kokusu ise güzeldir.6 398- Kendini övmeyi bırak, kibrini düşür, kabrini hatırla.7
399- Babanın evlat, evladın da baba üzerinde bazı hakları vardır.
NEH_0552 · S. 574 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
399- Babanın evlat, evladın da baba üzerinde bazı hakları vardır. Babanın evlat üzerindeki hakkı, Allah'a isyan dışında her şeyde ona itaat etmesidir. Evladın baba üzerindeki hakkı ise ona güzel isim vermesi, onu güzel terbiye etmesi ve ona Kur'ân'ı öğretmesidir.1 400- Nazar gerçektir, tılsım gerçektir, sihir gerçektir ve uğur gerçektir. Ama uğursuzluk gerçek değildir, salgın (Allahîn izni olmaksızın) gerçek değildir. Güzel koku, bal, binicilik ve yeşilliğe bakmak koruyucudur. (şifadır.)2 401- Halkın ahlâkı ile uyum sağlamak, kin ve şerlerinden korunmak için bir güvenliktir.3 402- Yersiz konuşan birine: Tüylenmeden uçtun, yavruyken böğürdün.4 403- Kendini farklı işlere atanı, tedbirler yardımsız bırakır.5 404- İmam'a (a.s); "La havle vela kuvvete illa billâh"6cümlesinin manasını sorduklarında şöyle buyurdu: Biz Allah ile birlikte bir şeye sahip değiliz; sadece O'nun bizi sahip kıldığı şeylere sahibiz. O hâlde bizi, bizden daha çok sahibi olduğu bir şeye sahip kıldığı zaman bize sorumluluk yüklemiştir; bizden onu geri aldığı zaman da sorumluluğu üzerimizden kaldırmıştır.1 405- Ammar b. Yasir'in Muğire b. Şube'ye cevap verdiğini duyunca ona hitaben şöyle buyurdu: Ey Ammar, onu (Muğire b. Şube'yi) bırak! O dinden sadece kendini dünyaya yaklaştıran şeyleri almıştır; şüpheleri hatalarına mazeret yapmak için kasıtlı olarak (gerçekleri batıl ile) karıştırmıştır.2 406- Allah'ın mükâfatını elde etmek için, zenginin fakire gösterdiği tevazu ne kadar da güzeldir. Bundan daha güzeli ise, fakirlerin Allah'a dayanarak zenginlere karşı alçalmamalarıdır.3 407- Allah, kendine aklı emanet ettiği bir kimseyi, bir gün onunla kurtarır.4 408- Kim hak ile çatışırsa, hak onu yere çarpar.5 409- Kalp, gözlerin kitabıdır.6
410- Takva, ahlâkın reisidir.1 411- Dilinin keskinliğini, sana sözü öğretene;
NEH_0553 · S. 576–577 · İlginç Sözler756F
İmam Hasan İmam Ali
410- Takva, ahlâkın reisidir.1 411- Dilinin keskinliğini, sana sözü öğretene; sözünün belâgatini ise, sözünü doğrultana karşı kullanma.2 412- Başkaları için beğenmediğinden içtinap etmen, nefsine edep olarak yeter.3 413- (Musibetlerde) Hür insanlar gibi sabretmeli veya kendine cahiller gibi teselli bulmalı.4 414- (Musibet ve belalarda) Büyük insanlar gibi sabretmeli; ya da kendine hayvanlar gibi teselli bulmalı.5 415- Dünya kandırır, zarar verir ve geçer. Allah dünyayı dostlarına sevap, düşmanlarına da ceza olarak beğenmemiştir. Dünya ehli bir kafileye benzer; konakladıkları bir sırada kafile başı göçme emrini verir, onlar da göçerler.6 416- Oğlu İmam Hasan'a (a.s) hitaben şöyle buyurdu: Ey oğlum, dünyadan ardında bir şey bırakma. Zira şu iki kişiden birine bırakmış olursun: Eğer Allah'a itaat yolunda harcayan olursa, senin bahtsızlığa düşerek elde ettiğinle o mutlu olur. Eğer Allah'a isyan yolunda harcayan olursa, senin topladıkların yüzünden bahtsız olmuş olacaktır; sen de ona günahında yardım etmiş sayılacaksın. Dolayısıyla bunlardan hiçbirini kendine tercih etmen doğru değildir. (Bu söz şu şekilde de rivayet edilmiştir:) Dünya malından elinde olan şeyin senden önce bir sahibi vardı; senden sonra da bir sahibi olacaktır; sen de şu iki kişiden birine topluyorsun: Allah'a itaat yolunda harcayan birisi olursa, senin ziyana uğrayarak elde ettiklerinle saadete erer. Yok, eğer Allah'a isyan yolunda harcayan olursa, senin onun için topladıklarınla perişan olur. Bu her ikisini de kendine tercih etmen ve onlar için sırtında yük (günah) taşıman doğru değildir. O hâlde giden için Allah'ın rahmetini, kalanlar için de Allah'ın rızkını um!1 417- Huzurunda "Esteğfirullah" diyen kimseye: Anan yasına ağlasın. İstiğfarın ne demek olduğunu biliyor musun? İstiğfar, yüce makam sahiplerinin derecesidir.
İstiğfar, altı manası olan bir isimdir: İlki, geçmiş günahlar hakkında pişman olmak;
NEH_0554 · S. 577 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
İstiğfar, altı manası olan bir isimdir: İlki, geçmiş günahlar hakkında pişman olmak; ikincisi, o suçları ebediyen terk etmeye azmetmek; üçüncüsü, mahlûkatın haklarını eda ederek, üzerinde bir kul hakkı olmadan pürüzsüz olarak Allah'a kavuşmak; dördüncüsü, üzerine farz kılındığı hâlde zayi ettiğin her farizanın hakkını eda etmeyi kast etmek; beşincisi, haram kazançla bedeninde olu- şan eti gamla ve hüzünle, deri kemiğe yapışıncaya kadar eritmek ve o ikisinin arasında yeni et oluşmasını sağlamak; altıncısı ise vücuduna isyan tatlılığını tattırdığın gibi, itaat elemini de tattırmak. İşte bunları gerçekleştirdikten sonra "esteğfirullah" diyebilirsin.1 418- Hilim (yumuşak davranmak, insan için) aşirettir.2 419- Zavallı ve çaresiz Âdemoğlu! Eceli gizli (ne zaman geleceğini bilmez), hastalıkları örtülü (nereden saldıracağı bilinmez), ameli ise korunmuştur (kaybolmaz). Sivrisinek ısırsa, canını yakar; bir lokma boğazında kalırsa, onu öldürür; terlerse, pis pis kokar.3 420- Ashabıyla oturmakta iken güzel bir kadın önlerinden geçerken, oradakiler hep birden gözlerini kadına diktiler; bunun üzerine şöyle buyurdu: Bu erkeklerin gözleri, (bir namahreme) dikilmiştir; bu dikiliş, şehvetin tahrik olmasına sebep olur. Sizden birinin gözü beğendiği ve hoşlandığı bir kadına ilişince, hemen gidip kendi zevcesine yaklaşsın. Çünkü o da kendi karısı gibi bir kadındır. Haricîlerden biri İmam'a (a.s); "Allah kahretsin bu kâfiri, ne kadar da bilgilidir!" dediğinde halk onu öldürmek için üzerine hücum etti. İmam (a.s) bu durumu görünce şöyle buyurdu: Yavaş olun!
Bu bir sövgüdür; ya sövmekle karşılık verilir ya da günahı bağışlanır.1 421- Aklından, doğru yolu batıl …
NEH_0555 · S. 579 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
Bu bir sövgüdür; ya sövmekle karşılık verilir ya da günahı bağışlanır.1 421- Aklından, doğru yolu batıl yoldan ayıracak kadarı sana yeter!2 422- Hayır işleyin ve hayırdan bir şeyi önemsiz görmeyin; çünkü onun küçüğü büyüktür, azı ise çoktur. İçinizden hiç kimse, "Başkası bu hayrı işlemeye benden daha lâyıktır" demesin. Andolsun Allah'a, aynen öyle olur. Çünkü hayır ve şer için onları yapacak birtakım insanlar vardır. Bu ikisinden birini terk ettiğiniz zaman, ehli olan kimse mutlaka o işi sizin yerinize yapacaktır.3 423- Kim içini ıslah ederse, Allah da onun dışını ıslah eder. Kim dini için çalışırsa, Allah dünya işleri için ona yeter. Kim Allah ile kendi arasında olanı güzelleştirirse, Allah da onunla insanlar arasında olanı güzelleştirir.4 424- Hilim, örten bir perdedir. Akıl, keskin bir kılıçtır. Öyleyse ahlâk ayıplarını hilimle ört; heva ve hevesini ise aklınla öldür.5
425- Allah'ın, kullarını kendileriyle faydalandırmak için kendilerine özel nimetler verdiği birtakım kulları …
NEH_0556 · S. 580 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
425- Allah'ın, kullarını kendileriyle faydalandırmak için kendilerine özel nimetler verdiği birtakım kulları vardır; bağışladıkları sürece o nimetleri onların elinde baki kılar; esirgediklerinde ise o nimetleri onların elinden çıkarır başkalarına devreder.1 426- Kulun şu iki haslete güvenmesi doğru değildir: Afiyet ve zenginlik. Zira onu afiyette görürken aniden hastalanır; zengin görürken aniden fakirleşir.2 427- Bir ihtiyacını mümine şikâyet eden (ona derdini söyleyen), sanki onu Allah'a şikâyet etmiştir; bir ihtiyacını kâfire şikâyet eden de sanki Allah'ı ona şikâyet etmiştir.3 428- Bayramlardan birinde şöyle buyurmuştur: Bayram, ancak Allah'ın orucunu kabul ettiği, namazını övdüğü kimseler içindir. Allah'a isyan edilmeyen her gün bayramdır.4 429- Kıyamette hasretlerin en büyüğü, haram yoldan mal kazanıp, onu Allah yolunda infak eden birine miras bırakan ve bu yüzden de kendisi cehenneme giderken varisinin cennete gittiği kimsenin hasretidir.5 430- Muamelede en çok zarar eden ve çabada en çok ümitsizliğe uğrayan kimse, bedenini arzuları yolunda çürütüp ilâhî mukadderatın kendisine yardım etmediği kimsedir.
Bu kim- se dünyadan hasretleriyle ayrılır, günahlarıyla da ahirete varır.1 431- Rızık iki kısımdır:
NEH_0557 · S. 580 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
Bu kim- se dünyadan hasretleriyle ayrılır, günahlarıyla da ahirete varır.1 431- Rızık iki kısımdır: Talep eden ve talep edilen. O hâlde kim dünyayı talep ederse, ölüm onu talep eder ve sonunda onu dünyadan çıkarır. Kim de ahireti talep ederse, dünya onu talep eder; öyle ki o rızkını tamamıyla dünyadan almış olur.2 432- İnsanlar dünyanın zahirine bakarken, Allah'ın velileri, onun batınına bakarlar; insanlar dünyanın bugünüyle meşgul olurken (çabuk elde edilen şeyler peşinde koşarken), onlar dünyanın sonuyla (ahiret hazırlığıyla) meşgul olurlar; onlar dünyanın kendilerini öldürmesinden çekindikleri şeyleri öldürürler; kendilerini terk edecek olanları bilir, onları terk ederler; başkalarının dünyadan elde ettiği çok şeyi (ahiret nimetine oranla) az görürler; onu elde etmelerini kaybetmek sayarlar; insanların uzlaştığı şeye düşman, düşmanlık ettikleri şeye de dostturlar. Kitap onlarla bilinir; onlar Kitab'ı bilirler; Kitap onlarla ayakta durur; onlar da Kitap'la ayakta dururlar; umdukları şeyden daha üstün bir şey ummazlar; korktukları şeyden daha üstün bir şeyden korkmazlar.3 433- Lezzetlerin kesilmesini, günahların ise bekasını hatırlayın.4
434- Dene, (sonra) buğzet.1 435- Allah kuluna şükür kapısını açıp da nimetin artış kapısını kapamaz;
NEH_0558 · S. 582–583 · İlginç Sözler756F
İmam Ali
434- Dene, (sonra) buğzet.1 435- Allah kuluna şükür kapısını açıp da nimetin artış kapısını kapamaz; dua kapısını açıp da icabet kapısını kapamaz; ona tövbe kapısını açıp da mağfiret kapısını kapamaz.2 436- İnsanların cömertliğe en layık olanı, cömertlerin onunla tanındığı kimsedir.3 437- İmam'a (a.s), "Adalet mi daha üstündür, yoksa bağış mı?" diye sorduklarında şöyle buyurdu: Adalet her şeyi kendi yerine bırakır, ama bağış onları yerinden çıkarır; adalet genel bir koruyucudur; ama bağış özel bir ihsandır. O hâlde adalet daha yüce ve daha üstündür.4 438- İnsanlar, bilmedikleri şeyin düşmanıdırlar.5 439- Zühdün tümü, Kur'ân'ın iki kelimesi arasındadır. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: "Öyle ki elinizden çıkana karşı üzülmeyesiniz ve size verilenlere sevinmeyesiniz."6 O hâlde, geçmişe üzülmeyen ve geleceğe sevinmeyen kimse, zühdün iki tarafını (geçmiş ve geleceğe itinasızlığı) da elde etmiştir.7 440- Uyku, günün kararlarını ne kadar da bozucudur!1 441- Yöneticilikler, insanların koşu meydanlarıdır.2 442- Hiçbir şehir sana, diğer bir şehirden daha layık değildir; beldelerin en hayırlısı, seni yüklenen (barındıran) beldedir.3 443- Malik Eşter'in (r.a) şahadet haberi geldiğinde şöyle buyurdu: Malik, ne Malikti! And olsun Allah'a ki, eğer bir dağ olsaydı, apayrı yüce bir dağ olurdu; bir taş olsaydı, sert bir kaya olurdu; hiçbir hayvan onun tepesine ayak basamazdı ve hiçbir kuş onun üzerine konamazdı.4 444- Sürekli yapılan az iş, usanılıp bıkılan çok işten daha hayırlıdır.5 445- Bir adamda güzel bir haslet olduğunda, onun kardeşlerini bekleyin.6 446- İmam (a.s) Ferazdak'ın babası Galib b. Sa'sa'ya, "Pek çok olan develerini ne yaptın?" diye sordu. Galib cevaben, "Ey Emirü'l-Müminin, haklarını (farz olan vergilerini) verme onları dağıt- tı." dedi.
İmam buyurdu ki: Bu (Allah yolunda) dağılma, dağılma yollarının en övülenidir.1 447- Din hükümlerini bilmeden …
NEH_0559 · S. 583 · İlginç Sözler756F
Ehl-i Beyt Kul Himmet İmam Ali
İmam buyurdu ki: Bu (Allah yolunda) dağılma, dağılma yollarının en övülenidir.1 447- Din hükümlerini bilmeden ticaret yapan kimse, faize batar.2 448- Kim küçük musibetleri büyük sayarsa, Allah onu büyük belalara duçar kılar.3 449- Kendini değerli bilen, şehvetleri hor ve hakir görür.4 450- Şaka yapan, aklının bir parçasını dışarı atmış olur.5 451- Sana rağbet edene rağbet göstermemen, nasibin noksanlığıdır; sana rağbet etmeyene rağbet etmen ise nefsin zilletidir.6 452- Fakirlik ve zenginlik, (kıyamet günü) Allah'a sunulduktan sonradır.7 453- Zübeyr, uğursuz oğlu Abdullah büyüyünceye kadar sü- rekli olarak biz Ehlibeyt'ten biriydi.1 454- Âdemoğluna övünmek yakışır mı hiç? Başı nütfe, sonu ise leştir; ne kendini rızıklandırabilir, ne de ölümü kendinden uzaklaştırabilir.2 455- "En büyük şair kimdir?" diye sorulunca: Bu topluluk (şairler), koşu meydanlarında yarışmadılar ki yarışın sonucu belli olsun. Ama illa da cevap vermek gerekirse, sapık padişahtır.3/4 456- Acaba ağızda kalan bu yemek artığını (bu değersiz dünyayı) ehline bırakacak hür bir insan yok mu? Canlarınızın değeri cennettir; o hâlde onları ondan düşüğüne satmayın.5 457- İki ihtiras sahibi doymak bilmez: İlim isteyen ve dünyayı isteyen.6 458- İmanın alameti; sana zarar verecek olsa bile fayda verecek yalana karşı doğruluğu seçmen, yaptığından fazla söz söylememen, başkalarının sözleri hakkında da Allah'tan kor- kup sakınmandır.1 459- Mukadderat tedbirlere galip gelir; öyle ki bazen insanın afeti tedbirinde olur.2 460- Hilim ve teenni, ikiz çocuklardır; yüce himmet bunları doğurur.3 461- Gıybet, acizlerin uğraşıdır.4 462- Nice insanlar, başkalarının kendisi hakkındaki övgüsüyle aldanmıştır!5 463- Dünya, başkası için yaratılmıştır; kendisi için değil.6 464- Ümeyyeoğulları'na bir fırsat verilmiş, içinde koşuşturuyorlar.
Aralarında ihtilaf çıktığında, sırtlanlar aldatarak onlara galip gelirler.7 465- Ensar'ın medhinde şöyle …
NEH_0560 · S. 583–588 · İlginç Sözler756F
Hz. Muhammed İmam Ali
Aralarında ihtilaf çıktığında, sırtlanlar aldatarak onlara galip gelirler.7 465- Ensar'ın medhinde şöyle buyurmuştur: Allah'a andolsun ki onlar yavrusunu, bağışlayan eller ve sivri dillerle eğitip ge- liştirdikleri gibi İslâm'ı kendi zenginlikleriyle eğitip geliştirdiler.1 466- Göz, oturağın ipidir. (Kırbanın ipi çözülünce kırbada nasıl su kalmazsa, gözler de uyuyunca abdest kalmaz.)2 467- Onlara, hakkı ikame eden ve din istikrara erinceye kadar istikamet gösteren bir vali yöneticilik yaptı.3 468- İnsanlara çok ısırıcı (çetin) bir zaman gelecektir; o dönemde zengin iki elindeki malı ısıracaktır (infak etmeyecektir); oysa Böyle davranmaya emredilmemiştir; Allah şöyle buyurmuştur: "Aranızda ihsan etmeyi unutmayın."4 O zaman kötüler yücelecek, iyiler hor olacak ve zorda kalanlarla mallarını satmaları için muamele yapacaklar. Oysa Resulullah (s.a.a) zorda kalanlarla alış-verişi yasaklamıştır.5 469- İki kişi (grup) benim hakkımda helak olur: İfrat eden dost ve bühtan edip iftirada bulunan (münafık).6 470- Tevhid ve adalet hakkında soru sorulduğunda: Tevhid Allah'ı vehimle şekillendirip sınırlandırmaman; adalet ise Allah'ı hikmet ve adaletin zıddıyla suçlamamandır.1 471- Susup konuşmamakta hayır yoktur; nitekim cehaletle konuşmakta da hayır yoktur.2 472- Allah'ım, bizleri ram ve uysal bulutlarla suvar; sert ve serkeş (şimşekli ve yıldırımlı) bulutlarla değil.3 473- İmam'a (a.s); "Ey Emirü'l-Müminin, keşke sakalını boyasaydın?!" dediklerinde şöyle buyurdu: Boya süstür, biz ise yasta olan bir topluluğuz.4 /5 474- Allah yolunda şehid olan mücahidin ecri, gücü yettiği hâlde iffetten ayrılmayan kimseden daha büyük değildir. Zira iffetli insan meleklerden bir melek olmaya çok yakındır.6 475- Kanaat, tükenmeyen bir hazinedir.7 476- Adalet ve insafa riayet et; zulüm ve haksızlıktan sakın.
Zulüm, halkın dağılmasına neden olur; haksızlık ise işi kılıca götürür.1 477- Günahların en şiddetlisi, …
NEH_0561 · S. 589–590 · İlginç Sözler756F
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Ali
Zulüm, halkın dağılmasına neden olur; haksızlık ise işi kılıca götürür.1 477- Günahların en şiddetlisi, sahibinin önemsemediği günahtır.2 478- Allah, âlimlerden öğretme sözünü almadıkça, cahillerden öğrenme sözünü almadı.3 479- Kardeşlerin en kötüsü, kendisi için meşakkate düşülen kimsedir.4 480- Mümin, kardeşini öfkelendirdiğinde (veya utandırdığında), ondan ayrılmış demektir.5 dür. Bizlere lütfedip Hz. Ali'nin dağınık sözlerini bir yere toplama ve birbirinden ayrı ifadelerini yakınlaştırma hususunda başarı ihsan eden Allah'a hamdederim. Önceden de söylediğim gibi her bölümün sonunda birkaç boş sayfa bıraktım ve yeni hadisler buldukça da ilgili bölümlere ekleyeceğim. Zira bazı sözler bize gizli kalıp sonradan ortaya çıkabilir. Bütün başarılar sadece Allah'ın yardımı iledir. Ben O'na tevekkül ettim. O bize yeter ve Allah ne de güzel vekildir. Bu kitap hicrî recep 400 yılında sona erdi. Allah'ın selâmı efendimiz, peygamberlerin sonuncusu ve en iyi yol gösterici olan Hz. Muhammed'e (s.a.a), temiz Ehlibeyt'ine ve yakin göklerinin yıldızları olan ashabına olsun.

içindekiler

Tahkik Edenin Notu ......................................................................
NEH_0562 · S. 591–633 · içindekiler
İmam Ali
Tahkik Edenin Notu ...................................................................... 5 Çevirmenin Notu......................................................................... 23 Birinci Bölüm: Hutbeler İkinci Bölüm: Mektuplar Üçüncü Bölüm: Hikmetli Sözler İlginç Sözler .........................................................................538