Hidayet Önderleri: İmam Musa Kâzım

305 Passagen · İmam Musa Kâzım · siyer · Quelle: H. O. imam Musa Kazim-www.caferilik.com.pdf

Gefiltert wird nach Gestalt, nicht nach Kapitel: In diesem Stoff sucht man „wo spricht İmam Cafer Sadık“, und die Kapitelangaben vieler Bände sind dafür zu grob. Ein blasser Namenschip heißt: die Gestalt ist über Band oder Kapitel belegt, im Wortlaut der Passage aber nicht genannt.

https://t.me/caferilikcom

Türkiye Caferileri Sitesi Kevser Suresi Rahman Rahim Allahʹın Adıyla Şüphesiz biz, sana Kevserʹi verdik.
KAZ_0001 · S. 1–6 · https://t.me/caferilikcom
İmam Musa Kâzım Ehl-i Beyt İmam Ali İmam Cafer Sadık
Türkiye Caferileri Sitesi Kevser Suresi Rahman Rahim Allahʹın Adıyla Şüphesiz biz, sana Kevserʹi verdik. Şu hâlde Rabbin için namaz kıl ve tekbir alırken, namazda ellerini boğazına kadar kaldır. Doğrusu asıl soyu kesik olan, sana kin duyandır. Türkiye Caferileri Sitesi İ M A M MUSA KÂZIM (ONA SELAM OLSUN ) 9. cilt Telif Komisyonu (Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı) Çeviri: Vahdettin İnce Tashih & Tatbik: Murtaza Turabî Musa Güneş K E V S E R Türkiye Caferileri Sitesi Kevser Yayınları: 153 Eserin Orijinal Adı: Aʹlamuʹl‐Hidaye; Musa b. Cafer el‐Kâzım (aleyhiʹs‐selâm) Dizgi ve Mizanpaj: Kevser Yayıncılık Son Okur: Kevser Kapak Tasarım: Kevser Cilt: Erdoğanlar Mücellit Baskı: Can Matbaacılık 1. Baskı: Mayıs 2009 ISBN 978‐975‐6640‐67‐7 (Takım No) 978‐9944‐709‐37‐8 (Cilt No) Adres: Kevser Basın Yayın Ltd. Şti. Horhor Cad. Eren Apt. No: 78/3 Fatih – İSTANBUL Tel: (0212) 534 35 28 Fax: 631 36 01 Türkiye Caferileri Sitesi ﺍﻟﻘﺮﺁﻥ ﺍﻟﻜﺮﱘ : ًﺇﹺﻧﱠﻤَﺎ ﻳُﺮﹺﻳﺪُ ﺍﷲُ ﻟِﻴُﺬﹾﻫِﺐَ ﻋَﻨْﻜﹸﻢُ ﺍﻟﺮﱢﺟْﺲَ ﺃﹶﻫْـﻞﹶ ﺍﻟﹾﺒَﻴْـﺖِ ﻭَ ﻳُﻄﹶﻬﱢﺮَﻛﹸﻢْ ﺗَﻄﹾﻬﹺﲑ ﺍ. Kurʹân‐ı Kerim: Allah ancak siz Ehl‐i Beytʹten her türlü kötülüğü uzak tutmak ve sizi tertemiz kılmak ister. (Ahzâb / 33) Türkiye Caferileri Sitesi ﻗﹶﺎﻝﹶ ﺭَﺳُﻮﻝ ﺍﷲ ) ﺻﻠﹼﯽ ﺍﷲ ﻋﻠﻴﻪ ﻭَ ﺁﻟﻪ (:
: ِﻛِﺘَﺎﺏَ ﺍﷲ،ِ ﻭَ ﻋِﺘْﺮَﺗِـﻲ ﺍﹶﻫْـﻞﹶ ﺑَﻴْﺘ َﻲ، ﻣَﺎ ﺍِﻥﹾ ﺗَﻤَﺴﱠﻜﹾﺘُﻢْ ﺑﹺﻬﹺﻤَﺎ ﻟﹶﻦْ ﺗَﻀِﻠﱡﻮﺍ ﺍﹶﺑَﺪًﺍ، …
KAZ_0002 · S. 6–7 · https://t.me/caferilikcom
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
: ِﻛِﺘَﺎﺏَ ﺍﷲ،ِ ﻭَ ﻋِﺘْﺮَﺗِـﻲ ﺍﹶﻫْـﻞﹶ ﺑَﻴْﺘ َﻲ، ﻣَﺎ ﺍِﻥﹾ ﺗَﻤَﺴﱠﻜﹾﺘُﻢْ ﺑﹺﻬﹺﻤَﺎ ﻟﹶﻦْ ﺗَﻀِﻠﱡﻮﺍ ﺍﹶﺑَﺪًﺍ، ﻭَﺍﻧﱠﻬُﻤَﺎ ﻟﹶـﻦْ َﻳَﻔﹾﺘَﺮﹺﻗﹶﺎ ﺣَﺘﯽّ ﻳ ﺮﹺﺩَﺍ ﻋَﻠﹶﻲﱠ ﺍﻟﹾﺤَﻮْﺽ . Hz. Resulullah (s.a.a): Ben, sizin aranızda iki paha biçilmez emanet bırakıyorum: ‐Biri‐ Allahʹın kitabı ve ‐diğeri‐ itretim, Ehl‐i Beytʹim. Bu ikisine sımsıkı sa‐ rıldığınız müddetçe asla sapmazsınız. Bu ikisi Kevser havuzunun başında bana varıncaya kadar birbirinden ayrılmazlar. Türkiye Caferileri Sitesi TAKDİM Rahman ve Rahim Allahʹın Adıyla Son dönemde düşmanların tüm çabalarına rağmen mo‐ dern cehaletten bitkin düşen ve evrensel adalete susamış olan dünya gözünü bir kez daha İslâm dinine, Şia kültürüne ve Ehl‐i Beyt (a.s) Ekolüʹne dikmiş durumda. Bu durum, se‐ vindirici olmakla beraber bilinçli insanların sorumluluğunu kat kat artıran, başta Hz. Resulullah (s.a.a) olmak üzere hi‐ dayet önderleri olan Ehl‐i Beytʹi tanıtmanın ne denli zaruret hâline geldiğini gözler önüne seren bir faktördür aynı za‐ manda. İşte bu nedenle, Ehl‐i Beyt ve Muhammedî öz İslâm kül‐ türünü yaymayı amaç edinen yayınevimiz bu doğrultuda yazar ve araştırmacıların araştırma eserlerine ve ilmî faali‐ yetlerine kucak açıyor ve kendisini bu yüce kültürün yayıl‐ ması için çaba harcayan yazar ve mütercimlerin hizmetçisi biliyor. Bu hususta Dünya Ehl‐i Beyt Kurultayıʹnın, Şiaʹnın dü‐ şünürlerinden oluşturduğu bir komisyon aracılığıyla hazır‐ lattığı ʺHidayet Önderleriʺ unvanıyla 14 ciltten oluşan dev çalışması şayan‐ı teveccühtür.
Bu titiz çalışmada bir taraftan Müslümanlar arası vah‐ det ve birliğin zaruretinin bilinci hâkim iken, diğer …
KAZ_0003 · S. 7 · https://t.me/caferilikcom
Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Bu titiz çalışmada bir taraftan Müslümanlar arası vah‐ det ve birliğin zaruretinin bilinci hâkim iken, diğer taraftan akıcı bir üslûpla kaleme alınması, gerçeklerin, konusunda kay‐ nak kitaplar esas alınarak tüm çıplaklığıyla ortaya konulma‐ sına dikkat edilmiştir. Ehl‐i Beyt öğretileriyle ilgili olarak Türkiye Caferileri Sitesi merkez konumunda olan ʺDünya Ehl‐i Beyt Kurultayıʺndan da ancak bu özellikleri haiz bir çalışma beklenirdi zaten. Yayınevimizin, konusunda kaynak olacak 14 ciltlik bu dev eseri Türkçeʹye kazandırma yönünde birkaç yıldan beri çalışma başlattığı ve kısa aralıklarla okurlarına sunacağı ha‐ berini siz değerleri okurlarla paylaşmak isteriz. Kitabın telifinde gösterilen titizlik, çeviri aşamasında da gözetildi. Güçlü çevirmenlerin akıcı çevirilerinden sonra ay‐ nen kaynak eserlerde olduğu gibi orijinal metni ile tatbik ya‐ pıldı. Tatbik aşamasında uzman kadrodan yararlanıldı. Bü‐ tün bu aşamalardan sonra yine uzman kardeşlerimiz ve üs‐ tatlarımız tarafından bir kez daha gözden geçirildi. Bu arada eserin hazırlanmasında emeği geçen bütün üs‐ tatlara ve kardeşlerimize teşekkürü borç biliyoruz. Kültürel cihad meydanında atılan bu küçük adımın, Mevlaʹmızın rızasını kazanmaya vesile olması ve Ehl‐i Beyt öğretilerine susamış insanlara faydalı olması umuduyla…

Önsöz

Rahman ve Rahim Allahʹın Adıyla Hamd, her şeyi yaratan ve ona yol gösteren Allahʹa mah‐ sustur.
KAZ_0004 · S. 9 · Önsöz
Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Rahman ve Rahim Allahʹın Adıyla Hamd, her şeyi yaratan ve ona yol gösteren Allahʹa mah‐ sustur. Salât ve selâm Allahʹın kulları için rehber olarak seç‐ tiği önderler, özellikle peygamberlerin sonuncusu, elçilerin ve seçkin kulların efendisi Ebuʹl‐Kasım Muhammed Mustafa (s.a.a) ile onun mübarek ve tertemiz Ehl‐i Beytʹinin üzerine olsun. Yüce Allah insanı yarattı ve onu akıl ve irade unsurları ile donattı. İnsan aklı ile gerçeği görüp ortaya çıkarır ve onu batıldan ayırt eder. İrade ile de yararına gördüğü, amaçları‐ nı ve hedeflerini gerçekleştireceğini düşündüğü şeyi seçer. Yüce Allah, bu ayırt edici aklı kulları için hüccet kıldı. Bu akıllara hidayet pınarından feyiz sunarak onları destek‐ ledi. Çünkü insana bilmediklerini öğreten, onu lâyığı oldu‐ ğu kemal yoluna yönlendiren, ona uğruna yaratıldığı ve ger‐ çekleştirilmesi için dünyaya getirildiği amacı bildiren Oʹdur. Kurʹân‐ı Kerim bize ilâhî hidayetin kriterlerini, ufukla‐ rını, gereklerini ve yollarını açık nasları ile belirtti. Ayrıca bir yandan bu hidayetin sebeplerini açıklarken, öbür yandan onun meyvelerini ve sonuçlarını gözler önüne serdi. Yüce Allah şöyle buyuruyor: De ki, asıl hidayet Allahʹın hidayetidir.1 Türkiye Caferileri Sitesi
Allah dilediği kimseleri doğru yola iletir.1 Allah gerçeği söyler ve O doğru yola iletir.2 Kim Allahʹa …
KAZ_0005 · S. 10 · Önsöz
İmam Musa Kâzım
Allah dilediği kimseleri doğru yola iletir.1 Allah gerçeği söyler ve O doğru yola iletir.2 Kim Allahʹa sarılırsa, o kesinlikle doğru yola ile‐ tilmiştir.3 De ki, Allah hakka iletir. Hakka ileten mi uyul‐ maya daha lâyıktır, yoksa başkasının kılavuzluğun‐ dan yararlanmadıkça kendisi doğru yolu bulama‐ yan mı?4 Kendilerine bilgi verilenler, Rabbinden sana in‐ dirilen mesajın gerçek olduğunu, üstün iradeli ve hamde lâyık Allahʹın yoluna ilettiğini görürler.5 Allahʹtan kaynaklanan bir yol gösterme olmaksı‐ zın keyfî arzusuna uyandan daha sapık kim olabi‐ lir?6 Buna göre hidayetin kaynağı yüce Allahʹtır ve gerçek hidayet Oʹnun hidayetidir. İnsanı elinden tutup doğru yola ve sağlam gerçeğe ileten Oʹdur. Bunlar ilmin desteklediği, bilginlerin idrak edip bütün varlıkları ile boyun eğdikleri gerçeklerdir. Yüce Allah, insan fıtratını kemale ve cemale eğilimli bir yapıda yarattı. Sonra onu lâyığı olduğu kemale yönlendir‐ mekle ödüllendirdi ve ona kemale erdirecek yolu tanıma ni‐ metini bağışladı. Bu yüzden yüce Allah; ʺBen cinleri ve in‐ sanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.ʺ7 buyuru‐ yor. Nasıl ibadet edileceği bilinmeden bu görev gerçekleşti‐ rilemeyeceği için bilmek ile ibadet etmek kemal zirvesine er‐ direcek tek yol ve yegâne amaç olmuştur.
Türkiye Caferileri Sitesi Öte yandan insanın kemale doğru hareketinde itici et‐ ken olması için onu öfke ve …
KAZ_0006 · S. 10–11 · Önsöz
İmam Musa Kâzım
Türkiye Caferileri Sitesi Öte yandan insanın kemale doğru hareketinde itici et‐ ken olması için onu öfke ve hırs içgüdüleri ile donattığından dolayı, öfkenin ve hırsın ve bunlardan kaynaklanan ve bun‐ ların gerekleri olan arzu ve duyguların egemenliğinden kur‐ tulmasından emin olunamaz. Bundan dolayı insan aklının ve diğer bilgi edinme yöntemlerinin yanı sıra sağlıklı algı‐ lamayı ve görmeyi garanti edecek araçlara da muhtaçtır. Bu araçlar sayesinde yüce Allahʹın ona yönelik hücceti tamam‐ lanmış, hidayet nimeti kemale ermiş ve böylece serbest ira‐ desiyle iyilik ya da kötülük yolunu seçmesini mümkün kıla‐ cak bütün sebeplere sahip olmuş olur. Bundan dolayı ilâhî hidayet yasası, insan aklını destek‐ lemeyi gerekli gördü. Bu destek ilâhî vahiy ve kulları doğru yola yöneltme sorumluluğunu üstlenmek üzere Allah tara‐ fından seçilen hidayet önderleri aracılığı ile gerçekleşti. Bu destekleme ise, gerekli bilgileri ayrıntılı şekilde sunmak ve hayatın her alanında gerekli olan yönlendirmeleri yapmakla gerçekleşmiştir. Tarihin başlangıcından itibaren bütün çağlar ve yüzyıl‐ lar boyunca peygamberler ile onların vasileri ilâhî hidayet meşalesini elden ele taşımışlardır. Yüce Allah kullarını hiç‐ bir yerde, hiçbir zaman hidayete ileten bir hüccetsiz, doğru yolu gösteren bir mürşitsiz ve aydınlatıcı ışıksız bırakma‐ mıştır. Aklın delillerini destekler nitelikteki vahiy nasları açıkça belirtiyor ki, yeryüzü yüce Allahʹın kullara hitap ede‐ cek hüccetinden yana boş kalmaz. Çünkü böyle bir boşluk insanlar tarafından yüce Allahʹa karşı bahane ve gerekçe o‐ larak kullanılabilir. Buna göre hüccet kullardan önce, kullarla beraber ve kullardan sonra hep vardır. Öyle ki, eğer yeryüzünde sade‐ ce iki kişi kalsa, onlardan biri hüccet olur. Kurʹân‐ı Kerim bu ilkeyi şüpheye yer bırakmayacak şe‐ kilde şöyle vurguluyor:
Sen sadece bir uyarıcısın ve her kavmin bir yol göstericisi vardır.1 Yüce Allahʹın nebileri, resulleri ve …
KAZ_0007 · S. 12 · Önsöz
İmam Musa Kâzım
Sen sadece bir uyarıcısın ve her kavmin bir yol göstericisi vardır.1 Yüce Allahʹın nebileri, resulleri ve onların yol gösterici vasileri doğru yola yöneltme görevini bütün aşamaları ile üstlenirler. Bu aşamalar şu maddelerde özetlenebilir: 1‐ Vahyi tam bir şekilde almak ve ilâhî mesajı en ince ay‐ rıntısına kadar kapsamak. Bu aşama elçiliği üstlenmek için tam bir hazırlığı gerektirir. Bundan dolayı elçilerle ilgili se‐ çim, tamamı ile Allahʹa ait bir iştir. Kurʹân‐ı Kerimʹde bu ger‐ çek şöyle ifade edilir: Allah elçilik görevini kime vereceğini daha iyi bilir.2 Allah elçilerinden dilediğini seçer.3 2‐ İlâhî mesajı insanlığa ve mesajın hitap ettiği kitleye u‐ laştırmak. Bu ulaştırma görevi, ulaştırma görevini, ulaştır‐ manın amaçlarını ve gereklerini bütün ayrıntıları ile kapsa‐ mada somutlaşan tam bir yeterliliğin yanı sıra yanlış yap‐ maktan ve sapmalardan korunmuş olmaya dayanır. Yüce Allah bu ilkeyi şöyle ifade ediyor: İnsanlar tek bir ümmet idi. Allah peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi.
Onlarla beraber anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm vermek üzere gerçeği içeren kitabı …
KAZ_0008 · S. 12 · Önsöz
İmam Musa Kâzım
Onlarla beraber anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm vermek üzere gerçeği içeren kitabı gönderdi.4 3‐ İlâhî risalete inanan bir ümmet oluşturmak ve bu üm‐ meti hidayete erdirici önderliği destekleyip güçlendirmeye hazırlamak. Bu hazırlığın amacı ilâhî risaletin amaçlarını ger‐ çekleştirmek ve onun yasalarını hayata uygulamaktır. Kurʹ‐ ân‐ı Kerimʹin ayetleri bu görevi açık bir dille vurgularken tezkiye (arındırma) ve talim (öğretim) terimlerini kullanarak şöyle diyor: Onları arındırıp yücelten, onlara kitabı ve hik‐ meti öğreten bir elçi gönderdi.1 Tezkiye, insana lâyık kemal doğrultusundaki eğitimdir. Bu eğitim, kemalin bütün unsurları ile donanmış, elverişli bir örneğin varlığını gerektirir. Nitekim yüce Allah şöyle bu‐ yuruyor: Allahʹın Elçisiʹnde sizin için güzel bir örnek var‐ dır.2 4‐ İlâhî risaleti, onun için belirlenen süre boyunca bo‐ zulmadan, değişmeye ve kayba uğratmadan korumak. Bu görev de ilmî ve ruhsal yeterliliği gerektirir ki, buna ʺismetʺ (yanılgıdan ve hatadan korunmuşluk) denir. 5‐ Manevî misyonun amaçlarını gerçekleştirmek, fertle‐ rin vicdanlarında ve toplumların kurumlarında ahlâkî de‐ ğerleri kökleştirmek için çalışmak. Bu da ancak ilâhî kriter‐ leri yürürlüğe koymakla, ilâhî risaletin kriterleri uyarınca ümmetin işlerini yönetmeyi üstlenen siyasî bir yapı kurarak hanif dinin yasalarını topluma uygulamakla mümkündür. Bu yürütme görevi bilge bir yönetim kadrosu, üstün bir ce‐ saret, büyük bir kararlılık, fertlerin psikolojileri ile toplum‐ sal uygulamalarla, fikrî, siyasî ve sosyal akımlarla, yönetim, eğitim ve hayat tecrübeleri ile ilgili tam bir bilgiyi gerektirir. Bunların hepsini evrensel bir dinî devleti yönetmeyi sağ‐ layacak ilmî yeterlilikle özetleyebiliriz. Bu ilmî yeterliliğe di‐ nî yönetimi her türlü sapmadan ve yanlış uygulamadan ko‐ ruyacak ruhsal yeterlilikte ifadesini bulan ʺismetʺ (yanılma‐ dan ve hatadan korunmuşluk) sıfatını da eklemek gerekir.
Çünkü bu yönden bir yetersizlik hâlinde baş gösterebilecek olan sapmalar ve yanlışlıklar yönetimin ve ona …
KAZ_0009 · S. 14 · Önsöz
İmam Musa Kâzım
Çünkü bu yönden bir yetersizlik hâlinde baş gösterebilecek olan sapmalar ve yanlışlıklar yönetimin ve ona uyan ümme‐ tin takip ettiği yolda ilâhî risaletin amaçları ile çelişen olum‐ suz etkiler meydana getirebilir. Tarih boyunca gelen peygamberler ile arkalarından ge‐ len seçkin önderler özveriyi gerektiren hidayet yolunu izle‐ diler, meşakkatli eğitim yolunda yürüdüler, ilâhî elçilik gö‐ revini yerine getirme yolunda her türlü zorluğa katlandılar, ilâhî elçilik hedeflerinin gerçekleşmesi yolunda kendini ilke‐ lerine ve inançlarına adamış bir insanın feda edebileceği her şeylerini feda ettiler. Bir an bile geri çekilmediler, göz açıp kapatacak bir süre kadar bile yerlerinde saymadılar. Yüce Allah onların yüzyıllar boyu süren kesintisiz gay‐ retlerini ve cihatlarını peygamberlerin sonuncusu olan Ab‐ dullah oğlu Muhammedʹin (s.a.a) peygamberliği ile taçlan‐ dırdı, büyük emaneti ve bütün aşamaları ile hidayet sorum‐ luluğunu ona yükledi, ondan bu emanetin hedeflerini ger‐ çekleştirmesini istedi. Bu en büyük peygamber, bu sarp ve dikenli yolda müthiş adımlar attı, köklü değişimlere yol a‐ çan davetler ve inkılâpçı hareketler alanında son derece kısa sürede mümkün olan en büyük başarıyı gerçekleştirdi. Yir‐ mi yıl kadar süren geceli gündüzlü çabalarının ve cihadının başlıca kazanımları şu maddelerde özetlenebilir: 1‐ İnsanlığa süreklilik ve kalıcılık unsurlarını içeren ek‐ siksiz bir ilâhî mesaj sunmak. 2‐ Bu mesajı yozlaşmadan ve sapmadan koruyan unsur‐ larla donatmak. 3‐ İlke olarak İslâmʹa, önder olarak Peygamberimize ve hayat yasası olarak şeriata inanan bir ümmet oluşturmak. 4‐ İslâm sancağını taşıyan ve ilâhî şeriatı uygulayan bir siyasî yapı, bir İslâm devleti kurmak. 5‐ Peygamberimizin önderliğinde örneğini bulan hik‐ metli ilâhî önderliğin aydınlık saçan yüzünü sunmak.
Bu ilâhî risalet ve görevin hedeflerini eksiksiz bir şekil‐ de gerçekleştirmek için şunlar zarurîdir:
KAZ_0010 · S. 15 · Önsöz
Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Bu ilâhî risalet ve görevin hedeflerini eksiksiz bir şekil‐ de gerçekleştirmek için şunlar zarurîdir: a) Bu ilâhî risaletin uygulamasını ve onu yozlaştırıp yık‐ mak için sürekli fırsat kollayan komplolardan korumayı ga‐ ranti edecek yeterlilikte bir önderliğin devamlı şekilde var olması. b) İlmî ve psikolojik bakımdan yeterli bir eğitimcinin eli ile verilecek sağlıklı bir eğitimin nesiller boyunca sürmesi, bu yeterli eğitimcinin ahlâkta ve davranışta Peygamberimiz gibi örnek olması, ilâhî risaleti bütün yönleri ile kapsayıp bütün davranışlarında ve tutumlarında somutlaştırması. Bundan dolayı Peygamberimiz (s.a.a) ilâhî bir plân ge‐ reğince Ehl‐i Beytʹine mensup bazı seçkinleri bu görev için hazırlamakla ve bu seçkinlerin isimlerini ve fonksiyonlarını açıkça belirtmekle yükümlü kılındı. Bu seçkin önderler, Peygamberimizin (s.a.a) başlattığı bü‐ yük hareketin ve kıyamete kadar hüküm sürecek olan ilâhî hidayetin dizginlerini yüce Allahʹın emri ile teslim alacaklar, yüce Allahʹın ebedîlik bahşettiği ilâhî risaleti cahillerin boz‐ malarından ve hainlerin tuzaklarından koruyacaklar, yüz‐ yıllar boyunca ve dünya durdukça kriterlerini açıklamayı, sırlarını ve hazinelerini gözler önüne sermeyi üstlendikleri mübarek şeriatın değerleri ve kavramları uyarınca nesilleri eğiteceklerdi. Bu ilâhî plân, Resulullahʹın (s.a.a) sözlerinde şöyle so‐ mutlaşıyor: Ben size iki değerli emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız takdirde kesinlikle sapıtmazsınız. Bunlar Allahʹın kitabı ile benim Ehl‐i Beytʹimdir. Bunlar Ha‐ vuzʹda yanıma gelinceye kadar birbirlerinden asla ay‐ rılmayacaklardır. Ehl‐i Beyt İmamları (hepsine Allahʹın selâmı olsun) Pey‐ gamberimizin (s.a.a) Allahʹın emri ile kendinden sonra üm‐ metin önderliğini üstlenmek üzere tanıttığı en hayırlı kimse‐ lerdir. On İki Ehl‐i Beyt İmamıʹnın hayat çizgisi, Hz. Peygam‐ ber (s.a.a) döneminden sonraki İslâmʹın gerçek çizgisini yan‐ sıtır.
Onların hayatlarını kapsamlı biçimde incelemek, köklü İslâm hareketinin kapsamlı bir portresini gözlerimiz …
KAZ_0011 · S. 15 · Önsöz
Oniki İmam İmam Musa Kâzım
Onların hayatlarını kapsamlı biçimde incelemek, köklü İslâm hareketinin kapsamlı bir portresini gözlerimiz önüne sürer. O İslâm hareketi ki, Peygamberimizin (s.a.a) vefatının arkasından ateşli enerjisi zayıflamaya yüz tuttu, ama sonra ümmetin derinliklerinde içten içe yol almaya başladı. Bu sü‐ reçte Masum İmamlar (Allahʹın selâmı hepsine olsun) üm‐ meti bilinçlendirmeye, ümmetin enerjisini Peygamberimizin (s.a.a) kutsal devrimini kavrama doğrultusunda harekete geçirmeye çalıştılar. Fakat yönetimin ve ümmetin tutumları‐ na egemen olan evrensel yasaların müsaade ettiği ölçüde i‐ lerleyebildiler. Bu râşid imamların hayatlarında dikkat çeken ortak ö‐ zellikler şunlar oldu: Peygamberimizin (s.a.a) açtığı çığırı ıs‐ rarla izlediler. Ümmet, teveccühünü onlara yönelterek on‐ larla kaynaştı, onları Hidayet Önderleri ve müminlerin yo‐ lunu aydınlatan yıldızlar olarak benimsedi. Onlar Allahʹa ve Oʹnun rızasına ulaştıran kılavuzlar, Allahʹın emrinde karar bulanlar, Allah sevgisinde kemale erenler, Allah özleminin ateşinde eriyenler, imrenilen insanî kemalin zirvelerine yö‐ nelik tırmanışta birbirleri ile yarışanlardır.
Onların hayatı cihadın, sabırla Allahʹa itaat etmenin, za‐ limlerden gelen cefaya tahammül etmenin çeşitli …
KAZ_0012 · S. 15 · Önsöz
Hz. Muhammed Ehl-i Beyt İmam Hasan Askerî İmam Mehdi İmam Musa Kâzım
Onların hayatı cihadın, sabırla Allahʹa itaat etmenin, za‐ limlerden gelen cefaya tahammül etmenin çeşitli örnekleri ile doludur. Öyle ki, yüce Allahʹın hükümlerini yürürlüğe koyma uğrundaki kararlı direnişin en üstün örnekleri oldu‐ lar. Bu direnişin arkasından onurlu şehitliği, onursuz hayata tercih ederek yüce bir mücadelenin ve büyük bir cihadın ar‐ kasından Allahʹa kavuşma başarısını elde ettiler. Tarihçiler ve yazarlar, bu İmamların hayatlarını her açıdan ele alıp tam anlamı ile incelediklerini iddia edemezler. Bundan dolayı bizim bu girişimimiz onların hayatlarından bazı kesitler; ki‐ şilikleri, davranışları ve tutumları hakkında tarihçilerin kay‐ dettikleri ve araştırma kaynaklarında bulabildiğimiz bazı a‐ lıntıları sunmaktan ibarettir. Yüce Allahʹın bu çalışmamızı faydalı kılmasını umarız. Hiç şüphesiz başarının sahibi Oʹ‐ dur. Ehl‐i Beyt hareketi hakkındaki bu incelememiz, İslâm Peygamberi ve elçilerin sonuncusu Abdullah oğlu Muham‐ med Mustafa (s.a.a) ile başlayıp, vasilerin sonuncusu ve bek‐ lenen Mehdi Muhammed b. Hasan Askerî ile son buluyor. Yüce Allah onun ortaya çıkışını çabuklaştırsın ve yeryüzünü adaleti ile aydınlatsın.
Bu kitap, Resulullahʹtan (s.a.a) sonra Ehl‐i Beyt İmamla‐ rıʹnın yedincisi ve Masum Hidayet Önderleriʹnin …
KAZ_0013 · S. 15–17 · Önsöz
Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Bu kitap, Resulullahʹtan (s.a.a) sonra Ehl‐i Beyt İmamla‐ rıʹnın yedincisi ve Masum Hidayet Önderleriʹnin dokuzun‐ cusu olan İmam Musa Kâzımʹın hayatını incelemeye ayrıldı. İmam Musa Kâzım (a.s); ilim, hidayet, amel ve eğitim alan‐ larında Hz. Peygamberʹin (s.a.a) üstün kemallerini tüm bo‐ yutları ile somutlaştırdı. Onun yoğun kültürel faaliyetleri sonucu Ehl‐i Beyt Medresesi daha da bir genişledi, bu eko‐ lün öğretileri aydınlandı ve meyveleri yeşermeye başladı; bu dönemde bile biz o çalışmaların nurundan faydalanmakta‐ yız. Bu kutsal projenin gerçekleştirilip gün ışığına çıkarıl‐ ması için yoğun gayretleri ile katkıda bulunan bütün kar‐ deşlerimize, özellikle Seyyid Munzir Hakîmʹin denetiminde çalışan yazarlar kurulunun üyelerine şükranlarımızı sunma‐ lıyız. Son sözümüz bizi bu kutsal projeyi gerçekleştirmeye muvaffak eden yüce Allahʹa dua ve şükürlerimizi sunmak olacaktır. O, kâfidir ve ne güzel yardımcıdır. Dünya Ehl‐i Beyt Kurultayı
● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Hayatına Kısa Bir Bakış ● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Kişiliğinden İzlenimler ● İmam …
KAZ_0014 · S. 19–21 · Önsöz
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Hayatına Kısa Bir Bakış ● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Kişiliğinden İzlenimler ● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Kişiliğinden Görünümler İMAM MUSA KÂZIMʹIN HAYATINA KISA BİR BAKIŞ Öfkesine yutkunan (Kâzım) ismiyle tanınan İmam Musa b. Cafer (a.s), Müslümanların Resulullahʹtan (s.a.a) sonraki imamlarının yedincisi, İslâm dünyasının rabbanî hidayet önderlerinden ve insanlık dünyasının irfan ve marifet gü‐ neşlerinden biridir. Ki görkem ve nuruyla hâlâ varlık âlemi‐ ni aydınlatmaktadır. Hiç kuşkusuz o, Resul‐i Ekremʹin (s.a.a) Kurʹânʹla birlik‐ te anıp eşdeğer saydığı, akıl sahipleri için önder olarak nite‐ lendirdiği, kurtuluş gemisi, kulların güvencesi ve memleket‐ lerin dayanağı olarak tasvir ettiği temiz bir nesildendir. İmam Kâzım (a.s) ulu Nebevî çınarının bir dalı, görkem‐ li Alevî ağacın olgun bir meyvesi, Resul ilminin bir durağı, vahiy ile iman kapılarından ve Allahʹın ilim madenlerinden biridir. İmam Musa b. Cafer (a.s), hicrî 128 tarihinde, Emevî dö‐ neminin sonunda dünyaya geldi ve Nebevî hilafet adıyla İs‐ lâm topraklarında fesat çıkaran bu ailenin çöküş günlerine tanık oldu. Aynı şekilde, ʺÂl‐i Muhammedʹden Razı Olunanʺ slo‐ ganı altında gerçek çehrelerini gizleyip insanları aldatan ve bu yolla İslâm âleminin önderlik makamını işgal eden Ab‐ basî yönetiminin kuruluş günlerini de gördü.
Mübarek ömrünün iki dönemini babası İmam Cafer Sa‐ dıkʹın (a.s) himayesinde yaşadı.
KAZ_0015 · S. 21 · Önsöz
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım Ehl-i Beyt İmam Mehdi
Mübarek ömrünün iki dönemini babası İmam Cafer Sa‐ dıkʹın (a.s) himayesinde yaşadı. Kerem sahibi babasının ilimlerinin ve rabbanî medresesinin gölgesinde büyüdü. O ilim ve medrese ki, İslâm âlemini, daha doğrusu bütün in‐ sanlık âlemini aydınlatıcı bir etkinliğe sahipti. Dolayısıyla İmam Musa Kâzım (a.s) es‐Seffahʹın ve hicrî 148. yılının şevval ayının yirmi beşince gönünde babasını öldüren el‐Mansurʹun yönetimlerine tanık oldu. Böylece ba‐ bası İmam Cafer Sadıkʹtan (a.s) sonra çok zor bir dönemde, hayatından endişe edilen bir ortamda imamet makamına geldi. İmam Cafer Sadık (a.s), ilâhî risalet hareketinin en zor siyasi koşullarda bile devam etmesi için oğlu Musaʹnın ko‐ runmasına yönelik tüm tedbirleri almıştı. Böylece İmam Musa Kâzım (a.s) da hidayet misyonunu en güzel şekilde yerine getirdiği 30 yıl boyunca bu görkemli ulu ağacın mey‐ velerinin olgunlaşması için her türlü çabayı sarf etti. Bu ba‐ kımdan Abbasî halifelerinden el‐Mehdi ile Harun Reşid za‐ manlarında nispî bir özgürlük ortamına kavuşmuştu. İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Abbasî yönetimi altında ge‐ çen mübarek ömrünün üç döneminde, Abbasîler henüz güç‐ lenmemiş ve şiddete başvurmamışlardı. Ama ömrünün so‐ nuna doğru ağır baskılara maruz kaldı. Öyle ki hem Eme‐ vîler zamanında, hem de Harun Reşidʹden önceki Abbasî halifeler zamanında Allah ve Resulü adına hükmeden sul‐ tanların yardakçıları tarafından Allah yolunda öldürülünce‐ ye kadar sürekli hapse atılma ve suikast girişimlerine maruz kalma bakımından, ondan önceki Ehl‐i Beyt İmamlarıʹndan çok azı bu tür baskılara tanık olmuştu. Rivayet edilir ki, Harun Reşid, Resulullahʹa (s.a.a) oğlu Musa b. Caferʹin yakalanmasından dolayı hitapta bulunmuş ve onun ümmet arasındaki varlığının ayrılığa sebep oldu‐ ğunu ileri sürerek özür dilemiştir… İşte bu yöneticiler Müs‐ lümanlara, hatta onların İmamlarına bu şekilde tahakküm etmiştir... Hepimiz Allahʹtanız ve hepimiz Oʹna dönücüleriz.
Hiç kuşkusuz İmam Musa Kâzım (a.s), dedesi Resulul‐ lahʹın (s.a.a) ve masum ataları Emirüʹl‐Müminin Ali, …
KAZ_0016 · S. 23 · Önsöz
İmam Ali Hz. Muhammed İmam Hasan İmam Hüseyin İmam Musa Kâzım
Hiç kuşkusuz İmam Musa Kâzım (a.s), dedesi Resulul‐ lahʹın (s.a.a) ve masum ataları Emirüʹl‐Müminin Ali, Hasan, Hüseyin, Ali, Muhammed ve Caferʹin (selâm üzerlerine ol‐ sun) yolunu izledi, onların hareket metodunu takip etti. On‐ lar gibi ilâhî risalete dair işlerle ilgilendi, onu zayi olma ve tahrif olma tehlikelerinden korudu. Ümmetin çöküşten ve dağılmaktan kurtulması için yoğun bir çaba sarf etti. Zalim‐ lere karşı çetin bir mücadeleye girişti. Yöneticilerin zulüm ve istibdadı sürdürmelerini önlemek amacıyla marufu/iyili‐ ği emredenlerle münkeri nehyedenleri/kötülükten sakındı‐ ranları destekledi. İmam Musa Kâzımʹın (a.s) âlimler ve öğrencilerle dolup taşan ilim medresesi, İslâm açısından kültür ve medeniyet alanında (başkalarına karşı) meydan okuyordu. Bu medrese, İslâm toplumunu etkilemeye başlayan yabancı kültürlerin karşısında duruyordu, büyük âlimler ve müçtehitler yetişti‐ riyor, İslâmî ve insanî ilimlere dair eğitsel metodun belirgin‐ leşmesini sağlıyordu. İmam Musa Kâzımʹın (a.s) eğitsel faaliyetleri ve düzen‐ lemeleri, salih cemaate yönelik yüksek ilgisini sergiliyordu.
Bu bağlamda, parlak ve bilinçli öncüler idaresindeki İslâm ümmetinin geleceğinin temellerini atıyordu.
KAZ_0017 · S. 23 · Önsöz
Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Bu bağlamda, parlak ve bilinçli öncüler idaresindeki İslâm ümmetinin geleceğinin temellerini atıyordu. Kuşkusuz İma‐ mʹın (a.s) yetiştirdiği bu öncüler, Ehl‐i Beyt irfanıyla ve o dö‐ nemdeki medreselerin üstüne çıkan Ehl‐i Beyt medresesinin ilmiyle imar edilmiş o altın çağın mirasını koruyup bize ak‐ tarmışlardır. Öyle ki bu miras günbegün parlamış, gelişmiş ve bugünkü görkemli hâlini almıştır. İmam Musa (a.s) çak halim ve ağırbaşlı olduğu için öf‐ kesini yutkunan anlamında ʺKâzımʺ ismiyle tanınmıştır. ʺel‐ Abidʺ (çok ibadet eden), ʺet‐Takiʺ (takva sahibi) ve ʺBabuʹl‐ Havaicʺ (Allahʹa muhtaç olanların kapısı) olarak da isimlen‐ dirilmiştir. Rabbanî faaliyetler üzerinde yoğunlaştığı için Abbasîlerin baskı ve şiddet esaslı politikalarına teslim ol‐ muyordu. Çünkü içinde bulunduğu durum, onun İslâmî risaleti ve devleti yıkılmaktan korumasını, ümmetin kimli‐ ğini gerçekleştirmesini ve günbegün artarak devam eden tehditlere karşı salih cemaati korumasını gerektiriyordu. Bu büyük İmam (a.s), sürekli risalet ve akide çizgisi ü‐ zerinde direnmiş, sebat ederek mücadele etmiştir. Bu uğur‐ da hiçbir kınayanın kınamasından korkmamıştır. Hicrî 183 veya 184 senesinin recep ayının yirmi beşinci gününde ze‐ hirlenerek şehit edildiği güne kadar sahip olduğu her şeyi ve hayatını Allah yolunda, Allah sözünün, dedesi Muham‐ med Mustafaʹnın (s.a.a) dininin yücelmesi için harcamıştır. Doğduğu gün, Allah yolunda cihat ettiği gün, şehit e‐ dildiği gün ve tekrar diriltileceği gün selâm olsun ona!
İMAM MUSA KÂZIMʹIN KİŞİLİĞİNDEN İZLENİMLER Bütün Müslümanlar, ‐anlayışlarının ve mezheplerinin farklılığına …
KAZ_0018 · S. 25 · Önsöz
Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
İMAM MUSA KÂZIMʹIN KİŞİLİĞİNDEN İZLENİMLER Bütün Müslümanlar, ‐anlayışlarının ve mezheplerinin farklılığına rağmen‐ Ehl‐i Beyt İmamlarıʹnın (üzerlerine se‐ lâm solun) üstünlükleri, herkesten daha bilgili oluşları, ma‐ kamlarının yüceliği, derecelerinin yüksekliği, özlerinin kut‐ sallığı ve Resul‐i Erkemʹe (s.a.a) yakınlıkları hususunda gö‐ rüş birliği içindedirler. Öyle ki onlar hakkında kitap yaz‐ mak, Resulullahʹın (s.a.a) onlarla ilgili hadislerini aktarmak, onların hayatlarını anlatmak, ahlâklarını gözler önüne ser‐ mek, onlardan sadır olan hikmet ve ilmi zikretmek hususun‐ da adeta bir yarış içine girmişlerdir. Bunda şaşılacak bir şey yok. Çünkü Resulullah (s.a.a) Sekaleyn Hadisiʹnde olduğu gibi, onları Allahʹın kitabına eşdeğer olarak nitelendirmiştir. Onları Nuhʹun (a.s) gemisi‐ ne benzetmiştir. O gemiye binen kurtulur, binmeyen ise bo‐ ğulup gider. Onları, girenin emniyette olduğu kurtuluş ka‐ pısı olarak vasfetmiştir. Bunun gibi onların faziletlerini açıklayan, makamlarının yüceliğine dikkat çeken ve Peygamberimizden (s.a.a) nakle‐ dilen daha nice hadis vardır. Aşağıda, İmam Musa Kâzımʹla (a.s) aynı dönemde veya bir sonraki dönemde yaşayan bazı şahsiyetlerin ona ilişkin izlenimlerini sunuyoruz: 1‐ İmam Cafer Sadık (a.s) onunla ilgili olarak şöyle bu‐ yurmuştur:
Onda hikmetlerin ilmi, anlama kabiliyeti, cömert‐ lik ve insanların dinleri açısından ihtilaf ettikleri hu‐ …
KAZ_0019 · S. 26 · Önsöz
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Onda hikmetlerin ilmi, anlama kabiliyeti, cömert‐ lik ve insanların dinleri açısından ihtilaf ettikleri hu‐ suslarla ilgili ihtiyaç duydukları marifet vardır. O, gü‐ zel ahlaklı biridir; iyi bir sığınaktır. O, yüce Allahʹın kapılarından bir kapıdır.1 2‐ Harun Reşid, kendisine İmam Musa Kâzımʹı (a.s) so‐ ran oğlu el‐Meʹmunʹa şu karşılığı verir: Bu, insanların imamıdır, Allahʹın kulları arasında‐ ki hücceti, kullarının başındaki halifesidir.2 Harun Reşid, oğluna şunları da söylüyor: Ey oğlum! Bu, peygamberler ilminin vârisidir. Bu, Musa b. Caferʹdir. Eğer doğru bilgiyi öğrenmek isti‐ yorsan, bunun yanındadır.3 3‐ Abbasî halifesi el‐Meʹmun onu anlatırken şunları söy‐ lüyor: Çok ibadet etmekten bitkin düşmüştü; adeta eri‐ mişti. Çok secde etmekten dolayı, yüzünde ve bur‐ nunda apaçık izler meydana gelmişti.4 4‐ İsa b. Cafer, Harun Reşidʹe şöyle yazıyor: Bu Musa b. Cafer işi çok uzadı. Zindanımda uzun süredir kalıyor. Ben onu kaç kere denedim. Bu süre zarfında onu sürekli gözetim altında tuttum. Bir an bile ibadete ara verdiğini görmedim. Dua ederken, sözlerini duyacak kimseler görevlendirdim. Ne sana, ne bana beddua ettiğini, ne de bizim hakkımızda kötü bir söz söylediğini duydum.
Sadece kendisi için ba‐ ğışlanma ve rahmet diliyordu.
KAZ_0020 · S. 26 · Önsöz
İmam Ali İmam Musa Kâzım
Sadece kendisi için ba‐ ğışlanma ve rahmet diliyordu. Eğer onu benden alıp götürecek birini gönderirsen, sen bilirsin. Aksi tak‐ dirde onu serbest bırakacağım. Çünkü onun zindan‐ da olması bana artık ağır geliyor.1 5‐ Hanbelî mezhebinin ileri gelenlerinden Ebu Ali el‐ Hallal şunları söylüyor: Başıma çok önemli bir iş geldiğinde, Musa b. Ca‐ ferʹin mezarına gider ona tevessül ederdim. Mutlaka yüce Allah istediğim şeyin gerçekleşmesini kolaylaş‐ tırırdı.2 6‐ Ebu Hatem diyor ki: Güvenilir ve doğru sözlüydü. Müslümanların i‐ mamlarının imamıydı.3 7‐ Hatib el‐Bağdadî onun hakkında şunları söylüyor: Kerem sahibi cömert biriydi. Bazen bir adam gelir, onu rahatsız ederdi. O da arkasından içinde bin dinar bulunan bir kese ona gönderirdi. Yine içinde üç yüz, dört yüz, iki yüz dinar bulunan keseler hazırlar, sonra onu Medineʹde dağıtırdı. Musa b. Caferʹin kesesi bir adama ulaştı mı artık o adamın ihtiyacı kalmazdı.4 8‐ İbn Sabbağ el‐Malikî anlatıyor ki: Onun açık menkıbeleri ve kerametlerine, göz ka‐ maştırıcı faziletleri ve sıfatlarına gelince; şeref kubbe‐ sinin zirvesine, en uç noktasına çıkmış; meziyetlerin doruklarına, yukarılarına yükselmiş olması bu özel‐ liklerinin en güzel şahididir.
Bütün efendiler onun heybeti karşısında eğilir, zelil olurdu.
KAZ_0021 · S. 26 · Önsöz
İmam Musa Kâzım
Bütün efendiler onun heybeti karşısında eğilir, zelil olurdu. Ululuk mezi‐ yetlerine hükmetmiş ve onların en berraklarını seçip çıkarmıştı...5

İmam Kâzım'ın Kişiliğinden İzlenimler

9‐ Sibt b. el‐Cevzî diyor ki: Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b.
KAZ_0022 · S. 28 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden İzlenimler
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Hüseyin İmam Musa Kâzım
9‐ Sibt b. el‐Cevzî diyor ki: Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib (a.s); el‐Kâzım (öfkesini yutkunan), el‐Meʹmun (Güvenilen), et‐Tayyib (Temiz), es‐Seyyid (Efendi) lakaplarıyla bilinirdi. Künyesi Ebuʹl‐Hasanʹ‐ dır. Çok ibadet ettiği, sürekli ibadetle meşgul olduğu, geceleri namaza kalktığı için ʺel‐Abduʹs‐Salih (Salih Kul)ʺ olarak da isimlendirilirdi.1 10‐ Kemaluddin Muhammed b. Talha eş‐Şafiî şunları söylüyor: O çok değerli bir imamdır. Önemli bir şahsiyettir. Büyük bir müçtehittir. Sürekli ceht ederdi. İbadetiyle meşhurdu. Durmadan Allahʹa ibadet ederdi. Keramet sahibi olmakla şöhret bulmuştu. Geceleri secde ve kı‐ yam hâlinde geçirirdi. Gündüzlerini de sadaka da‐ ğıtmak ve oruç tutmakla tamamlardı. O kadar ağır‐ başlı, kendisine saldıranların kabahatlerini görmezlik‐ ten gelirdi ki ʺel‐Kâzımʺ (öfkesini yutkunan) olarak isimlendirilmiştir. Kendisine kötülük edene iyilikle karşılık verirdi. Aleyhine suç işleyenlere affetmekle mukabelede bulunurdu. Çok ibadet ettiği için ʺel‐Ab‐ duʹs‐Salih (Salih Kul)ʺ diye anılırdı. Irakʹta ona, ʺBa‐ buʹl‐Havic İlaʹllah (Allahʹa Muhtaç Olanların Kapısı)ʺ adını vermişlerdi.
Çünkü onu vesile ederek dua eden‐ ler, yüce Allahʹtan istediklerine kavuşurlardı.
KAZ_0023 · S. 28 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden İzlenimler
Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Çünkü onu vesile ederek dua eden‐ ler, yüce Allahʹtan istediklerine kavuşurlardı. Göster‐ diği kerametler, akılları hayretler içinde bırakırdı. Bü‐ tün bunlar, onun Allah katında sıdk makamı olduğu‐ nu ve her zaman da olacağını gösteriyor.2 11‐ Ahmed b. Yusuf ed‐Dımaşki el‐Karmanî anlatıyor: O, değeri büyük bir imamdır. Biriciktir, hüccettir. Gecelerini kıyamda uykusuz geçirir, gündüzleri ise oruç tutardı. Akıl almaz ağırbaşlılığı, hilmi ve kendi‐ sine haksızlık edenleri hoş görmesi yüzünden ʺel‐ Kâzımʺ (öfkesini yutkunan) olarak isimlendirilmiştir. Iraklılar ona ʺBabuʹl‐Havaic (Allahʹa Muhtaç Olanla‐ rın Kapısı)ʺ derler. Çünkü ona tevessül eden birinin Allah dergâhından eli boş döndüğü asla görülmemiş‐ tir... Göz kamaştırıcı kerametler göstermiş, çok parlak menkıbeleri vardır. Şeref zirvesinin en uç noktasına yükselmiş, meziyetlerin doruklarına ve en yüksek ye‐ rine yücelmiştir.1 12‐ Muhammed b. Ahmed ez‐Zehebî anlatıyor: Musa hakîmlerin en soylusuydu, Allahʹın takva sahibi kullarından biriydi. Bağdatʹta kabri meşhur‐ dur. Seksen üç senesinde elli beş yaşında vefat etmiş‐ tir.2 13‐ İbn Sai anlatıyor: İmam Kâzım, çok büyük bir şahsiyet ve muazzam bir övünç sahibidir.
Geceleri çokça ibadet maksadıyla uyanırdı. Durmadan ceht ederdi. Birçok kerameti gö‐ rülmüştür.
KAZ_0024 · S. 28 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden İzlenimler
İmam Ali Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Hüseyin İmam Musa Kâzım
Geceleri çokça ibadet maksadıyla uyanırdı. Durmadan ceht ederdi. Birçok kerameti gö‐ rülmüştür. İbadetiyle meşhurdu. İbadetlerini yerine getirmeye özen gösterirdi. Gecelerini secde ve kıyam‐ la geçirir, gündüzlerini de sadaka dağıtmak ve oruç tutmakla tamamlardı.3 14‐ Abduʹl‐Mümin Şeblencî anlatıyor: Musa b. Kâzım (Allah ondan razı olsun) zamanı‐ nın en abidi, en âlimi, en eli açığı, en şereflisiydi. Me‐ dine yoksullarını araştırıyor, geceleri evlerine dirhem ve dinar götürürdü. Nafakaları da öyle dağıtırdı. Fa‐ kirler bu yardımların kimin tarafından kendilerine u‐ laştırıldığını bilmezlerdi. Ancak onun vefatından son‐ ra bunu anlayabildiler. En çok yaptığı dualardan biri şuydu: ʺAllahʹım! Senden ölüm esnasında rahatlık ve hesap sırasında af istiyorum.ʺ1 15‐ Abduʹl‐Vahhab Şaʹranî anlatıyor: On İki İmamʹdan biridir. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib (Allah hepsinden razı olsun) oğludur. Künyesi, el‐Abduʹs‐Salih (Salih Kul) idi; çok ibadet ettiği, daima ceht içinde olduğu ve geceleri kıyamla geçirdiği için. Eğer birinden ezi‐ yet görse, ona para gönderirdi.2 16‐ Abdullah Şebravi eş‐Şafiî şöyle diyor: İleri gelen cömert şahsiyetlerden biriydi.
Babası Cafer onu çok severdi. Ona, ʺMusaʹyı ne çok seviyor‐ sun?ʺ diye sorulduğunda, şu cevabı verirdi:
KAZ_0025 · S. 28 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden İzlenimler
İmam Mehdi Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık Ehl-i Beyt İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Babası Cafer onu çok severdi. Ona, ʺMusaʹyı ne çok seviyor‐ sun?ʺ diye sorulduğunda, şu cevabı verirdi: ʺOndan başka çocuğumun olmamasını isterdim. Ta ki hiç kimse ona yönelik sevgime ortak olmasın.ʺ Sonra ravi, İmamʹdan (a.s) söz ediyor, onun bazı sözle‐ rini nakletmeye devam ediyor.3 17‐ Muhammed Hace el‐Buharî şöyle diyor: Ehl‐i Beyt İmamlarıʹndan biri de, Ebuʹl‐Hasan Mu‐ sa el‐Kâzım b. Cafer es‐Sadıkʹtır. Allah ikisinden de razı olsun. Salih, abit, cömert, ağırbaşlı, çok değerli, il‐ mi geniş biriydi. ʺel‐Abduʹs‐Salih (Salih Kul)ʺ olarak i‐ simlendirilirdi. Her gün güneşin doğup yücelişinden zeval vaktine kadar Allah için secdeye kapanır ve sec‐ dede kalırdı. Bir gün kendisine eziyet eden bir adama içinde bin dinar bulunan bir kese gönderdi. Abbasî halifesi Mehdi b. Mansur onu Medineʹden Bağdatʹa çağırdı ve orada hapse attı. Mehdi, rüyasın‐ da Aliʹyi (kerremallahu vechehu) gördü. Ona şöyle di‐ yordu: ʺEy Mehdi! İş başına gelecek olsanız, değil mi ki, sizden (ancak) yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını kesmeniz beklenir?ʺ1 Bunun ü‐ zerine Mehdi onu serbest bıraktı…ʺ2 18‐ Muhammed Emin es‐Suveydî anlatıyor: O çok değerli bir imamdır. Çok hayırlar işlemiştir.
Geceleri kalkar ibadet ederdi. Gündüzleri ise oruç tu‐ tardı.
KAZ_0026 · S. 28–32 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden İzlenimler
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım İmam Hüseyin İmam Muhammed Bakır
Geceleri kalkar ibadet ederdi. Gündüzleri ise oruç tu‐ tardı. Kendisine eziyette bulunanları büyük bir meta‐ netle hoş gördüğü için ʺel‐Kâzımʺ (öfkesini yutkunan) olarak isimlendirilmiştir... Çok açık kerametleri var‐ dır. Öyle menkıbeleri vardır ki, böyle bir yer onların anlatılmasına güç yetirmez.3 19‐ Mahmud b. Vuheyb el‐Kurağulî el‐Bağdadî el‐Ha‐ nefî şöyle diyor: O, Musa b. Cafer es‐Sadık b. Muhammed el‐Bâkır b. Ali Zeynulabidin b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talipʹtir. Allah hepsinden razı olsun. Künyesi Ebuʹl‐Hasanʹdır. Dört tane lakabı vardı: el‐Kâzım (öfkesini yutkunan), es‐Sabir (sabreden), es‐Salih, el‐Emin. Ancak bunlar‐ dan ilki daha meşhurdur. Özellikleri ise şöyleydi: Or‐ ta boylu ve esmerdi. İlim, irfan, kemal ve fazilet ba‐ kımından babasının (Allah her ikisinden de razı ol‐ sun) vârisiydi. Büyük bir metanetle öfkesini yutkun‐ duğu, hoşgörüsü ve ağırbaşlılığı nedeniyle ʺel‐Kâzımʺ olarak isimlendirilmişti. Iraklılar ona, ʺBabu Kazaiʹl‐ Havaici İndellahʺ (Allah Katındaki İhtiyaçların Kapı‐ sı) derlerdi. Zamanının en değerlisi, en âlimi ve en cö‐ merdiydi.4 20‐ Muhammed Emin Galib et‐Tavil anlatıyor: Aleviler1 büyük bir adamı takip ediyorlardı. Bu adam İmam Musa Kâzımʹdır. Takvasıyla, çok ibadet etmesiyle meşhurdu. O kadarki Müslümanlar ona ʺel‐ Abduʹs‐Salih (Salih Kul)ʺ demişlerdi. Ayrıca ona, ʺer‐ Raculuʹs‐Salih (Salih Adam)ʺ da diyorlardı. Böylece o‐ nu Musa b. İmranʹın (a.s) Kurʹânʹda sözü edilen arka‐ daşına benzetirlerdi. İmam Musa Kâzım (a.s), kerem sahibi ve cömertti.2
İMAM MUSA KÂZIMʹIN KİŞİLİĞİNDEN GÖRÜNÜMLER 1- İlminin Genişliği İmam Musa Kâzımʹın (a.s) ilminin genişliğine, …
KAZ_0027 · S. 33 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden İzlenimler
İmam Cafer Sadık İmam Hasan İmam Musa Kâzım
İMAM MUSA KÂZIMʹIN KİŞİLİĞİNDEN GÖRÜNÜMLER 1- İlminin Genişliği İmam Musa Kâzımʹın (a.s) ilminin genişliğine, babası İ‐ mam Cafer Sadık (a.s) şöyle tanıklık etmiştir: Şu benim oğluma Mushafʹın iki kapağı arasında olan neyi sorarsan sor, sana büyük bir ilmî vakıflıkla cevap verecektir. Yine şöyle buyurmuştur: Onun yanında hikmet ilmi, derin bir anlayış, cö‐ merttir ve insanların, dinleriyle ilgili olarak ihtilafa düştüklerinde ihtiyaç duydukları hususlara dair bilgi vardır. İlminin genişliğinin kanıtı olarak âlimlerin, dinî ilimle‐ rin her çeşidiyle birlikte daha birçok alanla ilgili ondan riva‐ yetler yapmış olmaları yeterlidir. Ki bunlar kitaplar dolusu‐ dur. Bu konuyla ilgili birçok eser kaleme alınmıştır. Öyle ki raviler arasında ʺÂlimʺ denince, o anlaşılırdı. Şeyh Müfid şöyle diyor: İnsanlar Ebuʹl‐Hasan Musaʹdan rivayet etmişler‐ dir. Ondan çok hadis aktarmışlardır. O, zamanının en fakihiydi.1
2- İbadeti ve Takvası İmam Musa Kâzım (a.s) kutsiyet ve takva evinde büyü‐ dü.
KAZ_0028 · S. 34 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden İzlenimler
Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
2- İbadeti ve Takvası İmam Musa Kâzım (a.s) kutsiyet ve takva evinde büyü‐ dü. İbadet ve itaat madeninde gelişti. Bunun yanında atala‐ rından Allah sevgisini, Allahʹa imanı ve Oʹna ihlâsla kulluk etmeyi miras aldı. Çünkü ataları canlarını Allah yoluna kur‐ ban olarak sunmuş, bütün imkânlarını Allahʹın dininin ya‐ yılması, şirk ve sapıklık söylemlerinin sona ermesi için har‐ camışlardı. Çünkü Ehl‐i Beyt takvanın temeli, iman ve aki‐ denin madenidir. Eğer Ehl‐i Beyt olmasaydı, Allahʹa ibadet e‐ den bir kul, Allahʹı birleyen bir muvahhit bulunmazdı. Hiç‐ bir farz ibadet gerçekleşmez, hiçbir sünnet ikame edilmez ve İslâm toplumunda şeriatın tek bir kuralı uygulanmazdı. İmam (a.s), takvanın her çeşidinin, yetiştiği evde somut olarak sergilendiğini görmüştü. Bu yüzden takva onun kişi‐ liğinin dayanağı, şahsiyetinin temel unsuru hâline gelmişti. Tarihçiler, onun zamanının en çok ibadet edeni olduğundan söz ediyorlar.1 Öyle ki el‐Abduʹs‐Salih (Salih Kul) ve Zey‐ nuʹl‐Müctehidin (Allah yolunda ceht edenlerin süsü) olarak isimlendirilmişti. Çünkü hiçbir insan gözü, ibadet ve itaat hususunda onun gibisini görmemişti.
Aşağıda onun ibadet ve itaatinden bazı örnekler sunmak istiyoruz: a) Namazı:
KAZ_0029 · S. 34 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden İzlenimler
İmam Musa Kâzım dâr
Aşağıda onun ibadet ve itaatinden bazı örnekler sunmak istiyoruz: a) Namazı: İmam (a.s) açısından vakitlerin en güzeli ve kıymetlisi, Allah ile beraber olunan vakitti. Bütün duygu ve düşüncesiyle Allahʹa yönelirdi. Nakledildiğine göre, namaz kılmak, yalvarmak veya dua etmek maksadıyla Allahʹın hu‐ zurunda durduğu zaman gözlerinden yaşlar süzülmeye baş‐ lar, kalbi hızla çarpar, Allah vecdi ve korkusuyla titrerdi. Vaktinin çoğunu namazda geçirirdi. Gece nafilelerini kılar ve sabah namazına bitiştirir, sonra da güneş doğuncaya ka‐ dar takibat (namaz sonrası dua ve ibadetler) ile meşgul o‐ lurdu. Ardından secdeye kapanır ve başını kaldırmadan ze‐ val vaktine yakın bir zamana kadar dua eder, Allahʹı yücel‐ tirdi.1 İbadete düşkünlüğünün bir göstergesi de şu olaydır: Bir ara gecenin başlangıç saatlerinde Mescidüʹ‐Nebiʹye girdi ve tek bir secde yaptı. Gözlerinden dökülen yaş damlalarıyla birlikte korku ve ihlâsla sabah oluncaya kadar başını secde‐ den kaldırmayıp hep şöyle diyordu: Kulunun günahı büyüktür! Senden ise güzel bir af gerçekleşsin.2 Zamanın tağutu Harun Reşid onu zindanın karanlığına atınca, ibadet ve itaat için bol zaman bulmuş oldu. Akıllara durgunluk veren, insanları hayretler içinde bırakan bir işti‐ yakla ibadet etti. İbadet etmeye bol zaman bulduğu için Al‐ lahʹa şu sözlerle şükrünü sunuyordu: Allahʹım! Sana ibadet etmem için bana bol zaman vermeni istiyordum. Allahʹım! Bana bu zamanı ver‐ din, sana hamdolsun.3 İmam Musa Kâzım (a.s) ibadetin numunesi, en yüce ör‐ neği olmuştu. Allahʹa itaat ve Oʹna yönelme hususunda hiç kimse ona benzemezdi. Nefsi Allah sevgisiyle dopdoluydu. Kalbine derin bir iman kazınmıştı. Şeybanî,4 ibadet edişini tasvir ederken şunları söylüyor:

İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler

Ebuʹl‐Hasan Musa Kâzım (a.s), senelerce her gün güne‐ şin aydınlanmasından zeval vaktine kadar secdeye …
KAZ_0030 · S. 36–37 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
İmam Musa Kâzım İmam Ali İmam Hasan
Ebuʹl‐Hasan Musa Kâzım (a.s), senelerce her gün güne‐ şin aydınlanmasından zeval vaktine kadar secdeye kapanır‐ dı.1 Baş düşmanı Harun Reşid onun Allahʹa yalvarmanın ve imanın ideal örneği olduğunu itiraf etmiştir. Şöyle ki, Harun Reşid onu Rabiʹin2 zindanına atmıştı. Bazen sarayının çatısı‐ na çıkar ve etrafı izlerdi. Özel bir yere serilmiş bir giysi gö‐ rürdü. Bu giysinin yeri hiç değişmezdi. Bunun üzerine Ra‐ biʹe sordu: – Bu giysi nedir? Her gün aynı yerdedir ve hiç kaldırıl‐ maz? O da şu cevabı verdi: – Ey Müminlerin Emiri! Gördüğün şey giysi değildir. O Musa b. Caferʹdir. Her gün güneşin doğmasından zeval vak‐ tine kadar secdeye kapanıp başını hiç kaldırmadan dua eder. Harun şaşırır ve hayretini ifade etmek maksadıyla şöyle dedi: – Bu adam Benî Haşimʹin ruhbanıdır!! Rabi, halifenin itirafını, İmamʹın zühdünü ve dünyadan el etek çekmişliğini kabul ettiğini duyunca ona döndü ve serbest bırakmasını, artık baskı uygulamamasını istedi ve şöyle dedi: – Ey Müminlerin Emiri! Neden onu zindana atarak bas‐ kı altında tutuyorsun?!! Harun Reşid içinin merhamet ve şefkatten yoksunluğu‐ nu ifade eden şu cevabı verdi: – Asla! Bunun böyle olması gerekir, bundan başka çare yoktur!1 b) Orucu: İmam Musa Kâzım (a.s) gündüzleri oruç tu‐ tar, geceleri de namaz kılardı. Özellikle Harun tarafından zindana atıldığı zaman. Bu dönemde oruç ve diğer müsta‐ hap ibadetleri büyük bir iştiyakla yerine getirirdi. Bu yüz‐ den ibadetini eda etmesine müsait böylesine geniş bir imkân verdiği için Allahʹa şükredip hamt ediyordu. c) Haccı: İmam Musa Kâzım (a.s), Allahʹın sevdiği ve teşvik ettiği her şeyi büyük bir istek ve ihlâsla yerine getirir‐ di. Nitekim Allahʹın evini ziyaret etmek için yaya olarak hacca gitmişti. [Bineği olmasına rağmen Allahʹa tevazu ve kulluğunu sunmak için yaya gitmeyi tercih ediyordu.] Oysa önünde soylu atlar hareket ettiriliyordu. Kardeşi Ali b.
Cafer ve ailesinin tüm fertleri yanında olduğu hâlde dört kere hacca gitti. Ali b.
KAZ_0031 · S. 37 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
İmam Cafer Sadık İmam Ali İmam Musa Kâzım
Cafer ve ailesinin tüm fertleri yanında olduğu hâlde dört kere hacca gitti. Ali b. Cafer yolculukları sırasında onunla geçir‐ dikleri süre hakkında şöyle demiştir: ʺİlk yolculuk yirmi altı gün sürdü. İkincisi yirmi beş gün, üçüncüsü yirmi dört gün, dördüncüsü ise yirmi bir gün sürdü.ʺ2 d) Kurʹân okuması: Kurʹân‐ı Kerim İmamʹın (a.s) yalnız‐ lığındaki yoldaşıydı. Kimsenin olmadığı zamanlarda onun arkadaşıydı. Derin derin düşünerek, üzerinde durarak o‐ kurdu Kurʹânʹı. Kurʹân okuyanların en güzel seslilerinden biriydi. Kurʹ‐ ânʹı derin bir hüzünle okurdu. O, Kurʹân okuduğu zaman dinleyenler ağlardı.1 Hafs, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Kurʹân okuyuşunu tas‐ vir ederken şunları söylüyor: Onun Kurʹân okuyuşu derin bir hüznü yansıtır‐ dı. [Hüzünlü bir makamla okurdu.] Kurʹân okuduğu zaman, sanki bir insana bu keyfiyetle hitap eder gibiydi.2 Kurʹân‐ı Hekimʹin ayetlerini okuduğu zaman öğretileri üzerinde düşünür, adabı üzerinde etraflıca dururdu. Emirlerine, yasaklarına ve hükümlerine büyük bir titizlikle dikkat ederdi. e) Köle Azat Etmesi: İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Allahʹa ihlâsla itaat edişinin somut göstergelerinden biri, kölelere karşı şefkatli olması, onlara daima iyilikte bulunmasıydı.
Sırf Allah rızası için, Oʹnun rızasını kazanmak ve Oʹna kulluk sunmak maksadıyla tam bin köle azat etmişti.3 …
KAZ_0032 · S. 37 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
İmam Musa Kâzım
Sırf Allah rızası için, Oʹnun rızasını kazanmak ve Oʹna kulluk sunmak maksadıyla tam bin köle azat etmişti.3 3- Zühdü İmam Musa Kâzım (a.s) dünyaya züht ile yaklaşanların, dünyanın nimetlerinden ve çekici süslerinden yüz çevirenle‐ rin öncülerindendi. O, Allahʹa yönelmiş, sonsuzluk yurdun‐ da kendisi için hazırladığı nimetlere ve keramete iştiyakla bağlanmıştı. İbrahim b. Abdulhamid, onun zühdünün bo‐ yutlarını bize şu şekilde aktarmıştır: Namaz kılmaya tahsis ettiği evinde onun yanına gittim. Baktım evde hurma lifinden örülmüş kalın bir elbise, du‐ varda asılı bir kılıç ve Mushafʹtan başka bir şey yoktur.1 Hayatı zahidane ve evi sadeydi. Evde, yoksulların evle‐ rinde bile bulunan basit eşyalar da dâhil olmak üzere hiçbir şey yoktu. Bu da onun dünyadan iyice arındığını, ondan yüz çevirdiğini gösteriyordu. Ancak her taraftan da ona para geliyordu. Şiî dünya‐ dan ona ait şerʹi haklar kesintisiz akıyordu. Ayrıca el‐Bus‐ riye gibi tarım arazileri de vardı. Bunlardan da önemli bir gelir elde ediyordu. Ama bütün bu gelirleri büyük bir cö‐ mertlikle Allah yolunda ve Oʹnun rızasını elde etmek ama‐ cıyla yoksullara, mahrumlara infak ederdi.
İmam (a.s) her zaman ashabına, nefisten hoşnutsuzlu‐ ğun, dünyadan yüz çevirmenin, dünyanın lezzetlerinden u‐ …
KAZ_0033 · S. 37 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
İmam Musa Kâzım
İmam (a.s) her zaman ashabına, nefisten hoşnutsuzlu‐ ğun, dünyadan yüz çevirmenin, dünyanın lezzetlerinden u‐ zak durmanın sembolü hâline gelen büyük sahabî Ebu Zer‐ ʹin hayatını anlatır ve şöyle derdi: Allah Ebu Zerʹe rahmet etsin. Şöyle derdi: Dünya malı olarak, birini öğlen, birini de akşam yedeğim iki arpa ekmeğinden ve birini içeride, birini de dışarıda giyindiğim iki yün giysiden başka Allah benden yana dünyayı kınanmayla cezalandırsın…2 4- Cömertliği Gerçek kerem, hakiki cömertlik İmamʹın (a.s) şahsında tecelli etmişti. Cömertlik ve marufun darbımeseli hâline gel‐ mişti. Kendilerini, fukaralık kâbusundan, yoksulluk cehen‐ neminden kurtarsın diye yoksullar ve mahrumlar ona ko‐ şarlardı. Tarihçiler, sahip olduğu bütün malı yoksullara, mahrumlara dağıttığı konusunda görüş birliği içindedirler. Bütün bunları Allah rızası için yapardı. Hiç kimseden karşı‐ lık ya da teşekkür beklemezdi. İmam (a.s) akrabalık bağlarını gözetirken, akrabalarına veya başkalarına infakta bulunurken onlardan bunu gizle‐ melerini, kimseye söylememelerini isterdi. Ki kendisinden bir şey alan kişide, muhtaç olmanın ezikliği görülmesin. Bu davranışında sadece yüce Allahʹın rızasını, hoşnutluğunu gözetirdi.
Bu yüzden gecenin en karanlık saatinde dışarı çıkar, yoksul kesimle temas kurar, onlara iyilik ve ihsanlarda …
KAZ_0034 · S. 37 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Bu yüzden gecenin en karanlık saatinde dışarı çıkar, yoksul kesimle temas kurar, onlara iyilik ve ihsanlarda bu‐ lunurdu. Onlar bu iyiliklerin çoğu zaman kimden geldiğini bilmezlerdi. Her bir yoksulun evinin kapısına, içinde iki yüzden dört yüz dinara kadar para bulunan keseler bırakır‐ dı.1 Onun fakirlere verdiği keseleri halk arasında darbımesel olmuştu. Şöyle derlerdi: Musaʹnın kesesi kendisine ulaştığı hâlde, mal azlı‐ ğından ve fakirlikten şikâyet edene şaşılır!2 Bu engin şefkat ve merhametine bakın ki, adamın biri ona eziyet ediyor, o da arkasından ona içinde bin dinar bu‐ lunan bir kese gönderiyor.3 Onun gizli bağışları ve yardımları Medine yoksullarının iaşesini temin ediyordu. Yoksullar onun bağışlarıyla doyu‐ yor, hayatlarını sürdürüyorlardı. İsa b. Muhammed el‐Karatî anlatıyor: Cevaniye4 bölgesinde bulunan Ümmü Idam adlı bir kuyunun kenarında kavun, salatalık ve kabak ek‐ miştim. Bostan iyice büyüyünce, çekirge sürüsü mu‐ sallat oldu. Bütün tarlayı yiyip bitirdiler. Oysa bunun için iki deve fiyatı ile birlikte yüz yirmi dinar borçlan‐ mıştım. Ben öylece oturmuşken, birden İmam Musa b. Ca‐ fer (a.s) çıkageldi.
Selâm verdikten sonra, ʺNasılsın?ʺ dedi. ʺÇekirge sürüsü tarlaya musallat oldu. Hepsi devşirilmiş gibi oldu.
KAZ_0035 · S. 37 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
İmam Musa Kâzım
Selâm verdikten sonra, ʺNasılsın?ʺ dedi. ʺÇekirge sürüsü tarlaya musallat oldu. Hepsi devşirilmiş gibi oldu. Bütün tarlamı yiyip bitirdiler.ʺ dedim. Dedi ki: ʺNe kadar borçlanmıştın?ʺ ʺİki deve fiyatı ile birlikte yüz yirmi dinar.ʺ dedim. İmam he‐ men Arefeʹye döndü ve ona hitaben dedi ki: ʺİbnuʹl‐ Muğis için yüz elli dinar say.ʺ Sonra da İsaʹya şöyle dedi: ʺSana vereceğim iki deve ile birlikte sen otuz dinar da kâr etmiş olacaksın.ʺ 5- Tahammül ve Hilmi Tahammül ve sabır, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) en belir‐ gin sıfatlarından biriydi. Zaten ağırbaşlılığın ve öfkesine hâ‐ kim olmanın darbımeseli hâline gelmişti. Kendisine kötülük edeni affeder, kendisine karşı suç işleyenleri hoş görürdü. Bununla da yetinmez; bilakis onlara iyilikte bulunurdu. On‐ lara karşı marufla muamelede bulunurdu. Ki onların için‐ deki kötülük ve benlik ruhunu silip temizlesin. Tarihçiler onun tahammülüne dair bir çök örnek aktar‐ mışlardır. Rivayet edilir ki: Ömer b. Hattabʹın soyundan gelen bir adam, İmamʹa (a.s) kötülük eder, dedesi Emirüʹl‐Müminin İmam Aliʹye (a.s) dil uzatır, söverdi. İmamʹın (a.s) taraftarlarından bazıla‐ rı o adamı öldürmek istediler.
Ama İmam (a.s) onlara engel oldu ve bu meseleyi daha farklı bir yöntemle halletmeği ter‐ cih etti.
KAZ_0036 · S. 37 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
İmam Musa Kâzım
Ama İmam (a.s) onlara engel oldu ve bu meseleyi daha farklı bir yöntemle halletmeği ter‐ cih etti. Bu nedenle bir gün adamın nerede olduğunu sordu. ʺMedineʹnin bir bölgesinde tarlasını ekiyor.ʺ diye cevap ver‐ diler. İmam (a.s) katırına bindi. Kendini tanıtmadan onun bulunduğu tarafa doğru gitti. Adamı tarlasında gördü. Ona doğru gitti. Adam bağırdı: ʺEkinimizi çiğneme.ʺ Fakat İmam (a.s) yürümeye devam etti. Sonra adamın yanına geldi. Yanında oturdu ve ona ilti‐ fatta bulunarak en güzel şekilde konuştu. Ona son derece yumuşak ve etkileyici bir dille şöyle dedi: – Bu ekin için ne kadar borçlandın? – Yüz dinar. – Ne kadar kazanmayı umuyorsun? – Ben gaybı bilmem!! – Ben, ʺNe kadar kazanmayı umuyorsun?ʺ dedim. – İki yüz dinar kazanmayı umuyorum. İmam (a.s) ona üç yüz dinar verdi ve şöyle dedi: ʺBu senindir. Tarlandan gelecek kazanç da senin olsun.ʺ İmamʹın (a.s) bu tavrı karşısında Ömerʹin soyundan ge‐ len bu adam derhal değişti. Daha önce İmam hakkında ser‐ gilediği olumsuz tavırlardan dolayı utandı. İmam (a.s) onu orada bırakıp Mescidüʹn‐Nebiʹye döndü. Ömerʹin soyundan gelen bu adamın kendisinden önce geldiğini gördü. Adam İmamʹın (a.s) gelmekte olduğunu görünce, hemen ayağa kalkıp saygısını sundu. Ağzından şu sözler dökülüyordu: bilir.ʺ Onu dilediğine verir… Arkadaşları derhal adama baktılar ve bu ani değişikli‐ ğini yadırgadılar. O da arkadaşlarına karşı çıkıp onlarla tar‐ tışmaya ve İmamʹın menkıbeleriyle hadislerini onlara an‐ latmaya başladı. Bunun üzerine İmam Musa Kâzım (a.s) as‐ habına dönüp şöyle dedi: Hangisi daha iyi? Sizin istediğiniz mi yoksa du‐ rumunu bu şekilde değiştirmeyi istemem mi?1
İmam Musa Kâzımʹın (a.s) hilminin bir göstergesi de, kendisini ölesiye kıskanan düşmanlarını hoş görmesiydi.
KAZ_0037 · S. 43 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
İmam Musa Kâzım
İmam Musa Kâzımʹın (a.s) hilminin bir göstergesi de, kendisini ölesiye kıskanan düşmanlarını hoş görmesiydi. Bunlar arasında İbn Heyyac diye bir adam da vardı. Bir gün adamlarından birine, İmamʹın (a.s) katırının üzengisinden tutup kendisine doğru çekmesini söyledi. Adam, İmamʹa doğru gitti. Katırının üzengisine yapıştı ve sürükleyip götürmek istedi. İmam Musa Kâzım (a.s) a‐ damın niyetini anladı. Hemen katırından inip onu adama verdi.1 Bu tavrıyla İmam Musa Kâzım (a.s), göz kamaştırıcı in‐ sanlık örneğinin ve yüce ağırbaşlılığının en üstün numune‐ sini sergilemişti. İmam Musa Kâzım (a.s) oğullarına da bu yüksek sıfatla süslenmelerini tavsiye eder, kendilerine kötülük edenleri hoş görmelerini emrederdi. Bir gün, oğullarını toplamış ve onlara şu tavsiyelerde bulunmuştu: Ey oğullarım! Size bir tavsiyede bulunacağımı; bu tavsiyeye uyan, ondan büyük fayda görür.
Biri yanı‐ nıza gelse, sağ kulağınızla ondan kötü bir söz duysa‐ nız, sonra bu adam yer değiştirip sol …
KAZ_0038 · S. 43 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Biri yanı‐ nıza gelse, sağ kulağınızla ondan kötü bir söz duysa‐ nız, sonra bu adam yer değiştirip sol kulağınızın hi‐ zasına gelse ve özür dileyip ʺBen böyle bir şey deme‐ dim.ʺ dese, onun özrünü kabul edin.2 6- İrşat Etmesi ve Yönlendirmesi İnsanlara hakkı göstermek ve onları doğruya iletmek, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) büyük önem verdiği ıslah faali‐ yetlerinden biriydi. Nitekim bu çalışmasıyla, dünyaya alda‐ nan, dünyevî akımların çekimine kapılan birçok insanı kur‐ tarmıştı. Onları irşat etmesi, vaazlar sunması bereketiyle bu insanlar, içinde bulundukları sapıklık ve yanlışlıktan kur‐ tulmuş ve müminlerin önde gelenleri hâline gelmişlerdi. Tarihçiler, onunla ilgili olarak bu hususa dair birçok ör‐ nek rivayet etmişlerdir. Örneğin Bişr‐i Hafiʹyle olan hikâye‐ sini aktarmışlardır. Ravilerin dediğine göre Bişr başlangıçta şarap içen, ge‐ cesini, gündüzünü işret mekânları, eğlence yerleri tertiple‐ yerek geçiren biriydi. Ancak İmamʹın (a.s) irşadının ve yön‐ lendirmesinin bereketiyle tövbe etti. İleride Bişr ile İmam Musa Kâzım (a.s) arasında geçenleri ayrıntılı olarak anlata‐ cağız. İmam Musa Kâzımʹın (a.s) irşat edip hak yola ilettikle‐ rinden biri de Hasan b. Abdullahʹtır.
Hasan sultanlara yal‐ taklanmaz, dünyadan el etek çekmiş, marufu emredip mün‐ keri nehyeden biriydi.
KAZ_0039 · S. 43 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
Ehl-i Beyt İmam Ali İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Hasan sultanlara yal‐ taklanmaz, dünyadan el etek çekmiş, marufu emredip mün‐ keri nehyeden biriydi. Hiçbir kınayanın kınamasından kork‐ mazdı. Bir gün İmamʹla (a.s) buluştu. İmam (a.s) ona şöyle dedi: Ey Ebu Ali! Senin hâlini ne çok seviyorum. Üzerin‐ de bulunduğun durumdan dolayı seviniyorum. Ama sende marifet yok; marifet öğren. ʺMarifet nedir?ʺ dedi. Buyurdu ki: Fakih ol ve hadis öğren. Adam gidip Malikʹten ve Medine fukahasından dinledi‐ ği hadisleri yazmaya başladı. Sonra getirip İmamʹa (a.s) arz etti. İmam (a.s) memnun kalmadı. Ona Ehl‐i Beyt fıkhını, fık‐ hî hükümleri Ehl‐i Beytʹten almayı, Ehl‐i Beytʹin imamlığını kabul etmeyi anlattı. Adam bunları kabul etti, böylece doğru yolu bulmuş oldu.1 İmam Musa Kâzım (a.s) insanları hayır işler yapmaya çağırır, onlara salih amelin ne olduğunu gösterir, Allahʹın karşısına çıkacaklarını, kıyametin kopacağını hatırlatarak onları uyarırdı. Bir gün ölmeyi arzulamakta olan birini gör‐ dü.
Ona şöyle diyerek yaklaştı: ʺSeninle Allah arasında bir akrabalık mı var ki seni ona doğru çekiyor?ʺ Adam, …
KAZ_0040 · S. 43 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
İmam Ali İmam Musa Kâzım
Ona şöyle diyerek yaklaştı: ʺSeninle Allah arasında bir akrabalık mı var ki seni ona doğru çekiyor?ʺ Adam, ʺHayır.ʺ deyince, İmam buyurdu ki: ʺO zaman sen ebedîn helaki arzu‐ luyorsun!ʺ1 7- İnsanlara İyilik Etmesi İmam Musa Kâzım (a.s) Müslümanlara iyilik eder, onla‐ ra ihsanda bulunurdu. Bir ihtiyacı için ona gidenlerin mut‐ laka ihtiyaçlarını giderirdi. Bir kimse onun yanından kesin‐ likle gönlü hoş, yüreğine su serpilmiş olarak ayrılırdı. İnsan‐ ların yüreklerine gıpta duygusunu yerleştirmenin ve onların ihtiyaçlarını karşılamanın, hayır işlerin en önemlilerinden olduğunu düşünürdü. Bu yüzden zor durumda kalmış hiç kimseye el atmak‐ tan üşenmez, yüksünmezdi. Zulme uğrayanın üzerindeki haksızlığı gidermekten geri kalmazdı. Nitekim Ali b. Yakti‐ nʹe Harunʹun yönetimine katılma iznini vermiş, sultanın sa‐ rayında görev almanın kefareti olarak onun da kardeşlere ihsanda bulunmasını emretmişti. Aynı şekilde baskıya uğrayan bir topluluk ona sığınmış, o da onların acılarını gidererek kalplerini umut ve merha‐ met duygusuyla doldurmuştu. İmam Musa Kâzımʹın (a.s) yardımına koştuğu bu gibi insanlardan biri de Rey halkından bir adamdı.2 Adam Rey hükümetine borçlanmıştı.
Ama borcunu verecek imkânı yok‐ tu. Elindeki mallarının geri alınmasından korkuyordu.
KAZ_0041 · S. 43 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
İmam Musa Kâzım
Ama borcunu verecek imkânı yok‐ tu. Elindeki mallarının geri alınmasından korkuyordu. Bu yüzden ne yapabilirim, diye uzun uzun düşünüyordu. Biri‐ ne, Rey şehrinin hâkiminin kim olduğunu sordu. ʺŞiî bir adamdır.ʺ dediler. Bunun üzerine İmamʹa (a.s) gitmeyi düşündü. Kendisi‐ ne aracı olmasını sağlamayı amaçladı. Bu amaçla Medineʹye doğru yola çıktı. Medineʹye varınca, İmamʹla (a.s) karşılaş‐ ma şerefine nail oldu. Durumunu ona şikâyet etti. İmam (a.s) ona Rey hâkimine hitaben yazılmış bir mektup verdi. Mektupta besmeleden sonra şöyle deniyordu: Bil ki, Allahʹın arşının altında bir gölge vardır. Bu gölgenin altına ancak kardeşine iyilikte bulunan veya bir sıkıntısını gideren ya da kalbine sevinç duygusu‐ nu yerleştiren kimseler girer. Bu adam da senin kar‐ deşindir. Vesselâm… Adam mektubu aldı. Hac farizasını eda ettikten sonra memleketine doğru yola çıktı. Memlekete varınca, gece vak‐ ti hâkimin yanına gitti. Kapıyı çaldı. Hâkimin kölesi kapıyı açtı. ʺKimsin?ʺ dedi. ʺes‐Sabir Musaʹnın elçisiyim.ʺ dedi. Kö‐ le hemen sahibinin yanına koştu ve durumu ona bildirdi. Hâkim yalın ayak kapıya doğru koştu. Adamı karşıladı. Ku‐ cakladı ve alnını öptü. Bunu tekrar tekrar yaptı.
Büyük bir özlemle İmamʹın (a.s) hâlini sorup duruyordu. Sonra İmamʹın (a.s) mektubunu aldı. Mektubu öptü.
KAZ_0042 · S. 43 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
İmam Musa Kâzım
Büyük bir özlemle İmamʹın (a.s) hâlini sorup duruyordu. Sonra İmamʹın (a.s) mektubunu aldı. Mektubu öptü. Saygı ifadesi olarak ayağa kalktı. Mektubu okuyunca malını ve elbiselerini topladı. Bütün mal varlığını adamla bölüştü. Bölünmeyen kısımları da adama verdi. Bir yandan da şöyle diyordu: ʺKardeşim! Memnun oldun mu?ʺ Adam, ʺEvet, Al‐ lahʹa yemin ederim. Hem de fazlasıyla verip beni memnun ettin.ʺ dedi. Sonra sicil defterinin kendisine getirilmesini istedi. A‐ dam adına kayıtlı olan bütün borçları sildi. Borcunun olma‐ dığına dair bir belge verdi. Adam oradan ayrılırken, kalbi sevinçten yerinden fırlayacak gibiydi. Sonra bu adamın yap‐ tığı iyiliğe ve ihsana karşılık vermeyi düşündü. Hacca gidip onun için dua etmeyi, İmamʹa (a.s) da kendisine yaptığı iyi‐ liği haber vermeyi tasarladı. Hac mevsimi gelince, adam hacca gitti. Medineʹye va‐ rınca İmamʹla buluştu ve olayı anlattı. İmam (a.s) bundan dolayı çok sevindi. Adam, ʺEfendim! Bundan dolayı sevin‐ din mi?ʺ diye sordu. Buyurdu ki: Evet, Allahʹa yemin ederim ki, beni sevindirdi, E‐ mirüʹl‐Mümininʹi (Aliʹyi de) sevindirdi. Allahʹa yemin ederim ki, benim dedem Resulullahʹı (s.a.a) da sevin‐ dirdi. Andolsun ki Allahʹı da sevindirdi…1 Bu olay, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Müslümanların işle‐ riyle ne kadar ilgilendiğini, insanların ihtiyaçlarını gidermek için ne kadar istekli olduğunu ve büyük bir arzu taşıdığını göstermektedir.
● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Doğumu ● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Hayatının Aşamaları ● İmam Musa Kâzım (a.s), …
KAZ_0043 · S. 49 · İmam Kâzım'ın Kişiliğinden Görünümler
İmam Musa Kâzım
● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Doğumu ● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Hayatının Aşamaları ● İmam Musa Kâzım (a.s), Babasının Himayesinde

İmam Musa Kâzım'ın Doğumu

Ehl‐i Beyt İmamlarıʹnın (üzerlerine selâm olsun) yedin‐ cisidir.
KAZ_0044 · S. 51 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Cafer Sadık Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Ehl‐i Beyt İmamlarıʹnın (üzerlerine selâm olsun) yedin‐ cisidir. Yüksek değere ve çok büyük bir konuma sahiptir. İbadet hususunda büyük bir gayrete sahip olup kerametleri meşhurdur. Öfkesini yutkunur, insanları hoş görerek bağış‐ lardı. Bir adı da ʺel‐Abduʹs‐Salihʺ (Salih Kul) idi. Iraklılar ise ona, Allahʹa muhtaç olanların ihtiyaçlarını giderdikleri kapı anlamında ʺBabuʹl‐Havaicʺ derlerdi. 1‐ Babası: Ehl‐i Beytʹin Resulullahʹtan (s.a.a) sonraki al‐ tıncı imamı olan Ebu Abdullah Cafer b. Muhammed es‐Sa‐ dıkʹtır (a.s). İmam Cafer Sadık (a.s), İslâmʹın mucizesi ve in‐ sanlığın övünç kaynağıydı. Asırlar geçmesine ve nesiller art arda gelip gitmesine rağmen hâlâ bu özelliğini korumakta‐ dır. Dünya; fazilet, şeref, ilim ve kemalde onun gibisine ta‐ nık olmamıştır. 2‐ Annesi: İmam Musa Kâzımʹın (a.s) annesi Medine pa‐ zarında satılma üzere getirilen esir kadınlardan biriydi. Yü‐ ce Allah onu faziletlere has kılmış, eşi görülmemiş bir şerefe nail kılmıştı. Dolayısıyla imamet ve kerametin anası olmak üzere İmam Cafer Sadıkʹla (a.s) evlendi ve onun en değerli eşlerinden biri oldu. İmam en çok onu severdi. Eşleri ara‐ sında onun ayrı bir yeri vardı İmamʹın yanında.
Tarihçiler, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) annesinin soyu hakkında değişik ve farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
KAZ_0045 · S. 51 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Cafer Sadık Cem İmam Musa Kâzım
Tarihçiler, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) annesinin soyu hakkında değişik ve farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazı‐ ları onun Endülüslü olduğunu ve künyesinin de Luʹlue ol‐ duğunu,1 bazıları Rumlu olduğunu,2 bazıları da en soylu a‐ cem ailelerinden birine mensup olduğunu3 söylemişlerdir. Humeyde Hanımefendi, evinde saygın bir muamele görür‐ dü. Bütün Alevî kadınları ona saygı gösterirdi. İmam Cafer Sadık (a.s) ona özen gösterip iyilik ederdi. Çünkü onda ka‐ pasiteli bir akıl, engin bir olgunluk ve güzel bir iman oldu‐ ğunu görürdü. Onun hakkında övgülü sözler söylemiş ve şöyle buyurmuştur: Humeyde, altın sikkesi gibi her türlü kötülükten a‐ rınmıştır. Bana varıncaya kadar sahipleri tarafından özenle korunmuştur. O, Allahʹın bana ve benden son‐ raki hüccete yönelik bir kerametidir…4 İmam Cafer Sadık (a.s) onu kendi ilmiyle yetiştirdi. Öy‐ le ki döneminin kadınları arasında ilim, takva ve iman ön‐ cüsü hâline geldi. Bunun üzerine İmam onu Müslüman ka‐ dınları dinde derin bilgilerle donatmak ve şerʹi hükümleri onlara öğretmekle görevlendirdi.5 O, böyle bir konumda olmaya kesinlikle layıktı.
İffet, fıkıh ve kemalde, yaşadığı ça‐ ğın kadınlarının en belirgini olması onun hakkıydı.
KAZ_0046 · S. 51 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Cafer Sadık Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
İffet, fıkıh ve kemalde, yaşadığı ça‐ ğın kadınlarının en belirgini olması onun hakkıydı. 3‐ Mübarek Çocuk: İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) Humeyde ile evlenmesinin üzerinden uzun zaman geçti. Bir ara İmam Cafer Sadık (a.s) hac farizasını yerine getirmek üzere yola çıktı. Onu da beraberinde götürdü. Hac merasiminin ta‐ mamlanmasından sonra Medineʹye doğru yola çıktılar. Eb‐ va6 denilen yere vardıklarında, Humeyde doğum sancılarını görmeye başladı. Hemen arkadan birini İmamʹa (a.s) haber vermek üzere gönderdi. Çünkü İmam (a.s) çocuğuyla ilgili olarak kendisine mutlaka haber vermesini söylemişti. İmam (a.s) o sırada ashabından bir grupla birlikte öğlen yemeğini yiyordu. Sevinçli haberi alınca derhal kalktı. Çok geçmeden Hu‐ meyde, Müslümanların efendilerinden bir efendiyi, Ehl‐i Beyt İmamlarıʹndan bir İmamʹı dünyaya getirdi. Bu mübarek çocuğun doğumuyla birlikte dünya aydın‐ lanmıştı. O çağda onun kadar İslâm milletine uğur getiren, lütuf ve bereket yağmasına vesile olan başka bir çocuk doğ‐ mamıştı. İnsanların en iyilikseveri, fakirlere en düşkünü, Allah yolunda en büyük çaba sarf edeni, en büyük sıkıntılara ma‐ ruz kalanı, en çok ibadet edeni ve en çok Allahʹtan korkanı doğmuştu.
İmam Cafer Sadık (a.s) derhal çocuğunu kucağına aldı, yeni doğan çocuklara uygulanan şerʹi merasimi …
KAZ_0047 · S. 51 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Cafer Sadık Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
İmam Cafer Sadık (a.s) derhal çocuğunu kucağına aldı, yeni doğan çocuklara uygulanan şerʹi merasimi gerçekleş‐ tirdi; sağ kulağına ezanı, sol kulağına da kameti okudu. Sonra İmam (a.s) ashabının yanına döndü. Yüzünde, parlak bir tebessüm belirmişti. Ashabı hemen atıldılar: ʺAl‐ lah seni sevindirsin ve bizi sana feda etsin. Ey efendimiz! Humeydeʹye ne oldu?ʺ dediler. İmam mübarek doğumu onlara müjdeledi ve bu çocu‐ ğun ne kadar önemli olduğunu şöyle anlattı: Allah bana bir oğul verdi. O, Allahʹın yarattıkları‐ nın en hayırlısıdır. Evet, o; ilim, takva, salah ve din uğruna mücadele edip eziyetlere tahammül etmek bakımından Allahʹın yarattıkla‐ rının en hayırlısıydı. İmam Cafer Sadık (a.s) ashabına oğlunun, yüce Allahʹın kullarına itaat etmelerini emrettiği Ehl‐i Beyt İmamlarıʹndan biri olduğu bilgisini verdi. Şöyle buyurdu:
Allahʹa yemin ederim ki, o sizin sahibinizdir.1 İmam Musa Kâzım (a.s) hicrî 1282 senesinde, bazılarına göre …
KAZ_0048 · S. 54 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Musa Kâzım İmam Cafer Sadık
Allahʹa yemin ederim ki, o sizin sahibinizdir.1 İmam Musa Kâzım (a.s) hicrî 1282 senesinde, bazılarına göre de hicrî 1293 senesinde Abdülmelik b. Mervanʹın halife‐ liği sırasında dünyaya geldi. 4‐ Sevgi ve Saygı: İmam Musa Kâzım (a.s), taze ve ge‐ lişmeye müsait zihniyle çocukluğunu coşku ve ilgiyle geçir‐ di. Babası feyizli bir şefkatle onu yetiştiriyordu. Müslüman kitleler de onu özen ve saygı ile karşılıyorlardı. İmam Cafer Sadık (a.s) onu diğer çocuklarından daha çok öne çıkarmıştı. Başkasına yöneltmediği sevgisini ona yöneltmişti. Ona gös‐ terdiği derin sevginin bir göstergesi, yirmi altı bin dinara almış olduğu el‐Busriye adındaki arazisinin bir bölümünü ona hediye etmesiydi.4 İmam Musa Kâzım (a.s) daha küçük bir çocukken, ko‐ nuştuğu zaman babasının hayretini ve beğenisini celp eder‐ di. O konuşunca, babası atılır ve şöyle derdi: Seni babaların halefi, oğulların neşesi ve arkadaş‐ ların bedeli kılan Allahʹa hamdolsun!5 5‐ Şemaili: Yüz rengi koyu esmerdi.6 Orta boyluydu ve gür sakallıydı.7 Şakik el‐Belhi onu tavsi ederken şunları söy‐ lüyor: ʺGüzel yüzlü, çok esmer ve zayıf bedenliydi.ʺ İmam Musa Kâzım (a.s) heybetiyle peygamberleri andı‐ rıyordu. Şemailinin karakteristik çizgilerinde, ataları Ehl‐i
Beyt İmamlarıʹnın özellikleri görülüyordu.
KAZ_0049 · S. 55 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Hasan İmam Ali Şah Hatayi İmam Musa Kâzım
Beyt İmamlarıʹnın özellikleri görülüyordu. Onu görüp de heybetinden etkilenmeyen, onu gözünde büyütüp saygı gös‐ termeyen kimse yoktu. 6‐ Mührünün Üzerindeki Yazı: ʺMülk (egemenlik), tek o‐ lan Allahʹındır.ʺ1 7‐ Künyeleri: Ebuʹl‐Hasan el‐Evvel (Birinci Ebuʹl‐Hasan), Ebuʹl‐Hasan el‐Mazi (Önceki Ebuʹl‐Hasan), Ebu İbrahim, E‐ bu Ali, Ebu İsmail. 8‐ Lakapları: Lakapları ise şahsiyetinin bazı özellikleri‐ ne, büyüklüğünün genel yansımalarına işaret eder mahiyet‐ tedirler. Bunlar da şöyle sıralanabilir: es‐Sabir (Sabırlı): Zalim hükümdarlardan gördüğü acı‐ lara ve baskılara büyük bir sabırla tahammül ettiği için bu lakabı almıştır. Bu yöneticiler ona karşı akla gelebilecek her türlü kötülüğü ve baskıyı uygulamaktan geri kalmıyorlardı. ez‐Zahir (Parlak): Üstün ahlâkı ve aydınlık keremiyle parladığı için bu lakabı almıştır. Bu hâliyle dedesi Resululla‐ hʹın (s.a.a) ahlâkını temsil ediyordu. el‐Abduʹs‐Salih (Salih Kul): Çok ibadet ettiği, daima ita‐ at etme çabası içinde olduğu için ʺel‐Abduʹs‐Salihʺ olarak isimlendirilmiştir. Öyle ki, asırlar ve nesiller geçmesine rağ‐ men hâlâ ibadeti bir darbımesel olarak dillerden düşmemek‐ tedir. Hadis ravileri arasında, bu lakabıyla meşhurdur. On‐ dan rivayet edenler, ʺBana Abduʹs‐Salih anlattı…ʺ ifadesini kullanmışlardır. es‐Seyyid (Efendi): Çünkü Müslümanların efendilerin‐ den bir efendi, İmamlarıʹndan bir İmamʹdı. Meşhur şair E‐ buʹl‐Feth onu bu özelliğiyle methetmiştir: Ben şerefli seyidin kölesiyim. Nerede olursam olayım, selâmımı ona ulaştırın. Mademki şerefli birinin kölesiyim,
O hâlde, ben hürüm ve bütün zaman benim kö‐ lemdir.1 el‐Vafi (Vefalı): Dönemindeki insanların en vefalısıydı.
KAZ_0050 · S. 56 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Musa Kâzım
O hâlde, ben hürüm ve bütün zaman benim kö‐ lemdir.1 el‐Vafi (Vefalı): Dönemindeki insanların en vefalısıydı. Kardeşlerine ve Şiîlerine karşı çok vefalıydı, onlara iyilik e‐ derdi. Düşmanlarına, kendisine kin besleyenlere bile iyilikte bulunurdu. el‐Emin (Güvenilir): Emin kelimesi, içerdiği bütün an‐ lamlarıyla onun büyük şahsiyetinde somutlaşmıştı. Hem din işleri ve hükümleri hususunda güvenilirdi, hem de Müs‐ lümanların işleri hususunda. O, bu özellikleriyle daha önce dedesi Resul‐i Ekremʹin (s.a.a) aldığı bu lakabı hak etmişti. Bu sayede bütün insanların güvenini kazanmıştı. el‐Kâzım (Öfkesini Yenen): Zalimlerin kendisine karşı işledikleri haksızlıkları, ağır baskıları büyük bir metanetle karşılayıp öfkesini yendiği için bu lakabı almıştı. Nitekim bu zulüm ve baskıların bir devamı olarak zindanın karanlıkla‐ rında zehirlenerek şehit edilmişti. Buna rağmen hiç kimseye acılarını ve üzüntüsünü belli etmemişti. Bilakis başına gelen bu musibetleri Allahʹa şükretmek ve Oʹna hamt etmek sure‐ tiyle karşılamıştı.
İbn Esir şöyle diyor: Sabrından, güzel ahlâkından, nezaketinden, kötü‐ lüğe iyilikle karşılık vermesinden …
KAZ_0051 · S. 56 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Ali İmam Musa Kâzım
İbn Esir şöyle diyor: Sabrından, güzel ahlâkından, nezaketinden, kötü‐ lüğe iyilikle karşılık vermesinden dolayı bu lakabı al‐ mıştı.2 Zuʹn‐Nefsiʹz‐Zekiyye (Temiz Nefis Sahibi): Özünün saf‐ lığından, kişiliğinin hayatın kirlerine ve maddenin lekeleri‐ ne bulaşmamış olmasından, bu yüzden eşi görülmemiş bir yüceliğe ulaşmasından dolayı bu ismi almıştı. Babuʹl‐Havaic (Allahʹa Olan Hacetlerin Kapısı): Halk arasında en çok dile getirilen, en fazla yaygınlık kazanan la‐ kabı budur. Hem Sünnîler, hem de Şiîler arasında herkesin bildiği bir husus vardı: Sıkıntıya düşüp de, bir üzüntüsü olup da onu vesile eden biri mutlaka Allah tarafından sıkın‐ tısından ve üzüntüsünden kurtulurdu. Onun kutsal kabrine gidip Allahʹtan bir şey isteyip de ihtiyacı karşılanmayan kimse yoktur. Onun kutsal mezarını ziyaret edenler, mutla‐ ka ailelerine yüreklerine su serpilmiş, zihinleri huzura er‐ miş, zamanın problemlerini ve günlerin elem verici hadise‐ lerinin etkisini geride bırakmış olarak geri dönerler. Şiaʹsı, hatta sosyal konumlarının ve eğilimlerinin farklılığına rağ‐ men Müslümanların değişik mezhepleri buna inanmaktadır. Bakınız Hanbelîlerin şeyhi, manevî dayanakları sayılan Ebu Ali el‐Hallal ne söylüyor: Ne zaman karşıma üstesinden gelemediğim bir iş çıksa, hemen Musa b. Caferʹin kabrine giderim. Allah mutlaka istediğim şeyi benim için kolaylaştırır.1 İmam Şafiî de şöyle der: Musa Kâzımʹın kabri, tedavi ediciliği tecrübe edil‐ miş bir tiryaktır.2 İmam Musa Kâzım (a.s) yaşarken Müslümanların geneli için bir sığınak, bir himaye edici barınaktı. Nitekim vefatın‐ dan sonra da kendisine sığınanlar için koruyucu bir kale konumundadır.3
İMAM MUSA KÂZIMʹIN HAYATININ AŞAMALARI İmam Musa Kâzımʹın (a.s) hayatı boyunca yaşadığı or‐ tamı göz önünde …
KAZ_0052 · S. 59 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
İMAM MUSA KÂZIMʹIN HAYATININ AŞAMALARI İmam Musa Kâzımʹın (a.s) hayatı boyunca yaşadığı or‐ tamı göz önünde bulundurduğumuz zaman, onun hayatının üç belirgin aşamada incelenmesi gerektiğini görürüz: Birinci Aşama: İmamʹın (a.s) hayatının birinci aşamasını tanımlamak gerekirse, bu, şerʹi imamlığı üstlenmesinden önceki dönem olarak belirginleşir. Yani hicrî 128 veya 129 yılında doğmasından, babası İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) hicrî 148 senesinde şehit edilmesine kadar devam eder. Birinci aşama, İmamʹın (a.s) babasının gözetiminde yeti‐ şip büyüme ve hayatını sürdürmesinden ibarettir. Bu, mü‐ barek ömrünün 20 yılını kapsar. Bu aşamanın en belirgin özelliği, İmamʹın (a.s) rabbanî ilmiyle, diyaloga ve tartışma‐ ya ilişkin yüksek performansıyla temayüz etmesidir. Öyle ki henüz küçük bir çocuk iken, mübarek ömrünün ilk on yılı‐ nın geçmemişken, Ebu Hanife gibi âlimleri hayretler içinde bırakmıştı. İkinci Aşama: Bu aşama, babasının ağır siyasal koşullar altında şehit edilmesinden sonra din işlerinin (ilmî, siyasal ve eğitsel) dizginini ele almasıyla başlar. O dönemde İmam Cafer Sadık (a.s), oğlunun mübarek hayatı için endişe edi‐ yordu. Bu yüzden ünlü vasiyeti çerçevesinde oğlunu beş va‐ sisinden biri olarak zikretmek zorunda kalmıştı. Bu sayede halife Mansurʹun İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) vasisini ortadan kaldırma planlarını boşa çıkarmıştı.
Bu aşama, Mansurʹun hicrî 158 senesinde ölmesine ka‐ dar devam etti.
KAZ_0053 · S. 60 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Ali Hadi İmam Mehdi dâr Ehl-i Beyt İmam Ali İmam Musa Kâzım
Bu aşama, Mansurʹun hicrî 158 senesinde ölmesine ka‐ dar devam etti. Ondan sonra Mehdi tahta geçti, onun ardın‐ dan da Hadi hicrî 169 tarihinde iktidarı ele geçirdi. Dolayı‐ sıyla İmamʹın (a.s) hayatının bu aşaması, 20 yıl veya biraz daha fazla dönemi kapsamaktadır. Bu dönem, özellikle Ab‐ basî halifesi Mehdi dönemi, Ehl‐i Beyt ve tâbileri için nispe‐ ten rahat bir dönemdi. Üçüncü Aşama: İmamʹın (a.s) hayatının bu aşaması Ha‐ run Reşid dönemine denk gelmektedir. Reşid, hicrî 170 tari‐ hinde halife oldu. Reşid, kardeşi Hadi ve babası Mehdiʹden sonra İmam Ali (s.a.a) soyuna karşı beslediği derin kiniyle bilinmekteydi. Bu aşama, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Reşi‐ dʹin memurlarından birinin eliyle şehit edildiği hicrî 183 ta‐ rihine kadar devam etti. Bu aşama İmam Musa Kâzımʹın (a.s) hayatının en zor dönemiydi. Üzerindeki baskılar nede‐ niyle karanlık ve dar bir zindanda hapsedilmişti. Reşidʹin tahta geçmesinin ilk on yılı henüz sona ermemişti ki, İmam Musa Kâzım (a.s) kendini zindanın bir köşesinde buluverdi. Bazen Basraʹda, bazen de Bağdatʹta hapse atıldı. Bu zor sene‐ ler, Reşidʹin ardı arkası kesilmeyen planlamalarıyla geçti. Amacı İmamʹa boyun eğdirmekti.
Bu yüzden sürekli olarak hapse atılmasına gerekçeler uyduruyor ve suikast için ge‐ rekli hazırlıklar …
KAZ_0054 · S. 60 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Musa Kâzım İmam Ali
Bu yüzden sürekli olarak hapse atılmasına gerekçeler uyduruyor ve suikast için ge‐ rekli hazırlıklar yapıyordu. İmam (a.s) ise mevcut yönetime karşı faaliyetlerini yo‐ ğunlaştırmıştı. Özellikle Mansur ve Mehdiʹye karşı takındığı tavırla mukayese edildiğinde, bu yoğunluk belirgin bir şe‐ kilde göze çarpar. Bu aşama, Ehl‐i Beytʹe ve tâbilerine yöne‐ lik baskı, zorbalık ve şiddetin artmasıyla son buldu. Ali so‐ yundan gelenlerin Reşidʹe karşı fiilî bir ayaklanmaları olma‐ dığı hâlde, özellikle İmam Musa Kâzım (a.s) yoğun bir baskı altında tutuldu. Ancak koşulların elverişsiz olması ve Ali so‐ yundan gelenlere yönelik baskıların bunaltıcılığına rağmen İmam Musa Kâzım (a.s) amacına ulaşmak için var gücüyle çabalıyordu ve faaliyetlerine ara vermiyordu. İmam (a.s), Harunʹun siyasetini ve ne pahasına olursa olsun sonunda kendisine karşı bir suikast planlayacağını biliyordu. Hatta Harun, saray erkânında kendisine çok yakın olan bazı kişile‐ rin bu hususta aracı olmalarını bile kabul etmemiş ve kara‐ rından dönmemişti. Bu aşama, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) direnişiyle, sebat etmesiyle, tavırlarından ödün vermemesiyle, Reşidʹin istek‐ lerine boyun eğmemesiyle, kendisini zelil kılma amaçlı giri‐ şimlerine teslim olmamasıyla, şu veya bu teşebbüsüne onay vermemesiyle son buldu. Hapisten çıkıp özgürlük teneffüs etmek karşılığında Reşidʹin ceberutluğu önünde eğilmedi. Tam tersine İmam Musa Kâzım (a.s) onca sağlamlığıyla görevini yürüttü. Hiçbir şeyi savsaklamadı, yarım bırakma‐ dı. Kendisinden sonra (imamet makamı için) oğlu Rızaʹya (a.s) vasiyet etti. Böylece salih cemaatin çizgisinin sürdü‐ rülmesini garantiledi. Sonuında da zehirlenerek, sabrederek, hapislerde yatarak Allah yolundaki cihadını şahadetle nok‐ taladı. Şahadet Tarihi: 25 recep 183 tarihinde Sindî b. Şahikʹin zindanında mazlum olarak şehit edildi ve Bağdatʹta Kureyş mezarlıklarına defnedildi.
İMAM MUSA KÂZIM BABASININ HİMAYESİNDE İmam Musa Kâzımʹın (a.s) büyüme çağını geçirdiği ve babasıyla birlikte …
KAZ_0055 · S. 63 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
İMAM MUSA KÂZIM BABASININ HİMAYESİNDE İmam Musa Kâzımʹın (a.s) büyüme çağını geçirdiği ve babasıyla birlikte yaşadığı ‐hicrî 128 tarihinden babasının vefat ettiği hicrî 148 tarihine kadarki‐ aşama, İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) bazı tarihsel ve nevine özgü girişimleriyle be‐ lirginleşmektedir. İmam Cafer Sadık (a.s), ilâhî güç ve rabbanî deneyimiy‐ le her türlü tehditleri geri püskürtüp orijinal ilâhî çizgiyi be‐ lirginleştirdi, imamlık görevini eksiksiz yerine getirdi, oğlu İmam Musa Kâzımʹın (a.s) gelecekteki rolünü gerçekleştire‐ bilmesi için yolu hazırladı. Burada asıl hedefimiz, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) baba‐ sıyla birlikte geçirdiği ömrünün en belirgin özelliklerine ışık tutmak, bunun aracılığıyla da ileride imameti fiilen devral‐ ması esnasındaki dönemleri tasavvur etmek olduğu için ba‐ basıyla geçirdiği yılların en önemli olgularını özetlememiz gerekmektedir: Birinci Olgu: Mevcut yönetime karşı çıkmak, kıyamın ö‐ nemine inanmak, batıl karşısında susma konumundan dola‐ yı pişmanlık duymak, halkı Emevî yönetimine direnen A‐ levilerin hareketine davet etmek. İşte bu karşı çıkma olgusu, yönetimdeki merkezî gücü zayıflattı. Bunun neticesinde, Emevî yöneticilere itaat edilmemeye başlandı. Öyle ki bu aşamada, insanların dilinden düşmeyen slogan, ʺÂl‐i Muhammedʹden Razı Olunanʺıydı. Her zaman ve her yerde insanlar bunu konuşur hâle gelmişti.
Bu olgu, İmam Cafer Sadıkʹa (a.s) programını uygulama fırsatını vermişti.
KAZ_0056 · S. 64 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Cafer Sadık İmam Hasan Askerî İmam Musa Kâzım
Bu olgu, İmam Cafer Sadıkʹa (a.s) programını uygulama fırsatını vermişti. Çünkü rejim, Hüseynî kıyamın neden ol‐ duğu çalkantılarla meşguldü. İkinci Olgu: Bu dönemde Abbasî devletinin kuruluş emareleri siyaset sahnesinde belirmeye başladı. Abbasîler bu ortamı iyi değerlendirmiş, Ebva denilen yerde toplana‐ rak görünürde Zuʹn‐Nefsiʹz‐Zekiye Muhammedʹin halifeli‐ ğini kararlaştırmışlardı. ʺÂl‐i Muhammedʹin (s.a.a) Rızasıʺ sloganıyla çağrılarını kitlelere yaygın bir şekilde ulaştırmış‐ lardı. Ama gizliden gizliye de insanları Abbasîlere biat et‐ meye çağırıyorlardı. O sırada İbrahim el‐İmam, azatlısı olan Ebu Müslim Horasanîʹyi Horasan bölgesinin askerî komutanı olarak ta‐ yin etti. Kitlesel öldürmeler ve katliamlar yapmasını, en kü‐ çük kuşku karşısında, basit bir suçlama yüzünden ve hasım‐ ları olan Emevîlere yönelik en küçük ilgiden dolayı insanla‐ rın en ağır şekilde cezalandırmasını emretti. İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) Abbasî hareketine karşı ta‐ kındığı tavır ise tarafsızlık, hiçbir şekilde ona katılmamak, onu desteklememek, bunun yanında sonuçlarını önceden haber vermek şeklindeydi.
Bunun yanında salt Alevîlerin (Ali soyundan gelenlerin) gerçekleştirecekleri bir ayaklanma için ortam müsait …
KAZ_0057 · S. 64 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Cafer Sadık İmam Ali İmam Musa Kâzım
Bunun yanında salt Alevîlerin (Ali soyundan gelenlerin) gerçekleştirecekleri bir ayaklanma için ortam müsait değildi. Alevî bir ayaklanmanın objektif koşulları ortadan kalkmıştı. Bu durumu, Ebu Seleme ve Ebu Müslim Horasanî gibi Abbasî komutanların kendisine yönelttikleri çağrılar karşı‐ sında takındığı tavırda net bir şekilde gözlemlemek müm‐ kündür. İmam bir keresinde zamanın kendisi açısından uy‐ gun bir zaman olmadığını açık bir şekilde söylemişti. Bir başka seferde de bu komutanlardan birinin kendisine yöne‐ lik bu tür bir çağrısını içeren mektubunu yakmıştı. Islahatçı siyasal bir tutumdu bu ve İmam (a.s) bunun sonuçlarının bi‐ lincindeydi. Böylece İmam (a.s) o dönemin kaygan zemi‐ ninden kurtulmuş, bunun yanında Şiîlerini da kurtarmış ve Allah yolunda çalışma ve cihat etmek için daha geniş bir u‐ fuk açmıştı. Üçüncü Olgu: İmam Cafer Sadıkʹın (a.s), kendine özgü yapılanma ve Şiaʹnın varlığına yönelmiş tehdit rüzgârlarını bertaraf etme amacına yönelik faaliyetleri birkaç yön üze‐ rinde yoğunlaşmıştı: a) Kültürel ve Düşünsel Değişim: İmam Cafer Sadık (a.s) siyasal anlamda tarafsızlığa karar verince, programını hazırlamış bulunuyordu.
Bu program, kendi yöntemi çerçe‐ vesinde ümmetin enerjisini kapsamayı, sosyal ve ahlâki ih‐ tiyaçlarını Ehl‐i …
KAZ_0058 · S. 64 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Cafer Sadık Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Bu program, kendi yöntemi çerçe‐ vesinde ümmetin enerjisini kapsamayı, sosyal ve ahlâki ih‐ tiyaçlarını Ehl‐i Beyt mektebi aracılığıyla karşılamayı öngö‐ rüyordu. Bu mektebin temellerini atıp geliştirmişti. Bu şekil‐ de Emevîlerin teşvik ettikleri düşünsel sapmalara karşı koy‐ ması mümkün olmuştu. Böylece İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) kurduğu ilim ve eğitim merkezinin değişik şubeleri İslâm ülkesinin farklı bölgelerinde kurulmaya başladı. Artık bu gi‐ rişim kültürel bir akım olarak Ehl‐i Beyt çizgisini temsil eden Caferî yönelişi yaymada etkin bir rol oynuyordu. İmam Mu‐ sa Kâzım (a.s) babasının mektebinde, özellikle bu ortamda önemli bir rol üstlenmişti. b) İmam Cafer Sadık (a.s) bir yandan bu düşünsel akımı geliştirirken, bir yandan da özel arkadaşlarının zihinlerini İmam Musa Kâzımʹın (a.s) liderliğini kabul etmeye, imamlı‐ ğına iman etmeye hazırlıyordu. Örneğin Mufaddal b. Ömer‐ ʹin şöyle dediği rivayet edilir: Bir gün Ebu Abdullahʹın (a.s) (İmam Cafer Sadık) ya‐ nındaydım. O sırada Ebu İbrahim Musa içeri girdi. Henüz bir çocuktu. Ebu Abdullah (a.s) bana dedi ki: Bu oğlumu sevmeyi diğerlerine de tavsiye et.
Gü‐ vendiğin arkadaşlarına onun imamlığını söyle.1 c) İmam Cafer Sadık (a.s) zihin bulandırıcı davetlerin …
KAZ_0059 · S. 64 · İmam Musa Kâzım'ın Doğumu
İmam Cafer Sadık Şah Hatayi Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Gü‐ vendiğin arkadaşlarına onun imamlığını söyle.1 c) İmam Cafer Sadık (a.s) zihin bulandırıcı davetlerin önünü kesmek için yoğun bir çaba sarf ediyordu. Çünkü bu davetlerin amacı, Şia safının birliğini parçalamak, kendini İ‐ mam Cafer Sadıkʹın (a.s) alternatifi olarak kabul ettirmekti. Örneğin İmam Cafer Sadık (a.s) İsmailiye akımına karşı koymak, propagandalarını engellemek için Şiîlere İsmailʹin kendisinden sonraki imam olmadığını bildirmiştir. İsmail vefat edince, kalabalık bir Şiî topluluk çağırarak İsmailʹin öldüğü gerçeğini onlara haber vermiştir. Ki sapıklar İsmail‐ ʹin ölmediğini söyleyerek aşamalı bir şekilde Şia safını par‐ çalamasınlar. Dördüncü Olgu: İmam Musa Kâzım (a.s) babasının bu yöndeki emeklerini bizzat gözlemlemiş, Abbasî halifesi Man‐ surʹun defalarca onu çağırıp sonunda şehit etmesine tanık olmuştu. Ama İmam Cafer Sadık (a.s) bundan önce oğlu İ‐ mam Musa Kâzımʹı (a.s) imam olarak vasiyet etmiş, onun imamlığını Şiîlerinden önde gelen özel ashabına tebliğ ede‐ rek imamlığına bağlı kalmalarını tavsiye etmişti. Beşinci Olgu: İmamet rabbanî bir makamdır. Bu nedenle imamet makamına aday olanın, her türlü hata ve günahtan uzak olması ve bu büyük sorumluluk yükünü kaldırma ka‐ biliyetine sahip olması çok önemlidir. Bu yüzden böyle bir görev için rabbani tercih ve ilâhî seçim dikkate alınır. Nite‐ kim bundan dolayı her bir Masum İmamʹa işaret eden özel bir nassın bulunması zorunludur, kaçınılmazdır. Bu konuyla ilgili genel ve özel nassları Resulullah (s.a.a) ashabına ve Ehl‐i Beytʹine tebliğ etmiştir. Hadis ve tarih ki‐ tapları da bu nassları nakletmişlerdir. Her bir İmamʹın ken‐ disinden sonraki İmamʹla ilgili olarak irat ettiği nasslara ge‐ lince; bu gibi haberlerin kendilerine özgü koşulları vardır. Bu da nassın ifade biçimini, delalet edişini etkilemiştir. Kimi zaman işaret şeklinde, kimi zaman da açıkça gösterme şek‐ linde olmuştur.

İmam Kâzım Babasının Himayesinde

İmam Cafer Sadıkʹın (a.s), oğlu Ebuʹl‐Hasan Musa Kâ‐ zımʹın (a.s) imamlığına işaret eden sözlerini …
KAZ_0060 · S. 67 · İmam Kâzım Babasının Himayesinde
İmam Cafer Sadık İmam Hasan Hz. Fatıma İmam Hüseyin Şah Hatayi İmam Musa Kâzım
İmam Cafer Sadıkʹın (a.s), oğlu Ebuʹl‐Hasan Musa Kâ‐ zımʹın (a.s) imamlığına işaret eden sözlerini inceleyenler, on‐ ların tarihsel akışları üzerinde durup düşünenler İmam Ca‐ fer Sadıkʹın (a.s) ifade biçimindeki özelliğini açık bir şekilde göreceklerdir. Oğlu Ebuʹl‐Hasan Musaʹnın kendisinden son‐ raki imam olduğu meselesine net bir şekilde işaret ettiğini anlayacaklardır. Ama bu sözlerinde her zaman toplumsal gelişmeleri, realiteyi dikkate almıştır. Realiteyi derken İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) vefatından önce yaşadığı 20 yılı kastediyoruz. Bu sözleri, oğlu Musa Kâzımʹın doğumu sırasında söylemiştir. İmam Musa ise, Endülüslü bir ümmüveledin (çocuk sahibi olduğu için azat edilip eş statüsüne kavuşturulan kadın) çocuğu olarak dün‐ yaya gelmiştir. Oysa İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) diğer eşi, am‐ casının kızı olan Fatıma binti Hüseyin el‐Asğar (el‐Esrem)ʹ‐ den olma başka oğulları da vardı. Bunların en büyüğü de İsmailʹdi. İmam Cafer Sadık (a.s) İsmailʹi çok severdi ve Şiaʹdan bazıları onun İmam Cafer Sadıkʹtan (a.s) sonraki imam oldu‐ ğunu sanıyorlardı. İsmail hicrî 142 tarihinde vefat etti. el‐Eftah olarak bili‐ nen Abdullah b. Cafer, kardeşi İsmailʹden sonra İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) en büyük oğlu idi. İmam Musaʹnın imamlığına ilişkin nasslar değişik bağ‐ lamlarda dile getirilmiştir. Bunların bazıları İmamʹın oğulla‐ rının sözlerine, bazıları İmamʹın ashabının sözlerine dayan‐ maktadır. Bazıları da o günkü mevcut siyasal durumla doğ‐ rudan irtibatlıdır. Bu yüzden İmam Cafer Sadıkʹın (a.s), oğlu Kâzımʹın (a.s) imamlığına ilişkin sözleri üzerinde durmak istiyoruz. Elimizden geldiğince, bu sözlerin tarihsel sıralamasını da göz önünde bulunduracağız.
İmam Cafer Sadık'ın İmam Musa Kâzım'ın İmamlığına Dair Sözleri 1‐ Yakub es‐Serrac anlatıyor:
KAZ_0061 · S. 68 · İmam Kâzım Babasının Himayesinde
İmam Cafer Sadık İmam Hasan İmam Musa Kâzım
İmam Cafer Sadık'ın İmam Musa Kâzım'ın İmamlığına Dair Sözleri 1‐ Yakub es‐Serrac anlatıyor: Bir gün Ebu Abdullahʹın (a.s) yanına gittim. Beşikteki Ebuʹl‐Hasan Musaʹnın başında durmuştu. Ona uzun süre gizli sırlar anlattı. Bir köşeye o‐ turdum, çocuğu bırakmasını bekledim. Çocuğu bırakınca yanına gittim. Dedi ki: ʺEfendine yaklaş ve ona selâm ver.ʺ Yaklaştım, selâm verdim. Gayet anlaşılır bir dille selâmımı aldı. Sonra bana dedi ki: ʺGit ve dün ad koyduğun kızının adını değiştir. Çünkü o, Allahʹın sevmediği bir isimdir.ʺ Zira bir kızım olmuştu ve adını da Hümeyra koymuştum. Ebu Abdullah (a.s) bana dedi ki: ʺOnun dediklerine göre hareket et ki doğruyu bulasın.ʺ Ben de gidip kızımın adını değiştir‐ dim.1 2‐ Süleyman b. Halid anlatıyor: Bir gün Ebu Abdullah (a.s) Ebuʹl‐Hasanʹı (a.s) yanına çağırdı, biz de ordaydık. Son‐ ra bize dedi ki: Buna dikkat edin ve ondan ayrılmayın. Çünkü Al‐ lahʹa yemin ederim ki, o, benden sonra sizin imamı‐ nızdır.2 3‐ Feyz b. Muhtar anlatıyor: Ebu Abdullah Cafer Sadık‐ ʹın (a.s) yanında bulunduğum bir sırada, henüz çocuk yaşta‐ ki Ebuʹl‐Hasan Musa (a.s) geldi. Onu tutup öptüm.
Ebu Ab‐ dullah (a.s) buyurdu ki: ʺSiz gemisiniz, bu da o geminin kap‐ tanıdır.ʺ Ertesi yıl hacca gittim.
KAZ_0062 · S. 68 · İmam Kâzım Babasının Himayesinde
İmam Cafer Sadık İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Ebu Ab‐ dullah (a.s) buyurdu ki: ʺSiz gemisiniz, bu da o geminin kap‐ tanıdır.ʺ Ertesi yıl hacca gittim. Yanımda iki bin dinar vardı. Bin dinarı Ebu Abdullahʹa (a.s), bin dinarı da ona gönder‐ dim. Sonra Ebu Abdullahʹın (a.s) yanına geldiğimde, bana dedi ki: ʺEy Feyz! Onu benimle eşit mi tuttun?ʺ Dedim ki: ʺAllahʹa yemin ederim ki, bunu sizin sözünüzden dolayı yaptım.ʺ Buyurdu ki: ʺAllahʹa yemin ederim ki, bunu ben yapmadım; bilakis Allah onu bu göreve getirdi.ʺ1 4‐ Feyz b. Muhtar anlatıyor: Ebu Abdullahʹa (a.s) dedim ki: ʺElimden tutup beni ateşten kurtar; senden sonra kim imamımız olacak?ʺ O sırada, henüz bir çocuk olan Ebu İbra‐ him (Musa Kâzım) içeri girdi. Buyurdu ki: ʺİşte sizin imamı‐ nız budur. Ona sarıl.ʺ2 5‐ Muaz b. Kesir anlatıyor: Ebu Abdullahʹa (a.s) dedim ki: ʺBu makam için babana senin gibisini bahşeden Allahʹ‐ tan, senin ölümünden önce senin soyundan gelen birini, bu makam için sana bahşetmesini diliyorum.ʺ Buyurdu ki: ʺAl‐ lah bunu yapmıştır.ʺ Dedim ki: ʺKimdir o, sana kurban olayım?ʺ O sırada, orada uyumakta olan Abduʹs‐Salihʹi (İmam Musa Kâzımʹı) işaret ederek, ʺİşte şu uyuyandır.ʺ dedi. O, o zaman henüz bir çocuktu.3 6‐ Abdurrahman b. Haccac anlatıyor: Abdurrahmanʹa, Ebuʹl‐Hasan Musa b. Caferʹin (a.s) yakalandığı sene sordum ve dedim ki: ʺBu adam şu adamın eline geçti. Sonunun ne olacağını bilmiyoruz. Oğullarından biriyle ilgili olarak sana bir bilgi ulaştı mı?ʺ Bana dedi ki: ʺBir kimsenin bu meseleyle ilgili olarak bana bir soru soracağını sanmıyordum. Bir gün Cafer b. Muhammedʹin evine gittim. Evinin bir odasında kendisi için mescit edindiği bir mekânda dua ediyordu. Sağında da oğlu Musa b. Cafer duruyordu, onun duasına âmin diyordu. De‐ dim ki: !Allah beni sana kurban etsin, biliyorsun ki, ben bü‐ tün vaktimi size ayırdım ve kendimi size hizmet etmeye adadım. Senden sonra, insanlara kim imamlık edecektir?ʹ
Buyurdu ki: ʹMusa imamlık zırhını giydi ve zırh ona tam uy‐ du.ʹ Dedim ki:
KAZ_0063 · S. 70 · İmam Kâzım Babasının Himayesinde
İmam Cafer Sadık İmam Ali İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Buyurdu ki: ʹMusa imamlık zırhını giydi ve zırh ona tam uy‐ du.ʹ Dedim ki: Bu açıklama bana yeter...ʺ1 7‐ Yakub b. Cafer el‐Caferî, İmam Cafer Sadıkʹın oğlu İshakʹtan şöyle aktarıyor: Bir gün babamın yanındaydım. Ali b. Ömer b. Ali ona bir soru sordu ve dedi ki: Size kurban olayım! Biz ve diğer insanlar senden sonra kimi imam kabul edip sığınacağız? Buyurdu ki: İki sarı elbisenin ve iki kâkülün sahibine. O biraz‐ dan bu kapıdan çıkıp gelecek. Kapının iki kenarını eliyle sonuna kadar açacak. Çok geçmeden iki avucun kapının iki kanadını tutup aç‐ tığını gördük. Sonra Ebu İbrahim ‐İmam Musa Kâzım‐ (a.s) yanımıza geldi.2 8‐ Safvan el‐Cemmal, Ebu Abdullahʹtan (a.s) şöyle riva‐ yet ediyor: Mansur b. Hazım, Ebu Abdullahʹa (a.s) dedi ki: ʺAnam babam sana kurban olsun. Ölüm sabah ve akşam in‐ sanların başucundadır. Sen ölecek olursan, imam kim ola‐ caktır?ʺ Ebu Abdullah (a.s), ʺBöyle bir şey olursa, imamınız odur.ʺ dedi ve elini ‐bildiğim kadarıyla‐ Ebuʹl‐Hasanʹın sağ omzuna vurdu. Ebuʹl‐Hasan o sırada beş yaşındaydı. Ab‐ dullah b. Cafer de yanımızda oturuyordu.3 9‐ Mufaddal b. Ömer anlatıyor: Ebu Abdullah (a.s), o sı‐ rada küçük bir çocuk olan Ebuʹl‐Hasanʹdan (a.s) söz etti ve dedi ki: Bu çocuk gibi, doğumu bizim Şiaʹmız için bereketli olan başka bir çocuk biz Ehl‐i Beytʹten doğmuş değil‐ dir. Sonra bana dedi ki: ʺİsmailʹe cefa etmeyin.ʺ4
10‐ İsa b. Abdullah b. Muhammed b. Ömer b. Ali b.
KAZ_0064 · S. 71 · İmam Kâzım Babasının Himayesinde
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Hasan İmam Musa Kâzım
10‐ İsa b. Abdullah b. Muhammed b. Ömer b. Ali b. Ebu Talip (a.s) şöyle rivayet eder: Ebu Abdullahʹa (a.s) dedim ki: ʺSizin başınıza bir şey gelirse ‐Allah göstermesin‐ kime tâbi olayım?ʺ Oğlu Musaʹyı işaret etti. Dedim ki: ʺEğer Musaʹnın başına bir şey gelirse, kime tâbi olayım?ʺ ʺOğluna.ʺ buyur‐ du. Dedim ki: ʺEğer oğluna bir şey olursa, onun da geride yaşça büyük bir kardeşi ve yaşça küçük bir oğlu kalırsa, bunlardan hangisini imam edinelim?ʺ Buyurdu ki: ʺOğluna tâbi olun.ʺ Sonra şunları söyledi: ʺBu sonsuza dek böyle ola‐ caktır.ʺDedim ki: ʺEğer onu tanımazsam ve yerini de bil‐ mezsem, ne yapmam gerekir?ʺ Buyurdu ki: ʺO zaman şöyle dersin: ʹAllahʹım! Ben geçmiş imamın soyundan gelen hüccet‐ lerinden şu anda yaşayan imama tâbiim ve onu dost ediniyo‐ rum.ʹ Bu, inşallah senin için yeterli olur.ʺ1 11‐ Feyz b. Muhtar, Ebuʹl‐Hasan (a.s) ile ilgili uzun bir hadiste Ebu Abdullahʹın (a.s) kendisine şöyle dediğini riva‐ yet etmiştir: İşte senin hakkında soru sorduğun imamın budur. Hemen yanına git ve onun yetkisini tanı. Bunun üzerine kalktım, başını ve elini öptüm, onun için Allahʹa dua ettim.
Ebu Abdullah (a.s) buyurdu ki: ʺBunu senden önce bir kimseye anlatmamıza izin verilmemiştir.ʺ De‐ dim ki:
KAZ_0065 · S. 71 · İmam Kâzım Babasının Himayesinde
İmam Cafer Sadık İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Ebu Abdullah (a.s) buyurdu ki: ʺBunu senden önce bir kimseye anlatmamıza izin verilmemiştir.ʺ De‐ dim ki: ʺSana kurban olayım. Ben birine bunu haber verebi‐ lir miyim?ʺ ʺEvet.ʺ dedi. ʺAilene ve çocuklarına haber verebi‐ lirsin.ʺ O sırada benimle birlikte ailem, çocuklarım ve arkadaş‐ larım da bulunuyordu. Arkadaşlarım arasında yer alanlar‐ dan biri de Yunus b. Zabyan idi. Bunu onlara açıkladığım zaman, hepsi Allahʹa hamt ettiler. Ama Yunus dedi ki: ʺHa‐ yır, Allahʹa yemin ederim ki, bunu İmamʹdan bizzat duy‐ madıkça tatmin olmam.ʺ Acelesi vardı. Yola çıktı. Ben de peşinden gittim. İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) kapısına vardı‐ ğım zaman ‐benden önce oraya varan, Yunusʹa şunları söy‐ lediğini duydum: ʺEy Yunus! Mesele, Feyzʹin sana haber verdiği gibidir.ʺ Yunus, ʺDuydum ve uydum.ʺ dedi. Sonra Ebu Abdullah (a.s) bana dedi ki: ʺEy Feyz! Onu yanına al.ʺ1 12‐ Safvan el‐Cemmal anlatıyor: Ebu Abdullahʹa (a.s), ʺBu işin sahibi kimdir?ʺ diye sordum. Buyurdu ki: ʺBunun sahibi oynamaz ve eğlenmez biridir.ʺ Sonra yanındaki Mekke cinsi bir oğlakla gelen ve oğlağa, ʺRabbine secde et.ʺ, diyen çocuk Ebuʹl‐Hasan Musa (a.s) çıkageldi. Ebu Abdullah (a.s) onu tuttu ve bağrına bastı.
Sonra şöyle dedi: ʺOynamayan ve eğlenmeyen kimseye anam babam feda olsun!ʺ2 13‐ Zeyd en‐Nersî, İmam Cafer …
KAZ_0066 · S. 71 · İmam Kâzım Babasının Himayesinde
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Sonra şöyle dedi: ʺOynamayan ve eğlenmeyen kimseye anam babam feda olsun!ʺ2 13‐ Zeyd en‐Nersî, İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) şöyle bu‐ yurduğunu rivayet eder: Ben, oğlum İsmailʹin benden sonraki imam olması için Rabbime dua ettim, yalvardım. Ama Rabbim benden sonraki imam olarak oğlum Musaʹdan başka‐ sını istemedi.3 14‐ Yezid b. Esbat şöyle anlatıyor: Vefatıyla sonuçlanan hastalığa yakalandığı zaman Ebu Abdullahʹı (a.s) ziyarete gittim. Bana dedi ki: Ey Yezid! Şu çocuğu görüyor musun? ‐Oğlu Mu‐ saʹyı işaret etti.‐ İnsanların onun imamlığı hususunda ihtilaf ettiklerini gördüğün zaman, benim sana onu haber verdiğime şahitlikte bulun. Yusufʹun, kardeşle‐ ri tarafından kuyuya atılmasını gerektiren tek suçu, kardeşlerinin onu kıskanmalarıydı. Çünkü rüyasında on bir yıldız, güneş ve ayın kendisine secde ettiğini gördüğünü onlara haber vermişti. Aynı şekilde bu çocuğu kıskanmaları kaçınılmazdır. Sonra Musaʹyı, Abdullahʹı, İshakʹı, Muhammedʹi ve Ab‐ basʹı çağırdı ve onlara dedi ki: Bu, vasilerin vasisi, âlimlerin âlimi, ölülerin ve di‐ rilerin şahididir. Ardından şöyle dedi: Ey Yezid! ʺOnların şahitlikleri yazılacak ve onlar
● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Döneminin Özellikleri ● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Mansur Döneminde Sergilediği …
KAZ_0067 · S. 75–77 · İmam Kâzım Babasının Himayesinde
İmam Musa Kâzım İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Mehdi
● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Döneminin Özellikleri ● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar ● İmam Musa Kâzım (a.s) ve Mehdi Abbasî Yönetimi İMAM MUSA KÂZIM (A.S) DÖNEMİNİN ÖZELLİKLERİ Abbasî halifesi Mansur, İmam Cafer Sadıkʹı (a.s) öldür‐ dükten, kendi döneminde baş gösteren bütün Alevi ayak‐ lanmaları bastırıp ortadan kaldırdıktan sonra da siyasetinde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Bilakis sürekli olarak kor‐ ku içinde kaldı. Derin endişeler hiçbir zaman peşini bırak‐ madı. Alevilere yönelik kinle dolu kişiliği rahat yüzü gör‐ medi. Bu yüzden Alevileri (Ali soyundan gelenleri) sürekli olarak baskı altında tuttu. Suçsuz olan bu insanların bazıla‐ rını karanlık zindanlara kapatıp zindanları başlarına yıktı. Bazılarını da canlı canlı evlerin temellerine gömdü. Ülkenin dört bir yanına casuslarını saldı. Alevilerin bütün faaliyetleri hakkında bilgi edinmek istiyordu. Bu yüzden casusları, çar‐ pıtma ve yalana dayalı suçlamalar çerçevesinde bütün hare‐ ketleri gözetlemeye başladılar. Bu çarpıtmaların amacı, halifenin arzusuna göre bir or‐ tam hazırlamaktı. Bu casuslar gözlemlerini rapor hâlinde halifeye sunuyorlardı. Bu arada sapık gulat gruplarına, zın‐ dıklara her türlü hoşgörü gösteriliyordu. Ki halk arasında yaygınlaşsınlar ve insanları saptırsınlar. Ayrıca bazı âlimler de kullanılıyordu. Bunlar, halifenin siyasetini destekleyen bir tavır sergileyerek yönetimine meşruiyet kisvesini giydi‐ riyorlardı. Bu koşulları, bazı noktalar üzerinde durmak suretiyle belirginleştirmek mümkündür:
Birinci Nokta İmam Cafer Sadık (a.s) bir topluluğun önünde beş kişiyi vasi olarak tayin ettiğini belirtmişti.
KAZ_0068 · S. 78 · İmam Kâzım Babasının Himayesinde
İmam Cafer Sadık Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Birinci Nokta İmam Cafer Sadık (a.s) bir topluluğun önünde beş kişiyi vasi olarak tayin ettiğini belirtmişti. Bunlar Abbasî halifesi Ebu Cafer el‐Mansur, Medineʹnin valisi Muhammed b. Sü‐ leyman, İmamʹın oğulları Abdullah ile Musa ve İmamʹın eşi Humeydeʹydi. Bu arada Mansur Medine valisine, İmam Ca‐ fer Sadıkʹın (a.s) tayin ettiği vasiyi öldürmesi emrini içeren bir mektup göndermişti. Dolayısıyla bu vasiyet ve Mansur‐ ʹun vasinin öldürülmesine ilişkin emirleri açık bir şekilde Mansurʹun İmamʹa (a.s) karşı nasıl bir politika izlediğini gözler önüne seriyor. Ayrıca Mansurʹun İmamʹın (a.s) hare‐ ketlerini kontrol altında tutmak için nasıl bir faaliyet sergi‐ lediğini, bu meseleye ne denli önem verdiğini de gözler ö‐ nüne sermektedir. Ancak İmam Cafer Sadık (a.s) gayb perdesinin gerisin‐ den gelecek günlerin oğlu Musa (a.s) için ne tür tehlikeler barındırdığını görüyordu. Bundan dolayı Şiaʹsına çok özel bir üslupla hitap ediyordu. Onlara ulaşmasını istediği ger‐ çeği özel bir literatürle dile getiriyordu. Böyle bir üslup, ba‐ zıları açısından meselenin karışmasına sebep olsa da, koşul‐ lar gereği kaçınılmazdı. Nitekim bazıları şaşkına dönmüş, İmam Cafer Sadıkʹtan (a.s) sonra kısa ya da uzun bir dönem imam ve emir sahibini tanımakta güçlük çekmişlerdi. Ancak bu kazınılmazdı; çün‐ kü bunun gibi zor bir zamanda vasiyi ve itaat edilmesi zo‐ runlu olan imamı korumak hiç kuşkusuz bir zorunluluktu. Çünkü hareketin devamı ancak Masum İmamʹın korunması ve bu koşullara uygun önlemlerin alınmasıyla mümkün o‐ labilirdi. Ama İmamʹın (a.s) bilinçli ve uyanık ashabı için mesele karışık değildi. Onlar, İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) İmam Musa Kâzımʹın (a.s) vasiliğini içeren vasiyetinin kapsadığı hakika‐ ti kavramakta güçlük çekmediler.

İmam Kâzım Döneminin Özellikleri

Davud b. Kesir er‐Rıkkî şöyle rivayet eder:
KAZ_0069 · S. 79 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Davud b. Kesir er‐Rıkkî şöyle rivayet eder: Horasanʹ‐ dan, künyesi Ebu Cafer olan bir adam yola çıkmak istedi. O sırada Horasanlılardan bir grup onun yanına toplandı. Ken‐ dilerine ait bazı malları, eşyayı taşımasını, bazı sorularını götürüp fetva almasını ve kendileri için müşaverede bulun‐ masını istediler. Sonra adam Kûfeʹye gitti. Emirüʹl‐Müminin Aliʹnin (a.s) kabrini ziyaret etti. O sırada mescidin bir köşe‐ sinde bir adam gördü. İnsanlar, çevresinde halka oluştur‐ muşlardı. Ziyaretini tamamlayınca onların tarafına gitti. Fıkıh öğ‐ renmeye çalışan Şiîlerin, bir şeyhin (üstadın) dersini dinle‐ diklerini gördü. ʺBu adam, Ebu Hamza es‐Sumalîʹdir.ʺ dedi‐ ler. Adam devamla anlatıyor: Biz öylece oturuyorken bir bedevi çıkageldi ve şöyle dedi: ʺMedineʹden geliyorum. Ca‐ fer b. Muhammed (a.s) vefat etti.ʺ Bunu duyan Ebu Hamza hıçkırıklara boğuldu. Sonra ellerini yere vurdu ve bedeviye sordu: – Vasiyetini duydun mu? – Oğlu Abdullahʹı, oğlu Musaʹyı ve Mansurʹu vasi tayin etti. – Bizi saptırmayan Allahʹa hamdolsun! Küçüğe işaret etmiş, büyüğü açıklamış ve büyük meseleyi örtmüştür… Derhal Emirüʹl‐Mümininʹin (a.s) kabrinin yanına koştu ve namaz kıldı. Biz de namaz kıldık.
Sonra ona döndüm ve dedim ki: ʺSözlerini benim için açıklar mısın?ʺ Dedi ki:
KAZ_0070 · S. 79 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Sonra ona döndüm ve dedim ki: ʺSözlerini benim için açıklar mısın?ʺ Dedi ki: ʺBüyük oğlunun kusurlu olduğunu açıklamış,1 küçüğün vasisi olduğuna elini büyükle beraber meseleye karıştırmakla işaret etmiş ve bu büyük meseleyi Mansurʹu da kendi vasisi olarak tanıtmakla örtmüştür. Öyle ki Man‐ sur, ʺVasisi kimdir?ʺ diye soracak olsa, ʺSensin.ʺ diye cevap verilecektir. Horasanlı diyor ki: ʺVerdiği cevaptan hiçbir şey anla‐ madım.ʺ1 Sonra bu adam İmam Cafer b. Muhammedʹin (a.s) vasi‐ sini bizzat öğrenmek için Medineʹye gitti. İkinci Nokta İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) şehit edilmesinden sonra sa‐ ray erkânı Şia üzerindeki baskıyı daha da şiddetlendirdi. Şiî‐ ler arasında büyük bir karışıklık çıktı. Tam anlamıyla bir endişe, sakınma ve tedbir süreci başlamış oldu. Şia tarihinin bu çok önemli dönemi hakkında Şiaʹnın sembol isimlerinden biri olan Hişam b. Salim şunları söylü‐ yor: İmam Ebu Abdullahʹın (a.s) vefatından sonra ben ve Müminuʹt‐Tak (Ebu Cafer) Medineʹde bulunuyorduk. İnsan‐ lar Abdullah el‐Eftahʹın, babasından sonraki imam olduğu hususunda görüş birliğine varmışlardı. Ben ve Sahibuʹt‐Tak (Müminuʹt‐Tak) kalkıp onun yanına gittik. İnsanlar Abdul‐ lahʹın etrafında toplanmışlardı. Çünkü Ebu Abdullahʹtan (a.s), ʺBir kusur ve hastalığı olmadıkça, bu iş büyük olana ait‐ tir.ʺ şeklinde bir hadis rivayet ediyorlardı. İçeri girdik ve babasına sorduğumuz soruları ona sor‐ maya başladık. ʺZekâtın farz olması için nisap miktarı ne kadardır?ʺ diye sorduk. ʺİki yüzde beş.ʺ diye cevap verdi. ʺPeki, yüzde kaçtır zekât oranı?ʺ dedik. ʺİki buçuk dirhem.ʺ dedi.2
Ona dedik ki: ʺAllahʹa andolsun ki, Mürcie mezhebi bile görüşte değildir.ʺ el‐Eftah ellerini yukarı kaldırdı …
KAZ_0071 · S. 81 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Ona dedik ki: ʺAllahʹa andolsun ki, Mürcie mezhebi bile görüşte değildir.ʺ el‐Eftah ellerini yukarı kaldırdı ve şöyle dedi: ʺHayır, Allahʹa yemin ederim ki, Mürcieʹnin ne dediğini bilmiyo‐ rum!ʺ Ne yapacağımızı bilmez bir hâlde onun yanından ayrıl‐ dık. Ben ve Ebu Cafer el‐Ehval1 ne tarafa gideceğimizi bil‐ miyorduk. Medine sokaklarından birinde öylece oturduk. Şaşkın hâlde ağlıyorduk. Kime varacağımızı, kime yönele‐ ceğimizi bilmiyorduk! ʺMürcieʹye mi katılalım, ya da Kaderiyeʹye Zeydiyeʹye, Mutezileʹye veya Haricîlere mi katılalım?ʺ diyorduk.2 Biz öylece oturmuşken, birden tanımadığım yaşlı bir adam beni işaret ederek çağırdı. Ebu Cafer Mansur ed‐De‐ vanikîʹnin casuslarından biri olmasından korktum. Çünkü Mansurʹun Medineʹde birçok casusu vardı ve İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) Şiaʹsının kimin üzerinde ittifak ettiklerini öğ‐ renip boynunu vurmak için etrafı gözetleyip duruyorlardı. Bu yaşlı adamın da onlardan biri olmasından korktum. Ebu Caferʹe (Müminuʹt‐Tak) dedim ki: ʺSen fark ettir‐ meden buradan uzaklaş. Hem kendim, hem de senin için endişeleniyorum. Bu yaşlı adam bana işaret ediyor, sana de‐ ğil. Sen benim yanımdan uzaklaş.
Böylece başına bir şey gel‐ mez, kendine yardım etmiş olursun.ʺ Bunun üzerine Ebu Cafer yanımdan ayrıldı;
KAZ_0072 · S. 81 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
İmam Cafer Sadık İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Böylece başına bir şey gel‐ mez, kendine yardım etmiş olursun.ʺ Bunun üzerine Ebu Cafer yanımdan ayrıldı; ama fazla uzaklaşmadı. Ben de yaşlı adamı takip etmeye başladım. Nedense o adamdan kurtulacağımı sanmıyordum. Arkasın‐ dan yürüdüm. Ebuʹl‐Hasan Musa Kâzımʹın kapısına kadar geldi. Sonra oradan ayrılıp gitti. Baktım hizmetçisi çıkıp ba‐ na dedi ki: ʺİçeri gir, Allah sana rahmet etsin.ʺ İçeri girdim. Ebuʹl‐Hasan Kâzım (a.s) hemen söze başladı ve şöyle dedi: ʺNe Mürcieʹye, ne Kaderiyeʹye, ne de Zeydiyeʹye ve ne Mute‐ zileʹye, ne de Haricîlere… bana gelin, bana… bana…ʺ Hişam diyor ki: Dedim ki: ʺSana feda olayım, baban ve‐ fat mı etti?ʺ ʺEvet.ʺ dedi. Dedim ki: ʺNormal ölümle mi öldü?ʺ ʺEvet.ʺ dedi. De‐ dim ki: ʺSana feda olayım, ondan sonra İmamımız kimdir?ʺ Dedi ki: ʺİnşallah, Allah sana doğruyu gösterecektir.ʺ Dedim ki: ʺSana feda olayım. Abdullah (el‐Eftah) baba‐ sından sonraki imamın kendisi olduğunu sanıyor.ʺ Dedi ki: ʺAbdullah (el‐Eftah) Allahʹa ibadet edilmemesini istiyor.ʺ Dedim ki: ʺSana feda olayım. Ondan (İmam Cafer Sa‐ dıkʹtan) sonra İmamımız kimdir?ʺ Dedi ki: ʺİnşallah, Allah sana doğru yolu gösterecektir.ʺ Dedim ki: ʺSana feda olayım, İmam sen misin?ʺ Dedi ki: ʺBunu söylemem.ʺ Bunun üzerine kendi kendime şöyle dedim: ʺSoruyu yanlış sordum. (Yani soruyu sorma biçiminde hata ettim.)ʺ Dedim ki: ʺSana feda olayım. Senin tâbi olduğun bir İmam var mı?ʺ ʺHayır.ʺ dedi. Bunun üzerine kalbime ancak Allahʹın bildiği müthiş bir duygu girdi. Ululuğu ve heybeti kalbimi bürüdü. İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) yanına girerken beni bürüyen saygı ve heybetten daha büyük bir saygı ve heybetti. Dedim ki: ʺSana feda olayım. Babana sorduklarımızı sa‐ na sorayım mı?ʺ Dedi ki: ʺSor. Sana haber verilir. Ama sakın yayma. (Yani bu haberi etrafa yayma.) Eğer yayarsan, bunun sonu boynun vurulmasıdır.ʺ Bunun üzerine soru sormaya başladım. Bir ilim deryası olduğunu gördüm.
Dedim ki: ʺSana feda olayım. Senin ve babanın Şiası ne yapacağını bilmez hâldedir.
KAZ_0073 · S. 83 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım
Dedim ki: ʺSana feda olayım. Senin ve babanın Şiası ne yapacağını bilmez hâldedir. Onlara gidip haber vereyim mi? Onları sana itaat etmeye çağırayım mı? Fakat sen benden gizleme sözünü aldın?ʺ Dedi ki: ʺOlgun ve ağırbaşlı olduğunu gördüklerine gidip haber ver ve gizlemeleri için onlardan söz al. Eğer yayarlarsa, bunun sonu boynun vurulmasıdır.ʺ Bu sırada eliyle boynunu gösterdi.1 Hişamʹın anlattığı bu olay bize bazı hakikatleri açıklı‐ yor: 1‐ Casusların çokluğu. Korku, sakınma ve endişe hava‐ sı. Bütün ümmeti saran bir güvensizlik ortamı. Özellikle Me‐ dine halkı gibi ümmetin seçkinlerinin içinde bulundukları a‐ ğır koşullar. 2‐ Yine bu haberden anlıyoruz ki, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) imamlığının alameti ve Şiaʹya onun imamlığının ilanı, halka açık şekilde gerçekleşmemiştir. Bilakis Şiaʹdan çok özel kişilerle sınırlı tutulmuştur.2 Öyle ki Hişam gibi bir adam bile imamlığın kime verildiğini ancak bir süre sonra öğrenebiliyor. Bunu da şerʹî ve aklî yöntemleri kullanarak tespit ediyor. Bu ve benzeri durumlar (çalışmalar), Şiaʹyı za‐ limlerin kılıçlarından koruyan gizlilik ve takiye gibi yöntem‐ ler hususunda uzmanlaşma durumuna getirmiştir. Bu yüz‐ den ravilerin, İmam Musa Kâzımʹa (a.s) dair haberleri akta‐ rırken, açık bir isim kullanmadıklarını görüyoruz. Bilakis ʺel‐Abduʹs‐Salih dedi ki…ʺ veya ʺes‐Seyyid dedi ki…ʺ yahut ʺal‐Âlim dedi ki…ʺ şeklinde ifadeler kullandıklarını gözlem‐ liyoruz.
3‐ Zulmün boğucu atmosferi, sarayın nefes aldırmaz ya‐ sakları, düşüncenin hapsedilmesi, muhaliflerin sıkı …
KAZ_0074 · S. 84 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
İmam Ali İmam Musa Kâzım
3‐ Zulmün boğucu atmosferi, sarayın nefes aldırmaz ya‐ sakları, düşüncenin hapsedilmesi, muhaliflerin sıkı takip al‐ tına alınması, karşıt ve yalan menşeli söylentilerin yaygın‐ laştırılması gibi olumsuz durumlar, rezil arzular sahibi kim‐ selerin ve aşağılık insanların rahatça yaygınlaşmaları için geniş bir ortam meydana getirmişti. Bu aşağılık zümrelerin faaliyetleri artmış, ünleri bütün ülkeyi kaplamış ve bu mü‐ sait ortamda türlü gruplar hâlinde kendilerini ifade etme imkânını bulmuşlardı. Bu sapkın zümreler, ümmetin karşısına fikir, fıkıh ve hadis önderleri olarak takdim ediyorlardı. Halife de onları destekleyip teşvik ediyordu. Bu yüzden Hişamʹın olayı akta‐ rırken o dönemde yaygın olan grupları, ʺMürcieʹye mi katı‐ lalım, ya da Kaderiyeʹye veya Zeydiyeʹye ya da Mutezileʹye veya Haricîlere mi katılalım?ʺ şeklindeki sözleriyle anlattı‐ ğını görüyoruz. 4‐ Bu hadiste İmam Musa Kâzımʹın (a.s), kendisini diğer imamlık iddiasında bulunanlardan (Abdullah el‐Eftah gibi) ayıran kerameti içeren bir üslup kullandığını görüyoruz. Bunu da Hişam ile Müminuʹt‐Tak arasında Medine sokakla‐ rından birinde geçen konuşmayı işaretle ʺNe mürcieʹye, ne Kaderiyeʹye, ne de Zeydiyeʹye ve ne Mutezileʹye, ne de Haricî‐ lere… bana gelin, bana… bana…ʺ demesinde gözlemliyoruz. Üçüncü Nokta Mansurʹun İmam Aliʹnin (a.s) soyunu yok etme, soykı‐ rım uygulama ve öldürme esasına dayanan siyasetini ortaya çıkaran tarihî hakikatlerden biri ʺHazine Hadisiʺdir. Bu tarihî rivayet, Mansurʹun Ali soyuna karşı uyguladı‐ ğı acımasız siyaseti çok açık bir şekilde gözler önüne ser‐ mektedir. Bu rivayetten anlıyoruz ki Mansur, oğlu Mehdiʹye şu mesajı vermek istiyordu: Meşru olmayan Abbasî halifeli‐ ği ancak bu yolla korunabilir…
Yine bu rivayet, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) çektiği ağır eziyetleri de ortaya koymaktadır.
KAZ_0075 · S. 85 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
İmam Mehdi İmam Ali İmam Musa Kâzım
Yine bu rivayet, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) çektiği ağır eziyetleri de ortaya koymaktadır. Çünkü İmam Musa Kâzım (a.s) Şiaʹnın seçkin ve mümin evlatlarının bu şekilde zindan‐ lara doldurulduğunu, büyük bir sabırla ölümü bekledikleri‐ ni, ardından kılıçtan geçirildiklerini çok iyi bilmekteydi. Bu rivayet, insanın tüylerini diken diken eden, insanı derin bir hüzne boğan bir içeriğe sahiptir. Mansur, hazinesi‐ nin odalarını yaşlı, genç, çocuk Alevilerin (Ali soyunun) ke‐ sik başlarıyla doldurmuştu. Oğlu Mehdiʹnin karısı Reytaʹya vasiyet etmiş ve hazineyi kendisinin ölümünden önce Meh‐ di dâhil hiç kimseye açmamasını söylemişti. Taberî bu olayı tarihinde şöyle aktarır: Mansur hacca gitmeye karar verince, Mehdiʹnin karısı Ebuʹl‐Abbasʹın kızı Reytaʹyı çağırdı. Mehdi o sı‐ rada Reyʹde bulunuyordu. Ebu Caferʹin gelmesinden önce ona istediği bazı vasiyetlerde bulundu. Ondan söz alarak hazinelerin anahtarlarını ona verdi. Anah‐ tarları verirken, onu yemine verdi ve ondan, bu hazi‐ nelerin bazı odalarını hiç kimseye açmamasını ve Mehdiʹden başka hiç kimseye bu odalardan söz etme‐ mesini istedi. Kendisinin öldüğü sabit olmadıkça ken‐ disinin de onu açmamasını söyledi. Kendisinin ölümü kesinlik kazanınca, yanlarında bir üçüncü kişi olma‐ dan Mehdi ile bir araya gelmesini ve hazine odalarını birlikte açmalarını emretti. Mehdi, Rey şehrinden Bağdatʹa gelince, Reyta hazinelerin anahtarlarını ona verdi ve babasının ölümü kesinlik kazanmadan bu hazineleri açmamaya söz verdiğini söyledi. Mansur‐ ʹun öldüğü haberi Mehdiʹye ulaşınca, hilafet makamı‐ na oturdu ve beraberinde Reyta olduğu hâlde hazi‐ nenin kapısını açtı. Birden Ali soyundan gelen bir yı‐ ğın insanın cenazeleriyle karşılaştılar. Kulaklarına ası‐ lı belgeler vardı ve üzerinde nesepleri yazılıydı. Ara‐ larında çocuklar, yetişkinler, gençler ve yaşlılar vardı.
Mehdi bu manzarayı görünce, ürktü ve bir çukur ka‐ zılmasını ve onların çukura defnedilmelerini emretti.
KAZ_0076 · S. 86 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
İmam Cafer Sadık İmam Mehdi İmam Musa Kâzım
Mehdi bu manzarayı görünce, ürktü ve bir çukur ka‐ zılmasını ve onların çukura defnedilmelerini emretti. Üzerlerine de dükkânlar inşa etti.1 Dördüncü Nokta İmam Musa Kâzımʹın (a.s) imamlık sorumluluğunu al‐ masından sonraki ilk dönemde, asıl amacı Şiî grubu parça‐ lamak, aralarında karışıklık çıkarmak ve saflarını bozmak olan büyük problemler baş gösterdi. Bu da, ʺİmam Cafer Sadıkʹtan (a.s) sonra imamet makamına kim geçecek?ʺ gibi önderlik hakkında kuşkuların yaygınlaştırılması şeklinde belirginleşti. Bunun ortaya çıkmasının nedeni, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) İsmailʹden sonraki büyük kardeşi olan Abdullah el‐ Eftahʹın imamlık iddiasında bulunmasıydı. Doğal olarak bu da İmam Musa Kâzımʹın (a.s) yükünü biraz daha ağırlaştırı‐ yordu. Çünkü Mansurʹun örgütü, aldığı nefesleri dahi sayı‐ yordu, onun her hareketinden şüpheleniyordu.2 Beşinci Nokta Genelde Abbasî yönetiminin, özelde Mansurʹun kullan‐ dığı yöntemlerden biri, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) siyaset ve fikir sahnesinden çekilmek zorunda bırakılmasından sonra saray vaizlerini hizmete alıp kullanmalarıydı. Saray vaizleri olgusu, halifenin üzerinde önemle durduğu ve desteklediği bir alternatifti. Bu, halifeye güç veriyordu.
Çünkü bir yan‐ dan boşluğu dolduruyordu, öbür yandan halifenin siyaseti‐ ne destek sağlıyordu.
KAZ_0077 · S. 86 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Çünkü bir yan‐ dan boşluğu dolduruyordu, öbür yandan halifenin siyaseti‐ ne destek sağlıyordu. Saray vaizleri, ümmete halifenin ne‐ bevî sünnete göre gelişen İslâmî çizgi doğrultusunda hare‐ ket ettiği mesajını veriyorlardı. Halife, Malik b. Enes1 ve benzerleri gibi siyasetiyle çe‐ lişmeyen bir akide tercih eden fakihler, arzularına göre gö‐ rüşler serdeden, kendisini ve ailesini öven, medhüsenalar düzen hatipler bulmuştu. Bunun neticesinde Mansur, Malik‐ ʹin kitabı olan el‐Muvattaʹı kılıç zoruyla insanlara dayatmış, Malikʹe, Hicazʹda valilerin ve bütün devlet görevlilerinin üs‐ tünde bir yetki vermişti. İnsanlar Malikʹin kapısından ayrıl‐ mıyor, valiler ve hâkimler ondan korkuyorlardı. Nitekim yine Abbasî hükümdarlarıyla çok yakın ve sıcak ilişkileri olan Muhammed b. İdris e‐Şafiî de valiye gitmiş ve Malikʹle görüşmesi için aracı olmasını istemişti, vali de ona şu cevabı vermişti: ʺMedineʹden Mekkeʹye yalın ayak ve yayan yürü‐ mek benim için Malikʹin kapısına yürümekten daha kolay‐ dır.
Onun kapısında dikilmeden önce hiç kendimi bu kadar aşağılanmış olarak görmemiştim.ʺ2 Altıncı Nokta Bu …
KAZ_0078 · S. 86 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
İmam Cafer Sadık Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Onun kapısında dikilmeden önce hiç kendimi bu kadar aşağılanmış olarak görmemiştim.ʺ2 Altıncı Nokta Bu aşamada sapık akideler yayıldı; mulhitlik, zındıklık, Gulat, cebriye ve Murcie gibi sapık fırkalar oluştu. Bu yanlış akideler kendilerini savunacak kişiler buldu. Kuşkusuz bu akidelerin tamamı, bizzat o dönemde ortaya çıkmış değil‐ lerdi. Sadece bu dönem, söz konusu sapık akidelerin geliş‐ mesi için müsait bir zemin oluşturuyordu. Çünkü bazı hali‐ feler bu akidelerden bazısına bağlanıyor, bazıları da yayıl‐ masına müsamaha gösteriyordu. Örneğin Gulat fırkası, Ehl‐i Beyt İmamlarıʹnın peygam‐ ber olduklarına inanıyorlardı. Daha sonra Cafer b. Muham‐ med es‐Sadıkʹın ve atalarının tanrılığına inanmaya başladı‐ lar. İmam Cafer Sadık (a.s) bunlarla ilgisinin olmadığını du‐ yurup onlardan teberri ederek çok sert ifadelerle onlara la‐ net okumuştur. Saraydaki hâkimler, bu gibi sapık grupları bir yandan teşvik ederken, bir yandan da Şia hakikatini bulandırmak için Şiaʹyı suçluyorlardı. Nitekim sonraki dönemlerde bu suçlamayı Şiaʹyı baskı altında tutmanın aracı olarak kullana‐ caklardı.
Böylece Şiaʹya zındıklık adını taktıktan sonra, dev‐ letin onları baskı altında tutmasının haklı olduğu …
KAZ_0079 · S. 86 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Böylece Şiaʹya zındıklık adını taktıktan sonra, dev‐ letin onları baskı altında tutmasının haklı olduğu anlayışını benimsettiler. İmam Musa Kâzım (a.s) zamanında bir başka akım daha ortaya çıkmıştı ki, ümmetin o günü ve geleceği açısından büyük bir tehlike oluşturuyordu. İmam Cafer Sadık (a.s) bu akıma karşı koymuş, özellikle gençlerin bu akımdan sakın‐ maları için büyük bir çaba sarf etmişti. Bu akım, Mürcie grubuydu. Bunlar büyük günah işle‐ yen kimselere dair hükmün kıyamet gününe ertelenmesine inanıyorlardı. Dünyada böyle kimselerin cennetlik mi veya cehennemlik mi olduğuna dair bir hükmün verilmemesi ge‐ rektiğini savunuyorlardı. Bu akidenin mensupları iyi amel ile kötü ameli birbirine katmaya, böylece İmam Aliʹnin (a.s) hayat tarzı ile Muavi‐ yeʹnin hayat tarzı arasında bir fark görülmemesine, İmam Hüseyinʹin (a.s) konumu ile Yezidʹin konumunun birbirin‐ den ayırt edilmemesine çalışıyorlardı. ʺDünyada onlar hak‐ kında hüküm vermek bizim işimiz değildir, bu meseleyi kı‐ yamet gününe bırakmak gerekir.ʺ diyorlardı.
Sonra bu grup başka bir itikat ortaya attı ki, öncekinden daha az tehlikeli değildi.
KAZ_0080 · S. 89 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım
Sonra bu grup başka bir itikat ortaya attı ki, öncekinden daha az tehlikeli değildi. Bu itikat, özellikle gençler için bü‐ yük bir tehlike oluşturuyordu. Çünkü bu inanç çerçevesinde Allah katında istenilen imanın anlamı, kalben inanmak ola‐ rak açıklanıyordu ve iman için pratikte amel etme gerekliliği ön görülmüyordu. Çünkü pratiğe amel şeklinde yansıyan hareketler insanı aldatmaya yönelik olabilirdi. Dolayısıyla Allahʹın baktığı, önemsediği iman kalben inanmaktı, pratiğe amel olarak yansıyan davranışların ise, bir değeri yoktu, bunlara itibar edilmezdi. Buna göre bir insan zina ettiğinde, şarap içtiğinde veya bir adam öldürdüğünde, bunlar pratiğe yansıyan davranışlar ve dış eylemler olduğundan, iman ba‐ kımından bunların önemi yoktur. Çünkü önemli olan, insa‐ nın kalben Allahʹa inanmasıdır. Yine bu dönemde cebir fikri de yayıldı. Bu fikrin temel‐ leri Muaviye zamanında atılmıştı. Abbasîler de bundan isti‐ fade ettiler. Bu düşünce mensupları şöyle diyorlardı: ʺBiz fi‐ illerimizi kendi irademizle tercih etmiyoruz.
Allah namaz kılmamızı istediği zaman namaz kılarız, şarap içmemizi is‐ tediği zaman şarap içeriz…ʺ Bu …
KAZ_0081 · S. 89 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım
Allah namaz kılmamızı istediği zaman namaz kılarız, şarap içmemizi is‐ tediği zaman şarap içeriz…ʺ Bu inançların, düşüncelerin ve bunları benimseyen in‐ sanların üzerinde düşünen biri görecektir ki, bunların her biri kendi yöntemi çerçevesinde sultanlara hizmet etmiştir. Çünkü bu düşünceler, sultanların İslâm dışı uygulamalarını gerekçelendiriyor, bu tür fikir ve inançlarla iktidarın tasar‐ ruflarını tevil edip meşruiyet kisvesine büründürüyor ve bu fikirlere karşı çıkan İslâm kitlelerini de yatıştırıyorlardı. Buradan hareketle Yahudiler ve başka dinî gruplar tara‐ fından İslâm âlemine sokulan bu sapık fikirlerden doğan bu akımlara yöneticilerin neden bu kadar hoşgörülü davran‐ dıklarını anlıyoruz. Halife Mansur zamanında öne çıkan siyasî, kültürel ve düşünsel olgulara ve hadiselere ilişkin bir özeti sunmuş ol‐ duk. İşte İmam Musa Kâzım (a.s) da bütün bu gelişmeler muvacehesinde imamet görevini uhdesine almıştı. İmamʹın (a.s) şüphe, töhmet ve baskı ile geçen bu or‐ tamda bu tür sapıklıklara karşı nasıl bir yöntem izlediği, na‐ sıl bir tavır takındığı konusuna gelince, inşaallah bir sonraki bölümde bu konuyu ele alacağız.
İMAM MUSA KÂZIMʹIN MANSUR DÖNEMİNDE SERGİLEDİĞİ TAVIRLAR Tarih, İmam Musa b.
KAZ_0082 · S. 91 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
İMAM MUSA KÂZIMʹIN MANSUR DÖNEMİNDE SERGİLEDİĞİ TAVIRLAR Tarih, İmam Musa b. Caferʹin (a.s) yukarıda anlattığımız bu ortamda gerçekleştirdiği hareketi ve yürüttüğü faaliyet‐ leri doyurucu ve ayrıntılı bir şekilde aktarmamıştır, İmamʹın (a.s) bu koşullardaki hareketini açık rakamlarla belirleme‐ miştir. Yalnızca bazı rivayetler İmamʹın (a.s), Mansurʹun on yıllık yönetimi sırasında, babası İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) şehit edilmesinin ardından bazı uygulamalarda bulunduğu‐ na işaret etmektedir. Biz, İmamʹın (a.s), bu dönemin karakteriyle çelişmeyen, ortamın özellikleriyle örtüşen bazı uygulamalarını seçtik. Ardından İmamʹın (a.s) genel olarak takip ettiği hareket çiz‐ gisi üzerinde yoğunlaşmaya çalıştık ve ayrıntılara girmekten kaçındık. İmam Musa Kâzımʹın (a.s) bu dönemde izlediği genel çizgi ve uyguladığı yöntem, sapkın görünümleri bertaraf et‐ meyi hedefleyen bir özellik arz ettiği gibi, geleceğe dair sabi‐ teleri de kurumsallaştırmayı amaçlıyordu. Bu bağlamda, ko‐ nunun birkaç yönden ele alınması gerekmektedir: 1) İmam Musa Kâzım ve Mevzilerin Sağlamlaştırılması Bu bağlamda İmamʹın (a.s) rolünün, gaybî kudreti ön plana çıkarma şeklinde belginleştiğini görüyoruz.
Bu da onu diğer imamlık iddiasında bulunanlardan, zamanındaki sa‐ pık fırka ve taife liderlerinden …
KAZ_0083 · S. 91 · İmam Kâzım Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım
Bu da onu diğer imamlık iddiasında bulunanlardan, zamanındaki sa‐ pık fırka ve taife liderlerinden ayırıyordu. Bu şekilde ümme‐ tin dikkatini üzerine çekmişti. Ümmet öyle bir bilinç edin‐ mişti ki, söz konusu akımları onunla karşılaştırıyor, onu e‐ sas alarak değerlendiriyor ve İmamʹın (a.s) gerçekleştirdiği ilgi çekici sahnelerden ilham alarak edindiği ölçülerle hak ile batılı birbirinden ayırmaya çalışıyordu. Bundan da o dönemde yaygın olan düşünsel şaşkınlığın ortadan kaldırılması çabalarını, bu bağlamda İmamʹın (a.s) yürüttüğü faaliyetlerin karakteristik özelliğini gözlemliyo‐ ruz. Şöyle ki: Birinci Özellik: İmam Musa Kâzım (a.s) halkın geneline bazı gaybî haberler veriyordu. Öyle ki sıradan bir insanın bu bilgilere ulaşması mümkün değildi. Bu gibi haberleri içeren çok sayıda rivayet vardır. Biz bunlardan bazılarını aktar‐ makla yetiniyoruz: Birinci örnek: İshak b. Ammar rivayet ediyor: Abduʹs‐Salihʹin (İmam Musa Kâzımʹın ‐a.s‐) kendi Şiîlerinden birine ölüm haberini verdiğini duydum. Kendi kendime, ʺŞiaʹsından bir adamın ne zaman öle‐ ceğini mi biliyor?!ʺ dedim. Bana kızmış gibi baktı ve şöyle dedi: ʺEy İshak! Rüşeyd el‐Hacerî1 bile ölüm ve bela haberlerini biliyordu. Oysa İmam bunları bilmeye daha layıktır.ʺ Sonra sözlerini şöyle sürdürdü: ʺEy İs‐ hak! İstediğini yap. Çünkü senin ömrün iki seneden da‐ ha az kalmıştır…ʺ Bu konuşmanın üzerinden uzun bir zaman geçmeden İshak öldü.2

Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar

İkinci Örnek: Halid b. Necih anlatıyor: İmam Musaʹya (a.s) dedim ki:
KAZ_0084 · S. 93 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Musa Kâzım
İkinci Örnek: Halid b. Necih anlatıyor: İmam Musaʹya (a.s) dedim ki: ʺBazı arkadaşları‐ mız Kufeʹden geldiler ve Mufaddalʹın çok şiddetli ağ‐ rılar çektiğini söylediler. Onun için Allahʹa dua et.ʺ Buyurdu ki: ʺArtık ağrıları dinmiş ve rahata ermiştir (ölmüştür).ʺ Bu konuşma, Mufaddalʹın ölümünden üç gün sonra gerçekleşmişti.1 Üçüncü Örnek: İbn Nafi et‐Tiflisî anlatıyor: Hac mevsiminde babamı Haremʹin yanında bıra‐ karak İmam Musa b. Caferʹi (a.s) ziyaret etmeye git‐ tim. Ona yaklaştığımda selâm vermek üzereydim ki, yüzünü bana doğru çevirdi ve şöyle dedi: ʺHaccın ka‐ bul olsun ey İbn Nafi! Babandan dolayı Allah sana ecir versin. Biraz önce onu katına aldı. Dön ve babanın ce‐ naze işlemlerini gerçekleştir.ʺ Bu sözlerinden dolayı hayretler içinde kaldım. Onu bıraktığımda herhangi bir hastalığı yoktu. Dedi ki: ʺEy İbn Nafi! Yoksa i‐ nanmıyor musun?ʺ Bunun üzerine geri döndüm. Baktım cariyeler yüz‐ lerine vurup ağlıyorlar. ʺNeyiniz var?ʺ dedim. ʺBaban bu dünyadan ayrıldı.ʺ dediler…ʺ2 İkinici Özellik: İmamʹın (a.s) olağanüstü, aynı zamanda onu başkalarından farklı kılan gücünün bir tezahürü de normal eğitim yöntemleri dışında, tamamen ilâhî ilham so‐ nucu birkaç dili biliyor olmasıydı.
Bu bağlamda birkaç ör‐ neği inceleyebiliriz: Birinci Örnek: Ebu Basir anlatıyor:
KAZ_0085 · S. 93 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
Hz. Muhammed İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Bu bağlamda birkaç ör‐ neği inceleyebiliriz: Birinci Örnek: Ebu Basir anlatıyor: İmam Musa Kâzımʹın (a.s) yanına gittim. Çok geç‐ meden içeri Horasanlı bir adam girdi. Horasanlı a‐ dam Arapça konuştu, İmam (a.s) ona Farsça cevap verdi. Bunun üzerine Horasanlı adam dedi ki: ʺAllah sana iyilik versin. Ana dilimle konuşmamı engelleyen tek şey senin o dili bilmediğini sanmamdı.ʺ Buyurdu ki: ʺSubhanallah! Eğer sana güzel ve anlaşılır şekilde ce‐ vap veremeyeceksem, senden nasıl üstün olabilirim?!ʺ Sonra şöyle buyurdu: ʺEy Ebu Muhammed! Hiçbir insanın dili İmamʹdan saklı kalmaz. Kuşların, hayvan‐ ların ve diğer bütün canlıların dili de. İmam bununla bi‐ linir. Eğer birinde bu hasletler yoksa, o İmam olamaz.ʺ1 İkinci Örnek: Ebu Hamzaʹnın şöyle dediği rivayet edilir: Bir gün Ebuʹl‐Hasan Musaʹnın (a.s) yanındaydım. Birden içeri onun için Habeşistanʹdan satın alınmış otuz köle girdi. İçlerinden bir delikanlı ‐ki güzel bi‐ riydi‐ anlamadığım bir dilden bir şeyler söyledi. İ‐ mam Musa (a.s) onun diliyle ona cevap verdi. Deli‐ kanlı ve oradaki herkes şaşırdı. Onun, dillerini anla‐ madığını sanıyorlardı. İmam Musa (a.s) ona dedi ki: ʺBen sana bir miktar para vereceğim.
Sen onlardan her birine otuz dirhem ver.ʺ Dışarı çıkarlarken birbirlerine şöyle diyorlardı:
KAZ_0086 · S. 93 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Ali İmam Musa Kâzım
Sen onlardan her birine otuz dirhem ver.ʺ Dışarı çıkarlarken birbirlerine şöyle diyorlardı: ʺBu adam bizim dilimizi bizden daha iyi konuşuyor. Bu Allahʹın bize bahşettiği bir nimettir.ʺ Ali b. Ebu Hamza anlatıyor: Onlar çıktıktan sonra dedim ki: ʺEy Resulullahʹın oğlu! Şu Habeşlilere onların dilleriyle konuştuğunu gördüm!ʺ ʺEvet.ʺ dedi. ʺDiğerlerine değil de sadece bu delikanlıya bir şey emrettin, öyle mi?ʺ dedim. ʺE‐ vet.ʺ dedi, ʺArkadaşlarına iyi davranmasını emrettim, her birine ayda otuz dirhem vermesini istedim. Çünkü o çocuk konuştuğu zaman, onların en bilgilisi olduğu an‐ laşıldı. Onların krallarının oğluydu. Ben de onu onların lideri yaptım. İhtiyaç duydukları şeyleri karşılama göre‐ vini ona verdim. Bunun yanında o doğru sözlü bir ço‐ cuktur.ʺ Sonra şöyle buyurdu: ʺBelki de onlarla Habeşçe ko‐ nuşmama şaşırmışsındır?ʺ ʺEvet.ʺ dedim, ʺAllahʹa ye‐ min ederim ki şaşırdım.ʺ Buyurdu ki: ʺŞaşırma, benim sana gizli olan özelliklerim bundan çok daha şaşırtıcı‐ dır.ʺ1 Üçüncü Örnek: İmam Rızaʹnın (a.s) azatlısı Bedr anlatı‐ yor: İshak b.Ammar, Musa b. Caferʹin (a.s) evine girdi ve yanına oturdu. O sırada Horasanlı bir adam içeri girmek için izin istedi. Hiç kimsenin duymadığı bir dilden konuşuyordu. Kuş dili gibi bir şeydi adeta. İshak anlatıyor: İmam Musa Kâzım (a.s) onunla aynı dilden konuş‐ tu. Adamın bütün soruları tamamlanıncaya kadar böyle devam etti. Sonra oradan çıkıp gitti. Dedim ki: ʺBu dili daha önce hiç duymamıştım.ʺ Buyurdu ki: ʺBu, Çinlilerin diliydi. Ama bütün Çinliler bu dili ko‐ nuşmazlar.ʺ Sonra şöyle dedi: ʺOnun diliyle konuşmama şaşır‐ dın mı?ʺ ʺEvet.ʺ dedim, ʺHayret edilecek bir şeydir.ʺ Buyurdu ki: ʺSana ondan daha şaşırtıcı olanını haber vereyim. İmam kuş dilini, bütün canlıların dillerini bi‐ lir. İmamʹa hiçbir şey gizli olmaz.ʺ2
2) İmam Musa Kâzım (a.s) ve Ahlâkî Çöküşü Düzeltme Çabası Saydığımız sebeplerden dolayı İslâmî değerler büyük …
KAZ_0087 · S. 96 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Musa Kâzım İmam Hasan Askerî
2) İmam Musa Kâzım (a.s) ve Ahlâkî Çöküşü Düzeltme Çabası Saydığımız sebeplerden dolayı İslâmî değerler büyük bir sarsıntı geçirmişti. Ümmet manevî bir çöküş yaşıyordu. Gözle görülür bir yozlaşma yaşanmaktaydı. İktidar sahipleri de kendi iktidarlarını sürdürmek maksadıyla bu yozlaşmayı besliyor, tahrik ediyorlardı. Bu aşamada İmam Musa Kâzım (a.s) ümmete musallat olan çöküşü durdurmak maksadıyla iki yol izledi: Bunlardan biri genel, diğeri ise salih cemaate yönelik özel bir yoldu. İmam Musa Kâzım (a.s) öğüt ve irşat ile kendisinin de içinde yaşadığı İslâm dünyasının büyük bir kısmında yay‐ gınlık kazanan ve gittikçe de taban edinen çöküş sürecini durdurma ile ilgili olarak değişik yöntemlere başvurmuştur. İmam (a.s), gerçeğin peşinde olan öğrencilerini yönlen‐ dirmesi, onlar üzerinde derin etkisini bırakması sayesinde İslâm toplumu içinde canlı bir örnek kadro eğitmeyi başar‐ dı. Bunlar, iyice azgınlaşmış şehevî duyguları dizginleme, türlü saptırmalar nedeniyle iyice alevlenen heva ve heves ateşini söndürme hususunda insanlara öncülük ediyorlardı. Hiç kuşkusuz sultanların tutumları da sapkınlıkların iyice azgınlaşmasına yardımcı oluyordu. Çünkü bunların tek derdi servetlerine servet katmaktı. Topladıkları serveti infak etme hususunda alabildiğine cimri davranıyorlardı. Siyasî ve askerî iktidarlarının sağlamlaş‐ masının yanında bu serveti sadece şehevî arzularını tatmin etmek için harcıyorlardı. İmam Musa Kâzımʹdan (a.s) etkilenen, daha sonra ismi İslâm dünyasının dört bir yanında bir yıldız gibi parlayan şahsiyetlerden biri de, aslen Mervʹli olup Bağdatʹta oturan Ebu Nasr Bişr b. Hâris b. Abdurrahmanʹdır [Bişr‐i Hafi]. Bu adam daha önceleri zevk ve eğlence düşkünü iken, İmam
Kâzımʹın (a.s) huzurunda tövbe ederek ünlü zahitlerden biri olmuştur.1 Tarihçiler, Bişrʹin tövbe etmesinin …
KAZ_0088 · S. 97 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Musa Kâzım
Kâzımʹın (a.s) huzurunda tövbe ederek ünlü zahitlerden biri olmuştur.1 Tarihçiler, Bişrʹin tövbe etmesinin sebebini şöyle açık‐ lamışlardır: İmam Musa Kâzım (a.s) Bağdatʹtaki evinden dı‐ şarı çıkınca, Bişrʹin evinden eğlence, şarkı ve çalgı seslerinin geldiğini duyar. Evden bu sırada bir cariye çıkar. Elindeki süprüntüleri yola döker. İmam (a.s) Cariyeʹye döner ve şöyle der: ʺEy Cariye! Bu evin sahibi hür müdür yoksa köle midir?ʺ Cariye: ʺHürdür.ʺ diye cevap verir. İmam (a.s) şöyle buyurur: ʺDoğru söylüyorsun. Eğer kö‐ le(kul) olsaydı, efendisinden (rabbinden) korkardı.ʺ Ardından Cariye eve girer. Bişr içki sofrasında oturmak‐ tadır. ʺNiye geciktin?ʺ diye cariyeye sorar. O da İmamʹla aralarında geçen konuşmayı anlatır. Bişr koşarak yalınayak evden çıkar ve İmamʹa yetişir. Hemen huzurunda tövbe eder. Özür diler ve ağlamaya başlar.2 Bundan sonra Bişr nef‐ sini arındırmaya, marifet ve iman yoluyla Allahʹa bağlan‐ maya çaba gösterir. Öyle ki, takva ve zühtte zamanının en ileri şahsiyeti olur. İbrahim el‐Harbî onunla ilgili olarak şunları söylemiştir: Bağdat, Bişr b. Hâris gibi aklı mükemmel, diline hâkim birini daha çıkarmamıştır.
Adeta vücudundaki her kılda mükemmel bir akıl vardı.3 Evet, Bişr, İmam Kâzımʹın (a.s) yönlendirmesi ve gafle‐ …
KAZ_0089 · S. 97 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Musa Kâzım
Adeta vücudundaki her kılda mükemmel bir akıl vardı.3 Evet, Bişr, İmam Kâzımʹın (a.s) yönlendirmesi ve gafle‐ tinden uyandırması sayesinde dünyanın çekici süslerinden yüz çevirmiş ve kanaate razı olmuştur. Nitekim kanaat ile ilgili olarak şunları söylemiştir: Eğer kanaat etmede başkasına ihtiyaç duymama dışında bir erdem olmasaydı, bu bile Allah katında ödüllendirilirdi. Yine şöyle demiştir: Kanaat etmek, cömertliğin ve mal bahşediciliğin erdeminden daha şerefli bir erdemdir.1 Hatib el‐Bağdadî onunla ilgili olarak şöyle rivayet eder: Bişr kıvranarak ağlamaya başladı. Bir yandan da şunları söylüyordu: ʺAllahʹım! Eğer kıyamet günü re‐ zil etmek için beni bu dünyada meşhur etmiş, ismimi yaygınlaştırmış ve beni asıl değerimin üstünde yü‐ celtmişsen, hemen şimdi cezamı ver ve bedenimin kal‐ dıracağı kadarını benden al.ʺ2 Haccac b. Şairʹin Süleyman el‐Luʹluîʹye şöyle dediği ri‐ vayet edilir: Birisi Bişr b. Hârisʹi rüyasında görür ve ona sorar: ʺRabbin sana ne yaptı ey Ebu Nasr!ʺ Şöyle der: ʺBeni bağışladı ve buyurdu ki: Ey Bişr! İsmini yücelttiğim kadar bana ibadet etmedin.ʺ3 İmam Kâzımʹdan (a.s) rivayet edilen sözleri incelediği‐ miz zaman, o güzelim hayatının, her bakımdan düzgün ha‐ reket tarzının yanı sıra, değişik yönleriyle ahlâkî çöküntüyü ortadan kaldırmaya verdiği önemi gösteren söz ve nassların kendisinden nakledildiğini görürüz. Ki İmamʹın (a.s) söz ve fiilleri arifler için bir kıble, muttakiler için bir örnek, mümin‐ ler için aydınlatıcı bir güneş, Müslümanlar için parlayan bir ay konumundaydı. İmam Kâzımʹın (a.s) ahlâkî çöküntünün ortadan kaldı‐ rılması bağlamında söylediği sözlerden bazısını seçip oku‐ yucuların dikkatine sunuyoruz:
1‐ Akıllı kimse odur ki, helal onu şükretmekten, haram da onu sabretmekten alıkoymaz.
KAZ_0090 · S. 99 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Musa Kâzım
1‐ Akıllı kimse odur ki, helal onu şükretmekten, haram da onu sabretmekten alıkoymaz. 2‐ Kim üç şeyi üç şeye musallat ederse, aklını yık‐ mak için hevasına yardım etmiş gibi olur: Tul‐i emel (sonu gelmez dünyevî arzular) ile fikrinin nurunu ka‐ rartan, uzun ve gereksiz konuşmalarıyla hikmetinin güzelliğini silen ve nefsinin şehevî arzularıyla ibret alma duygusunun ışığını söndüren kimse aklını yık‐ mak için hevasına yardım etmiş gibi olur. Kim de ak‐ lını yıkarsa, dini de, dünyası da bozulur. 3‐ Allahʹtan gerektiği gibi hayâ eden, başını ve içindekileri, karnını ve kapsadıklarını koruyan, ölü‐ mü ve musibetleri aklından çıkarmayan, cennet yolu‐ nun zorluklarla, cehennem yolunun da çekici süslerle çevrili olduğunu bilen kimseye Allah rahmet etsin! 4‐ Kim Allahʹın bağışı olarak sadece dünyanın ve‐ rilmiş olmasına razı olursa, basit ve değersiz bir şeye razı olmuş olur. 5‐ Hiç günah işlemeyen insan, tövbe etmiş, pişman olmuş olsa da, günah işlemiş insandan daha yüce bir himmete sahiptir. 6‐ Küçük ve önemsiz günahlar İblisʹin tuzaklarıdır; onları sizin için önemsizleştirir, gözünüze küçük ve önemsiz görünmesini sağlar.
Böylece küçük günahlar birikmeye, çoğalmaya, derken sizi çepeçevre kuşat‐ maya başlar.
KAZ_0091 · S. 99 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Musa Kâzım
Böylece küçük günahlar birikmeye, çoğalmaya, derken sizi çepeçevre kuşat‐ maya başlar. 7‐ Yüce Allah cenneti ahlâksız, yüzsüz, utanmaz, ne dediğine ve kendisi hakkında ne söylendiğine al‐ dırmayan kimselere haram kılmıştır.1 İmam Musa Kâzımʹın (a.s) bu gibi konulara dair kap‐ samlı ve temel çözümlemeleri vardır ki, bunların Kurʹânî ve tarihsel derin kökleri vardır. Bunlardan bir kısmını İmamʹın (a.s) ilmî mirası bölümünde Hişamʹa yaptığı değerli vasiyeti kapsamında ayrıntılı olarak bulacaksınız. 3) İmam Musa Kâzım (a.s) ve İçeriden Kaynaklanan Tehditler Bu bağlamda İmam Musa Kâzımʹın (a.s) içeriden kay‐ naklanan bazı tehditler karşısında takındığı tavrı incelemek istiyoruz. Ki bu tehditlerin mezhep üzerinde doğrudan doğ‐ ruya olumsuz etkileri vardı. Bunlardan biri de, iktidarın, İmamʹın ilmî merciliğine yönelik oluşturduğu tehditlerdir. Birinci Tavır: İmam Musa Kâzımʹın (a.s), imamlık iddia‐ sında bulunan kardeşi Abdullah el‐Eftahʹa ‐babasından son‐ ra imamlık görevinin kendisinde olduğunu iddia etmesine1 rağmen‐ karşı takındığı tavır açık bir düşmanlık şeklinde değildi. Oysa bu tehlikeli iddia, Şiaʹnın varlığı ve geleceği açısından büyük bir tehdit oluşturuyordu.
Böylece İmam Kâzım (a.s) tüm çabasını ve gücünü bu sorunu halletmeye sferber etmedi, rakibin üzerinde …
KAZ_0092 · S. 99 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Musa Kâzım
Böylece İmam Kâzım (a.s) tüm çabasını ve gücünü bu sorunu halletmeye sferber etmedi, rakibin üzerinde dışarından etki oluşturacak bir yöntem izlemedi. Dolayısıyla Şiaʹnın, taraftarlar ve ha‐ sımlar olmak üzere iki gruba ayrılması gibi bir durumu da‐ yatmadı. Bunun yanında psikolojik ya da kelâmî bir savaş da baş‐ latmadı. Bilakis bu yeni çatlağı sakin ve barışçı bir üslupla ele aldı, izlediği bu yöntemle krizi aşmayı garantiledi. Aşağıdaki hususlar bu konuyu daha açık bir şekilde or‐ taya koymaktadır: Birincisi: İmam Musa Kâzım (a.s) Şia topluluğuna ve âlimlerine tam bir özgürlük tanıdı; kendi çabalarıyla imamet iddiasında bulunan kişinin yeterliliğini ve âlimliğini ya da diğer yeteneklerini keşfetmelerini istedi ve bununla da doğ‐ rudan araştırma veya imamet iddiasında bulunan kimse ile kendisi arasında mukayese yapmalarını temin etti. Nitekim daha önce anlatıldığı gibi, Müʹminuʹt‐Tak ve Hişam b. Sa‐ limʹle bu yöntem üzerinde konuşmuştu. İkincisi: İmam Musa Kâzım (a.s) kardeşi ile ilişkilerini sürdürdü. Onun imamet iddiasında bulunmasını, bağları kesmek için bir gerekçe olarak kullanmadı. Bunun kanıtı da, onu evine davet etmiş olmasıdır.
Az sonra yer vereceğimiz rivayette bu hususa değinilecektir.
KAZ_0093 · S. 99 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Az sonra yer vereceğimiz rivayette bu hususa değinilecektir. Üçüncüsü: İmam Musa Kâzım (a.s) mucize yöntemini kullanmıştır. Bu da onu Abdullahʹtan ayırmış ve kendisinin itaat edilmesi farz olan imam olduğunu ortaya koymuştur. Nitekim bunu Şiaʹnın ileri gelenlerinden bir cemaatin önün‐ de gerçekleştirmiştir. Mufaddal b. Ömer anlatıyor: İmam Cafer Sadık (a.s) vefat ettiğinde, kendisin‐ den sonraki imam olarak İmam Musaʹyı vasiyet et‐ mişti. Fakat kardeşi Abdullah imamet iddiasında bu‐ lundu. O sırada İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) en büyük oğlu o idi ve el‐Eftah (yassı kafa) olarak biliniyordu. Bunun üzerine İmam Musa (a.s), odun toplanıp evi‐ nin ortasına yığılmasını emretti. İmam Musa (a.s) bir adam göndererek kardeşi Abdullahʹı çağırmasını is‐ tedi. Abdullah geldiği sırada İmam Musaʹnın (a.s) ya‐ nında Şiaʹnın ileri gelenlerinden bir cemaat bulunu‐ yordu. Kardeşi Abdullah da yanında oturdu. İmam Musa (a.s) odunların tutuşturulmasını istedi. İnsanlar bunun sebebini bilmiyorlardı. Yanan odunlar kor hâ‐ line geldi. Sonra İmam üzerindeki elbiseleriyle ateşin ortasında durdu. Bir süre insanlarla oradan konuşma‐ ya başladı. Sonra kalktı, elbiselerini silkeleyerek top‐ luluğun içine geri döndü. Ardından kardeşi Abdul‐ lahʹa dedi ki: ʺEğer babandan sonraki imam olduğunu iddia ediyorsan, şu ateşin içinde otur.ʺ
Orada bulunanlar anlatıyorlar: Baktık Abdullahʹın rengi değişti.
KAZ_0094 · S. 103 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Musa Kâzım İmam Hasan
Orada bulunanlar anlatıyorlar: Baktık Abdullahʹın rengi değişti. Ayağa kalkıp el‐ biselerini çekiştirdi, sonra İmam Musaʹnın (a.) evin‐ den ayrıldı.1 Burada şunu belirtemeden geçemeyeceğiz: Abdullahʹın imametini kabul eden topluluğun büyük çoğunluğu, bu olaydan sonra kardeşi Musa Kâzımʹın (a.s) imam olduğunu kabul etmişlerdir. Çünkü Abdullahʹın iddiasının zayıf, buna karşılık Ebuʹl‐Hasan Musa Kâzımʹın (a.s) dayanağının güçlü, doğruluğuna ilişkin delilin kuvvetli, imamlığının hüccetinin apaçık olduğunu görmüşlerdi.2 İkinci Tavır: İmam Musa Kâzımʹın (a.s), ilmî ve dinî mercii işgal eden, daha sonra genel merci hâline gelen, sul‐ tanın desteğine ve himayesine mazhar olan, sultanın gönül‐ lü araçları hâline gelerek davranışlarına ve hilafet tarzına meşruiyet kisvesini giydiren kimselere karşı takındığı tavır da son derece dikkat çekicidir. Bu bağlamda İmam Musa Kâzım (a.s), İslâmʹın temel çizgisinin korunmasının zorunluluğunu esas alıyordu. Hila‐ fet ekolünden kaynaklanan akım ve eğilimler nedeniyle şe‐ riatın tahrifle yüz yüze kalmasından endişe ediyordu. İmam Musa Kâzım (a.s), mezhebî ekollere ve akımlara karşı koymuş ve yüzlerine taktıkları sahte meşruiyet maske‐ sini indirmeye çalışmıştır. Nitekim bu akımların öncüleri, devlet yönetimi bağlamında fetva verirlerken, bu sahte meş‐ ruiyet özelliğinden büyük ölçüde istifade ediyorlardı. Yunus b. Abdurrahman anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan el‐Evve‐ lʹe (İmam Kâzım) dedim ki: ʺHangi yöntemle Allahʹın birli‐ ğini ispat edeyim?ʺ Buyurdu ki:
Ey Yunus! Bidatçi olma. Kim meseleleri kişisel gö‐ rüşüyle açıklarsa helak olur.
KAZ_0095 · S. 104 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Hasan İmam Musa Kâzım Hz. Muhammed İmam Ali
Ey Yunus! Bidatçi olma. Kim meseleleri kişisel gö‐ rüşüyle açıklarsa helak olur. Kim Peygamberʹinin Ehl‐ i Beytʹini terk ederse sapıtır. Kim Allahʹın kitabını ve Peygamberʹinin sözünü terk ederse kâfir olur.1 İmam Musa Kâzım (a.s) başka bir yerde de şöyle bu‐ yurmuştur: Sizin kıyasla ne işiniz olabilir?! Sizden önce helak olanlar, kıyas yöntemini esas aldıkları için helak oldu‐ lar.2 İmam Musa Kâzım (a.s) bu eğilimler hakkında kesin yargıyı vermekle yetinmemiş, bunların yanıldıkları, saptık‐ ları hususları da ayrıntılı bir şekilde ortaya koymuştur. Me‐ sela, Muhammed er‐Rafiîʹnin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Amcamın oğlu vardı, adı Hasan b. Abdullahʹtı. Zahit bir adam olup o zamanın en çok ibadet eden ki‐ şilerinden biriydi. Sultan bazen onunla görüşürdü. Bazen Sultanʹa sert sözler söylediği, ona öğüt verdiği, marufu emrettiği de olurdu. Salih bir insan olduğu için de Sultan onun bu tavrına katlanırdı. O bu hâlini sürdürdü. Derken bir gün Ebuʹl‐Hasan Musa (a.s) mescide girdi. Onu görünce, yanına yak‐ laştırdı ve şöyle dedi: ʺEy Ebu Ali! Senin bu tavrın beni ne çok sevindiriyor! Ne çok memnunum senden! Ama sende irfan eksiktir. Git ve marifeti öğren.ʺ Dedi ki: ʺSana feda olayım.
Marifet nedir?ʺ Buyurdu ki: ʺGit fıkıh ve hadis öğren.ʺ ʺKimden?ʺ dedi. Buyurdu ki: ʺMalik b.
KAZ_0096 · S. 104 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Musa Kâzım Ehl-i Beyt
Marifet nedir?ʺ Buyurdu ki: ʺGit fıkıh ve hadis öğren.ʺ ʺKimden?ʺ dedi. Buyurdu ki: ʺMalik b. Enesʹden ve Medineli fakih‐ lerden. Sonra bu hadisleri bana takdim et.ʺ Bunun üzerine gitti ve onlarla konuştu. Sonra ge‐ lip öğrendiklerini İmamʹa (a.s) okudu. İmam (a.s) da söylediklerinin tümünü birer birer çürüttü.1 4) İmam Musa Kâzım ve Şer'i Siyasal Önderlik Meselesi Üzerinde Yoğunlaşması İmam Musa Kâzım (a.s); önderlik meselesi, Masum İ‐ mamʹın şahsında somutlaşan meşru velayet konusu ve sap‐ kın siyasal liderlik karşısında takınılacak tavır üzerinde yo‐ ğunlaşmış, eğitsel yöntemleri kullanarak hak imamet ve ön‐ derliğin özelliklerini tarif etmiştir. İmam Musa Kâzım (a.s) ‐bu anlamı derinleştirmek mak‐ sadıyla‐ bazı faaliyetlerde bulunmuştur: Birinci Faaliyet: Düşünce Alanında İmam Musa Kâzım (a.s), kendisinden önceki Ehl‐i Beyt İmamlarıʹnın temellerini attıkları akidevî ve fikrî temel ve sabiteleri kökleştirmiştir.
Çünkü bunlar sağlamlıkları itiba‐ riyle koruyucu işlevini görerek, Abbasî hilafetinin yönetim teorisi olarak …
KAZ_0097 · S. 104 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Musa Kâzım İmam Hasan
Çünkü bunlar sağlamlıkları itiba‐ riyle koruyucu işlevini görerek, Abbasî hilafetinin yönetim teorisi olarak dayandığı ve ʺer‐Raziyyu Min Âl‐i Muham‐ med=Âl‐i Muhammedʹden Razı Olunanʺ sloganını atıp yay‐ maya başladıktan sonra, aslında İslâmʹın özgün fikirleri ile dışarıdan sokuşturulmuş fikirleri birbirine karıştırarak üm‐ meti yanlışa sürüklemeyi, kafaları karıştırmayı hedefleyen Abbasîlerin İslâm karşıtı, dolayısıyla İslâmʹa dışarıdan so‐ kuşturulmuş fikirleri savma özelliğini icra etmişlerdir. Bu nedenle İmam Musa Kâzım (a.s) apaçık bir kriter or‐ taya koyarak ümmetin, önderlik iddiasında bulunanları ve meşru halifeyi ayırt etmelerini sağlamıştır. Örneğin, Ebu Ba‐ sirʹden şöyle rivayet edilmiştir: Ebuʹl‐Hasan el‐Maziʹnin (İmam Kâzım) yanına girdim ve dedim ki: ʺSana feda olayım, İmam hangi ölçülerle bili‐ nir?ʺ Buyurdu ki: İmam bazı hasletleriyle bilinir: Birincisi şudur ki, onun hakkında babası tarafından bir şey ulaşsın, son‐ ra babası onu insanlara tanıtsın ve onu onlar için bay‐ rak (önder, yol gösterici) olarak tayin etsin. Ta ki bu, insanlar üzerinde onun imamlığına dair bir hüccet ol‐ sun.
Çünkü Resulullah (s.a.a) Aliʹyi (a.s) bayrak (ön‐ der, yol gösterici) olarak tayin etmiş ve olarak insan‐ …
KAZ_0098 · S. 104 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
Oniki İmam Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Çünkü Resulullah (s.a.a) Aliʹyi (a.s) bayrak (ön‐ der, yol gösterici) olarak tayin etmiş ve olarak insan‐ lara tanıtmıştır. Aynı şekilde İmamlar da kendilerin‐ den sonraki imamları insanlara tanıtıyorlar, tayin ediyorlardı ki onu tanıyabilsinler. İmama soruldu‐ ğunda cevap verir; insanlar sustuğunda ise, o konuş‐ maya başlar; onlara yarın olacakları haber verir ve in‐ sanlarla her dilden konuşur.1 Ebu Halid ez‐Zebbalîʹden şöyle rivayet edilmiştir: İmam Musa Kâzım (a.s) çok kurak geçen bir senede şiddetli soğu‐ ğun olduğu bir günde evimize misafir oldu. Evi ısıtmak için yakacak odunumuz yoktu. Buyurdu ki: ʺEy Ebu Halid! Bize odun getir, tutuşturup ısınalım.ʺ Dedim ki: ʺAllahʹa yemin ederim ki, burada bir tek odun olduğunu bilmiyoruz.ʺ Buyurdu ki: ʺHayır! Ey Ebu Halid! Şu vadiyi görüyor musun? Oradan odun getir. Orada bir bedeviyle karşılaşacak‐ sın. Onda iki yük odun var. İki yükü de satın al ve onu tutma.ʺ Hemen eşeğime bindim ve İmamʹın bana tarif ettiği va‐ diye doğru gittim. Baktım yanında iki yük odun bulunan bir bedevi orada bekliyor. Yükleri satın aldım ve alıp getirdim. Böylece o gün ısındılar. Evimizde bulunan bir kısım yiyecek de getirdim, İmam ondan yedi.
Sonra şöyle buyurdu: ʺEy Ebu Halid! Hizmetçilerin a‐ yakkabılarına ve nalınlarına bak ve tamir et.
KAZ_0099 · S. 104 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Musa Kâzım
Sonra şöyle buyurdu: ʺEy Ebu Halid! Hizmetçilerin a‐ yakkabılarına ve nalınlarına bak ve tamir et. Falan ayda sana tekrar geliriz.ʺ Ebu Halid anlatıyor: O günün tarihini bir yere yazdım. Daha sonra belirtilen o günde eşeğime bindim. Bir mil kadar yol aldım. Orada eşeğimden indim. Birden bir atlının hızla geldiğini gördüm. Ben de ona doğru gittim. Baktım, ʺEy Ebu Halid!ʺ diye bana sesleniyor. ʺBuyur, canım sana feda olsun!ʺ dedim. Dedi ki: ʺSözümüzü tuttuğumuzu görüyor musun?ʺ Sonra şöyle devam etti: ʺEy Ebu Halid! İçinde misafir kaldı‐ ğımız iki kubbeyi ne yaptın?ʺ Dedim ki: ʺCanım sana feda olsun, onları senin için ha‐ zırladım.ʺ Sonra beraber yürüdük ve daha önce kaldığı o iki kubbede misafirim oldu. Sonra dedi ki: ʺHizmetçilerin ayakkabılarının ve nalınla‐ rının durumu nasıl?ʺ ʺOnları tamir ettim.ʺ dedim. Buyurdu ki: ʺEy Ebu Halid! Bir ihtiyacın varsa, benden iste.ʺ Dedim ki: ʺCanım sana feda olsun. Daha önceki duru‐ mumu sana anlatayım. Sen bana misafir olup odun isteyin‐ ceye ve falanca günde geleceğini haber verinceye kadar Zey‐ diye mezhebine mensuptum. Ama artık senin itaat edilmesi farz olan imam olduğunu anladım.ʺ Bunun üzerine şöyle buyurdu: Ey Ebu Halid! Kim imamını bilmeden ölürse, cahi‐ liye ölümü üzere ölür ve İslâmʹda yaptığı amellerden dolayı hesaba çekilir.1
İkinci Faaliyet: Amel Alanında İmam Musa Kâzım (a.s), yöneticilerle, valilerle sıcak ilişkilere giren …
KAZ_0100 · S. 108 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Hasan İmam Musa Kâzım
İkinci Faaliyet: Amel Alanında İmam Musa Kâzım (a.s), yöneticilerle, valilerle sıcak ilişkilere giren Şiaʹsını ve tâbilerini muhasebe eder, çok özel durumlar hariç, zalimlerin ve onların yardakçılarının arası‐ na karışmalarına izin vermezdi. Böyle bir izin verdiği özel durumlarda ise, onların hareketlerini ve uygulamalarını mutlaka kontrol ederdi. Ziyad b. Ebu Seleme anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan Musaʹnın (a.s) yanına girdim. Bana dedi ki: ʺEy Ziyad! Sen Sultanʹın işini mi yapıyorsun?ʺ ʺEvet.ʺ dedim. ʺNiçin?ʺ dedi. Dedim ki: ʺBen onurlu bir adamım. Kalabalık bir ailem var. Üstelik dayanabileceğim hiçbir şeyim de yok.ʺ Bana dedi ki: Ey Ziyad! Şu boynumun üstündeki (kafam) kopa‐ rılsa, parça parça kesilse, bu adamlardan birinin işini yapmaktan ya da birinin döşeğini sermekten daha iyidir. Ancak geçerli bir sebebi olması başka. Sence bu sebep ne olabilir? ʺCanım sana feda olsun, bilmiyorum.ʺ dedim. Buyurdu ki: Bir müminin sıkıntısını gidermek veya bir mümini esaretten kurtarmak yahut borcunu ödemek bunun sebebi olabilir. Ey Ziyad!
Bunlar için bir iş yapmayı üstlenen bir adama Allahʹın uyguladığı en hafif ceza, bütün mah‐ lûkatın hesabını …
KAZ_0101 · S. 108 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Cafer Sadık İmam Ali İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Bunlar için bir iş yapmayı üstlenen bir adama Allahʹın uyguladığı en hafif ceza, bütün mah‐ lûkatın hesabını görene kadar onu ateşten bir çarda‐ ğın altında bekletmektir. Ey Ziyad! Eğer onlardan birinin bir işini yaparsan, bunun karşılığında hemen bir kardeşine iyilik et. Bir kötülüğe karşılık iyilik yapmış olursun. Bundan ötesi de Allahʹa kalmıştır. Ey Ziyad! Sizden herhangi bir adam onlardan bi‐ rinin işini yapar, sonra da sizinle onları bir tutarsa, ona deyin ki: ʺSen yalancı bir hırsızsın (Şia değilsin).ʺ Ey Ziyad! İnsanlar üzerinde olan gücün ve muk‐ tedir konumun aklına geldiği zaman derhal yarın Al‐ lahʹın sana neler yapabileceğini ve senin üzerindeki gücünü hatırla. Onlara vereceklerinin (yapacağın iyi‐ liklerin, bağışların) onlar açısından yok olacağını, a‐ ma senin açından kalacağını düşün.1 İmam Musa Kâzımʹın (a.s), önceden Halife Mansurʹun hem de gücünün zirvesinde iken ölümünü bildirmesi gibi, gelecekte vuku bulacak olaylardan haber vermesi, Mansur‐ ʹun zulüm ve zorbalığı şeklinde somutlaşan krizin sona ere‐ ceği ümidini aşılaması yanında, imametinin de pratik ve somut delillerinden sayılır. İmam Musa b. Cafer'in (a.s) Halife Mansur'un Ölümünü Önceden Haber Vermesi Ebu Cafer el‐Mansur, ‐ölümünden kısa bir süre önce‐ Mekkeʹye gitmek istedi. İmam Musa Kâzım (a.s) Şiaʹsından ileri gelen bazı şahsiyetlere Mansurʹun Mekkeʹye varmadan öleceğini haber verdi. Gerçekten İmamʹın haber verdiği gibi Mekkeʹye varmadan öldü. Ali b. Hamza anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan Musaʹnın (a.s) şöy‐ le dediğini duydum: Hayır, Allahʹa yemin ederim ki, Ebu Cafer hiçbir zaman Allahʹın evini göremeyecektir. Daha sonra Kûfeʹye gittim ve bizim arkadaşlara bu olayı haber verdim. Çok geçmeden Mansur yola çıktı ve Kûfeʹye geldi. Arkadaşlarım bunun üzerine kuşkulanmış gibi söy‐ lendiler. Dedim ki: ʺHayır, Allahʹa yemin ederim ki, hiçbir zaman Allahʹın evini göremeyecektir.ʺ
Mansur, Bostanʹa ulaşınca arkadaşlar yanıma geldiler ve şöyle dediler: ʺArtık bir şey kaldı mı?ʺ Dedim ki:
KAZ_0102 · S. 110 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Cafer Sadık İmam Mehdi İmam Musa Kâzım
Mansur, Bostanʹa ulaşınca arkadaşlar yanıma geldiler ve şöyle dediler: ʺArtık bir şey kaldı mı?ʺ Dedim ki: ʺHayır, Al‐ lahʹa yemin ederim ki, hiçbir zaman Allahʹın evini göreme‐ yecektir.ʺ Mansur, Biʹr‐i Meymun denilen yerde konaklayınca, Ebuʹl‐Hasanʹın (a.s) yanına geldim. Mihraptaydı ve secde ediyordu. Secdesi uzun sürdü. Sonra başını kaldırdı, bana dönüp dedi ki: ʺÇık dışarı bak bakalım insanlar neler konuşu‐ yorlar…ʺ Dışarı çıktım ve Ebu Cafer (el‐Mansur) için ağla‐ yanların olduğunu duydum. Dönüp İmamʹa haber verdim. Buyurdu ki: ʺAllahu ekber. Allahʹın evini hiçbir zaman göre‐ mezdi.ʺ1 Böylece Abbasî halifesi Mansurʹun hayatı son buldu. Yerine oğlu Mehdi halife oldu. Tarih hicrî 158ʹi gösteriyor‐ du. Bu olayla birlikte kendine has özellikleri ve farklı belirti‐ leri olan yeni bir siyasal dönem başlamış oldu. İleriki bö‐ lümlerde, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) bu yeni dönemde ta‐ kındığı ilâhî misyona uygun tavırlarını inceleyeceğiz.
İMAM MUSA KÂZIM VE MEHDİ ABBASÎ YÖNETİMİ Mehdi Döneminin Belli Başlı Özellikleri Mehdi hükümetinin ve …
KAZ_0103 · S. 112 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Mehdi İmam Musa Kâzım İmam Ali
İMAM MUSA KÂZIM VE MEHDİ ABBASÎ YÖNETİMİ Mehdi Döneminin Belli Başlı Özellikleri Mehdi hükümetinin ve döneminin belli başlı özellikle‐ rini şu şekilde özetlememiz mümkündür: Birincisi: Abbasî halifesi Mehdiʹnin siyasetinde, kayda değer bir değişiklik olmadı. Tam tersine, Abbasî devletinin temel çizgisine değişmez bir değer olarak bağlı kaldı ve iş‐ başında iken karşısına çıkan olaylarla ilgili olarak yönetimin ayrıntılı uygulamaları bağlamında yapması gerekenleri bu çizgiden ilham alarak gerçekleştirdi. Kendisinden önceki Abbasî halifelerinin yolunu izledi. Evet, Halife Mansurʹun, İmam Ali soyuna (Alevilere) karşı uyguladığı sert politikadan sonra onlara yönelik uygu‐ lamalar bağlamında bazı değişiklikler oldu. Çünkü o sırada yönetimin çıkarı bazı alanlarda yumuşamayı, esnek dav‐ ranmayı gerektiriyordu. Nitekim İmam Musa Kâzım (a.s) da Halife Mehdiʹnin devreye soktuğu bu esnekliği tâbilerinin maslahatı, faaliyet‐ lerinin genişlemesi ve hareketinin ekseninin güçlenmesi için kullandı. İkincisi: Abbasî halifesi Mehdiʹnin Alevilere karşı sergi‐ lediği bu yumuşak tavır, yönetiminin ilk dönemlerine denk gelmektedir.
Özellikle bütün tutuklular hakkında genel af çıkarması, babasının haksız yere, tamamen zorbalıkla gasp ettiği …
KAZ_0104 · S. 112 · Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar
İmam Mehdi İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Özellikle bütün tutuklular hakkında genel af çıkarması, babasının haksız yere, tamamen zorbalıkla gasp ettiği menkul ve gayrimenkul malları sahiplerine iade etme‐ si şeklinde somutlaşmaktadır. Nitekim İmam Musa Kâzımʹa (a.s) da, babasının İmam Cafer Sadıkʹtan (a.s) gasp ettiği malları iade etmiştir. Üçüncüsü: İmam (a.s) faaliyetlerini sürdürüp, Mehdi döneminde ünü iyice yayıldıktan sonra Halife Mehdi, İmam Musa Kâzımʹa (a.s) karşı sert politikasını devreye soktu. Bu çerçeveden olmak üzere onu Bağdatʹa çağırdı, bir süre hapse attı, sonra Medineʹye gönderdi.1 Bu olay yaklaşık olarak Mehdi yönetiminin son dönem‐ lerine denk gelmektedir. Nitekim Mehdi bu sefer Humeyd b. Kahtaba aracılığıyla İmamʹı (a.s) öldürmeyi de planladı. Mehdi gecenin bir yarısında Humeyd b. Kahtabaʹyı çağırır ve şöyle der: ʺBabanın ve kardeşinin bize samimiyetle bağlı‐ lığı güneş gibi açıktır. Ama senin durumun benim açımdan belirsizdir.ʺ Humeyd şöyle der: ʺSana malımı ve canımı feda ede‐ rim.ʺ Mehdi, ʺBu diğer insanların da yaptığı bir şeydir.ʺ diye karşılık verir. Bunun üzerine Humeyd, ʺSana malımı, canımı, ailemi, çocuklarımı ve dinimi feda ederim.ʺ der. Halife, ʺAferin!ʺ karşılığını verir. Mehdi bu şekilde onunla sözleşir ve seher vakti İmam Kâzımʹı (a.s) gizlice öldürmesini emreder. Bunu söyledikten sonra Halife uyur ve rüyasında Hz. Aliʹyi (a.s) görür. Hz. Ali (a.s) kendisini göstererek şu ayeti okumaktadır: İş başına gelecek olsanız, değil mi ki, sizden (an‐ cak) yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akraba‐ lık bağlarını kesmeniz beklenir?2

Mehdi Abbasî Yönetimi

Halife dehşet içinde uyanır. Humeydʹi emrettiği şeyi yapmaktan alıkoyar.
KAZ_0105 · S. 114 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Mehdi Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Halife dehşet içinde uyanır. Humeydʹi emrettiği şeyi yapmaktan alıkoyar. İmam Kâzımʹa (a.s) ikramda bulunarak akrabalık bağlarına yaraşır biçimde muamele eder.1 Dördüncüsü: Halife Mehdi yönetimde bulunduğu süre içinde hadis uydurmacılarını teşvik etmiştir. Bu uydurmacı‐ lar propaganda ve saptırma rolünü oynamak üzere sultanla‐ rı kutsallık halesiyle çevrelemişlerdi. Sultanları halka Allah‐ ʹın yeryüzündeki iradesinin temsilcileri olarak gösteriyor‐ lardı. Onların hata işlemeyeceklerini anlatıyorlardı. Örneğin Halife Mehdiʹnin güvercinleri sevdiğini, onlara düşkün ol‐ duğunu bilen Gıyas b. İbrahim, ona Ebu Hureyreʹden, ʺYa‐ rış ancak toynaklı hayvanlarda ve develerde olur.ʺ rivayetini aktarmış; ama sonuna kendi uydurduğu, ʺBir de kanatlı hayvanlarda olur.ʺ sözünü de eklemişti. Halife Mehdi de bu şekilde hadis uydurmasına karşılık olarak ona on bin dirhem verilmesini emreder. Adam gidin‐ ce, Halife meclisinde olanlara şöyle der: Ben onun Allah Resulü adına yalan söylediğine şa‐ hitlik ederim. Resulullah bunu söylemiş değildir. A‐ ma bu şekilde bana yakın olmak istedi.2 Mehdi, Hz. Aliʹnin (a.s) soyundan gelenleri aşağılamak ve onları halkın gözünden düşürmek için büyük meblağlar harcıyordu. Bu paralardan kapmak için şairler ve menfaatçi‐ ler harekete geçtiler, Alevileri hicvetmek için yalanlarla be‐ zenmiş şiirler yazdılar. Bu zındıklardan biri de Mervan b. Ebu Hafsaʹdır. Bu adam bir gün Mehdiʹnin huzuruna girdi ve ona şu şiiri okudu: Ey peygamber Muhammedʹin vârisinin oğlu! Yakın akrabalar içinde sadece odur mirasçı
Vahiy, kızların oğulları ile sizin arasında Meseleyi halletti.
KAZ_0106 · S. 115 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Mehdi İmam Musa Kâzım
Vahiy, kızların oğulları ile sizin arasında Meseleyi halletti. Artık tartışma bitmiştir Erkeklerin yanında kadınlar için bir farz yoktur Enʹâm Suresi bu hususu bildirmek üzere inmiştir Nasıl olabilir ki? Böyle bir şey zaten olamaz Kızların oğulları amcaların mirasçısı olamaz. Bu şiirinden dolayı Mehdi, hem onu, hem de başkalarını Ehl‐i Beytʹi (a.s) aşağılamaya teşvik etmek maksadıyla ona yetmiş bin dirhem ödül verdi. İmam Musa Kâzım (a.s) Mervanʹın bu kasidesini du‐ yunca çok üzüldü. Bir gece fısıltı şeklinde Beşşarʹın beyitle‐ rine cevap mahiyetinde şu şiirin kendisine okunduğunu duydu: Nasıl olabilir? Zaten olamaz ve olmamıştır da Müşriklerin İslâmʹın dayanakları olması! Kızların çocukları için dedelerinin mirasından bir pay vardır Ama amca bu mirastan paysız terk edilmiştir. Azat edilmiş ile mirasın ne alakası var?! Ancak Azat edilmiş kılıç korkusuyla secde etmiştir. Ama kırıntının oğlu inatçı düşmanlığını sürdürdü Peygamberʹin yakınları ise ona engel oldular İsmiyle kendisine işaret edilen Fatımaʹnın çocuğu Mirası aldı; amcaların çocukları değil.1 Beşincisi: Eğlence yayılmış, zevkusefaya dalmak almış başını gitmiş, nesillerin bozulması Abbasî halifesi Mehdi za‐ manında önü alınmaz bir hâle gelmişti. Mehdi, İbrahim el‐ Mavsilîʹnin sesinin güzel olduğunu, güzel şarkılar söyledi‐ ğini duymuştu. Onu yanına aldı ve çok önemli bir makama getirdi.2
Mehdi oyun ve eğlenceye, zevkusefaya dalmıştı. İnsan‐ lar onun hakkında çeşitli dedikodular çıkarıyorlardı.
KAZ_0107 · S. 116 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Mehdi İmam Musa Kâzım
Mehdi oyun ve eğlenceye, zevkusefaya dalmıştı. İnsan‐ lar onun hakkında çeşitli dedikodular çıkarıyorlardı. Hak‐ kında birçok suçlamalar dile getiriyorlardı. Beşşar b. Bürd onu hicvetmek maksadıyla kaleme aldığı şiirinde bu konu‐ lara şöyle işaret ediyor: Bir halife düşünün, halalarıyla zina ediyor Davul eşliğinde asayla halay çekiyor. Allah onun yerine başkasını göndersin bize…1 Altıncısı: Halife Mansurʹun ümmetin evlatlarından zor‐ la, zulümle, düşmanlıkla aldığı, hazinelerinde biriktirdiği ve ülkenin imarı, ümmetin durumunun ıslahı için harcamadığı bütün malları Mehdi şehevî zevklerini tatmin etmek için harcıyordu. Yönetimi zamanında herkesin görebileceği bir yoksul‐ luk olduğu, milletin fakr‐u zarureti gözle görülür bir belir‐ ginlikte olduğu hâlde savurganlıkta sınır tanımıyordu. Oğlu Harunʹu Zübeyde ile evlendirirken yaptığı harca‐ malar, savurganlığının ve müsrifliğinin bir örneği olarak ri‐ vayet edilir. Muʹtezz, zifaf gecesi için yapılan harcamaları şöyle anlatıyor: Bundan önce İran Kisraları, Roma Sezarları ve Batı kralları böyle bir şey yapmamışlardı.2 Yedincisi: Abbasî halifeleri Seffah ve Mansur, eşlerinin devlet işlerine müdahale etmelerine müsamaha gösterme‐ mişlerdi. Ama Mehdi tahta çıkınca, kadınların saraya hük‐ metmeleri de başlamış oldu. Eşi Hayzaran sarayda büyük bir güce sahip oldu. İstediğini devlet mekanizmasına yaklaş‐ tırıyor, istediğini de uzaklaştırıyordu. Bu çağdan itibaren kadınların Abbasî sarayındaki nüfu‐ zu artmaya ve gittikçe güçlenmeye başladı. Abbasî yöneti‐ min orta dönemlerinde kadın hâkimiyeti zirveye ulaştı ve bu, Abbasî devletinin yıkılmasına kadar devam etti.1 Sekizincisi: Mehdiʹnin bir yandan eğlenceye düşkünlü‐ ğü, bir yandan da paraya ihtiyaç duyması valilerini, memur‐ larını da devletin malını talan etmeye, ümmetin servetine el koymaya teşvik etti. Memurların rüşvet alması iyice yaygınlaştı. Valiler de vergi alma hususunda alabildiğine sertleştiler. Hatta bizzat Mehdiʹnin kendisi halkı soyuyordu.
Örneğin Bağdat çarşı‐ sında vergi toplamaya çıkıyor, pazarda alışveriş yapmayı ücrete tâbi tutuyordu.2 …
KAZ_0108 · S. 116 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Musa Kâzım İmam Mehdi dâr
Örneğin Bağdat çarşı‐ sında vergi toplamaya çıkıyor, pazarda alışveriş yapmayı ücrete tâbi tutuyordu.2 Bunlar, Halife Mehdi döneminde yaşananlardan bazı örneklerdi. Böylece Abbasoğullarıʹnın ve onlardan önce de Ümeyyeoğullarıʹnın bu ümmetin omuzlarına bindirdiği acı tarihsel yüke bir katkı da onun tarafından sunulmuş oldu. İmam Musa Kâzım (a.s) bu sınırlı fırsatı değerlendirdi. İmamʹın (a.s) bu bağlamda uyguladığı yöntem iki esas çizgi‐ ye dayanıyordu: 1‐ Genel hareket çizgisi: Bu çizgiyi ümmet bağlamında takip ediyordu. Bu çerçevede ümmetin geneline doğru bir açılım gerçekleştirerek siyasal ve eğitsem üsluplar dâhilinde ümmeti ıslah çabasını sürdürüyordu. Böylece ümmetin ye‐ niden İslâmî bilincine geri dönüp risalet değerleri çerçeve‐ sinde şekillenmesine çalışıyordu. 2‐ Salih cemaati yapılandırma çizgisi: Bu çizgi bağla‐ mında İmam Musa Kâzım (a.s) Şiî hareketin kökleşmesine çalışıyordu. Nitekim bu kısa süreçte bütün gücüyle bu çizgi üzerinde yoğunlaştı. Bu hareketi Halife Reşid zamanına ka‐ dar sürdürdü. Reşid tahta çıkınca İmamʹı baskı altına aldı, zindana attı. Sonra faaliyetlerine ve hayatına son verdi.
İmam Musa Kâzım'ın (a.s) Genel Faaliyetleri İmam Musa Kâzımʹın (a.s) hayatının en belirgin özelliği, genel …
KAZ_0109 · S. 118 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Musa Kâzım İmam Ali İmam Mehdi
İmam Musa Kâzım'ın (a.s) Genel Faaliyetleri İmam Musa Kâzımʹın (a.s) hayatının en belirgin özelliği, genel hareketleri itibariyle ümmetin geneline açılmamasıy‐ dı. Ümmete açılma noktasında belirginleşen bu sınırlılığın nedeni, Abbasî halifelerinin baskıları ve İmamʹın (a.s) her hareketini kuşkuyla karşılayan istihbarat örgütlerinin sıkı denetimiydi. Buna rağmen İmam Musa Kâzım (a.s) farklı alanlarda birçok faaliyet sergileyebildi. Bu faaliyetlere şu şe‐ kilde işaret etmemiz mümkündür: 1) Siyasî Alandaki Faaliyetler İmam Musa Kâzım (a.s) halifelere ve hilafet kurumuna ilişkin tavrını net bir şekilde ümmetin önüne koydu. Bu tav‐ rı hayatına mal olsa da. İmam (a.s) bu tavrı ortaya koymak zorundaydı. Ta ki insanların zihinlerinde yanlış bir düşünce yer etmesin ve mevcut iktidarı, yönetim tarzını onayladığı gibi bir anlayış yaygınlaşmasın. Veya suskunluğu, bazı yıl‐ gın, sinmiş kimselerin çöküşlerinin gerekçesi olarak algılan‐ masın. Bu bağlamda İmam (a.s) tarafından aşağıdaki tavırların sergilendiğini görüyoruz: Birincisi: Daha önce belirtmiştik. Abbasî halifesi Mehdi babası Mansurʹdan yönetimi devralınca, Alevilere (Hz. Ali soyuna) karşı esnek bir politika izledi.
Bununla onları ka‐ zanmak istiyordu. Bir amacı da, Abbasîler tarafından işlenen zulümleri kendisinden önceki …
KAZ_0110 · S. 118 · Mehdi Abbasî Yönetimi
Ehl-i Beyt İmam Cafer Sadık İmam Hasan İmam Mehdi İmam Musa Kâzım
Bununla onları ka‐ zanmak istiyordu. Bir amacı da, Abbasîler tarafından işlenen zulümleri kendisinden önceki dönemlere nispet etmekti. Be‐ ri taraftan hilafetin gücünü, meşruluğunu ve adilliğini gös‐ termek istiyordu. Değil mi ki Alevilerin haklarını iade edi‐ yordu, tutuklular için genel af ilan ediyordu! Bu arada İmam Cafer Sadıkʹtan (a.s) gasp edilen mallar da İmam Mu‐ sa Kâzımʹa (a.s) iade edilmişti. İmam Musa Kâzım (a.s), bu badireyi atlatmak için orta‐ ya çıkan bu durumu değerlendirilmesi gereken altın bir fır‐ sat olarak algıladı. Neticede Mehdiʹden Fedek arazisinin ken‐ disine iade edilmesini istedi. Çünkü Fedek arazisinin siyasî bir değeri vardı. Ayrıca Sakife çizgisi ile Ehl‐i Beyt çizgisi arasındaki tarihî mücadelenin sembolü konumundaydı. Bir gün Mehdiʹnin yanına gitti. Mehdiʹnin yapılan hak‐ sızlıkları düzeltmekle meşgul olduğunu gördü. Ona dedi ki: ʺNiçin bize yapılan haksızlığı düzeltmiyorsun?ʺ Mehdi dedi ki: ʺSize ne haksızlık yapılmış ey Ebuʹl‐ Hasan?ʺ Buyurdu ki: Yüce Allah Fedek arazisinin ve etrafının Peygam‐ beri (s.a.a) tarafından fethedilmesini müyesser kılın‐ ca, Peygamberimiz (s.a.a) orayı atlıları ve piyadeleri harekete geçirmeden ele geçirdi.
Bunun üzerine Al‐ lah, Peygamberʹine, ʺAkrabalara hakkını ver.ʺ1 ayetini indirdi.
KAZ_0111 · S. 118 · Mehdi Abbasî Yönetimi
Hz. Fatıma Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Bunun üzerine Al‐ lah, Peygamberʹine, ʺAkrabalara hakkını ver.ʺ1 ayetini indirdi. Resulullah (s.a.a) bunların kimler olduklarını anlamadı. Cebrailʹe sordu. Cebrail de Rabbine müra‐ caat etti. Bunun üzerine yüce Allah ona, ʺFedek arazi‐ sini Fatımaʹya (a.s) ver.ʺ diye vahyetti. Bunun ardından Resulullah (s.a.a) Fatımaʹyı ça‐ ğırdı ve ona şöyle dedi: ʺEy Fatıma! Allah Fedek ara‐ zisini sana vermemi emretti.ʺ Fatıma şöyle dedi: ʺBu araziyi Allahʹtan ve senden kabul ettim.ʺ Resulullah (s.a.a) hayatta olduğu sürece Fatımaʹnın (a.s) vekilleri bu araziyi idare ediyorlardı. Ebu Bekir halife olunca, Fatımaʹnın vekillerini araziden çıkardı. Fatıma, Ebu Bekirʹin yanına geldi ve araziyi kendisine geri verme‐ sini istedi. Ebu Bekir, ʺBu arazinin sana ait olduğuna şahitlik edecek siyah olsun kızıl olsun herhangi bir adam getir.ʺ dedi. Fatıma da Emirüʹl‐Mümininʹi (a.s) ve Ümmü Eymenʹi getirdi. Bunlar da Fatıma lehinde şahitlik ettiler. Ebu Bekir, artık Fedek arazisine taar‐ ruz edilmeyeceğine dair bir belge verdi ona. Fatıma e‐ linde belge olduğu hâlde dışarı çıktı. Yolda Ömerʹle karşılaştı ve dedi ki: ʺEy Muhammedʹin kızı!
Elindeki nedir?ʺ ʺİbn Ebu Kuhafeʹnin bana verdiği bir belge‐ dir.ʺ dedi. ʺBana göster.ʺ dedi.
KAZ_0112 · S. 118 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Mehdi Hz. Fatıma İmam Musa Kâzım
Elindeki nedir?ʺ ʺİbn Ebu Kuhafeʹnin bana verdiği bir belge‐ dir.ʺ dedi. ʺBana göster.ʺ dedi. Fatıma göstermedi. Ö‐ mer belgeyi elinden çekti ve yazılanlara baktı. Sonra üzerine tükürerek sildi ve yırtıp attı. Fatımaʹya da şöyle dedi: ʺBurayı baban atlıları ve piyadeleri sür‐ meden ele geçirdi. Dağların yükünü bizim omuzları‐ mıza bırak.ʺ Bunu duyan Mehdi dedi ki: ʺBana bu arazinin sınırlarını söyle.ʺ İmam (a.s) şöyle buyurdu: Bu arazinin bir sınırı Uhud dağı, bir sınırı Mısır kırsalı, bir sınırı deniz sahili, bir sınırı da Dumetuʹl‐ Cendelʹdir. Mehdi şöyle dedi: ʺFedek sınırı buralara kadar mı uza‐ nıyor?!ʺ İmam (a.s) ona dedi ki: Evet, ey Müminlerin Emiri! Fedek arazisi bunlar‐ dan ibarettir. Bu bölge, halkının Resulullahʹa atlı veya yaya olarak saldırıya geçmediği bir yerdir. Mehdiʹnin rengi değişti. Yüzünden kızgınlık ifadesi be‐ lirdi. Çünkü İmam (a.s) İslâm âleminin her tarafının kendi‐ lerinden zorla alındığını ilan ediyordu. Şöyle dedi: ʺBu çok‐ tur. Biraz daha düşün.ʺ1 İkincisi: Bu aşamada İmam Musa Kâzım (a.s) İslâm top‐ lumu içinde Şiî varlığın bütünlüğünü ve saflarının birliğini korumaya büyük önem veriyordu.
Çünkü şartlar çok ağırdı, zayıf ve kindar kimselerin safların arasına tahrip amacıyla nüfuz etmesine …
KAZ_0113 · S. 118 · Mehdi Abbasî Yönetimi
Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Çünkü şartlar çok ağırdı, zayıf ve kindar kimselerin safların arasına tahrip amacıyla nüfuz etmesine elverişliydi. Bu arada akrabalık olgusu, Ab‐ basî yönetiminin dayandığı en önemli unsurdu. Her ölçü‐ nün üzerinde geçerli mikyas, akrabalık bağıydı. Bu yüzden İmam Musa Kâzımʹın (a.s) bu olgu karşısın‐ da son derece hassas olduğunu görüyoruz. Nitekim halkın gözü önünde amcası Muhammed b. Abdullah el‐Erkatʹla her türlü bağını kestiğini ilan etmişti. Amacı, kendisine yakınlığı hangi düzeyde olursa olsun Şiî varlığı için tehlike oluşturan her zararlı unsuru ayıklamaktı. Bu nedenle İmam (a.s), am‐ casının yeniden ilişki kurmaya yönelik hiçbir çabasına ve akrabalık bağını istismar etmesine müsaade etmedi. Ömer b. Yezid anlatıyor: Ebuʹl‐Hasanʹın (a.s) yanında bulunuyordum. O sı‐ rada Muhammed b. Abdullah el‐Erkatʹtan söz edil‐ di. İmam (a.s) şöyle buyurdu: ʺBen onunla aynı çatı altına girmemeye yemin ettim.ʺ Kendi kendime şöyle dedim: ʺBize akrabalara iyilik etmeyi ve onlarla ilişki‐ leri sürdürmeyi emrediyor, kendisi de böyle diyor!ʺ Bana baktı ve şöyle dedi: ʺBu da bir tür akrabalara iyilik etme ve sıla‐ı rahimdir. Bana gelse, evime girip çıksa, konuştuğu zaman insanlar onu tasdik ederler. A‐ ma evime girip çıkmazsa, konuştuğu zaman kimse onun sözlerini dikkate almaz.ʺ1 İbrahim b. Mufaddal b. Kaysʹin rivayetinde ise fazladan şu ifade yer alır: İnsanlar benim onunla konuşmadığımı bilseler, onun dediklerini dinleyip kabul etmezler. Benden söz etmemesi onun için daha iyidir.2
Üçüncüsü: İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Hüseyin b. Ali b. Hasan b. Hasan el‐Müsenna b.
KAZ_0114 · S. 122 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Musa Kâzım İmam Hasan İmam Hüseyin İmam Ali İmam Ali Hadi İmam Mehdi
Üçüncüsü: İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Hüseyin b. Ali b. Hasan b. Hasan el‐Müsenna b. Hasan el‐ Müctebaʹnın (a.s) ‐ Fah ayaklanması‐ karşısında takındığı tavırla ilgilidir. İmam Musa Kâzım (a.s), babasının İslâm âleminin her tarafındaki Şiaʹsının desteğine rağmen bu aşamada silahlı bir yüzleşmeye kalkışmadı ve bunu hayatı boyunca sürdür‐ dü. Bu tavrını Halife Mehdiʹnin kendisini hapsetmesi, sonra rüyada İmam Aliʹyi (a.s) görmesi ve bu rüyasını İmam Musa Kâzımʹa (a.s) anlatması, ardından kendisini serbest bırakma‐ sı sırasında açıkça ilan etmişti. el‐Mehdi ona, ʺSenin veya çocuklarından birinin bana baş kaldırmayacağı hususunda bana güvence verir misin?ʺ demiş. O da şu karşılığı vermiş‐ ti: ʺAllahʹa yemin ederim ki böyle bir şeyi asla yapmayacağım. Bu benim işim de değildir.ʺ1 İmam Musa Kâzım (a.s) aynı tavrı Musa el‐Hadi yöne‐ timine karşı da sürdürdü. Kuşkusuz bunun objektif sebeple‐ ri vardı ve biz bunların bazısına daha önce işaret etmiştik. Ama İmam Musa Kâzım (a.s) ‐Fahʹda‐ Hüseyinʹin ayaklan‐ masına verdiği desteği de hiç kesmedi. Amacı ümmetin vic‐ danını, İslâmî iradeyi harekete geçirmek, sapık yöneticiler karşısında onurunu büsbütün kaybetmesine engel olmaktı. Hüseyin ayaklanmaya karar verince İmam (a.s) ona şöy‐ le dedi: Sen öldürüleceksin. Kılıçları bile! Çünkü karşısın‐ daki insanlar görünürde mümin, içlerinde ise nifak ve şirki gizleyen fasıklardır. Biz Allahʹtan geldik ve Oʹna deneceğiz. Allah katında sizin için ecir umuyorum.2 İmam Musa Kâzım (a.s) Hüseyinʹin (r.a) öldürüldüğünü duyunca, ağladı ve onu şu sözlerle yüceltti:
Biz Allahʹtan geldik ve Oʹna döneceğiz.
KAZ_0115 · S. 123 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Musa Kâzım
Biz Allahʹtan geldik ve Oʹna döneceğiz. Allahʹa yemin ederim ki Müslüman, salih, gündüzleri oruçlu, geceleri kıyam eden, marufu emredip münkeri nehy‐ eden bir adam bu dünyadan göçtü. Ailesinde, onun gibisi yoktur.1 2) Ahlâk ve Eğitim Alanı Abbasîler, cahiliye ahlâk ve ilişki tarzını yaymışlardı. Bu da İslâmî ahlâk ve değerleri temelden sarsmış, ideal örnek‐ liği adeta silmişti. Kuşkusuz bu, İslâm ümmetinin medeni‐ yet olarak silinmesine yönelik (Ümeyyeoğulları tarafından temelleri atılmış) bir stratejinin sonucuydu; sırf bir halifenin kişisel sapkınlığının, eğilimlerinin yansıması değildi. Bunla‐ rın tarihsel arka planı vardı ve cahilî stratejinin bir parçası olarak belirginleşmişlerdi. Bu yüzden İmam Musa Kâzım (a.s) bu stratejiye karşı ahlâkî bir yol ve çizgi izledi. Kuşkusuz risalet çizgisine uy‐ gun olan bu yöntem, ümmete Resulullahʹın (s.a.a) ahlâkını hatırlatmayı, Resulullahʹın (s.a.a) üstün ahlâkından bir ör‐ nek sunmayı amaçlıyordu. Burada İmamʹın (a.s) sergilediği bu güzel ahlâkından bazı örnekler vermek istiyoruz: Birinci örnek: Hammad b. Osman anlatıyor: Musa b.
İsa saiy mekânına (Safa ile Merve arasındaki yere) bakan evinde bulunduğu bir sırada, Ebuʹl‐Hasan Musaʹnın …
KAZ_0116 · S. 123 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Hasan Hz. Muhammed İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
İsa saiy mekânına (Safa ile Merve arasındaki yere) bakan evinde bulunduğu bir sırada, Ebuʹl‐Hasan Musaʹnın (a.s) Merve bölgesinden gelmekte olduğunu gördü. İmam (a.s) katırın sırtındaydı. Musa, İbn Heyyacʹı (kendisine hizmet etmek üzere yanında ayrılmayan Hemedanlı adamı) çağırdı ve ka‐ tırın üzengisine yapışıp onun kendisine ait olduğunu söy‐ lemesini emretti. Adam İmamʹın (a.s) bindiği katırın yanına geldi, üzengisine yapışarak katırın kendisine ait olduğunu söyledi. Ebuʹl‐Hasan (a.s) ayaklarını büküp katırın sırtından indi ve hizmetçilerine, ʺEğeri alıp katırı ona verin.ʺ dedi. A‐ dam, ʺEğer de benimdir.ʺ dedi. Bunun üzerine Ebuʹl‐Hasan (a.s) şu karşılığı verdi: Yalan söylüyorsun. Elimizde eğerin Muhammed b. Aliʹye ait olduğuna dair delil var. Katıra gelince, o‐ nu bu yakınlarda satın aldım ve sen benim söyledik‐ lerimin doğru olduğunu çok iyi biliyorsun.1 İkinci örnek: Bir gün Abduʹs‐Samed b. Ali, beraberinde bir toplulukla birlikte yola çıktı. Ebuʹl‐Hasanʹı (a.s) bir katıra binmiş olarak gördü. Yanındaki adamlarına şöyle dedi: ʺYe‐ rinizden ayrılmayın, Musa b. Caferʹe gülmenizi sağlayayım.ʺ İmamʹa (a.s) yaklaşınca şöyle dedi: ʺBu ne biçim hayvan öy‐ le?! Sırtına binip intikam alamazsın, savaşmaya da elverişli değil!ʺ Ebuʹl‐Hasan (a.s) şu karşılığı verdi: ʺAttan alçaktır, a‐ ma eşekten yüksekçedir. Her şeyin hayırlısı ortasıdır.ʺ Abduʹs‐ Samed donup kaldı ve ne cevap vereceğini bilemedi.2 Üçüncü örnek: Hasan b. Muhammed anlatıyor: Ömer b. Hattabʹın soyundan gelen bir adam Medineʹde Ebuʹl‐Hasa‐ nʹa (a.s) eziyet edip duruyordu. Gördüğü yerde ona sövü‐ yor, Hz. Aliʹye (a.s) dil uzatıyordu. Buna rağmen İmamʹın (a.s) ona karşı nasıl güzel bir mu‐ amele sergilediğini önceki bölümlerde gördük. Sonunda bu adam yaklaşımını düzeltti ve İmamʹa saygılı bir tavır içine girdi.3 3) İlim Alanı 1‐ Ehlisünnet nezdinde büyük bilginlerden sayılan ve Abbasî halifeleri tarafından büyük makamlara getirilen Ebu Yusuf, Halife Mehdiʹye (yanında Musa b. Cafer ‐a.s‐ de bu‐
3- Bu rivayeti İmamʹın (a.s) Hilmi başlığı altındaki bölümde ele lunuyordu), ʺOna birkaç soru sormama izin …
KAZ_0117 · S. 124 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Hasan Hz. Muhammed İmam Mehdi İmam Musa Kâzım
3- Bu rivayeti İmamʹın (a.s) Hilmi başlığı altındaki bölümde ele lunuyordu), ʺOna birkaç soru sormama izin verir misin? Onun bu konularda bilgisinin olduğunu sanmıyorum.ʺ de‐ di. Halife, ʺEvet.ʺ dedi. Bunun üzerine Ebu Yusuf, Musa b. Caferʹe (a.s), ʺSana bir soru sorabilir miyim?ʺ diye sordu. İmam, ʺEvet.ʺ dedi. Dedi ki: ʺİhramlının gölgelenmesine ne dersin?ʺ İmam, ʺCaiz değildir.ʺ dedi. ʺPeki, yerde bir çadır kursa ve ora gir‐ se, olur mu?ʺ İmam, ʺEvet.ʺ dedi. Dedi ki: ʺBu ikisi arasında ne fark var?ʺ Ebuʹl‐Hasan (a.s) şu karşılığı verdi: ʺSence ha‐ yızlı kadın namazı kaza eder mi?ʺ O, ʺHayır.ʺ dedi. İmam, ʺOrucu kaza eder mi?ʺ diye sordu. ʺEvet.ʺ dedi. İmam, ʺNi‐ çin?ʺ diye sordu. ʺÇünkü hüküm böyle nazil olmuştur.ʺ de‐ di. Ebuʹl‐Hasan (a.s) şu karşılığı verdi: ʺBu konudaki hüküm de böyle inmiştir.ʺ Halife Mehdi, Ebu Yusufʹa, ʺBir şey yapamadığını görü‐ yorum.ʺ dedi. Ebu Yusuf şu karşılığı verdi: ʺVurduğu taş, baş yaran cinstendi.ʺ1 2‐ Ahmed b. Hanbel, İmam Musa b.
Caferʹin (a.s) baba‐ sından ve Resulullahʹa (s.a.a) kadar Ehl‐i Beyt kanalıyla ha‐ dis rivayet eder, sonra da …
KAZ_0118 · S. 124 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Mehdi Ehl-i Beyt İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Caferʹin (a.s) baba‐ sından ve Resulullahʹa (s.a.a) kadar Ehl‐i Beyt kanalıyla ha‐ dis rivayet eder, sonra da şöyle derdi: ʺBu öyle mübarek bir rivayet zinciridir ki deliye okunsa anında kendine gelir.ʺ2 3‐ Halife Mehdi hac maksadıyla yola çıktı. Kabruʹl (Kasruʹl)‐İbadîʹye3 gelince, insanlar susuzluktan şikâyetçi olmaya başladılar. Halife orada bir kuyu açılmasını emretti. Kuyuyu kazıp tam dibe varmak üzereydiler ki kuyudan bir rüzgâr esmeye başladı. Su için sarkıtılan kovalar kuyuya düştü ve su çıkarmaya çalışanlar canlarından korktukları i‐ çin çalışmaya son verdiler. Bunun üzerine Ali b. Yaktin iki adama çok para vererek kuyuyu kazmaya devam etmelerini istedi. Adamlar kuyuya indiler. Bir süre onlardan ses çıkmadı. Sonra korkmuş hâlde dışarı çıktılar. Yüzlerinin rengi kaçmıştı. Neler olduğunu sordu. Dediler ki: ʺOrada birtakım harabeler, eşyalar, adam‐ lar ve kadınlar gördük. Ne zaman bir şeye el uzatsak, hemen toz olup kayboluyordu.ʺ Mehdi kime sorduysa bir açıklama getiremiyordu. Bunun üzerine Musa b. Cafer (a.s) şöyle dedi: ʺBunlar Ahkaf halkıdır. Yüce Allah onlara gazap etti, onları ve malları‐ nı yerin dibine batırdı.ʺ1 4‐ Hişam b. Hakem anlatıyor: Musa b.
Cafer, bir Hıristi‐ yan olan Ebreheʹye dedi ki:
KAZ_0119 · S. 124 · Mehdi Abbasî Yönetimi
Kâbe İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Mehdi İmam Musa Kâzım
Cafer, bir Hıristi‐ yan olan Ebreheʹye dedi ki: ʺKitabına dair bilgin nasıl?ʺ ʺKi‐ tabımı ve tevilini iyi bilirim.ʺ dedi. Bunun üzerine İmam Musa Kâzım (a.s) İncilʹi okumaya başladı. Ebrehe şöyle dedi: ʺMesih de İncilʹi bu şekilde okurdu. Mesihʹten başkası onu böyle okuyamaz. Elli senedir bu anı bekliyordum.ʺ Böylece o adam İmam Musa Kâzımʹın (a.s) huzurunda Müslüman olduğunu ilan etti.2 5‐ Şeyh Müfid anlatıyor: ʺİnsanlar Ebu Musaʹdan (a.s) hadis rivayet etmişler, hem de çok. Zamanında insanların en fakihiydi. Allahʹın kitabını en güzel ezberleyeni ve en güzel sesle okuyanıydı.ʺ3 6‐ Halife Mehdi hicrî 161 senesinde Mescid‐i Haramʹın ve Mescid‐i Nebevîʹnin genişletilmesi emrini verdi. Her iki mescidin yakınlarında evleri bulunan bazı kimseler evlerini devlete satmayı kabul etmediler. Bunun üzerine zamanın fa‐ kihleri insanları evlerini satmaya zorlamanın caiz olmadığı‐ nı söylediler. Ali b. Yaktin İmam Musa b. Caferʹe danışma‐ sını tavsiye etti. İmamʹın (a.s) besmeleyle başlayan cevabı şöyleydi: Eğer Kâbe insanlara konuk olmuşsa, insanların o‐ radaki binalardaki hakkı öncelik taşır.
Şayet insanlar Kâbeʹnin çevresine yerleşip konuk olmuşlarsa, o tak‐ dirde Kâbe, çevresi konusunda daha fazla …
KAZ_0120 · S. 124 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Mehdi Kâbe İmam Musa Kâzım
Şayet insanlar Kâbeʹnin çevresine yerleşip konuk olmuşlarsa, o tak‐ dirde Kâbe, çevresi konusunda daha fazla öncelik ta‐ şır. Halife Mehdi bu cevabı alınca, evlerin yıkılmasını ve iki mescidin alanının genişletilmesini emretti.1 7‐ Halife Mehdi, İmam Musa Kâzımʹdan (a.s) şarabın (içkinin) haramlığına ilişkin Allahʹın kitabından delil getir‐ mesini istedi ve şöyle dedi: ʺİçki Allahʹın kitabında haram kılınmış mıdır? Çünkü insanlar böyle bir hükmün olduğunu söylüyorlar; ama bir delil getirecek bilgileri yoktur.ʺ İmam (a.s) şöyle buyurdu: ʺBilakis, içki Allahʹın kitabına haram kılınmıştır.ʺ Mehdi, ʺKurʹânʹın neresinde içkinin ha‐ ram olduğuna dair bir ifade vardır?ʺ diye sordu. İmam (a.s) şu karşılığı verdi: Yüce Allah şöyle buyuruyor: ʺRabbim ancak açık yı… haram kılmıştır.ʺ2 Bu ayette sözü edilen ʺgü‐ nahʺtan maksadın bizzat içki olduğunun delili de şu ayettir: ʺSana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar. için birtakım faydalar vardır.ʺ3 Şu hâlde Allahʹın kita‐ bında içki ve kumar günah olarak isimlendirilmişler‐ dir. Yüce Allahʹın buyurduğu gibi günahları faydala‐ rından çoktur.
Halife el‐Mehdi, Ali b. Yaktinʹe döndü ve ʺAllahʹa ye‐ min ederim ki bu, ancak bir Haşimîʹnin verebileceği …
KAZ_0121 · S. 128 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Musa Kâzım Ehl-i Beyt İmam Ali İmam Mehdi
Halife el‐Mehdi, Ali b. Yaktinʹe döndü ve ʺAllahʹa ye‐ min ederim ki bu, ancak bir Haşimîʹnin verebileceği bir fet‐ vadır.ʺ dedi. Ali b. Yaktin de şöyle dedi: ʺAllahʹa yemin ede‐ rim ki doğru söylediniz ey Müminlerin Emiri! Bu ilmi siz Ehl‐i Beytʹten uzaklaştırmayan Allahʹa hamdolsun!ʺ Bu ce‐ vap Halifeʹyi incitti. Bunun üzerine, ʺDoğru söyledin ey Ra‐ fızî!ʺ dedi.1 İmam Musa Kâzım ve Salih Cemaatin Yapılanması İmam Musa Kâzım (a.s) bütün çabasını salih cemaati o‐ luşturma noktasında yoğunlaştırmıştı. Bununla şeriatı zayi olmaktan korumayı ve ümmet içinde değişim ve onarımı gerçekleştirecek salih bir kadro modelini sunmayı amaçlı‐ yordu. İmam (a.s) somut olarak gözlemlenecek bir hareketli‐ lik içindeydi. Ehl‐i Beyt ekolünün meydana getirdiği salih bir modeli ümmetin önüne koymuştu. 1) Ehl-i Beyt Çizgisine Bağlılık Üzerinde Yoğunlaşma Siyasal Bağlılık: İmam Musa Kâzım (a.s) Ehl‐i Beyt çizgi‐ sine bağlılığın derinlik kazanması için yoğun çaba sarf edi‐ yordu. Özellikle siyasal bağlılığa büyük önem veriyordu. Bu bağlamda İmam Musa Kâzım (a.s), bağlılarının merkezî yö‐ netimin organlarına sızmalarına izin verdi. Bunun en somut örneği, Ali b.
Yaktinʹin görev alması ve vezirlik konumuna kadar yükselmesidir.
KAZ_0122 · S. 128 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Ali İmam Ali Hadi İmam Hasan İmam Hüseyin dâr İmam Musa Kâzım
Yaktinʹin görev alması ve vezirlik konumuna kadar yükselmesidir. Kuşkusuz bu tercihin en önemli nede‐ ni, böylesine zor bir zamanda bu siyasal aşamada bazı he‐ deflerin gerçekleştirilmesiydi. Bu hedefleri şöyle sıralamak mümkündür: Birinci Hedef: Siyasal atmosferi en geniş anlamıyla takip edebilmek. Hiç kuşkusuz saraydan, yönetim merkezinden kaynaklanan siyasal gelişmeleri öğrenmek için en yüksek siyasal mevkie yaklaşmak bir zorunluluktur. Gerekli önlem‐ leri almak, hazırlıkları tamamlamak için son derece önemli bir adımdır. Ki Şiî varlık kıyıma uğramasın, çökertilmesin. Aşağıdaki örnek bunun delilidir: Hüseyin (Sahibuʹl‐Fahh) ayaklanmasından sonra Halife Musa el‐Hadi, İmam Musa Kâzımʹı (a.s) öldürmeye azme‐ dince Kadı Ebu Yusuf, el‐Hadiʹnin bu görüşünü değiştirmek üzere müdahale etti ve Musa Kâzımʹın (a.s) başkaldırmadı‐ ğını, ne kendisinin, ne de çocuklarından herhangi birinin böyle bir görüşü benimsediğini söyleyip Halifeʹyi ikna etti. Bunun üzerine Ali b. Yaktin, Ebuʹl‐Hasan Musa b. Ca‐ ferʹe meselenin aslını ayrıntılı bir şekilde anlatan bir mektup yazdı.1 Böylece İmamʹın (a.s), onun faaliyetlerinden haber‐ dar olmasını sağladı. Bir sonraki bölümde Ali b.
Yaktinʹin Harun Reşidʹin halifeliği zamanında İmam Kâzımʹın (a.s) ve ona yakın olan Şiîlerin maslahatları …
KAZ_0123 · S. 128 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Ali Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Yaktinʹin Harun Reşidʹin halifeliği zamanında İmam Kâzımʹın (a.s) ve ona yakın olan Şiîlerin maslahatları için nasıl aktif bir rol oynadığını göreceğiz. İkinci Hedef: Müminlerin ihtiyaçlarını gidermek. Ehl‐i Beyt çizgisine iman edenlerin ve zalim devletin himayesinde yaşamak zorunda kalıp zalim devlet tarafından sürekli takip edilen ve varlıklarına son verilmek istenen mazlumların ih‐ tiyaçlarına cevap vermek son derece önemli bir hedefti ve salih cemaatin varlığının devamı için hayatî bir öneme sa‐ hipti. Nitekim Ali b. Yaktin birkaç kere İmamʹdan (a.s) gö‐ revinden ayrılmasına müsaade etmesini istemiş, fakat İmam (a.s) şöyle buyurarak ona engel olmuştu: Ey Ali! Zalimlerin velilerinin yanında Allahʹın ve‐ lileri var ve bunlar zalimlerin velilerinin zulümlerini savmakla görevlidirler. Sen de onlardan birisin.2 Bir keresinde de ona şöyle demişti: Yapma! Çünkü senin varlığın bize ünsiyet veriyor.
Kardeşlerin seninle özgüven ve izzet kazanıyorlar.
KAZ_0124 · S. 130 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Ali İmam Musa Kâzım
Kardeşlerin seninle özgüven ve izzet kazanıyorlar. Bakarsın yüce Allah nice kırığı seninle onarır, muha‐ liflerin velilerine yönelik nice saldırısını seninle kırar! Ey Ali! Sizin gibilerin amellerinin kefareti, kardeşleri‐ ne ihsanda bulunmalarıdır. Sen bana bir hususta ga‐ ranti ver, ben sana üç hususta garanti vereyim. Bizim ashaptan karşılaştığın her kişinin ihtiyacını giderece‐ ğine, ikramda bulunacağına garanti ver, ben senin e‐ bediyen hapishane çatısı altına girmeyeceğine, ebedi‐ yen kılıcını keskin tarafının sana dokunmayacağına, yoksulluğun ebediyen senin evine girmeyeceğine ga‐ ranti vereyim…1 Ali b. Tahir es‐Surî anlatıyor: Yahya b. Halidʹin kâtiple‐ rinden biri başımıza vali oldu. Bende bir miktar vergi kal‐ mıştı ve bu miktar benden isteniyordu. Bunu kendi malım‐ dan alıp kendilerine vermeme mecbur bırakmalarından korktum. Bazıları bana dedi ki: ʺBu adam Şia mezhebinden‐ dir.ʺ Ben yanına gittiğimde öyle olmamasından korktum ve eğer öyle olmasa korktuğum başıma gelir diye düşündüm. Sonunda Allahʹa sığınıp kaçmaya karar verdim. Hacca gittim ve efendim es‐Sabirʹle (Musa b. Caferʹi ‐a.s‐ kastedi‐ yor) karşılaştım ve hâlimi ona şikâyet ettim. Bana bir mek‐ tup verdi, onu beraberimde götürmemi istedi. Mektupta şöyle yazıyordu: Bismillahirrahmanirrahim. Bil ki, Allahʹın arşının altında bir gölge vardır ki, kardeşine bir iyilikte bulu‐ nan, onun sıkıntısını gideren, kalbine sevinç sokan kimseler bu gölgenin altına girerler. Bu da senin kar‐ deşindir. Vesselam.2
Müslüman kardeşlerin ihtiyaçlarını gidermenin göster‐ gelerinden, onların açıktan alınıp götürülen mallarını …
KAZ_0125 · S. 131 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Ali Şah Hatayi İmam Musa Kâzım
Müslüman kardeşlerin ihtiyaçlarını gidermenin göster‐ gelerinden, onların açıktan alınıp götürülen mallarını gizlice iade etmektir. Ali b. Yaktin anlatıyor: ʺEbuʹl‐Hasanʹa (a.s) bu adamla‐ rın yaptıklarına ne dersiniz?ʺ diye sordum. Buyurdu ki: Eğer mutlaka yapmak zorunda isen, bu takdirde Şiîlerin mallarını alma hususunda Allahʹtan kork. Ravi der ki: ʺAli bana Şiîlerin mallarını açıktan aldığını, ama gizlice sahiplerine iade ettiğini anlattı.1 Üçüncü Hedef: Genel siyaset üzerinde etkili olmak. İmam Musa Kâzım (a.s), haber toplama faaliyetlerini yü‐ rütme ve Ali b. Yaktin gibi yönetimin tepesinde görev yapan Şiîlerle olan gizli temassı güvenceye alma yönünde sarsıl‐ maz araçlardan yararlanarak sağlam bir mekanizma kurdu. Bu yöntem ve iktidarın adımlarını kontrol altında tutmakla güdülen amaç, ya iktidar tarafından izlenen genel siyaset üzerinde etkili olmaktı, ya da siyasal veya fıkhî adımların ümmetin menfaatine olacak şekilde atılmasını sağlamaktı. İsmail b. Selâm bu mekanizmanın işleyiş biçimi ve bu bağlamda yürütülen faaliyetlerle ilgili olarak şunları anlatı‐ yor: İsmail b. Selâm ve İbn Hamid anlatıyorlar: Ali b.
Yaktin bizi çağırdı ve şöyle dedi: ʺİki binek satın alın ve ana yolu bir kenardan izleyerek gidin.ʺ Ardından …
KAZ_0126 · S. 131 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Yaktin bizi çağırdı ve şöyle dedi: ʺİki binek satın alın ve ana yolu bir kenardan izleyerek gidin.ʺ Ardından bi‐ ze bir miktar para ve birkaç mektup verdi, ʺBu parayı ve mektupları Ebuʹl‐Hasan Musaʹya (a.s) ulaştırın. Hiç kimse sizde ne olduğunu bilmesin.ʺ dedi. Kûfeʹye geldik, iki binek satın aldık. Yol hazırlıklarımızı tamamlayıp yola çıktık. Bir kenardan izliyorduk ana yolu. Rame çölünün ortasına ula‐ şınca hayvanlarımızı çözüp yemlerini verdik, biz de yeme‐ ğimizi yemek üzere oturduk. Bu sırada bir atlının yaklaştı‐ ğını gördük. Bize iyice yaklaşınca, Ebuʹl‐Hasan Musa (a.s) olduğunu anladık. Ayağa kalktık. Bize selâm verdi, mektup‐ ları ve yanımızda bulunan diğer emanetleri kendisine tak‐ dim ettik. Hemen külahının içinden birkaç mektup çıkarıp bize vererek, ʺBunlar mektuplarınızın cevaplarıdır.ʺ dedi.1 2) Siyasal Bilinçlendirme İmam Musa Kâzımʹın (a.s) arkadaşlarının, birtakım zor‐ luklarla temayüz eden bu aşamada yürüttükleri siyasal faa‐ liyetler özel bir bilince ve imanda derinlik ve enginlik gerek‐ tiren bir dikkate muhtaçtı.
Bu yüzden İmam (a.s) seçkin as‐ habını gözetmeyi, onların ruhlarında dindarlık ruhunu de‐ rinleştirmeyi, iman …
KAZ_0127 · S. 131 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Musa Kâzım
Bu yüzden İmam (a.s) seçkin as‐ habını gözetmeyi, onların ruhlarında dindarlık ruhunu de‐ rinleştirmeyi, iman düzeyi açısından onları zirveye çıkar‐ mayı ve onları engin bir siyasal ufka yükseltmeyi gerekli gördü. Ta ki hasımlara karşı sağlıklı bir şekilde ve derin bir bilinçle hareket etsinler, kendilerini güçlü hissetsinler, ilişki‐ lerinde dengeli olsunlar ve yüksek bir izzetinefis düzeyine ulaşmış olarak hareket etsinler. Bu bağlamda aşağıdaki hususlar dikkatimizi çekiyor: 1‐ İmam Musa Kâzım (a.s), hakka iman edenlerin him‐ metlerini bileyerek bu meselenin sayısal olarak çok veya az olmakla bağlantılı olmadığını kavramalarını sağladı. Sumaa b. Mihran anlatıyor: Abduʹs‐Salih (a.s) bana dedi ki: Ey Sumaa! Onlar döşekleri üzerinde kendilerini güvende hissederek beni korkutmaya çalışıyorlar. Al‐ lahʹa yemin ederim ki, dünyada Allahʹa ibadet eden tek kişi bulunsa ve eğer ondan başka bir kişi daha bu‐ lunursa, yüce Allah mutlaka bunu ona ekler. Nitekim şöyle buyurmuştur: ʺİbrahim Allahʹa boyun eğen, ti.ʺ2 İbrahim Allah dileyinceye kadar bu hâline sabret‐ ti. Sonra Allah İsmailʹi ve İshakʹı onunla kaynaştırdı. Böylece üç kişi oldular.
Allahʹa yemin ederim ki mü‐ minler az, buna karşılık batıl ehli olanlar çok olurlar.
KAZ_0128 · S. 131 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Musa Kâzım musahiplik
Allahʹa yemin ederim ki mü‐ minler az, buna karşılık batıl ehli olanlar çok olurlar. Bunun niçin böyle olduğunu bilir misin? ʺSana feda olayım, bilmiyorum.ʺ dedim. Buyurdu ki: Müminlerle ünsiyet kursunlar, göğüslerine güven aşılasınlar diye. Onlar da bununla huzur bulur, sükû‐ nete ererler.1 2‐ İmam Musa Kâzım (a.s) Şiasını aralarındaki kardeşlik bağlarını güçlendirmek, iman sevgisini pekiştirmek esasına dayalı olarak eğitmeye büyük çaba sarf etmiştir. Ki salih bir cemaat olarak birbiriyle kenetlenmiş sosyal bir güç olsunlar; akidevî ve manevî bağlarının güçlülüğü sayesinde sarsılma‐ ları ve zaafa uğramaları mümkün olmasın. İmam Musa Kâzım (a.s) bir gün ashabından birine şöyle sordu: ʺEy Asım! Bağlılık ve iyilik etme hususunda durumu‐ nuz nasıldır?ʺ Dedi ki: ʺOlabilecek en iyi durumdayız.ʺ Bu‐ yurdu ki: Biriniz sıkıştığı zaman kardeşinin evine gittiğinde, kardeşi evde yoksa para kesesinin getirilmesini iste‐ yip oradan ihtiyacı kadarını alabiliyor mu ve alırsa bu olumlu karşılanıyor mu? ʺHayır, böyle bir şey olmuyor ve olursa da olumlu kar‐ şılanmıyor.ʺ dedi. İmam buyurdu ki: Siz benim arzu ettiğim şekilde birbirinize bağlı değilsiniz. Sıkıntı ve yoksullukta benim istediğim şe‐ kilde birbirinize iyilik etmiyorsunuz.2
3) Pratik Yapılanma ve Fikrî Mensubiyet İmam Musa Kâzım (a.s) salih cemaati eğitirken, Ehl‐i Beyt ekolünün …
KAZ_0129 · S. 134 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Cafer Sadık Hz. Muhammed Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım İmam Hasan İmam Muhammed Bakır
3) Pratik Yapılanma ve Fikrî Mensubiyet İmam Musa Kâzım (a.s) salih cemaati eğitirken, Ehl‐i Beyt ekolünün fikrine ve irfanına bağlılık bilinci üzerinde yoğun‐ laşmıştır. Bu amaca yönelirken, daha önce İmam Cafer Sa‐ dıkʹın (a.s) gerçekleştirdiği fikrî uyanıştan yararlanmıştır. Uzman kadrolar yetiştirme hususunda babasının çalışmala‐ rını tamamlamış ve bu şekilde tabanı genişletme alanında büyük mesafeler almıştır. Nitekim bu bilinç düzeyine sahip 319 ashabının olduğu rivayet edilmiştir.1 Bunların her biri İmam Musa Kâzımʹdan (a.s) ilim ve ir‐ fan öğrenerek yetişmiştir. Bu cemaat, fikrî bağlılığı itibariyle sağlam bir programa dayalı olarak hareket ettiği için de kül‐ türel, fıkhî ve edebî alanların her birinde gerçekleşen saldırı‐ lara karşı sarsılmadan durabilmiştir. Aşağıda İmamʹın (a.s) bu tür faaliyetlerinin bir yönüne işaret etmek istiyoruz: İmam Musa (a.s) seçkin fakihler ve hadis ravileri yetiş‐ tirmiştir ki yukarıda da söylediğimiz gibi bunların sayısı 319 olarak tespit edilmiştir. Ama İmamʹın (a.s) ashabı arasında altı kişi öne çıkmıştır ki, bütün raviler bunların Ehl‐i Beyt İmamlarıʹndan aktardıkları hadislerin doğruluğu ve güveni‐ lirleri üzerinde ittifak etmişlerdir. Muhaddisler arasında üç İmamʹın (Muhammed Bâkır, Cafer Sadık ve Musa Kâzım) ashabı içinde on sekiz kişi ün‐ lenmiştir. Bunlar Ashab‐ı İcma olarak biliniyorlar. Altısı Muhammed Bâkırʹın, altısı Cafer Sadıkʹın, altısı da Ebuʹl‐Ha‐ san Musaʹnın ashabıydı. Bu altı kişinin isimleri şöyledir: Yu‐ nus b. Abdurrahman, Safvan b. Yahya Beyyauʹs‐Sabirî, Mu‐ hammed b. Ebu Umeyr, Abdullah b. Muğire, Hasan b. Mah‐ bub es‐Serrad, Ahmed b. Muhammed b. Ebu Nasr el‐Bezen‐ tî.2 Bunlar fıkıh alanında öne çıkmış isimlerdi.
Kelam, Kurʹân ve lügat gibi diğer alanlarda da seçkin â‐ limler yetiştirmiştir.
KAZ_0130 · S. 135 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Mehdi İmam Musa Kâzım
Kelam, Kurʹân ve lügat gibi diğer alanlarda da seçkin â‐ limler yetiştirmiştir. İmam Musa Kâzım'ın (a.s) Tutuklanması Daha önce Halife Mehdiʹnin genel olarak Hz. Aliʹnin soyundan gelenlere (Alevilere), hatta onlara dost olanlara büyük bir düşmanlık beslediğini söylemiştik. Onları hapis‐ lerden salıvermesinin tek sebebi, babası Mansur gibi baskı yöntemini esas alması durumunda iktidarının devam ede‐ meyeceğini anlamasıydı. Mehdi bu siyasetini şöyle ifade etmişti: Hoşgörüyle terbiye etmenin, cezalandırmadan da‐ ha etkili olduğunu gördüm. Selamet, derhal ceza ver‐ mektense affetmektedir. Kalpler, şefkat dilendiği za‐ man şefkat göstermeyen, gücü yettiği zaman affetme‐ yen, zafer kazandığı zaman bağışlamayan, merhamet etmesi istendiğinde merhamet etmeyen bir yöneticiye bağlanmaz. Merhameti az, baskısı çok kimsenin ga‐ zaba uğraması ve düşmanlarının çok olması kaçı‐ nılmazdır.1 Bununla beraber Mehdiʹnin çok sevdiği veziri Yakub b. Davudʹu cezalandırdığını görüyoruz. Çünkü Alevilere eği‐ limliydi. Mehdi, vezirini bu hususta sınadıktan sonra şöyle demişti: ʺSenin kanın bana helaldir. Eğer istesem kanını dö‐ kerim.ʺ Sonra müebbet hapse mahkûm etmiş ve bütün mal‐ larını müsadere etmişti.2
Buradan hareketle diyebiliriz ki, Abbasî halifesi Meh‐ diʹnin İmam Musaʹnın (a.s) tutuklanmasını emretmesinin …
KAZ_0131 · S. 136 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Mehdi İmam Ali kırklar Hz. Muhammed Muharrem İmam Musa Kâzım
Buradan hareketle diyebiliriz ki, Abbasî halifesi Meh‐ diʹnin İmam Musaʹnın (a.s) tutuklanmasını emretmesinin tek nedeni, İmamʹın (a.s) ününün ve ilminin dört bir yana ya‐ yılmasıydı. Bu yüzden iktidarının devam etmesini, onun tu‐ tuklamasına bağlı bilmişti. Bildiğiniz gibi Mehdi, İmam Ali b. Ebu Talibʹi (a.s) rü‐ yasında gördükten sonra İmam Musa Kâzımʹı (a.s) serbest bırakmıştı. İmam Ali (a.s) rüyada üzgün bir ifadeyle ona şöyle demişti: Ey Muhammed! ʺİş başına gelecek olsanız, değil Mehdi korku içinde uykusundan uyanmış ve İmamʹın getirilmesini emretmişti. Sonra rüyasını anlatarak kendisi‐ nin ve hiçbir evladının kendisini isyan etmemesini istemişti. Bu arada üç bin dinar vererek Medineʹye göndermişti.2 Mehdi, hicrî 169 senesinin muharrem ayının yirmi iki‐ sinde öldü. Öldüğü gün kırk sekiz yaşındaydı. Ava gitmiş, bu sırada bir harabeye girmiş ve harabenin kapı direği sırtı‐ na saplanmış ve bunun etkisiyle ölmüştü. Bir rivayete göre de cariyelerinden biri onu zehirlemişti. Çünkü Mehdiʹnin hoşuna giden ve kendisi için ayırdığı bir cariye ile beraber olmasını kaldıramamıştı.3 Böylece Mehdi, kendisinden sonraki halifeler olarak oğulları Musa ve Harun için biat aldıktan sonra bu hayattan ayrıldı.
Abbasî Halifesi Musa Hadi'nin Hükümeti Zamanında İmam Musa Kâzım (a.s) Babası Mehdiʹnin hicrî 169 senesi …
KAZ_0132 · S. 137 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Ali İmam Ali Hadi İmam Hasan İmam Mehdi İmam Musa Kâzım Muharrem
Abbasî Halifesi Musa Hadi'nin Hükümeti Zamanında İmam Musa Kâzım (a.s) Babası Mehdiʹnin hicrî 169 senesi muharrem ayının yirmisinde ölmesinin ardından Musa Hadi halife oldu. O da hicrî 170 senesinde 26 yaşında öldü.1 Çok kısa süre hüküm sürmesine rağmen Şiîler üzerinde kötü bir etki bıraktı. Onla‐ ra karşı İslâm tarihine geçen bir olayı, yani Fahh olayını ger‐ çekleştirdi.2 el‐Hadiʹnin uyguladığı siyaset, iç dünyasının iğrenç ka‐ rakterinin davranışlarına yansıması şeklindeydi. Uzak yakın herkes ona karşı intikam duygusuyla doluydu bu yüzden. Bütün halk ondan nefret ediyordu. Öz annesi Hayzeran bile ondan nefret ediyordu. Annesinin ona yönelik öfkesi o dere‐ ceye varmıştı ki, bizzat onun tarafından öldürüldüğü bile söylenmiştir.3 Başta Alevileri cezalandırdı. Onlar arasında korku ve endişe yaydı. Mehdi tarafından kendilerine tahsis edilen er‐ zak ve bağışları kesti. Ülkenin her tarafına yazılar göndere‐ rek yakalanıp Bağdatʹa gönderilmelerini emretti.4 Fahh Ayaklanması Abbasî halifesine karşı isyan bayrağını açan kişi, Hüse‐ yin b. Ali b. Hasan b. Hasan b. Ali b. Ebu Talipʹti (a.s). Ayaklanmanın Sebepleri Ayaklanmanın birçok sebebi vardır. Biz bunlardan iki tanesine değinmekle yetineceğiz:
Birincisi: Abbasî halifelerinin Alevilere karşı uyguladık‐ ları aşağılama ve baskı politikasıydı.
KAZ_0133 · S. 138 · Mehdi Abbasî Yönetimi
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Ali Hadi İmam Hasan İmam Hüseyin İmam Musa Kâzım
Birincisi: Abbasî halifelerinin Alevilere karşı uyguladık‐ ları aşağılama ve baskı politikasıydı. Özellikle Musa Hadiʹ‐ nin istibdadı bardağı taşıran son damla olmuştu. İkincisi: Musa Hadiʹnin Medineʹye tayin ettiği valiler de isyanın sebepleri arasında yer alıyordu. İshak b. İsa b. Aliʹyi tayin etmesi gibi. Bu da Ömer b. Hattab soyundan gelen Abdulaziz isimli birini vekil olarak tayin etmişti. Bu azgın adam Alevileri aşağılama ve onlara zulmetme hususunda çok ileri gitmişti. Her gün huzuruna çıkmalarını zorunlu kılmıştı. Kişisel gözetim ve denetimi gerekli kılarak her birini arkadaşını hazır bulundurmakla yükümlü tutmuş‐ tu. Zaptiyeleri Hasan b. Muhammed b. Abdullah b. Hasanʹı, Müslim b. Cündebʹi ve Ömer b. Selâmʹı tutuklamış, onları içki içerken yakaladıklarını ileri sürmüşlerdi. el‐Hadi de adı geçen bu kişilerinin dövülmesini, boyunlarına ip geçirilip rezil olmaları için şehirde dolaştırılmasını emretmişti.1 Hicrî 169 yılında Hüseyin b. Ali (Fahh kahramanı) ayak‐ lanmaya karar verdi. İmam Musa Kâzımʹa (a.s) konuyu açtı ve kendisine biat etmesini istedi. İmam (a.s) ona şöyle dedi: Ey amcamın oğlu! Amcanın oğlunun amcan Ebu Abdullahʹı zorladığı şeye beni zorlama.
Aksi takdirde Ebu Abdullahʹın (Cafer Sadıkʹın) istemediği şeyi söy‐ lemek zorunda kalması gibi, ben de …
KAZ_0134 · S. 138 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Hasan İmam Hüseyin İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Aksi takdirde Ebu Abdullahʹın (Cafer Sadıkʹın) istemediği şeyi söy‐ lemek zorunda kalması gibi, ben de istemediğim şeyi söylemek zorunda kalırım. Hüseyin ona şöyle dedi: ʺBen sana bir teklifte bulun‐ dum. İstersen katılırsın, istemezsen seni zorlamam. Yardım ancak Allahʹtan istenir.ʺ Sonra veda edip gitti. Hüseyin; Yahya, Süleyman, İdris b. Abdullah b. Hasan ve Abdullah b. Hasan el‐Eftas gibi arkadaşlarıyla toplandı. Müezzin sabah ezanını okuyunca mescide girdiler. Birer birer herkesi kendilerine uymaya çağırdılar. el‐Eftas mina‐ reye çıkarak müezzini ezana ʺhayye ala hayriʹl‐amelʺ cümle‐ sini eklemeye zorladı. Hasan halka sabah namazını kıldırdı. Namazdan sonra bir konuşma yaptı, halk kendisine biat etti. Medineʹyi kontrol altına aldıktan sonra Mekkeʹye doğru harekete geçti. Fahh denilen yere gelince, orada karargâhını kurdu. Yanında 300 savaşçı vardı. Abbasî orduları kendisine yetişti. Meydana gelen korkunç bir savaştan sonra Hüseyin ve arkadaşları şehit düştü. Bu pak insanların kesik başları tağut Musa Hadiʹye gönderildi. Beraberlerinde esirler de vardı. İplerle, zincirlerle bağlanmışlardı. Elleri ve ayakları demire vurulmuştu. Tağut, esirlerin öldürülmelerini emretti.
Hepsi büyük bir metanetle ölüme gitti.
KAZ_0135 · S. 138 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Hüseyin İmam Ali İmam Ali Hadi İmam Musa Kâzım
Hepsi büyük bir metanetle ölüme gitti. Öldürülüp hapishanenin kapısına asıldılar.1 Ayaklanmanın Sonuçları Ayaklanma, Fahh kahramanı Hüseyin ve arkadaşlarının şehit edilmeleriyle son bulduktan sonra el‐Hadi hayatta ka‐ lanları da tehdit etmeye başladı. Alevilerin efendisi İmam Musa Kâzımʹdan (a.s) da söz etmiş ve şöyle demişti: ʺAllahʹa yemin ederim ki, Hüseyin onun emriyle isyan etti. Ona tâbi olanlar da onu sevenlerdi. Çünkü o, şu Ehl‐i Beytʹin vasisi‐ dir. Onu yaşatırsam Allah beni yaşatmasın.ʺ2 Ali b. Yaktin, İmamʹa (a.s) meseleyi açıklayan bir mek‐ tup yazdı. İmam (a.s) mektubu aldı. Sabah olunca ailesini ve Şiaʹsını toplayarak aldığı haberi bildirdi ve ʺGörüşünüz ne‐ dir?ʺ diye sordu. Dediler ki: ʺAllah sana iyilik versin, biz seninle berabe‐ riz; ama kendini bu zorbadan uzak tutmanı, ondan saklan‐ manı düşünüyoruz.ʺ
İmam Musa Kâzım (a.s) gülümsedi. Sonra Benî Seleme kabilesinden şair Kâʹb b.
KAZ_0136 · S. 140 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Musa Kâzım
İmam Musa Kâzım (a.s) gülümsedi. Sonra Benî Seleme kabilesinden şair Kâʹb b. Malikʹin bir beytini örnek gösterdi: Suheyne, Rabbini yeneceğini iddia ediyor Andolsun nice mağlupların yenilgi mekânlarında mağlup olacaktır. İmam Musa Kâzım (a.s) kıbleye yöneldi ve kendisinden rivayet edilen Cevşen‐i Sağir duasını okudu ve şöyle dedi: Şu kabrin hürmetine andolsun ki, şu gününde öl‐ dü. Allahʹa yemin ederim ki bu, ʺSizin konuşmanız Ravi diyor ki: ʺSonra namaza kalktık ve topluluk dağı‐ lıp gitti. Bir süre sonra el‐Hadiʹnin öldüğüne ve yerine Ha‐ run Reşidʹe biat edildiğine dair mektubu okumak üzere top‐ landılar.ʺ2 Fahh Ayaklanmasının Analizi ve İmam Kâzım'ın (a.s) Ayaklanma Karşısındaki Tavrı Daha önce İmam Musa Kâzımʹın (a.s), salih cemaat ya‐ pılanmasını tamamlamak ve onu akide, iman ve siyasal bi‐ linç açısından en yüksek düzeye ulaştırmak, dolayısıyla bü‐ yük İslâmî değişim projesine işlerlik kazandıracak alt yapıyı hazırlamak maksadıyla yürüttüğü faaliyetlere değinmiştik. Bu planın işlerlik kazanıp başarılı olmasının ikinci şartı ise, ümmetin vicdanını harekete geçirmek, iradesini özgür kılmaktı. Öyle ki belli bir güce ve dirence kavuşsun, şerefin‐ den ödün vermesin, zalimlerin politikalarının etkisiyle silik‐ leşip yok olmasın. Kuşkusuz bu da zalim yönetimlere karşı sürekli devrim faaliyetiyle olabilecek bir şeydir. İşte bu zorunluluktan hareketle İmam Musa Kâzımʹın
(a.s) Fahh olayı karşısındaki tavrını şu şekilde özetlemek mümkündür:
KAZ_0137 · S. 141 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Hüseyin İmam Cafer Sadık İmam Hasan İmam Musa Kâzım
(a.s) Fahh olayı karşısındaki tavrını şu şekilde özetlemek mümkündür: 1‐ Bu aşamada İmam (a.s) mevcut zalim yönetime karşı devrimci bir tutum içinde değildi. 2‐ İmam Musa Kâzım (a.s), ayaklanmaya ilişkin tavrını açıkça dile getirmiştir. Ayaklanmanın lideri Hüseyin kendi‐ sine biat etmesini talep ettiğinde, İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) Nefsuʹz‐Zekiye ayaklanmasına karşı takındığı tavrı hatır‐ latmıştır. Şayet Hüseyin biat etmesini ısrarla isteseydi, baba‐ sının tavrının aynısını sergileyeceğini ima etmiştir.1 3‐ Hüseyin Medineʹyi kontrolüne alıp mescide halka sa‐ bah namazını kıldırdığında, Hasan b. Cafer b. Hasan b. Ha‐ san ve Musa b. Cafer (a.s) hariç bütün Talibîler (Ebu Talip soyundan gelenler) ona tâbi oldular.2 4‐ İmam (a.s), Hüseyinʹi ve ayaklanmasını desteklediği‐ ni şu sözleriyle açıkça ortaya koymuştur. Hüseyin ayaklan‐ maya karar verdiğinde ona şöyle demiştir: Sen öldürüleceksin; o hâlde kılıcını keskin tut. Çün‐ kü bu kavim fasıklardan müteşekkildir. Görünürde mümindirler; ama içleri nifak ve şirkle doludur. ʺBiz Allahʹtan geldik ve yine Ona döneceğiz.ʺ Ey topluluk! Allah katında sizin için hayırlı bir sevap umuyorum.3 5‐ İmam Musa Kâzım (a.s), Hüseyinʹin (r.a) öldürüldü‐ ğünü duyduğunda ağladı ve onu şu sözlerle andı: Biz Allahʹtan geldik ve yine Oʹna döneceğiz. Alla‐ hʹa yemin ederim ki salih, oruç tutan, namaz kılan, marufu emreden, münkeri nehyeden bir Müslü‐ man olarak öldü. Ailesinde onun gibisi yoktu.4
Musa Hadi'nin Reşid'i Veliahtlıktan Azletme Girişimi Tarihçi Yakubî şunları anlatıyor:
KAZ_0138 · S. 142 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Ali Hadi Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Musa Hadi'nin Reşid'i Veliahtlıktan Azletme Girişimi Tarihçi Yakubî şunları anlatıyor: Musa ile kardeşi ara‐ sında soğukluk baş gösterdi, iyice birbirlerinden uzaklaştı‐ lar. Bunun üzerine Musa kardeşini veliahtlıktan azletmek ve yerine oğlu Caferʹi veliaht tayin etmek istedi. Komutanları bunu kabul etmeye çağırdı. Komutanların büyük kısmı bundan kaçındı ve ona da böyle bir girişimde bulunmamasını söyledi. Ama bazıları hemen kabul etti ve bu hususta aldığı kararı destekledi. Çünkü Harunʹun tahta çıkması durumunda saltanatın duru‐ munun bozulacağını düşünüyorlardı. Harunʹun azledilmesi işiyle Ezd kabilesinden Ebu Hü‐ reyre Muhammed b. Ferruh el‐Ezdî isimli bir komutan ilgi‐ leniyordu. Musa bu komutanı el‐Cezire, Şam, Mısır ve Mağ‐ ripʹten toplayacağı kalabalık bir orduyla harekete geçmek üzere görevlendirdi. Halkı Harunʹu azletmeye çağırıyordu. Bundan kaçınanlara karşı hemen kılıç çekiyordu. Rıkka de‐ nilen yere varınca Musaʹnın öldüğü haberini aldılar.1 Musa Hadi, hicrî 170 senesi rebiyülevvel ayının on dör‐ dünde öldü.2
● Harun Reşid Döneminin Özellikleri ve İmamʹa (a.s) Karşı İzlediği Siyaset ● İmam Musa Kâzımʹın Harun Reşid …
KAZ_0139 · S. 144–146 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Musa Kâzım
● Harun Reşid Döneminin Özellikleri ve İmamʹa (a.s) Karşı İzlediği Siyaset ● İmam Musa Kâzımʹın Harun Reşid Yönetimine Karşı Takındığı Tavır ● İmam Musa Kâzımʹın (a.s), Şehit Edilinceye Kadar Hapiste Tutuklanması ● İmam Musa Kâzımʹın (a.s) İlmî Mirası HARUN REŞİD DÖNEMİNİN ÖZELLİKLERİ VE İMAMʹA (A.S) KARŞI İZLEDİĞİ SİYASET İmam Musa Kâzımʹın (a.s) ömrünün son seneleri, haya‐ tının önceki aşamalarına kıyasla en girift, en zor ve en ezi‐ yetli aşamasını oluşturmaktadır. Bu dönemde, 14 sene ve birkaç ay müddetince Harun Reşidʹin yönetiminde yaşamış‐ tır. Bu dönem nice acılar ve zorluklarla dolu geçmiştir. Harun Reşid, içindeki tüm cahiliye kinini, iğrenç nefsi‐ nin tüm uğursuzluğunu ve şeytanî dehasının tüm maharet‐ lerini Ehl‐i Beytʹe karşı sergilemiştir. Zalim bir siyaset izle‐ meyi esas almıştı ki bu, onu diğer tüm halifelerden ayırıyor‐ du. Öyle ki İmam Musa Kâzımʹın (a.s) hareket alanını kısıt‐ lamış, daha sonra zindana atıp öldürmek için bir hazırlık o‐ larak onu ümmetten uzaklaştırmıştı. Bundan dolayı İmam Musa Kâzımʹın (a.s) hayatı, önceki İmamların hareketlerine oranla yeni bir aşamaya sahip olmak ve farklı yöntemlere başvurmakla belirginleşmişti. İmam Musa Kâzımʹın (a.s) hayatının bu aşamasını bir‐ kaç bölümde ele almak gerekir: Birincisi: Harun Reşid dönemi ve İmamʹa (a.s) karşı kul‐ landığı yöntemler. İkincisi: İmamʹın (a.s) Reşidʹin yönetimi ve siyaseti kar‐ şısındaki tutumu ve ümmet içindeki faaliyetleri. Üçüncüsü: İmamʹın (a.s) tutuklanması ve şehit edilince‐ ye kadar zindanda yürüttüğü faaliyetleri. Bu bölümde iki konu üzerinde açıklamada bulunacağız:
Daha önce bütün İslâm âlemini saran sapma olgusuna ve Abbasîlerin cahilî bir tepki olarak Ehl‐i Beytʹe karşı …
KAZ_0140 · S. 147 · Mehdi Abbasî Yönetimi
İmam Ali Hadi İmam Musa Kâzım
Daha önce bütün İslâm âlemini saran sapma olgusuna ve Abbasîlerin cahilî bir tepki olarak Ehl‐i Beytʹe karşı izle‐ dikleri zülüm siyasetine işaret etmiştik. İmam Musa Kâzımʹın (a.s), Reşid zamanında yaşadığı tüm olayları, içinde bulunduğu bütün koşulları en ince ay‐ rıntısına kadar sunmak imkânımız dâhilinde değildir. Bu yüzden, sadece bu aşamanın ayırıcı özellikleri olarak belir‐ ginleşen en önemli olgular üzerinde durmakla yetineceğiz. Reel durumu görmek ve İmamʹın (a.s) yaşadığı zorlukları algılamak için bu kadarının da kâfi geleceğini umuyoruz. Reşid için ülkenin dört bir yanında toplanan vergilerin meblağını göz önünde bulundurduğumuz zaman önceki ha‐ lifelerden çok yüksek miktarlarda olduğunu görürüz. Ama bu vergileri Müslümanların maslahatı için harcamazdı. Bi‐ lakis türlü zevkler için kesenin ağzını sonuna kadar açardı. Harun Reşid şarkıcılara akıl almaz miktarda para verirdi. Ebuʹl‐Atahiye onun için şu beyitleri yazmıştı: Babam kurban olsun kalbimde sevgisi bulunup da çalana Ey Abbasoğulları, sizde bir melik var ki İyilik türleri ondan ayrılıp dağılır etrafa Harun onların en hayırlısıdır ki Doğduğu gün kötülük ölmüştür. İbrahim el‐Mavsilî bunu şarkı olarak okumuş, Harun da her ikisine biner dirhem ve yüzer elbise bağışlamıştı.1 Harun Reşid cariyelere düşkün biriydi. Onlardan zevk almaya can atardı. Onun, kardeşi el‐Hadiʹnin cariyesi Ğadir ile bir hikâyesi var. Ğadir çok güzeldi ve çok da güzel şarkı söylerdi. el‐Hadi de bu cariyesini çok severdi. Bir gün ölme‐ si durumunda Reşidʹin onunla evlenmesinden kuşkulandı.

Harun Reşid Döneminin Özellikleri

Reşidʹe, ʺBenden sonra Ğadir ile evlenmeyeceğine dair ye‐ min etmeni istiyorum.ʺ dedi.
KAZ_0141 · S. 148 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Ali Hadi İmam Musa Kâzım
Reşidʹe, ʺBenden sonra Ğadir ile evlenmeyeceğine dair ye‐ min etmeni istiyorum.ʺ dedi. Yeminini bozması durumunda yayan hacca gitmek, eşlerini boşamak, köleleri azat etmek, mülklerini dağıtmak üzere yeminle söz aldı. O da bütün bunlar üzerine yemin etti. Aradan birkaç ay geçmeden el‐ Hadi öldü, Harunʹa biat edildi. Hemen Ğadirʹi çağırdı ve kendisine nişanladı.1 Harun Reşid, şarkıya aşırı derece düşkünlüğü olan bi‐ riydi. Öyle ki sarayını çeşitli müsikî aletleriyle doldurmuştu. Şarkıcılara, kendisi için bin çeşit ses ve makam seçmelerini emretmişti. Seçtiklerinde, içinden on tanesini seçmelerini emretti. On tanesini seçtiklerinde de, üçünü seçmelerini söy‐ ledi; onlar da dediklerini yaptılar.2 Bu arada İbrahim şarkı söylemeyi bırakmıştı. Çünkü el‐Hadiʹye, ondan sonra şarkı söylememek üzere söz vermişti. Ancak Harun Reşid ona şarkı söylemesini emretti. İbrahim şarkı söylemeye yanaş‐ mayınca, onu hapse attı ve kendi toplantısında şarkı söyle‐ yene kadar hapiste tuttu. Harun Reşid, içki içme alışkanlığı olan biriydi. İçki iç‐ mek istediği zaman gözde cariyelerini yanına çağırırdı.3 Hammad b. İshak babasından naklen şöyle der: Bir gece Reşid beni çağırdı. Huzuruna girdim. Ne göreyim; üzerinde gül desenli bir gömlek ve şalvar bulunan bir cariyenin karşısında oturmuş… Cariye şarkı söyleyince, ʺBu şarkı kimin?ʺ diye sordu. ʺBe‐ nimdir, ey Müminlerin Emiri!ʹ Dedi ki: ʺİbn Sureycʹin şarkısını söyle.ʺ Kadın onun şarkısını söyledi. Harun coştu ve bir testi şarap içti. Cariyeye ve bana da birer testi şarap içirdi.4
Harun Reşid kumara, özellikle tavla ve satranç oyna‐ maya çok düşkündü.1 Bu oyunlar için büyük meblağlarda …
KAZ_0142 · S. 149 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
Kerbela İmam Ali İmam Musa Kâzım
Harun Reşid kumara, özellikle tavla ve satranç oyna‐ maya çok düşkündü.1 Bu oyunlar için büyük meblağlarda para harcardı. Alevilere karşı tutumuna gelince, onlara karşı büyük bir düşmanlık ve kin beslerdi. Halife olduğu zaman onların köklerini kurutmaya, katletmeye yemin etmişti. Şöyle de‐ mişti: ʺAllahʹa yemin ederim ki, onları ‐yani Ali soyundan gelenleri/Alevileri‐ ve onların Şiîlerini öldüreceğim.ʺ2 Nitekim yeminini yerine getirdi. Alevilerden nice âlimi kılıçtan geçirdi ki Müslümanların en hayırlıları, dinde en âlim ve en muttaki kimseleriydiler. Müslümanlardan geniş kitlelerin İmam Hüseyinʹin (a.s) kabrini ziyaret ettiklerini görünce, kabrin yakınındaki evleri yıktırdı. Mübarek kabrin yanı başında bulunan sidre ağacını kökünden söktürdü.3 Bu arada Kerbela topraklarının sürü‐ lüp ekilmesini emretti. Bununla güttüğü amaç, mübarek kabre dair izleri silip yok etmekti. Ama Allah ondan intikam aldı. Çünkü bu kararının üzerinden bir yıl geçmeden Hora‐ sanʹda helak olup gitti.4 Bu bozguncu sultanın hayat tarzı ümmete de sirayet et‐ ti. İslâm ümmetinin her tarafına bozgunculuğun, fesadın her çeşidi yayıldı.
Bağdat, o dönemde İslâm hilafetinin başkenti olmaktan çıkıp bir eğlence, dans sahnesine, içki ve zevk me‐ …
KAZ_0143 · S. 149 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım
Bağdat, o dönemde İslâm hilafetinin başkenti olmaktan çıkıp bir eğlence, dans sahnesine, içki ve zevk me‐ kânına dönüştü. Bu, o çağın ayırıcı özelliği olmuştu. O dönemin şairleri eğlenceye, cariyelerle oynaşmaya ve içki içip kendinden geçmeye yönelik duygularını, düşkünlüklerini mısralarına döküp bize ulaştırmışlardır. Ebu Nuas bütün yeteneğini şa‐ rap küplerinin, içki kadehlerinin, sakilerin, sarhoşların ve nedimelerin tasviri üzerinde yoğunlaştırmıştı. Halk onun şarapnamelerini dinleyip kendinden geçiyordu. Harun Reşid döneminin belirgin özelliği, milyonların yoksulluk ve karamsarlık içinde yaşamalarıydı. Müslüman kitleler aç ve çıplaktılar. Buna karşılık Bağdat Müslümanla‐ rın mallarıyla dolup taşmıştı ve bu mallar halifelerden, ço‐ cuklarından, aşiretlerinden, vezirlerinden, şarkıcı cariyeler‐ den, sarhoşlardan, hilafet sofrasından dökülen kırıntılarla beslenen tabak yalayıcılardan oluşan özel bir sınıf arasında paylaştırılmıştı. Bir yerde yoksulluk ve karamsarlık hâkim olunca, orası küfrün de menşei hâline gelir. Nitekim bu çağda avam ara‐ sında ilhat hareketleri taraftar bulup serpilmeye başlamıştı.
Phaulhauzen şöyle diyor: ʺAbbasî hareketi ile zındıklar arasında sağlam bir ilişki vardı.
KAZ_0144 · S. 149 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım dâr
Phaulhauzen şöyle diyor: ʺAbbasî hareketi ile zındıklar arasında sağlam bir ilişki vardı. Abbasîler o dönemde bütün zındıkları etraflarında topladılar. Onları uzaklaştırmaları ise, çok sonraları gerçekleşmiştir.ʺ1 Gariptir, İslâm ülkelerinde yayılmaya başlayan ʺMazde‐ kizmʺ gibi yıkıcı hareketler, bütün ahlâkî değerlerden sıy‐ rılmaya çağırıyorlardı. Mazdekizm, bir tür komünistlikti. Şehristanî anlatıyor: ʺMazdek, kadınların ve malların mubah olduğunu sa‐ vunuyordu. Ona göre insanlar; para, ateş ve toprakta ortak oldukları gibi, kadınlar da bütün insanların ortak malıydı.ʺ2 2) Harun Reşid'in İmam Musa Kâzım'a Karşı Takındığı Tavır Harun Reşid, kendisinden önceki Abbasî halifelerine göre İmam Musa Kâzımʹa (a.s) karşı çok daha hassas ve kin‐ dar davranıyordu. Bu yüzden İmamʹın hareketlerini dur‐ durmak ve etkisiz hâle getirmek amacıyla onu sıkı bir ku‐ şatma ve denetim altında tuttu. Bu bağlamda değişik ve ge‐ lişmiş yöntemlere başvurdu. Bu çerçevede çeşitli vesilelerle onu sık sık saraya çağırırdı ve belli aralıklarla tutuklatırdı. İmamʹın tâbilerini ve Şiaʹsını tasfiye etmek suretiyle ona sui‐ kastlar düzenlemeye çalışırdı.
Etrafa yoğun miktarda casus saldıktan sonra çok sayıdaki Şiîʹyi zindanlara attı.
KAZ_0145 · S. 149 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Etrafa yoğun miktarda casus saldıktan sonra çok sayıdaki Şiîʹyi zindanlara attı. İmamʹın ve ashabının bütün hareketlerini takibe aldı. Bu iş için yar‐ dakçılarına cesaretlendirici ödüller vaat etti. İmamʹla ilgili gizli haber getirenleri teşvik edici vaatlerde bulundu. Hatta bu yardakçıları Alevilerin kesik başlarını halifeye getirmeye başladılar. Çünkü bir Alevinin başı halife için değerli bir hediye konumundaydı. Reşid, İmamʹa karşı izlediği bu siyaseti en ileri boyutla‐ ra kadar taşıdı. Amacı İmamʹı kuşatmak, onu tam anlamıyla yalnızlaştırmak, ümmetle olan tüm bağlarını koparmaktı. Reşidʹin İmamʹa karşı izlediği bu düşmanca siyaset, ha‐ life olduğu ilk günden beri, tutuklamalar, siyasal suçlama‐ lar, bazen de münafıkça saygı ve ikramlar şeklinde belirgin‐ leşiyordu. Aşağıda bu konuyla ilgili birkaç gruba ayrılmış birta‐ kım metinler sunacağız ki, bu tağutun Ehl‐i Beyt hareketine ve tâbilerine karşı izlediği çeşitli, komplike ve gelişmiş yön‐ temleri daha ayrıntılı biçimde gözlemleyelim.
Birinci Grup Bazen ikramda bulunmak, bazen öldürülmesi için plan‐ lar hazırlamak, bazen onun itaat edilmesi …
KAZ_0146 · S. 149 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Ali Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Hüseyin İmam Musa Kâzım
Birinci Grup Bazen ikramda bulunmak, bazen öldürülmesi için plan‐ lar hazırlamak, bazen onun itaat edilmesi zorunlu bir İmam olduğunu itiraf etmek arasında değişiklik gösteren Halifeʹ‐ nin İmamʹa yönelik bu tavrı şu şekilde belirginleşmektedir: 1‐ Fadlʹdan şöyle rivayet edilmiştir: Reşidʹin muhafızıy‐ dım. Bir gün elindeki kılıcını sallayarak karşıma çıktı ve şöy‐ le dedi: ʺEy Fadl! Resulullahʹla olan akrabalığıma yemin ederim, eğer bana amcamın oğlunu getirmezsen, içinde iki gözünün olduğu şu kelleni alırım.ʺ ʺKimi getireyim?ʺ de‐ dim. ʺŞu Hicazlıyı getir.ʺ dedi. ʺHangi Hicazlı?ʺ dedim. ʺMusa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talip.ʺ dedi. Fadl anlatıyor: Onu Halifeʹye getirirsem, Allahʹın bana azap etmesinden korktum. Ama intikama uğrayacağımı dü‐ şünerek, ʺTamam, onu getireceğim.ʺ dedim. Sonra bana dedi ki: ʺBana iki kırbaç, iki falaka ve iki cellât getir.ʺ İstediklerini getirdim, sonra Ebu İbrahim Musa b. Caferʹin (a.s) evine git‐ tim. İçinde bir kulübe bulunan yıkık dökük bir yere geldim. Üzeri hurma yapraklarıyla kapatılmıştı. Siyah bir hizmetçiy‐ le karşılaştım. Dedim ki: ʺBenim için efendinden izin iste. Allah sana rahmet etsin.ʺ Dedi ki: ʺGir, onun bekçiye ve ka‐ pıcıya ihtiyacı yoktur.ʺ Eve girdim. Baktım siyah bir hizmet‐ çi elinde makas, çok secde etmesinden dolayı İmamʹın al‐ nında ve burnunda oluşan nasırları kesiyor. ʺAllahʹın selamı üzerine olsun, ey Resulullahʹın oğlu! Reşid, seni çağırıyor.ʺ dedim. Dedi ki: ʺReşidʹin benimle ne işi var? Zevkleri benimle uğraşmaktan vazgeçmesine yetmiyor mu?ʺ Sonra aceleyle kalktı, bir yandan da şöyle diyordu: Eğer dedim Resulullahʹın (s.a.a) ʺTakiyye amacıyla sultana itaat etmek vaciptir.ʺ şeklindeki sözünü duy‐ mamış olsaydım, icabet etmezdim.1 Dedim ki: ʺEy Ebu İbrahim! Cezaya hazır ol.ʺ Dedi ki: ʺDünya ve ahretin gerçek Hâkimi benimle değil mi? İnşallah bu gün bana hiçbir kötülük dokunduramaz.ʺ
buyurmuştur: Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız.ʺ (Bakara, Fadl b.
KAZ_0147 · S. 152–153 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Ali İmam Musa Kâzım
buyurmuştur: Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız.ʺ (Bakara, Fadl b. Rebi anlatıyor: Elini üç kere başının etrafında döndürdüğünü gördüm. Reşidʹin yanına girdim. Onu evladını yitirmiş bir anne gibi şaşkın hâlde beklediğini gördüm. ʺEy Fadl!ʺ dedi. ʺBu‐ yur.ʺ dedim. ʺAmcamın oğlunu getirdin mi?ʺ dedi. ʺEvet.ʺ dedim. ʺOnu incitmiş olmayasın!ʺ dedi. ʺHayır.ʺ dedim. De‐ di ki: ʺOna kızgın olduğumu da söylemiş olmayasın! Çünkü ben kızgınlıktan, yapmak istemediğim şeyleri söyledim. İçe‐ ri girmesi için izin ver.ʺ Ben de ona içeri girmesi için izin verdim. Reşid, İmamʹı görünce hemen ayağa fırladı ve boynuna sarılıp kucakladı. Şöyle dedi: ʺMerhaba amcamın oğlu, kar‐ deşim, sahip olduğum nimetlerin vârisi!ʺ Sonra onu bir yas‐ tığın üzerine oturttu ve şöyle dedi: ʺNiçin bizi ziyaret etmi‐ yorsun? İmam şöyle dedi: ʺMülkünün genişliği ve senin dünya sevgin.ʺ Dedi ki: ʺBana şu koku kutusunu getirin.ʺ Getirdiler. Kendi elleriyle kutuyu hazırladı. Bu arada hilat ve iki kese dinar getirilmesini emretti. Fadl anlatıyor: İmamʹı takip ettim ve dedim ki: ʺNe de‐ din ki, Reşidʹin sana ilişmemesini sağladın?ʺ Dedi ki: ʺCed‐ dim Ali b. Ebu Talibʹin (a.s) duasını okudum.
O bu duayı oku‐ duğu zaman, hangi askerin karşısına çıksa, onu yener, hangi atlıyla karşılaşsa, kahrederdi.
KAZ_0148 · S. 153 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım
O bu duayı oku‐ duğu zaman, hangi askerin karşısına çıksa, onu yener, hangi atlıyla karşılaşsa, kahrederdi. Bu, belayı savma duasıdır.ʺ De‐ dim ki: Hangi duadır?ʺ Dedi ki: Şu duayı oku: ʺAllahʹım! Beni koruyan sensin. Be‐ ni konuşturan sensin. Beni bir yere ulaştıran sensin. Bana yardım eden sensin. Beni öldüren sensin. Beni yaşatan sensin. Kendimi sana teslim ettim. İşlerimi sa‐ na havale ettim. Ulu ve azamet sahibi Allahʹtan başka güç ve kudret yoktur. Allahʹım! Beni yarattın, rızık‐ landırdın, eksiklerimi örttün. Bana bahşettiğin nimet‐ lerle beni başkalarına muhtaç etme. Düştüğümde be‐ ni kaldırdın, zorluğa düştüğümde beni güçlendirdin. Hastalandığımda bana şifa verdin. Dua ettiğimde ba‐ na icabet ettin. Ey Efendim! Beni memnun ettin, sen de benden razı ol.ʺ1 2‐ Reşidʹin oğlu Abdullah el‐Memun, babasının İmamʹın konumuna ilişkin kavrayışının düzeyini bize tasvir etmiştir. Reşid, İmamʹa ikramda bulunurken, ona saygı gösterirken bu kavrayışını itiraf etmiştir. Ayrıca İmamʹa karşı beslediği kin ve nefreti sergilemiştir. Bunun yanında İmamʹın halk üzerindeki ağırlığını da gözlemleyebiliyoruz bu sahnede.
Öyle ki, Reşid insanların zihinlerini karıştırmak maksadıyla İmamʹa karşı bu şekilde saygılı davranmak …
KAZ_0149 · S. 153 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Hüseyin İmam Musa Kâzım
Öyle ki, Reşid insanların zihinlerini karıştırmak maksadıyla İmamʹa karşı bu şekilde saygılı davranmak zorunda hisset‐ miştir kendisini. Memun anlatıyor: Bir sene babam Harun Reşid ile bir‐ likte hacca gittim. Medineʹye geldiğinde, muhafızına şöyle dedi: ʺMedine ve Mekke halkından muhacirlerin, ensarın ve Kureyşʹin sair boylarının çocukları ancak kendilerinin ne‐ seplerini söyledikten sonra yanıma girsinler.ʺ Bir adam Hali‐ feʹnin yanına girmek istediği zaman, ʺBen falan oğlu fala‐ nım.ʺ Diyerek nesebini Haşimʹe veya Kureyşʹe kadar sıra‐ lardı, sonra da içeri girerdi. Reşid de ona beş bin dinar veya daha aşağı iki yüz dinara kadar verirdi. Bu bağışlarda insan‐ ların şerefi ve atalarının hicreti gibi kriterleri göz önünde bulundururdu. Bir gün Halifeʹnin yanında bulunuyordum, birden Fadl b. Rebi içeri girdi ve şöyle dedi: ʺEy Müminlerin Emiri! Bir adam kapıya gelmiş ve kendisinin Musa b. Cafer b. Mu‐ hammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talip olduğunu söy‐ lüyor. Halife bize döndü; ben, Emin, Muʹtemin ve sair ko‐ mutanlar da onun yanı başında ayakta bekliyorduk, ʺKen‐ dinize hâkim olun.ʺ dedi.
Sonra kapıcıya, ʺOna izin ver.ʺ dedi ve alıp benim ser‐ gimin üzerinde oturt. Ben de öylece duruyordum.
KAZ_0150 · S. 155 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Sonra kapıcıya, ʺOna izin ver.ʺ dedi ve alıp benim ser‐ gimin üzerinde oturt. Ben de öylece duruyordum. Baktım, yaşlı bir adam içeri girdi. Çok ibadet etmekten bitkin düş‐ müştü. O kadar çok secde etmişti ki, alnı ve burnu nasır tutmuştu. Halife Reşidʹi görünce, üzerinde bulunduğu eşek‐ ten indi. Reşid seslendi: ʺHayır, vallahi, benim sergimin üze‐ rine ineceksin.ʺ Kapı muhafızı merkepten inmesini engelle‐ di. Hepimiz ona saygı ve ihtiram gözüyle baktık. Merkebi‐ nin üzerinde yol almaya devam etti. Derken serginin üzeri‐ ne kadar geldi. Muhafızlar ve komutanlar gözlerini ona dikmişlerdi. Merkebinden indi. Reşid onu karşıladı ve ser‐ ginin sonuna kadar götürdü. Yüzünü ve başını öptü. Elin‐ den tuttu ve meclisin başköşesine, kendisinin yanına oturt‐ tu. Onunla konuşmaya, ilgilenmeye ve durumunu sormaya başladı. Sonra Reşid ayağa kalktı ve onu uğurladı. Sonra bana, Eminʹe ve Müʹteminʹe döndü ve şöyle dedi: ʺEy Abdullah, ey Muhammed ve ey İbrahim! Amcanızın ve efendinizin ö‐ nünde gidip onu uğurlayın, merkebinin başını tutun ve elbi‐ selerini giymesine yardım edin.ʺ1 3‐ Meʹmun devamla şunları anlatıyor: Meclis boşaldık‐ tan sonra dedim ki: ʺEy Müminlerin Emiri! Bu kadar saygı gösterdiğin ve yücelttiğin, onun için oturduğun yerden kal‐ kıp saygıyla karşıladığın, meclisinin başköşesine oturttuğun, kendin de daha aşağıda oturduğun ve sonra da merkebinin başını tutmamızı emrettiğin bu adam kimdir?ʺ Dedi ki: ʺBu insanların imamı, Allahʹın kulları arasında‐ ki hücceti ve kulları üzerindeki halifesidir.ʺ Dedim ki: ʺEy Müminlerin Emiri! Bütün bu sıfatlar sana ait değil midir?ʺ
Dedi ki: ʺBen cemaatin zorla ve galip gelerek başına geçmiş zahirî halifesiyim. Gerçek imam, Musa b.
KAZ_0151 · S. 156 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım
Dedi ki: ʺBen cemaatin zorla ve galip gelerek başına geçmiş zahirî halifesiyim. Gerçek imam, Musa b. Caferʹdir. Allahʹa yemin ederim ki, ey oğlum! O, Resulullahʹın maka‐ mına benden ve bütün insanlardan daha layıktır. (Ama ben makamımı kimseye kaptırmam, hatta sen bile olsan.) Allahʹa yemin ederim ki, eğer bu işte benimle çekişirsen, gözünün olduğu şeyi alırım (başını keserim); çünkü saltanat ilişkileri koparır.ʺ1 Öyle sanıyoruz ki, Reşidʹin bu itirafı ve İmam Kâzımʹın haklılığını dile getirmesi gizlice gerçekleşmiştir. 4‐ Meʹmun devamla şunları anlatıyor: Babam Harun Re‐ şid Medineʹden ayrılıp Mekkeʹye gitmek isteyince, içinde iki yüz dinar bir kese istedi, sonra Fadl b. Rebiʹe şöyle dedi: ʺAl bunu Musa b. Caferʹe ver ve de ki: Emirüʹl‐Müminin dedi ki: Elimiz dardadır; bir süre sonra daha fazla ihsanı sana ulaştı‐ racağız.ʺ Ayağa kalktım ve şöyle dedim: ʺEy Müminlerin Emiri! Muhacirlerin, ensarın ve Kureyşʹin sair boylarının çocukla‐ rına, Haşimoğullarıʹna, soyunu sopunu bilmediğin başka a‐ damlara beş bin dinar veya biraz daha az verdin. Buna kar‐ şılık Musa b. Caferʹe başka hiç kimseye vermediğin en az miktarı, iki yüz dinarı verdin, bunun sebebi nedir?!ʺ Dedi ki: ʺSus! Anası ölesice! Eğer ona bu miktarı versey‐ dim, ondan emin olamazdım. Yarın karşıma Şiaʹsından ve dostlarından oluşan yüz bin kılıçlı adamla çıkmayacağını garanti edemezdim. Onun ve ailesinin yoksulluğu, benim ve sizin için ellerini ve gözlerini bizim makamımızı ele geçir‐ meye dikmelerinden daha iyidir.ʺ2
İkinci Grup Bu bölümde seçeceğimiz metinler, Reşidʹin İmamʹa (a.s) karşı kullandığı yöntemleri tasavvur …
KAZ_0152 · S. 157 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım
İkinci Grup Bu bölümde seçeceğimiz metinler, Reşidʹin İmamʹa (a.s) karşı kullandığı yöntemleri tasavvur etmemize yardım ede‐ cek nitelikte olacaktır. Bunların mahiyetinden de anlıyoruz ki, bu yöntemleri kullanırken bazen İmamʹı sıkıştırmak, ba‐ zen de aşağılamak maksadını güdüyordu. İmamʹı insanların önünde çaresiz biri gibi göstermek, başarısızlığını ve yeter‐ sizliğini sergilemek istiyordu. Bu bağlamda İmamʹın (a.s) bu sıkıştırmalar, bu aşağıla‐ malar karşısında nasıl davrandığını, bunları nasıl etkisiz kıldığını da göreceğiz: 1‐ Reşidʹin İmamʹa karşı kullandığı yöntemlerden biri, onu korkutmayı, zayıf düşürmeyi amaçlıyordu. Bu maksatla onu, Halife açısından sakıncalı olan vergi toplamak gibi si‐ yasal faaliyetlerde bulunmakla suçluyordu. Bu suçlama ile ilgili olarak İmamʹın (a.s) kendisi bize şunları anlatıyor: Reşidʹin yanına girdiğim zaman, ona selâm ver‐ dim, selâmımı aldı. Sonra şöyle dedi: ʺEy Musa b. Ca‐ fer! Kendilerine vergi toplayan iki halife olur mu?ʺ Dedim ki: ʺEy Müminlerin Emiri! Hem benim günahımı, hem kendi günahını üstlenmeden, düşmanlarımızın bizim hakkımızda söyledikleri batıl şeyleri kabul etmenden se‐ nin adına Allahʹa sığınırım. Biliyorsun ki Resulullahʹın (s.a.a) vefat ettiği günden beri bizim hakkımızda yalan söylenmiştir. Bunları sen biliyorsun. Eğer Resulullahʹın (s.a.a) akrabalığına önem veriyorsan, babamın bana bil‐ dirdiği, onun da ataları aracılığıyla dedem Resulullahʹ‐ tan (s.a.a) duyduğu bir hadisi aktarmama izin ver.ʺ Dedi ki: ʺİzin veriyorum.ʺ Dedim ki: ʺBabam, ata‐ ları aracılığıyla dedem Resulullahʹtan (s.a.a) şöyle riva‐ yet etti: Akrabalık akrabalığa dokununca harekete geçer, titrer.ʺ
Sonra Halife Reşid, Ehl‐i Beytʹin (Ali evladının) Abbas‐ oğullarıʹndan üstün oluşlarına dair bir soru sordu.
KAZ_0153 · S. 158 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
Hz. Fatıma Hz. Muhammed İmam Ali İmam Musa Kâzım
Sonra Halife Reşid, Ehl‐i Beytʹin (Ali evladının) Abbas‐ oğullarıʹndan üstün oluşlarına dair bir soru sordu. İmam da ondan güvence aldıktan sonra, delillere dayanarak Alioğul‐ larıʹnın üstünlüklerini ortaya koyup, açık bir şekilde vurgu‐ ladı.1 Aşağıda İmam (a.s) ile Halife Reşid arasında geçen bu konuşmayı, es‐Sadukʹun rivayet ettiği şekliyle sunuyoruz: ʺBir süreden beri içimde geçen bazı konuları sana sor‐ mak istiyorum. Bunları kimseye sormadım. Eğer bunlara ce‐ vap verirsen, seni rahat bırakırım. Artık hiç kimsenin senin aleyhinde söylediği sözlere itibar etmem. Senin hiç yalan konuşmadığını duydum. O hâlde kalbimde geçen soruları‐ ma doğru cevaplar ver.ʺ Dedim ki: ʺBildiğim şeyleri, eğer ba‐ na güvence verirsen, olduğu gibi sana anlatırım.ʺ Dedi ki: ʺEğer doğru söylersen ve Fatıma evladının bir özelliği hâline gelen takiyyeyi terk edersen sana güvence verilmiştir.ʺ Dedim ki: ʺO hâlde Müminlerin Emiri, dilediği konuyu sorsun.ʺ Dedi ki: ʺBiz ve siz aynı ağaçtan geldiğimiz, biz ve siz bir olduğumuz, biz Abbasʹın çocukları, siz de Ebu Ta‐ libʹin çocukları olduğunuz hâlde, sizin bizden üstünlüğünüz nereden geliyor? İkisi de Resulullahʹın amcası ve yakınlık dereceleri aynı değil mi?ʺ Dedim ki: ʺBiz daha yakınız.ʺ ʺNasıl?ʺ dedi. Dedim ki: ʺÇünkü Ebu Talibʹin ve Abdullahʹın annesi de, babası da birdir. Babanız Abbas, ne Abdullahʹın, ne de Ebu T‐ alibʹin annesinden doğmuştur.ʺ Dedi ki: ʺAmca, amcaoğlu‐ nun mirastan pay almasını engellediği, Resulullah vefat e‐ derken Ebu Talip önceden öldüğü ve Abbas da o sırada ha‐ yatta olduğu hâlde, niçin Peygamberʹin vârisleri oldukları‐ nızı iddia ediyorsunuz?ʺ
Dedim ki: ʺMüminlerin Emiri bu soruya cevap vermekten beni muaf tutsa, bunun dışında istediği soruyu sorsa …
KAZ_0154 · S. 159 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım
Dedim ki: ʺMüminlerin Emiri bu soruya cevap vermekten beni muaf tutsa, bunun dışında istediği soruyu sorsa daha uy‐ gun olmaz mı?ʺ ʺHayır, mutlaka cevap vereceksin.ʺ dedi. Dedim ki: ʺBana güvence veriyor musun?ʺ ʺBaşta sana gü‐ vence vermiştim.ʺ dedi. Dedim ki: ʺAli b. Ebu Talip (a.s) buyurmuştur ki: ʹErkek olsun, ka‐ dın olsun, kişinin kendi sulbünden çocuğu hayatta ise, anne ve babadan ve eşlerden başka kimse onun mirasından pay alamaz. Kişinin sulbünden gelen çocuğu hayatta ise, amcanın mirastan pay alacağına dair bir rivayet sabit değildir. Kurʹânʹda da bu yazılmamıştır. Ama Teymoğullarıʹndan ve Adiyoğullarıʹndan olan zatlar ile Benî Ümeyye, hiçbir gerçekliğe ve nebevî bir ha‐ dise dayanmaksızın amca baba hükmündedir, iddiasını ileri sürdüler.ʹ İmam Aliʹnin (a.s) bu sözüne dayanarak hüküm ve‐ rip, öncekilerin hükümlerine muhalefet eden birçok âlim vardır. Örneğin Nuh b. Derrac, bu meselede Aliʹnin (a.s) sözünü esas almış ve buna göre hükmünü vermiştir. Müminlerin Emiri (Reşid) de onu Kûfe ve Basra valisi yapmıştır. Orada buna göre hüküm verdi. Sonunda mesele Emirüʹl‐Müminine ulaştırıldı. Hem onu, hem de ondan farklı kanaat bildiren Süfyan es‐Sevrî, İbrahim el‐Medenî ve Fadl b.
İyadʹı çağırdı. Bunlar da bunun Aliʹnin (a.s) bu konuyla ilgili olarak söylediği bir söz olduğuna şahitlik …
KAZ_0155 · S. 159 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım
İyadʹı çağırdı. Bunlar da bunun Aliʹnin (a.s) bu konuyla ilgili olarak söylediği bir söz olduğuna şahitlik ettiler. Bunun üzerine ‐Hicaz ehlinden bazı âlimlerin bana bildirdiğine göre‐ onlara dedi ki: ʹSiz neden bununla hü‐ küm vermiyorsunuz? Oysa Nuh b. Derrac buna dayanarak hü‐ küm vermiştir?ʹ Dediler ki: ʹNuh cesur davranmış, biz ise kor‐ kaklık etmişiz.ʹ Emirüʹl‐Müminin (Reşid) de meseleyi kadim Ehlisünnet âlimlerinin Resulullahʹtan (s.a.a), ʹAli sizin en iyi hüküm vereninizdir.ʹ ve Ömer b. Hattapʹtan, ʹAli, bizim en iyi hüküm verenimizdir.ʹ şeklinde aktardığı söz gereği Aliʹnin (a.s) sözüne dayanarak belirginleştirmiştir. Hüküm vermek ise, kap‐ samlı bir niteliktir. Çünkü Resulullahʹın (s.a.a) ashabını övdü‐ ğü kıraat, feraiz ve ilim gibi bütün nitelikler bunun kapsamına girer.ʺ Dedi ki: ʺDaha fazla bilgi ver ey Musa!ʺ Dedim ki: ʺTop‐ lantılar güvence üzerine olmalı, özellikle senin toplantın.ʺ ʺSa‐ na bir zarar gelmeyecek.ʺ dedi. Dedim ki: ʺResulullah (s.a.a) hicret etmeyenleri mirastan mahrum bırakmıştır. Böyle bir kimse hicret etmedikçe onunla dostluk da uygun görülmemiş‐ tir.ʺ ʺDelilin nedir?ʺ dedi.
Dedim ki: ʺYüce Allahʹın şu sözü: ʹİmam edip hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye ka‐ dar size …
KAZ_0156 · S. 159 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
Hz. Fatıma Hz. Muhammed dâr İmam Musa Kâzım
Dedim ki: ʺYüce Allahʹın şu sözü: ʹİmam edip hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye ka‐ dar size onların mirasından bir pay yoktu.ʹ1 Amcam Abbas hic‐ ret etmemişti.ʺ Dedi ki: ʺSana soruyorum, ey Musa! Düşmanlarımızdan herhangi bir kimseye bu yönde bir fetva verdin mi? Ya da herhangi bir fakihe bu konuda bir şey söyledin mi?ʺ Dedim ki: ʺAllahʹa yemin ederim ki hayır, Emirüʹl‐Mümininʹden baş‐ ka bu soruyu bana soran olmadı.ʺ Sonra dedi ki: ʺAvam ve havastan herkesin sizi Resu‐ lullahʹa nispet etmelerine ve size, ʹEy Resulullahʹın oğlu!ʹ di‐ ye hitap etmelerine izin verdiniz. Oysa siz Aliʹnin oğulları‐ sınız. Kişi sadece babasına nispet edilir. Fatıma sadece bir kap konumundadır. Peygamber de ana tarafından sizin de‐ denizdir?ʺ Dedim ki: ʺEy Müminlerin Emiri! Resulullah (s.a.a) dirilse ve senin kızınla evlenmek istese, bu isteğine olum‐ lu karşılık verir misin?ʺ Dedi ki: ʺSubhanallah! Niçin kabul etmeyeyim? Bilakis böyle bir talepte bulunduğu için Arapla‐ ra, acemlere ve Kureyşʹe karşı övünürüm.ʺ Dedim ki: ʺAma o benden kızımı isteyemez ve ben de kızımı onunla evlendire‐ mem.ʺ ʺNiçin?ʺ dedi.
Dedim ki: ʺÇünkü ben onun çocuğu‐ yum, sen değilsin.ʺ ʺGüzel bir cevap verdin, ey Musa!ʺ Sonra şöyle dedi:
KAZ_0157 · S. 159 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Ali İmam Musa Kâzım
Dedim ki: ʺÇünkü ben onun çocuğu‐ yum, sen değilsin.ʺ ʺGüzel bir cevap verdin, ey Musa!ʺ Sonra şöyle dedi: ʺResulullahʹın kızının çocukları oldu‐ ğunuz halde nasıl oluyor da Peygamberʹin soyundan geldi‐ ğinizi söylüyorsunuz? Peygamberʹin soyu devam etmemiş‐ tir oysa? Soy erkekle devam eder, kızla değil. Siz onun kızı‐ nın çocuklarısınız. Onun soyu olamazsınız?ʺ Dedim ki: ʺSeni akrabalık hakkı için, şu kabir ve onda ya‐ tanın hakkı için yemine veriyorum ki bu soruyu bana sorma.ʺ Dedi ki: ʺHayır! Ey Ali Oğulları! Bu konudaki delilinizi getirmek zorundasınız. Ey Musa! Sen onların büyüklerisin. Zamanlarının imamısın. Bana öyle bildirildi. Sorduğum hiç‐ bir sorudan seni muaf tutmayacağım. Mutlaka bana Allahʹın kitabından bir delil getireceksin. Siz Ali Oğulları, Kurʹânʹla ilgili ʹElifʹten Vavʹa kadarʹ her şeyin tevilini bildiğinizi, hiç‐ bir eksiğinizin olmadığını ileri sürüyorsunuz. Buna delil olarak da, ʹBiz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.ʹ1 ayetini gösteriyorsunuz. Âlimlerin görüşlerine ve kıyaslarına da ih‐ tiyaç duymazsınız.ʺ Dedim ki: ʺCevap vermeme izin verir misin?ʺ ʺSöyle.ʺ dedi. Dedim ki: ʺEuzu billahi mineʹş‐şeytanirracim.
Bismilla‐ hirrahmanirrahim. ʹOnun soyundan Davudʹu, Süleymanʹı, Ey‐ yubʹu, Yusufʹu, Musaʹyı ve Harunʹu doğru …
KAZ_0158 · S. 159 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
Hz. Fatıma İmam Ali İmam Hasan İmam Hüseyin İmam Musa Kâzım
Bismilla‐ hirrahmanirrahim. ʹOnun soyundan Davudʹu, Süleymanʹı, Ey‐ yubʹu, Yusufʹu, Musaʹyı ve Harunʹu doğru yola iletmiştik. Biz iyi davrananları işte böyle mükâfatlandırırız. Ve (onun soyun‐ dan) Zekeriyaʹyı, Yahyaʹyı, İsaʹyı…ʹ2 Ey Müminlerin Emiri! İ‐ saʹnın babası kim?ʺ ʺİsaʹnın babası yoktur.ʺ dedi. Dedim ki: ʺİsaʹyı (a.s) Meryem (a.s) kanalıyla nebilerin soyuna katıyoruz. Biz de Fa‐ tıma (a.s) yoluyla Resulullahʹın (s.a.a) soyuna giriyoruz. Daha fazla açıklama yapayım mı, ey Müminlerin Emiri?!ʺ ʺEvet.ʺ dedi. Dedim ki: ʺYüce Allah şöyle buyurmuştur: ʹSana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dâhil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı, biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allahʹtan ya‐ lancılar üzerine lanet dileyelim.ʹ1 Hiç kimse, Hıristiyanlarla lanetleşme olayı esnasında Resulullahʹın (s.a.a) Ali b. Ebu Ta‐ lip, Fatıma, Hasan ve Hüseyinʹden başkasını yanına aldığını iddia edemez. Bu durumda yüce Allahʹın sözünde geçen ʹço‐ cuklarımızʹdan maksat, Hasan ve Hüseyin, ʹkadınlarımızʹdan maksat, Fatıma, ʹbizlerʹden maksat da Ali b.
Ebu Talipʹtir. Âlimler ittifakla bildirmişlerdir ki, Cebrail Uhud Savaşıʹnın ol‐ duğu gün şöyle demiştir:
KAZ_0159 · S. 159 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Musa Kâzım
Ebu Talipʹtir. Âlimler ittifakla bildirmişlerdir ki, Cebrail Uhud Savaşıʹnın ol‐ duğu gün şöyle demiştir: ʹEy Muhammed! Aliʹnin bu yaptığı işte kardeşliktir.ʹ Resulullah buyurdu ki: ʹÇünkü o benden, ben de ondanım.ʹ Cebrail de, ʹBen de ikinizdenim ya Resulallah!ʹ Sonra şöyle dedi: ʹZülfikar gibi kılıç ve Ali gibi genç olmaz.ʹ Bu, yüce Allahʹın İbrahim (a.s) için kullandığı övücü niteliğin aynısıydı: ʹBunları diline dolayan bir genç duyduk; kendisine İb‐ rahim denilirmiş.ʹ2 İşte biz senin amcanın çocukları olarak Ceb‐ railʹin, bizden olduğuna ilişkin sözüyle övünüyoruz.ʺ Halife dedi ki: ʺGüzel söyledin, ey Musa! Ne ihtiyacın varsa bize söyle.ʺ Dedim ki: ʺİlk ihtiyaç, amcanın oğluna de‐ desinin haremine ve ailesinin yanına dönmesine izin vermen‐ dir.ʺ ʺİnşallah, bakarız.ʺ dedi.3 2‐ İmamʹın (a.s) heybetini kırmak için onu sapık fikirlere sahip olmakla suçlamak, böylece ona uygulanan baskılara bahaneler üretmek. Halife Harun Reşid İmamʹa (a.s) dedi ki: ʺBir mesele kaldı. Onu da bana açıklarsan, baskıya uğramayacaksın.ʺ İmam, ʺSor.ʺ dedi. Dedi ki: ʺSöyle bakalım, doğru mu? Siz, ʹBütün Müslümanlar bizim kölelerimiz ve cariyelerimiz‐ dir.ʹ diyormuşsunuz?
Ve yine diyormuşsunuz ki: Kimde bi‐ zim bir hakkımız varsa ve bu hakkımızı bize iade etmezse Müslüman …
KAZ_0160 · S. 159 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım
Ve yine diyormuşsunuz ki: Kimde bi‐ zim bir hakkımız varsa ve bu hakkımızı bize iade etmezse Müslüman değildir?ʺ İmam Musa (a.s) buyurdu ki: Bunları söylediğimizi iddia edenler yalan söylü‐ yorlar. Eğer öyle olsaydı, onlarla alışveriş yapmamız nasıl caiz olurdu? Hâlbuki biz köleler ve cariyeler sa‐ tın alıyoruz, onlarla akitler yapıyoruz. Allahʹa yakın olmak için bizimle oturup yemek yiyorlar. Eğer onlar bizim kölelerimiz ve cariyelerimiz olsalardı, onlarla alışveriş yapmak sahih olmazdı…1 3‐ İmamʹı baskı altına almak ve onu aşağılamak maksa‐ dıyla başka girişimlerde de bulunulmuştur. Harun Reşid, İmamʹı çağırdığı sırada, meclisinde Hindistanlı bir filozof da bulunuyordu. Öyle anlaşılıyor ki Harunʹun amacı, İmamʹı Hintli filozofla buluşturarak, aşağılanmasını sağlamaktı. Ni‐ tekim bunu, Hintli filozofun İmamʹın ilmi karşısında teslim olmasından sonra Harun Reşidʹin sözlerinden de anlıyoruz. Harun Reşid, Hintli bir filozofu getirdi. O sırada İmam Musa Kâzım (a.s) içeri girdi. Reşid, İmamʹı yüksek bir yere oturttu.
Hintli filozof bunu kıskandı ve şöyle dedi:
KAZ_0161 · S. 159 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım
Hintli filozof bunu kıskandı ve şöyle dedi: ʺİlmine güvenerek kendini müstağni gördün, böylece şu ayette buy‐ rulduğu gibisin: Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar.ʺ2 Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: Söyle bakalım, sedeften olan suretlerin külli sıcak‐ ları son noktaya ulaşsa ve üzerindeki doğal hareketler de süreklilik arz etse, sonra içindeki unsurî kuvvetler de muhkemleşse, aklî bir hassa mı olur, yoksa vehmî bir karartı mı? Hintli filozof ne diyeceğini şaşırdı. Sonra İmamʹın başını öperek şöyle dedi: ʺNasut cisminden Lâhut sözleriyle be‐ nimle konuştun.ʺ Reşid şöyle dedi: ʺNe zaman şu Ehl‐i Beytʹin değerini düşürmek istesek, Allah onları yüceltir.ʺ Bunun ü‐ zerine İmam (a.s) şu ayeti okudu: Onlar ağızlarıyla Allahʹın nurunu söndürmek is‐ tiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de, Allah nu‐ runu tamamlayacaktır.1 4‐ Şu sahne, Reşidʹin, İmamʹa karşı hazırladığı komplo‐ lardan birini ve Allahʹın yardımıyla İmamʹın bu komploları boşa çıkarmasını gözler önüne sermektedir: Harun, İmam Musa b. Caferʹi (a.s) öldürmeye karar ve‐ rince, Fadl b. Rebiʹi çağırdı ve dedi ki: ʺSana bir işim düştü. Onu yapmanı istiyorum.
Buna karşılık sana yüz bin dirhem veririm.ʺ Fadl, hemen secdeye kapandı ve şöyle dedi:
KAZ_0162 · S. 159 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Musa Kâzım
Buna karşılık sana yüz bin dirhem veririm.ʺ Fadl, hemen secdeye kapandı ve şöyle dedi: ʺBu bir emir mi, yoksa istek mi?ʺ ʺİstektir.ʺ dedi. Sonra dedi ki: ʺŞimdi evine yüz bin dirhemi götürmesini emrettim; bana Musa b. Caferʹin kafasını getirmeni istiyorum.ʺ Fadl anlatıyor: Söz konusu eve gittim ve orada Musa b. Caferʹi gördüm. Namaz kılıyordu. Namazı bitinceye kadar bekledim. Bana döndü ve tebessüm etti. Şöyle dedi: ʺNiçin geldiğini biliyorum. Bana mühlet ver, iki rekât namaz kılayım.ʺ Ona mühlet verdim. Kalktı, abdest aldı. Bütün erkânını eksiksiz yerine getirdi. İki rekât namaz kıldı. Namazı, rükû ve secdelerini en güzel şekilde yerine getirmek suretiyle ta‐ mamladı. Aynı takva duyarlılıkla namaz sonrası dualarını okudu. Birden ortadan kayboldu, yerinde yoktu. Yer mi yut‐ tu, yoksa göğe mi çekildi, anlayamadım. Derhal Harunʹa gittim ve hikâyeyi ona anlattım. Harun ağlamaya başladı ve ʺAllah onu benden kurtardı.ʺ dedi.2
İMAM MUSA KÂZIMʹIN HARUN REŞİD YÖNETİMİNE KARŞI TAKINDIĞI TAVIR Reşidʹin, İmam Musa Kâzımʹa (a.s) karşı …
KAZ_0163 · S. 166 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
Hz. Muhammed İmam Hasan İmam Musa Kâzım
İMAM MUSA KÂZIMʹIN HARUN REŞİD YÖNETİMİNE KARŞI TAKINDIĞI TAVIR Reşidʹin, İmam Musa Kâzımʹa (a.s) karşı izlediği siyaseti ve kullandığı zalimce yöntemleri sunmaya çalıştık. Burada ise, İmamʹın (a.s) ona karşı takındığı tavırdan söz etmek is‐ tiyoruz. İmam ve Harun Reşid Siyaseti İmamʹın (a.s), Reşid karşısındaki tavrı ve davranışı tes‐ limiyetçi bir tutum değildi. Bilakis İmam tavırlarında olduk‐ ça sertti ve bu tavırlarıyla Reşidʹe karşı meydan okuyucu bir duruş sergiliyordu. Gerçi bazı durumlarda zaman zaman esneklik de göstermiyor değildi. Bunun nedeni de İmamʹın onu ve niyetini bilmesi, bu sayede yüksek menfaatleri ko‐ rumayı amaçlamasıydı. İmamʹın (a.s), Harun Reşid yönetimine karşı sergilediği tutumun gerçek mahiyetini gözler önüne seren bazı sahnele‐ ri sunmak istiyoruz. Birinci Sahne: Muhammed b. Talha el‐Ensarî anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan (a.s) yanına girdiğinde Harunʹun ona sorduğu sorulardan biri şu oldu: ʺBu ev nasıl bir evdir?ʺ İmam Kâzım (a.s) şöyle buyurdu: Burası fasıkların evidir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur: ʺYeryüzünde haksız yere böbürlenenle‐
Harun dedi ki: ʺO kimin evidir?ʺ Dedi ki: Bir dönem Şiaʹmızındı, başkaları içinse fitnedir.
KAZ_0164 · S. 167 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Harun dedi ki: ʺO kimin evidir?ʺ Dedi ki: Bir dönem Şiaʹmızındı, başkaları içinse fitnedir. Dedi ki: ʺEvin sahibi niçin almıyor onu?ʺ Dedi ki: Ondan mamur kılınmış olarak alınmıştır, bu yüz‐ den ancak mamur olarak alır. Dedi ki: ʺŞiaʹn nerededir?ʺ Bunun üzerine Ebuʹl‐Hasan (a.s) şu ayeti okudu: Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar Ehliki‐ tapʹtan ve müşriklerden inkârcılar (küfürden) ayrıla‐ cak değillerdi.2 Bunun üzerine Harun dedi ki: ʺBiz kâfir miyiz?ʺ İmam (a.s) şöyle buyurdu: Hayır, ama şu ayette işaret edildiği gibisiniz: ʺAl‐ Ebuʹl‐Hasanʹdan (a.s) duyduğu bu sözlerden dolayı Ha‐ run öfkelendi ve sert sözler söyledi.4 İkinci Sahne: İmam Musa Kâzımʹın (a.s) şöyle buyurdu‐ ğu rivayet edilmiştir: Harun bana dedi ki: ʺHumusʹun size verilmesi ge‐ rektiğini söylüyor musun?ʺ ʺEvet.ʺ dedim. Dedi ki: ʺA‐ ma çok değil mi?ʺ Dedim ki: ʺOnu bize veren, onun çok olmadığını biliyordu.ʺ1 Üçüncü Sahne: Harun Reşid, Musa b. Caferʹe (a.s), ʺFe‐ dekʹin sınırlarını söyle, onu sana vereyim.ʺ diyordu; İmam da reddediyordu.
Sonunda Harun ısrar edince, İmam (a.s) şöyle buyurdu: – Onu ancak gerçek sınırlarıyla alabilirim.
KAZ_0165 · S. 167 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Sonunda Harun ısrar edince, İmam (a.s) şöyle buyurdu: – Onu ancak gerçek sınırlarıyla alabilirim. – Sınırları nasıldır? – Eğer sınırlarını söylersem, onu geri vermezsin. – Dedenin hakkı için sınırlarını söyle. – Sınırları Adenʹden başlar. Harunʹun rengi değişti ve: – Yavaş ol, dedi. – Bir tarafı Semerkantʹtır. Harunʹun yüzü kızardı. – Bir diğer tarafı Afrikaʹdır. Harunʹun yüzü simsiyah kesildi ve: – O kadar da olmaz, dedi. – Bir tarafı da el‐Cezire ve Ermenistanʹın aşağısındaki denize uzanır. Reşid: – Bize bir şey kalmadı. Meclisime gel, dedi. İmam (a.s) dedi ki: – Ben sana, eğer sınırlarını söylesem, onu bana vermez‐ sin, demiştim. İşte bu açıklamadan sonra Harun, onu öldürmeye karar verdi.2 Dördüncü Sahne: Harun Reşid Medineʹye girince, Resu‐ lullahʹı (s.a.a) ziyaret için hareket etti. Yanında insanlar var‐ dı. Reşid, Resulullahʹın (s.a.a) kabrine kadar ilerledi ve baş‐ kalarına karşı övünmek amacıyla şöyle dedi: ʺSelâm olsun sana ey Allahʹın Resulü, ey amcamın oğlu!ʺ O sırada Ebuʹl‐Hasan (a.s) ilerledi ve şöyle dedi: Selâm olsun sana ey Allahʹın Resulü, Selâm olsun sana ey babacığım!
Bunun üzerine Reşidʹin yüzünün rengi değişti, öfkelen‐ diği belli oluyordu.1 İmam (a.s) ve Salih Cemaat …
KAZ_0166 · S. 167 · Harun Reşid Döneminin Özellikleri
Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Bunun üzerine Reşidʹin yüzünün rengi değişti, öfkelen‐ diği belli oluyordu.1 İmam (a.s) ve Salih Cemaat İmamʹın (a.s), Harun Reşidʹe karşı takındığı tavrı öğren‐ dikten sonra, onun faaliyetlerini, özellikle salihler toplulu‐ ğunun eğitimine yönelik çalışmalarını ele almamız gereki‐ yor. Önceki bölümlerde, İmamʹın eğitsel açıdan bazı aşama‐ ları uyguladıklarını anlatmıştık. Bu aşamada ise, topluluğun eğitsel binasını sürdürmesi kaçınılmazdı. Daha önce yerleş‐ tirdiği ilkelerin kökleşmesi, kalıcılık kazanması buna bağ‐ lıydı çünkü. Ayrıca biriken enerjiyi büyük hedeflere yönel‐ tmek gibi bir zorunluluk vardı. Şiî varlığın süreklilik kazan‐ ması, ümmet içinde Şiî bir damarın her zaman için öncü po‐ zisyonunda bulunması, bunların tehditlere karşı çıkacak kud‐ rete sahip olmaları, Ehl‐i Beyt tâbilerinin etkinliğinin arttığı‐ nı gözlemledikleri her seferinde harekete geçen halifelerin imha hareketlerine karşı koyacak dirençte olmaları gibi. Daha önce Harunʹun, İmamʹa (a.s) hak ettiği parayı ver‐ mesi durumunda İmamʹın, saltanatını yok etmek için binler‐ ce kılıçlı adamla karşısına çıkmasından emin olmadığını dile getirdiğini görmüştük. Bu bağlamda İmamʹın (a.s) faaliyetlerini birkaç açıdan ele alacağız:

Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır

Siyasal Alan İmam Musa (a.s), bu alanda Şiaʹsıyla birlikte birkaç eğit‐ sel strateji uygulamıştır:
KAZ_0167 · S. 170 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Siyasal Alan İmam Musa (a.s), bu alanda Şiaʹsıyla birlikte birkaç eğit‐ sel strateji uygulamıştır: 1- Siyasal Açıdan Ehl-i Beyt Çizgisine Bağlılığı Pekiştirmek Ehl‐i Beyt çizgisi ve metodu, zalimlerin zulümlerini red‐ detme esasına dayanır. Nitekim İmam Musa Kâzım (a.s) se‐ venlerini ve Şiaʹsını sıkı sıkıya tembihlemiş ve zalim Abbasî sultanlarına yanaşmalarını, onlara yardımcı olmalarını ya‐ saklamıştır. Zulmü reddetme hususunda, yüreklerine arın‐ mışlık ve ret duygusunu yerleştirmiştir. Ki sahip oldukları bu siyasal bilinç onları hâkim düşünce akımlarına kapılma‐ larına veya entegre amaçlı girişimlere katılmalarına engel olsun. Safvan el‐Cemmal karşısındaki tavrı, İmamʹın bu aşa‐ mada Şiaʹsıyla ilgili olarak yürüttüğü eğitim alanında ne denli dikkatli ve duyarlı davrandığını, ayrıca İmamʹın (a.s) hâkim rejim karşısında en üst düzeyde muhalif bir tutum içinde olduğunu, mevcut rejimin temel dayanaklarını yık‐ mayı amaçladığını gözler önüne sermektedir. Ki o zamanda Harun Reşid, Ehl‐i Beytʹin ve Şiîlerinin nefeslerini sayacak düzeyde onları kontrol altında tutuyor, onları toptan yok etmenin planlarını yapıyordu. Safvan b.
Mehran el‐Esedî, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) yanına geldiğinde, İmam ona şöyle dedi: ʺEy Safvan!
KAZ_0168 · S. 170 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Mehran el‐Esedî, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) yanına geldiğinde, İmam ona şöyle dedi: ʺEy Safvan! Bir şey hariç, yaptığın her şey güzeldir.ʺ Dedi ki: ʺSana feda olayım, o güzel olmayan şey nedir?ʺ Buyurdu ki: ʺDevelerini şu adama (Harun Reşidʹe) kiraya vermen!ʺ Dedi ki: ʺAllahʹa yemin ederim ki, azgınlık yapması, eğ‐ lenip şımarması, ava çıkması, zevk peşinde koşması için ki‐ raya vermedim. Bilakis şu yol ‐yani Mekke yolu‐ için kiraya verdim. Ben kendim de develerimin başında gitmiyorum, hizmetçilerimi gönderiyorum.ʺ Buyurdu ki: ʺOnlardan kira alacaklı olmuyor musun?ʺ ʺOluyorum.ʺ dedi, ʺSana feda olayım!ʺ ʺPeki, kiranı alıncaya kadar ölmemelerini istemiyor mu‐ sun?ʺ dedi. ʺEvet.ʺ dedi. Dedi ki: ʺKim onların ölmemelerini isterse, onlardandır, kim de onlardan olursa, cehenneme girer.ʺ Safvan hemen kalktı, gidip develerini sattı, kendisine teklif edilen işi yapmaktan vazgeçti. Harun Reşid bu geliş‐ meyi haber aldı, hemen peşine adam gönderdi. Harunʹun karşısına çıkınca, öfkeden kudurmak üzere olan Harun dedi ki: – Ey Safvan! Duyduğuma göre develerini satmışsın, doğru mu? – Evet, dedi. – Niçin? diye sordu. – Ben yaşlı bir adamım, hizmetçiler de işi gereği gibi yapamazlar, dedi. Dedi ki: – Heyhat! Heyhat! Sana böyle yapmayı kimin telkin et‐ tiğini biliyorum. Musa b. Cafer sana söyledi. Dedi ki: – Musa b. Caferʹle ne işim var! Dedi ki: – Bırak bunları. Allahʹa yemin ederim, eğer iyi arkadaş‐ lığın olmasaydı, seni kesinlikle öldürürdüm.1
2- Takiyye İlkesini Pekiştirmek İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Şiaʹsı ile ilgili olarak attığı i‐ kinci adım, bir …
KAZ_0169 · S. 172 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Hasan İmam Musa Kâzım
2- Takiyye İlkesini Pekiştirmek İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Şiaʹsı ile ilgili olarak attığı i‐ kinci adım, bir koruyucu değer olarak takiyye ilkesine bağlı‐ lığın önemini vurgulamak olmuştur. Çünkü takiyye, Şiî var‐ lığı koruduğu gibi, dış saldırılara karşı da muhafaza edici bir rol oynar. Muammer b. Hallad rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasan Musa Kâzımʹa (a.s), valiler bir yere geldik‐ lerinde onlar için ayağa kalkmanın hükmünü sordum, bu‐ yurdu ki: Takiyye benim dinimdir. Benim atalarımın dinidir. Takiyyesi olmayanın imanı olmaz.1 Dürüst b. Ebu Mansur rivayet etmiştir: Bir gün Ebuʹl‐Hasan Musaʹnın (a.s) yanındaydım, Ku‐ meyt b. Ebu Zeyd de yanındaydı. İmam ona dedi ki: Şimdi Ümeyyeʹye döndüm / İşler mecrasına döner çünkü, şiirini sen mi söyledin? Kumeyt ʺEvet.ʺ dedi, ʺBen söyledim. Allahʹa yemin ede‐ rim ki, imanımdan dönmedim. Ben sizin dostunuzum, düşmanlarınıza karşı da sivri dilliyim. Ama o sözleri takiyye amacıyla söyledim.ʺ İmam (a.s) şöyle buyurdu: Takiyye şarap içmekte bile caiz olabilir.2 3- Yönetim Mekanizmasına Sızma İmam Musa Kâzım (a.s), arkadaşları aracılığıyla yöne‐ tim kadrolarına sızmaya çalışmıştır.
Nitekim Abbasî yöne‐ timinde İmamʹın (a.s) ashabı çok önemli görevlere gelmiş‐ lerdir.
KAZ_0170 · S. 172 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Ali İmam Mehdi İmam Ali Hadi İmam Musa Kâzım
Nitekim Abbasî yöne‐ timinde İmamʹın (a.s) ashabı çok önemli görevlere gelmiş‐ lerdir. İmam, bu kişilerin görevlerini övüyor ve önemsiyor‐ du. Ama müminlere yardım etmelerini, ihtiyaçlarını karşı‐ lamalarını şart koşuyordu. Aksi takdirde aldıkları görevin bir anlamı kalmazdı. Aşağıda, İmamʹın (a.s) ashabından olup Abbasî yöneti‐ minde görev alan şahısların bir listesini veriyoruz. Bunlar önde gelen büyük âlimlerden idiler: 1‐ Ali b. Yaktin: Yaktin, Kufeʹde büyüdü. Baharat satar‐ dı. İmamete inanıyordu. Ebuʹl‐Abbas Saffahʹın, Mansurʹun ve Mehdiʹnin yönetiminde çalıştı. Yaktin vefat edince, oğlu Ali onun yerine geçti. Ardından Abbasîlerle sıkı bir ilişki içine girdi. Devlette önemli görevler üstlendi. Müminlere büyük yardımı oluyordu. Çoğu fakir olan birçok mümini evlendirdi. Kâtibi Süleyman anlatıyor: Bir senede onun yardımıyla hacca gidenleri say‐ dım, yüz elli kişiydiler. Her birine en az yedi yüz dir‐ hem, en çok on bin dirhem vermişti. İmam Musa Kâ‐ zımʹın (a.s) evladından üç veya dördünü evlendirdi. İyilik ve ihsan için büyük miktarda mal bağışladı. Ha‐ life Mehdi zamanında en yüksek makama geldi. On‐ dan sonra Harun Reşid onu vezir yaptı.1 İmamʹla gizli ve sıkı bir ilişkisi vardı. 2‐ Hafs b. Gıyas el‐Kûfî: Harun tarafından doğu Bağdat‐ ʹın kadısı olarak atanmıştı. Sonra Kûfe kadısı oldu ve hicrî 194 yılında vefat etti.2 3‐ Abdullah b. Sinan b. Turayf: Mansur, Mehdi, Hadi ve Reşidʹin haznedarıydı.3
4‐ Bağdatlı kâtip Fadl b. Süleyman: Mansur ve Mehdiʹ‐ nin kâtipliğini yapardı.1 5‐ Muhammed b. İsmail b.
KAZ_0171 · S. 174 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
Hz. Muhammed İmam Ali Hadi İmam Hasan İmam Mehdi Şah Hatayi İmam Musa Kâzım
4‐ Bağdatlı kâtip Fadl b. Süleyman: Mansur ve Mehdiʹ‐ nin kâtipliğini yapardı.1 5‐ Muhammed b. İsmail b. Beziʹ: Mezhebin salihlerinden ve ayanındandı. İmam Musa Kâzımʹdan (a.s) hadis rivayet edenlerden biridir. Mansurʹun dostuydu. Abbasî devletinin vezirlerinden biriydi.2 6‐ Hasan b. Raşid: Abbasoğullarıʹnın azatlı kölesiydi. Mehdi, Musa Hadi ve Harun Reşidʹin vezirliğini yaptı.3 Bunlar, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) dostlarından ve ha‐ dislerinin ravilerinden bazılarıydılar. Buradan hareketle İmamʹın deneyimliliğini, önemli ko‐ numları koruma amacına yönelik ustaca taktiklerini, yöne‐ tim mekanizmasındaki bu gibi görevlerin salihler toplulu‐ ğunun elinde kalması için izlediği yöntemi rahatlıkla göz‐ lemleyebiliriz. Faziletli ashabını bu gibi görevleri kabul et‐ meye teşvik etmiş, böylece zalim sultanın görevini sırf diğer müminlere yardım amacıyla kabul etmelerini sağlamıştır. Çünkü diğer müminler içinde, onlar bu gibi işleri en iyi bi‐ len kimselerdi. Eğitim Alanı İmam Musa Kâzımʹın (a.s) tavsiyeleri ve Şiaʹsına yönelik direktifleri, reel durumun ihtiyaçlarına göre belirginlik ka‐ zanıyordu.
Amaç, Ehl‐i Beytʹin belirlediği nihaî hedefler doğ‐ rultusunda salih cemaat binasını ikmal etmekti.
KAZ_0172 · S. 174 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Ali Hz. Muhammed İmam Hasan Cem İmam Musa Kâzım
Amaç, Ehl‐i Beytʹin belirlediği nihaî hedefler doğ‐ rultusunda salih cemaat binasını ikmal etmekti. Bu nedenle İmam (a.s) Şiaʹsını sürekli olarak takip edi‐ yor, bu topluluğun binasının ve bu topluluğu oluşturan bi‐ reylerin kişiliklerinin tekâmül etmesini bizzat denetliyordu. Teorik olarak sunduğu davetin pratiğini kendisi yapıyordu ki attığı adımlar örnek teşkil etsin, medresesinin mensupları için yol gösterici bir fener işlevini görsün. Bu alana ilişkin bazı örnekler vermek mümkündür: Birinci Örnek: Müminlerden birinin Ali b. Yaktinʹin ya‐ nına girmek isteyip de Ali b. Yaktinʹin ona izin vermediği olayla ilgili yaklaşımı. Burada özellikle İmamʹın ʺkardeşinʺ ifadesi dikkat çekmektedir. Demek istemiştir ki: ʺEy Ali! Se‐ nin bu makamdaki varlığın şu müminlere hizmet etmek i‐ çindir, başka bir şey için değil.ʺ Nitekim bunun için o makama gelmesine izin vermiştir. Hatta Ali görevden ayrılmak isteyince, görevine devam et‐ mesini emretmiştir. Muhammed b. Ali es‐Sufî rivayet eder: İbrahim el‐Cem‐ mal (Allah ondan razı olsun), vezir Ebuʹl‐Hasan Ali b. Yakti‐ nʹin yanına girmek için izin istedi. Fakat vezir izin vermedi. Ali b. Yaktin aynı yıl hacca gitti. Medineʹde efendimiz Musa b.
Caferʹin (a.s) yanına girmek istedi; ama İmam (a.s) ona izin vermedi.
KAZ_0173 · S. 174 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Ali Cem İmam Musa Kâzım
Caferʹin (a.s) yanına girmek istedi; ama İmam (a.s) ona izin vermedi. İkinci gün İmamʹı gördü ve şöyle dedi: ʺEfendim! Su‐ çum nedir?ʺ Buyurdu ki: Senin yanıma girmeni engelledim, çünkü kardeşin İbrahim el‐Cemmalʹın yanına girmesine izin verme‐ din. İbrahim el‐Cemmal seni affetmedikçe Allah seni bağışlamayacaktır. Dedi ki: Ey Efendim ve Mevlaʹm! Şimdi İbrahim el‐ Cemmalʹı nasıl bulayım? Şu anda ben Medineʹdeyim, o da Kûfeʹde?ʺ Buyurdu ki: Gece olunca, Baki mezarlığına git, yalnız başına ol, hiç kimse yanında olmasın, arkadaşların ve hizmetçi‐ lerin hiç kimse gittiğini bilmesin, orada eğeri hazır‐ lanmış olarak bekleyen soylu bir ata bin. Ali, Bakiʹe gitti, orada bekleyen soylu ata bindi. Kısa bir süre sonra (İmamʹın kerametiyle) kendini İbrahim el‐Cem‐ malʹın Kûfeʹdeki evinin kapısında buldu. Kapıyı çaldı ve ʺAli b. Yaktinʹim.ʺ dedi. İbrahim, evin içinden seslendi: ʺVe‐ zir Ali b. Yaktinʹin benim kapımda ne işi var?!ʺ Ali b. Yaktin şöyle dedi: ʺBe adam! Benim derdim büyüktür.ʺ Sonra içeri girmesine izin vermesi için ısrar etti. İçeri gi‐ rince şöyle dedi: ʺEy İbrahim!
İmam (a.s), sen beni bağışla‐ madıkça, beni bağışlamaktan kaçındı.ʺ Bunun üzerine İbra‐ him, ʺAllah seni …
KAZ_0174 · S. 174 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Ali İmam Musa Kâzım
İmam (a.s), sen beni bağışla‐ madıkça, beni bağışlamaktan kaçındı.ʺ Bunun üzerine İbra‐ him, ʺAllah seni bağışlasın.ʺ dedi. Ali b. Yaktin, (yüzünü yere bırakıp) ısrarla İbrahim el‐ Cemmalʹdan ayağını yanağına basmasını istedi. İbrahim bu‐ nu yapmaktan kaçındı. Bir kez daha ısrar edince, İbrahim de ayağını onun yanağının üzerine koydu. İbrahim öylece onun yanağına ayağına basarken Ali de bir yandan şöyle diyordu: ʺAllahʹım! Şahit ol!ʺ Sonra evden ayrıldı ve soylu ata binip yola koyuldu. Aynı gece İmam Musa b. Caferʹin (a.s) Medineʹdeki kapısına geldi. İçeri girmek için izin istedi. İçeri girdi, İmam da onu kabul etti.1 İkinci Örnek: İmam Musa (a.s), müminlerin ihtiyaçlarını karşılamaya büyük önem verir, onlara en üst düzeyde ihti‐ mam gösterirdi. Kendisi en ağır şartlarda ve en sıkıntılı or‐ tamlarda olsa bile onlara öncelik tanır, sorunlarını çözmeye çalışırdı. Şiîlerin de bu ahlâkî ilkeye sıkı sıkıya bağlı olmala‐ rı için teşvik edici sözler söylerdi. Nitekim müminlerin ihti‐ yaçlarının karşılanması amacıyla bazı has adamlarına, zalim yönetimin mekanizmasında görev almalarını emretmiştir.
İyiler topluluğunun düşünce ve hayat tarzında bu ilke‐ nin en gerçek anlamıyla tahakkuk etmesi için ne yoğun …
KAZ_0175 · S. 174 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Ali İmam Hasan Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
İyiler topluluğunun düşünce ve hayat tarzında bu ilke‐ nin en gerçek anlamıyla tahakkuk etmesi için ne yoğun bir çaba içerisinde olduğunu şuradan anlıyoruz. Muhammed b. Salim rivayet eder: Efendim Musa b. Ca‐ fer (a.s), Halife Harun Reşidʹe götürülünce, Hişam b. İbra‐ him el‐Abbasî yanına geldi ve şöyle dedi: ʺEy efendim! Be‐ nimle ilgili olarak Fadl b. Yunusʹa bir vesika yazılmış. On‐ dan benim işimi kolaylaştırmasını istemeni diliyorum.ʺ Bunun üzerine Ebuʹl‐Hasan (a.s), merkebine binerek Fadl b. Yunusʹa gitti. Fadlʹın kapıcısı, içeri girerek, ʺEfendim! Ebuʹl‐Hasan Musa kapıdadır.ʺ dedi. Bunun üzerine o şöyle dedi: ʺEğer doğru söylüyorsan, seni azat ediyorum ve sana şu şu mükâfatı veriyorum!ʺ Fadl b. Yunus yalın ayak dışarı koştu ve İmamʹı görünce ayaklarına kapanıp öptü. Sonra içeri girmesini istedi. İmam içeri girdi ve şöyle dedi: ʺHişam b. İbrahimʹin ihtiyacını gi‐ der.ʺ O da hemen ihtiyacını giderdi.1 Üçüncü Örnek: İmamʹın (a.s), Ali b. Yaktinʹin görevini doğrultması ve ona destek olması. Ali b. Yaktinʹden rivayet edilmiştir: İmam Musa b. Ca‐ ferʹe (a.s) yazdım ki: ʺAyaklara meshetme hususunda ihtilaf oluştu.
Nasıl amel etmem gerektiği hususunda bana bir yazı gönderiniz.ʺ İmam Ebuʹl‐Hasan (a.s) ona şöyle yazdı:
KAZ_0176 · S. 174 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Ali İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Nasıl amel etmem gerektiği hususunda bana bir yazı gönderiniz.ʺ İmam Ebuʹl‐Hasan (a.s) ona şöyle yazdı: Sana şunu emrediyorum: Üç kere mazmaza yap (ağza su al), üç kere istinşak yap (burna su al). Yüzü‐ nü üç kere yıka. Sakallarını üç kere sıvazla, diplerini ovuştur. Kollarını üç kere yıka. Kulaklarının dışını ve içini meshet. Ayaklarını da üç kere yıka. Buna aykırı davranarak başka şekilde amel etme. Ali b. Yaktin İmamʹın (a.s) emrine uydu ve bu şekilde amel etti. Halife Reşid dedi ki: ʺBen, Ali b. Yaktinʹin durumunu temize çıkarmak istiyorum. Diyorlar ki: Ali Rafızîʹdir ve Ra‐ fızîler abdestte hafifleme yapıyorlar.ʺ Derken onu evde bir işle görevlendirdi. Sonra namaz vakti girdi. Reşid odanın duvarının arka‐ sında durdu. O Ali b. Yaktinʹi görüyordu; ama Ali onu gö‐ remiyordu. Abdest alması için su göndermişti. O da İmam Musaʹnın (a.s) emrettiği gibi abdest aldı. Reşid saklandığı yerden dışarı çıktı ve ʺSenin Rafızî olduğunu iddia edenler yalan söylüyorlar.ʺ Sonra Ali b. Yaktinʹe İmam Musa b. Caferʹden (a.s) bir mektup geldi. Şöyle diyordu: Şu andan itibaren Allahʹın emrettiği gibi abdest al: Yüzünü bir kere farz olarak yıka, ikincisinde ise suyu akıt.
Kollarını dirseklerden aşağıya doğru yıka, başı‐ nın ön tarafını ve ayaklarının dışını abdestin ıslaklı‐ …
KAZ_0177 · S. 174 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Ali İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Kollarını dirseklerden aşağıya doğru yıka, başı‐ nın ön tarafını ve ayaklarının dışını abdestin ıslaklı‐ ğıyla meshet. Artık senin için korkulan durum orta‐ dan kalkmıştır.1 İbn Sinan anlatıyor: Bir gün Halife Reşid, Ali b. Yaktinʹe bazı giysiler gönderdi. Bunlar arasında ipekten yapılmış si‐ yah renkli bir cüppe vardı. Kralların giydiği bu cüppe altın yaldızlıydı. Ali b. Yaktin bu elbiselerin tümünü, içinde söz konusu cüppe de olmak üzere Ebuʹl‐Hasan Musa b. Caferʹe (a.s) gönderdi. Buna bir de İmam için ayırdığı humus parasını ekleyip ona götürülmesini emretti. Bu elbiseler ve paralar İmamʹa (a.s) ulaşınca parayı ve elbiseleri kabul etti. Ama söz konusu cüppeyi adama vere‐ rek Ali b. Yaktinʹe iade etmesini istedi ve bir de şu mektubu verdi: Bu cüppeyi koru, elinden çıkarma. Onunla ilgili bir olay yaşayacaksın ve ona büyük ihtiyacın olacaktır.
Ali b. Yaktin, cüppenin kendisine iade edilmesinden şüphelenmişti ve bunun sebebini de bilmiyordu.
KAZ_0178 · S. 179 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Ali İmam Musa Kâzım
Ali b. Yaktin, cüppenin kendisine iade edilmesinden şüphelenmişti ve bunun sebebini de bilmiyordu. Fakat cüp‐ peyi sakladı. Aradan birkaç gün geçmişti ki Ali b. Yaktinʹin çok yakı‐ nında bulunan bir hizmetçiye canı sıkıldı ve onu hizmetin‐ den uzaklaştırdı. Hizmetçi, Ali b. Yaktinʹin Ebuʹl‐Hasanʹa meylini biliyordu. Ona zaman zaman para, elbise ve gön‐ derdiğini, lütuflarda bulunduğunu biliyordu. Hemen gidip Harunʹa haber verdi ve dedi ki: ʺO, Musa b. Caferʹin imam‐ lığına inanıyor. Her sene malının humusunu ona gönderi‐ yor. Nitekim Emirüʹl‐Mümininʹin falan zaman kendisine verdiği falan cüppeyi de ona gönderdi.ʺ Harun Reşid bundan dolayı çok öfkelendi ve ʺBen bu durumu araştıracağım. Eğer söylediği gibiyse, Aliʹnin canını alacağım.ʺ Hemen Ali b. Yaktinʹin çağırılmasını emretti. Ali, Hali‐ feʹnin huzuruna gelince, ona şöyle dedi: ʺSana giydirdiğim cüppeyi ne yaptın?ʺ Ali b. Yaktin dedi ki: ʺEy Müminlerin Emiri! Cüppe be‐ nim yanımda kilitli bir sandıktadır. Bu sandıkta güzel koku‐ lar vardır. Onu bu şekilde koruyorum. Hemen hemen her sabah uyandığımda sandığı açarım, teberrüken ona baka‐ rım, öptükten sonra yerine koyarım. Akşam olunca da aynı şeyi tekrarlarım.ʺ Halife dedi ki: ʺOnu hemen şimdi getir.ʺ ʺEvet, ey Mü‐ minlerin Emiri, getireyim.ʺ Hizmetçilerinden birini çağırdı ve şöyle dedi: ʺEvdeki falan odaya git ve orada hazineleri‐ min anahtarlarını al, hazineyi açtıktan sonra, falan sandığı aç ve cüppenin içinde bulunduğu sandığı getir.ʺ Çok geçmeden hizmetçi sandığı getirdi ve Harun Reşi‐ dʹin önüne koydu. Kilidin kırılıp açılmasını emretti. Açılın‐ ca, cüppenin orada olduğunu gördü, hoş kokularla korun‐ duğunu anladı.
Bunun üzerine Reşidʹin öfkesi dindi. Sonra Ali b. Yakti‐ nʹe şöyle dedi: ʺCüppeyi yerine koy.
KAZ_0179 · S. 180 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
Ehl-i Beyt İmam Muhammed Bakır İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Bunun üzerine Reşidʹin öfkesi dindi. Sonra Ali b. Yakti‐ nʹe şöyle dedi: ʺCüppeyi yerine koy. Bundan sonra senin a‐ leyhine konuşan hiç kimseyi tasdik etmeyeceğim.ʺ Sonra Aliʹnin saltanat ödülüyle ödüllendirilmesini em‐ retti. Kendisine bu haberi getiren hizmetçiye de bin kırbaç vurulmasını söyledi. Adam beş yüzüncü kırbaç vurulurken öldü.1 İlim ve Fikir Alanı İmam Muhammed Bâkır ile İmam Cafer Sadık (üzerle‐ rine selâm olsun) dönemi, Ehl‐i Beyt medresesi için göreceli bir rahatlama dönemiydi. Bu dönemde yaşanan açıklık sa‐ yesinde Ehl‐i Beyt ilimleri yayıldı, İslâm ümmetinin evlatları içinde risalet çizgisi doğrultusunda hareket ederek nebevî mirası koruyacak güvenilir, sorumluluk duygusuna sahip üstatlar ve âlimler mezun oldu bu medreseden. Resulullahʹın (s.a.a) temellerini attığı, ondan sonra da metot, içerik ve üslup olarak İmam Aliʹnin (a.s) sağlamlaştır‐ dığı bu medresenin tekâmülü bu iki İmam zamanında bü‐ yük mesafe kaydetti. Otuz yıl veya biraz daha fazlasını kapsayan İmam Musa Kâzım (a.s) dönemi, İmam Muhammed Bâkır ile İmam Ca‐ fer Sadıkʹın gerçekleştirdikleri ilmî ve kültürel sürecin sü‐ rekliliği şeklinde belirginleşmiştir. Nitekim onun dönemin‐ de bu medreseden çok sayıda fakih ve ravi mezun olmuştur. Bu zatlar, bir anlamda İmam Musa Kâzımʹın (a.s) teori ve pratik alanında İslâm ümmetine sunduğu birer armağan dü‐ zeyinde önem arz etmişlerdi. Nitekim ileride kaleme alınan birçok fıkhî kural ve usul bu köklü medresede sürdürülen içtihadî faaliyet esnasında belirginleşmiştir.
Sonra Şiîliğin yayılması, Ehl‐i Beyt çizgisine bağlı ve tâbi olan kimselerin sayısal olarak artış göstermesi, …
KAZ_0180 · S. 181 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
Ehl-i Beyt İmam Cafer Sadık İmam Muhammed Bakır İmam Musa Kâzım
Sonra Şiîliğin yayılması, Ehl‐i Beyt çizgisine bağlı ve tâbi olan kimselerin sayısal olarak artış göstermesi, İmam Mu‐ hammed Bâkır ile İmam Cafer Sadık (üzerlerine selâm ol‐ sun) döneminde Abbasî akımından iyice belirginleşen Ehl‐i Beyt ekolünün etkinlik olarak ağırlığını hissettirmesi, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) dönemine nasip olmuştur. Tabanın artış göstermesi demek; liderin, tâbilerin işleri‐ ni gözetme, salih cemaati kaymalardan, sapmalardan ve bas‐ kılardan koruma anlamında, daha yoğun bir çalışma içine girmesi demektir. Ehl‐i Beyt bağlılarının artması, ayrıca zamanın durma‐ dan gelişme göstermesi, usul ve füru olarak şerʹî meselelere ilişkin soruların daha yoğun biçimde sorulmasını gerektir‐ mişti. Ehl‐i Beyt ekolu, yeni gelişmelere hazırlıklı olmakla birlikte, bütün bunlar İmam Musa Kâzımʹın (a.s) bir lider o‐ larak daha büyük ve daha geniş bir faaliyet yürütmesini ge‐ rektiriyordu. İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) şahadetinden sonra ve Şiaʹnın tüm mensuplarının İmam Musa Kâzımʹın (a.s) imametini benimsemesinden dolayı yaşanan zor ve sıkıntılı koşullara rağmen İmam Musa Kâzım (a.s) bu faaliyetlerden ve etkin‐ liklerden geri durmamıştır…
Bundan dolayı İmam (a.s), salih cemaatin işlerini düze‐ ne koymak üzere en has ashabından bazılarını …
KAZ_0181 · S. 181 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Musa Kâzım
Bundan dolayı İmam (a.s), salih cemaatin işlerini düze‐ ne koymak üzere en has ashabından bazılarını görevlendir‐ miştir. Bunlar İmam adına tâbiler arasında faaliyet gösteri‐ yor, Ehl‐i Beytʹin sistem ve metot olarak belirlediği malları toplamak ve diğer hakları yerine getirmek gibi çalışmalar yürütüyorlardı. Çünkü salih cemaatin varlığının devamı, ge‐ lişmesi ve sağlamlaşması, meydana gelen gelişmelere karşı koyması bu yoğunlukta ve çeşitlilikte bir çalışmayı kaçınıl‐ maz kılıyordu. İşte halifeleri korkutan buydu. Her halife, uyanıklığı ve bu çizginin derinliğini kavraması oranında büyük endişeye kapılıyordu… Öyle ki bu geniş kapsamlı faaliyet, bu derin‐ leştirici kültürel çizgi Harun Reşidʹi, İmamʹa (a.s) karşı bir‐ takım önlemler almaya itti. Çünkü onu, saltanatını tehdit eden gerçek bir rakip olarak görüyordu. Harun Reşid, İmamʹı hapse atmak ve onu tabanından uzaklaştırmak hususunda alabildiğine cüretkâr davranıyor‐ du. Ama zindanda da olsa İmamʹın (a.s) ashabı onunla bağ‐ larını koparmıyor, sıkı bir temas hâlinde oluyorlardı. Bu strateji, olaylara karşı tavır belirlemede apaçık bir gelişmeyi de belirginleştiriyordu.
Zor zamanların en güzel şekilde değerlendirilmesini, rabbanî hareket çizgisi doğrul‐ tusunda ve rabbanî …
KAZ_0182 · S. 181 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Zor zamanların en güzel şekilde değerlendirilmesini, rabbanî hareket çizgisi doğrul‐ tusunda ve rabbanî amaçlara yönelik olarak sonuçlandırıl‐ masını sağlıyordu bu yaklaşım. İmam Musa Kâzımʹın (a.s) ilmî ve fikrî çalışmaları çeşitli alanlarda belirginleşiyordu: 1‐ Rivayet 2‐ Tedris 3‐ Münazara 4‐ Telif Rivayet, telif, münazara ve tedris faaliyetleri, değişik il‐ mî alanlar şeklinde dağılmıştı. Bunu, İmam Musa Kâzımʹ‐ dan (a.s) bize ulaşan kültürel mirasın çeşitliliğinden anlaya‐ bildiğimiz gibi, yaklaşık bin sayfadan ibaret üç cüzlük müs‐ nedini mütalaa ederken de gözlemleyebiliriz. İmamʹın (a.s) müsnedi; akait, tarih, eğitim, ahlâk, şerʹî hükümler, dualar, ziyaretler gibi bilgileri, ricalin güvenilir‐ liği gibi İmam Musa Kâzımʹın (a.s) döneminin açıklamasına dönük malzemeleri, yöneticilerle ve muhaliflerle tartışmala‐ rını, talebelerinden ve bilge ashabından oluşan mezunların temsil ettikleri medresesine ilişkin değerlendirmeleri ihtiva etmektedir. İmamʹın (a.s) bazı talebelerinin telifleri büyük bir yekûn tutmaktadır. Hişam b. Hakem, Safvan b. Yahya, Hasan b.
Muhammed b. Sumae el‐Kindî gibi. Adı geçen bu zatların her biri otuza yakın eser kaleme almıştır. Ali b.
KAZ_0183 · S. 183 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Ali İmam Hasan Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Muhammed b. Sumae el‐Kindî gibi. Adı geçen bu zatların her biri otuza yakın eser kaleme almıştır. Ali b. Hasan et‐Taturî on dört kitap, Hasan b. Mahbub es‐Serrad altı kitap, Abdullah b. Cebele yedi kitap ve Ali b. Yaktin üç kitap yazmıştır. Bunlar, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) öğrencilerinin bazı ilmî çalışmalarıdır.1 Dinde İstinbat ve Tefekkuh Metodu İmamʹın (a.s) ilmî mirası arasında, ilim olmadan görüş belirtmenin haramlığına, zahirin delil oluşturmasına, haber‐ i vahidin delil olarak kabul edilebileceğine ilişkin nasslara rastlıyoruz. Hadislerin birbirleriyle çeliştiği durumlardan çıkış yöntemlerine, kıyasın yasak olduğuna, beraat kuralına, icmalî ilim çerçevesinde kati delile uymanın vacipliğine, is‐ tishap kuralına, delil araştırılmadan kurala başvurmamaya ilişkin metinler görüyoruz. Bu metinler gösteriyor ki, İmam (a.s) istinbat ve dinde tefekküh metodunun temellerini sağlamlaştırma çabası için‐ deydi. Önemli fıkhî kurallardan bir yekûnu önümüze koyan metinleri, İmamʹdan (a.s) rivayet edilen ve fıkhî hükümleri içeren başka metinlerin yanına koyduğumuz zaman, kesin olarak görüyoruz ki İmam (a.s), fıkhî‐içtihadî medreseyi te‐ kâmül ettirmeyi, bu medresenin metodu doğrultusunda â‐ limler yetiştirmeyi hedefliyordu. Çünkü risaletin kalıcılığının ve Ehl‐i Beytʹin (üzerlerine selâm olsun) çizgisinin devamlılığının ve bütün tehditlere ve engellemelere rağmen hayatın her alanında etkin olarak var oluşunun garantisi budur.2
İmam Musa Kâzım Döneminde Münazaralar İmam Kâzım (a.s) zamanında en geniş yankıyı uyandı‐ ran ve ümmetin …
KAZ_0184 · S. 184 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
Ehl-i Beyt İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
İmam Musa Kâzım Döneminde Münazaralar İmam Kâzım (a.s) zamanında en geniş yankıyı uyandı‐ ran ve ümmetin fikrî yapısının billurlaşmasında en büyük etkiyi gerçekleştiren düşünsel faaliyet, ilmî münazaradır. İmam Cafer Sadık (a.s), ondan sonra da İmam Musa Kâzım (a.s) bu olguyu en güzel şekilde değerlendirmiş ve bu alan‐ da uzmanlaşmış, Ehl‐i Beyt mezhebini savunmayı amaç edin‐ miş seçkin âlimleri bu gibi faaliyetler için donatmışlardı. Bunlar insanlara Ehl‐i Beyt mezhebini tanıtmayı en büyük görev bilmişlerdi. Yönetimden kaynaklanan engellemelere ve fikrî olarak yoğun bir kuşatılmışlık içinde tutulmalarına rağmen mezhebin yaygınlaşmasını, bu bağlamda gözle gö‐ rülür başarıların gerçekleşmesini sağlamışlardı. Öbür yan‐ dan İslâm düşüncesine veya Şia düşüncesine karşı ortaya a‐ tılan şüpheleri ve suçlamaları bertaraf ediyor, sapık fikir dal‐ galarına ve dinsizlik hareketlerine karşı koyuyorlardı. İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) ve İmam Musa Kâzımʹın (a.s) ashabından bu alanda ön plana çıkan isimlerden biri Hişam b. Hakemʹdir. Hişam b. Hakem İslâm ümmetinin eşsiz, bü‐ yük âlimlerinden biri olup, Ehl‐i Beyt çizgisinin savunucula‐ rının öncülerindendi. Özellikle özgürlükleri ortadan kaldı‐ ran, Ehl‐i Beytʹin erdemlerini dile getiren kimseleri acımasız intikamlara ve baskılara maruz bırakan Reşid zamanında hakkı savunmak için çok çaba sarf etti. İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) ashabındandı. Ondan sonra da sürekli İmam Musa Kâzımʹın (a.s) yanında yer aldı. Kelam ilminde uzmanlaştı. Zamanının en büyük kelam‐ cılarından biriydi. İbn Nedim buna tanıklık etmektedir. Bu uzmanlığına nazaran Yahya b. Halid el‐Bermekî, meclisini onunla süslemişti. Onu kelâmî tartışmalar amacıyla düzen‐ lediği meclislerin yöneticisi konumuna getirmişti.1
Hişam, değişik dinlerin mensuplarıyla, farklı mezheple‐ rin bağlılarıyla kendi ilkesinin sahihliği ve onların …
KAZ_0185 · S. 185 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Ali İmam Musa Kâzım
Hişam, değişik dinlerin mensuplarıyla, farklı mezheple‐ rin bağlılarıyla kendi ilkesinin sahihliği ve onların fikirleri‐ nin batıllığı ekseninde sağlam delillere dayalı yoğun bir tar‐ tışmaya girişirdi. Delillerinin gücünden ve açıklamalarının sağlamlığından dolayı Halife Reşid perde arkasından onu dinler ve hayranlığını gizlemezdi. Mutezilenin manevî lideri Amr b. Ubeyd ile birkaç kez tartışmıştır.1 Yahya b. Halid el‐Bermekî, Hişamʹı zor durumda bı‐ rakmak maksadıyla Reşidʹin huzurunda ona bir soru sordu: Ali ve Abbas, miras hususunda Ebu Bekirʹe başvu‐ rup muhakeme olduklarında hangisi haklı, hangisi haksızdı? Hişam bir süre şaşırdı. Kendi kendine şöyle dedi: ʺAli haksızdır desem, kâfir olurum. Abbas haksızdır desem, Re‐ şid boynumu vurur.ʺ Bunun üzerine Hişam şöyle dedi: Hiçbiri haksız olmaz, her ikisi de haklı olurlar. Bu‐ na benzer bir olay Kurʹân‐ı Kerimʹde Davud (a.s) kıs‐ sası kapsamında anlatılmaktadır. Yüce Allah şöyle buyuruyor: ʺSana davacıların haberi ulaştı mı? Mabe‐ din duvarına tırmanmışlardı… Biz birbirine hasım iki davacıyız.ʺ2 Bu meleklerden hangisi haksız? Hangisi haklıdır? Eğer bu iki melek haksızdı diyorsan, sana vereceğim cevap da bunun aynısıdır.
Yahya dedi ki: Ben meleklerin hatalı olduklarını söylemiyorum, bilakis ikisinin de isabet ettiklerini …
KAZ_0186 · S. 185 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
Ehl-i Beyt İmam Ali İmam Musa Kâzım
Yahya dedi ki: Ben meleklerin hatalı olduklarını söylemiyorum, bilakis ikisinin de isabet ettiklerini söylüyorum. Çün‐ kü onlar gerçekte birbirlerine hasım olmamışlardı, hükümde de ihtilaf etmemişlerdi. Bilakis Davudʹa yanlışını göstermek için böyle görünmüşlerdi. Amaç‐ ları ona hükmetmeyi gösterip, hükümde başarılı ve isabetli olmanın yolunu belletmekti. Bunun üzerine Hişam şöyle dedi: Aynı şekilde Ali ve Abbas da hükümde ihtilaf et‐ mediler, hakikatte aralarında hasımlık da olmadı. Sa‐ dece ihtilaf ediyormuş gibi yaparak Ebu Bekirʹe hata‐ sını göstermeyi, hatasını düzeltmesine yardımcı ol‐ mayı, mirasla ilgili olarak işlediği haksızlığı ona gös‐ termeyi amaçlamışlardı. Yoksa mesele ile ilgili olarak en küçük şüpheleri yoktu. Yahya şaşırıp kaldı, ne cevap vereceğini bilemedi. Re‐ şid, Hişamʹın bu güzel cevabını çok beğendi.1 Hişamʹın bu tür tartışmaları en‐Nazzam2 ve Dırar ed‐ Dabbi3 gibi âlimlerle de olmuştur. Hişamʹın münazaraları ile ilgili olarak Biharuʹl‐Envar adlı eserin İmam Musa Kâzımʹın ashabının hayatına dair bölümünde geniş açıklamalar mev‐ cuttur. Böylece Ehl‐i Beyt İmamları, seçkin ashapları aracılığıy‐ la İslâm ümmetinin kimliğini, manevî şahsiyetini, fikrî ve dinî bağımsızlığını korumayı başarmışlardır.
İMAM MUSA KÂZIMʹIN ŞEHİT EDİLİNCEYE KADAR HAPİSTE TUTULMASI İmam'ı Hapse Atma Planı İmam Musa Kâzımʹın (a.s), …
KAZ_0187 · S. 188 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Musa Kâzım
İMAM MUSA KÂZIMʹIN ŞEHİT EDİLİNCEYE KADAR HAPİSTE TUTULMASI İmam'ı Hapse Atma Planı İmam Musa Kâzımʹın (a.s), Harun Reşid tarafından hap‐ se atılmasının sebeplerini ayrıntılı olarak açıklayacak deği‐ liz. Çünkü önceki bölümlerde de anlatıldığı gibi onun üm‐ met üzerindeki etkisi, Harun Reşidʹin önce onun tutuklan‐ masına meşru bir kılıf bulmak, sonra da ona suikast düzen‐ lemek üzere harekete geçmesi için yeterli bir sebepti. Kaldı ki Reşid, halife olduğu ilk günde, Alevilerin kökünü kurut‐ mayı kendi kendine söz vermişti. Bütün Aleviler için besle‐ diği düşünce bu olduğuna göre, onların liderleri, önderleri ve efendileri için böyle bir plan yapmaktan kaçınır mıydı? Bu arada reel sebeplerle, Reşidʹin İmamʹa karşı beslediği düşmanlığı gerekçelendirmek için yapay olarak oluşturdu‐ ğu sebepleri birbirinden ayırmamız gerekir. Harunʹun halifeliği üstlenmesinden sonra İmam Musa Kâzım (a.s), ümmet üzerindeki büyük etkisinden ve Şiî ta‐ banın gittikçe yayılmasından dolayı halife için taşınması zor ağır bir yük hâline gelmişti. Nitekim Harun, İmamʹın ordu‐ sunda görev alabilecek gönüllülerin sayısını yüz binler ola‐ rak tahmin ediyordu. Bu yüzden göğsü daralmış ve İmamʹın (a.s) ününün yayılmasından büyük rahatsızlık duymuştu. Çünkü insanlar İmamʹın rivayetlerini, ilmini ve ahlâkını dil‐ den dile aktarmaya başlamışlardı.
Harun Reşid, Resulullahʹın (s.a.a) kabrini ziyaret eder‐ ken, İmam Musa Kâzımʹla (a.s) karşılaşmış ve öfkeye …
KAZ_0188 · S. 189 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Cafer Sadık Şah Hatayi İmam Musa Kâzım
Harun Reşid, Resulullahʹın (s.a.a) kabrini ziyaret eder‐ ken, İmam Musa Kâzımʹla (a.s) karşılaşmış ve öfkeye kapıl‐ mıştı. Nitekim ondan sonra Resulullahʹa hitaben şöyle de‐ mişti: ʺ Anam babam sana feda olsun. Yapmaya karar ver‐ diğim işten dolayı senden özür diliyorum. Musa b. Caferʹi alıp hapse atmak istiyorum. Çünkü senin ümmetinin içinde bir savaş çıkmasından, birbirlerinin kanlarını dökmelerin‐ den korkuyorum.ʺ1 Muhbirler, İmamʹla ilgili olarak son derece olumsuz bir rol oynadılar. Bundan önce Yahya b. Halid, İmamʹı tutuk‐ lamak için hazırlıklara başladı. İmamʹın kardeşi oğlu Mu‐ hammed b. İsmailʹi veya Ali b. İsmailʹi İmam aleyhine muh‐ birlik yapmaya ikna etti. Şimdi Yahyaʹnın teklifini kabul eden, Bağdatʹta Tağutʹla buluşup İmam hakkında Reşidʹi memnun edecek sözler söy‐ leyen yeğeninin bu iğrenç tutumuna karşı İmamʹın (a.s) ser‐ gilediği görkemli tavrı görelim. Ali b. Cafer b. Muhammed (a.s) rivayet ediyor: Muhammed b. İsmail b. Cafer2 bana geldi ve Ebuʹl‐Ha‐ san Musaʹdan (a.s) Irakʹa gitmesine izin vermesini, kendisin‐ den razı olmasını ve tavsiyelerde bulunmasını istememi söy‐ ledi. Bir kenara çekildim.
İmam abdest almak için içeri girdi, bu aynı zamanda kendisiyle baş başa kalıp konuştuğum va‐ kitti de.
KAZ_0189 · S. 189 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
Hz. Muhammed Şah Hatayi İmam Musa Kâzım
İmam abdest almak için içeri girdi, bu aynı zamanda kendisiyle baş başa kalıp konuştuğum va‐ kitti de. Dışarı çıkınca dedim ki: ʺKardeşinin oğlu Muham‐ med b. İsmail Irakʹa gitmesi için kendisine izin vermeni ve tavsiyede bulunmanı istiyor.ʺ Bunun üzerine İmam (a.s) içeri girmesine izin verdi. İmam meclisine dönünce, Muhammed b. İsmail ayağa kalktı ve şöyle dedi: ʺEy amca! Bana tavsiyede bulunmanı is‐ tiyorum.ʺ Buyurdu ki: ʺSana, benim kanım hakkında Allahʹ‐ tan korkmanı tavsiye ederim.ʺ Dedi ki: ʺSenin kanını dökmek için çalışana Allah lanet etsin.ʺ Sonra şöyle dedi: ʺEy amca! Bana tavsiyede bulun.ʺ Dedi ki: ʺSana, benim kanım hakkında Allahʹtan korkmanı tavsiye ediyorum.ʺ Sonra İmam (a.s) ona içinde yüz elli dinar bulunan bir kese uzattı, Muhammed keseyi aldı. Sonra içinde yüz elli dinar bulunan bir başka kese uzattı, Muhammed onu da al‐ dı. Ardından içinde yüz elli dinar bulunan bir kese daha uzattı, onu da aldı. Ardından yanında bulunan bin beş yüz dirhemin de ve‐ rilmesini emretti. Bu hususta İmamʹla (a.s) konuştum ve verdiği bağışı çok bulduğumu belirttim.
Buyurdu ki: Bu, onun benimle akrabalık bağlarını keserken be‐ nim bu bağları sürdürdüğümün sağlam ve …
KAZ_0190 · S. 189 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Buyurdu ki: Bu, onun benimle akrabalık bağlarını keserken be‐ nim bu bağları sürdürdüğümün sağlam ve pekiştirici delilleri olmaları içindir. Derken Irakʹa gitti. Harunʹun bulunduğu yere varınca, kalacağı yere uğramadan üzerindeki yolculuk elbiseleriyle Harunʹun kapısında bekledi. Harunʹdan izin istedi. Kapı muhafızına dedi ki: ʺEmirüʹl‐Müminine, Muhammed b. İs‐ mail b. Cafer b. Muhammedʹin kapıda olduğunu söyle.ʺ Kapı muhafızı şöyle dedi: ʺÖnce kalacağın yere yerleş, üzerindeki yolculuk elbiselerini çıkar ve seni izinsiz onun huzuruna almam için hazırlan. Emirüʹl‐Müminin bu vakit‐ lerde uyur.ʺ Dedi ki: ʺEmirüʹl‐Mümininʹe geldiğimi ve senin bana i‐ zin vermediğini söylerim.ʺ Bunun üzerine muhafız içeri girdi ve Harun Reşidʹe, Muhammed b. İsmailʹin sözünü iletti. Reşid, içeri girmesini emretti. O da içeri girdi ve şöyle dedi: ʺEy Müminlerin Emi‐ ri! Yeryüzünde iki halife mi var? Biri Medineʹde kendisine vergi verilen Musa b. Cafer, öbürü de Irakʹta kendisine vergi verilen sen misin?ʺ Dedi ki: ʺAllah adına yemin eder misin?ʺ ʺAllah adına yemin ederim.ʺ dedi. Hemen ona yüz bin dirhem verilmesini emretti.
Mu‐ hammed parayı alıp evine gidince, gecenin bir yarısı şiddetli bir karın ağrısına yakalandı ve öldü.
KAZ_0191 · S. 189 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Musa Kâzım
Mu‐ hammed parayı alıp evine gidince, gecenin bir yarısı şiddetli bir karın ağrısına yakalandı ve öldü. Ertesi sabah kendisine verilen paralar geri alındı.1 Halife Harun Reşidʹin direktifleri doğrultusunda Yah‐ yaʹnın devreye soktuğu yöntemlerden biriydi bu. Sonuç olarak İmam (a.s) büyük bir gizlilik içinde alela‐ cele tutuklandı. Tutuklanışı gizli gerçekleştirildi ki, ümmet nerede tutuklandığını bilmesin. İmam'ın Tutuklanması Harun Reşid Resulullahʹın (s.a.a) kabrini ziyaret eder‐ ken İmamʹla (a.s) karşılaştıktan sonra, İmamʹın tutuklanma‐ sını emretti. Gerçekten İmam dedesinin başucunda namaz kılarken, namazını tamamlamasına izin verilmeden tutuk‐ landı. Hemen ayaklarına zincir vurularak oradan götürüldü. İmam kendisine reva görülen bu muameleyi dedesine şöyle şikâyet etti: ʺSana şikâyet ediyorum ya Resulallah!ʺ2 İmamʹın (a.s) tutuklanmasından sonra insanlar kendi aralarında bu önemli hadiseyi eleştirel bir dille konuşmaya başladı. Ümmet büyük bir acı duyuyordu. Bütün yürekler istisnasız elem ve hüzünle kıvranıyordu. Nitekim vali, İma‐ mʹın (a.s) tutuklanmasının kendisine karşı bir halk ayaklan‐ masının başlamasına sebep olmasından endişe etmeye baş‐ ladı.
Bunun üzerine iki deve hazırladı. Birini Basraʹya doğru, birini de Kûfeʹye doğru yola çıkardı.
KAZ_0192 · S. 189 · Harun Reşid'e Karşı Takındığı Tavır
İmam Musa Kâzım
Bunun üzerine iki deve hazırladı. Birini Basraʹya doğru, birini de Kûfeʹye doğru yola çıkardı. İnsanların zihinlerini karıştırarak İmamʹın bu iki şehirden hangisinde tutuklu bu‐ lunduğunu bilmemelerini sağlamayı amaçlıyordu. İmam Basra Zindanında Medineʹden Basraʹya götürülürken İmamʹı korumakla görevli bulunan kişi Hassan es‐Servî idi.1 İmam Basraʹya varmadan önce Abdullah b. Merhum el‐Ezdî, İmamʹla karşı‐ laşma şerefine nail oldu. İmam ona bir mektup verdi ve bu mektubu vasisi İmam Rızaʹya (a.s) ulaştırmasını ve onun kendisinden sonraki İmam olduğunu bildirmesini emretti.2 Kafile çölü kat ederek Basraʹya ulaştı. Hassan, İmamʹı İsa b. Ebu Caferʹe teslim etti. O da İmamʹı hapishane olarak kullanılan evlerden birine koydu. Kapıları üzerine kilitledi. Sadece iki durumda kapıyı açıyordu: Taharet için, bir de yemek verilmesi için. İmam Musa Kâzımʹın (a.s) hapishane içindeki faaliyetle‐ rini ise şöyle özetlemek mümkündür: İbadetiyle kendini tamamen Allahʹa vermişti. Gündüz‐ lerini oruçla geçiriyor, geceler boyunca ibadet ediyordu. Vaktini namazla, secdeyle ve duayla geçiriyordu. Daralmaz, tutuklu bulunmaktan sıkıntı duymaz, bolca ibadet etmeye vakit bulmuş olmayı büyük bir nimet olarak kabul ediyor‐ du. Dua ederken şöyle diyordu: Allahʹım! Sana ibadet edeceğim bol vakit istediği‐ mi bilirsin. Bu isteğimi yerine getirdin. Sana hamdol‐ sun.3

Şahadete Kadar Hapiste Tutulması

İmamʹın (a.s) tutuklandığı haberi Basraʹda yayılıp da in‐ sanlar onun tutuklu bulunduğu yeri de öğrenince, …
KAZ_0193 · S. 193 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Musa Kâzım
İmamʹın (a.s) tutuklandığı haberi Basraʹda yayılıp da in‐ sanlar onun tutuklu bulunduğu yeri de öğrenince, âlimler ve başka insanlar onun yanına koştular. Gizlice onunla bu‐ luşmanın yollarını aradılar. Nitekim Yasin ez‐Zeyyat ed‐Da‐ rir el‐Basrî onunla buluşma imkânı bularak ondan hadis ri‐ vayet etti.1 İsa'ya İmam'ı Öldürmesi Yönünde Direktif Verilmesi Harun Reşid, İmamʹı bir an önce öldürmesi için İsaʹya direktif verdi. Ama Reşidʹin İmamʹın öldürülmesine ilişkin emirleri İsaʹya ulaştığında, bu görev ona ağır geldi. Yakın adamlarını ve güvendiği kişileri çağırarak kendisine iletilen emri onlara açıkladı. Onlarsa bu suçu işlemekten kaçınması yönünde uyarılarda bulundu. Bu görüşleri yerinde buldu ve Reşidʹe bir mektup göndererek kendisini bu görevden muaf tutmasını istedi. İmam'ın Bağdat'a Götürülmesi Harun Reşid, İsaʹnın talebini kabul etti, ayrıca tekrar emir vermesi durumunda onun bu emri yerine getirmeme‐ sinden ve İmamʹın (a.s) serbest bırakılması yönünde çalış‐ masından korktu. Bu nedenle İmamʹın Bağdatʹa getirilmesi‐ ni emretti. İsa bundan dolayı büyük sevinç duydu. İmam (a.s) Bağdatʹa ulaşınca Reşid, Fadlʹın yanında tutuklanmasını em‐ retti. Fadl onu alıp evinde hapsetti.
Harun, İmamʹın (a.s) tutuklanmasına bizzat tanıklık etti.
KAZ_0194 · S. 193 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Musa Kâzım
Harun, İmamʹın (a.s) tutuklanmasına bizzat tanıklık etti. Çünkü kendi içinde İmamʹdan yana korku duyuyordu ve hapiste görevlendirdiği kişilere güvenmiyordu. Orada İma‐ mʹı denetliyor, onunla ilgili gelişmelerden haberdar oluyor‐ du. Herhangi bir kimsenin İmamʹla temasa geçmesinden ve Fadlʹın da buna göz yummasından endişe ediyordu. Bir ara sarayın en üst katında zindanı tepeden gören bir yere oturdu. Bir örtünün yere serildiğini ve yerinin hiç de‐ ğişmediğini gördü. Fadlʹa dedi ki: ʺHer gün aynı yerde du‐ ran bu örtü nedir?ʺ Fadl dedi ki: ʺEy Müminlerin Emiri! O örtü değildir. O Musa b. Caferʹdir. Her gün güneşin doğmasından öğle vak‐ tine kadar secdeye kapanır.ʺ Harun Reşid hayretler içinde donakaldı ve şöyle dedi: ʺBu da Haşimoğullarıʹnın ruhbanlarından biridir!ʺ Harun Reşidʹin bu şekilde İmamʹın (a.s) ibadetini ve zühdünü itiraf ettiğini duyması üzerine Fadl ona dönüp şöyle dedi: ʺEy Müminlerin Emiri! Niçin onu bu şekilde zin‐ dana attın?!ʺ Harun ona şu cevabı verdi: ʺHeyhat! Bunu yapmaktan başka çarem yoktu.ʺ1 İmam'ın Dua Etmesi ve Serbest Bırakılması İmamʹın (a.s) zindanlarda rehin kalıp mahpusluğu uza‐ yınca, gecenin sessizliğinde kalkıp abdestini tazeledi ve Rabbine dört rekât namaz kıldı, sonra şöyle dua etti: Ey efendim! Beni Harunʹun zindanından kurtar. Onun elinden kurtar beni… Ey ağacı kum ve toprağın arasından çıkarıp kurta‐ ran! Ey ateşi demirle taşın arasından çıkarıp kurtaran! Ey sütü işkembedeki yem kalıntılarıyla kanın ara‐ sından çıkarıp kurtaran! Ey çocuğu meşime ile rahim arasından çıkarıp kurtaran!
Ve ey ruhu bağırsaklar ile iç organlar arasından çı‐ karıp kurtaran! Beni Harunʹun elinden kurtar.
KAZ_0195 · S. 195 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Musa Kâzım
Ve ey ruhu bağırsaklar ile iç organlar arasından çı‐ karıp kurtaran! Beni Harunʹun elinden kurtar. Allah, Salih Kulʹun duasını kabul etti, onu tağut Harun Reşidʹin zindanından kurtardı. Gecenin karanlığında onu serbest bıraktı.1 İmam (a.s), Fadlʹın zindanında uzun süre kaldı. Tarih, belli bir süreden söz etmiyor. Serbest bırakılmasından sonra Bağdatʹta kaldı, oradan ayrılıp Medineʹye gitmedi. Her hafta perşembe günü Harun Reşidʹin yanına giderdi.2 İmam'ın (a.s) İkinci Kez Tutuklanması Her tarafta İmamʹdan (a.s) söz ediliyordu, faziletleri ve sözleri Bağdatʹta dilden dile yayılıyordu. Harun Reşid bun‐ dan rahatsız oldu. Güç kazanmasından korkarak bir kez da‐ ha tutuklanmasını emredip Fadl b. Yahyaʹnın hapishanesine koydu. Fadl, İmamʹın (a.s) ibadetini, tamamen Allah ile, Oʹnun zikri ile meşgul oluşunu görünce İmamʹı gözünde büyüttü. Ona herhangi bir sıkıntı vermedi. Her gün en güzel yiyecek‐ lerin bulunduğu bir sofra gönderdi. İmam, önceki zindan‐ larda görmediği rahatlığı Fadlʹın zindanında gördü. Reşid, Fadlʹa İmamʹı öldürmesi direktifini verince, bun‐ dan kaçındı ve Allahʹın azabından korktu. Çükü Fadl, İma‐ mete inanan ve imamet çizgisi doğrultusunda ibadetlerini yerine getiren biriydi. Zaten Reşidʹin Fadlʹı cezalandırması‐ nın ve Bermekîleri Şiîlikle suçlamasının sebebi buydu.3
İmam (a.s), Sindî b. Şahik'in Zindanında Fadlʹın zindanından sonra Harun, İmamʹın (a.s) Sindî b.
KAZ_0196 · S. 196 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Musa Kâzım
İmam (a.s), Sindî b. Şahik'in Zindanında Fadlʹın zindanından sonra Harun, İmamʹın (a.s) Sindî b. Şahikʹin zindanına nakledilmesini emretti. Bu arada İmamʹı sıkmasını, sıkıntıya sokmasını emretti. Bu azgın adam da bu emirleri kabul etti. İmamʹa karşı her türlü kabalığı ve zorba‐ lığı kullandı. İmam (a.s) ise bütün bunları sabırla karşılıyor, Allahʹın sevabını umuyordu. Tağut Harun, İmamʹın ayağına otuz rı‐ tıl (ölçü birimi) ağırlığında demir bağlamasını, kapıyı kilit‐ lemesini ve abdest alması dışında dışarı çıkmasına izin ver‐ memesini emretti. Sindî bu emirleri eksiksiz yerine getirdi. İmamʹı güçsüz ve zayıf düşürmek, şartları ona iyice daraltmak için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Bu iş için kölesi Beşşarʹı görevlen‐ dirmişti. Bu adam Ehl‐i Beytʹe en büyük düşmanlık besleyen kişi‐ lerden biriydi. Ama çok geçmeden adamın tavrında bir de‐ ğişiklik oldu ve hakka döndü. Çünkü İmamʹın kerametlerini ve mucizelerini görmüştü. Ondan sonra İmamʹın bazı hiz‐ metlerini görmeye başladı.1 İmam'ın (a.s) Zindandaki Faaliyetleri İmam zindanda iken son derece önemli bazı icraatlarda bulundu. Aşağıda İmamʹın (a.s) bu faaliyetlerini maddeler hâlinde özetlemeye çalışacağız: 1- Zindanda İbadet Etmek Daha önce söylediğimiz gibi İmam (a.s) kendini tama‐ men yüce Allahʹa verdi, gündüzleri oruç tuttu, geceleri de namaz kıldı. Durmadan Allahʹı zikretti.
Cellât Sindî b. Şahikʹin kız kardeşi, İmamʹın (a.s) Allahʹa yönelişi ve Oʹna ibadet edişiyle ilgili olarak …
KAZ_0197 · S. 197 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Ali İmam Musa Kâzım
Cellât Sindî b. Şahikʹin kız kardeşi, İmamʹın (a.s) Allahʹa yönelişi ve Oʹna ibadet edişiyle ilgili olarak görüp de etki‐ lendiğini, sonraları saliha kadınlardan biri olmasına vesile o‐ lan hâllerini bize anlatmaktadır. Öyle ki bu kadın İmamʹa (a.s) karşı büyük bir şefkat beslemiş ve birtakım hizmetlerini görmeye başlamıştı. İmamʹa baktığı zaman gözyaşlarına hâ‐ kim olamıyordu, bir yandan da şöyle diyordu: ʺBu adama eziyet eden topluluk helak olsun!ʺ1 2- Âlimlerin Onunla Temasa Geçmesi Âlimlerden ve ravilerden oluşan bir topluluk, gizli yol‐ lardan İmamʹla temasa geçtiler ve onun ilimlerinin özünü ondan öğrendiler. Bunlardan biri de, Musa b. İbrahim el‐ Mervezîʹdir. Sindî onun İmamʹla görüşmesine izin veriyor‐ du, çünkü onun oğlunun da hocasıydı. Musa b. İbrahim, İ‐ mamʹdan dinlediklerine yer verdiği bir kitap yazmıştır.2 3- Fetva İsteklerinin Ona İletilmesi İmameti benimseyen bazı İslâm memleketleri, bir tem‐ silci seçerek kendi adlarına Sindîʹnin zindanında tutuklu bu‐ lunan İmamʹa gönderiyorlardı. Bu temsilciye mektuplar ve‐ riyorlardı, İmam da bu mektuplara cevap veriyordu. Buraya gelenlerden biri de Ali b. Suveyd idi.
İmamʹla görüşmüş ve beraberinde getirdiği mektupları İmamʹa teslim etmişti.
KAZ_0198 · S. 197 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Musa Kâzım Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Ali İmam Hasan İmam Hüseyin
İmamʹla görüşmüş ve beraberinde getirdiği mektupları İmamʹa teslim etmişti. İmam da bunların cevaplarını yazıp ona vermişti.3 4- Vekillerin Tayin Edilmesi İmam (a.s), öğrencilerinden ve ashabından oluşan bir topluluğu seçerek onları bazı İslâm memleketlerindeki ve‐ killeri olarak tayin etti. Şiaʹsını da İslâmî hükümleri öğren‐ mek üzere onlara yönlendirdi. Bu arada onları şeriatın ön‐ gördüğü malî hakları almakla da görevlendirdi ve bunları fakir Şiîlere, zor durumda kalmışlara vermelerini, iyilik ve hayır amacıyla harcamalarını istedi. Örneğin Mufaddal b. Ömerʹi, şerʹî malî hakları toplamakla görevlendirmiş ve bun‐ ları hak edenlere dağıtma yetkisini ona vermişti.1 Ehl‐i Beyt çizgisinde, salih cemaatin idaresi bağlamında vekâlet kurumunun devreye girmesi işte bu dönemden baş‐ lar. Zaman geçtikçe de kurum iyice gelişmiştir. Bu kurumu ileride İmam Muhammed Takiʹnin, İmam Ali Nakiʹnin, İ‐ mam Hasan Askerîʹnin ve İmam Mehdiʹnin (hepsine selâm olsun) hayatını ele alırken etraflıca inceleyeceğiz. 5- Kendisinden Sonraki İmamı Tayin Etmesi İmam Musa Kâzım (a.s), kendisinden sonraki imam ola‐ rak oğlu Rızaʹyı (a.s) tayin etti. Onu, Şiaʹsının sembolü ve dedesinin ümmetinin de mercii olarak gösterdi. Hüseyin b. Muhtar bu hususta şunları söylemiştir: ʺİmam Kâzım (a.s) zindanda iken, ondan bize levhalar gelirdi ve üzerinde şu ifade yazılıydı: Benim yetkilerim en büyük oğluma aittir.ʺ2 6- Vasiyeti İmam Musa Kâzım (a.s), oğlu İmam Rızaʹya (a.s) kendi‐ sinden sonraki imam olarak vasiyet etti ve kendisinden son‐ ra sadakalarını dağıtmakla, özel ve genel işleri yönetmekle görevlendirdi. Buna da müminlerden oluşan bir topluluğu şahit tuttu. Bunu ilan edip kaydetmeden önce şahitlerin ha‐ zır bulunmasını sağladı.
7- Reşid'in Baskılarına Karşı İmam'ın (a.s) Sarsılmaz Direnci ve Göz kamaştırıcı Heybeti İmam Musa Kâzım …
KAZ_0199 · S. 199 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Musa Kâzım
7- Reşid'in Baskılarına Karşı İmam'ın (a.s) Sarsılmaz Direnci ve Göz kamaştırıcı Heybeti İmam Musa Kâzım (a.s), Harun Reşidʹin zindanında u‐ zun süre kaldıktan sonra Şiasının ileri gelenlerinden bazıları kendisiyle konuşarak, Reşidʹe yakın bazı kişilerle konuşup kendisinin salıverilmesi için aracılık yapmalarını isteyecek‐ lerini söylediler. İmam buna engel oldu ve böyle bir istekte bulunmaya tenezzül etmeyerek onlara şöyle dedi: Babam bana rivayet etti ki atalarından şöyle duy‐ muş: Allah, Davud Peygamberʹe (a.s) şöyle vahyetti: ʺEy Davud! Kullarımdan herhangi biri beni bırakıp da kullarımdan birine sarılıp yardım isterse ve ben de bunu bilirsem, onunla gökler arasındaki bütün sebep‐ leri, bağları koparırım ve yeryüzünü ayağının altın‐ dan kaydırırım.ʺ1 İmam, Harun Reşid'in Büyüklenmesine Karşı Çıkıyor İmam (a.s) zindanda iken Harun Reşidʹin ona yönelik baskıları çeşitli şekillerde belirginleşiyordu. İmam ise, sıkın‐ tının ve baskının en ağır şekillerini yaşarken, bütün diren‐ ciyle ve sarsılmazlığıyla Reşidʹin büyüklenmesine karşı ko‐ yuyordu. Öyle ki Reşid bütün gücüne ve kudretine rağmen başarısız oldu ve İmamʹı etkisizleştirecek, boyun eğdirecek bir hâl çaresi bulamadı. Sonunda arzularıyla örtüşen bir yol buldu: İmamʹı (a.s) zehirleyerek öldürmek. İmam (a.s) zindanda iken, Harunʹun ona karşı uygula‐ dığı baskılardan birkaç tanesini örnek olarak sunuyoruz:
1- Cariye Göndermek Harun Reşid, göz alıcı güzelliğe sahip bir cariyeyi, ya‐ kın adamlarından birinin …
KAZ_0200 · S. 200 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
1- Cariye Göndermek Harun Reşid, göz alıcı güzelliğe sahip bir cariyeyi, ya‐ kın adamlarından birinin aracılığıyla İmam Musa Kâzımʹın (a.s) bulunduğu zindana gönderdi. Cariye, İmamʹa hizmet edecekti. Onlar İmamʹın cariyenin güzelliğinden etkilenece‐ ğini sanıyorlardı. Cariye gelince İmam (a.s), Harunʹun ada‐ mına şöyle dedi: ʺSiz ancak bu gibi hediyelerle sevinirsiniz; benim buna ve benzeri hediyelere ihtiyacım yok.ʺ Adam yanındaki cariye ile birlikte geri döndü ve Harun Reşidʹe İmamʹın sözlerini aktardı. Reşid öfkeli bir şekilde şöyle dedi: ʺOna git ve şunu söyle: ʹBiz seni kendi rızanla hapsetmediğimiz gibi, kendi rızanla sana hizmet etmedik.ʹ Cariyeʹyi onun yanına bırak ve geri gel.ʺ Adam tekrar geldi, Cariyeʹyi İmamʹın yanında bıraktı ve Reşidʹin sözlerini aktardı. Harun Reşid, bir hizmetçisini zindana tutuklu gibi so‐ karak Cariyeʹnin durumunu araştırmasını istedi. Hizmetçi Cariyeʹyi Allahʹa secde eder hâlde gördü. Başını kaldırma‐ dan secdede ʺKuddusun, Kuddusunʺ diyordu. Hizmetçi derhal gidip cariyenin durumunu Harunʹa şu sözlerle haber verdi: ʺAllahʹa yemin ederim, Musa b. Cafer o cariyeyi büyülemiş.ʺ Sonra Cariyeʹyi Harun Reşidʹe getirdiler. Kadın korku‐ dan titriyordu. Gözlerini göğe dikmiş, Allahʹı zikrediyor, Oʹnu ululuyordu. Harun Reşid ona dedi ki: ʺBu ne hâl?!ʺ Dedi ki: Hâlim çok güzel. Ben onun yanında duruyordum. O ise gece gündüz ayakta namaz kılıyordu. Namazını tamamlayınca ona, ʺBir ihtiyacın var mı?ʺ dedim. De‐ di ki: ʺBenim sana ne ihtiyacım olabilir?ʺ Dedim ki: ʺBen senin ihtiyaçlarını karşılamak için yanına gönde‐ rildim.ʺ İmam (a.s) dedi ki: ʺPeki bunlar ne yapacak?ʺ ‐O sırada eliyle bir tarafı işaret etti.‐ O tarafa döndüm.

https://t.me/caferilikcom

Göz kamaştırıcı bir bahçe gördüm. Başı var sonu yok‐ tu. Göz alabildiğine uzanıyordu.
KAZ_0201 · S. 202 · https://t.me/caferilikcom
İmam Musa Kâzım
Göz kamaştırıcı bir bahçe gördüm. Başı var sonu yok‐ tu. Göz alabildiğine uzanıyordu. Atlas ve göz alıcı ku‐ maşlarla süslü meclisler hazırlanmıştı. Üzerinde gü‐ zel kızlar oturmuşlardı ki, onlar kadar güzel olanları hiçbir yerde görmedim. Onların giydiği elbiseler gibi‐ sini de görmedim. Üzerlerinde yeşil ipekten giysiler vardı. Başlarında taçlar, inciler ve yakuttan süsler var‐ dı. Ellerinde ibrikler ve mendiller bulunuyordu. Her çeşit yiyeceği sunuyorlardı. Bunu gördüğümde he‐ men secdeye kapandım. Şu hizmetçi beni kaldırınca‐ ya kadar öylece kalakaldım ve kendimi burada bul‐ dum. Harun Reşid ‐içindeki nefreti dışı vururcasına‐ ona dedi ki: ʺEy pis kadın! Belki de secde ederken uyudun da bütün bunları rüyada gördün.ʺ Dedi ki: ʺHayır, efendim, Allahʹa yemin ederim ki, bun‐ ları gördükten sonra secde ettim. Bunları gördüğüm için secdeye kapandım.ʺ
Reşid, hizmetçisine döndü ve cariyeyi hapsetmesini em‐ retti.
KAZ_0202 · S. 202 · https://t.me/caferilikcom
İmam Musa Kâzım
Reşid, hizmetçisine döndü ve cariyeyi hapsetmesini em‐ retti. Bu olayın da gizlenmesini istedi ki, kimse duymasın. Hizmetçi cariyeyi alıp yanında hapsetti. Cariye kendini iba‐ dete ve namaza verdi. Bu durumu sorulduğunda, ʺBen Salih Kulʹu (İmam Kâzım) böyle gördüm.ʺ derdi.1 2- İmam'ı (a.s) Zehirleme Girişimi Harun Reşid, İmamʹın (a.s) menkıbelerini, faziletlerini ve sözlerini duymaya, bunların insanlar arasında dilden dile dolaşmasına tahammül edemiyordu. Bu yüzden İmamʹı (a.s) öldürmeye karar verdi. Kendisine hurma getirilmesini em‐ retti. Kendisi için hazırlanan bu hurmalardan bir tanesini aldı ve içine zehir koydu. Hizmetçisine, ʺBunu Musa b. Ca‐ ferʹe götür ve de ki: ʹEmirüʹl‐Müminin bu hurmalardan yedi. Bunları sonuna kadar yiyip bitirmen için seni yemine veri‐ yor ve diyor ki: Ben bunları kendi ellerimle senin için hazır‐ ladım.ʹ Geride hiçbir şey bırakma ki başka biri yemesin.ʺ Hizmetçi hurmaları alıp İmamʹa (a.s) götürdü ve Harun Reşidʹin mesajını da iletti. İmam hurmaları yemeye başladı. Reşidʹin çok sevdiği bir köpeği vardı. Köpek zincirini çekiş‐ tirip duruyordu. Sonunda boynunda altın zincirleri olduğu hâlde İmamʹın bulunduğu yerin hizasına kadar geldi.
İmam (a.s) hurmaların içinde zehirli olanı kapıp köpeğe doğru attı. Köpek hurmayı yedi.
KAZ_0203 · S. 202 · https://t.me/caferilikcom
İmam Ali İmam Musa Kâzım
İmam (a.s) hurmaların içinde zehirli olanı kapıp köpeğe doğru attı. Köpek hurmayı yedi. Çok geçmeden yere yığıldı ve öldü. İmam da hurmaların geri kalanlarını yedi. Harun Reşidʹin planı böylece boşa çıktı, başarısızlıkla sonuçlandı. İmamʹı (a.s) zehirleme planı tutmadı. Allah onu korumuş ve kötülü‐ ğü ondan savmıştı.1 3- İmam'ın Serbest Bırakılmasına Yönelik Girişimler Reşid, veziri Yahya b. Halidʹi2 çağırdı ve ona şöyle dedi: ʺEy Ebu Ali! İçinde bulunduğumuz bu acayip hâli görmü‐ yor musun? Bu adam hakkında bizi ondan kurtaracak bir tedbir düşünmez misin?ʺ Vezir ona doğru bir tavsiyede bulundu ve hayrı göster‐ di. Dedi ki: ʺBenim uygun gördüğüm, ey Müminlerin Emiri, ona iyilikte bulunman, akrabalık bağını gözetmendir. Allah‐ ʹa yemin ederim, taraftarlarımızın kalpleri iyice bozuldu.ʺ Yahya, İmamʹın (a.s) velayetine inanıyordu ve Harun Reşi‐ dʹin bundan haberi yoktu. Reşid, Yahyaʹnın öğütlerini dinleyip kabul etti ve şöyle dedi:

Şahadete Kadar Hapiste Tutulması

Onun yanına git, demirlerini çöz ve benden ona selâm söyle.
KAZ_0204 · S. 204 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Onun yanına git, demirlerini çöz ve benden ona selâm söyle. De ki: ʺAmcanın oğlu diyor ki: Daha ön‐ ce seninle ilgili olarak bir yemin ettim: Sen suç işledi‐ ğini ikrar edip benden af dilemedikçe seni serbest bı‐ rakmayacağım. Suçu ikrar etmende senin için bir u‐ tanç, benden af dilemende de bir günah yoktur. Bu Yahya b. Halidʹdir. Güvendiğim biri ve vezirimdir. Benim adıma iş yapma yetkisine sahiptir. Beni yemi‐ nimin kefaretinden kurtaracak sözleri ona söyle ve doğruya dön.ʺ İmamʹın (a.s) bundan haberi vardı. Çünkü onun amacı, İmamʹdan (a.s) suçlu olduğuna dair bir itiraf aldıktan sonra onu teşhir etmek ve hapse atmasını gerekçelendirmekti. Yahya, İmamʹın (a.s) yanına gelip Reşidʹin sözlerini ona aktarınca İmam (a.s) ona şöyle dedi: Öncelikle, sen ve ailen Harunʹdan gelen nimetlerin zevaline uğrayacaksınız. Onun zorbalığından sakın. Sonra Reşidʹin sözlerine şöyle cevap verdi: Ey Ebu Ali! Ona benden bildir ki, Musa b. Cafer sana şunları söylüyor: Cuma günü elçim sana gelecek ve o gün göreceğini (ölümü) sana haber verecektir. Yarın Allahʹın huzurunda zalimin ve arkadaşına hak‐ sızlık edenin kim olduğunu göreceksin. Vesselâm.1 4- İmam'ın (a.s) Harun Reşid'e Yazdığı Mektup İmam Kâzım (a.s) zindandan Harun Reşidʹe, çarpıtma ve cezalandırma amaçlı başarısız girişimlerine bir cevap mahiyetinde bir mektup yazarak bütün bunların hiçbir şeyi öne almadığı gibi, hiçbir şeyi geciktirmediğini vurguladı.
Muhammed b. İsmail rivayet ediyor: Musa b.
KAZ_0205 · S. 205 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Musa Kâzım Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık Şah Hatayi
Muhammed b. İsmail rivayet ediyor: Musa b. Cafer (a.s) zindandan Harun Reşidʹe şu mektubu gönderdi: Benim musibet ve bela ile eksilen her günümle bir‐ likte senin de nimet ve bolluk içinde yaşadığın bir günün eksilmektedir. Sonunda hepimiz sonu gelme‐ yen bir günde buluşacağız ve o gün batıl ehli olanlar büyük bir hüsrana uğrayacaklardır.1 İmam Musa Kâzım'a Suikast Düzenlenmesi İmam Musa Kâzım (a.s) ağır işkencelere, tahammülfersa baskılara maruz bırakıldı. Ayakları zincire vuruldu, kötü muameleye maruz bırakıldı, insanlarla temas kurması en‐ gellendi. Dayanılmaz eziyetler çekti. Harun Reşid, uygula‐ dığı türlü işkencelerden sonra, daha önce benzeri görülme‐ miş bir yöntemle onu öldürmeye karar verdi. Bu öldürme şeklini seçmesinin sebebi de İmamʹı (a.s) öldürme töhmetin‐ den sıyrılma isteğiydi. Tarihçilerin ve İmamʹın (a.s) hayatını yazan müelliflerin büyük çoğunluğu, Reşidʹin, günahkâr Sindî b. Şahikʹe İma‐ mʹı (a.s) öldürmesini önerdiğini, bu habis adamın da bu ö‐ neriyi kabul ettiğini ve İslâm tarihinin bu en iğrenç suçunu işlediğini, büyük Peygamberʹin (s.a.a) torununu katlettiğini ifade etmektedirler. Sindî, bir miktar hurma getirir ve bunlara öldürücü bir zehir katarak İmamʹa verir. İmam on tane hurma yer. Sindî, ʺBiraz daha ye.ʺ der. İmam hurmaları bir yanına bırakarak ona şöyle der: ʺBu kadarı senin için yeterlidir. Çünkü senin ihtiyaç duyduğun şey gerçekleşti.ʺ
İmam bu zehirli hurmaları yiyince, bütün bedeni zehir‐ lendi ve dayanılamaz acılar ve şiddetli ağrılar …
KAZ_0206 · S. 206 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Musa Kâzım
İmam bu zehirli hurmaları yiyince, bütün bedeni zehir‐ lendi ve dayanılamaz acılar ve şiddetli ağrılar çekmeye baş‐ ladı. Kaba ve azgın muhafızlar etrafını sarmışlardı. Habis adam Sindî b. Şahik de ondan ayrılmıyordu. Ona en ağır sözler söylüyor, hakaretler ediyordu. Akıbetin kesin olması için de her türlü dindirici şeyden alıkoyuyordu. Bu esnada Sindî, zindanın avlusunda bulunan tanınmış bazı şahısları çağırdı. ‐Ehlisünnetʹin ileri gelenlerinden bazı‐ larının da belirttiği gibi‐ bunlar seksen kişiydiler. Diyor ki: Sindî bizi çağırdı. Hepimiz hazır olunca yanımıza geldi ve şöyle dedi: ʺŞu adama bakın, başına bir şey gelmiş mi? Çün‐ kü bazı insanlar ona kötülük yapıldığını ileri sürüyorlar. Bunu da sık sık tekrarlıyorlar. İşte kaldığı yer. Emirüʹl‐Mü‐ minin (Harun Reşid) ona bir kötülük dilemiyor… İsterseniz ona da sorabilirsiniz.ʺ Ravi diyor ki: Bizim tek derdimiz İmamʹı (a.s) görmek, onunla karşılaşmaktı. Ona yaklaştığımız zaman onun gibi faziletli ve çok ibadet eden birini görmemiştik. İmam (a.s) bize doğru geldi ve şöyle dedi: Sözünü ettiği genişlik ve benzeri şeyler doğrudur.1 Ama ey topluluk! Size bir şey söyleyeceğim, bana do‐ kuz zehirli hurma verildi. Yarın vücudum sararacak ve yarından sonra da öleceğim. Sindî bu sözleri duyunca yıkıldı, elden ayaktan düştü. Korkunç bir rüzgâra yakalanmış dal gibi titriyordu.2 İmam‐ ʹın (a.s) öldürülmesi suçunun sorumluluğundan kurtulmak için hazırladığı plan bozulmuştu.
En Yüce Dostun Katına Zehirli hurmaları yedikten sonra, zehir, İmamʹın (a.s) bedeninin bütün organlarına …
KAZ_0207 · S. 207 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
En Yüce Dostun Katına Zehirli hurmaları yedikten sonra, zehir, İmamʹın (a.s) bedeninin bütün organlarına sirayet etti. Rabbiyle buluşma‐ sının yakın olduğunu anladı. Sindîʹyi çağırdı. Sindî yanına gelince, Abbas b. Muhammedʹin Meşraatuʹl‐Kasab denilen yerdeki evinin yanında oturan hizmetçisini kendisini yıka‐ mak üzere çağırmasını istedi. Sindî kendisinin kefen verme istediğini söyledi; ama İmam bunu reddetti ve şöyle dedi: Ehl‐i Beyt olarak bizim kadınlarımızın mehri, hac‐ cı ilk yerine getirenlerimizin hac parası ve ölülerimi‐ zin kefeni mallarımızın en temizinden olur. Benim ke‐ fenim yanımdadır.1 Sindî, İmamʹın hizmetçisini getirdi. İmamʹın (a.s) duru‐ mu gittikçe ağırlaşıyordu. Artık kaçınılmaz sona yaklaşmış‐ tı. Ölüm acılarını çekiyordu. Müseyyeb b. Zühreʹyi çağırdı ve ona şöyle dedi: Ben, senin de gördüğün gibi Allahʹa göç etmek ü‐ zereyim. Su içmek istediğim ve sudan içtiğim zaman, benim şiştiğimi, rengimin sarardığını, sonra kızardı‐ ğını ve ardından yeşil bir hâl aldığını, renkten renge girdiğimi gördüğünde Tağutʹa vefat ettiğimi bildir. Müseyyeb anlatıyor: Sürekli olarak İmamʹı (a.s) gözetli‐ yordum. Sonra su istedi ve içti. Ardından beni çağırdı ve şöyle dedi: Ey Müseyyeb! Bu adam, Sindî b. Şahik, cenazemin yıkanma ve defnedilme işlemlerini kendisinin yap‐ mak istediğini söyleyecek. Heyhat! Heyhat! Böyle bir şey asla olamaz! Kureyş mezarlığı olarak bilinen me‐ zarlığa taşındığım zaman beni orada kabre koyun.
Kabrimin üzerini dört parmaktan fazla yüksek yap‐ mayın. Benim kabrimden teberrük1 için bir şey alma‐ yın.
KAZ_0208 · S. 208 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Hüseyin İmam Musa Kâzım
Kabrimin üzerini dört parmaktan fazla yüksek yap‐ mayın. Benim kabrimden teberrük1 için bir şey alma‐ yın. Çünkü bizim türbemizden bir şey almak haram‐ dır. Ama dedem Hüseyin b. Aliʹnin (a.s) türbesi hariç. Çünkü yüce Allah o türbeyi Şiaʹmız ve dostlarımız i‐ çin şifa kılmıştır. Müseyyeb anlatıyor: Sonra ona herkesten çok benzeyen bir şahıs gördüm. Onun yanı başında oturuyordu. Efendim İmam Rızaʹyı (a.s) gördüğümde çocuktu. Bu şahsın kim ol‐ duğunu kendisine sormak istedim. Efendim Musa bana ses‐ lendi ve ʺSeni men etmemiş miydim?ʺ dedi. Sonra bu adam gözümden kayboldu. İmamʹın yanına geldim. Soğuk bir naaş olmuştu. Hayattan ayrılmıştı. He‐ men gidip Reşidʹe, onun vefat ettiğini haber verdim. İmam, en yüce dosta kavuşmuştu. Son nefesini yüce ya‐ ratıcısına teslim etmişti. Onu yitiren dünya, karanlığa bü‐ ründü, ahiret ise gelişiyle şereflendi. İslâm ve Müslümanlar, İslâmʹın temellerini sağlamlaştıran bu en parlak şahsiyeti yi‐ tirmişti. Tevhit ilkesini haykıran, Müslümanların haklarını savunan, Müslümanlara yönelik her türlü hain saldırıya kar‐ şı koyan bu yüce şahsiyet artık yoktu. Ey Resulullahʹın oğlu! Doğduğun gün, şehit edildiğin gün ve diriltileceğin gün selâm olsun sana! Meşhur olan görüş, İmamʹın (a.s) hicrî 183 yılında recep ayının yirmi beşinde vefat ettiği yönündedir.2 Bazılarına gö‐ re de hicrî 186 yılında vefat etmiştir.3
Cuma günü vefat etmişti. Şehit edildiği gün elli beş1 ve‐ ya elli dört2 yaşındaydı.
KAZ_0209 · S. 209 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Musa Kâzım
Cuma günü vefat etmişti. Şehit edildiği gün elli beş1 ve‐ ya elli dört2 yaşındaydı. İmam'ın (a.s) Öldürülmesinin Araştırılması İmam Musa Kâzımʹın (a.s) öldürülmesinden sonra Ha‐ run Reşid, sorumluluktan kurtulmak için yoğun bir çaba i‐ çine girdi. Halk arasında İmamʹın (a.s) eceliyle vefat ettiğini, dola‐ yısıyla Harun Reşidʹin ve güvenlik teşkilatının bu o‐layla bir ilgisinin olmadığını yayıyordu. Bu amaçla aşağıdaki adımla‐ rı izledi: Birinci Adım Sindî b. Şahik, sorumluluktan sıyrılma amacına yönelik adımların ilki olarak efendisi Harun için ortamı normalleş‐ tirme amacıyla harekete geçti. Amr b. Vakid, Sindîʹnin hare‐ kete geçmesinden ve olayın sorumluluğundan sıyrılmaya çalışmasından şöyle bahsediyor: Sindî b. Şahik gecenin bir vaktinde beni çağırdı. O sıra‐ da Bağdatʹtaydım. Benim gelmemi istiyordu. Bana bir kötü‐ lük yapmak istemesinden korktum. Aileme ihtiyaç duyula‐ bilecek şeyleri vasiyet ettim ve ʺİnna lillah ve inna ileyhi ra‐ ciun (Allahʹtan geldik ve yine Oʹna döneceğiz).ʺ diyerek atı‐ ma bindim. Benim geldiğimi görünce: – Ey Ebu Hafs! Belki de seni korkuttuk, endişelendirdik, dedi. – Evet, dedim. – Seni hayır için çağırdım, dedi. Dedim ki:
– O hâlde, evime bir adam gönder de bir sorun olmadı‐ ğını onlara bildirsin. – Tamam, dedi.
KAZ_0210 · S. 210 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Musa Kâzım
– O hâlde, evime bir adam gönder de bir sorun olmadı‐ ğını onlara bildirsin. – Tamam, dedi. Sonra şöyle dedi: – Ey Ebu Hafs! Seni niçin çağırdığımı biliyor musun? – Hayır, dedim. Dedi ki: – Musa b. Caferʹi tanıyor musun? – Evet, dedim. Allahʹa yemin ediyorum ki onu tanıyo‐ rum. Benimle onun arasında uzun bir zamandan beri dost‐ luk vardır. Dedi ki: – Bağdatʹta onu tanıyan ve sözlerini kabul eden kimler vardır? Ona bazı isimler verdim. Beni getirttiği gibi onları da getirtti ve şöyle dedi: – Musa b. Caferʹi tanıyan kimseleri bilir misiniz? Onlar da bir grup topluluğun adını verdiler. Onları da getirtti. Musa b. Caferʹi tanıyan, onunla arkadaşlık eden elli kü‐ sur adam olarak evinde sabahladık. Sonra kalktık ve namaz kıldık. Kâtibi bir tomar kâğıt çıkardı. İsimlerimizi, evlerimi‐ zi, işlerimizi ve konakladığımız mekânları yazdı. Sonra Sindî oraya geldi. Çıktıktan sonra elini omzuma vurdu ve şöyle dedi: – Kalk ey Ebu Hafs! Ayağa kalktım. Arkadaşlarımız da kalktılar ve içeri gir‐ dik. Bana dedi ki: – Ey Ebu Hafs! Musa b. Caferʹin yüzündeki örtüyü kal‐ dır. Örtüyü kaldırdığımda vefat ettiğini gördüm. Ağladım ve dedim ki:
– İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Sonra topluluğa seslendi: – Ona bakın.
KAZ_0211 · S. 211 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
– İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Sonra topluluğa seslendi: – Ona bakın. Birer birer yaklaşıp ona baktılar. Sonra şöyle dedi: – Bu kişinin Musa b. Cafer b. Muhammed oluğuna he‐ piniz şahitlik ediyor musunuz? – Evet, dedik. Bu kişinin Musa b. Cafer b. Muhammed olduğuna şahitlik ediyoruz. Ardından şöyle dedi: – Ey hizmetçi! Avret yerlerinin üzerine bir peştamal koy ve vücudunu aç. Hizmetçi istediğini yaptı. Sonra dedi ki: – Vücudunda yadırgadığınız, normal olmayan bir iz gö‐ rüyor musunuz? – Hayır, dedik. Herhangi bir iz görmüyoruz, gördüğü‐ müz tek şey onun normal bir ölü olduğudur. Sonra herkesin şahitliğini kayda geçirip gittiler.1 İkinci Adım İkinci adım olarak Harun Reşid bizzat kendisi harekete geçti ve Şiaʹnın önde gelen şahsiyetlerinin huzurunda İmam Musa Kâzımʹın (a.s) öldürülmesi suçundan beri olduğunu i‐ lan etmek istedi. Muhammed b. Sadefe el‐Ahberî anlatıyor: Ebu İbrahim Musa b. Cafer (a.s) vefat edince, Harun Reşid, Ebu Talip O‐ ğullarıʹnın, Abbas Oğullarıʹnın ve memleketin sair halkının ileri gelenlerini ve valileri topladı. Ebu İbrahim Musa b. Ca‐ ferʹin (a.s) naşını getirtti. Sonra şöyle dedi: Bu Musa b. Caferʹdir. Eceliyle ölmüştür.
Benimle onun arasında onun durumuyla ‐yani öldürülmesiy‐ le‐ ilgili olarak Allahʹtan bağışlanma dileyeceğim …
KAZ_0212 · S. 211 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
Cem İmam Musa Kâzım
Benimle onun arasında onun durumuyla ‐yani öldürülmesiy‐ le‐ ilgili olarak Allahʹtan bağışlanma dileyeceğim bir şey yoktur. Şimdi ona bakın. İmamʹın (a.s) Şiaʹsından yetmiş kişi içeri girdi. Musa b. Caferʹe baktılar. Vücudunda yara ve boğulma izi yoktu. A‐ yaklarında kına izi vardı.1 İmam'ın Naşının Köprü Üzerine Konulması Birçok ipucundan anlaşıldığı kadarıyla Harun Reşid ta‐ rafından, İmamʹın öldürülmesinin sorumluluğundan sadece Şiîlerin değil, bütün İslâm ümmetinin nazarında kurtulmak maksadıyla önceden verilen emirler gereğince, sorumluluk‐ tan kurtulmanın yolu olarak maktulün sıradan bir kişi oldu‐ ğu, herhangi bir ağırlığının olmadığı fikrini işlemek şeklinde belirlenmişti. Böyle olunca da böylesine sıradan ve ağırlığı olmayan bir kişinin ölümü üzerinde bu kadar durmanın, korkunç senaryolar düzmenin anlamı var mıydı?! Sindî b. Şahik aşağıdaki yöntemi uyguladı: İmamʹın (a.s) cansız bedenini Resafe köprüsünün üzeri‐ ne koydu. Uzak yakın herkesin onu görmesini sağladı. Köp‐ rüden gelip geçenler Tağutʹun muhafızları tarafından çem‐ bere alınan mübarek naşa bakıyordu. İnsanların görmesi i‐ çin yüzü açılmıştı. Bundan maksat, İmamʹın (a.s) saygınlığı‐ nı zedelemek, onurunu kırmak ve insanlara bu şekilde teş‐ hir etmekti. Sindî polislerine, İmamʹın (a.s) naşının başında şu yürek paralayıcı, kahredici, kederden öldürücü sözleri yüksek ses‐ le bağırmalarını emretmişti: Şu gördüğünüz adam Rafızîlerin imamıdır. Onu tanıyın. Bu, Rafızîlerin ölümsüz olduğunu iddia ettik‐ leri Musa b. Caferʹdir. Öldüğünü, kendi gözlerinizle görün.
Şiîler, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) ölümsüz olduğunu ne zaman söylemişler?
KAZ_0213 · S. 213 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Musa Kâzım
Şiîler, İmam Musa Kâzımʹın (a.s) ölümsüz olduğunu ne zaman söylemişler? Evet, Vakıfîler böyle bir iddiayı savu‐ nuyorlar; ama Şiîlerin bunlarla bir ilgileri yoktur. Harun ve polisleri herkesten daha iyi bilirlerdi bu hakikati. Ama bunu bir teşhir ve Şiaʹya çamur atma vesilesi olarak kullanıyorlar‐ dı. Sırf Vakıfîler Musa b. Caferʹin ölmediğini, tıpkı Meryem oğlu İsa Mesih gibi göğe yükseldiğini söylemeleri yüzünden Şiaʹyı karalamayı amaçlıyorlardı. Bu girişimiyle yönetimin organları Şiaʹya böylesine hak‐ sız bir yakıştırmada bulunmanın yanı sıra, aşağılama ve kü‐ çümseme amaçlı girişimlerine de haklı bir mazeret uydur‐ maya çalışıyorlardı. Nitekim yukarıda seslendirdikleri söz‐ lere şu ifadeleri de ekliyorlardı: ʺDikkat! Dikkat! Habis oğlu habis (hâşâ) Musa b. Caferʹi görmek isteyen sokağa çıksın.ʺ1 Harun Reşid, böyle davranmakla, Şiaʹyı aşağılamanın yanı sıra, Şiaʹnın aktif unsurlarını, etkinliklerinin boyutlarını ve hamasetlerinin düzeyini de öğrenmeyi amaçlıyordu. On‐ ların gözlerinin önünde İmamʹa yönelik bu açık hakaret ve onuruna yönelik bu kahredici saldırıyla onları ortaya çıkar‐ mayı, böylece rahatlıkla zindanlara ve mezarlara doldurma‐ yı hedefliyordu.
Şeyh Bâkır el‐Kuraşî anlatıyor: En güçlü ihtimal, Şiaʹnın bu maksadı fark etmiş olmasıdır.
KAZ_0214 · S. 213 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Cafer Sadık İmam Muhammed Bakır İmam Musa Kâzım
Şeyh Bâkır el‐Kuraşî anlatıyor: En güçlü ihtimal, Şiaʹnın bu maksadı fark etmiş olmasıdır. Bu yüzden ona karşı, onun işine yarayacak hiçbir eylemde bulunmadılar.2 Süleyman'ın Girişimi Abbasîlerden olan Süleyman b. Ebu Cafer el‐Mansur, güngörmüş, akıllı, dengeli bir adamdı. Harun Reşidʹin yap‐ tıklarının Abbasîlerin alnına sürülmüş bir kara lekeden baş‐ ka bir şey olmadığını gördü. Çünkü Harun Reşid, İmamʹı öldürmekle, onu zehirlemekle yetinmemiş, bunun yanında ahde vefa göstermeyen, şeref ve haysiyet nedir bilmeyen, iyilikten ve insanlıktan nasipsiz olduğunu gösteren birtakım vahşi hareketlerde de bulunuyordu. Bu yüzden Süleyman, İmamʹın (a.s) pak cenazesinin bu yüz kızartıcı, utanç verici çağrı eşliğinde köprüye götürül‐ düğünü haber alır almaz, bu alçaklığı en güzel bir davranış‐ la telafi etmek üzere harekete geçti. Süleymanʹın sarayı Dicle nehrinin kenarındaydı. Bu ses‐ leri ve gürültüyü duyup Bağdatʹın adeta kaynadığını görün‐ ce, oğullarına ve kölelerine, ʺNeler oluyor?ʺ diye sordu. De‐ diler ki: ʺSindî b. Şahik, Musa b. Cafer cenazesinin başında bağırıyor.ʺ Ona bu yüz kızartıcı çağrıyı ilettiler.
Oğluna şöyle seslendi: ʺHizmetçilerinizle gidin ve cena‐ zeyi onların elinden alın.
KAZ_0215 · S. 213 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Musa Kâzım
Oğluna şöyle seslendi: ʺHizmetçilerinizle gidin ve cena‐ zeyi onların elinden alın. Eğer size engel olmaya kalkarlarsa, vurun onları, üzerlerindeki siyah elbiseleri yırtın. (Abbasîle‐ rin polis ve askerlerinin üniformaları siyah renkliydi.) Süleymanʹın oğulları ve hizmetçileri gittiler ve İmamʹın cenazesini onlardan aldılar. Askerler onlara herhangi bir müdahalede bulunmadılar. Çünkü Süleyman, halifenin am‐ casıydı ve Abbasî sülalesinde önemli, parlak bir şahsiyetti. Emrine herkes uyardı. Hizmetçiler İmamʹın (a.s) naşını alıp Süleymanʹa getirdiler. O da derhal Bağdat caddelerinde şöy‐ le bağırmalarını emretti: ʺDikkat! Dikkat! Temiz oğlu Temiz Musa b. Caferʹin cenazesine katılmak isteyenler hemen gel‐ sinler!ʺ1 Büyük bir ihtimalle Süleyman, bir halk ayaklanmasın‐ dan veya askerlerin başkaldırmasından korkmuştu. Çünkü o dönemde Şiîlerin sayısı hiç de az değildi. Halktan büyük bir kesim, bazı devlet adamları, ordu komutanları, yüksek düzeyli memurlar ve kâtipler Şiîliği benimsemişlerdi.
Bu yüzden Süleyman hemen olaya el koymuş, bu kritik aşama‐ da devreye girerek Harun Reşid yönetimini bir …
KAZ_0216 · S. 213 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Rıza İmam Musa Kâzım
Bu yüzden Süleyman hemen olaya el koymuş, bu kritik aşama‐ da devreye girerek Harun Reşid yönetimini bir karışıklıktan ve ayaklanmadan kurtarmıştı.1 Her tabakadan insanlar İmamʹın (a.s) cenazesine katıl‐ mak üzere sokaklara döküldü. Bu büyük törenden sonra Şiî‐ ler ortaya çıkarak üzüntülerini, hüzünlerini ifade edip ma‐ temlerini tuttular. Cenaze Töreni Süleyman, İmamʹın naşını teçhiz etti, yıkadı, kefenledi, onu üzerinde Kurʹân‐ı Kerimʹin tamamının yazıldığı ve iki bin beş yüz dinara aldığı bir kumaşa sardı.2 Müseyyeb b. Zühre anlatıyor: Allahʹa yemin ederim ki, onları gördüm. İmamʹı (a.s) yıkadıklarını sanıyorlardı; ama elleri ona değmiyordu. Onu kefenlediklerini sanıyorlardı; ama ben onların hiçbir şey yapmadıklarını görüyordum. İ‐ mam vefat ederken yanında gördüğüm şahsı ‐İmam Rıza‐ gördüm. Oydu cenazeyi yıkayan, kefenleyen. Onlara yar‐ dım ediyormuş gibi görünüyordu. Onlarsa onun kim oldu‐ ğunu bilmiyorlardı. İşini bitirdikten sonra bana döndü ve şöyle dedi: Ey Müseyyeb! İstediğin şeyden kuşkulan; ama be‐ nim senin imamın, mevlan olduğumdan, babamdan sonra Allahʹın senin için tayin ettiği hüccet olduğum‐ dan kuşkulanma. Ey Müseyyeb! Benim durumum doğru sözlü Yusuf Peygamberʹin, onların durumu ise, yanına girip de onu tanımayan, ama onun tarafından tanınan kardeşlerinin durumu gibidir.3
Yıkandıktan sonra İmamʹın (a.s) cenazesi kabrine götü‐ rüldü.
KAZ_0217 · S. 216–217 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
İmam Cafer Sadık Ehl-i Beyt İmam Ali İmam Musa Kâzım
Yıkandıktan sonra İmamʹın (a.s) cenazesi kabrine götü‐ rüldü. İmam'ın (a.s) Naşının Teşyii ve Defnedilmesi Cenaze yıkandıktan sonra kitleler İmamʹın cenaze töre‐ nine katılmak amacıyla Bağdat sokaklarına döküldüler. Unutulmaz bir gündü. Böyle bir gün görülmemişti. İyi kötü herkes İmamʹın (a.s) cenazesine katılmak, onun naşını taşı‐ mak şerefine nail olmak için evinden çıkmıştı. Bağdat caddelerini hınca hınç dolduran kalabalıklar hü‐ zün ve keder sesleriyle et‐Teben kapısına doğru ilerliyordu. Başlarında Süleyman vardı; yalın ayak, resmî elbiselerini çı‐ karmış, demirci elbisesini giyinmiş ve bağrı açık vaziyette Kureyş mezarlığına doğru yürüyordu. Mezar kazıldı ve Sü‐ leyman b. Cafer onu mezara indirdi. Defin işlemi tamamlandıktan sonra insanlar bu büyük kayıptan dolayı ona taziyelerini sundular.1 İMAM MUSA KÂZIMʹIN (A.S) İLMÎ MİRASI İmam Musa Kâzım (a.s), babası İmam Cafer Sadıkʹın (a.s) medresesini miras aldı. İçinde yaşadığı şartların zorlu‐ ğuna ve yaklaşık 35 yıl sayılabilecek bir imamet sürecini ya‐ şamasına rağmen medresenin talebelerini en güzel şekilde yönlendirdi, her bakımdan onları koruyup gözetti. Bütün olumsuzluklara rağmen ilmî çalışmalarını; öğrencilerin, as‐ habının, irfan âşıklarının ve kendisine bağlı Şiaʹsının eğiti‐ mini kesintisiz sürdürdü. İmam Musa Kâzımʹdan (a.s) bize rivayet yoluyla aktarı‐ lan birkaç mecmua kalmıştır. Mesâilu Ali b. Cafer ve Eşʹa‐ siyat gibi. Ehl‐i Beytʹin ilmî mirasıyla ilgilenenler; Ehl‐i Beyt‐ ten rivayet edilen sözleri, mecmuaları çeşitli kaynaklardan derlemiş, tanzim etmiş ve değişik baplara ayırarak Müsned adını vermişlerdir. Kuşkusuz böyle bir çalışmayı gerçekleştirenler teşekkü‐ rü hak ediyorlar. Çünkü araştırmacılara, bu mirasa kolaylık‐ la ulaşmak, incelemek ve derin araştırmalar gerçekleştirmek için gerekli imkân ve fırsatı sağlamışlardır. Özel olarak İmam Musa Kâzımʹa (a.s) gelince, son ra‐ kamlara göre, onun derlenen sözleri ve çeşitli kaynaklardan alınıp bir araya getirilen açıklamaları üç cildi bulmaktadır.
Bu da yaklaşık olarak çağdaş ansiklopediler tarzında bölüm‐ leri tespit edilmiş bin sayfalık bir çalışmayı …
KAZ_0218 · S. 217 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Bu da yaklaşık olarak çağdaş ansiklopediler tarzında bölüm‐ leri tespit edilmiş bin sayfalık bir çalışmayı oluşturmaktadır. Söz konusu çalışmanın önsözü İmamʹın hayatı ve hayat tarzı ile ilgili hadisleri içermektedir. Sonra İmamʹın (a.s) hadis mi‐ rası; akait, ahlâk, ahkâm, siyer, tarih ve rical şeklinde bölüm‐ lere ayrılmıştır. İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Müsnediʹne şöyle kısaca göz atmamamız bile, bu büyük İmamʹın (a.s) genel olarak İslâm ümmetine, özel olarak da salihler topluluğuna, irfan talebe‐ lerine ve Ehl‐i Beyt çizgisine inananlara armağan ettiği fikrî ve ilmî mirasın oynadığı rolün büyüklüğünü kavramamız için yeterlidir. Özellikle İmam Musa Kâzımʹın (a.s), ashabı‐ nın ve Şiaʹsının yaklaşık 35 yıllık bir dönemde yaşadıkları zorlukları da göz önünde bulundurduğumuz zaman bu mi‐ rasın değerini daha iyi anlarız. Bu Müsnedʹde İmam Musa Kâzımʹın (a.s) ravileri olarak 638 kişinin adı geçmektedir. Yukarıda işaret ettiğimiz za‐ man dilimi ve yine yukarıda üzerinde durduğumuz koşullar açısından büyük bir rakamdır bu. Fihristte irfanın her ba‐ bında yer alan açıklamaların rakamı verilmektedir.
Bu açık‐ lamaların bir bölümü İmam Musa Kâzımʹın (a.s), ataları ara‐ cılığıyla Resulullahʹtan (s.a.a) …
KAZ_0219 · S. 217 · Şahadete Kadar Hapiste Tutulması
Oniki İmam İmam Musa Kâzım
Bu açık‐ lamaların bir bölümü İmam Musa Kâzımʹın (a.s), ataları ara‐ cılığıyla Resulullahʹtan (s.a.a) aktardığı hadisler, diğer kısmı ise kimseye nispet etmeden söylediği hadislerdir. Dolayısıy‐ la bu ikinci kısım nassları (açıklamaları) İmamʹın özel ilmî mirası olarak nitelendirebiliriz. Ondan rivayet edilen akıl ile ilgili büyük risaleyi buna örnek gösterebiliriz. Muhtemelen bu risale, Kitap ve Sünnet çerçevesinde akıl kavramına tahsis edilmiş tek risaledir. Bu risale tek başına büyük, kapsamlı ve ölümsüz bir mirastır. Ehl‐i Beytʹin (a.s) Kurʹân ve hadise ilişkin irfanî yöntemini i‐ çermektedir. İnşaallah ileride bu risaleye eksiksiz metniyle yer vereceğiz. Müsnedʹin birinci cildi şu baplardan oluşmaktadır: Akıl ve İlim (10 bap), Tevhit (14 bap), Nebiler ve İmamlar Tarihi (14 bap), Nübüvvet ve İmamet (22 bap), Sahabelerin Tanıtı‐ mı (41 bap), İmam Kâzımʹın Ravilerinin Tanıtımı (638 bap), İman ve Küfür (42 bap), Ahlâk ve Muaşeret (152 bap).

İmam Kâzım'ın İlmî Mirası

Müsnedʹin İkinci cildi şu baplardan meydana gelir:
KAZ_0220 · S. 219 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Müsnedʹin İkinci cildi şu baplardan meydana gelir: Ki‐ tabuʹl Kurʹân (51 bap), Kitabuʹd‐Dua (51 bap), el‐İhticacat (8 bap) ve fıkhın şu en önemli bölümleri: Kitabuʹt‐Taharet (73 bap), Kitabuʹs‐Salât (41 bap), Kitabuʹs‐Savm (25 bap), Kita‐ buʹz‐Zekât (28 bap), Kitabuʹl‐Maişet (59 bap), Kitabuʹs‐Sefer (8 bap), Kitabuʹl‐Hac (68 bap), Kitabuʹz‐Ziyaret (7 bap), Ki‐ tabuʹl‐Cihad (5 bap), Kitabuʹn‐Nikâh (40 bap), Kitabuʹt‐Talâk (30 bap). Müsnedʹin üçüncü cildi ise şu baplardan meydana gelir: Kitabuʹl‐Evlad (12 bap), Kitabuʹt‐Tecemmül veʹz‐Ziynet (43 bap), Kitabuʹr‐Revatib (12 bap), Kitabuʹl‐Etʹime (68 bap), Ki‐ tabuʹl‐Eşribe (13 bap), Kitabuʹl‐Itk (12 bap), Kitabuʹl‐Eyman veʹn‐Nuzur (9 bap), Kitabuʹl‐Vasiyet (15 bap), Kitabuʹl‐İrs (11 bap), Kitabuʹl‐Cenaiz (29 bap), Kitabuʹl‐Haşri veʹl‐Meadi veʹl‐Adabi veʹs‐Sunen. İmamʹdan bize kalan ve İslâmî ilimlerin çeşitli bölümle‐ rini ihtiva eden bu Müsned, bu mirasın ansiklopedik boyu‐ tunun yanı sıra, eksiksiz bir ilmî akışı da gözler önüne ser‐ mektedir. Bu akışı Ehl‐i Beyt başlatmış, temellerini en sağlam bi‐ çimde atmış, usullerini, işaretlerini belirlemiş ve stratejisini çizmiştir.
Ki en güzel şekilde meyvelerini versin, genelde İs‐ lâm ümmetinde, özelde de salihler topluluğunda …
KAZ_0221 · S. 219 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Ki en güzel şekilde meyvelerini versin, genelde İs‐ lâm ümmetinde, özelde de salihler topluluğunda değiştirici rolünü oynasın. Bu büyük mirasın bazı metinlerini aşağıdaki baplar kap‐ samında örnek olarak sunuyoruz. İlmin Temelleri ve İrfanın Mertebeleri 1‐ İmam Musa b. Cafer (a.s) şöyle buyurmuştur: İnsanların ilimlerinin dört hususla ilgili olduğunu gördüm: Birincisi, Rabbini bilmen. İkincisi, Rabbinin sende ne yaptığını bilmen. Üçüncüsü, Rabbinin sen‐ den ne istediğini bilmen. Dördüncüsü, seni dininden neyin çıkaracağını bilmen.1 2‐ Yine şöyle buyurmuştur: Senin için en iyi ilim, sadece kendisiyle salih bir amel işleyebileceğin ve senin yapmakla sorumlu ol‐ duğun hususlarda amel etmeni gerektiren ilimdir. Se‐ nin kalbini ıslah edecek şeyleri ve bozacak şeyleri gös‐ teren ilme sarıl. Sonuç olarak en çok övgüyü hak eden ilim, en kısa sürede bilgini arttıracak olanıdır. Bilme‐ diğin zaman sana bir zararı olmayan ilimle uğraşma.
Terk etmen durumunda da cehaletinin artmasına ne‐ den olacak ilimden de gafil olma.2 3‐ Bir başka hadisinde …
KAZ_0222 · S. 219 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Terk etmen durumunda da cehaletinin artmasına ne‐ den olacak ilimden de gafil olma.2 3‐ Bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur: Bizden uzak, göremediğimiz bir yerde olan bir ye‐ timimize muhtaç olduğu şeyleri öğreten bir fakih, bin abitten daha çok İblisʹe ağır gelir…3 İrfanın Kaynakları ve Metotları 1‐ Sumae rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasan Musaʹya (a.s) sor‐ dum: ʺAllahʹın Kitabıʹnda ve Peygamberʹinin (s.a.a) Sünne‐ tiʹnde her şey var mı? Ya da siz bunu söylüyor musunuz?ʺ Buyurdu ki: Evet, Allahʹın Kitabıʹnda ve Peygamberʹinin (s.a.a) Sünnetiʹnde her şey vardır.4 2‐ Sumae anlatıyor: Salih Kulʹa sordum: ʺBizim arkadaş‐ lardan bazıları senin baban ve dedenle de görüştüler. On‐ lardan hadis dinlediler. Bazen kimi arkadaşlarımız bazı so‐ runlarla karşılaşıyorlar; ama bu hadislerden sorunlarına çö‐ züm olacak, fetva vermelerine mesnet oluşturacak herhangi bir bilgi yoktur yanlarında. Acaba kıyasa başvurmaları caiz olur mu?ʺ Buyurdu ki: Hayır, olmaz; sizden öncekiler kıyas yüzünden he‐ lak oldular. Bunun üzerine dedim ki: ʺNiçin bu kabul edilmez?ʺ Bu‐ yurdu ki: Çünkü hiçbir şey yoktur ki onunla ilgili bir açık‐ lama Kitap ve Sünnetʹte olmasın.1 3‐ Musa b.
Bekir rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasan (a.s) şöyle buyurdu:
KAZ_0223 · S. 219 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Bekir rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasan (a.s) şöyle buyurdu: Kim, bir bilgiye dayanmaksızın insanlara fetva ve‐ rirse, yerin ve göğün melekleri ona lanet eder.2 4‐ Osman b. İsa rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasan Musaʹya (a.s) kıyas hakkında sordum, buyurdu ki: Sizin kıyasla ne işiniz var? Yüce Allahʹa nasıl helal kıldığı ve nasıl haram kıldığı sorulmaz.3 5‐ Yunus b. Abdurrahman anlatıyor: Ebuʹl‐Hasaniʹl‐Ev‐ velʹe (İmam Musa Kâzım ‐a.s‐) sordum: ʺAllahʹı nasıl birle‐ miş olurum?ʺ Buyurdu ki: Ey Yunus! Sakın bidatçi olma. Kişisel görüşüyle hüküm beyan eden, helak olur. Peygamberʹinin (s.a.a) Ehl‐i Beytʹini (a.s) izlemeyi terk eden, sapar. Allahʹın Kitabıʹnı ve Peygamberʹinin Sünnetiʹni terk eden, kâ‐ fir olur.4 6‐ İmam Musa Kâzımʹın (a.s) en değerli hadislerinden biri, hiç kuşkusuz, akılla ilgili olup bilinç ve irfanın esas kaynağı olan aşağıdaki hadistir. Bu hadis Hişam b. Hakemʹe yönelik paha biçilmez bir vasiyet mahiyetindedir ve ʺRisale‐ tuʹl‐Akli İndeʹl‐İmam (İmamʹa Göre Akıl Risalesi)ʺ adıyla bi‐ linmektedir. Bu risalenin metnini aşağıda sunuyoruz: Şöyle buyurdu: Kuşkusuz yüce Allah, kitabında akıl ve anlayış sa‐ hiplerini müjdelemiş ve buyurmuştur ki: ʺDinleyip de Ey Hişam b. Hakem! Yüce Allah, insanlar için ka‐ nıtları akıl aracılığıyla tamamlamıştır. Açıklama ile onlara iletmiştir. Çeşitli kanıtlarla onlara Rabliğini göstermiş ve buyurmuştur ki: ʺİlâhınız bir tek Allahʹ‐ Ey Hişam! Allah bunu, bilinmesinin ve insanların kendilerini yöneten bir ilâhî gücün olduğunu anlama‐ sının kanıtı olarak gözler önüne sermektedir. Nitekim Allah bu hususla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: ʺO, vardır.ʺ3 ʺHâ. Mîm. Apaçık Kitabʹa andolsun ki biz, ak‐
Arapça bir Kurʹân kıldık.ʺ1 ʺYine Oʹnun delillerinden‐ Ey Hişam!
KAZ_0224 · S. 223–224 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Arapça bir Kurʹân kıldık.ʺ1 ʺYine Oʹnun delillerinden‐ Ey Hişam! Sonra Allah, akıl sahiplerine öğüt ver‐ miş ve onları aheritteki nimetleri arzulamaları için teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur: ʺDünya hayatı bir Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz?ʺ3 ʺSize verilen şeyler, Ey Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları azabından korkutmuş ve şöyle buyurmuştur: ʺSonra Ey Hişam! Akıl ilimle beraberdir. Nitekim yüce Al‐ lah şöyle buyurmuştur: ʺİşte biz, bu temsilleri insan‐ Ey Hişam! Sonra Allah, akıllarını kullanmayanları şöyle yermiştir: ʺOnlara (müşriklere), ʹAllahʹın indirdi‐ mamış) doğruyu da bulamamış idiyseler?ʺ7 ʺŞüphesiz Ey Hişam! Sonra Allah çoğunluğu yermiş ve bu‐ yurmuştur ki: ʺYeryüzünde bulunanların çoğuna uya‐ cak olursan, seni Allahʹın yolundan saptırırlar.ʺ3 ʺFakat Ey Hişam! Sonra Allah, azınlığı övmüş ve şöyle buyurmuştur: ʺKullarımdan şükreden azdır!ʺ6 ʺBunlar da ne kadar az!ʺ7 ʺZaten onunla beraber pek azı iman Ey Hişam! Allah temiz akıl sahiplerini en güzel ni‐ teliklerle anmış, onları en göz alıcı süslerle bezemiş ve şöyle buyurmuştur: ʺAllah hikmeti dilediğine verir. Ey Hişam! Allah, kitabında buyuruyor ki: ʺŞüphe‐ kimseler için bir öğüt vardır.ʺ10 Ayette geçen ʺkalpʺ ke‐ limesinden maksat ʺakılʺdır. ʺAndolsun biz Lokmanʹa hikmet verdik.ʺ11 Yani, anlayış ve akıl verdik.
Ey Hişam! Lokman oğluna şunları söyledi: Hak karşısında mütevazı ol ki, insanların en akıllısı olasın.
KAZ_0225 · S. 225 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Ey Hişam! Lokman oğluna şunları söyledi: Hak karşısında mütevazı ol ki, insanların en akıllısı olasın. Oğulcuğum! Dünya derin bir denizdir. Orada nice â‐ lemler batıp gitmiştir. O hâlde bu denizde Allah kor‐ kusu, senin gemin olsun. Bu geminin içeriği, iman ol‐ sun. Geminin yelkeni, tevekkül olsun. Kaptanı, akıl olsun. Kılavuzu, ilim olsun. Demir atması da, sabır ol‐ sun. Ey Hişam! Hiç kuşkusuz her şeyin bir kılavuzu vardır. Aklın kılavuzu da düşüncedir. Düşüncenin kı‐ lavuzu da suskunluktur. Her şeyin bir bineği vardır. Aklın bineği de tevazudur. Yasaklandığın şeyleri işli‐ yor olman, senin cahil biri olduğunun en belirgin ka‐ nıtıdır. Ey Hişam! Senin elinde ceviz varsa ve insanlar da elinde inci olduğunu söyleseler, elindekinin ceviz ol‐ duğunu bilirsen, insanların ona inci demeleri sana bir yarar sağlamaz. Şayet elinde inci varsa ve insanlar da onun ceviz olduğunu söyleseler, elindekinin inci ol‐ duğunu bilirsen, insanların onun ceviz olduğunu söy‐ lemeleri de sana bir zarar vermez. Ey Hişam! Allah, nebi ve resullerini, kullarına Al‐ lah ile ilgili olarak sırf akıllarını kullansınlar diye gön‐ dermiştir.
Bu bağlamda peygamberlere en güzel kar‐ şılığı verenler, en güzel marifet mertebelerine ulaşan‐ lar …
KAZ_0226 · S. 225 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Bu bağlamda peygamberlere en güzel kar‐ şılığı verenler, en güzel marifet mertebelerine ulaşan‐ lar olmuşlardır. Allahʹın emrini en iyi bilenler, akıl ba‐ kımından en güzel olanlar olmuşlardır. Akıl bakımın‐ dan en olgun ve en kusursuz olanları, dünya ve ahi‐ rette en yüce mertebelere erişenler olmuşlardır. Ey Hişam! Hiçbir kul yoktur ki, bir melek onun perçeminden tutmuş olmasın. Kul mütevazı olursa, Allah onu yüceltir. Büyüklük taslarsa da Allah onu alçaltır. Ey Hişam! Allahʹın insanlara sunduğu iki hücce‐ ti/kanıtı vardır. Biri açık, biri de gizlidir. Açık kanıt, resuller, nebiler ve imamlardan oluşur. Gizli kanıt ise akıldır. Ey Hişam! Akıllı insan o kimsedir ki, helal işlerle uğraşmak, onu şükretmekten alıkoymaz; haramlar da sabrını kırmaz. Ey Hişam! Üç şeyi üç şeye musallat kılan kimse, aklını yıkmaya yardım etmiş gibidir: Uzun dünyevî beklentilerle düşünce nurunu karartanlar. Çok konu‐ şup boşboğazlık etmekle hikmetinin tomurcuklarını mahvedenler. Nefsinin şehevî arzularıyla öğüt alma yeteneklerinin aydınlığını söndürenler. Böyle kimse‐ ler akıllarını yıkmak için hevalarına yardım etmiş o‐ lurlar. Aklını yıkan bir kimse de dinini ve dünyasını ifsat etmiş olur. Ey Hişam!
Sen aklını Rabbinin emrini yerine ge‐ tirmekten alıkoyduğun ve aklını yenilgiye uğratsın diye hevanın …
KAZ_0227 · S. 225 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Sen aklını Rabbinin emrini yerine ge‐ tirmekten alıkoyduğun ve aklını yenilgiye uğratsın diye hevanın isteklerine uyduğun hâlde, amelin Allah katında gelişir mi? Ey Hişam! Yalnızlığa sabır göstermek, aklın gücü‐ nün belirtisidir. Kim Allahʹı tanırsa, Oʹnu bilirse, dün‐ ya ehlini ve dünyayı arzulayanları terk eder, Allah ka‐ tında olanları arzular. Allah, yalnızlıkta onun yoldaşı, birlikte onun arkadaşı, yoksullukta onun zenginliği o‐ lur ve kimsesizlikte onun izzet vereni olur. Ey Hişam! Halk, Allahʹa itaat etmek üzere görev‐ lendirilmiştir. Kurtuluş da ancak itaatle olur. İtaat i‐ limle, ilim öğrenmeyle, öğrenmek ise ancak akılla sağ‐ lama alınır. Ancak rabbanî âlimden edinilen bilgiye bilgi denir. İlmi tanımak da akılla olur. Ey Hişam! Akıllı bir insanın işlediği az bir amel kabul görür ve katlanarak artar. Heva ve heveslerinin peşinden gidenlerin, cahillerin işledikleri çok amel ise geri çevrilir. Ey Hişam! Akıllı insan, dünyadan az bir şeye, ama hikmete sahip olmak koşuluyla razı olur. Fakat dün‐ yaya sahip olmakla beraber hikmetten az bir şeye razı olmaz. Bu yüzden böyle olanlar, kârlı bir ticaret yap‐ mışlardır. Ey Hişam!
Eğer sana yeten dünyalık seni ihtiyaç‐ sız bırakıyorsa, dünyadan en basit bir şey bile sana yeter.
KAZ_0228 · S. 225 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Eğer sana yeten dünyalık seni ihtiyaç‐ sız bırakıyorsa, dünyadan en basit bir şey bile sana yeter. Ama sana yeten seni ihtiyaçsız bırakmıyorsa, dünyada hiçbir şey sana yetmez, seni ihtiyaçsız kıl‐ maz. Ey Hişam! Akıllı insanlar dünyanın fazlalıklarını terk etmişlerdir, günahları mı terk etmeyecekler? Oy‐ sa dünyayı terk etmek erdemlilik, günahları terk et‐ mekse zorunluluktur. Ey Hişam! Akıllı insanlar, dünyadan uzaklaşıp a‐ hirete yöneldiler. Çünkü dünya, hem isteyen, hem is‐ tenendir. Ahiret de hem isteyen, hem istenendir. Bir kimse ahreti isterse, dünya da onu ister. Böylece dün‐ yadan payına düşen rızkı eksiksiz alır. Bir kimse dün‐ yayı isterse, ahiret de onu ister. Böylece ölüm gelip çatar, hem dünyasını ve hem de ahretini altüst eder, planlarını bozar. Ey Hişam! Malsız zenginlik, kıskançlıktan kurtul‐ muş huzurlu bir kalp ve dinde esenlik isteyen bir kimse, olgun ve eksiksiz bir akıl vermesi için Allahʹa yakarmalıdır. Çünkü aklını kullanan insan, kendisine yetene kanaat getirir. Kendisine yeterli olana kanaat getiren, kendini başkasına muhtaç görmez. Ama ken‐ disine yeterli olan şeye kanaat getirmeyen, hiçbir za‐ man doymaz, ebediyen zenginlik elde edemez. Ey Hişam!
Allah, salih toplulukların, ʺRabbimiz! sin.ʺ1 söylediklerini anlatıyor.
KAZ_0229 · S. 225 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Ali İmam Musa Kâzım
Allah, salih toplulukların, ʺRabbimiz! sin.ʺ1 söylediklerini anlatıyor. Çünkü onlar kalplerin haktan saptıklarını ve eski körlüklerine ve alçaklıkla‐ rına geri döndüklerini biliyorlardı. Allah tarafından kendisine akıl bahşedilmeyen kimse, Allahʹtan kork‐ maz. Bir kimse Allah tarafından akılla ödüllendiril‐ memişse o kimse, kalbinde algılayacağı ve gerçekliği‐ ni hissedeceği sarsılmaz bir bilgi üzere sebat göster‐ mez. Zaten sözleri fiillerini doğrulayan ve gizlisi açı‐ ğına uygun olan kimselerden başkası bu dereceye e‐ rişmez. Çünkü Allah, aklın gizlisini ancak onun açığı ve konuşanıyla gösterir. Ey Hişam! Emirüʹl‐Müminin (Ali b. Ebu Talib ‐a‐ leyhiʹs‐selâm‐) şöyle derdi: Allahʹa akıldan daha üs‐ tün bir şeyle ibadet edilmiş değildir. Şu çeşitli haslet‐ lere sahip olmadıkça, insanın aklı tamamlanmış ol‐ maz: Küfür ve kötülükten yana ondan emin olunur. Ondan doğruluk ve hayır umulur. Malının fazlasını dağıtır. Sözünün fazlasını içinde tutar. Dünyadan al‐ dığı pay ise sadece beslenmektir. Yaşamı boyunca ke‐ sinlikle ilme doymaz. Allah ile beraberken zelil ol‐ mak, onun nazarında başkalarının yanında aziz ol‐ maktan daha iyidir. Tevazu, ona göre şereften daha iyidir.
Başkasının sergilediği az miktardaki iyilikleri çok görür, kendisinin sergilediği çok miktardaki iyi‐ likleri …
KAZ_0230 · S. 225 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Ali İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Başkasının sergilediği az miktardaki iyilikleri çok görür, kendisinin sergilediği çok miktardaki iyi‐ likleri ise azımsar. Bütün insanları kendisinden daha iyi görür. Kendi yanında kendinin, insanların en kö‐ tüsü olduğunu düşünür. İşte bu, işin tamamıdır (ak‐ lın kemalidir). Ey Hişam! Dili doğru olanın ameli temiz olur. Ni‐ yeti iyi olanın rızkı artar. Kardeşlerine ve ailesine iyi‐ lik ve ihsanda bulunan kimsenin ömrü uzun olur. Ey Hişam! Cahillere hikmeti öğretmeyin, hikmete zulmetmiş olursunuz. Ehil olanlara da öğretmezlik etmeyin, onlara zulmetmiş olursunuz. Ey Hişam! Onlar, hikmeti size bıraktıkları gibi, siz de dünyayı onlara bırakın. Ey Hişam! İnsanlığı, kişiliği olmayanın dini de ol‐ maz. Aklı olmayanın da insanlığı, kişiliği olmaz. En yüksek mertebede olan insan, dünyayı kendisi için bir değerli pay olarak görmeyen kimsedir. Sizin bedenle‐ rinizin asıl fiyatı cennettir. Bedenlerinizi cennetten baş‐ ka bir fiyata satmayın…1 Ey Hişam! Emirüʹl‐Müminin (a.s) şöyle derdi: Bir meclisin başköşesine ancak şu üç özelliği üzerinde ta‐ şıyan kimse oturur: Bir soru sorulduğu zaman cevap verir. İnsanların güçlük çektikleri durumlarda konu‐ şur. Ailesinin yararına olan görüşler ortaya koyar. Bir kimsede bu özellikler yoksa ve gidip meclisin başkö‐ şesine oturursa, o kimse ahmaktır. Hasan b. Ali (a.s) de şöyle demiştir: ʺBir ihtiyacını‐ zı gidermek istediğinizde, onu ehlinden isteyin.ʺ Ora‐ da hazır bulunanlar dediler ki: ʺEy Resulullahʹın oğlu, ehli kimdir?ʺ Dedi ki: ʺAllahʹın kitabında kıssalarını anlattığı, andığı ve haklarında, ʹAncak temiz akıl sa‐ hipleri öğüt alıp düşünürler.ʹ2 dediği, akıl sahibi kim‐ selerdir.ʺ
Ali b. Hüseyin (a.s) şöyle der: Salihlerle oturmak, salih olmaya götürür.
KAZ_0231 · S. 230 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Ali İmam Hüseyin İmam Musa Kâzım
Ali b. Hüseyin (a.s) şöyle der: Salihlerle oturmak, salih olmaya götürür. Âlimlerin davranışları, aklı ar‐ tırıcı etkinliğe sahiptir. Adil velilere itaat etmek, onur ve izzeti artırır. Malı verimli kılmak da, kişiliğin ta‐ mam oluşunun göstergesidir. Doğruyu öğrenmek is‐ teyenlere doğruyu göstermek, nimetin hakkını ver‐ mektir. Başkasına eziyet etmekten vazgeçmek, aklın olgunluğunun göstergesidir. Bedenin dünya ve ahi‐ rette rahat etmesi de aklın kemalindendir. Ey Hişam! Akıllı insan, kendisini yalanlamasından endişe ettiği kimseyle konuşmaz. Vermemesinden kork‐ tuğu bir kimseden, bir şey istemez. Güç yetiremeyeceği şeyi vaat etmez. Hak ettiğinden fazlasını ummaz. Üs‐ tesinden gelemeyip elden kaçıracağından korktuğu şe‐ yi, gerçekleştirmeye kalkışmaz. Emirüʹl‐Müminin (İmam Ali ‐a.s‐) ashabına şu tav‐ siyede bulunuyordu: Gizlide ve açıkta Allahʹtan kork‐ manızı, hoşnutlukta ve öfkede adil olmanızı, fakirlik‐ te ve zenginlikte çalışmanızı, sizinle ilişkilerini kesen‐ lerle bağlarınızı sürdürmenizi, size haksızlık edenleri affetmenizi, sizi mahrum edene acımanızı tavsiye edi‐ yorum. Bakışınız ibret amaçlı, sessizliğiniz düşünmek olsun. Sözünüz zikir, huyunuz cömertlik olsun.
Çün‐ kü cömert insan cehenneme, cimri insan da cennete girmez.
KAZ_0232 · S. 230 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Çün‐ kü cömert insan cehenneme, cimri insan da cennete girmez. Ey Hişam! Allahʹtan hakkıyla hayâ edene, başı ve içindekileri,1 karnı ve kapladıklarını muhafaza edene, ölümü ve belayı hatırlayana, cennetin zorluklarla ku‐ şatıldığını,1 cehennemin de çekici süslerle bezendiğini bilene Allah rahmet etsin. Ey Hişam! Bir kimse insanların ırzlarına dil uzat‐ maktan kaçınırsa, Allah kıyamet günü onun sürçme‐ lerini azaltır. Kim insanlara yönelik öfkesini tutarsa, Allah da kıyamet günü ona yönelik öfkesini tutar. Ey Hişam! Akıllı insan, isteğine uygun olsa da ya‐ lan söylemez. Ey Hişam! Resulullahʹın (s.a.a) kılıcının askısında şöyle yazıyordu: Allahʹa karşı en azgın ve asi insan, kendisine vurandan başkasını vuran, katilinden baş‐ kasını öldüren, kendisine ait olmayan kölelere efendi‐ lik eden kimsedir. Bu kimse, Allahʹın, peygamberi Muhammedʹe indirdiklerini inkâr etmiştir. Bir kimse sünnette olmayan bir şey ihdas eder veya bu gibi asıl‐ sız şeyleri ihdas edene sığınak verirse, Allah kıyamet günü onun amelini kabul etmez. Ey Hişam! İnsanın marifetten sonra Allahʹa kulluk ettiği en faziletli amel namaz, anne ve babaya iyilik, kıskançlığı, kendini beğenmişliği ve övünmeyi terk et‐ mektir.
Ey Hişam! Seni bekleyen günlerini ıslah et. Bunun hangi gün olduğuna bak ve o gün için bir cevap ha‐ zırla.
KAZ_0233 · S. 230 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Ali İmam Hüseyin İmam Musa Kâzım
Ey Hişam! Seni bekleyen günlerini ıslah et. Bunun hangi gün olduğuna bak ve o gün için bir cevap ha‐ zırla. Çünkü sen durdurulup sorgulanacaksın. Za‐ mandan ve zamanın ehlinden gerekli dersleri al, la‐ zım olan öğütleri çıkar. Çünkü zaman hem uzun ol‐ makla birlikte kısadır. O hâlde sevabını görüyormuş‐ sun gibi amel et, o zaman amel etmeye daha istekli olursun. Allahʹın mesajını iyi düşün, doğru anla. Za‐ manın tasarrufuna ve ehline dikkatlice bak. Çünkü dünyaya ait olup gelecek olan şey, geçmiş olan şey gi‐ bidir. Dolayısıyla geçmişten ibret alarak geleceği kar‐ şıla. Ali b. Hüseyin (a.s) şöyle demiştir: ʺYeryüzünün doğularında ve batılarında, denizlerinde ve karala‐ rında, ovalarında ve dağlarında üzerine güneş doğan şeylerin tamamı, Allahʹın velilerinden bir veli, Allahʹı hakkıyla bilen bir arif yanında bir gölgecikten başka bir anlam ifade etmez.ʺ Sonra şöyle buyurdu: ʺO hâlde bu artığı (dünyayı) ehline bırakmak daha iyi değil mi? Sizin nefislerinizin cennetten başka bir fiyatı yoktur, onu cennetten başka bir fiyat karşılığında satmayın. Çünkü Allahʹın bağışı olarak dünyaya razı olan kimse, çok değersiz bir şeye razı olmuştur.ʺ Ey Hişam!
Bütün insanlar yıldızları görür; fakat sadece onların yörüngelerini ve menzillerini bilenler, onlarla …
KAZ_0234 · S. 230 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Bütün insanlar yıldızları görür; fakat sadece onların yörüngelerini ve menzillerini bilenler, onlarla yollarını bulabilirler. Aynı şekilde siz de hik‐ meti öğreniyorsunuz; ama sadece onunla amel eden‐ ler doğru yolu bulabilirler. Ey Hişam! İsa (a.s) Havarilere şöyle dedi: ʺEy kötü kullar! Hurma ağacının uzunluğu size zor geliyor, gö‐ zünüzde büyütüyorsunuz. Dikenlerini, zahmetini ve yüksekliğini hatırlıyor, meyvesinin tatlılığını, güzelli‐ ğini unutuyorsunuz. Aynı şekilde ahirete dair amelle‐ rin zahmeti, uzun bir süre sonra gerçekleşmesi aklını‐ za geliyor; ama kavuşacağınız nimetleri, nurları ve meyveleri aklınıza getirmiyorsunuz. Ey kötü kullar! Buğdayı ayıklayın, temizleyin, ö‐ ğütün, sonra pişirin. O zaman tadını alırsınız, yemesi kolay ve lezzetli olur. Aynı şekilde imanınızı da arın‐ dırın, kemale erdirin, o zaman imanın tadına varır, onun akıbetinden faydalanırsınız.ʺ
ʺSize hakkı söylüyorum: Eğer karanlık bir gecede katranla tutuşturulan bir kandil bulursanız, hemen o‐ nunla …
KAZ_0235 · S. 233 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
ʺSize hakkı söylüyorum: Eğer karanlık bir gecede katranla tutuşturulan bir kandil bulursanız, hemen o‐ nunla bulunduğunuz yeri aydınlatırsınız ve katranın kötü kokusuna aldırmazsınız. Aynı şekilde hikmeti de kimde bulursanız, almanız gerekir ve onun hikme‐ te ilişkin kötü yaklaşımı, yanlış beklentisi sizi bundan alıkoymamalıdır.ʺ ʺEy dünyanın kulları! Size hakkı söylüyorum: Sev‐ diğiniz şeyleri terk etmedikçe, ahiret şerefine kavu‐ şamazsınız. Tövbe etmeyi yarına bırakmayın. Çünkü yarından önce bir gündüz ve bir gece vardır ki, Allah‐ ʹın kaza ve kaderi onlarda da geçerlidir, etkisini sür‐ dürmektedir.ʺ ʺSize hakkı söylüyorum: İnsanlara borçlu olmayan bir insan, borçlu olana göre borcunu en güzel şekilde ödese de daha rahat olur, daha az sıkıntı çeker. Aynı şekilde günah işlemeyen kimse, halis bir niyetle tövbe edip pişmanlık duysa da, günah işleyen kimseye göre daha rahat olur. Hiç kuşkusuz küçük ve önemsenme‐ yen günahlar İblisʹin tuzaklarıdır. İblis bu gibi günah‐ ları sizin gözünüzde küçültür, önemsizleştirir. Der‐ ken bu günahlar birikmeye, çoğalmaya ve sizi dört koldan sarmaya başlarlar.ʺ ʺSize hakkı söylüyorum: Hikmet karşısında insan‐ lar iki kısma ayrılır: Bir kısmı söz olarak hikmeti en sağlam şekilde anlar ve fiilleriyle onu tasdik eder. Bir kısmı da söz olarak en güzel şekilde kavrar; ama kötü fiillerle onu zayi eder. Bu ikisi arasında ne büyük fark vardır! Ne mutlu fiilleriyle tasdik eden âlimlere! Ya‐ zıklar olsun ilimleri sözde kalan âlimlere!ʺ ʺEy kötü kullar! Allahʹın mescitlerini bedenleriniz ve alınlarınız için zindana çevirin. Kalplerinizi de tak‐ va evleri hâline getirin. Kalpleriniz, şehvetlerin barı‐ nağı hâline gelmesin.ʺ
ʺBelalar karşısında en fazla sızlayanınız, dünyaya en çok sevgiyle bağlananızdır.
KAZ_0236 · S. 234 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
ʺBelalar karşısında en fazla sızlayanınız, dünyaya en çok sevgiyle bağlananızdır. Belalara karşı en sabır‐ lınız da, dünyaya karşı en fazla zahitlik edeninizdir.ʺ ʺEy kötü kullar! Avını kapıp kaçan çaylak, aldatıcı tilki, hain kurt ve vahşice parçalayan aslan gibi olma‐ yın. İnsanlara öyle davranmayın; kimini kapıp gö‐ türmeyin, kimini aldatmayın, kimini de haince tuzağa düşürmeyin.ʺ ʺSize hakkı söylüyor. Bedenin zahirinin sağlıklı, içininse ifsat olmuş olması ona bir fayda vermez. Ay‐ nı şekilde kalpleriniz bozuk iken bedeninizin dış gö‐ rünüşünün beğeneceğiniz tarzda güzel olması, kalp‐ leriniz pislik içindeki iken derinizin temiz olması size bir fayda sağlamayacaktır. Un gibi işe yarar şeyleri dışarı atıp işe yaramaz kabukları içinde tutan kalbur gibi olmayın. Siz de böylesiniz. Ağzınızdan hikmet dökülüyor; ama göğüslerinizin içinde kin ve kötülük kalıyor. ʺ ʺEy dünyanın kulları! Sizin durumunuz, insanlara ışık saçan ama kendini yakan muma benzer.ʺ ʺEy İsrailoğulları! Dizlerinizin üzerinde sürünmek suretiyle de olsa âlimlerin meclislerini hınca hınç dol‐ durun.
Çünkü yüce Allah, ölü toprağı şiddetle yağan bir yağmurla dirilttiği gibi, ölü kalpleri de hikmet nu‐ ruyla …
KAZ_0237 · S. 234 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Çünkü yüce Allah, ölü toprağı şiddetle yağan bir yağmurla dirilttiği gibi, ölü kalpleri de hikmet nu‐ ruyla diriltir.ʺ Ey Hişam! İncilʹde şöyle yazar: Ne mutlu birbirle‐ rine merhamet edenlere! Onlar kıyamet günü merha‐ met görürler. Ne mutlu insanların arasını düzeltenle‐ re! Onlar kıyamet günü yakınlaştırılırlar. Ne mutlu kalplerini arındıranlara! Onlar kıyamet günü koru‐ nurlar. Ne mutlu dünyada tevazu gösterenlere! Onlar kıyamet günü mülk minberlerinin üzerine çıkarılırlar. Ey Hişam! Az konuşmak, büyük bir hikmettir. Susmayı bilin. Çünkü susmak; güzel bir emanet, yü‐ kün azlığı ve günahların hafifliği demektir. Hilmin kapısını sağlam tutun. Hilmin kapısı da sabırdır. Hiç şüphesiz yüce Allah, hayret edilecek bir husus olma‐ dan, durmadan gülen ve bir ihtiyacı olmadan yürü‐ yen kimselere buğzeder. Vali çoban gibi olmalıdır. Sürüsünden gafil olmamalı, onlara karşı büyüklen‐ memelidir. Gizli hâllerinizle ilgili olarak Allahʹtan ut‐ anın, açık hâllerinizde insanlardan utandığınız gibi. Bilin ki hikmetle ilgili tek bir söz dahi müminin yiti‐ ğidir. O hâlde bu hikmetli söz ortadan kaldırılmadan önce onu öğrenin.
Hikmetli sözün ortadan kalkması ise, âlimlerin aranızdan çıkarılması şeklinde olur.
KAZ_0238 · S. 234 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Hikmetli sözün ortadan kalkması ise, âlimlerin aranızdan çıkarılması şeklinde olur. Ey Hişam! İlimle ilgili olarak bilmediklerini öğren, cahile de öğrendiğini öğret. İlminden dolayı âlimi yü‐ celt, onunla çekişmeyi bırak. Cehaletinden dolayı ca‐ hili küçült; ama kovma; aksine yakınlaştır ve onu eğit. Ey Hişam! Şükrünü eda etmekten aciz olduğun her nimet, sorumlu tutulacağın bir kötülük mesabe‐ sindedir. Emirüʹl‐Müminin (a.s) şöyle buyurmuştur: ʺAllahʹın bazı kulları vardır ki, Allah korkusu onların kalplerini kırmıştır. Bu yüzden akıllı ve fasih insanlar oldukları hâlde susup kalmışlardır. Tertemiz ameller işleyerek Allahʹa koşarlar. İşledikleri çok ameli çok gör‐ mezler ve kendileri için az bir amele de razı olmazlar. Kendilerini kötüler olarak görürler, zeki ve iyi kimse‐ ler değil.ʺ Ey Hişam! Utanma duygusu (hayâ) imandandır. İman ise cennettedir. Hayâsızlık ise kabalık ve görgü‐ süzlüktendir. Kabalık ve görgüsüzlük ise cehennem‐ dedir. Ey Hişam! Konuşanlar üç kısma ayrılır: Kazançlı çıkanlar, zarar görmeyenler, helak olanlar. Kazançlı çıkanlar, Allahʹı zikredenlerdir. Zarar görmeyenler, susmasını bilenlerdir. Helak olanlar, batıl meselelere dalanlardır.
Yüce Allah, hayâsız, utanmaz, açık saçık sözlerle gülüp eğlenen, ne dediğine ve kendisi için ne dendiğine …
KAZ_0239 · S. 234 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Yüce Allah, hayâsız, utanmaz, açık saçık sözlerle gülüp eğlenen, ne dediğine ve kendisi için ne dendiğine aldırmayan yüzsüzlere cenneti haram kıl‐ mıştır. Ebu Zer (r.a) şöyle derdi: ʺEy ilim peşinde olan kimse! Şu dil, hem hayrın, hem de şerrin anahtarıdır. Altınını ve belgelerini bir yere koyup kilitlediğin gibi, ağzının üzerini de kilitle.ʺ Ey Hişam! Kulun ikiyüzlü, iki dilli olması ne kö‐ tüdür! Kardeşini görünce onu över, arkasından ise gıybetini edip kötüler. Bir şeye nail olursa kıskanır, bir musibete uğrasa yüz üstü bırakır. Hiç şüphesiz se‐ vabı en çabuk verilen hayır, iyiliktir. Cezası en çabuk verilen kötülük de zinadır. Allahʹın kullarının en kö‐ tüsü, hayâsızlığı nedeniyle beraber oturulmasından hoşlanılmayan kimsedir. İnsanlar, sadece dillerinin söyledikleri yüzünden burunları üstünde sürtünerek cehenneme girerler. Kişinin Müslümanlığının güzel‐ liğinin alameti, kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesidir. Ey Hişam! Kişi korku ve ümit arasında bir düzeye erişmeden mümin olamaz. Korktuğu ve ümit ettiği şey için çalışmadıkça da korku ve ümit düzeyine eri‐ şemez. Ey Hişam!
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: İzze‐ tim, celalim, azametim, kudretim, heybetim ve yüce‐ liğim hakkı için bir …
KAZ_0240 · S. 234 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: İzze‐ tim, celalim, azametim, kudretim, heybetim ve yüce‐ liğim hakkı için bir kul, benim arzumu kendi arzusu‐ na tercih edince, zenginliği onun nefsinde kılarım. Bütün ilgisini ahirete yöneltirim. Bulunduğu yerde o‐ na kâfi gelirim, ihtiyaçlarını karşılarım. Gökler ve yer onun rızkını garanti eder. Onun için her tüccarın ve ticaretinin arkasında ben olurum. Ey Hişam! Öfke kötülüğün anahtarıdır. Müminle‐ rin en kâmili, ahlâkı en güzel olandır. Elinden geli‐ yorsa insanların arasına karışma, eğer karışırsan, an‐ cak onlara karşı veren el olduğun durumlarda arala‐ rına karış. Ey Hişam! Yumuşak ol. Çünkü yumuşaklık, uğur ve berekettir, sertlik ve kabalık ise uğursuzluktur. Yu‐ muşaklık, iyilik, güzel ahlâk dünyayı imar eder, rızkı da artırır. Ey Hişam! ʺİyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?ʺ1 ayeti müminler, kâfirler, iyiler ve günahkâr‐ lar olmak üzere herkes için geçerlidir. Bir kimseye iyi‐ lik yapılırsa, onun karşılığını vermesi gerekir. Karşılık demek, sana yapılanın aynısını yaparak kendini üs‐ tün görmen demek değildir. Eğer onun yaptığı gibi yaparsan, üstünlük ondadır. Çünkü ilk başlatan odur. Ey Hişam!
Dünya yılana benzer; dokununca yu‐ muşacıktır, ama içi öldürücü zehirle doludur.
KAZ_0241 · S. 234 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Dünya yılana benzer; dokununca yu‐ muşacıktır, ama içi öldürücü zehirle doludur. Akıllı yetişkin adamlar ondan sakınırken, küçük çocuklar elleriyle ona dokunmak isterler. Ey Hişam! Allahʹa ibadet üzere sabret. Allahʹa kar‐ şı çıkmaktan sakınma hususunda sabırlı ol. Dünya hayatı, içinde bulunulan andan ibarettir. Geçene se‐ vinmenin de, üzülmenin de anlamı yoktur. Gelmeye‐ nin de nasıl olduğunu bilemezsin. Sen içinde bulun‐ duğun anda sabret. O zaman sevinç içinde olup hâlin daha güzel olur. Ey Hişam! Dünya deniz suyu gibidir, susuz kimse ondan içtikçe susuzluğu artar, sonunda da onu öldü‐ rür. Ey Hişam! Kibirlenmekten sakın. Çünkü kalbinde zerre ağırlığınca kibir bulunan kimse cennete girmez. Büyüklük Allahʹın ridasıdır. Kim Allahʹın ridasını çe‐ kip almaya kalkışırsa, Allah onu yüzükoyun cehenne‐ me sürükler. Ey Hişam! Her gün nefsini muhasebe etmeyen kimse bizden değildir. Eğer iyi amel işlemişse, daha fazlasını işler, kötü amel işlemişse, Allahʹtan bağışlan‐ ma dileyip tövbe eder.
Ey Hişam! Dünya İsa Peygamberʹe (a.s) yeşil giysi‐ li bir kadın suretinde göründü.
KAZ_0242 · S. 238 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Ey Hişam! Dünya İsa Peygamberʹe (a.s) yeşil giysi‐ li bir kadın suretinde göründü. Ona sordu: ʺKaç kere evlendin?ʺ ʺÇok.ʺ dedi. İsa (a.s), ʺHepsi de seni boşa‐ dı, öyle mi?ʺ dedi. ʺAksine, hepsini öldürdüm.ʺ dedi. Bunun üzerine İsa (a.s) şöyle buyurdu: ʺYazıklar ol‐ sun senin geride kalan kocalarına! Nasıl geçmiş koca‐ larının akıbetinden ibret almazlar!ʺ Ey Hişam! Bedenin ışığı gözündedir. Eğer göz ışık veriyorsa, bütün beden aydınlıktır. Ruhun ışığı da a‐ kıldır. Kul akıllı ise, Rabbini de bilir. Rabbini bilince de dinini görür (dini konusunda basiretli olur). Eğer Rabbine cahil ise, dinine de uyamaz. Beden ancak can‐ lı bir nefisle ayakta kalabildiği gibi, din de ancak sa‐ dık bir niyetle ayakta kalır. Sadık niyetin olması ise, ancak akıl ile mümkündür. Ey Hişam! Ekin, ovada biter, kayalıklarda değil. Aynı şekilde hikmet de mütevazı kalpleri imar eder; kibirli, zorba kalpleri değil. Çünkü Allah, tevazuu ak‐ lın aleti, kibri de cehaletin aleti kılmıştır. Bilmez misin ki başını kaldırıp tavana çarpan kimse başını yarar; ama tevazu gösterip başını eğen, tavanın altında ba‐ rınır. Kim Allahʹa karşı tevazu göstermezse, Allah o‐ nu alçaltır.
Kim de Allahʹa karşı tevazu gösterirse, Al‐ lah onu yüceltir.
KAZ_0243 · S. 238 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Kim de Allahʹa karşı tevazu gösterirse, Al‐ lah onu yüceltir. Ey Hişam! Fakirliğin en çirkini, zenginlikten sonra olanıdır. Günahın en çirkini, ibadetten sonra olanıdır. Bundan da daha çirkini, Allahʹa ibadet edenin daha sonra ibadeti terk etmesidir. Ey Hişam! Şu iki kişiden başkasının yaşantısında hayır yoktur: Anlayan dinleyici, bildiklerini anlatan âlim. Ey Hişam! Kullar arasında akıldan daha üstün bir şey taksim edilmiş değildir. Âlimin uykusu, cahilin gecelerini ibadet maksadıyla uykusuz geçirmesinden daha hayırlıdır. Allah, akıllı kimselerden başkasını peygamber olarak göndermemiştir. Öyle ki peygam‐ berin aklı bütün çalışanların çalışmalarından daha üs‐ tündür. Bir kul akledip anlamadıkça, Allahʹın koydu‐ ğu farzlardan herhangi birini tam anlamıyla yerine getiremez. Ey Hişam! Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: ʺMümini suskun gördüğünüz zaman ona yaklaşın. Çünkü kendisine hikmet veriliyordur. Mümin çok a‐ mel eder, az konuşur. Münafık ise çok konuşur, az a‐ mel ederʺ. Ey Hişam!
Yüce Allah, Davudʹa (a.s) şöyle vahyet‐ ti: ʺKullarıma de ki:
KAZ_0244 · S. 238 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Yüce Allah, Davudʹa (a.s) şöyle vahyet‐ ti: ʺKullarıma de ki: Benimle kendilerinin arasına dün‐ yanın cazibesine kapılmış bir âlimi koymasınlar; o, onları beni zikretmekten, benim sevgimin ve münaca‐ tımın yolundan alıkoyar. Bu gibileri kullarım arasın‐ daki yol kesicilerdir. Onlara yapacağım en basit şey, kalplerinden sevgimin ve münacatımın halâvetini, lez‐ zetini söküp çıkarmamdır.ʺ Ey Hişam! Kim kendi nefsinde büyüklenirse, gö‐ ğün ve yerin melekleri ona lanet eder. Kim kardeşleri‐ ne karşı kibirlenir, onlara üstünlük taslarsa, Allahʹın zıddına gitmiş, Oʹna rakip olmaya kalkışmıştır. Kim kendisinde olmayan bir şeyi iddia ederse, kendisini zor durumda bırakacak ağır bir sorumluluğun altına girmiştir. Ey Hişam! Allah, Davudʹa (a.s) şöyle vahyetmiştir: Ey Davud! Hem kendin sakın, hem de ashabını şeh‐ vet sevgisine karşı uyar. Çünkü dünyevî şehvetlere bağlı kimselerin kalpleri benden örtülüdür. Ey Hişam! Benim dostlarıma karşı büyüklenmek‐ ten, ilminle onlara üstünlük taslamaktan sakın; yoksa Allah, sana gazap eder. Allahʹın sana gazap etmesin‐ den sonra dünyan da, ahiretin de sana bir fayda sağ‐ lamaz. Dünyada, kendisine ait olmayan bir evde otu‐ ran, ama göç etmek için bekleyen biri gibi yaşa.
Ey Hişam! Din ehliyle oturmak dünya ve ahiret şerefidir.
KAZ_0245 · S. 240 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Ey Hişam! Din ehliyle oturmak dünya ve ahiret şerefidir. Akıllı ve öğüt veren birine danışmak uğur‐ dur, berekettir, doğruluktur ve Allah tarafından başa‐ rıdır. Akıllı ve hayır nasihatte bulunan biri sana bir fi‐ kir verdi mi, ona aykırı hareket etmekten sakın. Çün‐ kü bunda helak olmak vardır. Ey Hişam! İnsanlardan sadece akıllı, güvenilir kim‐ selerle oturup kalk. Böyle kimselerle sıcak ilişkiler kur. Diğerlerinden ise yırtıcı bir hayvandan kaçtığın gibi kaç. Bir amel işleyen bir kimsenin Allahʹtan hayâ etmesi gerekir. Ona bir nimet bahşedilince, başkasını da ona ortak etmesi lazım gelir. Karşına, hangisinin daha iyi ve daha doğru olduğunu bilmediğin iki şey çıkarsa, bunlardan hangisi heva ve hevesine yakınsa, ona aykırı hareket et. Çünkü doğruluğun çoğu, heva ve hevesine aykırı hareket etmendedir. Hikmeti nef‐ sinin etkisine sokup cehalet ehli arasında zayi etmek‐ ten sakın. Hişam der ki: İmamʹa (a.s) sordum: ʺEğer hikmeti iste‐ yen bir adam bulsam ve bu adamın aklı anlatacaklarımı kavrayacak genişlikte değilse, ne yapayım?ʺ Buyurdu ki: Ona nasihat ederek nazik davran. Eğer kalbi dara‐ lırsa, nefsini fitneye maruz bırakma. Kibirlilerin ceva‐ bından, tepkisinden sakın. Çünkü ilim, gafletten uyan‐ mayanlara anlatıldığı zaman insanı alçaltır. Dedim ki: ʺİlim hakkında soru sormayı akleden birini bulamazsam, ne yapmam gerekir?ʺ Buyurdu ki: Onun soru sormayı bilmemesini fırsat bil. Böylece söz fitnesinden kurtulmuş olursun. Çünkü fitnelerin en büyüğü tepkidir, rettir. Bil ki, Allah, tevazu göste‐ renleri tevazularına göre değil, kendisinin azametine ve ululuğuna göre yüceltir. Korkanları, korkularına göre değil, keremine ve cömertliğine göre emin kılar.
Üzülenleri üzüntülerine göre değil, şefkatine ve rah‐ metine göre sevindirir.
KAZ_0246 · S. 241 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Üzülenleri üzüntülerine göre değil, şefkatine ve rah‐ metine göre sevindirir. Velilerine eziyet edenleri bile rahmetinin kapsamına alan çok şefkatli ve merhamet‐ li Allahʹı ne sanıyorsun? Kendisi uğruna eziyet çeken‐ lere mi merhamet etmeyecek? Kendisine düşmanlık edenlerin bile tövbesini kabul eden, Tevvab ve Rahim Allahʹı ne sanıyorsun? Kendisinin rızasını kazanmak için çabalayan ve uğrunda kulların düşmanlığını ter‐ cih eden kimselere mi merhamet etmeyecek? Ey Hişam! Kim dünyayı severse, ahiret korkusu o‐ nun kalbinden çıkar. Bir kula ilim verilmişse ve bu i‐ lim, onun dünyaya yönelik sevgisini arttırmışsa, ke‐ sinlikle Allahʹtan uzaklığı, dolayısıyla Allahʹın ona yönelik gazabı da artar. Ey Hişam! Temiz akla sahip, gücünün yetmediği şeyleri bırakan kimsedir. Doğruluğun çoğu, hevaya muhalefettedir. Kimin dünyevî arzuları uzarsa, ameli de kötü olur. Ey Hişam! Eğer ecelin gelişini görsen, bu seni uza‐ yıp giden arzuların peşine düşmekten alıkoyar. Ey Hişam! Hırstan, tamahkârlıktan sakın. İnsanla‐ rın sahip oldukları şeylerden ümidini kes. Kullardan bir şeyler bekleme duygusunu öldür.
Çünkü tamah‐ kârlık ve hırs, zillettir, aklın çürütülmesidir, kişiliğin bozulmasıdır, ırzın lekelenmesidir, …
KAZ_0247 · S. 241 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Çünkü tamah‐ kârlık ve hırs, zillettir, aklın çürütülmesidir, kişiliğin bozulmasıdır, ırzın lekelenmesidir, ilmin unutulma‐ sının sebebidir. Rabbine sarıl ve sadece Oʹna tevekkül et. Hevasının peşinden koşmaktan vazgeçirmek için nefsinle cihat et. Bu, düşmanla cihat etmen gibi senin için bir yükümlülüktür. Hişam der ki: İmamʹa (a.s) sordum: ʺHangi düşmanla cihat etmek daha önceliklidir?ʺ Buyurdu ki: Senin en yakınında olan, sana düşmanlığı en fazla olan, sana en zararlı olan, sana en büyük düşmanlığı besleyen, sana yakın olmasına rağmen senden gizli olan ve düşmanlarını sana karşı kışkırtan düşmanla savaşman daha önceliklidir. O da İblisʹtir. Onun gö‐ revi kalplere vesvese vermektir. Senin ona karşı düş‐ manlığın da şiddetli olmalıdır. Ona karşı savaş aç‐ maktan geri durma. Geri durman onun seni helak et‐ mesine sebep olur. Ama o, gücüne dayanma bakımın‐ dan senden daha zayıftır. Şerrinin çokluğuna rağmen zarar bakımından senden daha azdır. Sen Allahʹa sa‐ rıldığın zaman, doğru yolu bulmuşsundur. Ey Hişam!
Yüce Allah kime üç şeyi ikram etmişse, ona lütufta bulunmuştur:
KAZ_0248 · S. 241 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Yüce Allah kime üç şeyi ikram etmişse, ona lütufta bulunmuştur: Hevasının izinden gitmesi‐ ne engel olacak yeterli akıl, cehaletini etkisiz kılacak yeterli ilim ve fakirlik korkusuna engel olacak yeterli zenginlik. Ey Hişam! Şu dünyadan ve dünya ehlinden sakın! Çünkü dünyada insanlar dört gruba ayrılırlar: 1) Al‐ çalmış, hevasına sarılmış adam. 2) İlimle uğraşan ki‐ birli insan. Bu insanın ilmi arttıkça kibri de artar. O‐ kumasıyla, ilmiyle kendisinden aşağı olanlara üstün‐ lük taslar. 3) Cahil abid. Bu da ibadet bakımından kendisinden aşağı olan kimseleri küçümser. Kendisi‐ nin yüceltilmesini, kendisine saygı gösterilmesini is‐ ter. 4) Basiret sahibi ve hakkın yoluna arif olan âlim. Bu kimse bildikleriyle hakkı gerçekleştirmek ister; a‐ ma gücü yetersizdir veya mağlup konumdadır, bil‐ diklerini gerçekleştirecek güç ve imkândan yoksun‐ dur. Bu yüzden hüzünlüdür, kederlidir. Böyle bir kimse zamanının en ideal şahsiyetidir, akıl olarak en gözdeleridir. Ey Hişam! Aklı ve ordusunu, cehaletini ve ordu‐ sunu tanı. O zaman hidayete erenlerden olursun. Hişam şöyle diyor: Dedim ki: ʺSana kurban olayım. Se‐ nin bize öğrettiğinden başka bir şey bilmiyoruz.ʺ Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu:
Ey Hişam! Allah, aklı yarattı. Akıl, arşın sağ ya‐ nından, Oʹnun nurundan yaratılan ilk ruhanî (soyut) …
KAZ_0249 · S. 243 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Ey Hişam! Allah, aklı yarattı. Akıl, arşın sağ ya‐ nından, Oʹnun nurundan yaratılan ilk ruhanî (soyut) varlıktır. Allah ona, ʺGeri dön.ʺ dedi, akıl geri döndü. Sonra ona, ʺBeri gel.ʺ dedi, akıl beri geldi. Sonra Allah şöyle dedi: ʺSeni büyük bir yaratılışla yarattım ve seni bütün yarattıklarımdan üstün tuttum.ʺ Sonra Allah, cehaleti tuzlu ve karanlık bir denizden yarattı. Ona, ʺGeri dön.ʺ dedi, cehalet geri döndü. Sonra, ʺBeri gel.ʺ dedi, cehalet beri gelmedi. Bunun üzerine Allah ona, ʺBüyüklendin.ʺ dedi ve onu lanetledi. Sonra akla yet‐ miş beş asker bahşetti. Cehalet, Allahʹın akla verdiği değeri, ona bahşetti‐ ği askerleri görünce, içinden akla karşı düşmanlık duy‐ gusu beslemeye başladı ve şöyle dedi: ʺEy Rabbim! O da benim gibi bir varlıktır. Sen onu yarattın, ona ik‐ ramda bulundun, onu güçlendirdin. Bense onun kar‐ şıtıyım. Fakat benim ona karşı koyacak gücüm yok‐ tur. Ona verdiğin gibi, bana da askerler ver.ʺ Allah buyurdu ki: ʺEvet, ama bundan sonra da emrime karşı gelirsen, seni ve askerlerini rahmetim‐ den uzaklaştırırım.ʺ Cehalet, ʺKabul ediyorum.ʺ dedi. Bunun üzerine Allah, ona yetmiş beş asker verdi. Al‐ lahʹın akla verdiği yetmiş beş askerden birisi hayırdır ve o, aklın veziridir. Onun karşıtını ise cehaletin vezi‐ ri olan şer kılmıştır. İman, karşıtı Küfür. Tasdik ~ Yalanlamak. İhlâs ~ Nifak. Ümit ~ Ümitsizlik. Adalet ~ Haksızlık. Hoşnutluk ~ Hırçınlık. Şükür ~ Nankörlük. Halkın Eline Göz Dikmemek ~ Tamahkârlık. Tevekkül ~ İhtiras.
Şefkat ~ Katı Yüreklilik. İlim ~ Cehalet. İffetlilik, Şereflilik ~ Şerefsizlik, Rezillik.
KAZ_0250 · S. 244–245 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Şefkat ~ Katı Yüreklilik. İlim ~ Cehalet. İffetlilik, Şereflilik ~ Şerefsizlik, Rezillik. Züht ~ Dünyaya Düşkünlük. Anlayışlılık ~ Ahmaklık. Yumuşaklık ~ Sertlik, Cüretkârlık. Alçakgönüllülük ~ Kibirlilik Teenni ~ Acelecilik. Ağırbaşlılık ~ Hafiflik, Beyinsizlik. Suskunluk ~ Boşboğazlık. Uysallık ~ Dik Başlılık, Teslimiyet ~ Havalara Girmek, Kibirlenmek. Af ~ Kindarlık. Merhamet ~ Katı Yüreklilik. Yakin ~ Kuşku. Sabır ~ Sabırsızlık. Vazgeçme, Göz Yumma ~ İntikam. Zenginlik (Kanaatkârlık) ~ Yoksulluk (Açgözlülük). Tefekkür ~ Yanılma. Hatırlama ~ Gaflet Etme. İlişkileri Sürdürme ~ Bağları Kesme. Kanaat ~ İhtiras. Yardımlaşma ~ Esirgeme. Dostluk ~ Düşmanlık. Vefa ~ İhanet (Vefasızlık). İtaat ~ İsyankârlık. Boyun Eğme ~ Ululanma. Selamet ~ Bela. Zekâ ~ Kalın Kafalılık. Marifet (Bilmek) ~ İnkâr. İyi Geçinmek ~ Çekişmek. Birbirinin Gıyabında Sağlam Olmak ~ Hileyle Al‐ datmak. Sır Saklamak ~ Sırrı İfşa Etmek. İyilik ~ (Anne ve Babaya) Karşı Gelmek. Gerçekçilik ~ Geciktirmek. Maruf (İyilik) ~ Münker (Kötülük). Takiyye ~ Açığa Vurma. İnsaf ~ Zulüm. Takva ~ Haset. Temizlik ~ Kirlilik. Hayâ ~ Utanmazlık. Dengeli Olmak ~ İsraf, Savurganlık. Rahat ~ Meşakkat. Kolaylık ~ Zorluk. Afiyet (Esenlik) ~ Uğraşmak (Sıkıntı). İtidal ~ Çoğaltma Yarışı. Hikmet ~ Hevese Uymak. Ağırbaşlılık ~ Hafiflik. Mutluluk ~ Bedbahtlık. Tövbe ~ Günahta Israr. Koruma ~ Başıboşluk. Dua ve Yakarış ~ Duadan Kaçınmak. Dirilik ~ Bitkinlik. Sevinç ~ Üzüntü. Kaynaşmak ~ Ayrılık. Cömertlik ~ Cimrilik. Huşu ~ Kendini Beğenmişlik. Yanında Konuşulanı Korumak ~ Koğuculuk (Söz Taşımak). Bağışlanma Dilemek ~ Yüz Çevirip Kendini Aldat‐ mak. Zekilik ~ Ahmaklık. Ey Hişam! Aklın sayılan bu askerlerinin tümü, an‐ cak nebide veya nebinin vasisinde ya da Allahʹın kal‐ bini sınayarak kötülüklerden arındırdığı bir mümin‐ de toplanabilir. Fakat diğer müminlere gelince, on‐ lardan hiç kimse yoktur ki, bu askerlerin bir kısmına sahip olmasın ve gitgide tekâmüle doğru yol almasın, cehaletin askerlerinden peyderpey arınmasın.
İşte an‐ cak bu süreç tamamlandıktan sonra nebiler ve vasiler‐ le birlikte en yüksek derecede yer alır.
KAZ_0251 · S. 245 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
İşte an‐ cak bu süreç tamamlandıktan sonra nebiler ve vasiler‐ le birlikte en yüksek derecede yer alır. Allah, bizi ve sizi, itaatine ulaşmada başarılı kılsın.1 Tevhit ve İlâhî Tedbirin Esasları 1‐ Muhammed b. Ebu Umeyr anlatıyor: Efendim İmam Musa b. Caferʹin (a.s) yanına gittim ve dedim ki: ʺEy Resulullahʹın oğlu! Bana tevhidi öğret.ʺ Bu‐ yurdu ki: Ey Ebu Muhammed! Tevhit konusunda yüce Alla‐ hʹın kitabında anlattıklarının ötesine geçme, aksi tak‐ dirde helak olursun. Bil ki, yüce Allah birdir, tektir. Hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey Oʹna muhtaçtır. Doğmamıştır ki vâ‐ risi olabilsin. Doğrulmamıştır ki ortağı olsun. Eş, evlat ve ortak edinmemiştir. O, ölümsüz daima diri olan‐ dır, acze düşmeyen mutlak kudret sahibidir. Kahredi‐ ci güce sahip ve mağlup edilmeyendir. Acele etmez, halimdir. Tükenmez ebedîdir. Sonu olmayan bakidir. Zeval bulmaz sabittir. Yoksul düşmez zengindir. Zelil olmaz azizdir. Cahil olmaz âlimdir. Zulmetmez adil‐ dir. Cimrilik etmez cömerttir. Akıllar Oʹnu takdir ede‐ mez, vehimler Oʹnu kavrayamaz. Kıtalar Oʹnu kuşata‐ maz. Mekânlar Oʹnu ihtiva edemez. Gözler Oʹnu gö‐ remez; O, gözleri görür. O, latiftir, her şeyden haber‐ dardır. Oʹnun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.
raberdir.ʺ1 O, öncesinden hiçbir şey olmayan ilktir. O, sonrasında hiçbir şey olmayan sondur.
KAZ_0252 · S. 247 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Cafer Sadık Hz. Muhammed İmam Hasan İmam Musa Kâzım
raberdir.ʺ1 O, öncesinden hiçbir şey olmayan ilktir. O, sonrasında hiçbir şey olmayan sondur. O kadim ve öncesizdir, Oʹndan başkası mahlûk ve sonradan ol‐ madır. Mahlûkların sıfatlarından yücedir, uludur, bü‐ yüktür.2 2‐ Zekeriya b. Ümran anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan Musa b. Cafer (a.s) şöyle buyurdu: Göklerde ve yerde bir şey ancak şu yedi ilkeyle ya‐ ratılır: Kaza, kader, irade, meşiyet, yazı, ecel ve izin. Bunun dışında bir şeyi iddia eden kimse Allahʹa karşı yalan söylemiştir ya da Allahʹa karşı bir iddiada bu‐ lunmuştur.3 3‐ Muhammed b. Hakîm anlatıyor: Musa b. Cafer (a.s), babama şöyle yazdı: Yüce Allah, sıfatlarının künhüne varılmaktan ulu‐ dur, yücedir, büyüktür. Oʹnu, kendisini vasfettiği gibi vasfedin. Bundan başka nitelemelerden de uzak du‐ run.4 4‐ Bir başka yerde de şöyle buyurmuştur: Hiç şüphesiz yüce Allahʹa hiçbir şey benzemez. Eşyanın yaratıcısını bir cisimle veya bir suretle veya bir yaratılışla yahut bir sınırlama ile ya da organlarla vasfeden kimsenin bu tutumundan daha utanmazca, daha arsızca bir davranış olabilir mi? Allah bütün bunlardan uludur, yücedir.5
Resulullah'ın Siretinden ve Hayatından 1‐ İbn Tavus ʺet‐Turufʺ adlı kitapta Şeyh İsa b.
KAZ_0253 · S. 248 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Resulullah'ın Siretinden ve Hayatından 1‐ İbn Tavus ʺet‐Turufʺ adlı kitapta Şeyh İsa b. el‐Müs‐ tefad ed‐Darirʹin ʺel‐Vasiyetʺ adlı kitabından naklen İmam Musa b. Caferʹin babasından (üzerlerine selâm olsun) şöyle rivayet ettiğini aktarır: Resulullah (s.a.a) vefat etmek üzere iken ensarı ça‐ ğırdı ve şöyle buyurdu: ʺEy Ensar topluluğu! Ayrılık zamanı gelip çattı. Çağrıldım ve ben de çağrıya icabet ettim. Size komşu oldum, bana en güzel şekilde kom‐ şuluk ettiniz. Yardım ettiniz, yardımın en güzelini yap‐ tınız. Mallarınızı bizimle bölüştünüz. Müslümanlara imkânlarınızı en geniş şekilde açtınız. Allah için can‐ larınızdan geçtiniz. Yaptıklarınıza karşılık Allah en güzel ve en eksiksiz şekilde sizi ödüllendirsin. Geride bir şey kaldı. O da işin tamamlanması, amelin son noktası demektir. Ben bu ikisinin ayrılmamasının ge‐ rektiğini söylüyorum. Bir kıl kadar ayrılırsa, iş tamam‐ lanmış olmaz. Birini uygulayıp öbürünü terk eden kimse, öncekini de inkâr etmiş olur ve Allah onun a‐ daletini ve tasarrufunu kabul etmez.ʺ Dediler ki: ʺYa Resulallah! Bunu nasıl bilelim? Bu‐ nu bizden saklama. Aksi takdirde saparız ve İslâmʹ‐ dan dönmüş oluruz.
Allah ve Resulüʹnün bizim üze‐ rimizdeki nimetinden yüz çeviririz.
KAZ_0254 · S. 248 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Allah ve Resulüʹnün bizim üze‐ rimizdeki nimetinden yüz çeviririz. Yüce Allah, senin aracılığınla bizi helak olmaktan kurtarmıştır ya Resu‐ lallah! Sen, Allahʹın emrini tebliğ ettin, bize öğüt ver‐ din, görevini eksiksiz bir şekilde yerine getirdin. Bize karşı da merhametli, şefkatli davrandın, bize acıdın.ʺ Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: ʺKastettiğim şey‐ ler, Allahʹın kitabı ve benim Ehl‐i Beytʹimdir. Kitap, Kurʹânʹdır. Onda hüccet, nur ve burhan vardır. O, Al‐ lahʹın yepyeni, taptaze sözüdür. Şahittir, muhkemdir, adildir. Helaliyle, haramıyla, hükümleriyle bize ön‐ derdir. Yarın birçok topluluk getirilir ve Kurʹânʹa kar‐ şı tutumları nedeniyle sırat üzerinde bunların ayakla‐ rı kaydırılır. Ey Ensar topluluğu! Ehl‐i Beytʹimin şahsında beni koruyun. Çünkü latif ve her şeyden haberdar olan Al‐ lah, bana, bunların (Kurʹân ve Ehl‐i Beytʹin) havuz ba‐ şında benimle buluşuncaya kadar birbirlerinden ay‐ rılmayacaklarını bildirdi. Haberiniz olsun, İslâm, al‐ tında sütunları bulunan bir çatıdır. Hiçbir çatı daya‐ nacağı sütunlar olmadan ayakta duramaz.
Biriniz al‐ tında sütunları olmadan dümdüz çatıyla gelirse, bu çatının onun üzerine düşmesinden ve onu …
KAZ_0255 · S. 248 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Biriniz al‐ tında sütunları olmadan dümdüz çatıyla gelirse, bu çatının onun üzerine düşmesinden ve onu cehenneme yuvarlamasından korkulur. Ey insanlar! Sütun, İslâm sütunudur ve ona da şu ayette işaret edilmiştir: ʺOʹna ancak güzel sözler yük‐ Salih amel; imama, emir sahibine itaat etmek, onun ipine sarılmaktır. Ey insanlar! Anladınız mı? Ehl‐i Beytʹim hakkında Allahʹtan korkun! Allahʹtan korkun! Onlar karanlıkla‐ rı aydınlatan fenerler, ilim madenleri, hikmet kaynak‐ ları ve meleklerin uğrak yerleridir. Vasim, emanetle‐ rimin muhafızı, vârisim de onlardan biridir. Musa i‐ çin Harun ne ise, o da benim için aynı konumdadır. Dikkat edin, ey ensar topluluğu! Tebliğ ettim mi? Ha‐ zır bulunanlar! Dinleyin. Haberiniz olsun! Fatımaʹnın kapısı benim kapım, evi de benim evimdir. Kim onun evinin hürmetini çiğnerse, Allahʹın perdesini çiğne‐ miş olur. İsa diyor ki: Ebuʹl‐Hasan (a.s) uzun süre ağladı. Sözleri‐ ne ara verdi. Sonra şöyle dedi: Allahʹa yemin ederim, Allahʹın perdesi çiğnendi. Allahʹa yemin ederim, Allahʹın perdesi çiğnendi. Alla‐ hʹa yemin ederim, Allahʹın perdesi çiğnendi…
Sonra sözlerini şöyle sürdürdü: Babam, dedem Muhammed b.
KAZ_0256 · S. 250 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Sonra sözlerini şöyle sürdürdü: Babam, dedem Muhammed b. Aliʹden naklen şöy‐ le dedi: Resulullah (s.a.a) muhacirleri topladı ve onla‐ ra şöyle dedi: ʺEy insanlar! Şüphesiz ben davet edil‐ dim ve ben davetçinin davetine icabet ettim. Rabbime kavuşmayı, peygamber kardeşlerime katılmayı özle‐ dim. Size bildiriyorum ki ben, bir vasiye vasiyette bu‐ lundum. Sizi hayvanlar gibi başıboş bırakıp ihmal et‐ medim. Sizinle ilgili hiçbir işi çözümsüz, kapalı bırak‐ madım.ʺ Ömer b. Hattab ayağa kalktı ve şöyle dedi: ʺYa Re‐ sulallah! Senden önceki peygamberlerin vasiyet ettiği gibi mi vasiyet ettin?ʺ ʺEvet.ʺ dedi. Dedi ki: ʺAllahʹın emri gereğince, yoksa kendinden mi böyle bir vasi‐ yette bulundun?ʺ Buyurdu ki: ʺOtur, ey Ömer! Allah‐ ʹın emri gereğince vasiyet ettim. Onun emri ve itaati uyarınca vasiyet ettim. Benim emrim de Allahʹa itaat demektir. Bana isyan eden, Allahʹa isyan eder. Benim vasime isyan eden, bana isyan eder. Vasime itaat eden, bana itaat eder. Bana itaat eden de, Allahʹa itaat eder. Senin ve arkadaşının istediği gibi değil.ʺ Sonra öfkelendiğini belli eden bir yüz ifadesiyle insanlara döndü ve şöyle dedi: ʺEy insanlar! Benim vasiyetimi dinleyin.
Kim bana iman eder, peygamber‐ liğimi tasdik eder, Allahʹın resulü olduğumu doğru‐ larsa, ona Ali b.
KAZ_0257 · S. 250 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Ali Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Kim bana iman eder, peygamber‐ liğimi tasdik eder, Allahʹın resulü olduğumu doğru‐ larsa, ona Ali b. Ebu Talibʹin velayetini, itaatini ve tasdik edilmesini vasiyet ediyorum. Onun velayeti, benim velayetim ve Rabbimin velayetidir. Size tebliğ ettim. Burada bulunanlar da bulunmayanlara bildir‐ sinler ki, Ali b. Ebu Talip alamettir. Alametin gerisine düşen, sapar. Onu geçen, ateşe düşer. Alametin sağı‐ na düşen, helak olur. Soluna düşen de azar. Başarım ancak Allah iledir. İşittiniz mi?ʺ ʺEvet.ʺ dediler. 2‐ İmam Kâzımʹdan (a.s) şöyle rivayet edilir: Resulullah (s.a.a), Aliʹye (a.s) vasiyeti tevdi eder‐ ken ona şöyle dedi: ʺBunun için, yarın arşın Rabbi yü‐ ce Allahʹın huzurunda söyleyeceğin bir cevap hazırla. Çünkü ben kıyamet günü, Allahʹın kitabı, helali ve haramı, muhkemi ve müteşabihi hakkında Allahʹın indirdiği ve sana emrettiğim şekliyle, Allahʹın indir‐ diği farzlar, marufu emretme ve münkerden sakın‐ dırma gibi hükümler, Allahʹın hadlerinin ve şartları‐ nın ve diğer bütün işlerin ikame edilmesi, namazın vaktinde kılınması, zekâtın hak edenlere verilmesi, hac ve Allah yolunda cihat hakkında seni delil göste‐ receğim.
O zaman ne söyleyeceksin ey Ali?ʺ Buyurdu ki: ʺAnam‐babam sana feda olsun.
KAZ_0258 · S. 250 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Ali İmam Musa Kâzım
O zaman ne söyleyeceksin ey Ali?ʺ Buyurdu ki: ʺAnam‐babam sana feda olsun. Senin Allahʹın katındaki kerametin, yüksek menzilin ve sa‐ na bahşettiği nimetin hatırı için Rabbimin bana yar‐ dım etmesini, bana sebat vermesini umuyorum. O‐ nun huzurunda eksik, kusurlu, aşırıya kaçmış; senin, kendimin, atalarımın ve analarımın yüzlerini mahcu‐ biyet içinde bırakan olarak durmamayı temenni edi‐ yorum. Bilakis beni ‐anam‐babam sana feda olsun‐ vasiyetini sürdüren; vasiyetine, metoduna ve yoluna yaşadığı sürece ve huzuruna alınacağı güne kadar tâ‐ bi olan biri olmayı umuyorum. Sonra ilkinden itiba‐ ren bütün evlatlarımın da eksiksiz ve aşırıya kaçmak‐ sızın bu yolu takip etmelerini temenni ediyorum.ʺ Ali (a.s) diyor ki: Sonra yüzüne ve göğsünün üze‐ rine kapandım. Bir yandan da şöyle diyordum: A‐ nam‐babam sana feda olsun, senden sonra bu yalnız‐ lık çekilir mi? Kızının ve iki oğlunun yalnızlığı ne ağır olacak! Ey kardeşim! Senden sonraki kederim ne bit‐ mez tükenmez olacak! Evimden göklerin haberleri ke‐ silecek. Senden sonra Cebrail ve Mikâil ortadan kay‐ bolacak. Bir izini göremeyecek, seni hissetmeyeceğim, ah!ʺ Sonra Allah Resulü (s.a.a) uzun süre baygın kal‐ dı, ardından ayıldı. İmam Musa Kâzım (a.s) diyor ki:
Babama sordum: ʺAyıldıktan sonra ne oldu?ʺ Bu‐ yurdu ki: Kadınlar içeri girdiler, ağlamaya başladılar.
KAZ_0259 · S. 252 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Kâbe Hz. Muhammed İmam Ali Cem İmam Musa Kâzım
Babama sordum: ʺAyıldıktan sonra ne oldu?ʺ Bu‐ yurdu ki: Kadınlar içeri girdiler, ağlamaya başladılar. Sesleri yükseldi. Muhacirlerden ve ensardan oluşan insanlar kapının önünde biriktiler. Ortalık bu şekilde ana baba günü iken, ʺAli nerede?ʺ diye seslenildi. Ali geldi ve Resulullahʹın (s.a.a) yanına girdi. Üzerine ka‐ pandı. Resulullah (s.a.a) ona şöyle dedi: ʺEy karde‐ şim! İyi anla, Allah seni anlayış sahibi kılsın, seni doğ‐ rultsun, sana doğruyu göstersin, sana yardım etsin, günahını bağışlasın ve şanını yüceltsin.ʺ ʺBil ki, ey kardeşim! İnsanlar başka bir şeyle uğ‐ raştıkları için benimle ilgilenmeyeceklerdir. Sen, üm‐ met içinde Kâbe gibisin. Allah onu bir alamet olarak dikmiştir. Her derin vadiden sana ve düz ovadan sa‐ na gelinir, sen gitmezsin. Sen hidayet alametisin, di‐ nin nurusun. O da Allahʹın nurudur, ey kardeşim! Be‐ ni hak ile gönderene yemin ederim ki, yüce Allahʹın seninle ilgili olarak onlara farz kıldığı hususu teker teker kendilerine haber verdikten sonra, bunun aksi‐ nin yol açacağı tehlikeleri de onlara bildirdim. Sana itaat etmelerinin gerekliliğini açıkladım. Hepsi olum‐ lu cevap verdi ve yetkinin sana ait olduğunu kabul et‐ tiler. Ama söylediklerinin aksine davranacaklarını bi‐ liyorum.ʺ ʺBen vefat ettikten ve sen de sana vasiyet ettiğim şeylerin tamamını yerine getirip beni kabre koyduk‐ tan sonra evine kapan, Kurʹânʹı cem et, nüzul ettiği şekliyle farzlarını ve hükümlerini bir araya getir. Son‐ ra kınanmanı gerektirmeyecek bir tarzda sana emret‐ tiğimi yapmaya çalış. Bana kavuşuncaya kadar onla‐ rın sana karşı işleyecekleri yanlışlıklardan dolayı sab‐ ret.ʺ1
3‐ İsa ed‐Darir anlatıyor: İmam Musa Kâzımʹa (a.s) sor‐ dum:
KAZ_0260 · S. 253 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
3‐ İsa ed‐Darir anlatıyor: İmam Musa Kâzımʹa (a.s) sor‐ dum: ʺİnsanlar arasında bir söz dönüp dolaşıyor, güya Resulullah (s.a.a) önce Ebu Bekirʹin, sonra da Ömerʹin halka namaz kıldırmalarını söylemiş?ʺ Uzun süre başını eğdi, son‐ ra şöyle dedi: Söyledikleri gibi değil. Ama sen ey İsa, meseleleri fazla kurcalıyorsun, ortaya çıkarmadıkça rahat etmi‐ yorsun. Dedim ki: ʺAnam babam sana feda olsun. Ben dinim hususunda bana faydalı olacak, daha derin bir bilgiye sahip olup fakih olmamı sağlayacak ve sapmama engel olacak şeyleri soruyorum. Bilmiyorum, bu gibi meseleleri senin gibi bana açıklayacak birini ne zaman bulurum?ʺ Buyurdu ki: Resulullahʹın (s.a.a) hastalığı ağırlaşınca Aliʹyi (a.s) çağırdı. Başını göğsüne koydu, kendinden geçmişti. O sırada namaz vakti girmiş, ezan okunmuştu. Aişe dı‐ şarı çıktı ve ʺEy Ömer! Çık ve namazı sen kıldır.ʺ de‐ di. Ömer, ʺBabanın kıldırması daha uygundur.ʺ dedi. Aişe, ʺDoğru söylüyorsun.ʺ dedi, ʺAma o yumuşak bir adamdır, insanların ona karşı çıkmalarından kor‐ kuyorum. Git ve sen kıldır.ʺ Ömer ona dedi ki: ʺHa‐ yır, o kıldırsın. Eğer biri ona karşı çıkarsa veya hare‐ kete geçerse, ben ona yardım ederim.
Kaldı ki Mu‐ hammed (s.a.a) bayılmış, ayıldığında da onu göre‐ mez.
KAZ_0261 · S. 253 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Musa Kâzım
Kaldı ki Mu‐ hammed (s.a.a) bayılmış, ayıldığında da onu göre‐ mez. Adam da (Aliʹyi ‐a.s‐ kastediyor) onunla meşgul, onu bırakıp gelmez. O baygınken gelip namaz kıldı‐ ramaz. Eğer ayılırsa, korkarım Aliʹye namazı kıldır‐ masını söyler. Geceden beri münacatlarını ve son söz‐ leri olarak, ʹNamaz! Namaz!ʹ dediğini duydun.ʺ Derken Ebu Bekir halka namaz kıldırmak üzere öne geçti. İnsanlar bundan memnun olmadılar. Sonra Resulullahʹın (s.a.a) ona emrettiğini sandılar. Ebu Be‐ kir henüz başlangıç tekbirini getirmemişti ki Resulul‐ lah (s.a.a) kendine geldi. ʺAbbasʹı çağırın!ʺ dedi. Ab‐ basʹı çağırdılar. O ve Ali, Resulullahʹı (s.a.a) taşıyarak dışarı çıkardılar ki, insanlara namazı kıldırsın. Resu‐ lullah (s.a.a) oturarak namazı kıldırdı. Sonra onu min‐ berin üzerine oturttular. Bundan sonra bir daha min‐ bere çıkmadı. Muhacirlerden ve ensardan bütün Me‐ dineliler toplanmışlardı. Genç kızlar bile örtülerinden çıkıp gelmişlerdi. Ağlaşmalar, bağrışmalar, ʺinna lillah…ʺ ayetini okuma sesleri arasında Resulullah (s.a.a) bir müddet konuşuyor, sonra bir süre susup bekliyordu. Konuştukları arasında şu sözler de vardı: ʺEy Muhacir ve ensar topluluğu!
Şu günümde, şu saatimde yanıma gelen cinler ve insanlar!
KAZ_0262 · S. 253 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Ali İmam Musa Kâzım
Şu günümde, şu saatimde yanıma gelen cinler ve insanlar! Burada bu‐ lunanlarınız, bulunmayanlarınıza bildirsin. Bilesiniz ki, aranızda Allahʹın kitabını bırakıyorum. Onda nur, hidayet ve beyan vardır. Allah hiçbir şeyi eksik bı‐ rakmamıştır. O, benim adıma Allahʹın sizin içinizdeki hüccetidir.ʺ ʺSizin aranızda en büyük alameti, dinin işareti ve hidayet nuru vasim Ali b. Ebu Talibʹi bırakıyorum. Bi‐ lesiniz ki o, Allahʹın ipidir. Hepiniz ona sarılın ve on‐ dan ayrılmayın. Allahʹın üzerinizdeki nimetini hatır‐ layın. Hani siz düşmanlar idiniz de o kalplerinizi kaynaştırdı ve Oʹnun nimeti sayesinde kardeş oldu‐ nuz.ʺ ʺEy insanlar! Bu Aliʹdir. Allahʹın bugünkü ve bu‐ günden sonraki hazinesidir. Bugün ve bugünden son‐ ra kim onu veli edinirse, Allahʹa verdiği sözü eksiksiz yerine getirmiş, üzerindeki görevi ifa etmiş olur. Bu‐ gün ve bugünden sonra kim ona düşmanlık ederse, kıyamet günü kör ve sağır olarak sorguya gelir. Onun Allah katında bir hücceti olmaz.ʺ ʺEy insanlar! Yarın siz dünyayla süslenmiş, benim Ehl‐i Beytʹim ise darmadağın edilmiş, ezilmiş, zulme uğramış, önünüzde onların kanları, sapıklık ve ceha‐ let şuraları ile yanıma gelmeyin.ʺ
ʺHaberiniz olsun, bu işin sahipleri var. Allahʹın ki‐ tabında onları isimlendirdiği ayetleri vardır.
KAZ_0263 · S. 255 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Ali İmam Musa Kâzım
ʺHaberiniz olsun, bu işin sahipleri var. Allahʹın ki‐ tabında onları isimlendirdiği ayetleri vardır. Ben de size onları tanıttım, size bildirmem emredilmiş şeyi size tebliğ ettim. Ama sizi cahil bir kavim olarak gö‐ rüyorum. Benden sonra bilmeden Allahʹın kitabını tevil eden kâfirler ve mürtetler olarak döneceksiniz. Heva ve heveslerinize uyarak kanunlar uyduracaksı‐ nız. Bilesiniz ki Kurʹânʹa muhalif her olay, her söz reddedilmiştir, batıldır.ʺ ʺKurʹân hidayet imamıdır. Onun bir önderi var, insanları ona iletir, hikmet ve güzel öğütle ona davet eder. O, benden sonraki emir sahibidir. Benim ilmi‐ min, hikmetimin, gizlimin ve açığımın vârisidir. Ben‐ den önceki peygamberlerin bıraktıklarının da miras‐ çısıdır. Ben vâris olduğum gibi, miras da bırakırım. Nefsiniz size yalan söylemesin.ʺ ʺEy insanlar! Ehl‐i Beytʹim hakkında Allahʹtan kor‐ kun! Allahʹtan korkun! Çünkü onlar dinin rükünleri, karanlıkları aydınlatan lambalar, ilim madenleridir‐ ler. Ali; benim kardeşim ve vârisimdir, vezirimdir, benim işlerimin güvenilir takipçisi ve emrimin uygu‐ layıcısıdır, sünnetim üzere benim ahdimin tatbikçisi‐ dir.ʺ ʺİnsanlar içinde bana ilk iman eden odur. Öldü‐ ğüm zaman benim yanımda kalan ve benimle ahitle‐ şen son kişidir. Kıyamet günü insanların arasında ba‐ na ilk kavuşacak kimsedir.ʺ ʺBurada bulunanlarınız bulunmayanlarınıza bil‐ dirsin. Kimin bende bir hakkı varsa, işte buradayım. Kim bana bir emanet bırakmışsa, Ali b. Ebu Talibʹe başvursun. O bütün bunların kefilidir. Ta ki kimsenin bende hakkı kalmasın.ʺ1
İmamet ve İmamlar 1‐ Davud er‐Rıkkî anlatıyor: Salih Kul (İmam Kâzım) (a.s) buyurdu ki:
KAZ_0264 · S. 256 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Hasan İmam Musa Kâzım İmam Ali Oniki İmam İmam Cafer Sadık
İmamet ve İmamlar 1‐ Davud er‐Rıkkî anlatıyor: Salih Kul (İmam Kâzım) (a.s) buyurdu ki: Yaşayan ve bilinen bir imam olmadıkça, Allahʹın insanlar üzerindeki hücceti gerçekleşmiş olamaz.1 2‐ Ebu Ali b. Raşid anlatıyor: İmam Musa Kâzım (a.s) buyurdu ki: Yeryüzü hüccetsiz olmaz. Allahʹa yemin ederim, ben, o hüccetim.2 3‐ Ali b. Cafer anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan (a.s) bana dedi ki: Biz ilim ve cesaret bakımından eşitiz. Ama bağış‐ lar bakımından emredildiğimiz oranda bağışta bulu‐ nuruz.3 4‐ Harun b. Harice anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan (a.s) bana de‐ di ki: Biz, Resulullahʹa gösterilen el‐Mesaniʹyiz. Biz, Al‐ lahʹın içinizdeki veçhiyiz. Bizi tanıyanı tanırız. Bizi tanımayanın önünde ise (ulaşamayacağı) yakin var‐ dır.4 5‐ Ebuʹl‐Hasan Musa Kâzım (a.s) ʺYoksa onlar, Allahʹın lütfundan verdiği şeyler için insanlara haset mi ediyorlar?ʺ5 ayetiyle ilgili olarak şöyle buyurdu: ʺKıskanılanlar biziz.ʺ6 6‐ Seyf b. Umeyre rivayet ediyor: Salih Kul Ebuʹl‐Ha‐ sanʹın (a.s) bir adamın öleceğini bildirdiğini duydum. Kendi kendime, ʺŞiaʹsından bir adamın ne zaman öleceğini de mi biliyor?ʺ dedim. Biraz öfkelenmiş gibi bana dedi ki:
Ey İshak! Ruşeyd el‐Hacerî ölümlerin ve belaların zamanını bilirdi.
KAZ_0265 · S. 257 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Hasan İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Ey İshak! Ruşeyd el‐Hacerî ölümlerin ve belaların zamanını bilirdi. İmam bunları bilmeye daha layıktır.1 7‐ Muaviye, İshakʹtan şöyle rivayet etmiştir: Ebuʹl‐Ha‐ sanʹın (a.s) yanında bulunuyordum. O sırada bir adam içeri girdi. İmam Ebuʹl‐Hasan (a.s) ona, ʺEy Falan! Bir aya kalmaz öleceksin.ʺ dedi. Kendi kendime, ʺŞiaʹsından adamların ne zaman öleceklerini de mi biliyor?ʺ dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: Ey İshak! Bunu neden yadırgıyorsun ki, Ruşeyd el‐Hacerî mustazafın (zavallının) biriydi. Bununla be‐ raber ölümlerin ve felaketlerin vakitlerini bilirdi. Bun‐ lara bilmeye İmam daha layıktır.ʺ Sonra sözlerini şöy‐ le sürdürdü: ʺEy İshak! İki sene içinde öleceksin. Eşle‐ rin, çocukların, ailen, hane halkın darmadağın olacak, çok büyük bir iflas yaşayacaklardır.2 8‐ Yakub b. Cafer anlatıyor: Mekkeʹde Ebuʹl‐Hasan (a.s) ile beraberdim. Bir adam ona, ʺAllahʹın kitabıyla ilgili olarak daha önce kimseden duymadığımız tefsirler yapıyorsun.ʺ dedi. Buyurdu ki: Kurʹân insanlardan önce bize indi. Onlardan önce bize tefsir edildi. Biz onun helalini, haramını, nasıhı‐ nı, mensuhunu, seferde nazil olan kısmını, hazarda nazil olan kısmını, hangi gece ne kadar ayet indiğini, kimin ve neyin hakkında indiğini biliriz. Biz, Allahʹın arzında Oʹnun adına hükmedenleriz. Oʹnun mahlûka‐ tının üzerindeki şahitleriyiz. Nitekim yüce Allah, ʺOnların bu şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekile‐ ceklerdir.ʺ3 buyurmuştur. Şahitlik etmek bize ait, sor‐ gulanacak olanlar da diğer insanlardır. Bu sana iletti‐ ğim ve seninle ilgili olarak eda ettiğim bir ilimdir.
Eğer kabul edersen, şükret. Eğer terk edersen, bilesin ki Allah her şeye şahittir.1 9‐ Muhammed b.
KAZ_0266 · S. 258 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Hasan Hz. Muhammed İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Rıza İmam Musa Kâzım
Eğer kabul edersen, şükret. Eğer terk edersen, bilesin ki Allah her şeye şahittir.1 9‐ Muhammed b. Fudayl anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan (a.s) şöyle buyurdu: Aliʹnin (a.s) velayeti meselesi, bütün nebilerin su‐ huflarında yazılıdır. Allah, Muhammedʹin (s.a.a) nü‐ büvvetini, Aliʹnin (a.s) velayetini bildirmediği bir tek resul göndermemiştir.2 10‐ Ali b. Suveyd es‐Sabi anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan el‐Ev‐ vel (a.s) bana gönderdiği bir mektupta şöyle buyurdu: Şu gecelerde öleceğimi ilk olarak sana bildiriyo‐ rum. Feryat etmek, pişmanlık duymak ve şüpheye düşmek yok. Olacak her şey, Allahʹın kesin ve kaçı‐ nılmaz kaderinin gereğidir. Sen, dininin kulpu olan Âl‐i Muhammedʹe (a.s) sarıl. Sağlam kulp olan vasile‐ re sarıl. Dediklerine teslim ol, rıza göster.3 11‐ Said b. Ebu Said el‐Belhî rivayet ediyor: Ebuʹl‐Ha‐ sanʹın (a.s) şöyle dediğini duydum: Şu insanların (Ehl‐i Beytʹe bağlı olmayanların) kıl‐ dıkları her bir namazın vaktinde Allahʹın bir laneti vardır. Dedim ki: ʺSana feda olayım. Bunun sebebi nedir?ʺ Bu‐ yurdu ki: Hakkımızı inkâr etmeleri ve bizi yalanlamaları.4 12‐ Safvan b. Yahya anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan el‐Evvel (Musa b. Cafer ‐a.s‐) buyurdu ki: Allah, Âdemʹin ruhunu kabzettiği günden beri yer‐ yüzünü hiçbir zaman imamsız bırakmamıştır. Onunla
Allahʹa ulaşılır. O, kullar üzerindeki hüccettir.
KAZ_0267 · S. 259 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Allahʹa ulaşılır. O, kullar üzerindeki hüccettir. Onu terk edeni saptırmak ve ondan ayrılmayanı da kur‐ tarmak, Allahʹın üzerine aldığı bir haktır.1 13‐ Abdullah b. Kudame et‐Tirmizî anlatıyor: Ebuʹl‐Ha‐ san (a.s) buyurdu ki: Dört şeyden şüphe eden kimse, Allahʹın indirdik‐ lerinin tümünü inkâr etmiş olur. Bu dört şeyden biri, her zaman ve mekândaki imamı, şahıs ve özellikleriy‐ le birlikte tanımaktır.2 14‐ Ömer b. Yezid anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan el‐Evvelʹin (a.s) şöyle dediğini duydum: İmamı tanımadan ölen kimse cahiliye ölümü üzere ölmüştür. Tanınması gerekli olan, yaşayan imamdır. Dedim ki: ʺBabanın bundan (yani yaşayan imamdan) söz ettiğini duymadım.ʺ Buyurdu ki: Allahʹa yemin ederim ki, söylemiştir. Resulullah (s.a.a) buyurmuştur: Duyup itaat edeceği bir imamı olmadan ölen kimse, cahiliye ölümü üzere ölmüştür.3 15‐ Davud er‐Rıkkî anlatıyor: Salih Kul (a.s) şöyle bu‐ yurdu: Allahʹın kullar üzerindeki hücceti ancak yaşayan ve bilinen bir İmamʹın varlığıyla gerçekleşmiş olur.4 16‐ Muhammed b. Hakîm anlatıyor: Ebuʹl‐Hasanʹa (a.s) İmamʹla ilgili bir soru sordum ve dedim ki: ʺİmamʹa helal ve haramla veya insanların ihtiyaç duydukları başka bir şeyle ilgili bir soru sorulup da onda buna vereceği bir cevabın ol‐ maması mümkün müdür?ʺ Buyurdu ki:
Hayır, bunun cevabı onda mutlaka vardır. İsterse cevap verir, isterse cevap vermez.1 17‐ Safvan b.
KAZ_0268 · S. 260 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Ali Hz. Muhammed İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Hayır, bunun cevabı onda mutlaka vardır. İsterse cevap verir, isterse cevap vermez.1 17‐ Safvan b. Yahya anlatıyor: Ebuʹl‐Hasanʹa (a.s) sor‐ dum: ʺİmamʹa helal ve haramla veya insanların ihtiyaç duy‐ dukları başka bir şeyle ilgili bir soru sorulduğu hâlde onda buna cevap olacak bir bilginin olmaması mümkün müdür?ʺ Buyurdu ki: ʺHayır, verecek cevabı olduğu hâlde söylememesi mümkündür.2 18‐ Ali es‐Sai anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan el‐Evvel Musa (a.s) buyurdu ki: Bizim ilmimiz üç boyuta varmıştır: Geçmiş boyu‐ tu, gelecek boyutu ve meydana gelmekte olan boyu‐ tu. Geçmiş bize açıklanmıştır, gelecek bizim için ya‐ zılmıştır, meydana gelmekte olanlar ise kalbe telkin edilen ilhamlar ve kulaklara yapılan etkiler şeklinde‐ dir. Bu, bizim en üstün bilgimizdir. Bizim Nebiʹmiz‐ den (Muhammedʹden s.a.a) sonra nebi gelmez.3 19‐ Muhammed b. Ali b. Halid el‐Cevvaz anlatıyor: Bir gün Ebuʹl‐Hasanʹın yanına gittim. Remliyeʹdeki evinde bu‐ lunuyordu. Ona baktığım zaman kendi kendime dedim ki: ʺAnam‐babam sana feda olsun, mazlum, öfkeye maruz kal‐ mış ve baskı altında tutulmuş efendim!ʺ Sonra ona yaklaş‐ tım, alnından öptüm ve önünde oturdum. Bana döndü ve şöyle dedi: Ey İbn Halid! Biz bu işi daha iyi biliriz. Kendi i‐ çinde öyle düşünme. Dedim ki: ʺSana feda olayım, Allahʹa yemin ederim ki bununla herhangi bir şey kastetmedim.ʺ Bunun üzerine şöy‐ le dedi:
Biz bu işi bizden başkasından daha iyi biliriz. Eğer istersek bize izin verilir.
KAZ_0269 · S. 261 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Hasan Hz. Muhammed İmam Ali İmam Hüseyin İmam Musa Kâzım
Biz bu işi bizden başkasından daha iyi biliriz. Eğer istersek bize izin verilir. Bu kavim için belirlenmiş bir müddet ve ulaşmaları gereken bir son vardır, mutla‐ ka bu sona varacaklardır. Dedim ki: ʺArtık bir daha içimden böyle bir şey geçir‐ meyeceğim.ʺ Buyurdu ki: Bir daha asla böyle bir şeye yeltenme.1 20‐ Muhammed b. Hakîm rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasan (a.s) buyurdu ki: Sizden öncekiler kıyas yüzünden helak oldular. Allah; helâlı, haramı ile bütün dinini tamamlamadan Peygamberʹinin canını almamıştır. O, yaşadığı süre i‐ çinde sizin muhtaç olduğunuz her şeyi getirmiştir. Yaşarken ondan, vefat ettikten sonra da Ehl‐i Beytʹin‐ den yardım alırsınız. Hiç şüphesiz onun Ehl‐i Beytʹi‐ nin yanında bir Mushaf (kitap) vardır ki, onda tırma‐ lamaya varana kadar her şeyin hükmü yazılıdır. Sonra şöyle buyurdu: Böyle iken, Ebu Hanife diye bir adam çıkmış, ʺAli bir şey demişse, ben de bir şey diyorum.ʺ diyor!2 21‐ Abdullah b. Cündeb anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan (a.s) ba‐ na şöyle yazdı: Biz bir adamı gördüğümüz zaman, gerçek mümin mi münafık mı olduğunu biliriz.3 22‐ Hüseyin b. Ali b. Yaktin babasından şöyle rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasanʹa (a.s) âlimin durumuyla ilgili bir soru sordum. Buyurdu ki: ʺKalbe nükteler ve kulağa da çınlamalar gelir. Bazen de ikisi birden olur.ʺ4
İmam Kâzım'dan (a.s) Sonraki Vasi 1‐ Hasan b. Nuaym es‐Sahhaf şöyle rivayet etmiştir: Ben, Hişam b.
KAZ_0270 · S. 262 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Ali İmam Hasan Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
İmam Kâzım'dan (a.s) Sonraki Vasi 1‐ Hasan b. Nuaym es‐Sahhaf şöyle rivayet etmiştir: Ben, Hişam b. Hakem ve Ali b. Yaktin Bağdatʹtaydık. Ali b. Yaktin dedi ki: ʺel‐Abduʹs‐Salih Musa b. Caferʹin (a.s) ya‐ nında oturuyordum. Yanına oğlu Ali geldi. Bana dedi ki: Ey Ali b. Yaktin! Bu Ali, benim çocuklarımın efendisidir. Ben künyemi (Ebuʹl‐Hasan) ona bağışladım.ʺ Hişam b. Hakem elinin içiyle onun alnına vurdu ve dedi ki: ʺVay sana! Neler söylüyorsun sen?ʺ Ali b. Yaktin dedi ki: ʺAllahʹa yemin ede‐ rim ki, ondan duyduklarımı söyledim.ʺ Bunun üzerine Hi‐ şam dedi ki: ʺİmam, kendisinden sonra imamlık yetkisinin onda olduğunu sana haber vermiş.ʺ1 2‐ Nuaym el‐Kabusî, Ebuʹl‐Hasanʹdan (a.s) şöyle buyur‐ duğunu rivayet eder: Oğlum Ali, çocuklarımın en büyüğüdür. Benim katımda onların en iyisidir. İçlerinde en çok onu seve‐ rim. O benimle birlikte cifre bakar. Ona bir nebi veya vasiden başkası bakamaz.2 3‐ Davud er‐Rıkkî şöyle rivayet etmiştir: Ebu İbrahimʹe Musa Kâzımʹa ‐a.s‐) dedim ki: ʺSana kurban olayım! Artık yaşım iyice ilerledi. Elimden tutup beni ateşten kurtar.ʺ Bu‐ nun üzerine oğlu Rızaʹyı (a.s) işaret etti ve buyurdu ki: Benden sonraki imamınız budur.3 4‐ Muhammed b. İshak b.
Ammar anlatıyor: Ebuʹl‐Ha‐ san el‐Evvelʹe (a.s) dedim ki:
KAZ_0271 · S. 262 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Hasan Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Ammar anlatıyor: Ebuʹl‐Ha‐ san el‐Evvelʹe (a.s) dedim ki: ʺDinimi öğreneceğim birini ba‐ na gösterir misin?ʺ Buyurdu ki: Bu, oğlum Aliʹdir. Babam benim elimden tuttu ve beni Resulullahʹın (s.a.a) kabrinin başına götürdü ve dedi ki: ʺEy oğulcuğum! Allah buyurmuştur ki: ʹBen yeryüzünde bir halife yaratacağım.ʹ1 Hiç kuşkusuz yü‐ ce Allah, bir söz söyledi mi, onu yerine getirir.ʺ2 5‐ Davud er‐Rıkkî şöyle rivayet etmiştir: Ebuʹl‐Hasan Musaʹya (a.s) dedim ki: ʺYaşım iyice ilerledi, kemiklerim in‐ celdi. Ben daha önce babana sormuştum, bana seni göster‐ mişti. Sen de bana, senden sonraki İmamʹın kim olacağını haber ver.ʺ İmam (a.s) buyurdu ki: Benden sonraki imam, şu Ebuʹl‐Hasan er‐Rızaʹdır.3 6‐ Ziyad b. Mervan el‐Kandî ‐Vakıfiye grubuna men‐ suptu‐ anlatıyor: Ebu İbrahimʹin (a.s) yanına gittiğimde, oğ‐ lu Ebuʹl‐Hasan (a.s) da oradaydı. Bana dedi ki: Ey Ziyad! Bu oğlum falandır. Onun yazdığı benim yazım, onun sözü benim sözüm, onun elçisi benim el‐ çim hükmündedir. Söz onun sözüdür.4 7‐ Muhammed b. Fudayl anlatıyor: Annesi Cafer b.
Ebu Talibʹin soyundan gelen el‐Mahzumî bana şöyle anlattı:
KAZ_0272 · S. 262 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Hasan İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Hüseyin İmam Mehdi İmam Rıza İmam Musa Kâzım
Ebu Talibʹin soyundan gelen el‐Mahzumî bana şöyle anlattı: Ebuʹl‐Hasan Musa (a.s) bizi çağırdı ve yanında topladı, son‐ ra bize dedi ki: ʺSizi niçin çağırdığımı biliyor musunuz?ʺ ʺHayır.ʺ dedik. Buyurdu ki: Şahit olun ki, şu oğlum benim vasimdir, benim emrimle kaimdir ve benden sonraki halifemdir. Ki‐ min benden bir alacağı varsa, şu oğlumdan alsın. Ki‐ me bir söz vermişsem, bu sözün yerine getirilmesini ondan istesin. Benimle karşılaşması kaçınılmaz olan‐ lar, ancak onun yazısı aracılığıyla buluşabilirler.5 8‐ Hüseyin b. Muhtar anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan (a.s) Bas‐ raʹda hapiste bulunduğu sırada üzerinde şöyle bir yazı bu‐ lunan levhalar gönderdi: En büyük oğluma yetki veriyorum ki, falana şunu versin, falana da şunu versin. Ve ben gelinceye veya yüce Allah ölümüme hükmedinceye kadar falana da bir şey vermesin. Allah dilediğini yapar.1 9‐ Davud b. Zürbî anlatıyor: Bir miktar malı Ebu İbra‐ himʹe (a.s) getirdim. Bu malın bir kısmını aldı, bir kısmını da bıraktı. Dedim ki: ʺAllah seni salih kılsın, niçin bunu bende bırakıyorsun?ʺ Buyurdu ki: ʺİmamet makamının sahibi, onu senden ister.ʺ İmamʹın (a.s) ölüm haberi gelince, oğlu Ebuʹl‐ Hasan Rıza (a.s) bana bir haber gönderdi ve o malı benden istedi, ben de malı ona geri verdim.2 10‐ Süleyman b. Hafs el‐Mervezi anlatıyor: Bir gün E‐ buʹl‐Hasan Musa b. Caferʹin (a.s) yanına gittim. Kendisinden sonra insanlar arasında hüccet olacak kişiyi öğrenmek isti‐ yordum. Bana bakınca, ben bir şey söylemeden söze başladı ve şöyle dedi: Ey Süleyman! Ali, benim oğlum olarak benden son‐ raki vasim ve insanlar arasındaki hüccettir. O çocuk‐ larımın en faziletlisidir. Eğer ben öldükten sonra ha‐ yatta kalırsan, onun hakkında Şiîlerim ve benden son‐ raki halifeyi öğrenmek isteyen velayetimin bağlıları a‐ rasında bu şahitlikte bulun.3 Beklenen İmam Mehdi (Allah Zuhurunu Çabuklaştırsın) 1‐ Ali b. Musa, babası Musa b. Cafer b. Muhammedʹden (a.s) şöyle rivayet etmiştir:
Ahir zamanda ortaya çıkacak Kaim Mehdi, imam oğlu imam ve vasi oğlu vasiden başkası olmaz.1 2‐ Muhammed b.
KAZ_0273 · S. 265 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Mehdi İmam Ali İmam Cafer Sadık Hz. Muhammed İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Ahir zamanda ortaya çıkacak Kaim Mehdi, imam oğlu imam ve vasi oğlu vasiden başkası olmaz.1 2‐ Muhammed b. Ali b. Cafer, kardeşi Musa b. Caferʹ‐ den (a.s) rivayet etmiştir ki: ʺYedincinin beşinci oğlu kaybolduğu zaman, dini‐ niz hususunda Allahʹtan korkun. Hiç kimse sizi bu dinden kaydırmasın. Oğulcuğum! Bu işin sahibinin kaybolması kaçınılmazdır. Öyle ki bu işe (imamete) inananlar bile bundan vazgeçerler. Bu bir imtihandır. Allah kullarını bununla sınar. Eğer babalarınız ve ata‐ larınız bundan daha sahih bir din bilselerdi, elbette o‐ na uyarlardı.ʺ Dedim ki: ʺEy efendim! Yedincinin oğ‐ lu beşinci kimdir?ʺ Buyurdu ki: ʺOğulcuğum! Akılla‐ rınız şimdilik bunu kavrayamayacak kadar küçük, hayalleriniz de bunu taşıyamayacak kadar dardır. A‐ ma yaşarsanız, onu anlayacaksınız.ʺ2 3‐ Ali b. Hamza anlatıyor: İmam Cafer Sadık ve İmam Musa Kâzım (üzerlerine selâm olsun) buyurmuşlardır ki: Kaim Mehdi (a.s) zuhur ettiği zaman, daha önce yürürlükte olmayan üç hükmü yürürlüğe koyar: Zina eden yaşlı adamın ve zekâtı vermeyenin öldürülme‐ sine hükmeder ve gölgesi olan her şeyde kardeşi kar‐ deşe mirasçı yapar.3 4‐ Abbas b. Amir el‐Kasbanî rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasan Musa b.
Caferʹin (a.s) şöyle dediğini duydum: Bu işin sahibi, insanların henüz doğmamıştır, de‐ diği kimsedir.4 5‐ …
KAZ_0274 · S. 265 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Mehdi İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Caferʹin (a.s) şöyle dediğini duydum: Bu işin sahibi, insanların henüz doğmamıştır, de‐ diği kimsedir.4 5‐ Ali b. Cafer, kardeşi Musa b. Caferʹe (a.s) şöyle sordu: ʺDe ki: Suyunuz çekiliverse, söyleyin bakalım, size kim bir akarsu getirebilir?1 ayetinin tevili nasıldır?ʺ İmam cevabında buyurdu ki: (Yani) İmamınızı yitirdiğinizde ve onu göremedi‐ ğinizde, ne yaparsınız?2 6‐ Davud b. Kesir er‐Rıkkî şöyle rivayet ediyor: Ebuʹl‐ Hasan Musa b. Caferʹe (a.s) bu işin (imametin) sahibini sor‐ dum. Buyurdu ki: O, kovulmuş, yalnız, garip ve ailesinde uzakta ga‐ ip ve babasının intikamı alınmamış kimsedir.3 7‐ Yunus b. Abdurrahman rivayet ediyor: Musa b. Ca‐ ferʹin (a.s) yanına gittim ve ona dedim ki: ʺEy Resulullahʹın oğlu! Sen hak ile kaim olan mısın?ʺ Buyurdu ki: Ben hak ile kaimim. Ama yeryüzünü Allah düş‐ manlarından temizleyecek, daha önce zulüm ve zor‐ balıkla dolan dünyayı adaletle dolduracak Kaim, be‐ nim beşinci (kuşaktan) çocuğumdur. Canından endişe ettiği için uzun bir süre kaybolacaktır. Ondan dolayı bazı topluluklar bu davadan dönecek, bazıları ise se‐ bat edeceklerdir. Sonra sözlerini şöyle sürdürdü: Bizden olan Kaimʹin kayboluşu sırasında bizim i‐ pimize sarılan, bizim velayetimizde sebat eden, düş‐ manlarımızdan teberri eden Şiaʹmıza ne mutlu! Onlar bizden, biz de onlardanız. Onlar İmam olarak bizden razıdırlar, biz de Şia olarak onlardan razıyız. Ne mut‐ lu onlara! Ne mutlu onlara! Allahʹa yemin ederim ki, onlar kıyamet günü bizimle beraber aynı dereceler‐ dedirler.4
8‐ Ebu Ahmed Muhammed b. Ziyad el‐Ezdî anlatıyor: Efendim Musa b.
KAZ_0275 · S. 267 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed Ehl-i Beyt İmam Hasan İmam Musa Kâzım
8‐ Ebu Ahmed Muhammed b. Ziyad el‐Ezdî anlatıyor: Efendim Musa b. Caferʹe (a.s), ʺNimetlerini açık ve gizli ola‐ rak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?ʺ1 ayetinin anla‐ mını sordum. Buyurdu ki: Açık nimetten maksat, zahir İmam, gizli nimetten maksat da gaip İmamʹdır. Dedim ki: ʺİmamlar arasında gaip olanlar da olacak mı?ʺ Buyurdu ki: Evet, şahsı insanların gözünden kaybolur; ama müminlerin kalplerinden onun hatırası kaybolmaz. O, biz Ehl‐i Beytʹin on ikinci imamıdır. Allah her zor‐ luğu onun için kolaylaştırır, her dik başlıyı onun için uysallaştırır. Yeryüzünün hazinelerini onun için orta‐ ya çıkarır. Bütün uzakları onun için yakın eder. Her inatçı zorbayı yok eder, her azgın şeytan onun eliyle helak olur. O, cariyelerin efendisinin oğludur ve do‐ ğumu insanlara gizli kalır. Allah onu ortaya çıkarın‐ caya kadar adının açıktan zikredilmesi caiz değildir. Zuhur edince, zulüm ve zorbalıkla dolmuş dünyayı adaletle doldurur.2 Resulullah'ın Ashabı ve Ehl-i Beyt İmamları Esbat b. Salim rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasan Musa b. Ca‐ fer (a.s) şöyle buyurdu: Kıyamet günü bir münadi seslenir: ʺNerede Allah‐ ʹın Resulü Muhammed b.
Abdullahʹın ahitlerini boz‐ mayan ve verdikleri söz doğrultusunda hareket eden havarileri?ʺ Selman, Mikdad ve …
KAZ_0276 · S. 267 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Cafer Sadık İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Abdullahʹın ahitlerini boz‐ mayan ve verdikleri söz doğrultusunda hareket eden havarileri?ʺ Selman, Mikdad ve Ebu Zer ayağa kalkar. Sonra bir münadi seslenir: ʺNerede Allahʹın Resu‐ lü Muhammed b. Abdullahʹın vasisi Ali b. Ebu Tali‐ bʹin havarileri?ʺ Amr b. Hamık el‐Huzaî, Muhammed b. Ebu Bekir, Benî Esedʹin azatlı kölesi Meysem b. Yahya et‐Temmar ve Uveys el‐Karanî ayağa kalkar. Sonra bir münadi seslenir: ʺAllahʹın Resulü Mu‐ hammed b. Abdullahʹın kızı Fatımaʹnın oğlu Hasan b. Aliʹnin (a.s) havarileri nerede?ʺ Süfyan b. Ebu Leyla el‐Hemedanî ve Huzeyfe b. Useyd el‐Gıfarî ayağa kal‐ kar. Sonra bir münadi seslenir: ʺHüseyin b. Aliʹnin (a.s) havarileri nerede?ʺ Onunla birlikte şehit düşen, on‐ dan geri kalmayan bütün yarenleri ayağa kalkar. Sonra bir münadi seslenir: Ali b. Hüseyinʹin (a.s) havarileri nerede? Cübeyr b. Matʹam, Yahya b. Üm‐ müʹt‐Tavil, Ebu Halid el‐Kabulî ve Said b. Müseyyeb ayağa kalkar. Sonra bir münadi seslenir: ʺMuhammed b. Aliʹnin ve Cafer b. Muhammedʹin havarileri nerede?ʺ Abdul‐ lah b. Şerik el‐Amirî, Zürare b. Aʹyen, Bureyd b. Mua‐ viye el‐İclî, Muhammed b. Müslim, Ebu Basir Leys b. el‐Buhterî el‐Muradî, Abdullah b. Ebu Yaʹfur, Amir b. Abdullah b. Cuzae, Hücr b. Zaide ve Hamran b. Aʹ‐ yen ayağa kalkar. Sonra bir münadi seslenir: ʺNerede diğer İmamla‐ rın (a.s) Şiîleri?ʺ Kıyamet günü bu havariler; önde o‐ lanların, (Allahʹa) yakınlaştırılanların ve tâbiinden ha‐ varilerin ilkleridirler.1 İman, Küfür ve Şüphe 1‐ Hammad b. Amr en‐Nusaybî rivayet ediyor: Adamın biri Âlimʹe (İmam Musa Kâzım ‐a.s‐) sordu ve dedi ki: ʺAllah katında hangi amel daha üstündür, bana haber ver?ʺ İmam (a.s) buyurdu ki:
Allah katında bütün amellerin kabul görmesinin gerekçesi olan amel.
KAZ_0277 · S. 269 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Allah katında bütün amellerin kabul görmesinin gerekçesi olan amel. Dedi ki: ʺBu amel hangisidir?ʺ Buyurdu ki: Allahʹa iman etmek. O, derece bakımından amelle‐ rin en üstünü, sevaptan aldığı pay itibariyle en yücesi ve menzil olarak en şereflisidir. Dedim ki: ʺBana haber ver: İman hem söz, hem amel midir, yoksa amelsiz sözden mi ibarettir?ʺ Buyurdu ki: İman, tamamıyla ameldir. Söz de bu amelin bir parçasıdır. Allahʹın kitabında açıkladığı şekliyle farz kılınmıştır. Nurunun açıklayıcısı ve hüccetinin de‐ ğişmezidir. Kitap ona tanıklık eder ve ona çağırır. Dedim ki: ʺİmanı bana vasfet ki anlayayım.ʺ Buyurdu ki: İman; hâllerden, derecelerden, tabakalardan ve menzillerden meydana gelir. Bazısı tamamlığın son noktasına varmış kadar tam, bazısı noksanlığın son noktasına varmış kadar eksik ve bazısı ziyadeliği ağır basacak kadar artmıştır. Dedim ki: ʺİman, tamamlanan, eksilen ve artan bir şey midir?ʺ ʺEvet.ʺ dedi. Dedim ki: ʺNasıl?ʺ Buyurdu ki: Yüce Allah imanı Âdemoğlunun organlarına farz kılmış, onlar arasında taksim etmiş, dağıtmıştır.
Bu yüzden insanın hiçbir organı yoktur ki, kendisine i‐ mandan bir parça tevdi edilmiş olmasın ve bu da di‐ …
KAZ_0278 · S. 269 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Bu yüzden insanın hiçbir organı yoktur ki, kendisine i‐ mandan bir parça tevdi edilmiş olmasın ve bu da di‐ ğer organların görevli oldukları alandan farklı olma‐ sın. Bu organlardan biri kalptir. Kalp bedenin lideri‐ dir, organlar ancak onun görüşü ve emri doğrultu‐ sunda bedene herhangi bir şey sokar veya çıkarırlar. Onlardan biri de elleridir, insan onlar aracılığıyla bir şeyi tutar. Diğerleri ise yürümesini sağlayan ayakları, cima ederken yararlandığı cinsel organları, kitabı o‐ kuduğu ve şahitliğini ifade ettiği dili, eşyayı görmesi‐ ni sağlayan gözleri ve sesleri işitmesini sağlayan ku‐ lakları. İman olarak kalbe farz kılınan şey, dile farz kılı‐ nandan farklıdır. Dile farz olan şey gözlere, farz o‐ landan ayrıdır. Gözlere farz olan da kulaklara farz o‐ landan farklıdır. Kulaklara farz olan ellere farz olan‐ dan, ellere farz olan ayaklara farz olandan, ayaklara farz olan cinsel organa farz olandan, cinsel organa farz olan yüze farz olandan ayrıdır.
İman olarak kalbe farz kılınan şey, ʺAllahʹtan baş‐ ka ilâh olmadığına, tek ve ortaksız olduğuna, bir ve …
KAZ_0279 · S. 269 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Cafer Sadık Ehl-i Beyt Hz. Muhammed İmam Ali İmam Rıza İmam Musa Kâzım
İman olarak kalbe farz kılınan şey, ʺAllahʹtan baş‐ ka ilâh olmadığına, tek ve ortaksız olduğuna, bir ve samed (hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şey kendisi‐ ne muhtaç olan) olduğuna, eş ve çocuk edinmediğine ve Muhammedʹin (s.a.a) Oʹnun kulu ve Resulü oldu‐ ğuna şahitlik edip ikrar etmek, bilmek, tasdik etmek, teslim olmak, ahit olarak benimsemek ve rıza göster‐ mektir.1 2‐ İmam Musa b. Cafer (a.s) atalarından şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Allah katında, Oʹna iman etmekten, salih amel iş‐ lemekten ve terk etmeyi emrettiği şeyleri terk etmek‐ ten daha sevimli bir şey yoktur.2 3‐ Fudayl anlatıyor: Ebuʹl‐Hasanʹa (a.s) dedim ki: ʺAllah katında, kullara farz kılınıp da kulların Allahʹa yaklaşmala‐ rının aracı olan amellerden hangisi daha üstündür?ʺ Buyur‐ du ki: Allahʹa yaklaşma aracı olarak kulların işleyeceği en üstün amel, Allahʹa ve Resulʹüne itaat etmek; Al‐ lahʹı, Resulʹünü (s.a.a) ve Uluʹl‐Emrʹi (Ehl‐i Beyt) sev‐ mektir. Ebu Cafer (a.s) şöyle derdi: ʺBizi sevmek i‐ man, bize buğzetmek ise küfürdür.ʺ1 4‐ İbrahim b. Ebu Bekir anlatıyor: Ebuʹl‐Hasanʹın (a.s) şöyle dediğini duydum: Ali hidayet kapılarından biridir.
Kim bu kapıdan içeri girerse mümindir. Kim bu kapıdan çıkarsa kâfir olur.
KAZ_0280 · S. 269 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Hüseyin İmam Musa Kâzım
Kim bu kapıdan içeri girerse mümindir. Kim bu kapıdan çıkarsa kâfir olur. Bu kapıya girmeyip bu kapıdan çıkmayanlara gelince, onlar da Allahʹın dilemesine kalmış kimseler tabakasına mensupturlar.2 5‐ Bekir b. Musa el‐Vasıtî anlatıyor: Ebuʹl‐Hasanʹa (a.s) küfür ve şirkten hangisinin daha eski, daha önce olduğunu sordum. Buyurdu ki: ʺSana insanlarla tartışma iznini verme‐ dim.ʺ Dedim ki: ʺHişam b. Hakem bu soruyu sana sormamı istedi.ʺ Bunun üzerine bana dedi ki: Küfür daha eskidir. Küfür inkâr etmek demektir. Yüce Allah İblis hakkında şöyle buyurmuştur: ʺO yüz 6‐ Hüseyin b. Hakem anlatıyor: Salih Kulʹa (a.s) bir mektup yazdım ve bu mektupta dedim ki: ʺBen şüpheleri olan biriyim. Nitekim İbrahim (a.s) de, ʹRabbim! Ölüleri na‐ sıl dirilttiğini bana göster.ʹ demiştir. Ben de senden bana bir şey göstermeni istiyorum.ʺ Bana şu cevabı gönderdi: İbrahim (a.s) mümindi. İmanının artmasını istedi. Sen ise şüpheler içindesin. Şüpheleri olan bir adamda hayır olmaz. Şüphe, yakin getirilmeyen bir hususla il‐ gili olarak ortaya çıkar. Yakin gerçekleşince, artık şüp‐ he etmek caiz olmaz.
Şunu da yazmıştı: Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
KAZ_0281 · S. 272 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Şunu da yazmıştı: Yüce Allah şöyle buyurmuştur: ʺOnların çoğunda, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.ʺ1 Bu ayet, şüp‐ he içinde olan kimseler hakkında nazil olmuştur.2 7‐ Muhammed b. Sinan, Ebu Haticeʹden rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasanʹın (a.s) yanına gittim. Bana dedi ki: Yüce Allah, mümini, kendisinden olan bir ruhla destekler. Bu ruhu hatırladığı her vakitte mümin ih‐ san eder ve sakınır. Bu ruhu hatırlamadığı zamanlar‐ da günah işler, haddini aşar. Mümin ihsanda bulun‐ duğu zaman bu ruh sevinir; ama kötülük ettiği zaman üzüntüden feryat eder. Ey Allahʹın kulları! Oʹnun size bahşettiği nimetleri, nefsinizi ıslah etmek için kullanın! Bu takdirde yaki‐ niniz artar ve çok değerli bir kâr elde edersiniz. Bir hayra niyet edip onu işleyen veya bir kötülüğe niyet edip onu işlemekten kaçınan kimseye Allah rahmet etsin. Sonra İmam (a.s) şöyle buyurdu: Biz, Allahʹa ibadet ederek ve Oʹnun için amel işle‐ yerek (o) ruhu destekleriz.3 Günahlar 1‐ İbn Arefe rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasan (a.s) şöyle bu‐ yurmuştur: Yüce Allah adına her gece ve gündüz, ʺEy Allahʹın kulları! Günah işleme hususunda yavaş olun (günah işlemekten kaçının)!
Eğer otlayan hayvanlar, emzik‐ teki çocuklar ve iki büklüm olmuş yaşlılar olmasaydı, üzerinize azaplar …
KAZ_0282 · S. 272 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Musa Kâzım
Eğer otlayan hayvanlar, emzik‐ teki çocuklar ve iki büklüm olmuş yaşlılar olmasaydı, üzerinize azaplar dökülürdü ve un ufak olurdunuz.ʺ diye seslenen münadiler vardır.1 2‐ İbn Mahbub rivayet ediyor: Benimle beraber bizim arkadaşlardan bazıları Ebuʹl‐Hasanʹa (a.s), ʺBüyük günahlar kaç tanedir ve nelerdir?ʺ diye yazdılar. İmam (a.s) şu cevabı verdi: Bir kimse, Allahʹın, işlenmesi durumunda cehen‐ nem azabıyla cezalandıracağını vaat ettiği günahlar‐ dan sakınırsa, şayet müminse, Allah, onun kötülükle‐ rini örter. Cehennem ateşini gerektiren büyük günah‐ lar şunlardır: Haksız yere adam öldürmek, anne ve b‐ abaya kötü davranıp asi olmak, faiz yemek, hicret et‐ tikten sonra yeniden çöl Arapları arasına dönüp onla‐ rın hayat tarzını benimsemek, iffetli kadınlara zina suçlamasında bulunmak, yetimin malını yemek, sa‐ vaşta cepheden kaçmak.2 3‐ Muhammed b. Hekîm rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasanʹa (a.s) ʺBüyük günahları işlemek insanı imandan çıkarır mı?ʺ diye sordum. Buyurdu ki: Evet, büyük günahların dışındaki günahlar da. Re‐ sulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: ʺZina eden kimse mümin iken zina etmez, hırsızlık yapan kimse mümin iken hırsızlık yapmaz.ʺ3 4‐ Sumae rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasanʹın (a.s) şöyle de‐ diğini duydum: İşlediğiniz çok iyiliği çok görmeyin, işlediğiniz az günahı da az görmeyin. Çünkü az günahlar birikir de sonunda çok olurlar. Gizli hâllerinizde Allahʹtan kor‐ kun ki, nefsinize karşı insafı gözetmiş olasınız.4
5‐ Ali b. Cafer anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan Musa b.
KAZ_0283 · S. 274 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Cafer Sadık İmam Hasan Hz. Muhammed İmam Ali Şah Hatayi İmam Musa Kâzım
5‐ Ali b. Cafer anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan Musa b. Cafer (a.s) buyurdu ki: Cennet üç kişiye haram kılınmıştır: Laf taşıyan de‐ dikoducu, sürekli içki içen ve deyyus. Deyyus ise (na‐ mus duygusunu yitirmiş) facirdir.1 Dili Muhafaza Etmek 1‐ Osman b. İsa rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasan (a.s) şöyle buyurdu: Eğer bir elinde olanı diğer elinin bilmemesini sağ‐ layabilsen, bunu yap. O sırada İmamʹın (a.s) yanında bazı insanlar vardı ve söz yaymayı müzakere ediyorlardı. Sonra şöyle buyurdu: Dilini tut, aziz olursun. İnsanların boynuna hâkim olmalarına imkân verme, zelil olursun.2 Ravi ayrıca şunları anlatıyor: Ebuʹl‐Hasanʹın (a.s) yanına gittim. Bir adam ona dedi ki: ʺBana tavsiyede bulun.ʺ Bu‐ yurdu ki: Dilini tut, aziz olursun. İnsanların boynuna hâkim olmalarına imkân verme, zelil olursun.3 2‐ Musa b. İsmail b. Musa b. Cafer, babasından, o da a‐ talarından şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Hayır söyle‐ yip istifade eden veya susup selamette kalan kişiye Allah rahmet etsin!4 3‐ Aynı rivayet zinciriyle Resulullahʹın (s.a.a) şöyle bu‐ yurduğu rivayet edilmiştir:
Salih adam iyi haberler getirir, kötü adam ise kötü haber getirir.1 4‐ Eban, Yahya el‐Ezrakʹtan şöyle rivayet …
KAZ_0284 · S. 275 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Hasan Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Salih adam iyi haberler getirir, kötü adam ise kötü haber getirir.1 4‐ Eban, Yahya el‐Ezrakʹtan şöyle rivayet etmiştir: Ebuʹl‐ Hasan (a.s) bana dedi ki: Bir kimse birinin arkasından onda olup insanların da bildiği özellikleri söyleyerek konuşursa, bu gıybet olmaz. Onda olup da insanların bilmediği özellikleri söyleyerek konuşursa, bu gıybet olur. Ama onda ol‐ mayan özellikleri söyleyerek onun hakkında konu‐ şursa, bu da iftira olur.2 5‐ Abdulmümin el‐Ensarî anlatıyor: Bir gün Musa b. Ca‐ ferʹin (a.s) yanına gittim. Muhammed b. Abdullah el‐Caferî de oradaydı. Onun yüzüne bakıp gülümsedim. İmam (a.s), ʺOnu seviyor musun?ʺ dedi. ʺEvet.ʺ dedim, ʺSadece sizin için onu seviyorum.ʺ Buyurdu ki: O senin kardeşindir. Mümin müminin ana baba bir kardeşidir, aynı ana babadan doğmamış olsalar da. Kardeşini suçlayan, melundur. Kardeşine hainlik eden, melundur. Kardeşi için hayır düşünmeyen, me‐ lundur. Kardeşinin gıybetini yapan, melundur. İmam Cafer Sadık (a.s) da şöyle buyurmuştur: ʺGıy‐ betten sakın. Çünkü gıybet, cehennem köpeklerinin yi‐ yeceğidir.ʺ3 6‐ Abdullah b. Abdurrahman anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan Musa (a.s), Resulullahʹın (s.a.a) şöyle buyurduğunu söyledi: Binicilik ve atıcılık (ata binmeyi ve ok atmayı) öğ‐ renin. Atıcılık öğrenmeniz, benim için ata binmeyi öğ‐ renmenizden daha sevimlidir. Daha sonra şöyle buyurdu:
Mümin için batıl olan şeyler, üç şeyde helal olur: At eğitmesinde, ok atmasında ve karısıyla oynaşma‐ sında.
KAZ_0285 · S. 276 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Mümin için batıl olan şeyler, üç şeyde helal olur: At eğitmesinde, ok atmasında ve karısıyla oynaşma‐ sında. Bunlar haktır. Yüce Allah bir ok yüzünden üç kişiyi cennete koyar: Oku imal edeni, Allah yolunda onu kuşananı ve Allah yolunda atanı.1 Marufu Emretmek ve Münkeri Nehyetmek 1‐ Muhammed b. Ömer b. Arefe şöyle rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasanʹın (a.s) şöyle dediğini duydum: Ya marufu emredip münkeri nehyedersiniz, ya da en kötüleriniz sizi yönetirler. O zaman da iyileriniz dua ederler; ama duaları kabul edilmez.2 2‐ Musa b. Cafer (a.s) ataları (a.s) aracılığıyla şöyle riva‐ yet etmiştir: Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: ʺAncak şu üç haslete sahip olan kimse marufu emredip münkeri nehyeder: Emrettiğiyle beraber ve nehyettiği şeyden uzak du‐ ran. Emrettiği ve nehyettiği şey hususunda adil dav‐ ranan. Neyi emrettiğini ve neyi nehyettiğini bilen.3 3‐ Aynı rivayet zinciriyle İmam Musa Kâzım (a.s) Resu‐ lullahʹtan (s.a.a) şöyle rivayet etmiştir: İyilik hususunda biri için aracılık yapan veya ma‐ rufu emreden veya münkeri nehyeden ya da hayrı gösteren yahut işaret eden kimse, bu amellerin seva‐ bının ortağıdır. Bir kimse kötülüğü emrederse veya kötülüğü gös‐ terirse yahut kötülüğe işaret ederse, bu günahların or‐ tağıdır.4
Şehit ve Allah Yolunda Cihat Eden Kimse 1‐ Musa b.
KAZ_0286 · S. 277 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Cafer Sadık İmam Musa Kâzım
Şehit ve Allah Yolunda Cihat Eden Kimse 1‐ Musa b. Cafer (a.s) ataları aracılığıyla Resulullahʹın (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Her iyiliğin üstünde bir iyilik vardır. İyiliğin zir‐ vesi de, adamın Allah yolunda şehit olmasıdır. Her ana‐babaya asi oluşun üstünde bir asi oluş vardır. Ana‐babaya asi oluşun zirvesi, kişinin onlardan birini öldürmesidir.1 2‐ Yine Resulullahʹtan (s.a.a) şöyle nakletmiştir: Gazilerin dünyadaki atları, cennette de onların ya‐ nında olur.2 3‐ Yine İmam Musa Kâzım (a.s) Resulullahʹtan (s.a.a) şöyle rivayet etmiştir: Kurʹân hafızları, cennet ehlinin tanınmışlarıdır. Al‐ lah yolunda cihat edenler, cennet ehlinin muhafızla‐ rıdır. Resuller, cennet ehlinin efendileridir.3 4‐ Yine Resulullahʹtan (s.a.a) şöyle nakletmiştir: Musa dua etti, Harun ʺÂminʺ dedi. Melekler de ʺÂminʺ dediler. Yüce Allah şöyle buyurdu: ʺDosdoğ‐ ru oldunuz ve ben de sizin duanızı kabul ettim. Kim benim yolumda cihat ederse, kıyamet gününe kadar onun duasını kabul ederim.ʺ4 5‐ Yine Resulullahʹtan (s.a.a) şöyle nakletmiştir: Kıyamet günü her nimetten sorulur. Allah yolun‐ da (cihat ederken) elde edilen nimetler hariç.5 6‐ Yine dedesi Resulullahʹtan (s.a.a) şöyle rivayet etmiş‐ tir:
İnsanların en cimrisi, selâm vermede cimrilik eden kimsedir.
KAZ_0287 · S. 278 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Hasan İmam Musa Kâzım
İnsanların en cimrisi, selâm vermede cimrilik eden kimsedir. İnsanların en cömerdi de, Allah yolunda ca‐ nını ve malını feda eden kimsedir.1 7‐ Yine Resulullahʹtan (s.a.a) şöyle nakletmiştir: Ümmetime beş şeyi tavsiye ediyorum: Dinlemeyi, itaat etmeyi, hicret etmeyi, cihada çıkmayı, cemaat olmayı. Kim cahiliye çağrısında bulunursa, onun için cehennemin dibinin bir avuç toprağı vardır.2 Ganimetler 1‐ Ebuʹl‐Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: Humus ganimetlerden alınır ve yüce Allahʹın hak sahibi kıldığı kimseye verilir. Humusun diğer dört kısmı ise, uğrunda savaşan ve kontrol eden kimseler arasında pay edilir. Malın en seçkini İmamʹa aittir. Cariyenin en güzelini, hayvanın en göz alıcısını, elbi‐ se ve eşyadan en sevdiğini ve canının çektiğini alır. Malın taksiminden ve humusun çıkarılmasından önce bu hakkı vardır. Savaşanlar için yerin altındaki şey‐ lerden ve galibiyet sağladıkları yerlerden bir şey yok‐ tur. Ancak askerin ele geçirdiği şeyler hariç. Bedevile‐ re ganimetlerden bir pay verilmez, İmamʹla birlikte savaşsalar da.
Çünkü Resulullah (s.a.a) onlarla, onları yurtlarından hicret etmeden kendi hâllerine bırak‐ mak, bir …
KAZ_0288 · S. 278 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Ali İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Çünkü Resulullah (s.a.a) onlarla, onları yurtlarından hicret etmeden kendi hâllerine bırak‐ mak, bir saldırıya uğrayacak olursa, kendisine yardım etmeleri şartıyla anlaşma yapmıştır. Onlara ganimet‐ ten pay ayırmamıştır. Onlar ve onların benzerleri için geçerli olan sünnet budur. Atlı ve piyade savaşçılarla meşakkat çekerek alınan topraklar vakıftır ve imar edip ihya eden, bakımını yapan kimselere bırakılır. Ama valinin, onların gücü oranında gelirin yarısı, üç‐ te biri veya üçte ikisi karşılığında, onların çıkarını gö‐ zetmek ve zarar etmelerine neden olmayacak şekilde onlarla anlaşma yapması gerekir.1 Çalışma ve Geçim 1‐ Hasan b. Ali b. Ebu Hamza babasından şöyle rivayet ediyor: Ebuʹl‐Hasanʹı (a.s) bir arazide çalışırken gördüm. Ayakları suya batmıştı. Dedim ki: ʺSana feda olayım, çalışa‐ cak adamlar nerde?ʺ Buyurdu ki: Ey Ali! Benden ve babamdan daha hayırlı olan kişi kendi toprağında çalışmıştır. Dedim ki: ʺKimdir o?ʺ Buyurdu ki: Resulullah (s.a.a), Emirüʹl‐Müminin (a.s) ve atala‐ rımın tümü. Onlar bizzat kendi işlerinde çalışırlardı. Nebilerin, resullerin, vasilerin ve salihlerin işidir bu.2 2‐ Musa b. Bekir şöyle anlatıyor: Ebuʹl‐Hasan (a.s) bana dedi ki: Kim ailesi ve kendisi için şu rızkı helalinden talep ederse, o, Allah yolunda savaşan mücahit mesabesin‐ dedir. Eğer rızk konusunda bir eksiği varsa, Allah ve Resulü adına ailesini geçindireceği şeyi borç alsın. Eğer bu borcu ödeyemeden ölürse, bu borcu öde‐ mek İmamʹın görevidir. Ödemezse, sorumluluğu ona aittir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur: ʺSadaka‐ almaya çalışan) kölelere... mahsustur.ʺ3 Bu adam da fakir, düşkün ve borçlu kimsedir.4
3‐ İmam Musa Kâzım (a.s) Resulullahʹın (s.a.a) şöyle bu‐ yurduğunu nakleder:
KAZ_0289 · S. 280 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım İmam Cafer Sadık İmam Hasan
3‐ İmam Musa Kâzım (a.s) Resulullahʹın (s.a.a) şöyle bu‐ yurduğunu nakleder: Müslüman olup geçimi kendine yeten ve sözü doğ‐ ru olan kişiye ne mutlu!1 4‐ Yine Resulullahʹtan (s.a.a) şöyle rivayet eder: Allahʹım! Muhammedʹi, Âl‐i Muhammedʹi, Mu‐ hammedʹi ve Âlʹini sevenleri iffet ve yeterli bir mai‐ şetle rızıklandır. Muhammedʹe ve Âl‐i Muhammedʹe buğzedenleri de çok mal ve evlatla rızıklandır.2 5‐ Musa b. Cafer (a.s) atalarından Resulullahʹın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakleder: Dört şey vardır ki, bunlar kişinin bahtiyarlığının göstergeleridir: Salihlerle oturup kalkmak, iyi huylu evlat, uysal eş ve geçimini kendi memleketinde temin etmek.3 6‐ İmam Musa Kâzım (a.s) şöyle buyurmuştur: Fakirliğin doğurduğu kimseyi zenginlik şımartır.4 7‐ Bir adam Ebuʹl‐Hasan Musa b. Caferʹe (a.s) dedi ki: ʺBana vaatte bulun.ʺ İmam şöyle buyurdu: ʺNasıl vaatte bu‐ lunayım? Oysa ben ummadığım şeye umduğumdan daha çok ümitliyim.ʺ5 8‐ Yahya el‐Hazzaʹdan şöyle nakledilir: İmam Ebuʹl‐ Hasanʹa (a.s) dedim ki: ʺBazen babamın huzurunda bir şey satın aldığımda onun üzüldüğünü görüyorum.ʺ Buyurdu ki: Bir şey satın aldığın zaman, onu uzaklaştır, onun huzurunda bir şey satın alma.
Birinde alacağın varsa, ona yazmasını söyle.
KAZ_0290 · S. 280 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Birinde alacağın varsa, ona yazmasını söyle. Falan oğlu falan kendi el yazı‐ sıyla yazsın ve Allahʹı da kendisine şahit tutsun. Şahit olarak Allah yeter. Çünkü ya yaşarken veya öldükten sonra onu öder.1 Dua ve Ziyaret 1‐ İmam Musa Kâzım (a.s) şöyle buyurmuştur: Dua edin. Çünkü dua ve Allahʹtan istemek; takdir edilmiş, hükme bağlanmış ve sadece uygulaması kalmış belayı geri çevirir. Kişi Allahʹa dua edip Oʹn‐ dan isteyince, Allah belayı geri çevirir.2 2‐ Yine buyurdu ki: ʺHer hastalığın bir ilacı vardır.ʺ An‐ lamı sorulduğunda şöyle buyurdu: Her hastalığın bir duası vardır. Hastaya dua etme‐ si ilham edilince, bu, Allahʹın onun şifa bulmasına i‐ zin verdiği anlamına gelir. Ve şöyle buyurmuştur: Duanın en faziletlisi, Muhammedʹe ve Âl‐i Mu‐ hammedʹe (Allahʹın salât ve selâmı üzerlerine olsun) salâvat getirmektir. Sonra kardeşler için dua etmek, sonra kendin için istediğin şeylere kavuşmak amacıy‐ la dua etmendir. Kulun Allahʹa en yakın olduğu an, secde ettiği andır. Bir başka hadiste de buyurmuştur ki: Dua, Kurʹân okumaktan daha faziletlidir.
Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur: ʺDe ki:
KAZ_0291 · S. 280 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Hz. Muhammed İmam Cafer Sadık İmam Hasan İmam Musa Kâzım
Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur: ʺDe ki: (Kulluk ve) sin?ʺ1 Yüce Allah, müminin dua etmesini arzu ettiği için, onun duasına icabet etmeyi geciktirir ve ʺDuy‐ mayı istediğim sestir bu.ʺ der. Münafığın duasına da acele icabet eder ve ʺDuymayı istemediğim sestir bu.ʺ der.1 3‐ Ömer b. Yezid anlatıyor: İmam Musa Kâzımʹın (a.s) şöyle dediğini duydum: ʺDua, takdir edilen ve edilmeyen be‐ laları geri çevirir.ʺ Dedim ki: ʺSana feda olayım. Takdir edi‐ leni geri çevirmesini biliyoruz, takdir edilmeyeni geri çe‐ virmesi nasıl olur?ʺ ʺTakdir edilmemesini sağlar.ʺ buyurdu.2 4‐ İmam Musa Kâzım (a.s) şöyle buyurmuştur: İmam Hüseyinʹin (a.s) Fırat kıyısındaki mezarını, hakkını, hürmetini ve velayetini bilerek ziyaret eden kimsenin alacağı en küçük sevap, geçmiş ve gelecek tüm günahlarının bağışlanmasıdır.1 5‐ Hasan b. Cehm anlatıyor: İmam Kâzımʹa (a.s) sor‐ dum: ʺHüseyinʹin kabrini ziyaret etmek hakkında ne buyu‐ rursun?ʺ Bana dedi ki: ʺSen ne düşünüyorsun?ʺ Dedim ki: ʺBazılarımıza göre, bir hac değerindedir; bazılarımıza göre, bir umre değerindedir.ʺ Buyurdu ki: Hüseyinʹin kabrini ziyaret etmek, makbul ve iyi kılınmış bir umre değerindedir.2 6‐ Ahmed b. Cafer el‐Beledî, Muhammed b.
Yezid el‐ Bekrîʹden, o Mansur b. Nasr el‐Medainîʹden, o Abdurrah‐ man b.
KAZ_0292 · S. 280 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Yezid el‐ Bekrîʹden, o Mansur b. Nasr el‐Medainîʹden, o Abdurrah‐ man b. Müslimʹden şöyle rivayet etmiştir: İmam Kâzımʹın (a.s) yanına gittim ve dedim ki: ʺHangisinin ziyareti daha faziletlidir: Hüseyinʹin mi, Emirüʹl‐Mümininʹin mi yoksa fa‐ lan ve falanın ‐bütün Ehl‐i Beyt İmamlarıʹnı saydım‐ mı?ʺ Buyurdu ki: Ey Abdurrahman! İlkimizi ziyaret eden sonumu‐ zu, sonumuzu ziyaret eden de ilkimizi ziyaret etmiş gibidir. İlkimizi veli edinen sonumuzu, sonumuzu ve‐ li edinen de ilkimizi veli edinmiştir. Bizim dostları‐ mızdan birinin ihtiyacını karşılayan kimse, hepimizin ihtiyacını karşılamış gibidir. Ey Abdurrahman! Bizi sev, bizi seveni de sev. Bi‐ zimle ilgili olanı sev ve bizim için sev. Bizi dost edin ve bizi dost edineni dost edin. Bize buğzedene buğ‐ zet. Bizi reddeden, dedemiz Resulullahʹı (s.a.a) red‐ detmiş gibidir. Resulullahʹı (s.a.a) reddeden de Allahʹı reddetmiş gibidir. Haberin olsun, ey Abdurrahman! Bize buğzeden, Muhammedʹe buğzetmiş, Muhammedʹe buğzeden de Allahʹa buğzetmiş olur. Allahʹa buğzedeni de Allah‐ ʹın, onu yardım eden kimsesi olmaksızın cehenneme atması bir haktır.1 7‐ Amr b. Osman er‐Razi anlatıyor: İmam Kâzımʹın (a.s) şöyle dediğini duydum: Bizi ziyaret etmeye gücü yetmeyen bir kimse, salih dostlarımızdan birini ziyaret etsin. Ona, bizi ziyaret etmiş kadar sevap yazılır. Bizimle bağlarını sürdür‐ meye güç yetiremeyen, salih dostlarımızdan biriyle ilişkiye geçsin. Ona, bizimle bağlarını sürdürmüş gibi sevap yazılır.2 8‐ İshak b. Ammar anlatıyor: İmam Kâzımʹa (a.s) dedim ki: ʺMümin insan, kimin kendisinin kabrini ziyaret etmeye geldiğini bilir mi?ʺ Buyurdu ki: Evet, kabrinin yanında bulunduğu sürece onunla kaynaşır, ünsiyet kurar. Oradan kalkıp kabrini terk ettiğinde, kabrinden ayrılmış olmasından dolayı bir yalnızlık hisseder.3
İmam Musa Kâzım'dan Öğütler ve Hikmetli Sözler İmam Musa Kâzımʹdan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:
KAZ_0293 · S. 284 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
İmam Musa Kâzım'dan Öğütler ve Hikmetli Sözler İmam Musa Kâzımʹdan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: • Nafile namazlar, her mümin için Allahʹa yaklaş‐ tırıcı bir vesiledir. • Hac, zayıf kimselerin cihadıdır. • Her şeyin zekâtı vardır, bedenin zekâtı da nafile oruçtur. • Allahʹı bilmekten sonra ibadetlerin en faziletlisi, hayâ yerlerini haramdan korumaktır. • Allahʹa hamt ve Peygamberʹine (s.a.a) salât et‐ meden önce dua eden kimse, kirişsiz ok atan kimse gibidir. (Kirişsiz ok hedefine ulaşmadığı gibi, böyle bir dua da kabul görmez.) • Gerisinden emin olan kimse, infak etmeye sarı‐ lır. İktisatlı davranan kimse yoksul düşmez. • Tedbir, maişetin yarısıdır. • İnsanları sevmek, insanlara sevgiyle, sempatiyle yaklaşmak, aklın yarısıdır. • Çok keder ihtiyarlatır. Acelecilik ahmaklıktır. • Çoluk çocuk azlığı, iki kolaylıktan biridir. • Anne ve babasını üzen, onlara asi olmuştur. • Musibet esnasında ellerini dizlerine vuran veya ellerinden birini öbürüne vuran kimsenin bütün ecri boşa gitmiş olur. Bir musibete uğrayan kimsenin bu musibetten dolayı ecir alması için, musibet esnasında sabır göstermiş olması ve musibetin çarpması esna‐ sında, ʺinna lillah…ʺ demiş olması gerekir. • Bir ihsanın değerini ancak, din veya asalet sahibi kimse anlar. • Yüce Allah yardımı ihtiyaç oranında, musibeti de sabır oranında indirir. • İktisat edip, kanaatkâr olan kimsenin sahip ol‐ duğu nimetler devam eder, saçıp savuran ve israf e‐ den kimsenin elindeki nimetler tükenir.
• Emaneti sahibine eda etmek ve doğru konuşmak rızkı çeker, emanete ihanet etmek ve yalan söylemek ise …
KAZ_0294 · S. 285 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
• Emaneti sahibine eda etmek ve doğru konuşmak rızkı çeker, emanete ihanet etmek ve yalan söylemek ise fakirlik ve münafıklığa yol açar. • Yüce Allah karıncaya kötülük diledi mi ona iki kanat verir. O da uçar ve kuşlara yem olur. • Bir müminin yaptığı iyiliğin iyilik olması için şu üç şart gereklidir: İyiliği küçük görmek, gizlemek ve bir an önce yapmak. Bir mümine yaptığı iyiliği küçük gören kişi, kardeşini yüceltmiş olur. Yaptığı iyiliği bü‐ yük gören kimse, kardeşini küçültmüş olur. Yaptığı iyiliği gizleyen kimse, fiilini onurlandırmış olur. Vaat ettiğini çabuk bir şekilde yerine getiren kimse, bağışı gönül hoşluğuyla beraber kılmıştır.4 • Helak olmana sebep olma ihtimali olsa bile hak‐ kı söyle. Çünkü hakkı söylemek senin kurtuluşundur. Kurtuluşuna sebep olsa bile batılı bırak. Çünkü batıl senin helak olmanın sebebidir.5 • Allahʹın hikmetini anlayan bir kimse, Oʹnun rızkı geç verdiğini düşünmemeli ve verdiği hükümde de hata bulmaya kalkmamalıdır. Adamın biri anlatıyor: İmam Kâzımʹa (a.s), ʺYakin ne‐ dir?ʺ diye sordum. Buyurdu ki: • Yakin; Allahʹa tevekkül etmek, Oʹna teslim ol‐ mak, Oʹnun hükmüne razı olmak ve işleri Oʹnun ira‐ desine bırakmak demektir. Abdullah b.
Yahya6 anlatıyor: İmam Kâzımʹa (a.s) bir mektup yazdım ve mektupta, ʺİlminin sonu kadar Allahʹa hamdolsun!ʺ …
KAZ_0295 · S. 285 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Muhammed Cevad İmam Musa Kâzım
Yahya6 anlatıyor: İmam Kâzımʹa (a.s) bir mektup yazdım ve mektupta, ʺİlminin sonu kadar Allahʹa hamdolsun!ʺ şeklinde bir ifade kullandım. Cevabında şöyle buyurdu: • ʺİlminin sonu kadarʺ demeyin. Çünkü Oʹnun il‐ minin sonu yoktur. Ama ʺRızasının sonu kadarʺ di‐ yebilirsiniz.1 Bir adam İmamʹa ʺel‐cevad=cömertʺın anlamını sordu. Buyurdu ki: • Sözlerinin iki yönü vardır. Eğer mahlûkları so‐ ruyorsan, Allahʹın farz kıldığını eda eden, veren kim‐ se cömerttir. Cimri ise, Allahʹın farz kıldığını eda et‐ meyen, vermeyen kimsedir. Eğer yaratıcıyı kastedi‐ yorsan, O verse de cömerttir, vermese de. Çünkü ve‐ rirse, sana ait olmayan bir şeyi verir; vermezse, sana ait olmayan bir şeyi vermemiş olur. Bir gün Şiasından bir adama şöyle seslendi: • Ey falan! Allahʹtan kork ve helak olmana sebep olsa da hakkı söyle; çünkü hakkı söylemen senin kur‐ tuluşunun sebebidir. Ey falan! Allahʹtan kork ve kur‐ tulmana sebep olsa da batılı bırak; çünkü batıl senin helakinin sebebidir. Vekillerinden biri İmamʹa (a.s) dedi ki: ʺAllahʹa yemin ederim ki, sana ihanet etmedim.ʺ Buyurdu ki: • Bana ihanet etmenle malımı zayi etmen aynıdır. Hıyanet, bu ikisinin sana nispet en kötüsüdür. • Allahʹa ibadet hususunda infak etmekten kaçın‐ ma, yoksa aynı miktarı günah hususunda harcamaya mecbur kalırsın. • Mümin, terazinin iki kefesine benzer; imanı art‐ tıkça sınama amaçlı musibeti de artar. Bir kabrin başında durup şöyle buyurdu:
• Sonu bundan ibaret olan bir şeyin (dünya haya‐ tının) başından da uzak durmak gerekir.
KAZ_0296 · S. 287 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
• Sonu bundan ibaret olan bir şeyin (dünya haya‐ tının) başından da uzak durmak gerekir. Başı bundan ibaret olan bir şeyin (ahiret hayatının) sonundan korkmak gerekir. • Allahʹın zatı hakkında konuşan, helak olur. Li‐ derlik peşinde koşan, helak olur. Kendini beğenen, helak olur. • Dünyevî ve dinî ihtiyaçları karşılamak alabildi‐ ğine zordur. Çünkü hangi dünyevî ihtiyacına elini u‐ zatsan, bir günahkârın senden önce davrandığını gö‐ rürsün. Uhrevî ihtiyaçlar hususunda ise, sana yardım edecek kimse bulamazsın. • Dört davranış vardır ki bunlar vesvese türün‐ dendir: Çamur yemek, parmaklarla balçığı ufalamak, tırnakları dişlerle koparıp yemek ve sakal kıllarını yo‐ lup yemek. Üç şey göze aydınlık verir: Yeşile bakmak. Akan suya bakmak ve güzel yüze bakmak. • İyi komşuluk, komşuya eziyet etmemek değildir; komşunun eziyetine sabretmektir. • Kardeşinle arandaki utangaçlık ve çekingenlik duygusunu ortadan kaldırma, bir utanma ve çekin‐ genlik duygusunun kalmasına özen göster. Çünkü bu duygunun gitmesi, hayânın tamamen ortadan kalk‐ ması anlamına gelir. Oğullarından birine şöyle dedi: • Oğulcuğum! Allah seni, yasakladığı bir günahı işlerken bulmasın.
Allah seni emrettiği bir ibadeti terk ederken bulmasın.
KAZ_0297 · S. 287 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım
Allah seni emrettiği bir ibadeti terk ederken bulmasın. Her zaman ciddiyetle ve kararlı‐ lıkla ibadet et, Allahʹa itaat et. Allahʹa ibadet ve itaat hususunda eksik kaldığını aklından çıkarma. Çünkü Allahʹa hakkıyla ibadet etmek imkânsızdır, bu husus‐ ta kendini her zaman eksik gör. Mizahtan sakın. Mi‐ zah, imanının nurunu götürür ve kişiliğini hafif gös‐ terir. Usanmaktan ve tembellikten sakın. Çünkü bu i‐ kisi, dünya ve ahirette payına düşen nimetlere kavuş‐ mana engel olurlar. Yine şöyle buyurmuştur: • Bir yerde zorbalık hakka galip gelmişse, iyice öğrenip anlamadan biri hakkında hayır zanda bulun‐ mak doğru olmaz. • Bir insanın, eşinden ve küçük çocuğundan baş‐ kasının ağzını öpmesi caiz değildir. • Vaktinizi dört kısımda değerlendirmeye çalışın: Bir bölümünü, Allahʹa dua etmeye; bir bölümünü, ge‐ çiminizi temin etmeye; bir bölümünü, size ayıplarını‐ zı gösterecek, iç dünyanızın arınmasına yardımcı ola‐ cak kardeşleriniz ve güvendiğiniz kişilerle geçirmeye; bir bölümünü de harama kaçmadan lezzetleriniz (he‐ lalinizle halvet etmek) için ayırın. Bu son bölümü ger‐ çekleştirdiğiniz vakit diğer üç bölüme de güç yetirebi‐ lirsiniz. Nefsinize yoksulluğu veya uzun yaşamayı telkin etmeyin. Çünkü nefsine yoksulluk tekin eden, cimrileşir. Nefsine uzun ömür yaşayacağını telkin e‐ den, haris olur. Nefsinize dünyadan bir pay ayırın; helal olan, kişiliği zedelemeyen ve israfa kaçmayan şeylerden canın çektiğini verin. Bunu yaparak dinî gö‐ revleri yerine getirmede bundan yardım almış olursu‐ nuz. Çünkü Resulullahʹtan (s.a.a) şöyle rivayet edil‐ miştir: ʺDünyasını dini için veya dinini dünyası için terk eden, bizden değildir.ʺ • Allahʹın dininde derin kavrayış (tefekküh) sahibi olun. Çünkü fıkıh; basiretin anahtarı, ibadetin tamam‐ layıcısı, din ve dünya olarak yüksek menzillere, üstün mertebelere yükselmenin sebebidir. Fakihin abitten üst‐ ünlüğü, güneşin yıldızlardan üstünlüğü gibidir. Di‐ ninde tefekküh sahibi olmayanın hiçbir amelinden Allah razı olmaz.
İmam Musa Kâzım (a.s), Ali b. Yaktinʹe şöyle buyur‐ muştur:
KAZ_0298 · S. 289 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım İmam Ali dâr
İmam Musa Kâzım (a.s), Ali b. Yaktinʹe şöyle buyur‐ muştur: • Sultan için çalışmanın kefareti, kardeşlere ihsan‐ da bulunmaktır. Yine şöyle buyurmuştur: • Bir yerde insanlar, daha önce işlemedikleri gü‐ nahları işlemeye başlarlarsa, Allah da önceden hesaba katmadıkları, hazırlıklı olmadıkları belaları indirir üzerlerine. • Devlet başkanı adil ise, ona ecir, sana da şükür gerekir. Eğer zalim ise, ona vebal vardır, sana da sabır gerekir.1 İmam Musa Kâzım (a.s) iki adamın birbirlerine sövdük‐ lerini gördü ve şöyle buyurdu: • İlk önce başlatan, daha zalimdir. Hem kendi ve‐ bali, hem de mazlumun vebali onun boynunadır, mazlum haksızlık etmediği sürece. Yine şöyle buyurmuştur: • Kıyamet günü bir münadi şöyle seslenir: ʺAllahʹ‐ ta hakkı olanlar ayağa kalksınlar.ʺ Sadece başkasını affedenler ve barışanlar ayağa kalkarlar. Onların ecri Allahʹa aittir. • Cömert ve güzel ahlâk sahibi kimse Allahʹın hi‐ mayesindedir. Allah, onu cennete yerleştirinceye ka‐ dar yalnız bırakmaz. Allahʹın gönderdiği her pey‐ gamber cömerttir. Babam vefat edinceye kadar sürek‐ li olarak bana cömertliği ve güzel ahlâkı tavsiye etti. Halife Harun Reşidʹin İmamʹı (a.s) hapsetmekle görev‐ lendirdiği Sindî b. Şahik, İmamʹa (a.s), vefat edeceği sırada, ʺMüsaade et, seni ben kefenleyeyim.ʺ dedi.
İmam (a.s) buyurdu ki: Ehl‐i Beyt olarak bizim haccı ilk yerine getirenle‐ rimizin hac parası, kadınlarımızın …
KAZ_0299 · S. 290 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
İmam Musa Kâzım Ehl-i Beyt Hz. Muhammed
İmam (a.s) buyurdu ki: Ehl‐i Beyt olarak bizim haccı ilk yerine getirenle‐ rimizin hac parası, kadınlarımızın mehri ve ölüleri‐ mizin kefeni mallarımızın en temizinden olur. İmam Musa Kâzım (a.s), Fadl b. Yunusʹa şöyle buyur‐ muştur: • Hayır, ulaştır ve hayır söyle. ʺİnsanlar nasıl ben de öyleʺ deme. Dedim ki: ʺBunun anlamı nedir? Buyurdu ki: ʺBen insanların çoğunluğuyla beraberim, ben on‐ lardan biriyim, onlar nasıl davranıyorlarsa ben de öy‐ le.ʺ deme. Çünkü Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuş‐ tur: ʺEy insanlar! İki yol var: Biri hayır yolu, biri şer yolu. Şer yolu size hayır yolundan daha sevimli gel‐ mesin.ʺ Rivayet edilir ki, bir gün İmam Musa Kâzım (a.s) çirkin görünümlü zenci birinin yanından geçerken ona selâm ver‐ di, atından inip yanında oturdu ve uzun süre onunla sohbet etti. Sonra da bir ihtiyacının olması durumunda, kendisine söylediği takdirde, ihtiyacını karşılayıp karşılamayacağını sordu. Orada bulunanlar dediler ki: Ey Resulullahʹın oğlu! Böyle bir adamın yanına iniyor, sonra ona ihtiyaçlarını mı arz ediyorsun? Hâl‐ buki senin ona muhtaç olmandan çok o sana muhtaç‐ tır. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: • O, Allahʹın kullarından bir kuldur. Allahʹın kita‐ bına göre bir kardeştir. Allahʹın memleketinde kom‐ şudur. İkimiz en hayırlı babada, yani Âdemʹde (a.s), en üstün dinde birleşiyoruz. Bakarsın zaman bizi ona muhtaç düşürür, ‐ona daha önce tepeden baktıktan sonra‐ önünde tevazu ile durduğumuz görülür.
Sonra şu şiiri okudu: Bağları sürdürmemizi hak etmeyenlerle de bağla‐ rımızı sürdürürüz.
KAZ_0300 · S. 291 · İmam Kâzım'ın İlmî Mirası
Ehl-i Beyt İmam Musa Kâzım
Sonra şu şiiri okudu: Bağları sürdürmemizi hak etmeyenlerle de bağla‐ rımızı sürdürürüz. Bir gün arkadaşsız kalmaktan korktuğumuz için.1 * * * İmam Musa Kâzımʹın (a.s) kültürel ve ilmî mirası içinde gerçekleştirdiğimiz bu kısa ve seri gezintiyle yetiniyoruz. Yüce Allahʹtan, Ehl‐i Beytʹin (a.s) rehberliğinde hareket et‐ memizi kolaylaştırmasını diliyoruz. Çünkü Ehl‐i Beyt, heva ve vehim karanlıklarından beri rabbanî hidayetin ve terte‐ miz arı duru kaynağın temsilcileridirler. Âlemlerin Rabbi olan Allahʹa hamdolsun

İçindekiler

Takdim ..............................................................................................
KAZ_0301 · S. 293 · İçindekiler
İmam Musa Kâzım
Takdim .............................................................................................. 7 Birinci Bölüm / 19 İmam Musa Kâzımʹın Hayatına Kısa Bir Bakış ....................... 21 İmam Musa Kâzımʹın Kişiliğinden İzlenimler ....................... 25 İmam Musa Kâzımʹın Kişiliğinden Görünümler .................... 33 1‐ İlminin Genişliği ..................................................................... 33 2‐ İbadeti ve Takvası .................................................................. 34 3‐ Zühdü ...................................................................................... 38 4‐ Cömertliği ............................................................................... 39 5‐ Tahammül ve Hilmi............................................................... 41 6‐ İrşat Etmesi ve Yönlendirmesi ............................................. 43 7‐ İnsanlara İyilik Etmesi ........................................................... 45 İkinci Bölüm / 49 İmam Musa Kâzımʹın Hayatının Aşamaları ............................ 59 İmam Musa Kâzım Babasının Himayesinde ........................... 63
İmam Cafer Sadıkʹın İmam Musa Kâzımʹın İmamlığına Dair Sözleri …
KAZ_0302 · S. 294 · İçindekiler
İmam Musa Kâzım İmam Mehdi İmam Cafer Sadık
İmam Cafer Sadıkʹın İmam Musa Kâzımʹın İmamlığına Dair Sözleri .................................................................................. 68 Üçüncü Bölüm / 75 İmam Musa Kâzım Döneminin Özellikleri ............................. 77 Birinci Nokta ............................................................................... 78 İkinci Nokta ................................................................................. 80 Üçüncü Nokta ............................................................................. 84 Dördüncü Nokta ......................................................................... 86 Beşinci Nokta .............................................................................. 86 Altıncı Nokta ............................................................................... 87 İmam Musa Kâzımʹın Mansur Döneminde Sergilediği Tavırlar ............................................................................................ 91 1) İmam Musa Kâzım ve Mevzilerin Sağlamlaştırılması ...... 91 2) İmam Musa Kâzım ve Ahlâkî Çöküşü Düzeltme Çabası . 96 3) İmam Musa Kâzım ve İçeriden Kaynaklanan Tehditler . 100 4) İmam Musa Kâzım ve Şerʹi Siyasal Önderlik Meselesi Üzerinde Yoğunlaşması .......................................................... 104 İmam Musa b. Caferʹin (a.s) Halife Mansurʹun Ölümünü Önceden Haber Vermesi ......................................................... 108 İmam Musa Kâzım ve Mehdi Abbasî Yönetimi .................... 111 Mehdi Döneminin Belli Başlı Özellikleri ............................... 111 İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Genel Faaliyetleri ...................... 117
İmam Musa Kâzım ve Salih Cemaatin Yapılanması ...........
KAZ_0303 · S. 295–296 · İçindekiler
İmam Musa Kâzım
İmam Musa Kâzım ve Salih Cemaatin Yapılanması ........... 127 İmam Musa Kâzımʹın (a.s) Tutuklanması ............................. 134 Abbasî Halifesi Musa Hadiʹnin Hükümeti Zamanında İmam Musa Kâzım (a.s) ........................................................... 136 Dördüncü Bölüm / 143 Harun Reşid Döneminin Özellikleri ve İmamʹa (a.s) Karşı İzlediği Siyaset ............................................................................ 145 2) Harun Reşidʹin İmam Musa Kâzımʹa Karşı Takındığı Tavır ........................................................................................... 149 İmam Musa Kâzımʹın Harun Reşid Yönetimine Karşı Takındığı Tavır ............................................................................ 165 İmam ve Harun Reşid Siyaseti ............................................... 165 İmam (a.s) ve Salih Cemaat ..................................................... 168 İmam Musa Kâzımʹın Şehit Edilinceye Kadar Hapiste Tutulması ...................................................................................... 187 İmamʹı Hapse Atma Planı ....................................................... 187 İmamʹın Tutuklanması ............................................................. 190 İmam Basra Zindanında .......................................................... 191 İsaʹya İmamʹı Öldürmesi Yönünde Direktif Verilmesi ........ 192 İmamʹın Bağdatʹa Götürülmesi ............................................... 192 İmamʹın Dua Etmesi ve Serbest Bırakılması ......................... 193 İmamʹın (a.s) İkinci Kez Tutuklanması .................................. 194 İmam (a.s), Sindî b. Şahikʹin Zindanında .............................. 195 İmamʹın (a.s) Zindandaki Faaliyetleri ................................... 195 İmam, Harun Reşidʹin Büyüklenmesine Karşı Çıkıyor ....... 198
İmam Musa Kâzımʹa Suikast Düzenlenmesi ........................
KAZ_0304 · S. 297 · İçindekiler
Ehl-i Beyt Oniki İmam İmam Mehdi İmam Musa Kâzım
İmam Musa Kâzımʹa Suikast Düzenlenmesi ........................ 203 En Yüce Dostun Katına ............................................................ 205 İmamʹın (a.s) Öldürülmesinin Araştırılması ........................ 207 İmamʹın Naşının Köprü Üzerine Konulması ....................... 210 Süleymanʹın Girişimi ............................................................... 211 Cenaze Töreni ........................................................................... 213 İmamʹın (a.s) Naşının Teşyii ve Defnedilmesi ...................... 214 İmam Musa Kâzımʹın (a.s) İlmî Mirası ................................... 215 İlmin Temelleri ve İrfanın Mertebeleri .................................. 217 İrfanın Kaynakları ve Metotları .............................................. 218 Tevhit ve İlâhî Tedbirin Esasları ............................................ 244 Resulullahʹın Siretinden ve Hayatından ............................... 246 İmamet ve İmamlar .................................................................. 254 İmam Kâzımʹdan (a.s) Sonraki Vasi ....................................... 260 Beklenen İmam Mehdi............................................................. 262 Resulullahʹın Ashabı ve Ehl‐i Beyt İmamları ........................ 265 İman, Küfür ve Şüphe .............................................................. 266 Günahlar .................................................................................... 270 Dili Muhafaza Etmek ............................................................... 272 Marufu Emretmek ve Münkeri Nehyetmek ......................... 274 Şehit ve Allah Yolunda Cihat Eden Kimse ........................... 275 Ganimetler ................................................................................. 276
Çalışma ve Geçim .....................................................................
KAZ_0305 · S. 298 · İçindekiler
İmam Musa Kâzım
Çalışma ve Geçim ..................................................................... 277 Dua ve Ziyaret .......................................................................... 279 İmam Musa Kâzımʹdan Öğütler ve Hikmetli Sözler ........... 282