334 Passagen · İmam Hasan Askerî · siyer · Quelle: H. O. imam Hasan Askeri-www.caferilik.com.pdf
Gefiltert wird nach Gestalt, nicht nach Kapitel: In diesem Stoff sucht man „wo spricht İmam Cafer Sadık“, und die Kapitelangaben vieler Bände sind dafür zu grob. Ein blasser Namenschip heißt: die Gestalt ist über Band oder Kapitel belegt, im Wortlaut der Passage aber nicht genannt.
https://t.me/caferilikcom
Rahman Rahim Allah'ın Adıyla Şüphesiz biz, sana Kevser'i verdik.
ASK_0001 · S. 2–5 · https://t.me/caferilikcom
Ehl-i Beytİmam Aliİmam Hasanİmam Hasan Askerî
Rahman Rahim Allah'ın Adıyla Şüphesiz biz, sana Kevser'i verdik. Şu hâlde Rabbin için namaz kıl ve tekbir alırken, namazda ellerini boğazına kadar kaldır. Doğrusu asıl soyu kesik olan, sana kin duyandır. Türkiye Caferileri Sitesi
İ m a m H a s a n A s k e r î ( o n a s e l â m o l s u n) 13. cilt Telif Komisyonu (Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı) Çeviri: Vahdettin İnce İslam Özkan Tashih & Tatbik: Musa Güneş K E V S E R Türkiye Caferileri Sitesi
Kevser Yayınları: 190 Eserin Orijinal Adı: A'lamu'l-Hidaye; el-İmam Hasan b. Ali (aleyhi's-selâm) Dizgi ve Mizanpaj: Kevser Yayıncılık Kapak Tasarım: Ramazan Erkut Baskı: Yılmaz Matbaacılık (sertifika: 27185) Litros Yolu Matb. Sitesi 3 NB 2 Zeytinburnu Topkapı / İstanbul Tel: 0212 493 00 85 1. Baskı: Ocak 2014 ISBN: 978-975-6640-67-7 (Takım No) 978-9944-709-83-5 (Cilt No) Adres: Kevser Yayınları Sofular Mah. Simitçi Şakir Cad. No: 14/1 Fatih – İSTANBUL Tel: (0212) 534 35 28 / 555 16 66 Fax: (0212) 631 36 01 / 555 22 12 Türkiye Caferileri Sitesi
:القرآن الكرمي ِإِنَّـمَا يُـرِيدُ اللٕـهُ لِـيُـذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْـبَـيْت .وَ يُطَـهِّـرَكُمْ تَـطْهِريًا Kur'ân-ı Kerim: Allah ancak siz Ehl-i Beyt'ten her türlü kötülüğü uzak tutmak ve sizi tertemiz kılmak ister. (Ahzâb / 33) Türkiye Caferileri Sitesi
:)ِقَالَ رَسُول اللٕـه (صلَّی اللٕـهُ عَليهِ وَ آلِه َ إِنِّي تَارِكٌ فِيكُمُ الثَّـقَـلَـيْنِ: كِتَابَ اللٕـه،ِ وَعِتْرَتِي أَهْل بَـيْـتِي، مَا إِنْ تَـمَسَّكْـتُـمْ بِهِمَا لَنْ تَـضِلُّوا اَبَدًا، وَأنَّـهُمَا لَنْ .َيَـفْـتَـرِقَا حَتٕـی يَـرِدَا عَلَيَّ الْحَوْض Hz. Resulullah (s.a.a): Ben sizin aranızda iki paha biçilmez emanet bırakıyorum: -Biri- Allah'ın kitabı ve -diğeri- itretim, Ehl-i Beyt'im. Bu ikisine sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapmazsınız. Bu ikisi Kevser havuzunun başında bana varıncaya kadar birbirinden ayrılmazlar. (Sahih-i Müslim, c.7, s.122; Sünen-i Daremî, c. 2, s.432; Müsned-i Ahmed, c.4, s. 14, 17, 26, 59; c.4, s.466, 471; c.5, s.182; Müstedrek-i Hâkim, c.4, s.109, 148, 533 vs.) Türkiye Caferileri Sitesi
TAKDIM Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla Son dönemde düşmanların tüm çabalarına rağmen modern cehaletten bitkin düşen ve evrensel adalete susamış olan dünya gözünü bir kez daha İslâm dinine, Şia kültürüne ve Ehl-i Beyt (a.s) Ekolü'ne dikmiş durumda. Bu durum, sevindirici olmakla beraber bilinçli insanların sorumluluğunu kat kat artıran, başta Hz. Resulullah (s.a.a) olmak üzere hidayet önderleri olan Ehl-i Beyt'i tanıtmanın ne denli zaruret hâline geldiğini gözler önüne seren bir faktördür aynı zamanda. İşte bu nedenle, Ehl-i Beyt ve Muhammedî öz İslâm kültürünü yaymayı amaç edinen yayınevimiz bu doğrultuda yazar ve araştırmacıların araştırma eserlerine ve ilmî faaliyetlerine kucak açıyor ve kendisini bu yüce kültürün yayılması için çaba harcayan yazar ve mütercimlerin hizmetçisi biliyor. Bu hususta Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı'nın, Şia'nın düşünürlerinden oluşturduğu bir komisyon aracılığıyla hazırlattığı "Hidayet Önderleri" unvanıyla 14 ciltten oluşan dev çalışması şayan-ı teveccühtür.
Bu titiz çalışmada bir taraftan Müslümanlar arası vahdet ve birliğin zaruretinin bilinci hâkim iken, diğer …
ASK_0003 · S. 7 · https://t.me/caferilikcom
Ehl-i Beytİmam Hasan Askerî
Bu titiz çalışmada bir taraftan Müslümanlar arası vahdet ve birliğin zaruretinin bilinci hâkim iken, diğer taraftan akıcı bir üslûpla kaleme alınması, gerçeklerin, konusunda kaynak kitaplar esas alınarak tüm çıplaklığıyla ortaya konulmasına dikkat edilmiştir. Ehl-i Beyt öğretileriyle ilgili olarak merkez Türkiye Caferileri Sitesi konumunda olan "Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı"ndan da ancak bu özellikleri haiz bir çalışma beklenirdi zaten. Yayınevimizin, konusunda kaynak olacak 14 ciltlik bu dev eseri Türkçe'ye kazandırma yönünde birkaç yıldan beri çalışma başlattığı ve kısa aralıklarla okurlarına sunacağı haberini siz değerleri okurlarla paylaşmak isteriz. Kitabın telifinde gösterilen titizlik, çeviri aşamasında da gözetildi. Güçlü çevirmenlerin akıcı çevirilerinden sonra aynen kaynak eserlerde olduğu gibi orijinal metni ile tatbik yapıldı. Tatbik aşamasında uzman kadrodan yararlanıldı. Bütün bu aşamalardan sonra yine uzman kardeşlerimiz ve üstatlarımız tarafından bir kez daha gözden geçirildi. Bu arada eserin hazırlanmasında emeği geçen bütün üstatlara ve kardeşlerimize teşekkürü borç biliyoruz.
Kültürel cihad meydanında atılan bu küçük adımın, Mevla'mızın rızasını kazanmaya vesile olması ve Ehl-i Beyt öğretilerine susamış insanlara faydalı olması umuduyla… KEVSER Türkiye Caferileri Sitesi
Önsöz
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla Hamd, her şeyi yaratan ve ona yol gösteren Allah'a mahsustur.
ASK_0004 · S. 9 · Önsöz
Ehl-i BeytHz. Muhammedİmam Hasan Askerî
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla Hamd, her şeyi yaratan ve ona yol gösteren Allah'a mahsustur. Salât ve selâm Allah'ın kulları için rehber olarak seçtiği önderler, özellikle peygamberlerin sonuncusu, elçilerin ve seçkin kulların efendisi Ebu'l-Kasım Muhammed Mustafa (s.a.a) ile onun mübarek ve tertemiz Ehl-i Beyt'inin üzerine olsun. Yüce Allah insanı yarattı ve onu akıl ve irade unsurları ile donattı. İnsan aklı ile gerçeği görüp ortaya çıkarır ve onu batıldan ayırt eder. İrade ile de yararına gördüğü, amaçlarını ve hedeflerini gerçekleştireceğini düşündüğü şeyi seçer. Yüce Allah, bu ayırt edici aklı kulları için hüccet kıldı. Bu akıllara hidayet pınarından feyiz sunarak onları destekledi. Çünkü insana bilmediklerini öğreten, onu lâyığı olduğu kemal yoluna yönlendiren, ona uğruna yaratıldığı ve gerçekleştirilmesi için dünyaya getirildiği amacı bildiren O'dur. Kur'ân-ı Kerim bize ilâhî hidayetin kriterlerini, ufuklarını, gereklerini ve yollarını açık nasları ile belirtti. Ayrıca bir yandan bu hidayetin sebeplerini açıklarken, öbür yandan onun meyvelerini ve sonuçlarını gözler önüne serdi. Yüce Allah şöyle buyuruyor: De ki, asıl hidayet Allah'ın hidayetidir.1 Türkiye Caferileri Sitesi
Allah dilediği kimseleri doğru yola iletir.1 Allah gerçeği söyler ve O doğru yola iletir.2 Kim Allah'a …
ASK_0005 · S. 10 · Önsöz
İmam Hasan Askerî
Allah dilediği kimseleri doğru yola iletir.1 Allah gerçeği söyler ve O doğru yola iletir.2 Kim Allah'a sarılırsa, o kesinlikle doğru yola ile tilmiştir.3 De ki, Allah hakka iletir. Hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa başkasının kılavuzluğundan yararlanmadıkça kendisi doğru yolu bulamayan mı?4 Kendilerine bilgi verilenler, Rabbinden sana indirilen mesajın gerçek olduğunu, üstün iradeli ve hamde layık Allah'ın yoluna ilettiğini görürler.5 Allah'tan kaynaklanan bir yol gösterme olmaksızın keyfî arzusuna uyandan daha sapık kim olabilir?6 Buna göre hidayetin kaynağı yüce Allah'tır ve gerçek hidayet O'nun hidayetidir. İnsanı elinden tutup doğru yola ve sağlam gerçeğe ileten O'dur. Bunlar ilmin desteklediği, bilginlerin idrak edip bütün varlıkları ile boyun eğdikleri gerçeklerdir. Yüce Allah, insan fıtratını kemale ve cemale eğilimli bir yapıda yarattı. Sonra onu lâyığı olduğu kemale yönlendirmekle ödüllendirdi ve ona kemale erdirecek yolu tanıma nimetini bağışladı. Bu yüzden yüce Allah; "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım."7 buyuruyor. Nasıl ibadet edileceği bilinmeden bu görev gerçekleştirilemeyeceği için bilmek ile ibadet etmek kemal zirvesine erdirecek tek yol ve yegâne amaç olmuştur. Türkiye Caferileri Sitesi
Öte yandan insanın kemale doğru hareketinde itici etken olması için onu öfke ve hırs içgüdüleri ile …
ASK_0006 · S. 11 · Önsöz
İmam Hasan Askerî
Öte yandan insanın kemale doğru hareketinde itici etken olması için onu öfke ve hırs içgüdüleri ile donattığından dolayı, öfkenin ve hırsın ve bunlardan kaynaklanan ve bunların gerekleri olan arzu ve duyguların egemenliğinden kurtulmasından emin olunamaz. Bundan dolayı insan aklının ve diğer bilgi edinme yöntemlerinin yanı sıra sağlıklı algılamayı ve görmeyi garanti edecek araçlara da muhtaçtır. Bu araçlar sayesinde yüce Allah'ın ona yönelik hücceti tamamlanmış, hidayet nimeti kemale ermiş ve böylece serbest iradesiyle iyilik ya da kötülük yolunu seçmesini mümkün kılacak bütün sebeplere sahip olmuş olur. Bundan dolayı ilâhî hidayet yasası, insan aklını desteklemeyi gerekli gördü. Bu destek ilâhî vahiy ve kulları doğru yola yöneltme sorumluluğunu üstlenmek üzere Allah tarafından seçilen hidayet önderleri aracılığı ile gerçekleşti. Bu destekleme ise, gerekli bilgileri ayrıntılı şekilde sunmak ve hayatın her alanında gerekli olan yönlendirmeleri yapmakla gerçekleşmiştir. Tarihin başlangıcından itibaren bütün çağlar ve yüzyıllar boyunca peygamberler ile onların vasileri ilâhî hidayet meşalesini elden ele taşımışlardır. Yüce Allah kullarını hiçbir yerde, hiçbir zaman hidayete ileten bir hüccetsiz, doğru yolu gösteren bir mürşitsiz ve aydınlatıcı ışıksız bırakmamıştır. Aklın delillerini destekler nitelikteki vahiy nasları açıkça belirtiyor ki, yeryüzü yüce Allah'ın kullara hitap edecek hüccetinden yana boş kalmaz. Çünkü böyle bir boşluk insanlar tarafından yüce Allah'a karşı bahane ve gerekçe olarak kullanılabilir. Buna göre hüccet kullardan önce, kullarla beraber ve kullardan sonra hep vardır. Öyle ki, eğer yeryüzünde sadece iki kişi kalsa, onlardan biri hüccet olur. Kur'ân-ı Kerim bu ilkeyi şüpheye yer bırakmayacak şekilde şöyle vurguluyor:
Sen sadece bir uyarıcısın ve her kavmin bir yol göstericisi vardır.1 Yüce Allah'ın nebileri, resulleri ve …
ASK_0007 · S. 12 · Önsöz
İmam Hasan Askerî
Sen sadece bir uyarıcısın ve her kavmin bir yol göstericisi vardır.1 Yüce Allah'ın nebileri, resulleri ve onların yol gösterici vasileri doğru yola yöneltme görevini bütün aşamaları ile üstlenirler. Bu aşamalar şu maddelerde özetlenebilir: 1- Vahyi tam bir şekilde almak ve ilâhî mesajı en ince ayrıntısına kadar kapsamak. Bu aşama elçiliği üstlenmek için tam bir hazırlığı gerektirir. Bundan dolayı elçilerle ilgili seçim, tamamı ile Allah'a ait bir iştir. Kur'ân-ı Kerim'de bu gerçek şöyle ifade edilir: Allah elçilik görevini kime vereceğini daha iyi bilir.2 Allah elçilerinden dilediğini seçer.3 2- İlâhî mesajı insanlığa ve mesajın hitap ettiği kitleye ulaştırmak. Bu ulaştırma görevi, ulaştırma görevini, ulaştırmanın amaçlarını ve gereklerini bütün ayrıntıları ile kapsamada somutlaşan tam bir yeterliliğin yanı sıra yanlış yapmaktan ve sapmalardan korunmuş olmaya dayanır. Yüce Allah bu ilkeyi şöyle ifade ediyor: İnsanlar tek bir ümmet idi. Allah peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi.
Onlarla beraber anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm vermek üzere gerçeği içeren kitabı …
ASK_0008 · S. 12 · Önsöz
İmam Hasan Askerî
Onlarla beraber anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm vermek üzere gerçeği içeren kitabı gönderdi.4 3- İlâhî risalete inanan bir ümmet oluşturmak ve bu ümmeti hidayete erdirici önderliği destekleyip güçlendirmeye hazırlamak. Bu hazırlığın amacı ilâhî risaletin amaçlarını ger- çekleştirmek ve onun yasalarını hayata uygulamaktır. Kur' ân-ı Kerim'in ayetleri bu görevi açık bir dille vurgularken tezkiye (arındırma) ve talim (öğretim) terimlerini kullanarak şöyle diyor: Onları arındırıp yücelten, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi.1 Tezkiye, insana layık kemal doğrultusundaki eğitimdir. Bu eğitim, kemalin bütün unsurları ile donanmış, elverişli bir örneğin varlığını gerektirir. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor: Allah'ın Elçisi'nde sizin için güzel bir örnek vardır.2 4- İlâhî risaleti, onun için belirlenen süre boyunca bozulmadan, değişmeye ve kayba uğramaktan korumak. Bu görev de ilmî ve ruhsal yeterliliği gerektirir ki, buna "ismet" (yanılgıdan ve hatadan korunmuşluk) denir. 5- İlâhî risaletin manevî amaçlarını gerçekleştirmek, fertlerin vicdanlarında ve toplumların kurumlarında ahlâkî değerleri kökleştirmek için çalışmak.
Bu da ancak ilâhî kriterleri yürürlüğe koymakla, ilâhî risaletin kriterleri uyarınca ümmetin işlerini …
ASK_0009 · S. 12 · Önsöz
Hz. Muhammedİmam Hasan Askerî
Bu da ancak ilâhî kriterleri yürürlüğe koymakla, ilâhî risaletin kriterleri uyarınca ümmetin işlerini yönetmeyi üstlenen siyasî bir yapı kurarak hanif dinin yasalarını topluma uygulamakla mümkündür. Bu yürütme görevi bilge bir yönetim kadrosu, üstün bir cesaret, büyük bir kararlılık; fertlerin psikolojileri, toplumun çeşitli tabakaları; fikrî, siyasî ve sosyal akımlar, yönetim ve eğitim kuralları ve hayat tecrübeleri ile ilgili tam bir bilgiyi gerektirir. Bunların hepsini, evrensel bir dinî devleti yönetmeyi sağlayacak ilmî yeterlilikle özetleyebiliriz. Bu ilmî yeterliliğe, dinî yönetimi her türlü sapmadan ve yanlış uygulamadan koruyacak ruhsal yeterlilikte ifadesini bulan "ismet" (yanılmadan ve hatadan korunmuşluk) sıfatını da eklemek gerekir. Çünkü bu yönden bir yetersizlik hâlinde baş gösterebilecek olan sapmalar ve yanlışlıklar, yönetimin ve ona uyan ümmetin takip ettiği yolda ilâhî risaletin amaçları ile çelişen olumsuz etkiler meydana getirebilir.
Tarih boyunca gelen peygamberler ile arkalarından gelen seçkin önderler, özveriyi gerektiren hidayet yolunu izlediler, meşakkatli eğitim yolunda yürüdüler, ilâhî elçilik görevini yerine getirme yolunda her türlü zorluğa katlandılar, ilâhî elçilik hedeflerinin gerçekleşmesi yolunda kendini ilkelerine ve inançlarına adamış bir insanın feda edebileceği her şeylerini feda ettiler. Bir an bile geri çekilmediler, göz açıp kapatacak bir süre kadar bile yerlerinde saymadılar. Yüce Allah, onların yüzyıllar boyu süren kesintisiz gayretlerini ve cihatlarını peygamberlerin sonuncusu olan Abdullah oğlu Muhammed'in (s.a.a) peygamberliği ile taçlandırdı, büyük emaneti ve bütün aşamaları ile hidayet sorumluluğunu ona yükledi, ondan bu emanetin hedeflerini gerçekleştirmesini istedi. Bu en büyük peygamber, bu sarp ve dikenli yolda müthiş adımlar attı, köklü değişimlere yol açan davetler ve inkılâpçı hareketler alanında son derece kısa sürede mümkün olan en büyük başarıyı gerçekleştirdi.
Yirmi yıl kadar süren geceli gündüzlü çabalarının ve cihadının başlıca kazanımları şu maddelerde …
ASK_0010 · S. 12 · Önsöz
İmam Hasan Askerî
Yirmi yıl kadar süren geceli gündüzlü çabalarının ve cihadının başlıca kazanımları şu maddelerde özetlenebilir: 1- İnsanlığa, süreklilik ve kalıcılık unsurlarını içeren eksiksiz bir ilâhî mesaj sunmak. 2- Bu mesajı yozlaşmadan ve sapmadan koruyan unsurlarla donatmak. 3- İlke olarak İslâm'a, önder olarak Peygamberimize ve hayat yasası olarak şeriata inanan bir ümmet oluşturmak. 4- İslâm sancağını taşıyan ve ilâhî şeriatı uygulayan bir siyasî yapı, bir İslâm devleti kurmak.
5- Peygamberimizin önderliğinde örneğini bulan hikmetli ilâhî önderliğin aydınlık saçan yüzünü sunmak. Bu ilâhî risalet ve görevin hedeflerini eksiksiz bir şekilde gerçekleştirmek için şunlar zarurîdir: a) Bu ilâhî risaletin uygulamasını ve onu yozlaştırıp yıkmak için sürekli fırsat kollayan komplolardan korumayı garanti edecek yeterlilikte bir önderliğin devamlı şekilde var olması. b) İlmî ve psikolojik bakımdan yeterli bir eğitimcinin eli ile verilecek sağlıklı bir eğitimin nesiller boyunca sürmesi, bu yeterli eğitimcinin ahlâkta ve davranışta Peygamberimiz gibi örnek olması, ilâhî risaleti bütün yönleri ile kapsayıp bütün davranışlarında ve tutumlarında somutlaştırması. Bundan dolayı Peygamberimiz (s.a.a), ilâhî bir plân gereğince Ehl-i Beyti'ne mensup bazı seçkinleri bu görev için hazırlamakla ve bu seçkinlerin isimlerini ve fonksiyonlarını açıkça belirtmekle yükümlü kılındı. Bu seçkin önderler, Peygamberimizin (s.a.a) başlattığı büyük hareketin ve kıyamete kadar hüküm sürecek olan ilâhî hidayetin dizginlerini yüce Allah'ın emri ile ele alacaklar, yüce Allah'ın ebedîlik bahşettiği ilâhî risaleti cahillerin bozmalarından ve hainlerin tuzaklarından koruyacaklar, yüzyıllar boyunca ve dünya durdukça kriterlerini açıklamayı, sırlarını ve hazinelerini gözler önüne sermeyi üstlendikleri mübarek şeriatın değerleri ve kavramları uyarınca nesilleri eğiteceklerdi. Bu ilâhî plân, Resulullah'ın (s.a.a) sözlerinde şöyle somutlaşıyor: Ben size iki değerli emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız takdirde kesinlikle sapıtmazsınız. Bunlar, Allah'ın kitabı ile benim Ehl-i Beyt'imdir. Bunlar, Havuz'da yanıma gelinceye kadar birbirlerinden asla ayrılmayacaklardır.
Ehl-i Beyt İmamları -Allah'ın selâmı onlara olsun-, Peygamberimizin (s.a.a) Allah'ın emri ile kendinden sonra …
ASK_0012 · S. 16 · Önsöz
Ehl-i BeytOniki İmamİmam Hasan Askerî
Ehl-i Beyt İmamları -Allah'ın selâmı onlara olsun-, Peygamberimizin (s.a.a) Allah'ın emri ile kendinden sonra ümmetin önderliğini üstlenmek üzere tanıttığı en hayırlı kimselerdir. On İki Ehl-i Beyt İmamı'nın hayat çizgisi, Hz. Peygamber (s.a.a) döneminden sonraki İslâm'ın gerçek çizgisini yansıtır. Onların hayatlarını kapsamlı biçimde incelemek, köklü İslâm hareketinin kapsamlı bir portresini gözlerimiz önüne sürer. O İslâm hareketi ki, Peygamberimizin (s.a.a) vefatının arkasından ateşli enerjisi zayıflamaya yüz tuttu, ama sonra ümmetin derinliklerinde içten içe yol almaya başladı. Bu süreçte Masum İmamlar -Allah'ın selâmı onlara olsun- ümmeti bilinçlendirmeye, ümmetin enerjisini Peygamberimizin (s.a.a) kutsal devrimini kavrama doğrultusunda harekete geçirmeye çalıştılar. Fakat yönetimin ve ümmetin tutumlarına egemen olan evrensel yasaların müsaade ettiği ölçüde ilerleyebildiler. Bu Râşid İmamlar'ın hayatlarında dikkat çeken ortak özellikler şunlar oldu: Peygamberimizin (s.a.a) açtığı çığırı ısrarla izlediler. Ümmet, teveccühünü onlara yönelterek onlarla kaynaştı, onları Hidayet Önderleri ve müminlerin yolunu aydınlatan yıldızlar olarak benimsedi.
Onlar Allah'a ve O'nun rızasına ulaştıran kılavuzlar, Allah'ın emrinde karar bulanlar, Allah sevgisinde …
ASK_0013 · S. 16 · Önsöz
Oniki İmamİmam Hasan Askerî
Onlar Allah'a ve O'nun rızasına ulaştıran kılavuzlar, Allah'ın emrinde karar bulanlar, Allah sevgisinde kemale erenler, Allah özleminin ateşinde eriyenler, imrenilen insanî kemalin zirvelerine yönelik tırmanışta birbirleri ile yarışanlardır. Onların hayatı cihadın, sabırla Allah'a itaat etmenin, zalimlerden gelen cefaya tahammül etmenin çeşitli örnekleri ile doludur. Öyle ki, yüce Allah'ın hükümlerini yürürlüğe koyma uğrundaki kararlı direnişin en üstün örnekleri oldular. Bu direnişin arkasından onurlu şehitliği, onursuz hayata tercih ederek yüce bir mücadelenin ve büyük bir cihadın arkasından Allah'a kavuşma başarısını elde ettiler. Tarihçiler ve ya- zarlar, bu İmamlar'ın hayatlarını her açıdan ele alıp tam anlamı ile incelediklerini iddia edemezler. Bundan dolayı bizim bu girişimimiz, onların hayatlarından bazı kesitler; kişilikleri, davranışları ve tutumları hakkında tarihçilerin kaydettikleri ve araştırma kaynaklarında bulabildiğimiz bazı alıntıları sunmaktan ibarettir. Yüce Allah'ın bu çalışmamızı faydalı kılmasını umarız. Hiç şüphesiz, başarının sahibi O'dur.
Ehl-i Beyt hareketi hakkındaki bu incelememiz, İslâm Peygamberi ve elçilerin sonuncusu Abdullah oğlu Muhammed …
ASK_0014 · S. 16 · Önsöz
Ehl-i BeytHz. Muhammedİmam Hasan Askerîİmam Aliİmam Hasanİmam Mehdi
Ehl-i Beyt hareketi hakkındaki bu incelememiz, İslâm Peygamberi ve elçilerin sonuncusu Abdullah oğlu Muhammed Mustafa (s.a.a) ile başlayıp, vasilerin sonuncusu ve beklenen Mehdi Muhammed b. Hasan Askerî ile son buluyor. Yüce Allah, onun ortaya çıkışını çabuklaştırsın ve yeryüzünü adaleti ile aydınlatsın. Bu kitap, Resulullah'ın (s.a.a) yüce Allah'ın emriyle kendi halifeleri olarak atadığı, imamet ve hilâfetlerini tasrih ettiği ve kendisinden sonra şeraiti ve ümmeti üzerinde eminleri kıldığı Ehl-i Beyt İmamları'nın on birincisi olan İmam Hasan b. Ali el-Askerî'nin (a.s) hayatını incelemeye ayrıldı. Bu kutsal projenin gerçekleştirilip gün ışığına çıkarılması için yoğun gayretleri ile katkıda bulunan bütün kardeşlerimize, özellikle Seyyid Munzir Hakîm'in denetiminde çalışan yazarlar kurulunun üyelerine şükranlarımızı sunmalıyız. Son sözümüz, bizi bu kutsal projeyi gerçekleştirmeye muvaffak eden yüce Allah'a dua ve şükürlerimizi sunmak olacaktır. O, kâfidir ve ne güzel yardımcıdır. Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı
● İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Hayatına Kısa Bir Bakış ● İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Kişiliğinden Yansımalar ● …
ASK_0015 · S. 19–21 · Önsöz
İmam Hasan AskerîHz. Muhammedİmam Ali HadiEhl-i Beytİmam Aliİmam Hasan
● İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Hayatına Kısa Bir Bakış ● İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Kişiliğinden Yansımalar ● İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Kişiliğinden Görünümler
İMAM HASAN ASKERÎ'NIN (A.S) HAYATINA KISA BIR BAKIŞ İmam Hasan b. Ali el-Askerî (a.s), masumların on üçüncüsü ve Resulullah'tan (s.a.a) sonra ümmetin önderliğiyle görevlendirilen Ehl-i Beyt İmamları'nın (a.s) on birincisidir. İlim, züht, takva ve cihat bakımından çağdaşlarından çok çok ileride olan babasının himayesinde büyüdü. Yirmi iki veya yirmi üç yılı babasının yanında geçti.1 Bu süre içinde ondan imamet ve nübüvvet mirasını aldı. Tıpkı saygı değer ataları gibi ilim, amel, önderlik, cihat ve ıslah alanında dedesi Hz. Muhammed'in (s.a.a) ümmetine rehberlik ediyordu. İmamlıkla görevlendirildiği, babası İmam Hadi (a.s) zamanında belli olmuştu. İmam Hadi'nin (a.s) has adamlarının yanında ve Müslümanların genelinin nezdinde babasından sonra itaat edilmesi farz imamın o olduğu kesin olarak biliniyordu. Babasından sonra imamlık görevini üstlendi ve bu görevi yaklaşık olarak altı sene sürdü.2 Çok zor koşullarda ve en şiddetli bir zaman diliminde büyük sorumluluklar üstlenip yerine getirdi. Şartlar ve zaman çok zordu.
Çünkü herkesten çok daha fazla hâkimiyetlerinin devam etmesini büyük bir hırsla isteyen Abbasîler, …
ASK_0016 · S. 21 · Önsöz
İmam Hasan Askerîİmam Mehdiİmam RızaEhl-i BeytHz. Muhammedİmam Aliİmam Hüseyin
Çünkü herkesten çok daha fazla hâkimiyetlerinin devam etmesini büyük bir hırsla isteyen Abbasîler, Resulullah'ın (s.a.a) Ehl-i Beyti'nden gelecek Mehdi'nin (a.s), Ali'nin (a.s) ve Hüseyin'in (a.s) soyundan olacağını biliyorlardı. Onunla ilgili olarak sürekli tetikteydiler, başkaları gibi onlar da Mehdi'nin (a.s) ortaya çıkacağı zamanı gözlüyorlardı. Ama ortaya çıktığında iktidarı ona teslim etmek için değil, belki ezilenlerin son umutlarını da kırmak için. İmam Hasan Askerî (a.s) çağının âlimlerinin üstadı, abitlerinin önderi ve siyasî ve akidevî muhalefetin lideriydi. Parmakla gösterilen bir şahsiyetti. Gönüller ona sevgi ve dostluk duygularıyla akıyordu. Tıpkı her biri İbn Rıza (Rıza'nın oğlu)1 olarak tanınan babası ve dedesine gönüllerin sevgi ve muhabbetle akması gibi. İktidarın Ehl-i Beyt (a.s) düşmanı olmasına, onları ve Şiîlerini sıkı bir takip altında tutmasına rağmen onlara yönelik dostluk ve sevgi duygusu had safhadaydı. Abbasî saltanatı, İmam Hasan Askerî'yi (a.s) mecburî ikamete tâbi tutmuştu. Haftada iki gün Abbasî hilâfet merkezine gelip görünmek zorundaydı.
İmam'ın (a.s) hilâfet merkezine geldiği gün şöyle tasvir edilmiştir: Caddeler hayvanlarla, katırlarla ve eşeklerle dolardı. İnsanlar yürüyecek yer bulamazlardı. Kimse onların aralarına giremezdi. İmam geldiğinde her tarafa derin bir sessizlik hâkim olur, hilâfet merkezine girişinde ve çıkışında ona yol açılırdı.2
Bütün hayatı boyunca büyük bir ciddiyetle ibadete sarılmıştı. Özellikle de zindanda iken.
ASK_0017 · S. 23 · Önsöz
Ehl-i Beytİmam Hasan Askerî
Bütün hayatı boyunca büyük bir ciddiyetle ibadete sarılmıştı. Özellikle de zindanda iken. Zindanda iken iki şirret adam onunla görevlendirilmişti. İmam (a.s), bu adamların hayatlarında büyük bir değişiklik meydana getirmeyi başarmıştı. Öyle ki bu adamlar, ibadet ve namaz hususunda son derece hassas hâle gelmişlerdi. Onlara baktığı zaman, gözlerinin tesiriyle titrerlerdi ve hâkim olamadıkları bir ürperti içlerini bürürdü.1 Abbasî sarayı, İmam Hasan Askerî'yi takibe almış, sıkı bir denetimle kuşatmıştı; her hareketi kaydediliyordu. Amaç; ilmî ve siyasî faaliyetlerini dumura uğratmak, ümmet içinde liderlik rolünü yerine getirmesine engel olmaktı. Bu yüzden İmam (a.s), tıpkı ataları gibi gizli faaliyetlere büyük önem veriyordu. Bunun yanında vekiller sistemini de sağlamlaştırmayı ihmal etmiyordu. Ki bu zor şartlarda topluma önderlik etme görevini eksiksiz bir şekilde yerine getirebilsin. Nitekim bu sayede Ehl-i Beyt (a.s) yolunu tümüyle etkisiz hâle getirip yok etme amaçlı girişimleri sonuçsuz bırakmıştır.
İmam Hasan Askerî (a.s), tıpkı saygıdeğer ataları gibi zulme, teröre, iktidarla ve ümmetin kaderi ve …
ASK_0018 · S. 23 · Önsöz
İmam Hasan AskerîEhl-i BeytHz. Muhammed
İmam Hasan Askerî (a.s), tıpkı saygıdeğer ataları gibi zulme, teröre, iktidarla ve ümmetin kaderi ve maslahatıyla istediği gibi oynama siyasetine karşı yoğun bir siyasal mücadele içine girmiştir. Böylece şeriatın temel prensiplerini ve risalet değerlerini korumuştur. Bu sayede Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları'nın (a.s) kesin ve zorunlu olarak vuku bulacağını haber verdikleri gaybet asrına en uygun ve en yerinde hazırlığı yapmıştır. Ehl-i Beyt (a.s) medresesi, İmam Hasan Askerî (a.s) zamanında ilmî çalışmaların merkeziydi. Ehl-i Beyt çizgisine yönelik davetin, İslâm şeriatını savunmanın üssüydü. İmam'ın yıldız gibi parlayan ashabı, hadislerinin ravileri ve medrese- sinde eğitim gören talebeler, bu misyonu en güzel şekilde yerine getiriyorlardı. Siyasal şartların zorluğuna rağmen İmam Hasan Askerî (a.s), tavizsiz bir şekilde şeriatı savunuyor, bidatlere karşı amansız bir savaş veriyor, tereddüt ve şüphe içinde bocalayanlara doğru yolu göstermeye, onları dinin özüne çekmeye çalışıyordu.
İmam Hasan Askerî (a.s), kısacık imamlığı süresince Mu'tez, Muhtedi ve Mu'temid dönemlerine tanık oldu.1 Onlardan baskıların, sıkıştırmaların, takiplerin ve terör girişimlerinin en ağırlarını gördü. Kaç kere hapse atıldı. Şiî'siyle, Sünnî'siyle tüm ümmetin İmam'a (a.s) büyük bir saygı göstermesi, onu yüceltmesi, onu bütün Alevîlerden, Abbasîlerden üstün bir konumda görmesi, ümmet tarafından sevilmeyen bir halife olarak Mu'temid'in öfkesini daha da arttırıyordu. Bu yüzden İmam'ı (a.s) ortadan kaldırmaya, ona bir suikast düzenlemeye karar verdi. Nitekim onu zehirleyerek öldürdü. Böylece İmam (a.s) sevabını Allah'tan umarak sabreden bir şehit olarak vefat etti. Yaşı henüz otuza varmamıştı.2 Doğduğu gün, Rabbinin risaleti uğruna cihat ettiği gün, şehit edildiği gün ve tekrar diriltileceği gün selâm olsun ona.
İMAM HASAN ASKERÎ'NIN KIŞILIĞINDEN YANSIMALAR Ehl-i Beyt, Resulullah'tan (s.a.a) gelen ve Ehl-i Beyt'e …
ASK_0019 · S. 25 · Önsöz
Ehl-i BeytHz. Muhammedİmam Hasan Askerî
İMAM HASAN ASKERÎ'NIN KIŞILIĞINDEN YANSIMALAR Ehl-i Beyt, Resulullah'tan (s.a.a) gelen ve Ehl-i Beyt'e sarılmayı, dinî ilimleri onlardan almayı teşvik eden çok sayıdaki nassın yanı sıra ilim, fazilet, takva ve ibadette yüksek derecelere sahip olduğu için de Müslümanların gönüllerinde yüksek bir menzile sahip olmuştu. Bildiğimiz gibi Kur'ân-ı Kerim, Ehl-i Beyt'i sevmeye, onları dost edinmeyi Resulullah'ın (s.a.a) risaleti tebliğ etmesinden dolayı hak ettiği ücret olarak nitelendirmiştir: De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum.1 Ne var ki ümmetin egemenliğini kılıçla, zorla ele geçiren iktidarlar ve halifeler, türlü yollara ve yöntemlere başvurarak Ehl-i Beyt öğretilerini ortadan kaldırmak ve ümmeti onlardan uzaklaştırmak için ellerinden gelen her şeyi yapmışlar ve sonra da bu hareketlerini onları kılıçla veya zehirleyerek öldürmekle taçlandırmışlardır.
Resulullah'ın (s.a.a) çizgisinden sapmış yöneticiler, Ehl-i Beyt'e (a.s) karşı işledikleri onca zulme rağmen, …
ASK_0020 · S. 25 · Önsöz
Ehl-i BeytHz. Muhammedİmam Hasan AskerîOniki İmam
Resulullah'ın (s.a.a) çizgisinden sapmış yöneticiler, Ehl-i Beyt'e (a.s) karşı işledikleri onca zulme rağmen, onların bu düşmanca tutumları Ehl-i Beyt İmamları'nı yöneticilere nasihat etmekten, onlara doğru yolu göstermekten, Resulullah'ın (s.a.a) vefatından itibaren İslâm devletinin karşılaştığı sorun- ların birçoğunu çözmekten alıkoymamıştır. Bu tavır, İmam Hasan Askerî (a.s) zamanında da sürdürülmüştür. Hiç kuşkusuz, İmamlar'ın (a.s) bu bağlamda sergiledikleri birçok tavır bizden gizlenmiştir. Buna, ya iktidar korkusu ya da İslâm tarihine dair kitapları kaleme alanların onları Emevî zihniyeti ve Abbasî mürekkebiyle yazmış olmaları sebep olmuştur. Kuvvetle muhtemeldir ki, bu kitapları, zalim sultanların sofralarından dökülen kırıntılarla beslenirken kaleme almışlardır. Burada İmam Hasan Askerî (a.s) ile çağdaş olan bazı kimselerin ona dair sözlerine, tanıklıklarına, örnek kişiliğine dair -ki İslâm ümmeti içinde kendisiyle çağdaş olan tüm şahsiyetlerden ve âlimlerden üstün bir kişilikti- intibalarına yer vermek istiyoruz: 1- Abbasî Halifesi Mu'temid'in Tanıklığı İmam'ın (a.s) yüksek makamı, avam ve havas herkesçe biliniyordu.
O dönemin halifeleri de bu yüksek makamın farkındaydılar. Rivayet edilir ki: Cafer b.
ASK_0021 · S. 25 · Önsöz
İmam Aliİmam Ali Hadiİmam Cafer Sadıkİmam Hasanİmam Hasan Askerî
O dönemin halifeleri de bu yüksek makamın farkındaydılar. Rivayet edilir ki: Cafer b. Ali el-Hadi, Mu'temid'den kendisini imam olarak tayin etmesini ve kardeşi Hasan'dan (a.s) sonra onun makamını kendisine vermesini ister. Bunun üzerine Mu'temid ona şu karşılığı verir: Bil ki, kardeşinin sahip olduğu makamı biz vermiş değiliz. Allah ona bu makamı vermiştir. Biz onun makamını düşürmek, onu küçültmek için çok çalıştık. Ama Allah, onun sahip olduğu takva, güzel ahlâk, ilim ve ibadet nedeniyle onu daha da yüceltti. Eğer kardeşinin Şia'sı nezdinde onun makamında görülüyorsan, bu konuda bize ihtiyacın yoktur. Ama onlar nezdinde onun makamında görülmüyorsan, onda olan özellikler sende yoksa, bizim bu konuda sana bir faydamız dokunmaz.1 2- Abbasî Saray Doktorunun Tanıklığı Buhtuyeşu, İmam Hasan Askerî (a.s) döneminin en ünlü tıbbî şahsiyeti idi. Hanedan ailesinin doktoruydu. Bir gün İmam'ın (a.s) doktora ihtiyacı oldu. Buhtuyeşu'dan bir öğrencisini göndermesini istedi. Buhtuyeşu öğrencilerinden birini çağırdı, gidip İmam'ı (a.s) tedavi etmesini söyledi. Bu arada İmam'ın (a.s) yüksek makamını, üstün menzilini anlattı.
Sonra talebesine dedi ki: İbn Rıza kendisine hacamat yapması için benden birini istedi. Onun yanına git.
ASK_0022 · S. 25 · Önsöz
Hz. Muhammedİmam Aliİmam RızaEhl-i Beytİmam Hasanİmam Hasan Askerî
Sonra talebesine dedi ki: İbn Rıza kendisine hacamat yapması için benden birini istedi. Onun yanına git. O, günümüzde gökyüzünün altındaki en bilgili kimsedir. Dikkat et, sana söylediği herhangi bir şeye itiraz etme.2 3- Ahmed b. Ubeydullah b. Hakan Kum bölgesinin vergi memuruydu. Babası Ubeydullah b. Hakan, sarayın en gözde siyasî şahsiyetlerinden ve Mu'te mid'in veziriydi. Ahmed b. Ubeydullah, Ehl-i Beyt'e en çok dil uzatan, onlara en şiddetli düşmanlığı besleyen kimselerden biriydi. Bir gün Ali b. Ebu Talib soyundan gelen Alevîlerden Sa marra'ya yerleşenler, onların mezhepleri ve sultan nezdindeki itibarları konu edildi. Ahmed b. Ubeydullah dedi ki: Samarra'da Alevîlerden Hasan b. Ali b. Muhammed b. Rıza (a.s) gibi birini görmedim. Onun gibi hem ailesinin yanında, hem Haşimoğulları yanında örnek- liği, ağırbaşlılığı, kimseden bir şey istemeyişi, şerefi ve keremiyle tebarüz etmiş birini daha duymadım. Birçok yaşlı ve önemli kimsenin önüne geçirirler onu. Komutanlar, vezirler, kâtipler ve avamdan insanlar da ona aynı saygıyı gösterirler.
Adı geçen bu Ahmed, babasının meclisinde şahit olduğu bir hikâye anlatır:
ASK_0023 · S. 25 · Önsöz
Hz. Muhammedİmam Rızaİmam Hasan Askerî
Adı geçen bu Ahmed, babasının meclisinde şahit olduğu bir hikâye anlatır: Babamın meclisine birden muhafızları girdiler ve "İbn Rıza -yani İmam Askerî (a.s)- kapıdadır." dediler. Babam yüksek bir sesle, "Hemen içeri girmesine izin verin." dedi. Ahmed diyor ki: Muhafızlardan duyduklarımdan hayrete düşmüştüm. Çünkü babamın yanında bir adamdan künyesini kullanarak söz ediyorlardı. Oysa babamın yanında halifeden, veliahttan veya sultanın künyesiyle anılmasını emrettiklerinden başkası künyesiyle zikredilmezdi. İçeri esmer, iri gözlü, boyu endamı dengeli, güzel yüzlü ve bedeni ahenkli bir adam içeri girdi. Henüz yaşı gençti. Babam onu görünce ayağa kalktı ve onu karşılamak üzere birkaç adım yürüdü. Haşimoğulları'ndan, komutanlardan veya veliahtlardan herhangi biri için böyle davrandığını hiç görmemiştim. İçeri girince onu kucakladı, yüzünü ve omuzlarını öptü. Elinden tuttu, seccadesinin üzerinde oturttu. Rivayette belirtildiğine göre Ahmed'in bu şaşkınlığı akşama kadar devam etti. Akşam babası namaz kılıp oturduktan sonra Ahmed gelip önünde oturdu. Babası dedi ki: "Ahmed! Bir ihtiyacın mı var?" Ahmed diyor ki: "Evet, dedim, babacığım!
Eğer izin verirsen bir şey soracağım." Dedi ki: "İzin verdim, oğlum, istediğini sor." Dedim ki: "Babacığım! Sabahleyin sana gelen ve kendisine onca saygıyı, ikramı ve ağırlamayı gösterdiğin, kendini, ananı ve babanı feda ettiğin o adam kimdi?" "Oğlum! O adam Rafızîlerin imamıdır, İbn Rıza'dır." dedikten sonra bir süre sustu, sonra şöyle dedi:
İmam Askerî'nin Kişiliğinden Yansımalar
Oğlum! Eğer halifelik Abbasoğulları'nın elinden çıkarsa, bu adamdan başka Haşimoğulları'ndan hiç kimse o …
ASK_0024 · S. 29 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Yansımalar
Hz. Muhammedİmam Cafer Sadıkİmam Hasan Askerî
Oğlum! Eğer halifelik Abbasoğulları'nın elinden çıkarsa, bu adamdan başka Haşimoğulları'ndan hiç kimse o makama lâyık değildir. Bu adam fazileti, iffeti, yol göstericiliği, saygınlığı, zühdü, ibadeti, güzel ahlâkı, salihliğiyle bu makamı hak etmektedir. Eğer onun babasını görseydin, heybetli, ulu, şerefli, hayırlı ve faziletli bir adam görmüş olacaktın.1 4- Halife Mu'temid'in Kâtibi Ebu Cafer Ahmed Kasir el-Basrî rivayet etmiştir: el-As ker'de (Samarra'da) efendimiz Ebu Muhammed'in (a.s) yanında bulunuyorduk. Sultanın sarayından yüksek rütbeli bir hizmetçi geldi ve şöyle dedi: "Müminlerin Emîri (Mu'temid) sana selâm söylüyor ve diyor ki: Kâtibimiz Hıristiyan Enuş, iki oğlunu temizlemek istiyor. Bizden evine gitmeni, oğlunun iyileşip yaşaması için dua etmeni istedi. Atına binip gitmeni ve dua etmeni istiyorum. Eğer 'Bizler nübüvvet ve risalet hanedanının devamı olan kişilerin duasıyla bereketleniriz.' demeseydi, seni bu şekilde yormazdık." Mevlâmız (a.s) dedi ki: "Hıristiyanların Müslümanlardan daha iyi bizim hakkımızı bilmesini sağlayan Allah'a hamdolsun." Sonra şöyle dedi: "Atıma eğer vurun." Ardından atına bindi. Derken Enuş'un evine vardık.
Enuş dışarı çıkıp İmam'ı (a.s) başı açık ve yalın ayak karşıladı.
ASK_0025 · S. 29 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Yansımalar
Ehl-i BeytHz. Muhammedİmam Cafer Sadıkİmam Hasan Askerî
Enuş dışarı çıkıp İmam'ı (a.s) başı açık ve yalın ayak karşıladı. Etrafında keşişler, rahipler ve papazlar vardı. İncil'i göğsünün üzerine koymuştu. İmam'ı (a.s) evinin kapısında karşıladı ve şöyle dedi: "Ey efendimiz! Bizden daha iyi bildiğin bu kitaba tevessül ederek sana ricada bulunuyorum, seni yorduğum için beni affet. Meryem oğlu İsa Mesih ve Allah katından getirdiği İncil hakkı için Müminlerin Emîri'nden senin gelmeni istememizin sebebi şudur: Biz İncil'de sizin Meryem oğlu İsa Mesih gibi olduğunu gördük." Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Şu oğlun yaşayacak. Diğeri ise üç gün sonra senden alınacaktır (ölecektir). Yaşayacak olan bu oğlun Müslüman olacak, Müslümanlığı güzel olacak ve biz Ehl-i Beyt'in dostlarına katılacaktır." Enuş dedi ki: "Allah'a yemin ederim ki, ey efendim! Senin dediğin haktır. Oğullarımdan birinin Müslüman olup siz Ehl-i Beyt'e bağlanacağını öğrendiğim için ölecek olanın acısı bana hafif geldi." Keşiş ona dedi ki: "Sen niçin Müslüman olmuyorsun?" Enuş dedi ki: "Ben Müslümanım ve Efendimiz de bunu biliyor." Efendimiz (a.s) dedi ki: "Doğru söylüyor.
Eğer insanlar 'Oğlunun öleceğini haber verdiler, ama haber verdikleri gibi olmadı, oğlun yaşadı.' diyecek olmasalardı, onun da yaşaması için Allah'a dua ederdim." Enuş şöyle dedi: "Ey Efendim! Senin istediğinden başkasını istemiyorum." Ebu Cafer Ahmed el-Kasir -hadisin ravisi- diyor ki: "Al lah'a yemin ederim ki, o çocuk üç gün sonra öldü. Diğeri de bir sene sonra Müslüman oldu ve Efendimiz Ebu Muhammed'in (a.s) vefatına kadar bizim gibi kapıdan ayrılmadı."1 5- Âkul Kilisesi'nin (Deyru'l-Akul) Rahibi Hıristiyan din adamlarının en büyüklerinden ve en bilgililerindendi. İmam'ın (a.s) kerametlerini duyunca, bazılarını da kendi gözleriyle görünce, onun huzurunda Müslüman oldu, Hıristiyanlık elbisesini çıkarıp beyaz elbiseler giydi.
Tabip Buhtuyeşu, ona dininden ayrılmasının sebebini sorduğunda şu cevabı vermişti:
ASK_0026 · S. 31 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Yansımalar
İmam Hasan AskerîHz. Muhammedİmam Mehdi
Tabip Buhtuyeşu, ona dininden ayrılmasının sebebini sorduğunda şu cevabı vermişti: "Mesih'i gördüm ve onun eliyle Müslüman oldum." Bununla İmam Hasan Askerî'yi kastediyordu. Buhtuyeşu, "Mesih'i mi gördün?!" deyince, "Ya da benzerini... Bu adam (İmam Hasan Askerî) nişaneleri ve delilleri itibariyle Mesih'in benzeridir." dedi. Daha sonra İmam'a (a.s) gitti ve ölünceye kadar onun hizmetinden ayrılmadı."1 6- Muhammed b. Talha eş-Şafiî İmam Hasan Askerî (a.s) hakkında şunları söylemiştir: Allah'ın ona has kıldığı, en yüce menkıbe, en üstün meziyet, onun boynuna taktığı en eşsiz gerdanlık, yeni hiçbir şeyin eskitemediği en daimî sıfat, durmadan okunmasının ve sürekli tekrarlanmasının unutturamadığı özellik; Muhammed el-Mehdi'nin (a.s) onun neslinden olması, ondan halk edilmesi, onun soyundan ve onun çocuğu olması, ondan ayrılan bir parça olmasıdır.2 7- İbn Sabbağ el-Malikî Diyor ki: O, çağının halkının efendisi, zamanının ehlinin imamıdır. Sözleri doğru, fiilleri övgüye değerdir. Şayet zamanının faziletlileri kasideye benzetilirse, o bu kasidenin şahbeytidir. Bir gerdanlığa dizilirse, bu gerdanlığın ortasında yer alan göz alıcı mücevher odur. İlimlerin rakipsiz süvarisidir.
Anlaşılması güç ilmî meselelerin açıklayıcısıdır. Ne onunla yarışılabilir, ne ona karşı çıkılabilir.
ASK_0027 · S. 31 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Yansımalar
Hz. Muhammedİmam Aliİmam Ali Hadiİmam Cafer Sadıkİmam Hasanİmam Hüseyinİmam Muhammed Cevadİmam Hasan Askerî
Anlaşılması güç ilmî meselelerin açıklayıcısıdır. Ne onunla yarışılabilir, ne ona karşı çıkılabilir. İsabetli görüşüyle hakikatleri ortaya çıkarandır. Eşyanın ötesine geçen etkili düşünce- siyle incelikleri sergileyendir. Özel meclislerinde varlık âleminin gizli sırlarından haber verendir. Kökü, nefsi ve zatı şereflidir. Allah rahmetiyle onu bürüsün ve Muhammed'in (s.a.a) hatırı için onu geniş cennetlerine yerleştirsin. Âmin!1 8- Allâme Sibt b. el-Cevzî Şöyle diyor: Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa er-Rıza b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib (a.s)... Âlim ve sikaydı. Babasından ve onun vasıtasıyla dedesinden hadis rivayet etmiştir.2 9- Allâme Muhammed Ebu'l-Huda Efendi İmamları tavsif ederken onların, insanları Kutsî Huzur'a götürdüklerini, Resul-i A'zam'dan (s.a.a) sonra insanların velileri olduklarını belirtir ve şöyle der: Maşrıkta ve mağripte bütün Müslümanlar bilirler ki, Resulullah'tan (s.a.a) sonra velilerin reisleri, seçkin kulların imamları onun (s.a.a) soyundan gelen tertemiz evlâtlarıdır. Kuşaktan kuşağa, nesilden nesle intikal ederek şu zamanımıza kadar gelmişlerdir. Onlar, hiç şüphesiz velilerin velileridir.
Onları Kutsî Huzur'a götüren önderlerdir. Kirden ve ayıptan korunmuşlardır. Resulullah'ın (s.a.a) sohbeti şerefine nail olan tabakadan sonra ilk baştaki veliler arasında Hasan, Hüseyin, Seccad, Bâkır, Kâzım, Sadık, Cevad, Hadi, Taki, Naki ve Askerî (a.s) gibi kim var?!...3
10- Allâme eş-Şebravî eş-Şafiî İmam Hasan Askerî ile ilgili olarak şunları söylüyor:
ASK_0028 · S. 33 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Yansımalar
Hz. Muhammedİmam Hasan AskerîEhl-i BeytOniki İmamİmam Ali Hadiİmam Hasanİmam Mehdi
10- Allâme eş-Şebravî eş-Şafiî İmam Hasan Askerî ile ilgili olarak şunları söylüyor: İmamların on birincisi, Hasan el-Halis'dir. Bir lakabı da el-Askerî'dir… Beklenen Mehdi'nin onun evladından olması şeref olarak ona yeter. Ne şerefli bir aile! Ne büyük, engin ve yüksek bir soy! Eşsiz övgülerin, yüksek değerlerin sembolü bir hanedan!… Yüksek mertebeli, üstün makamlı bir aile! Yücelik ve şerefte parlak yıldızı (veya gökyüzünü) geride bırakmışlardır. Menzilleri ve konumları kutup yıldızından yücedir. Bütün kemal sıfatlarını üzerlerinde toplamışlardır. "Şu hariç, şu olmaksızın" diye istisna edilecek bir tek kemal kalmamıştır ki, onlarda bulunmasın. Bu imamlar, ululukta bir gerdanlık gibi dizilmişler. Tıpkı incilerin dizilmesi gibi. Şerefte aralarında fark yoktur. İlki ile ardından geleni eşittir. Nice topluluklar onların ışık saçan meşalelerini indirmek istedi de Allah yüceltti…1 Bunun gibi gerek Şia'dan, gerekse Ehl-i Sünnet'ten daha birçok fakih, tarihçi ve muhaddis, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) faziletlerini ve üstünlüklerini dile getirmiştir. Bunda şaşılacak, garip karşılanacak bir şey yoktur. Çünkü o, Resulullah'ın (s.a.a) evlâdı, beklenen imamın babası ve Ehl-i Beyt İmamları'nın on birincisidir ki, Allah onlardan kiri ve pisliği giderip onları tertemiz kılmıştır. Onları, Resulullah'ın (s.a.a) haber verdiği gibi Kur'ân'la eş saymıştır. Onlar kurtuluş gemisidir. Babası İmam Hadi (a.s), makamının yüceliğine, menzilinin yüksekliğine şu ölümsüz sözlerle tanıklık etmiştir: Oğlum Ebu Muhammed, karakter olarak Muhammed soyunun en hayırseveri, hüccet olarak en sağlamıdır. O, benim çocuklarımın en büyüğüdür. Benden sonra yerime geçecektir. İmamlık kulpları ve hükümleri ona ulaşacaktır. Benden sorduğun şeyleri bundan böyle ondan sor. Çünkü onun yanında ihtiyaç duyulan bilgiler vardır.1
İMAM HASAN ASKERÎ'NIN KIŞILIĞINDEN GÖRÜNÜMLER İmam Ebu Muhammed Hasan Askerî (a.s), üstün ahlâkı itibariyle …
ASK_0029 · S. 35 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Yansımalar
Hz. Muhammedİmam Hasan AskerîEhl-i Beytİmam Ali
İMAM HASAN ASKERÎ'NIN KIŞILIĞINDEN GÖRÜNÜMLER İmam Ebu Muhammed Hasan Askerî (a.s), üstün ahlâkı itibariyle Resul-i A'zam Hz. Muhammed'i (s.a.a) temsil ediyordu. Üstün ahlâkı, yüce sıfatlarıyla dost düşman herkesin yanında seçkin bir makamı vardı. Bu olgu, onun kişilik yapısının en belirgin özelliklerinden biriydi. Bunu atalarından ve dedesi Resulullah'tan (s.a.a) miras almıştı. Dedesi Resulullah (s.a.a), üstün ahlâkıyla herkesi kucaklamıştı. İmam'ın (a.s) bu üstün ahlâkı düşmanlarının, kendisine kin besleyenlerin üzerinde de derin bir etki bırakıyordu. Bir anda büyük bir değişim geçirerek ona öfkelenmekten sıyrılıp en samimî, en ihlâslı bağlıları arasına giriyorlardı. Bunun örneklerini ilerleyen satırlarda göreceğiz. Tarihçilerin naklettiğine göre Halife Mütevekkil, Ehl-i Beyt'e yönelik şiddetli düşmanlığıyla, İmam Ali'ye (a.s) karşı beslediği derin kinle bilinirdi. İmam Askerî'nin (a.s) zindana atılmasını ve ona karşı sert davranılmasını emretti. Fakat İmam (a.s) zindana konulduktan sonra Zindan yöneticisi onun üstün ahlâkına, büyük örnekliğine ve salihliğine şahit oldu ve ona karşı tam tersi bir tutum içine girdi.
Öyle ki İmam'a (a.s) karşı beslediği derin ve büyük saygıdan dolayı başını kaldırıp yüzüne bakamazdı.
ASK_0030 · S. 35 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Yansımalar
Hz. Muhammedİmam Aliİmam Cafer Sadıkİmam Hasan Askerî
Öyle ki İmam'a (a.s) karşı beslediği derin ve büyük saygıdan dolayı başını kaldırıp yüzüne bakamazdı. İmam zindandan çıktıktan sonra zindancı en güzel basi- rete sahip, İmam hakkında en güzel sözler söyleyen insanlardan biri hâline geldi.1 Hoşgörüsü ve Cömertliği Tarihçiler, İmam Askerî'nin (a.s) göz kamaştırıcı hayatından erdem örnekleri aktarmışlardır. Bunlardan bazısına aşağıda yer veriyoruz: 1- Şeyh Kuleynî ve Şeyh Mufid, Muhammed b. Ali b. İbrahim b. Musa b. Cafer'den (a.s) şöyle rivayet etmişlerdir: Bir ara maddî durumumuz iyice sıkıştı. Babam bana dedi ki: "Birlikte şu adama -Ebu Muhammed'i kastediyor- gidelim; çünkü onun cömert biri olduğunu söylüyorlar." "Onu tanıyor musun?" diye sordum. "Hayır, onu tanımıyorum." dedi, "Bugüne kadar hiç görmedim de." Babamla birlikte Ebu Muhammed'in (a.s) yanına gittik. Yolda babam bana, "Bize beş yüz dirhem vermesine ne kadar ihtiyacımız var! İki yüz dirhemiyle giysi alır, iki yüz dirhemiyle un alır ve yüz dirhemiyle de masraflarımızı karşılardık!" dedi. Ben de kendi kendime şöyle dedim: "Keşke bana da üç yüz dirhem verse!
Yüz dirhemle kendime bir eşek satın alırdım, yüz dirhemiyle masraflarımı karşılardım, diğer yüz dirhemiyle de …
ASK_0031 · S. 35 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Yansımalar
Hz. Muhammedİmam Aliİmam Hasan Askerî
Yüz dirhemle kendime bir eşek satın alırdım, yüz dirhemiyle masraflarımı karşılardım, diğer yüz dirhemiyle de giysi alırdım, sonra da Cebel bölgesine giderdim!" Onun kapısına vardığımız zaman, hizmetçi bizi karşıladı ve "Ali b. İbrahim ve oğlu Muhammed içeri giriyorlar." dedi. Yanına girip selâm verdiğimizde babama şöyle dedi: "Ey Ali! Bizi ziyaret etmek için bugüne kadar niçin bekledin?" Babam dedi ki: "Ey efendim! Böyle bir durumda seninle karşılaşmak- tan utandım." Onun huzurundan çıktığımızda hizmetçisi geldi ve babama bir kese verip şöyle dedi: "Burada beş yüz dirhem vardır. Bunun iki yüz dirhemi giysi, iki yüz dirhemi un ve yüz dirhemi de masraflar içindir." Bana da bir kese verdi ve şöyle dedi: "Burada üç yüz dirhem var. Yüz dirhemiyle bir eşek, yüz dirhemiyle giysi satın al ve diğer yüz dirhemini de masraflar için kullan. Cebel'e de gitme, Sûrâ'ya git." Ravi der ki: "Adam Sûrâ'ya gitti, orada bir kadınla evlendi. Bugün iki bin dinar geliri vardır. Buna rağmen Vâkıfiye inancına sahiptir."1 2- İshak b. Muhammed en-Nehaî anlatıyor: Ebu Haşim el-Caferî bana söyledi; dedi ki: Ebu Muhammed'e (a.s) hapishanenin darlığından ve pranganın sıkılığından şikâyet eden bir mektup yazdım.
Bana cevap olarak yazdı ki: "Sen bugün öğle namazını evinde kılacaksın." Gerçekten de öğle vakti hapishaneden …
ASK_0032 · S. 35 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Yansımalar
Hz. Muhammedİmam AliŞah Hatayiİmam Hasan Askerî
Bana cevap olarak yazdı ki: "Sen bugün öğle namazını evinde kılacaksın." Gerçekten de öğle vakti hapishaneden çıkarıldım ve onun söylediği gibi öğlen namazını evimde kıldım. Maddî açıdan da sıkıntı içindeydim. Yazdığım mektupta ondan yardım istemeyi düşündüm; fakat utandım. Evime gittiğimde bana yüz dinar ve şu içerikte bir mektup gönderdi: "Bir ihtiyacın olduğunda utanma ve istemekten sakınma. İhtiyacını söyle, inşallah istediğin sana gelir."2 3- İsmail b. Muhammed b. Ali b. İsmail b. Ali b. Abdullah b. Abbas anlatıyor: Ebu Muhammed'in (a.s) gelip geçtiği yolun üzerine oturup bekledim. Yanımdan geçerken muhtaç durumda olduğumu söyleyerek şikâyette bulundum ve yemin ederek yanımda bir dirhem ve yukarısının bulunmadığını, ne sabah ve ne de akşam yiyecek bir şeyimin olmadığını söyledim. Bana dedi ki: "Allah'a yalan yere yemin ediyorsun. Oysa sen iki yüz dinar gömmüşsün. Ancak bu sözlerim, sana bağışta bulunmayacağım anlamına gelmez. Ey hizmetçi, yanında ne varsa buna ver." Hizmetçi bana yüz dinar verdi. Sonra bana döndü ve dedi ki: "O dinarlara en çok muhtaç olduğun zaman onlardan mahrum kalacaksın." İmam (a.s) doğru söylemişti ve onun dediği gibi de oldu.
İmam'ın (a.s) verdiği parayı harcayıp bitirdikten sonra, bir gün harcayacak paraya şiddetli bir ihtiyaç …
ASK_0033 · S. 35 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Yansımalar
İmam Aliİmam Hasan Askerî
İmam'ın (a.s) verdiği parayı harcayıp bitirdikten sonra, bir gün harcayacak paraya şiddetli bir ihtiyaç duydum. O sırada rızık kapıları da âdeta yüzüme kapanmıştı. Gömdüğüm parayı çıkarmaya gittiğimde onları yerinde bulmadım. Amcaoğullarımdan biri paranın yerini öğrenmiş, çıkarıp kaçmıştı. O paradan hiçbir şey elime geçmedi.1 Zühdü ve İbadeti İmam Hasan Askerî (a.s) yaşadığı dönemde çok ibadet etmesiyle, maddî zevklerden uzaklaşmasıyla, kendini Allah'a adamasıyla tanınıyordu. Bu özelliği Şiî ve Sünnîler arasında meşhur olmuştu. Öyle ki İmam (a.s), Ali b. Narmeş'in zindanına atıldığında -bu adam Ebu Talib sülâlesine kin besleyen, düşmanlık edenlerin en ileri gelenlerinden biri olmasına rağmen- bu Ali, yüzünü onun ayaklarının altına sermiş ve ona karşı duyduğu saygıdan dolayı başını kaldırıp yüzüne bakamaz olmuştu. Nitekim İmam (a.s) hapisten çıktığında bu Ali en güzel basirete sahip ve İmam hakkında en güzel sözler söyleyen insanlardan biri hâline gelmişti.2 Mu'temid onu zindana attığı sırada, zindancıdan -Ali b. Cerin- İmam'ın (a.s) durumunu, onunla ilgili haberleri sorar- dı, Ali b.
Cerin de, "İmam (a.s) gündüzleri oruç tutuyor, geceleri de namaz kılıyor." diye cevap verirdi.1 Ali b.
ASK_0034 · S. 35 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Yansımalar
Hz. Muhammedİmam AliEhl-i Beytİmam Cafer SadıkŞah Hatayiİmam Hasan Askerî
Cerin de, "İmam (a.s) gündüzleri oruç tutuyor, geceleri de namaz kılıyor." diye cevap verirdi.1 Ali b. Muhammed, Muhammed b. İsmail b. İbrahim b. Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Abdulgaffar'dan2 rivayet etmiştir: Salih b. Vusayf, Ebu Muhammed'i (a.s) zindana attığı sırada Abbasîler, Salih b. Ali ve Ehl-i Beyt çizgisinden sapan başkaları Salih'in yanına giderek, ona sert davranmasını istediler. Salih onlara dedi ki: "Daha ne yapayım?! Bulabildiğim en kötü, en şerli iki adamı onun başına musallat ettim. Bir süre sonra bu iki adam, ibadet, namaz ve oruç bakımından akıl almaz bir düzeye geldiler. Onlara dedim ki: Onda, (sizi bu kadar değiştirecek) ne var?" Dediler ki: "Gündüzleri oruç tutan, geceleri sabaha kadar uyanık kalıp namaz kılan, konuşmayan, ibadet dışında bir şeyle uğraşmayan bir insan hakkında ne diyorsun?! Ona baktığımız zaman tüm vücudumuzu bir titreme tutuyor ve içimizi bastıramadığımız bir ürperti bürüyor." Bu sözleri duydukları zaman ümitleri kırılarak geri döndüler.3 Gecenin bir yarısında sultanın askerleri evinin etrafını sarardı da onu evinin ortasında oturmuş, yüce Rabbine yakarırken bulurlardı.
İmam'ın yüce Allah ile olan sağlıklı irtibatı, eliyle gerçekleşen mucizeler ve kerametler, onun Allah katındaki makamının yüksekliğine, şanının yüceliğine delâlet etmektedir. Allah onu, bu nedenle ahdi için seçmiş ve imamet görevine getirmiştir.
İmam Askerî'nin Kişiliğinden Görünümler
Aşağıda İmam Hasan Askerî'nin (a.s) çeşitli ilimlerine ve imamlığının delillerine dair bazı örnekler …
ASK_0035 · S. 40 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Görünümler
Hz. Muhammedİmam Hasanİmam Mehdiİmam Ali Hadiİmam Hasan Askerî
Aşağıda İmam Hasan Askerî'nin (a.s) çeşitli ilimlerine ve imamlığının delillerine dair bazı örnekler sunuyoruz: 1- Hizmetçi Ebu Hamza Nasr anlatıyor: Ebu Muhammed'in (a.s) hizmetçileriyle kendi dilleriyle, Türkçe, Rumca ve Slavca konuştuğunu defalarca gördüm. Bundan dolayı şaşırdım ve kendi kendime dedim ki: "Bu adam Medine'de doğdu ve babası Ebu'l-Hasan -yani İmam Hadi (a.s)- vefat edinceye kadar hiç kimseye görünmedi. Bunu nasıl becerebiliyor?!" Ben içimde bu düşünceleri geçirirken bana döndü ve dedi ki: Allah hüccetini bütün varlıklar içinde her açıdan belirgin kılmış ve her şeyin bilgisini ona vermiştir. O dilleri, sebepleri ve olayları bilir. Öyle olmasaydı, hüccet ile diğer insanlar arasında bir fark olmazdı.1 2- Hasan b. Zarif anlatıyor: İki mesele zihnimi kurcalıyordu. Bunlarla ilgili olarak Ebu Muhammed'e (a.s) bir mektup yazmak istedim. Bir süre sonra mektubu yazdım. Sordum ki: Mehdi (a.s) zuhur ettiği zaman neyle hükmedecek ve insanlar arasında hüküm verdiği meclisi nerede olacak? Bu arada nöbetlerle gelen sıtmanın tedavisini de sormak istedim; fakat bunu yazmayı unuttum. Bana şöyle bir cevap geldi: Mehdi ile ilgili soru soruyorsun. Zuhur ettiği zaman insanlar arasında ilmiyle hükmedecektir. Davud'un (a.s) hükmetmesi gibi. Kanıt istemeyecektir. Bu arada nöbetlerle gelen sıtma hakkında da bir soru sormak istemiştin; fakat sormayı unutmuşsun. Bir kâğıda, "Ya nâru kunî berden ve selâmen alâ İbrahîm (= Ey ateş!
İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol.)"1 ayetini yaz ve onu sıtmalı kişiye as.
ASK_0036 · S. 41 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Görünümler
Hz. Muhammedİmam Cafer Sadıkİmam HasanŞah Hatayiİmam Hasan Askerî
İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol.)"1 ayetini yaz ve onu sıtmalı kişiye as. Ebu Muhammed'in (a.s) söylediği gibi yazıp astık, hasta kendine geldi.2 3- Şeyh Mufid, Ebu'l-Kasım Cafer b. Muhammed'den, o Muhammed b. Yakub'dan, o İsmail b. İbrahim b. Musa b. Ca fer'den rivayet etmiştir: Ebu Muhammed Hasan (a.s), Halife Mu'tezz'in ölümünden yaklaşık yirmi gün önce Ebu'l-Kasım İshak b. Cafer ez-Zübeyrî'ye şöyle bir mektup gönderdi: "Olay meydana gelinceye kadar evinden çıkma." Bu sırada Beriha öldürülünce, Ebu'l-Kasım, İmam'a şöyle yazdı: "Olay meydana geldi, şimdi ne yapmamı emredersiniz?" İmam ona şöyle yazdı: "Benim kastettiğim olay bu değildir, başka bir olaydır." Bir süre sonra Mu'tez olayı meydana geldi."3 Yani, İmam (a.s) burada Mu'tezz'in ölümüne işaret etmiş ve dostlarından bu vakte kadar evlerinden çıkmamalarını istemiştir. Bunun sebebi de, İmam'ın (a.s) içinde bulunduğu özel şartlar ve dostlarının sultanın ve askerlerinin sıkı takibi altında olmalarıdır. Doğal olarak halifenin ölümünden sonra bir kargaşa süreci başlar. Bu da muhaliflerinin daha rahat hareket etmelerini, yer değiştirmelerini mümkün kılar. 4- Rey şehrinde tabiplik yapan Merabda adında bir Hıristiyan vardı. Yüz küsur yaşına gelmişti. Bu adam anlatıyor:
Ben Mütevekkil'in tabibi Buhtuyeşu'un öğrencisiydim. Buhtuyeşu (önemsediği işler için) beni seçerdi.
ASK_0037 · S. 42 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Görünümler
İmam RızaHz. Muhammedİmam Aliİmam Hasanİmam Hasan Askerî
Ben Mütevekkil'in tabibi Buhtuyeşu'un öğrencisiydim. Buhtuyeşu (önemsediği işler için) beni seçerdi. Bir gün Hasan b. Ali b. Muhammed b. Rıza (a.s), birini göndererek Buhtuyeşu'dan kendisine hacamat yapması için en özel öğrencilerinden birini göndermesini istedi. Buhtuyeşu bu iş için beni seçti ve "İbn Rıza kendisine hacamat yapması için benden birini istedi. Onun yanına git. O, günümüzde gökyüzünün altındaki en bilgili kimsedir. Dikkat et, sana söylediği herhangi bir şeye itiraz etme." dedi. Ben de onun yanına gittim. Bana bir odaya geçmemi söyledi ve "Seni çağırana kadar orada ol." dedi. Merabda diyor ki: Ona gittiğimde, bana göre hacamat için iyi ve uygun bir vakitti. Ama o beni hacamat için uygun olmayan bir vakitte çağırdı. Büyük bir leğen getirtti. Ben damarı yardım. Kan akmaya başladı. Leğen dolana kadar kan aktı. Sonra bana "(Kanı) kes." dedi. Kestim. Ardından elini yıkayıp sardı ve beni odaya gönderdi. Sıcak ve soğuk yiyeceklerden bolca sunuldu. İkindi vaktine kadar (odada) kaldım. Sonra beni çağırdı ve "Kanı akıt." dedi ve bunun için o leğeni istedi. Ben de kanı akıttım. Leğen doluna kadar kan aktı. Sonra "(Kanı) kes." dedi. Kestim.
Ardından elini sardı ve beni odaya gönderdi. Geceyi odada geçirdim.
ASK_0038 · S. 42 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Görünümler
İmam Hasan Askerî
Ardından elini sardı ve beni odaya gönderdi. Geceyi odada geçirdim. Sabah olup güneş çıkınca beni sesledi, aynı leğeni getirtti ve "Kanı akıt." dedi. Akıttım. Leğen dolana kadar elinden, sağılmış süt gibi kan aktı. Sonra "(Kanı) kes." dedi. Kestim. Elini sardı. Sonra bana bir dest elbise ve elli dinar verdi ve "Bunları al, bizi mazur gör, sonra da git." dedi. Ben de, "Efendimin bana emrettiği bir hizmet var mı?" dedim. "Evet." dedi, "Deyru'l-Âkul'dan sana eşlik edecek olan kişiyle iyi arkadaşlık et." dedi. Çıkıp Buhtuyeşu'a gittim ve hikâyeyi ona anlattım. Buhtuyeşu dedi ki: "Hekimler, bir insanın bedeninde en fazla yedi men (bir ağırlık ölçüsü) kan olduğunda ittifak etmişlerdir. Senin bu anlattığın bir su çeşmesinden çıksaydı, şaşılırdı. Bu hikâyedeki en şaşırtıcısı şey ise süttür." Sonra bir süre düşündü. Sonra üç gün üç gece bekledik. O sırada durmadan kitap okuyorduk. Acaba dünyada buna benzer bir olaydan bahsediliyor mu, onu öğrenmek için. Fakat hiçbir şey bulamadık. Sonra Buhtuyeşu dedi ki: "Günümüzde Hıristiyanlar arasında Deyru'l-Âkul kilisesindeki bir keşişten daha iyi tıp ilmini bilen biri yoktur." Ona bir mektup yazarak olayı anlattı. Mektubu alıp ona gittim.
Ona seslendim. Yukarıdan başını çıkarıp "Kimsin?" dedi. "Buhtuşeyu'un arkadaşıyım." dedim.
ASK_0039 · S. 42 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Görünümler
İmam Hasan Askerî
Ona seslendim. Yukarıdan başını çıkarıp "Kimsin?" dedi. "Buhtuşeyu'un arkadaşıyım." dedim. "Yanında ondan getirdiğin bir mektup var mı?" dedi. "Evet." dedim. Hemen aşağıya bir sepet sarkıttı. Mektubu sepetin içine koydum, yukarı çekti. Mektubu okur okumaz aşağı indi ve şöyle dedi: "Adama sen mi hacamat yaptın?" "Evet." dedim. Dedi ki: "Annen bahtiyar kadınmış!" Sonra bir katıra bindi. Beraber yola çıktık. Samarra'ya vardık. Gecenin üçte biri kalmıştı. "Nereye gitmek istersin?" dedim, "Üstadımızın evine mi, yoksa adamın -İmam Hasan Askerî'yi kastediyor evine mi?" "Adamın evine." dedi. Derhal İmam'ın kapısına gittik. İlk fecir ezanının hemen öncesiydi. Kapı açıldı, karşımıza siyah bir hizmetçi çıktı. Dedi ki: "Deyru'l-Âkul rahibi hanginizsiniz?" "Benim, sana feda olayım." dedi. "Bineğinden in." dedi. Hizmetçi bana da, "Sen katırlara sahip çık." dedi. Keşişin elinden tuttu, birlikte içeri girdiler. Sabaha kadar bekledim. Güneş iyice yükseldi. Sonra rahip dışarı çıktı. Rahiplik elbiselerini atmış, beyaz bir elbise giymişti. Müslüman olmuştu. Dedi ki: "Şimdi beni üstadının evine götür." Oradan Buhtuyeşu'un kapısına gittik. Buhtuyeşu onu görünce, hemen ona doğru koştu.
Sonra, "Seni dininden ayıran nedir?" dedi.
Rahip dedi ki: "Mesih'i buldum ve onun eliyle Müslüman oldum." Buhtuyeşu, "Mesihi mi buldun?!" dedi.
ASK_0040 · S. 44 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Görünümler
İmam Aliİmam Hasanİmam Hasan Askerî
Rahip dedi ki: "Mesih'i buldum ve onun eliyle Müslüman oldum." Buhtuyeşu, "Mesihi mi buldun?!" dedi. Rahip, "Ya da benzerini." dedi, "Çünkü bu hacamatı dünyada Mesih'ten başka kimse yapmamıştır. Bu adam, alâmetleri ve delilleri itibariyle Mesih'in bir benzeridir." Sonra İmam'ın (a.s) yanına geri döndü ve ölünceye kadar onun hizmetinden ayrılmadı.1 5- Ebu Ali el-Mutahharî, Kadisiye'den İmam Hasan Aske rî'ye (a.s), insanların susuzluk korkusuyla hacca gitmekten vazgeçtiklerini ve kendisinin de giderse susuzluktan korktuğunu bildiren bir mektup yazdı. İmam (a.s) cevaben şöyle yazdı: Yolunuza devam edin, sizin için endişelenecek bir şey yoktur, inşallah. Kalanlar, esenlik içinde yollarına devam ettiler ve susuzluk çekmediler.2 Ve hamt, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
● İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Doğumu ● İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Hayatının Aşamaları ● İmam Hasan Askerî …
ASK_0041 · S. 45–47 · İmam Askerî'nin Kişiliğinden Görünümler
İmam Aliİmam Hasan AskerîHz. Muhammedİmam Hasanİmam Ali Hadiİmam Cafer SadıkEhl-i Beytİmam Hüseyin
● İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Doğumu ● İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Hayatının Aşamaları ● İmam Hasan Askerî (a.s), Babasının Himayesinde
İMAM HASAN ASKERÎ'NIN (A.S) DOĞUMU Mübarek Nesebi Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib (a.s). Yüce Allah'ın kendilerinden her türlü kiri giderip tertemiz kıldığı Ehl-i Beyt İmamları'nın (a.s) on birincisidir. Annesi, Hadis1 veya Selil2 adında bir ümmüveleddir. Arif ve salih kadınlardandı.3 Sibt b. Cevzî, adının Susen olduğunu söyler.4 Doğum Yeri ve Tarihi İmam Ebu Muhammed Hasan Askerî (a.s) -birçok tarihçinin de belirttiği gibi- hicrî 232 yılının rebiyülâhır ayında Medine'de doğdu. Tarihçiler ve raviler arasında doğduğu sene, ay ve gün hususunda ihtilâf görülmektedir. Kimine göre hicrî 230 yılında,5 kimine göre hicrî 231 yılında6 veya hicrî 232 yılında1 ya da hicrî 233 yılında2 doğmuştur. Bazıları rebiyülevvel ayının altısında,3 bazıları ise rebi yülâhır ayının altısında veya sekizinde veya onunda ya da ra mazan ayında doğduğunu rivayet etmişlerdir.4 Bu ihtilâfta bir gariplik görmüyoruz. Bunun, İmam Hadi'nin (a.s), İmam Hasan Askerî'nin (a.s) hayatını güvence altına almak için uyguladığı tedbirlerden kaynaklanması ihtimali olduğu gibi, özel tarihî şartlardan da kaynaklanması mümkündür. Lakapları ve Künyeleri İmam Ali b. Muhammed ve Hasan b. Ali (a.s) için "elAskerî" lakabı kullanılmıştır. Çünkü her iki İmam'ın (ikisine de selâm olsun) Samarra'da ikamet ettikleri bölgeye "Asker" adı veriliyordu.5 "el-Askerî" lakabıyla daha çok İmam Hasan b. Ali (a.s) meşhur olmuştur. Hadisçilerin, ravilerin ve siyer yazarlarının bize naklettikleri diğer lakapları şunlardır: er-Refik, ezZeki, el-Fazıl, el-Halis, el-Emin, el-Emin ala sırrillah, en-Naki, el-Murşid ilellah, en-Natık anillah, es-Sadık, es-Samit, elMeymun, et-Tahir, el-Mu'min Billâh, Veliyullah, Hazanetu'lVasiyyin, el-Fakih, er-Recul, el-Âlim.6
İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
Bu lakapların her biri, onun şahsiyetinin mazharlarından bir mazhara ve kemallerinden bir kemale delâlet …
ASK_0042 · S. 49 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
Hz. Muhammedİmam Hasan Askerîİmam Rıza
Bu lakapların her biri, onun şahsiyetinin mazharlarından bir mazhara ve kemallerinden bir kemale delâlet etmektedir. Ayrıca, dedesi ve babası gibi "İbn Rıza" künyesiyle de anılırdı.1 Ona has olan künyesi ise, Ebu Muhammed'dir.2 Fizikî Özellikleri Ahmed b. Ubeydullah b. Hakan, İmam Hasan Askerî'yi şöyle vasfetmektedir: Esmer ve iri gözlüydü. Endamı uyumlu ve yüzü güzeldi. Bedeni dengeliydi. Celâl ve heybet sahibiydi.3 Renginin esmer ile beyaz arasında olduğunu söyleyen de vardır.4 Yetişmesi ve Büyüdüğü Ortam İmam Ebu Muhammed (a.s) hidayet evinde ve en büyük imamet merkezinde büyüdü. Yüce Allah'ın kendilerinden her türlü kiri giderip tertemiz kıldığı kimselerin hanesinde yetişti. Şebravî, bu büyük imamın büyüdüğü bu evi şöyle vasfetmektedir: Ne şerefli bir aile! Ne büyük, engin ve yüksek bir soy! Eşsiz övgülerin, yüksek değerlerin sembolü bir hanedan! Hepsi en şerefli soya mensup olmak, tertemiz kökten gelmek bakımından bir tarağın dişleri gibi eşittirler. Şeref, onlar arasında paylaştırılmıştır. Yüksek mertebeli, üstün makamlı bir hanedan! Yücelik ve şeref- te parlak gökyüzünü geride bırakmışlardır. Menzilleri ve konumları kutup yıldızından yücedir.
Bütün kemal sıfatlarını üzerlerinde toplamışlardır.
ASK_0043 · S. 49 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
İmam Ali Hadiİmam Hasan AskerîOniki İmamHz. Muhammed
Bütün kemal sıfatlarını üzerlerinde toplamışlardır. "Şu hariç, şu olmaksızın" diye istisna edilecek bir tek kemal kalmamıştır ki, onlarda bulunmasın. Bu imamlar, ululukta bir gerdanlık gibi dizilmişler. Tıpkı incilerin dizilmesi gibi. Şerefte aralarında fark yoktur. İlki ile ardından geleni eşittir. Nice topluluklar onların ışık saçan meşalelerini indirmek istedi de Allah yüceltti. Onların birliğini dağıtmak için dağları, ovaları aştılar da Allah onları birleştirdi. Nice haklarını zayi ettiler de Allah onları asla ihmal etmedi, zayi etmedi.1 İmam Ebu Muhammed (a.s), yüce Allah'ın arındırdığı ve şanını yücelttiği evde büyüyüp gelişirken, yüksek terbiyenin en yüce suretlerini sindiriyordu. Orada sabah akşam Allah'ı öyle kimseler tesbih ederler ki, ne ticaret, ne de alışveriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz.2 O ev ki, Allah'ın kelimesini yeryüzünde en yüce olsun diye yükseltmiş, Allah'ın risaleti uğruna çok ağır bedeller ödemiştir. İmam Hasan Askerî (a.s), hayatının bir bölümünü babası İmam Hadi (a.s) ile geçirdi. Ondan hiç ayrılmazdı, nereye gitse onunla beraber olurdu. Dedesi yüce Resulü (s.a.a) çağrıştıran gerçek bir model görüyordu onda.
Babası da onu risalet ve imametin devamı olarak görüyordu. Bu yüzden ona büyük bir itina gösterirdi. İmam Hadi (a.s), oğlu Hasan Askerî'nin faziletine şöyle işaret etmiştir:
Oğlum Ebu Muhammed, karakter olarak Muhammed (s.a.a) soyunun en hayırseveri, hüccet olarak en sağlamıdır.
ASK_0044 · S. 51 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
İmam Ali HadiHz. Muhammedİmam Hasan Askerîİmam Ali
Oğlum Ebu Muhammed, karakter olarak Muhammed (s.a.a) soyunun en hayırseveri, hüccet olarak en sağlamıdır. O, benim çocuklarımın en büyüğüdür. Benden sonra yerime geçecektir. İmamlık kulpları ve hükümleri ona ulaşacaktır.1 İmam Hadi (a.s), tıpkı masum ataları gibi, baba oğul arasındaki sevginin ve duygusal davranmanın sonucu olarak bu sözleri söylemekten uzaktır. İmam Hasan Askerî (a.s), yirmi yıl boyunca babasından hiç ayrılmadı. O, bu dönem boyunca babasının ve Şia'sının uğradığı zulüm ve saldırıların her türlüsüne tanık oluyordu. İmam Hadi'nin (a.s) Halife Mütevekkil'e ihbar edilmesinden sonra İmam Hasan Askerî (a.s) babasıyla birlikte Samarra'ya taşındı. Çünkü Abdullah b. Muhammed b. Davud el-Haşimî halifeye şöyle bir mektup yazmıştı: "Anlatıldığına göre bir topluluk onun (Ali el-Hadi'nin) imam olduğuna inanmaktadır." Bunun üzerine İmam Hadi (a.s), Yahya b. Herseme eşliğinde Medine'den Bağdat'a getirildi. Yasiriye denilen yere gelince orada konakladı. İshak b. İbrahim onu teslim almak üzere atına binip yola çıktı. İnsanların ona büyük bir iştiyakla koştuklarını, etrafında toplandıklarını gördü. Gece oluncaya kadar orada bekledi. Gece olunca da şehre girdi.
O gecenin bir bölümünü Bağdat'ta kaldı, sonra Samarra'ya götürüldü.2 Abbasî halifesi Mütevekkil, İmam Ali b.
ASK_0045 · S. 51 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
Ehl-i Beytİmam AliKerbelaHz. Muhammedİmam Hasan Askerîİmam Hüseyin
O gecenin bir bölümünü Bağdat'ta kaldı, sonra Samarra'ya götürüldü.2 Abbasî halifesi Mütevekkil, İmam Ali b. Muhammed elHadi'ye (a.s) karşı uyguladığı zulüm ve zorbalıkta sınır tanımıyordu. Onu Samarra'da mecburî ikamete tâbi tuttu. Evini polislerle çevirdi. Alıp verdiği nefesleri bile sayıyorlardı. Âlimlerin, fakihlerin ve Şia'sının onunla temas kurmasına engel oluyorlardı. Mütevekkil, zaman zaman İmam'ın (a.s) evinin aranmasını ve İmam'ı ne hâlde buldularsa o şekilde yanına getirilmesini emrediyordu.1 Mütevekkil'in Ehl-i Beyt'e yönelik düşmanlığının en somut göstergesi, İmam Hüseyin b. Ali'nin (a.s) Kerbelâ'daki kabrinin ziyaret edilmesini resmen yasaklamasıydı. İslâm topraklarındaki devrim ateşini tutuşturan en önemli merkezlerden biri hâline gelmiş mübarek kabrinin yıkılmasını emretti.2 Bu acı koşulların tamamını İmam Hasan Askerî (a.s) de yaşıyordu. Canı acılarla, hüzünlerle dağlanıyordu. Bu dönemi babasının himayesinde geçirdi. Onun uğradığı eziyetleri gördükçe acılardan ve hasretten canı âdeta eriyordu. Babası H. 254 yılında şehit edildi.3 Ondan sonra imamlık görevini üstlendi. Onun imamlık dönemi, Ehl-i Beyt İmamları içinde en kısa dönemdir.
Ki onlar, insanlar arasında bedenen en sıhhatli, ruh ve cisim bakımından en sağlıklı kimselerdi.
ASK_0046 · S. 51 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
İmam Hasan Askerî
Ki onlar, insanlar arasında bedenen en sıhhatli, ruh ve cisim bakımından en sağlıklı kimselerdi. Nitekim o da daha ömrünün üçüncü on yılını tamamlamadan şehit edildi. Şehadeti H. 260 yılında gerçekleşti. Dolayısıyla imamlık süresi altı senedir.4 Bu kısa süre, bize Abbasî devletinin yöneticilerinin ondan, onun ümmet içindeki aktif rolünden ne kadar korktuklarını göstermektedir. Çünkü zindan ve baskılardan sonra onu zehirleyerek ortadan kaldırdılar. Şehit edildiği sırada bereketli ömrünün yirmi sekiz veya yirmi dokuzunda bir gençti.5 Burada bir hususa işaret etmemiz gerekiyor. Tarihî olarak İmam Hasan Askerî'nin (a.s) babasının himayesinde geçirdiği ömrü ve birlikte takındıkları tavırları ile ilgili sadece bu imamın doğumu, vefatı, mübarek nesebi ve İmam'ın (a.s) şeriatı korumak, ümmeti sapma çizgisinden uzak tutmak için çalışmak ve İslâm düşmanlarının saldırılarına karşı koymakta somutlaşan aslî misyonuyla tenasübü olmayan az sayıda birtakım olaylar ve tavırlar aktarılmıştır. Ama bazı hadisçilerin naklettikleri bazı rivayetler vardır ki, bunlar, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) hayatında son derece önemli bir yere sahip bazı olaylara değinmektedir.
Nitekim İmam Hasan Askerî'nin (a.s) kendisi de içinde yaşadığı şartların zorluğuna işaret etmiştir:
ASK_0047 · S. 51 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
İmam Hasan AskerîHz. Muhammedİmam Aliİmam Hasanİmam Hüseyindâr
Nitekim İmam Hasan Askerî'nin (a.s) kendisi de içinde yaşadığı şartların zorluğuna işaret etmiştir: Atalarımdan hiçbiri şu çetenin benden şüphelenmesi gibi bir musibete uğramamıştır.1 Bu da İmam Ali b. Muhammed el-Askerî ve Hasan b. Ali el-Askerî'nin (a.s) yaşadıkları siyasal ve sosyal şartların ne kadar ağır olduğunu göstermektedir. Nitekim bu şartların sonucu İmam Hasan Askerî (a.s) ışıktan ve halktan uzak tutulmuş, sadece çok dar bir çerçevede başkalarıyla temas kurmasına izin verilmiştir. Ancak bazen şartlar makamının, imamlığının ve konumunun yüceliğini açıklama gereğini dayatmıştır. Bu çerçevede yakınlarına ve ashabından güvendiği kimselere hüccetinin tamamlanması için açıklamalarda bulunmuştur. Bütün bunlar, Abbasî tağutlarına karşı hayatını korumak amacına yönelikti. Kardeşi Muhammed'in vefatı sırasında ondan varit olan bir ifade de, İmam'ın (a.s) bu sözünü pekiştirmekle birlikte, her iki imamın (a.s) yaşadıkları şartların zorluğunu ve iktidarın onlara dayattığı ağır ortamı gözler önüne sermektedir. Kuleynî, Sa'd b. Abdullah aracılığıyla, aralarında Hasan b. Hüseyin el-Eftas'ın da bulunduğu Haşimoğulları'ndan bir topluluktan şöyle rivayet etmiştir:
Biz, Muhammed b. Ali b. Muhammed'in vefat ettiği gün, başsağlığı dilemek için Ebu'l-Hasan'ın (İmam Hadi'nin) …
ASK_0048 · S. 54 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
İmam HasanHz. Muhammedİmam Aliİmam Ali Hadiİmam Hasan Askerî
Biz, Muhammed b. Ali b. Muhammed'in vefat ettiği gün, başsağlığı dilemek için Ebu'l-Hasan'ın (İmam Hadi'nin) evine gittik. Evin avlusunda onun için bir sergi serilmiş, insanlar da etrafında oturmuşlardı. Etrafında Ebu Talib ailesinden, Haşimoğulları'ndan ve Kureyş'ten yüz elli kişinin toplanmış olduğunu tahmin ettik. Hizmetçileri ve başka insanları bundan hariç tutuyoruz. O sırada Hasan b. Ali (a.s), yakası yırtılmış bir hâlde içeri girdi ve gelip İmam'ın sağ tarafında ayakta durdu. Biz onu tanımıyorduk. Bir süre sonra Ebu'l-Hasan (a.s) ona baktı ve dedi ki: Oğlum! Allah'a karşı bir şükür yerine getir; çünkü O, seninle ilgili olarak önemli bir iş meydana getirmiştir. Hasan (a.s) ağladı, istirca ayetini okudu1 ve şöyle dedi: Âlemlerin rabbi olan Allah'a hamdolsun! Ben Allah'tan bize yönelik nimetlerini senin hakkında tamamlamasını diliyorum. Kuşkusuz biz Allah'tanız ve kuşkusuz O'na döneceğiz. Bu gencin kim olduğunu sorduk. İmam'ın oğlu Hasan olduğunu söylediler. O zaman yirmi yaşında veya yirminin biraz üzerinde olduğunu tahmin ettik. Onu o gün tanıdık ve anladık ki, İmam, onun kendisinden sonraki imam olduğunu işaret etmiş ve onu kendi yerine geçirmişti.2 Topluluğun, seçkin insanların hazır bulunduğu böylesine acıklı bir münasebette İmam Hasan Askerî'nin (a.s) kim olduğunu sormaları, İmam Hadi'nin (a.s) yirmi yaşına gelmiş bulunan oğlu Hasan Askerî'yi (a.s) çok sıkı bir şekilde insanlardan gizlediğini gözler önüne sermektedir.
İMAM HASAN ASKERÎ'NIN (A.S) HAYATININ AŞAMALARI İmam Hasan Askerî'nin (a.s) hayatı iki belirgin aşamaya …
ASK_0049 · S. 55 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
İmam Hasan Askerîİmam Ali HadiHz. Muhammedİmam Hüseyin
İMAM HASAN ASKERÎ'NIN (A.S) HAYATININ AŞAMALARI İmam Hasan Askerî'nin (a.s) hayatı iki belirgin aşamaya bölünür: Birinci Aşama: İmam Hasan Askerî'nin (a.s) babası İmam Hadi'nin (a.s) himayesinde geçirdiği ve babasının 254 senesinde şehit edilmesiyle son bulan yaklaşık 22 senelik bir dönemi kapsar. Biz, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) hayatına özgü olarak bu dönemde yaşanan olaylar hakkında detaylı bilgiye sahip değiliz. Sadece bazı hadiseler anlatılır ki, bunlar, onun daha çocukluğunda Allah'tan korktuğu, kardeşleri Muhammed ve Hüseyin'le çok sıcak ilişkilerinin bulunduğu, sonra kardeşi Muhammed'in vefatına üzüldüğü, evlenmesi, İmam Hadi'nin (a.s) onun imamlığını açıklaması, onun da babası vefat edince onu teçhiz edip defnetmesi şeklinde özetlenebilir. İmam Hasan Askerî'nin (a.s) hayatının ikinci aşamasında, içinde yaşadığı koşullara ilişkin açık bir tablo çizebilmek için İmam Hadi'nin (a.s) dönemini ve gelişmeler karşısındaki tavırlarını ele almamız gerekir. Çünkü İmam Hasan Askerî'nin (a.s) imamlığı fiilen üstlendiği dönemi değerlendirmemiz, faaliyetlerini tahlil etmemiz, ancak bu sayede mümkün olabilir. Zira daha önce hiçbir imamın imamlık dönemi bu kadar kısa sürmemiş ve hem İmam'ın kendisi, hem de Şia'sı açısından bu kadar ağır bir süreç yaşanmamıştır.
İkinci Aşama: İmam Hasan Askerî'nin (a.s) H. 254 yılında imamlığı fiilen üstlenmesinden H.
ASK_0050 · S. 56 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
Ehl-i Beytİmam Hasan Askerî
İkinci Aşama: İmam Hasan Askerî'nin (a.s) H. 254 yılında imamlığı fiilen üstlenmesinden H. 260 yılında şehit edilmesine kadar süren dönemi kapsar. Bu dönem, son derece kısa olmasına rağmen çok önemli hadiselere beşiklik etmiştir. Bu aşamada İmam Hasan Askerî (a.s), [Abbasî halifelerinden] Mu'tez (H. 255), Muhtedi (H. 256) ve Mu'temid (H. 279) dönemlerine tanıklık etti. Gaybet aşamasının önemini tasavvur ettiğimizde, bu aşamanın önemi de kendiliğinden anlaşılır. İmam Hasan Askerî (a.s), Ehl-i Beyt (a.s) Şia'sını imamın hazır bulunduğu aşamadan gaip olduğu aşamaya intikal ettirebilmek için, hem Masum İmam'ın, hem Şia'sının ve hem de onların risalet çizgisinin zayi olmaktan, çökmekten ve çözülmekten korunmasını amaçlayan gaybet aşamasına yönelik gerekli hazırlıkları yapmak durumundaydı. Ta ki bütün zulüm ve tuğyan saraylarına karşı Ehl-i Beyt'in Rabbanî inkılâbına yönelik koşullar hazırlansın, ölümsüz İlâhî risaletin bütün amaçları Ehl-i Beyt'in evrensel adil devleti aracılığıyla tüm yeryüzünde gerçekleşsin.
İMAM (A.S), BABASININ HIMAYESINDE İmam Hadi (a.s), oğlu Hasan Askerî (a.s) ile birlikte H.
ASK_0051 · S. 57 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
İmam Ali Hadiİmam Hasan AskerîEhl-i Beytİmam Aliİmam Hasan
İMAM (A.S), BABASININ HIMAYESINDE İmam Hadi (a.s), oğlu Hasan Askerî (a.s) ile birlikte H. 234 yılında Medine'den Samarra'ya getirtildi.1 İmam Hasan Askerî (a.s), babasının Samarra'da bulunduğu yirmi yıllık süre içinde onun yanından hiç ayrılmadı. Böylece babasının himayesinde yirmi iki sene geçirdi. Babası İmam Hadi (a.s) H. 254 yılında şehit edildi. İmam Hadi (a.s) ve Şia'sının yaşadığı olumsuz koşulları, ağır ortamı o da bizzat yaşadı. Zamanın iktidarı İmam'a (a.s) ve tâbilerine bu ağır koşulları dayatmıştı. Amaç; İmam'ın ve tâbilerinin faaliyetlerini durdurmak, en azından sınırlandırıp kontrol altına almaktı. Böylece Ehl-i Beyt (a.s) medresesinin etkisini daraltmak, eserlerinin İslâm ümmetinin her tarafına yayılmasını engellemekti. Ancak bu zorluklarla yüzleşmeyi göze alan İmam ve tâbileri faaliyetlerini aksatmadan sürdürüyorlardı. Kuşkusuz bu baskılar, bütün insanlık tarihi boyunca zalim sultanların başvurdukları işkence, hapis, sürgün ve takip gibi yöntemlerden oluşuyordu. 1- Farklı Bir Çocukluk Rivayet edilir ki: Bir gün bir adam, Hasan b. Ali elAskerî'nin (a.s) yanından geçerken, yaşıtları olan çocukların yanında durmuş ağladığını görür.
Adam, çocuğun, yaşıtlarının elindeki oyuncakların kendisinde olmamasına, dolayısıyla yaşıtlarının oyunlarına katılamamasına üzüldüğü için ağladığını zanneder. Der ki: "Sana da oynayacağın bir oyuncak alayım mı?" Hasan (a.s) ona şu karşılığı verir: "Hayır... Oyun için yaratılmadık biz." Adam şaşırır: "Peki niçin yaratıldık?" der. "İlim ve ibadet için." der. Adam sorar: "Bunu nereden biliyorsun?" "Allah'ın, 'Sizi boş yere mi yarattığımızı sandınız?'1 sözünden." diye cevap verir. Sonra adam, ondan kendisine öğüt vermesini ister. O da birkaç beyit şiirle ona öğüt verir. Sonra Hasan (a.s) bayılıp yere düşer. Ayıldığında adam ona şöyle der: "Ne oldu sana?! Sen daha günahı olmayan küçük bir çocuksun!" İmam (a.s) ona şu karşılığı verir: Benimle işin olmasın. Ben annemin büyük odunlarla ateş yaktığını, fakat büyük odunların ancak küçük odunlarla tutuşabildiğini gördüm. Ben de cehennemin küçük odunlarından olmaktan korkuyorum.2 Muhammed b. Abdullah'ın şöyle dediği rivayet edilir: "Ebu Muhammed (a.s) küçük bir çocuk iken kuyuya düştü. İmam Ebu'l-Hasan (a.s) da o sırada namaz kılıyordu. Kadınlar bağrışmaya başladılar.
İmam (a.s) selâm verince şöyle buyurdu:
ASK_0053 · S. 57 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
İmam Ali Hadiİmam AliHz. Muhammedİmam Hasanİmam Hasan Askerî
İmam (a.s) selâm verince şöyle buyurdu: 'Korkulacak bir şey yok.' Baktılar, su kuyunun ağzı- na kadar yükselmiş, Ebu Muhammed de suyun üzerinde su ile oynuyor."1 2- İmam Ali Naki (a.s) Asrı İmam Hadi (a.s), imamlığı süresince Abbasî halifelerinden altısının hâkimiyetine tanıklık etti. H. 218 yılından H. 227 yılına kadar hüküm süren Mu'tasım'ın hükümdarlığı devam ederken imamet görevini üstlendi. Sonra Vâsık dönemini (H. 227-232) gördü. Sonra Mütevekkil dönemine (H. 232-247) tanık oldu. Mütevekkil, Türkler tarafından öldürülünce de Muntasır'ın günleri başladı. Onun halifeliği altı ay iki gün sürdü. Sonra Müstain (H. 248-252) halife oldu. Son olarak da Mu'tezz'in döneminin (H. 252-255) büyük bölümüne tanık oldu. Çünkü İmam Hadi (a.s) H. 254 yılında şehit edildi2 ve bu yıl oğlu İmam Hasan b. Ali el-Askerî (a.s) imamlık görevini üstlendi. Mütevekkil'in tahta geçmesinden sonra Abbasî devleti çok zor bir sürece girdi. Çünkü bu süreçteki gelişmeler devletin zayıflamaya yüz tuttuğunu gösteriyordu. Artık devletin çöküşünün başladığı anlaşılıyordu.
Bir yandan iç ve dış savaşlar, öbür yandan hanedan mensuplarının taht kavgaları, devletin zayıflamasında ve …
ASK_0054 · S. 57 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
İmam Aliİmam Ali Hadiİmam Hüseyinİmam Hasan Askerî
Bir yandan iç ve dış savaşlar, öbür yandan hanedan mensuplarının taht kavgaları, devletin zayıflamasında ve çöküşe geçmesinde büyük bir etki bırakıyordu. Örneğin Müstain ve Mu'tez arasındaki taht kavgası, H. 252 yılında Müstain'nin hal' edilip Mu'tezz'in başa geçmesiyle sonuçlanmıştı.3 İç olaylar, büyük ölçüde Haricîlerin faaliyetleri şeklinde kendini gösteriyordu. Haricîlik, Müsavir eş-Şarî liderliğinde para ve silâh bakımından güçlü bir hareketti. Ayrıca yer yer Alevîlerin (İmam Ali soyundan gelenlerin) de ayaklanmaları oluyordu. Bunların dışında, iktidarı ele geçirmek isteyen başka gruplarla da çekişmeler yaşanıyordu. Devlet ekonomik açıdan da kötü durumdaydı. Bunun baş sebebi de saray adamlarının, vezirlerin ve maiyetlerinin savurganlığı ve müsrifliğiydi. Mütevekkil zamanında İmam Hüseyin'in (a.s) kabrinin yıkılması emri verildi.1 Kabri ziyarete gelenler engellendi. Çünkü Mütevekkil, Ebu Talib soyuna düşmanlığıyla biliniyordu ve onların sıkı bir takip altında tutulmasını emrediyordu. İmam Hadi (a.s) tarafından bu hadiselere ilişkin tek bir değerlendirme bize ulaşmış değildir.
Hatta denebilir ki: İmam'ın (a.s) Mütevekkil dışındaki halifelerle ilişkilerine dair de çok az sayıda bilgi …
ASK_0055 · S. 57 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
İmam Ali Hadiİmam Hasan Askerî
Hatta denebilir ki: İmam'ın (a.s) Mütevekkil dışındaki halifelerle ilişkilerine dair de çok az sayıda bilgi elimize ulaşmıştır.2 İmam Hadi (a.s), Medineliler nezdinde üstün bir makama ve yüksek bir değere sahipti. Çünkü onlara ihsanda bulunur ve onlarla samimî ve sağlam ilişkiler kurardı. Mütevekkil, H. 234 yılında onu çağırdığında ve Yahya b. Herseme'yi onu Medine'den Samarra'ya getirmek üzere gönderdiğinde, halk arasında huzursuzluk başlamış ve büyük bir rahatsızlık baş göstermişti. Nitekim Yahya b. Herseme'nin kendisi bu olayı rivayet edip şöyle diyor: Medine'ye gittim. Şehre girdiğimde şehirde büyük bir dalgalanma yaşandı, insanların çığlık ve feryat sesleri yükseldi. İmam Hadi'nin (a.s) başına bir şey gelecek korkusuyla meydana gelen bu dalgalanmanın bir benzeri görülmüş değildi. Deyim yerindeyse dünya ayaklanmıştı. Çünkü İmam (a.s) insanlara hep iyilik yapıyordu, mescitten ayrılmıyordu. Dünyaya en ufak bir meyli yoktu. Sonra onun evinde arama yaptım. Evde Mushaflardan, dualardan ve ilmî kitaplardan başka bir şey görmedim. Gözümde iyice büyümüştü.1 Bu rivayet, İmam'ın (a.s) Medine'de nasıl bir ağırlıklı rol oynadığını bize göstermektedir.
Kuşkusuz bu, ümmeti imama, imamı da ümmete bağlayan sağlam bağların kurulmasının bir neticesidir.
ASK_0056 · S. 57 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
İmam Ali Hadiİmam Hasan Askerî
Kuşkusuz bu, ümmeti imama, imamı da ümmete bağlayan sağlam bağların kurulmasının bir neticesidir. Muhtemelen Halife Mütevekkil, İmam'ın (a.s) bu büyük etkisini haber almıştı. Bu da onun Medineden uzaklaştırılıp Samarra'ya getirtilmesinin başlıca sebebiydi. Çünkü Samarra'yı bizzat Abbasîler kurmuşlardı ve çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu halkı da Abbasîlere bağlılıklarıyla biliniyorlardı. Bir diğer özellikleri de, hâkimiyet ve iktidara karşı aşırı bir düşkünlüklerinin olmasıydı. 3- İmam Hadi'nin (a.s) Olaylar Karşısında Takındığı Tavırlar Abbasî halifesi Mütevekkil'in İmam Hadi'ye (a.s) karşı uyguladığı tedbirler bize şunu gösteriyor: İmam'ın (a.s) hareketi, onun ümmete ve yakın bağlılarına -onun fikrî ve manevî merciliğine inanan tabana- karşı görevini yerine getirmesi, aslında sınırlı bir faaliyet olarak türlü baskılara, denetimlere ve yakın adamlarına yönelik sıkıştırmalara maruz kalıyordu. Bu bağlamda İmam Hadi (a.s) de atalarının (a.s) izlediği yolun aynısını izledi. Bu hususta tıpkı ataları (a.s) gibi İslâm risaletinin yüksek maslahatını göz önünde bulundurdu ve burada belirleyici unsurlardan biri olarak da içinde bulunduğu genel ve özel koşulları gözetti.
Bu, öncelikle İslâm risaletinin temel kavramlarının korunması, sonra bağlılarının sapmalarını önlemesi ya da …
ASK_0057 · S. 57 · İmam Hasan Askerî'nin Doğumu
İmam Ali Hadiİmam Hasan Askerî
Bu, öncelikle İslâm risaletinin temel kavramlarının korunması, sonra bağlılarının sapmalarını önlemesi ya da Abbasî halifelerinin kurdukları tuzaklara düşmelerine mani olması için son derece önemli ve zorunlu önlemlerdi. İmam Hadi'nin (a.s) tavırlarını iki eksende değerlendirebiliriz: Birincisi: Gerek yönetim bazında, gerekse genel halk tabanı bazında, İslâm ümmeti düzeyinde hakkın ispatı ve batılın eleştirisi. Bunun sonucunda Yahya b. Eksem, Halife Mütevekkil'e şöyle demek durumunda kalmıştı: Benim bu sorularımdan sonra bu adama herhangi bir şey sormanı istemiyoruz. Çünkü bu sorulardan sonra hangi soruyla karşılaşırsa, üstesinden gelebilecektir. Böylece ilmi ortaya çıkacaktır. İlminin ortaya çıkması da Rafızîliği güçlendirecektir.1 İkincisi: Ashabını eksiksiz bir şekilde koruması, onların maslahatlarını gözetmesi, Abbasî saltanatının tuzağına düşmekten onları uyarması, faaliyetlerini gizlemeleri hususunda onlara yardımcı olması ve imkânlar elverdikçe kontrolsüz hareketlerden alıkoyması.2 İmam'ın (a.s) karşılaştığı bazı hadiselerden ve onlara karşı geliştirdiği hareketlerden yola çıkarak İmam Hadi'nin (a.s) tavırlarını net olarak kavrayabiliriz.
Bu sayede manzaraya dair tam bir gözlem gerçekleştirebiliriz. Ama öncelikle İmam'ın (a.s) yaşadığı bütün şartları göz önünde bulundurmamız gerekir. Bu çerçevede genel olarak bütün imamların, özel olarak da her bir imamın hareket tarzlarını kavramamız mümkün olabilir.
Babasının Himayesinde
İmam Hadi (a.s) ve Abbasî Halifesi Mütevekkil Bir topluluk, İmam'ı (a.s) Halife Mütevekkil'e ihbar etmişti.
ASK_0058 · S. 63 · Babasının Himayesinde
İmam Ali Hadiİmam Hasan Askerî
İmam Hadi (a.s) ve Abbasî Halifesi Mütevekkil Bir topluluk, İmam'ı (a.s) Halife Mütevekkil'e ihbar etmişti. Evinde silâh ve kitap gibi şeyler bulundurduğunu, halifeliği kendisi için istediğini bildirmişlerdi. Bunun üzerine Mütevekkil Türklerden bir topluluğu geceleyin İmam'ın (a.s) evine ansızın baskın düzenlemek üzere gönderdi. Beklenmedik bir anda İmam'ı ablukaya aldıklarında onu tek başına, kıbleye yönelmiş olarak Kur'ân okuyor vaziyette buldular. Toprak ile arasında bir sergi yoktu. Evde bulunduğu vaziyette alınıp gecenin bir yarısında Mütevekkil'e götürüldü. Mütevekkil'in huzuruna çıkarıldı. Halife şarap meclisinde oturmuştu. Elinde de kadeh vardı. İmam'ı görünce, saygı göstererek yanına oturttu. Hakkında söylenen şeylerin hiçbiri İmam'ın (a.s) evinde bulunmamıştı. Dolayısıyla Mütevekkil'in İmam'a karşı sunacağı bir kanıtı yoktu. Mütevekkil, elindeki kadehi İmam'a (a.s) uzattı. İmam (a.s), "Ey Müminlerin Emîri! Etime ve kanıma asla şarap karışmamıştır. Beni bundan muaf tut." dedi. O da muaf tuttu. Sonra Mutevekkil, "Bana bir şiir oku." dedi. İmam (a.s), "Ezberimde çok az şiir var." diye karşılık verdi. Fakat Mütevekkil ısrar etti ve "Mutlaka bir şiir okuyacaksın." diye üstelendi. İmam (a.s) da aşağıdaki beyitleri okudu: Dağların zirvelerine sığınıp kuvvetli adamlar tarafından Korundular da, zirveler de onları koruyamadı İzzetli iken kalelerinden zillet içinde indirildiler Ve bir çukura konuldular, konuldukları yer ne de kötüdür! Kabre konulduktan sonra biri onlara seslendi: Nerede hanedan, hani taçlar ve süsler? Nerede o naz ve nimet içindeki yüzler ki, Üzerlerine perdeler ve cibinlikler çekilirdi?
Onlara seslenilirken kabir onların yerine cevap verdi:
ASK_0059 · S. 64 · Babasının Himayesinde
üçlerİmam Hasanİmam Hasan Askerî
Onlara seslenilirken kabir onların yerine cevap verdi: O yüzler üzerinde şimdi böcekler savaşmakta Nice zaman yediler, içtiler Uzun yiyip içmeden sonra şimdi kendileri yenildiler Kendilerini koruması için nice sağlam evler yaptılar Evleri ve aileleri bırakıp başka diyarlara taşındılar Nice mallar biriktirip sakladılar da Onları düşmanlara bırakarak göç ettiler Artık evleri boş ve ıssızdır Bir zamanlar o evlerde kalanlar mezarlara taşınmışlar Bu şiiri dinledikten sonra Mütevekkil çok ağladı. Öyle ki, gözyaşları sakalına kadar ulaştı. Sonra şarabın kaldırılmasını emretti. Sonra İmam'a dönüp, "Ey Ebu'l-Hasan! Borcun var mı?" diye sordu. İmam (a.s), "Dört bin dinar borcum var." deyince de ona dört bin dinar vererek saygı gösterilerek evine götürülmesini emretti.1 Buna göre İmam'ın (a.s) tavırları öncelikle imamlık göreviyle örtüşüyordu; ikinci olarak da, kendisinin ve Şia'sının içinde bulunduğu siyasal ve sosyal koşullara göre belirginleşiyordu. İmam (a.s) fırsat doğdukça hücceti tamamlamak ve hakkı ikame etmekten kaçınmazdı. Rivayet edilir ki: Bir Hıristiyan bir gün beraberinde bir miktar para ile İmam'ın evine geldi. Siyah bir hizmetçi kapıya çıktı ve "Sen Yusuf b. Yakub musun?" diye sordu. "Evet." dedi. Sonra hizmetçi, "Merkebinden in."
dedi. O da indi ve hizmetçi onu evin dehlizinde oturttu.
ASK_0060 · S. 65 · Babasının Himayesinde
İmam HasanHz. Muhammedİmam Ali Hadiİmam Hasan Askerî
dedi. O da indi ve hizmetçi onu evin dehlizinde oturttu. Hıristiyan adam, ismi ve babasının ismiyle tanınmasından şaşırdı. Çünkü şehirde kendisini tanıyan kimse yoktu, daha önce de o şehre hiç gelmemişti. Sonra hizmetçi dışarı çıktı ve "Elbisenin kolunda sakladığın kâğıdın içindeki yüz dinarı ver." dedi. Parayı ona verdi. Sonra İmam'ın (a.s) yanına girdi. İmam (a.s), ondan hakka dönmesini ve İslâm'a girmesini istedi. İmam (a.s) ona, "Ey Yusuf! İman etmenin zamanı gelmedi mi?" dedi. Yusuf, "Ey efendim! Yeterli delil arayan biri için yeterli olacak kadar delil gördüm." diye karşılık verdi. İmam (a.s) ona şöyle dedi: "Heyhat! Sen Müslüman olmayacaksın, ama senin falan oğlun Müslüman olacak. O bizim Şia'mızdandır."1 İmam Hadi (a.s) ve Halife Muntasır'ın Veziri Rivayet edilir ki: İmam (a.s), Ahmed b. Hasîb vezir olduğu sırada onunla beraber yürüyordu. Ebu'l-Hasan (a.s) ondan biraz geride kalmıştı. İbn Hasîb dönüp İmam'a: "Yürü, sana feda olayım." dedi. Ebu'l-Hasan (a.s) ona: "Sen önde gidersin." dedi. Ravi diyor ki: Bu konuşmanın üzerinden dört gün geçmemişti ki, İbn Hasîb'in ayak bileklerine pranga vuruldu ve öldürüldü.2 Adı geçen İbin Hasîb zorbalık yapan biriydi. Muntasır onu vezir yapmış, ama sonra pişman olmuştu. Çünkü zulmüyle meşhur olmuştu. Bu zulümlerine örnek olaylardan biri şudur: Bir gün atına binerek yola çıktı. Zulme uğrayanlardan biri karşısına çıkarak uğradığı haksızlığı anlattı. O da ayağını üzengiden çıkararak konuşan adamın göğsüne vurup öldürdü. Bu olay halkın diline düştü. Şairlerden biri şöyle demişti:
Halifeye de ki: Ey Muhammed'in amcasının oğlu Vezirinin ayaklarına köstek tak;
ASK_0061 · S. 66 · Babasının Himayesinde
İmam Ali HadiHz. Muhammedİmam Hasan Askerî
Halifeye de ki: Ey Muhammed'in amcasının oğlu Vezirinin ayaklarına köstek tak; çükü çifte atıyor Köstek takarak adamlara çifte atmasını engelle Eğer mal istiyorsan, o da vezirinin yanında var.1 İmam Hadi (a.s) ve İlmî Meydan Okumalar İktidarın meydan okumaları, sadece İmam'ı (a.s) ezme girişimleriyle sınırlı değildi. Bilakis, zaman zaman İmam'ı ilmî konularda sıkıştırma amacına yönelik adımlar da atıyorlardı. Bu amaçla saray vaizlerine, genel toplantılarda İmam'a (a.s) altından kalkamayacağı sorular sormayı telkin ediyorlardı. Bunun yanında saray fakihlerinin ortaya çıkan yeni meselelere cevap bulamamaları da halifeyi, cevapları bulmak üzere İmam'a (a.s) soru sormaya yöneltiyordu. Rivayet edilir ki: Hıristiyan bir adam Müslüman bir kadınla zina yapmıştı. Mütevekkil adama had uygulayacakken adam Müslüman oldu. Baş kadı olan İbn Heysem, "İmanı, şirkini ve işlediği fiili ortadan kaldırmıştır." diye görüş bildirdi. Bazı âlimler ise, "Adama üç had uygulanır." dediler. Başka görüşler ileri sürenler de oldu. Mütevekkil, fakihler arasındaki bu ihtilâfı görünce, İmam Hadi'ye (a.s) bir mektup yazılmasını ve bu konudaki görüşünün sorulmasını emretti.
İmam mektubu okuduktan sonra, "Adama, ölene kadar had cezası uygulanır." diye yazdı.
ASK_0062 · S. 66 · Babasının Himayesinde
İmam Ali Hadiİmam Hasan Askerî
İmam mektubu okuduktan sonra, "Adama, ölene kadar had cezası uygulanır." diye yazdı. İbn Eksem ve Samarra'nın fakihleri bu cevabı yadırgadılar. Mütevekkil'e, "Ey Müminlerin Emîri! Ondan bunun dayanağını sor. Çünkü Kur'ân ve sünnette böyle bir şeyden bahsedilmez." dediler. Mütevekkil, İmam'a bir mektup yazarak, "Fakihler senin söylediğini yadırgadılar ve Kur'ân ve sünnet- te böyle bir şeyden bahsedilmediğini söylediler." dedi. İmam (a.s), delil olarak onlara şu ayetleri yazıp gönderdi: Bismillahirrahmanirrahim. Nihayet çetin azabımızı gördükleri zaman, "Tek olan Allah'a iman ettik ve O'na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik." dediler. Fakat çetin azabımızı gördükleri zaman iman etmeleri onlara bir fayda verecek değildi.1 Bunun üzerine Mütevekkil, adama ölünceye kadar had uygulanmasını emretti.2 İmam Hadi (a.s) ve Kur'ân'ın Mahlûkluğu Fitnesi Abbasî halifesi Me'mun zamanında Abbasî hanedanı tarafından Kur'ân'ın mahlûkluğu meselesi ortaya atıldı. Amaç, ümmeti asıl dertleriyle ve ana hedefleriyle ilgilenmekten uzaklaştırmaktı. Bunun yanında, ümmetin çocuklarının saflarındaki ayrılıkları derinleştirmekti.
Çünkü ümmetin safları arasında ayrılık derin ve köklü olunca, sapık iktidarın İslâm şeriatından uzak davranış …
ASK_0063 · S. 66 · Babasının Himayesinde
İmam Ali Hadiİmam Muhammed Cevadİmam Hasan Askerî
Çünkü ümmetin safları arasında ayrılık derin ve köklü olunca, sapık iktidarın İslâm şeriatından uzak davranış ve faaliyetlerinin fark edilmesi ve eleştirilere tâbi tutulması zorlaşır. Meselenin bir üçüncü boyutu da vardı: İktidar bu meseleyi sonuna kadar kullanıyordu. Muhaliflerini avlamak için eşi bulunmaz bir tuzaktı bu. Bunun aracılığıyla muhaliflerini tanıyordu ve böylece onların toplum içinde oynadıkları etkin rolü işlevsiz hâle getiriyordu. İmam Hadi (a.s), Bağdat'taki Şiîlerine bir mektup yazarak, Kur'ân'ın mahlûkluğu meselesine dalmaktan uzak durmalarını, bunun sonucunda başlarına gelebilecek olumsuzluklardan kaçınmalarını istedi. Çünkü bu vesileyle ağır baskılara maruz kalabilir, iktidar tarafından toplatılıp sürgün edilebilirlerdi. Nitekim İmam'dan (a.s) şöyle bir mektup rivayet edilmiştir: Bismillahirrahmanirrahim. Allah bizi ve seni fitneden korusun. Eğer Allah bunu yaparsa, bu büyük bir nimettir. Eğer yapmazsa, işte yok oluş odur. Biz Kur'ân'la ilgili tartışmayı bidat olarak görüyoruz. Soran da, cevap veren de bu bidatin ortağıdır. Soran kişi, gerekmeyen bir şeyi gündeme getirmekle, cevap veren kimse de zorunlu olmadığı bir meseleyi ele almakla bidate ortak olmuştur.
Yaratıcı sadece yüce Allah'tır, O'ndan başkası mahlûktur. Kur'ân, Allah'ın kelâmıdır.
ASK_0064 · S. 66 · Babasının Himayesinde
İmam Ali Hadiİmam Hasan Askerî
Yaratıcı sadece yüce Allah'tır, O'ndan başkası mahlûktur. Kur'ân, Allah'ın kelâmıdır. Kendi yanından ona bir isim uydurmaya kalkma. Aksi takdirde sapıklardan olursun. Allah, bizi ve seni görmeden Rablerinden korkan ve kıyametin kopmasından ürperti duyan kullarından eylesin.1 Bu mesele Me'mun, Mu'tasım ve Vâsık dönemleri boyunca Müslümanların zihnini meşgul etmiştir. İmam'ın (a.s) yukarıdaki cevabı çerçeveyi çizip sınırlandıran ve maksadı en güzel şekilde vurgulayan niteliktedir. Şia'yı sultanın tuzağına düşmekten korumakta, dinde selâmette olmak üzere fitneden uzak tutmaktadır. İmam Hadi (a.s), genel olarak Müslümanların hayatını kuşatan hadiseleri ve olguları, özel olarak da Şia'sını ilgilendiren konuları takip ediyordu ki, onları sapmaktan ve kimliklerinin ortaya çıkmasından başka bir faydası olmayan konulara dalmaktan, neticede sultanın tuzağına düşüp zulüm, baskı, işkence ve hapse maruz kalmaktan uzak tutabilsin.
İmam Hadi (a.s), Ashabı ve Şia'sıyla İmam Hadi'nin (a.s) hayatı acı olaylarla doludur.
ASK_0065 · S. 69 · Babasının Himayesinde
İmam Ali HadiEhl-i Beytİmam Hasan Askerî
İmam Hadi (a.s), Ashabı ve Şia'sıyla İmam Hadi'nin (a.s) hayatı acı olaylarla doludur. Çünkü bir yandan hanedan mensupları arasındaki taht kavgası en şiddetli şekliyle sürüyordu, diğer yandan iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan emîrler, Türk komutanlar ve başkaları arasında da en sert şekliyle bir mücadele vardı. Bu mücadelenin bir neticesi olarak İmam Hadi (a.s), amca çocukları ve Şia'sı bu şartlarda en ağır baskılara ve işkencelere maruz kalıyorlardı. Çünkü iktidar için mücadele eden bu hâkimler, emîrler ve vezirler nazarında, o, muhalif cephenin lideriydi. Ancak bu kadar çetin bir iktidar mücadelesinin varlığına rağmen Abbasî hanedanı hükümdarları, İmam Hadi'den (a.s) korkuyorlardı; onu Ehl-i Beyt'in (a.s) seyyidi, ümmetin imamı ve insanlar tarafından sözü dinlenir bir lider olarak görüyorlardı. İmam Hadi (a.s), müminlerin fikrî ve ruhanî mercii olarak onları eğitmek, yönlendirmek ve gelişmeler karşısında hazırlıklı hâle getirmek için uğraşıyordu. Böylece onları akidevî ve fikrî sapmalara karşı korunaklı hâle getirmek ve ortalıkta gündeme getirilen meselelere dalmaktan alıkoymak istiyordu.
Çünkü bu meselelerin çoğu, kimliklerinin ve İmam'la irtibatlarının ortaya çıkmasından başka bir işe …
ASK_0066 · S. 69 · Babasının Himayesinde
İmam Hasan Askerî
Çünkü bu meselelerin çoğu, kimliklerinin ve İmam'la irtibatlarının ortaya çıkmasından başka bir işe yaramıyordu. Bunun da sonucu cezalandırılmalarından, baskı görmelerinden başka bir şey olmuyordu. İktidar, onların İmam'la irtibatlı olduklarını fark ettiği anda bu hususta hiçbir yöntemi kullanmaktan kaçınmazdı. Onları öldürme veya baskı altında tutma yoluna giderdi. Nitekim İbn Sıkkit ve benzerleri böyle bir sonuçla yüz yüze gelmişlerdi. Bu dönemi -ikinci Abbasî dönemi- inceleyenler, iktidarın siyasal ve idarî bakımdan zayıfladığını söyleseler de, yöneticiler İmam ve ashabına karşı uyguladıkları ağır baskılardan hiçbir şekilde taviz vermemişlerdir. Bununla İmam'ın (a.s) faaliyet alanını daraltmayı, geniş bir etkinlik alanına sahip olmasını engellemeyi, ümmetin değişik kesimleri üzerinde etkili olmasını önlemeyi amaçlamışlardı. Bu yüzden İmam'ın (a.s), vaktinin ve öğretilerinin büyük bir kısmını Şia'sına ve dostlarına tahsis ettiğini görüyoruz. Bunun yanında fırsat doğdukça vakıalar ve hadiseler muvacehesinde İslâmî bakış açısını yansıtan tavırlar sergilemekten de kaçınmamıştır. Bu arada Abbasî yöneticilerinin İslâmî öğretileri tatbik etmekten uzak olduklarını da açıklamıştır.
Sapkınlıklarının, eğlence ve zevke dalışlarının zirvesinde olduklarını da dile getirmiştir.
ASK_0067 · S. 69 · Babasının Himayesinde
İmam Ali HadiHz. Muhammedİmam Rızaİmam Hasan Askerî
Sapkınlıklarının, eğlence ve zevke dalışlarının zirvesinde olduklarını da dile getirmiştir. İmam Hadi'nin (a.s) hadiseler karşısında sergilediği tavırlar bu koşullarla uyumlu oluyordu. Direktiflerini, öğretilerini büyük bir dikkatle, tam bir gizlilikle Şia'sına ve ashabına yöneltiyordu. Elimizdeki tarihî vesikalardan hareketle diyebiliriz ki, bu bağlamda en önemli ve en açıklayıcı olay; Halife Mütevek kil'in, kardeşi aracılığıyla İmam'ın (a.s) adını lekelemek için attığı adım karşısında İmam'ın (a.s) takındığı tavırdır. Halifenin bazı yarenleri, İmam'ın kardeşi Musa'yı yanına çağırmasını ve böylece İbn Rıza'nın Mütevekkil'le oturup şarap içtiğini, eğlendiğini yaymasını telkin etmişlerdi. Fakat İmam (a.s) bir grup ashabıyla birlikte yola çıkarak kardeşini karşılamış ve Mütevekkil'in oyununa gelmemesini, plânının akıbetinden sakınmasını telkin etmişti. Ayrıca Mütevekkil ile bir mecliste hiçbir zaman bir araya gelmeyeceğini de söylemişti. Nitekim İmam'ın (a.s) dediği gibi oldu ve Mütevekkil öldürüldü.1 İmam Hadi'nin (a.s) Şia'sını Gözetmesi ve İhtiyaçlarını Gidermesi İmam Hadi (a.s), Muhammed b. Ferec er-Ruhacî'yi uyarmak üzere bir mektup yazar. Mektupta şöyle demişti: "Ey
Muhammed! İşlerini derleyip toparla ve tedbirini al." Muhammed b.
ASK_0068 · S. 71 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam Ali Hadiİmam Hasanİmam Hasan Askerî
Muhammed! İşlerini derleyip toparla ve tedbirini al." Muhammed b. Ferec der ki: "Ben işlerimi derleyip toparlamakla meşgul iken bununla neyi kastettiğini bilmiyordum. Derken bir elçi geldi. Beni, elleri kolları bağlı ve zincire vurulmuş hâlde Mısır'dan çıkardı ve sahip olduğum her şeye el konuldu. Sekiz sene hapiste kaldım." İmam'ın (a.s) hapse düştükten sonra da onunla ilgilendiğini görüyoruz. Öyle ki, ona zindanda iken bir mektup göndererek hapisten çıkacağı müjdesini veriyor ve şu tavsiyede bulunuyor: "Ey Muhammed b. Ferec! Batı tarafında konaklama." Muhammed diyor ki: "Mektubu okudum, kendi kendime şöyle dedim: Ebu'l-Hasan (a.s) bana böyle yazıyor, oysa ben hapisteyim. Kuşkusuz, bu acayip bir şeydir! Fakat aradan birkaç gün geçmeden beni serbest bıraktılar. Bağlarım çözüldü, dışarı salındım."1 Bu örneklerden biri de, Abbasî yönetimi tarafından zarara uğratılan ashabından birinin anlattıklarıdır. Diyor ki: Bir gün İmam Hadi'ye (a.s) gittim ve dedim ki: "Mütevekkil maaşımı kesti. Bu duruma sebep olan tek suçum ise, sana olan bağlılığımı bilmesidir. Benim için Mütevekkil nezdinde tavassutta bulunarak bana lütufta bulunursan, çok iyi olur." İmam (a.s), "İnşallah isteğin yerine gelecektir." dedi. Adam diyor ki: Gece olunca Mütevekkil'in elçileri kapımı çaldılar. Biri gidip diğeri geliyordu. Nihayet Mütevekkil'in yanına geldim. Onu yatağına uzanmış hâlde gördüm. Mütevekkil dedi ki: "Ey Ebu Musa! Meşgalemiz seninle ilgilenmemize engel oluyor, sen de kendini bize unutturuyorsun! Yanımda ne hakkın vardır?"
"Falanca bağış." dedim ve bazı ihtiyaçlarımı arz ettim.
ASK_0069 · S. 72 · Babasının Himayesinde
İmam Ali Hadiİmam Hasan Askerî
"Falanca bağış." dedim ve bazı ihtiyaçlarımı arz ettim. Mütevekkil bu hakkımın verilmesini ve bir kat fazlasının bahşedilmesini emretti. Sonra İmam Hadi'nin (a.s) yanına geldim. İmam'ın (a.s) huzuruna kabul edilme şerefine nail olunca, İmam (a.s) bana şöyle dedi: "Ey Ebu Musa! Bu yüz, razılığın/memnunluğun ifadesidir." Dedim ki: "Senin bereketin sayesinde ey efendim! Ama senin ona -yani Mütevekkil'e- gitmediğini ve ondan herhangi bir şey istemediğini bana söylediler." İmam (a.s), adamın görüşü ve düşüncesini doğrulayarak, onu bir ve kadir olan yüce Allah'a güvenip dayanma mertebesine yüceltmeye çalışarak şu karşılığı verdi: Allah biliyor ki biz, ihtiyaçlar için sadece kendisine sığınırız. Dertler için sadece O'na tevekkül ederiz. Bu yüzden kendisinden istediğimiz zaman duamıza icabetle karşılık verir. Biz bu tutumuzdan saparsak, korkarız ki, O da bize olan bu lütfundan vazgeçer.1 İmam (a.s), ashabının ve Şia'sının yaşadığı koşullar hakkında sürekli bilgi sahibi oluyordu. Bu koşulların onlar üzerindeki baskısını hafifletmek için yoğun bir çaba içine giriyordu. Çünkü ekonomik ve siyasal açıdan olumsuz koşullar altında hayatlarını sürdürdüklerini biliyordu. Abbasî saltanatının baskıları, koşulları ağırlaştırması onların hareket etmelerini zorlaştırıyor, çalışmalarına engel oluyordu. Bunun yanında onlara karşı ekonomik ve siyasal bir savaş da yürütüyordu. Denebilir ki, İmam (a.s) bu durumun olumsuz etkilerini bertaraf etmek için aşağıdaki hususları esas alan bir tavır içine girmişti:
1- Ashabının ve Şia'sının aralarındaki bağları güçlendirmek ve onları sadece Allah'a bağlanmaya teşvik etmek.
ASK_0070 · S. 73 · Babasının Himayesinde
İmam Ali Hadiİmam Aliİmam Hasan Askerî
1- Ashabının ve Şia'sının aralarındaki bağları güçlendirmek ve onları sadece Allah'a bağlanmaya teşvik etmek. 2- Özel ihtiyaçlarını gidermek. 3- Hakkın zaferinin ve batılın çöküşünün devamlılık kazanması için kendilerine olan güvenlerini pekiştirmek. 4- Kendisiyle ve kendisinin temas kurmalarını işaret ettiği güvenilir adamlarıyla olan ilişkilerini güçlendirmek. İmam Hadi (a.s) ve Gulat İmam Hadi (a.s) zamanında bazı şahıslar ve gruplar ortaya çıkarak insanları kendilerine has görüş ve inançlara çağırmaya başladılar. Amaçları, sıradan insanları aldatarak İmam'ı (a.s) takip etmelerine engel olmak, itikatları hakkında kuşku içine düşmelerini sağlamaktı. Böylece Şiî hareketi parçalamak ve etkinliğini kırmak istiyorlardı. İslâm'la çelişen yıkıcı fikirler ortaya atarak İmam Hadi'nin (a.s) hareketini zayıflatmaya, etki alanını daraltmaya büyük önem veren iktidarın bazı organları aracılığıyla bu gibi hareketlerin en azından bazılarının arkasında olması uzak bir ihtimal değildir. Bu gulat ve sapık kişiler arasında Ali b. Haske ve Kasım elYaktinî gibi isimler vardı.
Ashabından biri, İmam'a (a.s) onların itikatlarını sorduğunda İmam (a.s) ona şu cevabı vermiştir:
ASK_0071 · S. 73 · Babasının Himayesinde
Hz. MuhammedEhl-i Beytİmam Aliİmam Ali Hadiİmam Hasanİmam Hasan Askerî
Ashabından biri, İmam'a (a.s) onların itikatlarını sorduğunda İmam (a.s) ona şu cevabı vermiştir: "Bu bizim dinimiz değildir, ondan tamamen uzaklaş."1 İmam'ın (a.s) ashabından biri olan Muhammed b. İsa şöyle rivayet etmiştir: İmam Ebu'l-Hasan (a.s) -ben kendisine herhangi bir şey sormadan- kendiliğinden bana şöyle yazdı: Allah, Kasım el-Yaktinî'ye lânet etsin. Allah, Ali b. Haske el-Kummî'ye lânet etsin. Kasım'a bir şeytan gö- ründü ve onu aldatarak ona süslü sözler telkin ediyor.1 Bu hususta İmam (a.s) tarafından sergilenen daha birçok tavır vardır ki, bunlar aracılığıyla hakkı açıklamayı, hak akideyi ispat etmeyi, ashabını ve Şia'sını sapmadan ve kaymadan uzak tutmayı amaçlamıştır. İmam Hadi (a.s) ve Yaşadığı Dönemde Meydana Gelen İsyanlar İkinci Abbasî döneminin kötü ekonomik ve sosyal koşulları, ümmetin yaşadığı ağır baskılar ve istibdat ortamı, devletin muhaliflerinden çoğunu silâhlı bir ayaklanmaya sürüklemiştir. Bunun neticesinde ülkenin birçok bölgesinde ayaklanmalar, isyanlar patlak verdi. Bu arada bazı ayrılıkçı hareketler de ortaya çıktı. Bunun neticesinde de çeşitli bölgelerde devletler ve emirlikler kuruldu.
İmam'ın (a.s) bu hareketlere ilişkin tavrını tam olarak öğrenmemiz zor olmakla beraber bunların çoğunun meşru olduğunu da söyleyemeyiz. İmam'ın (a.s) tavrını bilemememizin nedeni, İmam ve Şia'sının tam anlamıyla kuşatılmış olmaları ve olaylarla son derece gizli temaslar içinde olmalarıdır. Özel adamlarına ve Şia'sına yönelik tavsiyeleri ve talimatları son derece gizliydi. Bu ayaklanma ve isyanlar iki türlüydüler: 1- Hz. Muhammed'in (s.a.a) Ehl-i Beyt'ini razı etmeye, haklarını iade etmeye çağıran hareket ve isyanlar. 2- Zulüm, Abbasî yöneticilerin baskıları, valilerin, emîrlerin ve Türk Askerî komutanların zorbalıkları gibi değişik sebeplere bağlı olarak ortaya çıkan muhalefet hareketlerinin isyanları. O dönem Türklerin yönetim mekanizmasında geniş bir etkinlik alanına sahip olmalarıyla belirginleşmişti.
İmam Hadi (a.s) ve İktidara Karşı Kullandığı Yöntemler İmam Hadi'nin (a.s) Medine'den uzaklaştırılıp hilâfet …
ASK_0072 · S. 75 · Babasının Himayesinde
İmam Ali Hadiİmam Hasanİmam Rızaİmam Hasan Askerî
İmam Hadi (a.s) ve İktidara Karşı Kullandığı Yöntemler İmam Hadi'nin (a.s) Medine'den uzaklaştırılıp hilâfet merkezine yakın Samarra'da ikamet etme mecburiyetinde bırakılması; hareketlerinin, duruşlarının kontrol altında tutulması, Şia'sından, ailesinden ve sevenlerinden uzak tutulması amacına yönelikti. Bu, Abbasî saltanatının İmam Hadi'nin (a.s) faaliyetlerinin zayıflatılması ve etkinliğinin dondurulması, akabinde denetim altında tutulması amacıyla attığı bir adımdı. Böylece bütün hareketleri ve hareketlerinin boyutları bilinecekti, sonra da Şia'sı ve ashabı tespit edilecekti. Buna bağlı olarak da Şia hareketinin başarısız kılınması, İmam'ın (a.s) ümmet üzerinde etkili olmasının, fikirlerinin yayılmasının engellenmesi için gerekli uygulamalar başlatılacaktı. Çünkü ümmet İmam Rıza'yı (a.s) ve oğullarını, bunların mevcut rejime karşı esas muhalefeti oluşturduklarını biliyorlardı. Şu hâlde Abbasî devletinin devamı, ona karşı gelişen bütün hareketlerin başarısız kılınmasına bağlıydı. Bu yüzden İmam'ın (a.s) öğretilerinin, Şia'sına ve ashabına yönelttiği direktiflerin büyük bir titizlikle seçildiğini, alabildiğine derinlikli olduğunu görüyoruz. Çünkü içinde yaşadıkları şartlar son derece ağır ve nefes aldırmaz nitelikteydi. İmam (a.s) ve Şia'sının gözettikleri bazı ilkelerden hareketle, acımasız Abbasî saltanatı tarafından onun (a.s) ve Şia'sının ne tür şartlarda hareket etmek durumunda bırakıldıklarını gözlemleyebiliyoruz: 1- Gizli yerlerde buluşmak. Örneğin İshak el-Cellâb'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ebu'l-Hasan (a.s) için çok sayıda koyun satın aldım. İmam (a.s) beni çağırdı ve evinin ahırında bilmediğim geniş bir yere götürdü."1
2- Bilgilerin ve İmam'ın (a.s) açıklamalarının yazılmasından sakınılması.
ASK_0073 · S. 76 · Babasının Himayesinde
İmam Hasan Askerî
2- Bilgilerin ve İmam'ın (a.s) açıklamalarının yazılmasından sakınılması. Davud es-Sarmî'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Efendim biraz fazla sayıda şeyleri temin etmemi emretti ve "De bakalım, neler temin edeceksin?" Ben, onun bana söylediği gibi ezberlememiştim. Bunun üzerine diviti aldı ve şöyle yazdı: Bismillahirrahmanirrahim. İnşallah hatırlarım, her şey Allah'ın elindedir.1 3- Gizli isimlerin kullanılması.2 4- Tehlike arz eden unsurlara karşı kuvvet kullanılması.3 5- Haber ve mektupların aktarılmasında sözünün eri, imanlı ve ihlâslı kişilere güvenilmesi.4 Bunun yanında bilgilerin aktarılması veya genel ya da özel nitelikli hadiseler karşısında gerekli tavırların takınılması için başka yöntemler de kullanılmıştır. Söz gelimi, genel ya da özel meclislerde ulaştırılması istenen fikirler ortaya atmak veya dua ve ziyaretler vasıtasıyla istenen mesajı iletmek gibi. Örneğin el-Caima ziyareti, yüksek anlamlar ve çok önemli akidevî prensipler ihtiva etmektedir.
İmam Askerî (a.s), bu hadiselere bütün ayrıntılarıyla tanıklık etmiş, Abbasî saltanatı tarafından babasının …
ASK_0074 · S. 77 · Babasının Himayesinde
İmam Ali HadiEhl-i Beytİmam Hasanİmam Hasan AskerîHz. Muhammedİmam Ali
İmam Askerî (a.s), bu hadiselere bütün ayrıntılarıyla tanıklık etmiş, Abbasî saltanatı tarafından babasının (a.s) ve Şia'sının maruz bırakıldığı ezme, tepeleme uygulamalarına şahit olmuştur. Ümmetin bu zaman diliminde uğradığı baskıları bizzat müşahede etmiştir. 4- İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Evlenmesi Ebu'l-Hasan el-Hadi'nin (a.s) ve Ebu Muhammed el-As kerî'nin (a.s) dostlarından ve Ebu Eyyub el-Ensarî'nin soyundan gelen Bişr b. Süleyman en-Nahhas rivayet etmiştir: Hizmetçi Kâfur -İmam Hadi'nin hizmetçisi- bana geldi ve dedi ki: "Efendimiz Ebu'l-Hasan Ali el-Hadi (a.s) seni yanına çağırıyor." Bunun üzerine kalkıp İmam'ın (a.s) yanına gittim. Karşısında oturduğumda dedi ki: Ey Bişr! Sen Ensar soyundan gelirsin. Sizde her zaman Ehl-i Beyt dostluğu bulunur, bu sevgiyi babadan oğla miras bırakırsınız. Siz, biz Ehl-i Beyt'in güvenilir dostlarısınız. Ben seni tezkiye ediyor ve bir faziletle onurlandırıyorum ki, onunla bizim dostluğumuzda bütün Şia'dan öne geçersin. Sana bir sır veriyorum ve bir cariye satın almanı istiyorum. Sonra Roma harfleriyle ve Roma dilinde küçük bir mektup yazdı, üzerini mühürledi. Sonra sarı bir kese çıkardı. İçinde iki yüz yirmi dinar vardı.
Dedi ki: Bunu al ve Bağdat'a git. Falan günün kuşluk vaktinde Fırat üzerindeki geçitte hazır bulun.
ASK_0075 · S. 77 · Babasının Himayesinde
İmam Hasan Askerî
Dedi ki: Bunu al ve Bağdat'a git. Falan günün kuşluk vaktinde Fırat üzerindeki geçitte hazır bulun. Esirlerin bulundukları kayıklar senin hizana geldiklerinde ve içlerinde cariyelerin de olduğunu gördüğünde, Abbasoğulları komutanlarının vekillerinden cariyeleri satın almak isteyen alıcılar taifelerini ve Arap gençlerinden küçük bir grup göreceksin. Bu manzarayı gördüğün zaman uzaktan Ömer b. Yezid en-Nahhas adında birini kolla ve bütün gün şu şu özellikleri olan bir cariyeyi satışa çıkarmasını bekle. Bu cariyenin üzerinde iki kalın ipek elbise olacak. Satışa çıkarılmaktan ve alıcının kendisine dokunmasından imtina edecek, kendisine dokunmaya çalışana müsaade etmeyecek. Sonra ince bir perdenin gerisinden Roma dilindeki feryadını duyacaksın. Bil ki şunu diyordur: "Ah! Perdenin yırtılmasından (hürmetin çiğnenmesinden)!" Alıcılardan biri şöyle diyecektir: "Onu üç yüz dinara alıyorum. Çünkü iffeti ona yönelik ilgimi arttırdı." Cariye ona Arapça olarak şöyle diyecektir: "Davud oğlu Süleyman görkeminde belirsen ve onun mülküne sahip olsan, yine de bende sana karşı bir meyil olmayacak. O hâlde malına acı." Bunu duyan en-Nahhas şöyle diyecek: "Peki çare nedir?
Seni satmam gerekiyor!" Cariye diyecek ki: "Acelen nedir?
ASK_0076 · S. 77 · Babasının Himayesinde
İmam Hasanİmam Hasan Askerî
Seni satmam gerekiyor!" Cariye diyecek ki: "Acelen nedir? Kalbimin yatışacağı, vefasına ve eminliğine güveneceğim bir alıcı seçmem gerekir." Bu sırada sen kalk ve Ömer b. Yezid en-Nahhas'ın yanına git ve de ki: "Yanında eşraftan birinin Roma diliyle ve Roma harfleriyle yazdığı kapalı bir mektup vardır." Mektupta keremini, vefasını, anlayışını ve cömertliğini anlatmış. Mektubu ona ver ki, sahibinin ahlâkı hakkında düşünsün. Eğer ona meyleder ve razı olursa, ben bu cariyeyi onun adına senden almaya vekil kılınmışım. Bişr b. Süleyman anlatıyor: Efendim Ebu'l-Hasan'ın (a.s) cariye ile ilgili olarak belirttiği bütün hususları yerine getirdim. Cariye mektuba bakınca hıçkıra hıçkıra ağladı ve Ömer b. Yezid'e, "Beni bu mektubun sahibine sat." dedi ve gayet kararlı ve kesin bir edayla, eğer mektubun sahibine satmazsa kendisini öldüreceğine yemin etti. Ben, cariyenin fiyatı hususunda adamla pazarlık ettim. Sonunda efendimin (a.s) bana verdiği dinarların miktarında karar kıldık. Adam parayı benden aldı ve bundan dolayı gülüp sevinen cariyeyi de bana teslim etti. Cariyeyi alıp Bağdat'ta kaldığım kulübeye getirdim.
Oturur oturmaz efendimizin (a.s) mektubunu koynundan çıkardı, yüzüne gözüne sürdü, göz kapaklarının üzerine …
ASK_0077 · S. 77 · Babasının Himayesinde
kırklarİmam Hasan Askerî
Oturur oturmaz efendimizin (a.s) mektubunu koynundan çıkardı, yüzüne gözüne sürdü, göz kapaklarının üzerine koydu, yanaklarına yapıştırdı ve bedenine sürdü. Bu yaptıkları karşısında şaşkına dönmüş olarak ona dedim ki: "Kim olduğunu bilmediğin birinin mektubunu yüzüne gözüne mi sürüyorsun?" Dedi ki: "Ey peygamberlerin evlâtlarının makamına ilişkin marifeti zayıf olan aciz adam! Beni dinle ve kalbini sözlerime aç. Ben, Roma kralı Kayser'in oğlu Yeşua'nın kızı bir prensesim. Annem, havarilerin soyundan gelir. Nesebi, Mesih'in vasisi Şem'un'a dayanır. Sana garip bir şey anlatacağım: Dedem Kayser, beni kardeşinin oğlu ile evlendirmek istedi. O zaman on üç yaşındaydım. Sarayda havarilerin soyundan gelen keşişler ve rahiplerden üç yüz, onların önemli şahsiyetlerinden de yedi yüz kişiyi topladı. Ordu komutanlarından, askerlerden, nakiplerden ve aşiret liderlerinden de dört bin kişiyi davet etti. Sarayın avlusuna, mülkünün görkemini yansıtan, türlü mücevherlerden yapılmış bir taht koydu. Tahtı kırk basamak yukarı kaldırdı. Kardeşinin oğlu basamakları çıkıp haçlar açıldığı, papazlar saygıdan eğildiği, İncil'in sayfaları açıldığı sırada birden haçlar yukarıdan aşağıya düşüp yere yapıştı.
Tahtın üstünde durduğu direkler kırıldı ve taht yere serildi. Tahtın üstündeki de baygın yere düştü.
ASK_0078 · S. 77 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam Hasan Askerî
Tahtın üstünde durduğu direkler kırıldı ve taht yere serildi. Tahtın üstündeki de baygın yere düştü. Papazların rengi değişti ve korkudan titremeye başladılar." "Papazların büyüğü dedeme dedi ki: 'Ey kral! Hıristiyanlık devletinin, kralın mezhebinin zevaline delâlet eden bu uğursuzluğu seyretmek zorunda bırakma bizi.' Dedem bu olayı büyük bir uğursuz olarak değerlendirdi ve papazlara dedi ki: 'Bu direkleri ayağa kaldırın! Haçları yükseltin! Ayağı takılıp yere kapaklanan bu bahtsız adamın kardeşini getirin, bu kızı onunla evlendireyim de onun mutlu olmasıyla birlikte bu uğursuzluk üzerinizden kalksın.' Dedemin de- diklerini yaptıklarında, öncekine olanların benzeri ikincisine de oldu. Bütün insanlar dağılıp gittiler. Dedem Kayser büyük bir üzüntüyle kalktı ve kadınların odasına girdi. Perdeler indirildi. O gece rüyamda Mesih'i, Şem'un'u ve bazı havarileri gördüm. Dedemin sarayında toplanmışlardı. Dedemin tahtını koyduğu yere nurdan bir minber koymuşlardı. Yüksekliği ve yüceliği itibariyle göğü andırıyordu. Sonra Hz. Muhammed (s.a.a), damadı ve vasisi ve çocuklarından bir grup (a.s) içeri girdiler. Mesih ilerleyip onu karşılayarak kucakladı. Hz.
Muhammed (s.a.a) ona şöyle diyordu: 'Ey Ruhullah!
ASK_0079 · S. 77 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam Hasan Askerî
Muhammed (s.a.a) ona şöyle diyordu: 'Ey Ruhullah! Vasin Şem'un'un kızı prensesi şu oğluma istemek üzere sana geldim.' -Eliyle bu mektubun sahibinin oğlu Ebu Muhammed'i gösterdi.- Mesih, Şem'un'a baktı ve dedi ki: 'Büyük bir şerefe nail oldun. Soyunu Âl-i Muhammed'in (s.a.a) soyuyla birleştir.' Şem'un dedi ki: 'Bunu yaptım.' Sonra Hz. Muhammed (s.a.a) minbere çıktı, bir hutbe okudu ve beni oğluyla evlendirdi. Mesih (a.s), Hz. Muhammed'in (s.a.a) evlâtları (a.s) ve havariler de şahit oldular." "Uyandığımda rüyamı baba ve dedeme beni öldürmelerinden korktuğum için anlatmaktan çekindim. Rüyamı gizliyordum, onlara anlatmıyordum. Kalbim Ebu Muhammed'in (a.s) sevgisiyle çarpmaya başladı. Yemekten içmekten kesildim. İyice zayıflayıp güçsüz düştüm. Neticede şiddetli bir şekilde hastalandım. Roma devletinin sınırları içindeki şehirlerde ne kadar doktor varsa hepsini dedem beni tedavi etmeleri için getirtti. Sonunda dedem iyileşmemden ümidini kesince dedi ki: 'Ey gözümün aydınlığı! Bu dünyada canının çektiği veya yapmamı istediğin bir şey var mı?' Dedim ki: 'Dedeciğim! Gördüğüm kadarıyla kurtuluş kapıları üzerime kapanmıştır.
Eğer zindanlarındaki Müslüman esirlerin üzerindeki işkenceyi kaldırır, zincirlerini çözer, onlara kurtuluş lütfunu bahşedersen, bakarsın Mesih ve annesi bana şifa verirler.'
Dedem bunu yapınca bedenimde yavaş yavaş iyileşme emareleri görüldü. Azar azar yemeye içmeye başladım.
ASK_0080 · S. 81 · Babasının Himayesinde
Hz. MuhammedHz. Fatımaİmam Hasan Askerî
Dedem bunu yapınca bedenimde yavaş yavaş iyileşme emareleri görüldü. Azar azar yemeye içmeye başladım. Dedem bundan dolayı çok sevindi ve esirlere daha çok ikramda bulunmaya, onlara iyi davranmaya başladı. Bundan on dört gün sonra yine rüyada âlemlerin kadınlarının efendisi Fatıma'yı (a.s) gördüm. Sanki beni ziyarete gelmişti. Yanında da İmran kızı Meryem ile birlikte bin cennet kadını vardı. Meryem bana diyordu ki: 'Bu, âlemler kadınlarının efendisi ve kocan Ebu Muhammed'in (a.s) annesidir.' Ben de onun eteklerine yapışıyor, ağlıyordum ve Ebu Muhammed'in (a.s) beni ziyarete gelmediğini ona şikâyet ediyordum. Âlemler kadınlarının efendisi (a.s) bana dedi ki: 'Oğlum Ebu Muhammed, sen Hıristiyanlık dini üzere bir müşrik olarak kaldığın sürece seni ziyarete gelmez. Bu da kız kardeşim İmran kızı Meryem'dir. O da senin dininden teberi edip Allah'a sığınıyor. Eğer Allah'ın rızasına meyledip Mesih'i ve Meryem'i (a.s) razı etmek istiyorsan ve de Ebu Muhammed'in seni ziyaret etmesini arzu ediyorsan, de ki: Şahadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur ve babam Muhammed Allah'ın resulüdür.' Bu sözleri tekrarladığımda, âlemler kadınlarının efendisi beni bağrına bastı. İçim bir hoş oldu.
Dedi ki: 'Artık Ebu Muhammed'in seni ziyaret etmesini bekleyebilirsin.
ASK_0081 · S. 81 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam Hasan Askerî
Dedi ki: 'Artık Ebu Muhammed'in seni ziyaret etmesini bekleyebilirsin. Onu sana göndereceğim.' Uyandığımda Ebu Muhammed'le (a.s) buluşmayı bekliyordum. Ertesi gece rüyamda Ebu Muhammed'i (a.s) gördüm. Ona şöyle diyordum: 'Habibim! Sevgin bedenimi bitirdikten sonra bana cefa ettin.' Dedi ki: 'Sana bu şekilde geç gelmemin sebebi, senin şirk üzere olmandan başka bir şey değildi. Artık Müslüman oldun ve ben de Allah bizi gerçek dünyada bir araya getirinceye kadar her gece rüyada seni ziyaret edeceğim.' O günden sonra ziyaretleri hiç kesilmedi, şu ana kadar devam etti." Bişr diyor ki: "Ona dedim ki: Bu esirler arasına nasıl düştün?" Dedi ki: "Bu gecelerin birinde Ebu Muhammed (a.s) bana şöyle dedi: 'Deden, falan günde Müslümanlarla savaşmak üzere bir ordu sevk edecek. Sonra kendisi de onları takip edecektir. Bazı cariyelerle birlikte kılık değiştirerek onlara katıl ve falan yolu takip et.' Dediğini yaptım, Müslüman gözcüler bizi yakaladılar ve gördüğün ve şahit olduğun bu durum başıma geldi. Şu ana kadar senden başka kimse benim kralın kızı bir prenses olduğumu bilmedi.
Ganimet paylaşımı sırasında payına düştüğüm yaşlı adam adımı sormuş, ben de 'Nergis' dediğimde, 'Bu …
ASK_0082 · S. 81 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam HasanEhl-i Beytİmam Mehdiİmam Hasan Askerî
Ganimet paylaşımı sırasında payına düştüğüm yaşlı adam adımı sormuş, ben de 'Nergis' dediğimde, 'Bu cariyelerin ismidir.' demişti." Dedim ki: "Hayret! Sen Romalısın, ama Arapça konuşuyorsun!" Dedi ki: "Evet, dedem bana çok düşkündü. Benim adabı öğrenmemi istiyordu. Bu nedenle bir tercüman kadın tuttu. Bu kadın sabah akşam bana geliyor ve bana Arapça öğretiyordu. Derken, dilim Arapçaya alıştı ve bu şekilde düzgün konuşmaya başladım." Bişr diyor ki: Onu Samarra'ya getirdiğimde Efendim Ebu'l-Hasan'ın (a.s) yanına gittim. İmam (a.s) ona dedi ki: "Allah İslâm'ın izzetini ve Hıristiyanlığın zilletini, Muhammed ve Ehl-i Beyt'inin şerefini nasıl sana gösterdi?" Dedi ki: "Senin benden daha iyi bildiğin şeyi sana nasıl anlatayım, ey Resulullah'ın oğlu!" İmam (a.s) dedi ki: "Sana bir ikramda bulunmak istiyorum. Sana on bin dinar vermemi mi istersin, yoksa ebedî bir şerefle müjdelememi mi?" "Bir çocukla müjdelemeni isterim." dedi. Buyurdu ki: "Müjdeler olsun!
Allah sana bir evlât verecektir ki doğusundan batısına kadar bütün dünyaya hükmedecek ve yeryüzünü zulüm ve zorbalıkla dolmuş olduğu gibi insaf ve adaletle dolduracaktır." Dedi ki: "Bu çocuk kimden olacak?" Dedi ki: "Falan Roma yılının falan ayının falan gecesinde Resulullah'ın (s.a.a) seni nişanladığı kişiden." Dedi ki: "Mesih ve vasisinden mi?" İmam (a.s) dedi ki: "Mesih ve vasisinin seni evlendirdikleri kişiden." Dedi ki: "Yok- sa oğlun Ebu Muhammed'den (a.s) mi?" İmam (a.s), "Onu tanıyor musun?" dedi. Dedi ki: "Kadınların Efendisi'nin eliyle Müslüman olduğum geceden beri onu görmediğim tek gecem olmamıştır." Bunun üzerine Efendimiz (a.s) dedi ki: "Ey Kâfur! Kız kardeşim Hekime'yi çağır." Hekime içeri girince, İmam (a.s), "İşte o." dedi. Hekime onu uzun süre kucakladı ve onu gördüğünden dolayı çok sevindi. Ebu'l-Hasan (a.s) ona dedi ki: "Ey Resulullah'ın kızı! Onu alıp evine götür. Ona farzları ve sünnetleri öğret. Çünkü o, Ebu Muhammed'in eşi ve Kaim'in annesidir."1 Şeyh Saduk, kendi rivayet zinciriyle Muhammed b.
Abdullah et-Tahevî'nin şöyle dediğini aktarır:
ASK_0083 · S. 81 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam Hasanİmam Hüseyinİmam Hasan Askerî
Abdullah et-Tahevî'nin şöyle dediğini aktarır: Ebu Muhammed'in (a.s) vefatından sonra, Allah'ın hüccetiyle ve insanların içinde bulundukları ihtilâf ve şaşkınlıkla ilgili bilgiler edinmek üzere Muhammed kızı Hekime'nin yanına gittim. Bana, "Otur." dedi. Ben oturduktan sonra şöyle dedi: "Ey Muhammed! Yüce Allah, yeryüzünü konuşan veya susan bir hüccetten hiçbir zaman yoksun bırakmaz. Hasan ve Hüseyin'den (a.s) sonra da bu görevi iki kardeşe vermemiştir. Bu, Hasan ve Hüseyin'in (a.s) üstünlüğünün ve yeryüzünde onların düzeyinde iki kardeşin gelemeyeceğinin bir göstergesidir. Fakat yüce Allah Hüseyin'in çocuklarını Hasan'ın çocuklarından üstün kılmıştır. Tıpkı Harun'un çocuklarını Musa'nın çocuklarından üstün kılması gibi. Gerçi Musa, Harun'un üzerinde hüccet idi. Ama üstünlük kıyamet gününe kadar Harun'un çocuklarınındır. Ümmetin bir şaşkınlık içinde olması, batıl ehlinin şüpheler içinde kıvranması ve hak ehlinin bu badireden kurtulması kaçınılmazdır; ta ki insanların Allah'a karşı bir bahaneleri, karşı delilleri olmasın. Ebu Muhammed Hasan'ın (a.s) vefatından sonra da bir şaşkınlığın meydana gelmesi kaçınılmazdır." Dedim ki: "Efendim!
Hasan Askerî'nin (a.s) çocuğu var mıydı?" Gülümsedi ve şöyle dedi:
ASK_0084 · S. 81 · Babasının Himayesinde
İmam Hasan Askerîİmam Ali Hadiİmam HasanHz. Muhammedİmam Hüseyin
Hasan Askerî'nin (a.s) çocuğu var mıydı?" Gülümsedi ve şöyle dedi: "Eğer Hasan Askerî'nin (a.s) çocuğu yoksa, ondan sonraki hüccet kimdir? Sana, Hasan ve Hüseyin'den sonra imamlığın iki kardeşe verilmeyeceğini söylemedim mi?" Dedim ki: "Efendim! Bana efendimin doğumunu ve gaybetini anlat." Bu minval üzere devam eden rivayette Hekime, Nergis'in, İmam'ın cariyesi olduğunu, İmam Hasan Askerî'nin (a.s), daha İmam Hadi (a.s) hayatta iken halasına, Allah'ın bu cariyeden kendisine bir evlât bahşedeceğini, onun yeryüzünü zulüm ve zorbalıkla dolduktan sonra insaf ve adaletle dolduracağını söylediğini belirtir. Bunun üzerine Hekime, derhal gidip İmam Hadi'den (a.s) bu cariyeyi oğlu Hasan Askerî'ye (a.s) hediye etmesini ister. Hekime devamla şunları söyler: "Elbiselerimi giydim, Ebu'l-Hasan'ın (a.s) evine geldim. Oturdum. Ben konuşmadan o söze başladı ve dedi ki: Ey Hekime! Nergis'i oğlum Ebu Muhammed'e (a.s) gönder." Dedim ki: "Efendim! Ben de bu hususta senden izin almak için gelmiştim." Dedi ki: "Ey mübarek! Yüce Allah senin bu işe katılmanı, ecirden nasip almanı, bu hayırda payının olmasını istedi." Hekime der ki: "Çok geçmeden evime geldim.
Nergis'i süsledim ve götürüp Ebu Muhammed'e (a.s) hediye ettim. Onları evimde buluşturdum.
ASK_0085 · S. 81 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam Cafer Sadıkİmam Hasan Askerîİmam Aliİmam Ali Hadiİmam Hasanİmam Hüseyinİmam Mehdi
Nergis'i süsledim ve götürüp Ebu Muhammed'e (a.s) hediye ettim. Onları evimde buluşturdum. Birkaç gün evimde kaldı, sonra babasının (a.s) evine gitti. Ben de Nergis'i onunla birlikte gönderdim."1 İki rivayet arasında birçok hususta ortak noktalar vardır. Bu rivayette, önceki rivayette yer alan birçok ayrıntının ihmal edilmiş olması muhtemeldir ve bir mahzuru yoktur. Bu konuda başka rivayetler de vardır. Onlarda da İmam Mehdi Muntazar'ın (a.s) doğumunda, İmam Hasan'ın (a.s) halası Hekime'nin rol oynadığı açık bir şekilde ifade edilir. 5- İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Kardeşi Muhammed İle İlişkisi İmam Ali Hadi'nin (a.s) dördü erkek, biri kız beş çocuğu vardı. Erkek çocuklarının isimleri şöyledir: 1- Seyyid Muhammed. Künyesi Ebu Cafer'dir. 2- İmam Hasan Askerî (a.s). 3- Cafer (Tevvab -Tövbekâr- veya Kezzab -Yalancı- olarak bilinir). 4- Hüseyin.1 Seyyid Muhammed, babasının en büyük çocuğudur. Heybetli bir seyyid ve bütün kemal özelliklerini üzerinde toplayan birisiydi.2 Şiîler, babasından sonra onun imam olacağını düşünüyorlardı.3 Çünkü hemen fark edilen üstün bir zekâya, yüksek bir ahlâka, geniş bir ilme ve hayranlık uyandıran bir edebe sahipti.
Allân el-Kilâbî, onun vakarı ve üstün ahlâkı hakkında şunları söyler: Küçük bir çocuk sayılacak yaşta iken Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Muhammed b. Ali Rıza ile arkadaşlık ettim. Ondan daha vakarlı, daha zeki ve daha heybetli birini görmedim... Kardeşi Ebu Muhammedden (a.s) ayrılmazdı, hep beraber olurdu.4
İmam Hadi (a.s) Medine'den ayrılıp Samarra'ya gelince, henüz küçük bir çocuk olan oğlu Seyyid Muhammed'i …
ASK_0086 · S. 86 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam Ali Hadiİmam Cafer Sadıkİmam Hasan Askerî
İmam Hadi (a.s) Medine'den ayrılıp Samarra'ya gelince, henüz küçük bir çocuk olan oğlu Seyyid Muhammed'i Medine-i Münevvere'de bıraktı. Birkaç sene sonra babasının yanına gitti ve bir süre onun yanında kaldı. Sonra Medine'ye dönmek istedi. Yolda Beled adlı şehre varınca, orada hastalandı ve H. 252 yılında vefat etti. Yirmi yaşını geçmişti.1 Seyyid Muhammed'in şiddetli hastalığının sebebi bilinmiyor. Acaba birçok insan gibi babasından sonraki imam olacağını düşünen, insanların bu yüzden ona büyük saygı beslemesini çekemeyen Abbasîlerden oluşan düşmanları ve kıskananları tarafından mı zehirlendi, yoksa ansızın yakalandığı beklenmedik bir hastalık sonucu mu öldü, bilinmiyor? İmam Ebu Muhammed (a.s), kardeşi Ebu Cafer'in vefatından dolayı çok üzüldü. Hüzün, keder ve gam dalgaları bünyesini sardı. Ağlayarak, hüzne gark olmuş olarak, başsağlığı dilemeye gelenlerle dolu olan babasının meclisine geldi. Bir süre sonra babası ona bakarak şöyle dedi: Oğlum! Aziz ve Celil olan Allah için bir şükür yerine getir. Çünkü O, seninle ilgili olarak önemli bir işi mukadder etti.
Bunun üzerine Ebu Muhammed ağladı... ve Allah'a hamdedip, "İnna lillâh ve inna ileyhi râciûn" dedi.2 6- …
ASK_0087 · S. 86 · Babasının Himayesinde
İmam Cafer Sadıkİmam Hasanİmam HüseyinHz. Muhammedİmam Aliİmam Ali Hadiİmam Hasan Askerî
Bunun üzerine Ebu Muhammed ağladı... ve Allah'a hamdedip, "İnna lillâh ve inna ileyhi râciûn" dedi.2 6- Kardeşi Hüseyin İle İlişkisi Hüseyin b. Ali el-Hadi (a.s), İslâm'ın kıvama gelmiş, olmuş meyvelerinden biriydi. Üstün edebi, güzel ahlâkı ve geniş ilmiyle temayüz etmişti. Kardeşi İmam Hasan Askerî'ye (a.s) de çok bağlıydı. İkisi, Resulullah'ın (s.a.a) gülleri dedele- ri Hasan ve Hüseyin'e (a.s) benzetilerek "es-Sibtayn" (Torunlar) olarak isimlendirilirlerdi. Yaşadıkları dönemde bu isimlendirme yayılmıştı. Ebu Haşim şöyle rivayet eder: "Bir hayvana bindim ve 'Bunu bizim hizmetimize veren Allah'ı tesbih ve takdis ederiz, yoksa biz bunu hizmetimize yanaştıramazdık.'1 ayetini okudum. Sibtayn'dan (Torunlar'dan) biri bunu duydu ve şöyle dedi: Yalnız böyle demen emredilmemiştir; üzerine bindiğin zaman Rabbinin nimetini anman da emredilmiştir."2 7- Kardeşi Cafer İle İlişkisi İmamlık görevini üstlenmeden önce, kardeşi Cafer'le ne tür bir ilişki içinde olduğuna dair bir rivayete rastlamadık. Fakat Cafer'in kardeşi Hasan'la ilgili olarak sultana haber ulaştırmaktan sakınmadığını, şarap içmekten de kaçınmadığını gösteren rivayetler mevcuttur. İmam'la birlikte zindana atılmıştı.
Daha sonra İmam'ın serbest bırakılmasına, ama onun içeride tutulmasına karar verilmişti. Fakat Cafer'in zindana atılma sebeplerinden biri, İmam Hasan hakkında sultana haber taşıması olduğu hâlde, İmam (a.s), kardeşi de kendisiyle beraber serbest bırakılmadıkça zindandan çıkmamıştı.3 Kardeşi Hasan'dan (a.s) sonra imamlık iddiasında bulunduğu için İmamiye Şiası nezdinde Kezzab (Yalancı) lakabıyla anılmıştır.4 Bir görüşe göre de, daha sonra tövbe etmiş ve Tevvab (Tövbekâr) olarak adlandırılmıştır.5
Bu konuda araştırma yapan birisi, İmam Askerî'nin ataları hakkındaki naslarda olduğu gibi, üç tür nass ile …
ASK_0088 · S. 88 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam Ali HadiOniki İmamİmam Hasan Askerî
Bu konuda araştırma yapan birisi, İmam Askerî'nin ataları hakkındaki naslarda olduğu gibi, üç tür nass ile karşılaşır. Bu nasları şöyle tasnif etmek mümkündür: 1- Resulullah'tan (s.a.a) varit olan naslar. 2- Resulullah'tan (s.a.a) sonraki ve babası İmam Hadi'den (a.s) önceki imamlardan gelen naslar. 3- Babası İmam Hadi'den (a.s) gelen naslar. Bilindiği gibi İmam Hadi'nin (a.s) imamlığı da naslar ve mucizelerle sabit olmuştu. O mucizelerden biri de, İmam'ın tıpkı babası gibi daha buluğ çağına ermeden başlayan erken dönem imamlığı idi. Fakat o küçük yaşına rağmen imamlığıyla ilgili olarak ortaya atılan bütün sorulara büyük bir yetkinlikle cevap vermişti, bütün tartışmalar ve münazaralardan Allah'ın desteğiyle zaferle çıkmıştı. a) Resulullah'tan (s.a.a) Gelen Naslar Bunlar, sahabenin ve İmamlar'ın rivayet ettikleri hadislerdir. İmamlar'ın isimlerini, Allah'ın -Resulullah'ın (s.a.a) lisaniyle- onları tasdik edip onlara tâbi olanlara yönelik iki cihanda hayır ve mutluluk vaadini ve onlara karşı çıkıp düşmanlık ve muhalefet edenlere yönelik azap ve rezil olma tehdidini içeren hadislerdir.
İslâm âleminin bölünmüşlüğünün, evrensel istikbara boyun eğişinin, şaşkınlık ve çaresizlik çöllerinde …
ASK_0089 · S. 88 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam Cafer SadıkMiraçEhl-i Beytİmam Aliİmam Hasan Askerî
İslâm âleminin bölünmüşlüğünün, evrensel istikbara boyun eğişinin, şaşkınlık ve çaresizlik çöllerinde bocalayışının, yaşamak durumunda kaldığı ağır ve bunaltıcı koşulların yegâne sebebi, Ehl-i Beyt'le (a.s) arasındaki bu kopukluktan başka bir şey değildir. Burada Resulullah'ın (s.a.a) bu konudaki hadislerinden bazılarını zikrediyoruz: 1- Saduk, Muhammed b. İbrahim b. İshak'tan (r.a) şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bize Muhammed b. Hemmam anlattı; dedi ki: Bize Ahmed b. Mabendaz anlattı; dedi ki: Bize Ahmed b. Hilâl, Muhammed b. Ebu Umeyre'den, o Mufazzal b. Ömer'den, o Cafer b. Muhammed es-Sadık'dan, o babasından, o da atalarından naklen Emîrü'l-Müminin'in (a.s) şöyle dediğini anlattı: Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: Bir gece vakti semaya götürüldüğüm zaman (isra/ miraç), Rabbim bana vahyetti ve dedi ki: "Ey Muhammed! Ben yeryüzüne baktım ve seni seçtim. Seni peygamber yaptım. İsmimden senin için bir isim türettim. Ben el-Mahmud'um (hamda ve övgüye lâyık) ve sen de Muhammed'sin (övülmüş). Sonra bir kez daha baktım yeryüzüne ve Ali'yi seçtim. Onu senin vasin, halifen, kızının kocası, soyunun babası yaptım. İsimlerimden onun için bir isim türettim.
Ben el-Aliyyu'l-A'lâ'yım (yüceler yücesiyim), o da Ali'dir (yüce).
ASK_0090 · S. 88 · Babasının Himayesinde
İmam AliHz. Muhammedİmam Hasanİmam Hüseyinİmam MehdiHz. Fatımaİmam Cafer Sadıkİmam Hasan Askerî
Ben el-Aliyyu'l-A'lâ'yım (yüceler yücesiyim), o da Ali'dir (yüce). Fatıma'yı, Hasan'ı ve Hüseyin'i de ikinizin nurundan yarattım. Sonra onların velâyetini meleklere sundum. Onların velâyetini kabul edenler, benim katımda mukarrebinden (yakınlaştırılmışlardan) oldular." "Ey Muhammed! Bir kul elden ayaktan düşünceye, çürüyen bir deri, bir kemik kalıncaya kadar ibadet etse, sonra da benim katıma onların velâyetini inkâr eden biri olarak gelse, onu cennetime yerleştirmem, arşımın gölgesine almam." "Ey Muhammed! Onları görmek ister misin?" "Evet, ey Rabbim!" dedim. Buyurdu ki: "Başını kaldır!" Başımı kaldırdım, birden Ali'nin, Fatıma'nın, Hasa n'ın, Hüseyin'in, Ali b. Hüseyin'in, Muhammed b. Ali'nin, Cafer b. Muhammed'in, Musa b. Cafer'in, Ali b. Musa'nın, Muhammed b. Ali'nin, Ali b. Muhammed'in, Hasan b. Ali'nin ve Muhammed b. Hasan el-Kaim'in nurlarını gördüm. el-Kaim ortalarında inci misali parlayan bir yıldız gibiydi. Dedim ki: "Ey Rabbim! Kim bunlar?" Buyurdu ki: "Bunlar imamlardır. Bu ortadaki ise helâlimi helâl ve haramımı haram kılan el-Kaim'dir. Düşmanlarımdan onun aracılığıyla intikam alırım. O, dostlarım için rahatlık ve huzur kaynağıdır.
Zalimlere, inkârcılara ve kâfirlere karşı zafer kazanarak senin Şia'nın kalbine şifa verecek olan odur…"1 2- …
ASK_0091 · S. 88 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam Aliİmam Cafer Sadıkİmam Hasanİmam Hüseyinİmam Mehdiİmam Hasan Askerî
Zalimlere, inkârcılara ve kâfirlere karşı zafer kazanarak senin Şia'nın kalbine şifa verecek olan odur…"1 2- Muhammed b. Ali b. Fazl b. Temmam ez-Zeyyat'tan (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bana Muhammed b. Kasım anlattı; dedi ki: Bana Ubbad b. Yakub anlattı; dedi ki: Bana Musa b. Osman anlattı; dedi ki: Bana A'meş anlattı; dedi ki: Bana Ebu İshak, Haris ve Said b. Kays'tan naklen Ali b. Ebu Talib'in (a.s) şöyle dediğini anlattı: Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: Ben Kevser havuzunun başında yanınıza gelirim. Sen, ya Ali, sakisin. Hasan muhafızdır. Hüseyin amirdir. Ali b. Hüseyin önde gidendir. Muhammed b. Ali dağıtandır. Cafer b. Muhammed sevk edendir. Musa b. Cafer sevenleri ve buğzedenleri kaydeden ve münafıkları ezendir. Ali b. Musa müminleri süsleyendir. Muhammed b. Ali cennet ehlini derecelerine yerleştirendir. Ali b. Muhammed Şialarını hurilerle nişanlayıp evlendirendir. Hasan b. Ali cennet ehlinin kandilidir, onunla aydınlanırlar. Mehdi de Allah'ın sadece dileyip razı olduğu kimselere şefaat etme iznini verdiği kıyamet gününde onların şefaatçisidir.1 3- Saduk, Muhammed b. Musa b. Mütevekkil'den (r.a) şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bize Muhammed b.
Abdullah el-Kufî anlattı; dedi ki: Bize Musa b. İmran en-Nahaî, amcası Hüseyin b. Yezid'den, o Hasan b.
ASK_0092 · S. 88 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam Aliİmam Cafer Sadıkİmam Hasanİmam Hüseyinİmam Hasan Askerî
Abdullah el-Kufî anlattı; dedi ki: Bize Musa b. İmran en-Nahaî, amcası Hüseyin b. Yezid'den, o Hasan b. Ali b. Ebu Hamza'dan, o babasından, o Cafer b. Muhammed es-Sadık'dan, o babasından, o da atalarından naklen Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu anlattı: Cebrail, bana izzet ve celâl sahibi Rabbin şöyle buyurduğunu anlattı: Kim yalnız benden başka ilâh olmadığını, Muhammed'in benim kulum ve resulüm olduğunu, Ali b. Ebu Talib'in benim halifem olduğunu ve onun soyundan gelen imamların benim hüccetlerim olduklarını bilirse, onu rahmetimle cennetime koyar, affımla onu cehennemden kurtarırım... Kim de yalnız benden başka ilâh olmadığına şahitlik etmezse veya buna şahitlik eder de Muhammed'in benim kulum ve resulüm olduğuna şahitlik etmezse veya buna şahitlik eder de Ali b. Ebu Talib'in benim halifem olduğuna şahitlik etmezse veya buna şahitlik edip de onun soyundan gelen imamların benim hüccetlerim olduklarına şahitlik etmezse, hiç şüphesiz benim nimetimi inkâr etmiş, azametimi küçümsemiş, ayetlerime ve kitaplarıma kâfir olmuştur.
Böyle biri bana yönelirse, engellerim; benden bir istekte bulunursa, mahrum bırakırım;
ASK_0093 · S. 88 · Babasının Himayesinde
İmam AliHz. Muhammedİmam Cafer Sadıkİmam Hasanİmam Hüseyinİmam MehdiOniki İmamİmam Ali Hadi
Böyle biri bana yönelirse, engellerim; benden bir istekte bulunursa, mahrum bırakırım; bana seslenirse, sesini duymam; bana dua ederse, duasını kabul etmem; bana umut bağlarsa, onu yüz üstü bırakır, hüsrana uğratırım. Bu, ona verdiğim bir cezadır ve ben asla kullara zulmetmem. Bunun üzerine Cabir b. Abdullah el-Ensarî ayağa kalktı ve "Ya Resulallah! Ali b. Ebu Talib'in soyundan gelen imamlar kimlerdir?" diye sordu. Buyurdu ki: Cennet ehlinin efendileri Hasan ve Hüseyin, sonra kendi zamanında abitlerin efendisi Ali b. Hüseyin, sonra el-Bâkır Muhammed b. Ali -ki sen onu göreceksin ey Cabir, onu gördüğünde benden ona selâm söyle-, sonra es-Sadık Cafer b. Muhammed, sonra el-Kâzım Musa b. Cafer, sonra er-Rıza Ali b. Musa, sonra et-Taki Muhammed b. Ali, sonra en-Naki Ali b. Muhammed, sonra ezZeki Hasan b. Ali, sonra onun hak ile Kaim oğlu, ümmetimin Mehdi'si, ki yeryüzünü zulüm ve zorbalıkla dolduğu gibi insaf ve adaletle dolduracaktır. İşte bunlar, ey Cabir, benim halifelerim, vasilerim, evlâtlarım ve ıtretimdir. Kim onlara itaat ederse, bana itaat etmiş olur. Kim onlara isyan ederse, bana isyan etmiş olur. Kim onları veya onlardan sadece birini inkâr ederse, beni inkâr etmiş olur.
Allah -azze ve celle-, onlar aracılığıyla göğün yere düşmesine engel olur. Allah, onlar vasıtasıyla yeri üzerindekileri sarsmaktan korur.1 4- Abdullah b. Abbas'tan rivayet edilmiştir; dedi ki: Bir gün Peygamber'in (s.a.a) yanına gittim. Hasan omzuna çıkmış, Hüseyin de dizine oturmuştu. Peygamber onların ağızlarını, yüzlerini öpüyordu. Bir yandan da şöyle diyordu:
Allah'ım! Onları dost edinenlerin dostu, onlara düşman olanların düşmanı ol.
ASK_0094 · S. 93 · Babasının Himayesinde
Oniki İmamİmam Hüseyinİmam Hasan Askerî
Allah'ım! Onları dost edinenlerin dostu, onlara düşman olanların düşmanı ol. Ardından şöyle buyurdu: Ey İbn Abbas! Sanki onun (İmam Hüseyin'i kastediyor) sakalının kanıyla boyandığını, insanları çağırdığını, fakat çağrısına icabet edilmediğini, yardım istediğini, ama yardımına koşan olmadığını görür gibiyim! Dedim ki: "Ya Resulallah! Bunu kim yapacak?" Buyurdu ki: Ümmetimin en kötüleri! Ne oluyor onlara?! Allah onlara şefaatimi nasip etmesin! Sonra şöyle buyurdu: Ey İbn Abbas! Kim, onun hakkını, değerini bilerek onu ziyaret ederse, ona bin hac ve bin umre sevabı yazılır. Haberin olsun, kim onu ziyaret ederse, beni ziyaret etmiş gibidir. Beni ziyaret eden de Allah'ı ziyaret etmiş gibidir. Ziyaretçinin Allah üzerindeki hakkı ise, onu cehennem azabına çarptırmamasıdır. Haberin olsun, duaların kabulü onun türbesinin kubbesi altında, hastalıkların şifası onun toprağında ve imamlar onun soyundandır. Dedim ki: "Ya Resulallah! Senden sonraki imamlar kaç tanedir?" Buyurdu ki: İsa'nın havarileri, Musa'nın esbatı ve İsrailoğullarının nakiplerinin sayısı kadardırlar." Dedim ki: "Ya Resulallah! Onlar kaç kişiydiler?" Buyurdu ki: On iki kişiydiler. Benden sonraki imamlar da on iki tanedir.
İlkleri, Ali b. Ebu Talib'dir. Ondan sonra torunlarım Hasan ve Hüseyin'dir.
ASK_0095 · S. 93 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam Aliİmam Hasanİmam Cafer Sadıkİmam Hüseyinİmam Hasan Askerî
İlkleri, Ali b. Ebu Talib'dir. Ondan sonra torunlarım Hasan ve Hüseyin'dir. Hüseyin göçüp gidince, oğlu Ali imam olacaktır. Ali'den sonra oğlu Muhammed, Muhammed'den sonra oğlu Cafer, Cafer'den son- ra oğlu Musa, Musa'dan sonra oğlu Ali, Ali'den sonra oğlu Muhammed, Muhammed'den sonra oğlu Ali, Ali'den sonra oğlu Hasan ve Hasan'dan sonra oğlu Hüccet imamet görevini üstlenecektir. İbn Abbas anlatıyor: Dedim ki: "Ya Resulallah! Bu isimleri daha önce hiç duymamıştım." Bana dedi ki: Ey İbn Abbas! Onlar benden sonraki imamlardır. Onlar masum eminler, seçkinler ve hayırlılardır. Ey İbn Abbas! Kim kıyamet günü, onların hakkını bilip kabul etmiş biri olarak huzuruma gelirse, onun elinden tutar, cennete koyarım. Ey İbn Abbas! Kim onları inkâr eder veya onlardan birini reddederse, beni inkâr ve reddetmiş gibidir. Beni inkâr ve reddeden de Allah'ı inkâr ve reddetmiş gibidir. Ey İbn Abbas! İleride insanlar sağa ve sola ayrılıp ayrı gruplar oluşturacaklardır. Böyle bir durum ortaya çıktığı zaman Ali'nin ve hizbinin yanında ol. Çünkü o hak ile beraberdir, hak da onunla beraberdir. Havuz başında benim yanıma gelinceye kadar ikisi birbirinden ayrılmaz. Ey İbn Abbas!
Onları veli edinmek, beni veli edinmektir. Beni veli edinmekse, Allah'ı veli edinmektir.
ASK_0096 · S. 93 · Babasının Himayesinde
Hz. Muhammedİmam Aliİmam Hasanİmam Cafer Sadıkİmam Hüseyinİmam Mehdiİmam Hasan Askerî
Onları veli edinmek, beni veli edinmektir. Beni veli edinmekse, Allah'ı veli edinmektir. Onlarla savaşmak, benimle savaşmaktır. Benimle savaşmaksa, Allah ile savaşmaktır. Onlarla barışmak, benimle barışmaktır. Benimle barışmaksa, Allah'la barışmaktır. Sonra şu ayeti1 okudu: Allah'ın nurunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez.1 5- Enes b. Malik'ten rivayet edilmiştir; dedi ki: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: Göğe yükseltildiğim zaman Arş'ın ayağına "Lâ ilâhe illallah. Muhammedun resulullah. (Allah'tan başka ilâh yoktur. Muhammed Allah'ın resulüdür.) Onu Ali ile destekledim, ona Ali ile yardım ettim." yazılı olduğunu gördüm. Bu esnada nur ile yazılmış on iki isim gördüm. İçlerinde Ali b. Ebu Talib, iki torunum (Hasan ve Hüseyin) ve o ikisinden sonra da dokuz isim vardı. Üç kere Ali, Ali; iki kere Muhammed, Muhammed; sonra Cafer, Musa ve Hasan. Hüccet (Mehdi) ismi de aralarında parlıyordu. Dedim ki: "Ya Rabbi! Kimlerin isimleridir bunlar?" Celâl sahibi ulu Rabbim bana seslendi: "Onlar senin soyundan olan vasilerdir.
İnsanlara onlar aracılığıyla sevap verir, onlar aracılığıyla azap ederim."2 6- Sehl b.
ASK_0097 · S. 93 · Babasının Himayesinde
İmam AliHz. Muhammedİmam Hasanİmam Hüseyinİmam Cafer Sadıkİmam MehdiHz. Fatımaİmam Hasan Askerî
İnsanlara onlar aracılığıyla sevap verir, onlar aracılığıyla azap ederim."2 6- Sehl b. Sa'd el-Ensarî'den rivayet edilmiştir; dedi ki: Resulullah'ın (s.a.a) kızı Fatıma'ya (a.s) imamları sordum. Buyurdu ki: Resulullah (s.a.a) Ali'ye (a.s) şöyle diyordu: Ya Ali! Sen benden sonraki imam ve halifesin. Sen müminlere kendilerinden daha evlâsın. Sen vefat edince, oğlun Hasan müminlere kendilerinden daha evlâdır. Hasan vefat edince, oğlun Hüseyin müminlere kendilerinden daha evlâdır. Hüseyin vefat edince, oğlun Ali b. Hüseyin müminlere kendilerinden daha evlâdır. Ali vefat edince, onun oğlu Muhammed müminlere kendilerinden daha evlâdır. Muhammed vefat edince, onun oğlu Cafer müminlere kendilerinden daha evlâdır. Cafer vefat edince, oğlu Musa müminlere kendilerinden daha evlâdır. Musa vefat edince, oğlu Ali müminlere kendilerinden daha evlâdır. Ali vefat edince, oğlu Muhammed müminlere kendilerinden daha evlâdır. Muhammed vefat edince, oğlu Ali müminlere kendilerinden daha evlâdır. Ali vefat edince, oğlu Hasan müminlere kendilerinden daha evlâdır. Hasan vefat edince, Kaim Mehdi müminlere kendilerinden daha evlâdır. Allah onun aracılığıyla yeryüzünün doğularını ve batılarını fetheder.