Stichprobe vom 07.08.2026, 14:06 – gleichmäßig über jeden Bestand gestreut, nicht die ersten und nicht zufällig. Zwei Aufrufe zeigen dieselben Karten, damit du wiederfindest, was du beurteilt hast.
Die Seite sendet nichts. Was du schreibst, bleibt im Browser, bis du einen der drei Knöpfe drückst.
Temennaya geldim erenler size Temenna edeyim destur olursa Mürvet kapıların bağlaman bize İçeri gireyim destur olursa Pirim deyu divanına geçeyim Destinizden ab-ı hayat içeyim İzniniz olursa ağzım açayım Bir mana söyleyim destur olursa Günahım sorulsun canlar yanında Zülfikar oynuyor durmaz kınında Rehberin önünde pir meydanında Kemerbest olayım destur olursa İzin verin bu meydana varayım Erenlerin huzurunda durayım Mürşidimden müşkülümü sorayım Çaremi bileyim destur olursa Rehbere bağlıdır talibin başı Durmadan akıyor didemin yaşı Arafat dağında koçun bir eşi Erkana geleyim destur olursa Pir Sultan Abdal’ım ey güzel Şah’ım Günahlıyım arşa çıkıyor ahım Gerçek erenlerle benim penahım Terceman olayım destur olursa
gattung: erkan · zweck: Talibe, rehber ve mürşidin izniyle meydana girip kusurunu itiraf etmesini, müşkülünü sormasını ve erkânın disiplinine bağlanmasını öğretir. · stufe: görgü (erkâna giriş) · analysiert: 6 Abschnitte, 6 mit Ayet
Gönül tasalanıp sen melul olma Bizi ağlatan pir yine güldürür Başına geleni kimseden bilme Bizi ağlatan pir yine güldürür Bu haneye geldik bilmek içinde Bu dünyaya geldik gülmek içinde Yürüyelim hırka gömlek içinde Bizi ağlatan pir yine güldürür Hakikatta işin tamam olursa Hak’tan bil başına ne hal gelirse Mevla verdiğini yine alırsa Bizi ağlatan pir yine güldürür Hakikat yoluna gel eyle nazar Mektebe gidenler okuyup yazar Yolunu bilmeyen serseri gezer Bizi ağlatan pir yine güldürür Hakikat kapısın açmış ulular Hakk’ı sevenleri arar bulurlar Hakk’ı sevenler de Hakk’a gelirler Bizi ağlatan pir yine güldürür Hakk’ı sevenlerin gerekmez yaşı Nadanın eşidir aşkı yok kişi Pir Sultan’ım mürvet pirimin işi Bizi ağlatan pir yine güldürür
gattung: ogut · zweck: İnsana başına gelenleri kişilerden bilmek yerine Hak’tan bilmesini, sıkıntıya sabırla dayanmasını, hakikat yolunda öğrenerek ilerlemesini ve pirin mürvetine güvenmesini öğretmek için söylenmiştir. · stufe: hakikat
Sim sırr eylemek Ali’den kaldı Sim durmaz beyân eyler ba’züar Âşıklık nihâyetsiz bir deryadır Dalga gelir yüreciğim sızılar Menîden halk etti ol rahmi Ganî Nerde yarlığadı bu ten ü canı Fehm ettin mi neye benzer iz’ânı KIi kitabda gördüm kara yazılar Yezid’ler oğlu kelâmı denedi Zıyâ, siyah ile etti inadı San öküzü Cebrâil enedi Ayağı sızlar çilçipil gazüer Gördünüz mü harman ola yazısın Göstermeden nam vermişdir azısın Karıştırman yat kojmnun kuzusun Koyun gelür kuzum deye arzular Şah Hatâyî’tn katar nerden üzüldü Yüklenmeden göçün önü çözüldü Kudretinden kimin kabri kazıldı Menzil budur ilerisin arzular
Serime bir sevdâ geldi Muhammed Ali’den beru Yandı vücûdum kül oldu Tâ Kalûbelîden beru Ali’nin Fatma Kanber’i Hırka tutunur önleri Severim on iki imamı Atası pirimden beru Hasen’le Hüseyn’i sevdim İkrarım anlara verdim Kâfirlerin bütün kırdım Halil-ür-Rahman’dan beru Zeynelâbidin yolları Açılur gonca gülleri Bâkır imamlar serveri Severim soyundan beru Muhammed dünyâya geldi Şu âlem nûr ile doldu Hâcem İmamı Câfer’i Okuram Kur’an’dan beru Musahibim Mûsâ Kâzım Rızâ’ya bağlıdır özüm Kolumda şâhinim bazım Beslerim zamandarı beru Takî’den etek tutmuşam Naki sırrına yetmişem Askerî’den mey içmişem Sarhoşam zamandan beru İkrârın bendi boşandı İndi türâba döşendi Mehdi’den kılıç kuşandı Bilürem zamandan beru Şah Hatâyî’m. Hak’ka yalvar Sevdiğim Ali’dir server Sorarlarsa bizi erler Gelürem dîvandan beru
Deryâ-yi Necef gevherine kân Ali’dir Billâh leb-i lâ’l-i Bedahşân Ali’dir Eşyâdâ iki nûr ki meşhûd olubdur Hurşîd Muhammed meh-i tâbân Ali’dir Ma’bûd ebedî âlem anın hükmüne ferman Can içre ayan oldu vü pinhân Ali’dir Mi’râca Muhammed ki urûc eylediği dem Bir dergeh-i Hak gördü ki Arslan Ali’dir İslâm anası Fâtıma-i hayr-i nisadır Zirâ ki o âyet din ü îmân Ali’dir Men çâkeriyem Şah Hasen pâdişeh-i vakt Hakdır ki gönül tahtına sultân Ali’dir Ver başi Hüseyn aşkına ey sofî şehîd ol Gel şübheden ann şeh-i merdân Ali’dir Gir Zeynelabâ gûşesine söyle Enelhak Tahkîk-i perestiş ile Yezdan Ali’dir Mü’min bana mîr oldu Muhamrhed ile zâhif Bakır bana cism oldu velî cân Ali’dir Ca’fer yüzünün harfına yüz ders okudum ben Her sûre ile sûre-i Rahman Ali’dir Her pâ yed ile Mûsi-i Kâzım be-hakikat Deryâ-yi muhît oldu çü ummân Ali’dir Sekiz kapusu cennetri adnin be-velâyet Mûsî-i Rızâ şâh-ı Horasan Ali’dir Bil ahsen-i takvimi hakikatte Takî’dir Takvaya harîs olma ki irfan. Ali’dir Bağdâd-ı vücûdumda imam üşte Nakî’dir Her gerdis ile günbed-i devrân Ali’dir Bâ dest-i tevekkül tutagör dâmen-i Asker Yek
Bir seferim vardır Urum üstüne Yüce dağ başında eri gözlerim Al elimi kaldır kırklar yediler Bir himmeti keskin piri gözlerim Bismillah dedim de girdim helale Gözüm açıp baktım bir hub cemale Sıdk ile çağırdım ceddim celale Eriş Hızır Nebi carı gözlerim Kuduretten yanar şem'a ışığı Mevla'm Hak diyenin üğrür beşiği Din serveri Muhammed'in eşiği Halil'e yapılan şarı gözlerim Keskin Zülfikar'la Ali gazada Umarım inayet ede bize de Bağdat'ta Mansur'un canı cezada Kemendim boynumda darı gözlerim Pir Sultan Abdal'ım sır Ali sırrı Sırat'ı geçenin Cennet'tir yeri Veyselkara Hint'ten Yemen'den beri Muhammet Ali'de nuru gözlerim
Sabah olur koyun kuşluğa gelir Her koyun arar da kuzusun bulur Ağca koyun meler arada kalır Gel koyun meleme vazgel kuzundan Benim kuzum kuzuların beyidir Ağca koyun yüreğimin yağıdır Anın gideceği Yıldız Dağı'dır Gel koyun meleme vazgel kuzundan Koyun meler kuzusunun adı yok Sıra sıra küleklerin südü yok Kuzusuz yaylanın hiçbir tadı yok Gel koyun meleme vazgel kuzundan Koyunun başına bodcak takayım Yönüm dönüp o koyuna bakayım Kuzun nerde ise kuzun bulayım Gel koyun meleme vazgel kuzundan Koyun sen şurada kuzlamadın mı Sağını solunu gözlemedin mi Aç kurt gelir diye gizlemedin mi Gel koyun meleme vazgel kuzundan Dereye aşağı gider kurt izi Kurt ağzında gördüm bir körpe kuzu Seversen Mevla'yı ağlatma bizi Gel koyun meleme vazgel kuzundan Seni yayan çoban bir delikanlı İbrişim bıyıklı hem ince belli Sağında solunda püskülü belli Gel koyun meleme vazgel kuzundan Seni yayan çoban yetip gitmesin Bahçesinde lale sünbül bitmesin Seni incitenler Hakk'a yetmesin Gel koyun meleme vazgel kuzundan Pir Sultan Abdal'ım bu kuzu n'oldu Koyunun feryadı ciğerim deldi Yoksa bir aç kurt mu kuzun
Gelmiş iken şu dağları gezeyim Ölüm ile ayrılığın elinden Dertsiz bulamadım derdim yanayım Ölüm ile ayrılığın elinden Yaz gelince bulanayım coşayım Elim ile mezarımı eşeyim Beri gel sevdiğim helallaşayım Ölüm ile ayrılığın elinden Ölüm geldi yolun bize uğrattı Firkat geldi yana yana ağlattı Kesti ciger pare pare doğrattı Ölüm ile ayrılığın elinden Günahsız kardaşlar günahım tartar Hasretlik yüzünü yüzüme sürter Her kime söylesem yakasın yırtar Ölüm ile ayrılığın elinden Pir Sultan Abdal'ım dertlerim firak Alışmış yanıyor şu dertli yürek Bir dahi gelemem menzilim ırak Ölüm ile ayrılığın elinden
Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
LEHRE: Her işe Allah’ın merhametine sığınarak ve O’nu anarak başlamak gerekir. SUCHBEGRIFFE: besmele, merhamet, niyet, Allah’a yöneliş BEZUG: insan-Allah
Havarilere şunu vahyetmiştim: “Bana ve resulüme iman edin.” Şöyle demişlerdi: “İman ettik, sen de tanık ol ki biz, müslümanlarız.”
LEHRE: Gerçek iman, Allah’a ve elçisine güvenmeyi ve bu bağlılığı açık bir teslimiyetle benimsemeyi içerir. SUCHBEGRIFFE: iman, havari, teslimiyet, şahitlik, peygamberlik BEZUG: insan-Allah
Dediler ki: “Ey Şuayb! Namazın mı emrediyor sana, atalarımızın tapar olduğunu terk etmemizi yahut mallarımızda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi? Esasında sen; gerçekten yumuşak huylu, olgun bir insansın.”
LEHRE: Dini ibadetleri sorgulayıp ekonomik haksızlığı savunmak, ahlakı parçalayan ve dini araçsallaştıran bir tutarsızlıktır. SUCHBEGRIFFE: dini tutarlılık, ibadet, ekonomik adalet, çıkarcılık BEZUG: hüküm
Andolsun ki siz, çok çirkin bir iddiada bulundunuz.
LEHRE: Allah hakkında dayanaksız ve yakışıksız iddialar ileri sürmek, inançta ağır bir sorumsuzluktur. SUCHBEGRIFFE: iftira, inanç sorumluluğu, Allah tasavvuru, şirk BEZUG: insan-Allah
“Eğer doğru sözlülerdensen, hadi üzerimize gökten parçalar düşür.”
LEHRE: Hakikati sınamak bahanesiyle ceza istemek, çoğu zaman kibir ve meydan okuma biçiminde ortaya çıkan bir inkârdır. SUCHBEGRIFFE: meydan okuma, kibir, inkâr, ceza talebi BEZUG: kıssa
Böyle ödüllendiririz biz, güzellik sergileyenleri.
LEHRE: Güzelliği ve iyiliği davranışlarına yansıtanlar, Allah tarafından karşılıksız bırakılmaz. SUCHBEGRIFFE: ihsan, iyilik, ahlaki karşılık, ödül BEZUG: insan-Allah
O kolayca akıp gidenlere / o rahatça yüzenlere,
LEHRE: Doğadaki akış ve hareket, başıboşluk değil, belirli bir ilahi düzen içinde gerçekleşir. SUCHBEGRIFFE: akış, hareket, tabiat düzeni, yaratılış BEZUG: insan-doğa
“Doğrusu bilmiyoruz, yeryüzündeki şuurlulara şer mi istendi, yoksa Rableri onlar için doğru ve güzel olanı mı istemiştir.”
LEHRE: İnsan, olayların ardındaki ilahi amacı kesin biçimde bildiğini sanmak yerine bilgi sınırlarını kabul etmelidir. SUCHBEGRIFFE: belirsizlik, ilahi hikmet, epistemik tevazu, kader BEZUG: insan-Allah
"İsim" kelimesi iki anlamda kullanılmıştır: 1- İsim, sadece zata veya belli bir vasıf ve niteliğin göz önünde bulundurulduğu zata delalet eden kelimedir. "Zeyd" ve "Amr"... gibi rast gele koyulan isimler, her hangi bir nitelik geçmişi olmayan ve sadece zata delalet eden örneklerdir. "Rahman" ise, rahmet niteliği ile vasıflanan bir zata delalet eden ismin örneğidir. 2- İsim, bir zatın özüne ve bir şeyin öz varlığına söylenen kelimedir. Bu durumda ona delalet eden kelimeye "İsmü'lisim" söylenir. Bunun açıklaması şöyledir: Bazen isim, lafzî vücud ve bazen de aynî vücud kategorisinde yer alır. Burada, birinci anlamın daha belirgin olduğu bir rivayeti aktaracağım. İmam Cafer Sadık (a.s), seçkin öğrencilerinden olan Hişam b. Hakem'e gerçek muvahhidin makamını açıklarken şöyle buyurmuştur: İsim müsemmadan (isim sahibinden) başka bir şeydir; "Hak" ismine, zat ve müsemmasını nazarda tutmaksızın ibadet eden kimse gerçekte kâfirdir ve aslında hiçbir şeye ibadet etmemiş olur. İsim ve müsemmaya birlikte ibadet eden kimse senevî ve kâfirdir. Tevhit ise, sadece mana ve müsemmaya ibadet etmektir. Hi
WORUM: İmam Cafer Sadık, Hişam b. Hakem’e Allah’ın ismi ile zatı arasındaki farkı ve gerçek tevhidin yalnızca ilahî manaya ibadet etmek olduğunu açıklar. KERN : Tevhid, lafza veya lafızla birlikte zata değil, isimlerin gösterdiği ilahî hakikate yönelmektir. THEMEN: tevhid, ilahî isimler, zat-sıfat ilişkisi, şirk
Hayırlar içinde sevabı en çabuk verilen amel, iyilik etmektir…1 İmam Bâkır (a.s) nefislere güzel ahlâkı ve yumuşak huyluluğu da sevdirmiş, şöyle buyurmuştur: Bir kimseye güzel ahlâk ve yumuşak huyluluk verilmişse, bütün hayırlar ve rahatlık verilmiş demektir ve onun hâli dünyada da, ahirette de güzel olur. Bir kimse de güzel ahlâk ve yumuşak huyluluktan mahrum kalmışsa, bu onun için bütün kötülüklere ve belâlara giden bir yol demektir. Sadece yüce Allah'ın ko-rumasıyla kurtulanlar bundan müstesnadır.2 İmam (a.s), ashabının nefislerine edebi ve güzel davranışı da sevdirmiş, bu hususta şöyle buyurmuştur: İki kişi hasep ve din hususunda eşit olduklarında, Allah katında en üstün olan, edebi en güzel olandır.3 İmam Ali'den (a.s) şu hadisi rivayet etmiştir: Dine en çok yardım eden ahlakî davranış, dünyada zühdü esas almaktır.4 Nefislerde ve iradede kökleşmesi için mendup (müstehap) ibadetlerin yerine getirilmesini teşvik etmiştir. Çünkü mendup ibadetler, nefsin ıslahına ve tezkiyesine yardımcı olur. Bu gibi ibadetleri yerine getirenler, her koşulda ve durumda bunları yerine getirmeyi sürdü
WORUM: İmam Bâkır, iyiliğin hızlı karşılık gördüğünü, güzel ahlak ve yumuşak huyluluğun dünya ve ahiret hayrına götürdüğünü, edebin üstünlük ölçüsü olduğunu ve zühdün dine yardım ettiğini belirtir. KERN : Güzel ahlak, edep, yumuşaklık ve dünyaya aşırı bağlanmama insanın hem toplumsal değerini hem de dinî olgunluğunu yükseltir. THEMEN: güzel ahlak, yumuşak huyluluk, edep, zühd, iyilik
Allah'ın kullara hitap edecek hüccetinden yana boş kalmaz. Zira böyle bir boşluk insanlar tarafından yüce Allah'a karşı bahane ve gerekçe olarak kullanılabilir. Dolayısıyla hüccet, kullardan önce, kullarla beraber ve kul lardan sonra hep vardır. Öyle ki, yeryüzünde sadece iki kişi kalsa, onlardan biri hüccet olur. Kur'ân-ı Kerim bu ilkeyi şüpheye yer bırakmayacak şekilde vurgulamıştır: Sen sadece bir uyarıcısın ve her kavmin bir yol gösteri cisi vardır.(1) Yüce Allah'ın nebileri, resulleri ve onların yol gösterici vasile ri doğru yola yönlendirme görevini bütün aşamaları ile üstle nirler. Bu aşamalar şu maddelerde özetlenebilir: 1- Vahyi kâmilen almak ve ilâhî mesaja en ince ayrıntısına ka dar hâkim olmak. Böylesine bir elçilik için tam bir hazırlık ge rekir. Bundan dolayı elçilerle ilgili seçim, tamamı ile Allah'a ait bir iştir. Kur'ân-ı Kerim'de bu gerçek şöyle ifade edilir: Allah, elçilik görevini kime vereceğini daha iyi bilir.(2) Allah, elçilerinden dilediğini seçer.(3) 2- İlâhî mesajı insanlığa ve mesajın hitap ettiği kitleye ulaş tırmak. Bu ulaştırma görevi, ulaştırma görevini
WORUM: Pasaj, yeryüzünün hiçbir zaman ilahi hüccetten yoksun kalmadığını ve peygamberlerin vahyi alıp insanlara doğru biçimde ulaştırmak üzere Allah tarafından seçildiğini savunur. KERN : İlahi adalet gereği insanlar her dönemde kendilerine hakikati gösterecek bir hüccet ve rehberle baş başa bırakılır. THEMEN: ilahi hüccet, peygamberlik, seçilmişlik, vahyin aktarımı, rehberlik
Rıza namaz kılınacak yere bu vaziyette varırsa, insanların aklı karışır, onun etkisinde kalırlar." Bunun üzerine Me'mun, geri dönmesinin daha iyi olacağını düşündü. Bir adam göndererek geri dönmesini iste- di. Bunun üzerine İmam (a.s) ayakkabılarını istedi. Ayakkabılarını giyerek geri döndü.1 Bu hareketiyle İmam (a.s), Resulullah'ın (s.a.a) Bayram Namazı'na ilişkin Sünneti'ni yeniden ihya edebildi. Halifeler ve valiler gerekli özeni göstermedikleri için bu Sünnet de diğer birçok Sünnet gibi silinip gitmişti. Ayrıca İmam (a.s), bu beklenmedik hareketiyle bu Sünnet'in insanların kalplerinde yer etmesini de sağlamıştı. Nitekim başta Me'mun'un komutanları olmak üzere hemen hemen bütün halk ondan etkilenmişti. Veliahtlığı Kabul Etmenin Kazanımları İmam Rıza'nın (a.s) sergilediği bu tavrın, İslâm, Müslümanlar ve Ehl-i Beyt izleyicilerine dönük birtakım maslahatlar içermesi kaçınılmazdı. Nitekim İmam, veliahtlığı kabul etmek zorunda kaldıktan sonra birçok kazanımlar elde etti. Eğer veliahtlığı kabul etmiş olmasaydı, bu kazanımları elde edemezdi. Bu kazanımları şöyle sıralamak mümkündür: 1-
WORUM: Me'mun'un geri çağırması üzerine İmam Rıza ayakkabılarını giyip döner; metin bu davranışın Bayram Namazı sünnetini yeniden görünür kıldığını ve veliahtlığı kabul etmesinin Ehl-i Beyt'in faziletlerini kamuoyuna taşıdığını belirtir. KERN : Zorunlu bir siyasi konum bile hakikati yaymak ve unutulmuş dini uygulamaları canlandırmak için değerlendirilebilir. THEMEN: sünnetin ihyası, Ehl-i Beyt, tebliğ, siyasal fırsat, kamuoyu
Sonunda onları besleyici, susuzluğu giderici bir tatlı su kaynağına ulaştırdı. Bir kaynak ki, ala bildiğine geniş ve iki yakasına kadar su ile doludur. [Bu suyun iki tarafı çer çöple kirlenip kokuşmaz.] İçtiklerinde karınları şişmez. [Gizli, açık onlara öğüt verirdi.] Ki bu su, çevrelerinde bir girdap gibi dönüyordu; ama onlar bundan gereği gibi yararlanamadılar. [Ali, dünyadan herhangi bir pay almamıştı,] sadece bir yudum su almıştı, çok susamış bir kimsenin aldığı küçük bir yudum. [Eğer Resulullah'ın (s.a.a) kendilerine yüklediği sorumluluğu hatırlasalardı,] dünyadan uzaklaşan ile dünyanın peşinden gideni, doğru söyleyen ile yalan söyleyeni, birbirinden ayırırlardı.1 O zaman göklerin ve yerin bereketleri üzerlerine yağardı. Ama Allah, kendi elleriyle işleyip kazandıkları amellerinden dolayı onları sorgulayıp hesaba çekecektir. Gel ve dinle! Sen yaşadıkça, zaman, daha sana neler gösterecektir! Eğer şaşırıyorsan, mutlaka bir hadisedir seni şaşırtan. [Ah! Keşke bilseydim,] hangi dayanağa dayandılar, kime güvenip yaslandılar, hangi kulpa sarıldılar [hangi zürriyete koşup etrafında topl
WORUM: Fatıma'nın (a.s) konuşması, Ali'nin (a.s) toplumu doğru ve temiz bir kaynağa ulaştırabilecek rehber olduğunu, fakat insanların onu bırakıp dünya tutkusu ile hakikati yalandan ayıramaz hâle geldiklerini anlatır. KERN : İlahi rehberlikten uzaklaşmak, insanın hak ile bâtılı ayırt etme yetisini zayıflatır ve toplumsal bereketi ortadan kaldırır. THEMEN: ilahi rehberlik, hak-bâtıl ayrımı, dünya tutkusu, bereket, imamet
En üstün soy, en mükemmel kişilik sahibi… Âli himmet, üstün cesaret, sınırsız cömertlik, ilmin sırlarına vâkıf olma, fasih ve anlaşılır konuşma, hakka yardım etme, kötülüğün önüne geçme, zulme karşı cihat etme, onurlu tevazu, adalet, sabır, ağırbaşlılık, iffet, mertlik, takva vs. gibi erdemleri, üstün huyları ve güzel davranışları kendinde toplamıştı. En belirgin özelliği, sağlam ve bozulmamış bir fıtrata, güzel bir yaratılışa, ağır basan bir aklî yetkinliğe ve bedensel güce sahip olmasıydı. Bu övgüye değer meziyetlerinin yanında çok ibadet eder, hayır işlerden geri durmaz; namaz, hac, Allah yolunda cihat ve iyilik etmek gibi güzelliklerde başı çekerdi. Medine'de veya başka bir yerde ikamet ettiği zaman ilminden istifade edilirdi, amelleriyle yol gösterirdi. Güzel ahlâkla bezenmişti. Maksadını, o harikulâde üslûbuyla en güzel şekilde ifade ederdi. Malını cömertçe Allah yolunda harcardı. Fakirlere karşı alçak gönüllüydü. Halifeler, ona büyük saygı gösterirlerdi. Yetimlere ve miskinlere kesintisiz sadaka verirdi. Mazlumların haklarını korurdu. Daima Allah'a ibadetle meşguldü. Yirmi beş
WORUM: Pasaj, Hüseyin b. Ali’nin cesaret, cömertlik, ilim, adalet, sabır, ibadet, tevazu ve mazlumları koruma gibi erdemleri bir arada taşıdığını ve hayatıyla insanlara rehberlik ettiğini anlatır. KERN : Gerçek önderlik, kişisel erdemi ibadet, adalet, cömertlik ve topluma hizmetle birlikte gerçekleştirmektir. THEMEN: ahlak, önderlik, adalet, cömertlik, ibadet
Sonra selâm ver ve yüzünü Hüseyin'in kabrine, yattığı yere doğru çevir. Onun, onunla beraber olan çocuklarının ve ailesinin öldürülüp yere düşürüldüğü anı gözünde canlandır. Ona salât ve selâm oku, katillerine lanet ederek onların yapıp ettiklerinden uzak olduğunu belirt. Böyle yaparsan yüce Allah cennetteki derecelerini yükseltir ve işlediğin günahları siler. Eğer bulunduğun yer bir çöl veya boş bir arazi ise, süratle yürü yahut birkaç adım at ve o sırada şöyle de: "İnna lillahi ve inna ileyhi raciun (Biz Allah'tan geldik ve yine O'na döneceğiz). O'nun hükmüne razı olduk, emrine teslim olduk." O sırada kederli, hüzünlü olmaya dikkat et. Allah'ı çokça zikret ve "İnna lillahi ve inna ileyhi raciun" sözünü tekrarla. Bunları tamamlayıp bu dediklerimi yaptıktan sonra namaz kıldığın yerde dur ve şöyle de: "Allah'ım! Resul'üne karşı çıkan günahkârlara, senin dostlarına ve velilerine savaş açanlara, haramlarını helal sayanlara azap et. Bunların liderlerine ve tâbilerine, onlardan olup hemen arkalarından koşanlara, onların yanında yer alan veya yaptıklarına razı olan kimselere sonsuz lanet e
WORUM: Ziyaretçiye Hüseyin’in, çocuklarının ve ailesinin öldürülüşünü hatırlaması, onlara selâm göndermesi, katillerini lânetlemesi, Allah’ın hükmüne teslimiyet göstermesi ve Âl-i Muhammed’in kurtuluşu için dua etmesi öğretilir. KERN : Mazlumun acısını hatırlamak, zalimlerden uzak durmayı ve hak cephesinin zaferi için sorumluluk bilinciyle dua etmeyi gerektirir. THEMEN: Hüseyin ziyareti, tevellâ ve teberrâ, mazlumiyet, dua, zulme karşı duruş
Öfkeni yut; ben, onu yutmak kadar sonucu tatlı, akıbeti haz verici başka bir yudum görmedim. Sana sertlik gösterene karşı yumuşak davran, belki o da yumuşar. Düşmanına iyilik ve lütufla muamele et; bu, iki zaferin (intikam veya affın) en tatlısıdır. Dostundan ayrılmak istersen, barışmak için açık kapı bırak ki bir gün dönmek istediğinde döne bilsin. İnsanlar senin hakkında iyi zanda bulunursa sen de iyi işlerinle onların zannını doğrula. Zira bir hakkını zayi ettiğin kimse artık dostun olmayacaktır. Yakınların, senden en nasipsiz kalan kimseler olmasın, senden uzak duran kişiye rağbet etme. Dostunun dostluğu kesmesindeki delili, senin dostluğu sürdürmendeki delilinden daha güçlü olmasın. Sana iyilik etmekten çok kötülük etme düşüncesinde olmasın. Sana zulmedenin zulmünü gözünde büyütme; çünkü o kendisinin zararına, senin faydana çalışmaktadır. Seni sevindirenin mükâfatı kötü davranman değildir. Ey oğlum! Bilesin ki rızık, senin aradığın ve seni arayan olmak üzere iki kısımdır. Sen ona gitmeden o sana gelir. İhtiyaç hâlindeyken alçalmak, zenginken kabalık göstermek ne kötüdür. Dünyada
WORUM: İmam Ali öfkeyi yutmayı, düşmana iyilikle karşılık vermeyi, dostluk bağlarını korumayı, zulme ölçüsüz tepki göstermemeyi ve kazancı ahiret yararına dönüştürmeyi öğütler. KERN : Ahlaki üstünlük öfkeye hâkim olmak, kötülüğü iyilikle etkisizleştirmek ve dünya kazancını ahiret ıslahına yöneltmektir. THEMEN: öfke kontrolü, affetme, iyilik, dostluk, ahiret yatırımı
NÜBÜVVET, NEBÎ VE RESUL Nübüvvet: Akıl sahibi kulların, üzerlerindeki dünya ve Âhiret işleri hakkında, Allah ile kulları arasında yapılan Elçilik demektir. Nebî: Kendisine, Melek tarafından vahy veya kalbine ilham olunan, ya da, Salih rü'yâ ile uyarılan zât demektir. Resul: Resul ise, Resul olması haysiyetile, Nübüvvet Vahy'inin fevkında özel bir Vahy ile üstün kılınmış olan ve kendisine Cebrail Aleyhisselâmın, Allah tarafından özel olarak indirdiği Kitab ile Vahy etmiş olduğu, Yüce Allah'ın hükümlerini, halka, tebliğ etmek üzere gönderdiği Kâmil İnsan, demektir. Bunun için "Her Resul, Nebî'dir; fakat, her Nebî, Resul değildir." denilmiştir. Nebîlik Ve Resulluğun Allah Vergisi Oluşu: Nebîlık ve Resulluk, Allah vergisi olup bunu, Yüce Allah'ın, kullarından, dilediğine ve lâyık olanına verdiği de, Kur'ân-ı Kerîmde şöyle açıklanır: "Bir Vahy ile veya bir perde arkasından, yahud bir Elçi (Melek) gönderip te -Kendi izniyle- dileyeceğini, Vahy etmesi olmaksızın, Allah'ın, hiç bir beşere kelam söylemesi vâki olmamıştır. Şüphesiz ki, O, çok Yücedir, Mutlak hüküm ve hikmet sahibidir. İşte, bi
WORUM: Pasaj, nebîlik ile resullüğü tanımlar ve her ikisinin Allah tarafından seçilen layık kullara verilen ilahî görevler olduğunu açıklar. KERN : Peygamberlik insanın kendi çabasıyla elde ettiği bir makam değil, Allah’ın hikmet ve seçimine dayanan bir lütuftur. THEMEN: nübüvvet, risalet, vahiy, ilahi seçim, peygamberlik
M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/60-61. . İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.31, Ahmed b.Hanbel-Ezzühd S.82., Hakim Müsterek c. 2, s. 544, İbn Asakir Tarih c. 2, s. 351, Ebulfida-Elbidayeye vennihaye c.1, s. 78. . İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.31, İbn Kuteybe-Maarif s.9, Hakim müstedrek c.2, s. 544, Ebu Nuaym delail, c.1, s. 21, İBN Asakir Tarih c.2 s. 351, Ebül FEREC İbn Cevzi-Elvefa c.2 s. 279, Muhyiddin b. Arabi Muhadaratülebrar c. 1 s.102, Mir Havend-Ravzatussafa Terceme s. 111. . İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.32, İbn Kuteybe-Maarif s.9, Mir HavendRavzatussafa Terceme s. 111. . İbn.Sa'd-Tabakat c.1,s.31, Ahmed b.Hanbel-Ezzühd S.82., , İbn Kuteybe-Maarif s.9, Hakim müstedrek c.2, s. 544, Ebu Nuaym delail, c.1, s. 21, İBN Asakir Tarih c.2 s. 351, Ebül FEREC İbn Cevzi-Elvefa c.2 s. 279, Muhyiddin b. Arabi Muhadara c. 1 s.102, Ebulfida-Elbidayeye vennihaye c.1, s. 78, A. Aliyyülmuttaki –Kenzulummal C. 12, s.469. . Beyhaki-Delailünnübüvve c.1 s. 289, Zehebi-Tarihulislam c,2 s.368. Hakimden naklen Ebulfida- Tefsir c. 2, s. 252, Aliyyülmuttaki – Kenzulummal C. 12, s.468-469
WORUM: Pasaj, içeriği aktarılmadan çeşitli siyer, tarih, delâil ve tefsir kaynaklarına yapılmış atıfları listeler. KERN : Kaynak künyeleri tek başına, metnin öğretmek istediği ilkeyi belirlemeye yetmez. THEMEN: siyer, tarih kaynakları, hadis rivayetleri, peygamberlik
İsmail Aleyhisselâmdan Sonra Kabe Hizmetlerinin Kimler Tarafından İdare Edildiği? İsmail Aleyhisselâmın vefatından sonra, Kabe hizmetini, oğlu Nabit, üzerine alıp yönetti. Bu hizmetin, önce Kaydar, ondan sonra Nabit tarafından yönetildiği rivayet olunduğu gibi|; İsmail Aleyhisselâmın vefatından sonra Kabe hizmetiyle, önce, Kaydar'ın, sonra, Teymen b. Nabt'ın, ondan sonra, Nabit b. Hemeysa', b. Teymen, b. Nabt'ın meşgul olduğu ve Nabit'in vefatı üzerine de, bu hizmetin, Cürhümîler tarafından görüldüğü rivayet ve Nabit'in şeceresi de, Nabit b. Hemeysa', b. Teymen, b. Nabt, b. Kaydar, b. İsmail Aleyhisselâm olarak kaydedilir. Kaydar'ın Bazı Özellikleri: 1) İsmail Aleyhisselâmın oğullarından Kaydar'ın yüzünde Muhammed Aleyhisselâmın Nûr'u parıldardı. 2) Savaşçılık, 3) Güreşçilik, 4) Ok atıcılık, 5) Avcılık, 6) Ata binicilik... gibi bir takım özellikleri de, vardı. Her gün, av silahının yanına vardığı zaman, silahından, ya dişi bir geyiğin, ya da, bir kuşun: "Allah'ın ismini anmadıkça, beni, kesme! Besmele çekmedikçe de, yeme!" diye seslendiğini işitirdi. İsmail Oğullarının Mekke'den Dağı
WORUM: İsmail Aleyhisselâmın vefatından sonra Kâbe hizmetinin oğulları Kaydar ve Nâbit gibi isimler arasında yürütüldüğü, Nâbit’in ölümünden sonra Cürhümîlere geçtiği aktarılır; ayrıca Kaydar’ın savaşçılık, okçuluk ve avcılık gibi özellikleri ile av sırasında besmele uyarıları işittiği anlatılır. KERN : Kutsal hizmetlerin devamı nesil ve ehliyet üzerinden aktarılırken, güç ve beceri Allah’ın adını anma sorumluluğundan bağımsız değildir. THEMEN: Kâbe hizmeti, yönetim devri, ehliyet, nesep, besmele
Eyyûb Aleyhisselâm, onun, bu sözlerini dinleyince': "Yüce Allah, hikmeti, küçüklerin, büyüklerin kalbine rahmetle eker. Hikmet, ne zaman, kalb de biterse, Yüce Allah, onu, dilde açığa vurur. Hikmet, yaştan, saç ağarmasından veya uzun tecrübeden oluşmaz. Yüce Allah, kulunu, genç yaşında hikmet sahibi yaptığı zaman, onun makamı, hikmet sahipleri katında aşağı düşmez. Onlar, üzerlerinde Yüce Allanın keramet nûr'unu, görürler!" dedikten sonra, öteki kişilere dönüp: "Siz, çarçabuk kızmış olarak bana geldiniz. Siz, korkutulmadan önce, korktunuz! Siz, dövülmeden önce, ağladınız! Ben, size: (Mallarınızdan, benim için, Sadaka veriniz. Belki, Allah, beni, bu ibtilâdan kurtarır.) Veya: (Benim için, bir kurban, kurban ediniz. Belki, Allah, kabul eder ve benden razı olur.) deseydim, acaba nasıl davranırdınız? Hiç şüphesiz, siz, kendinizi beğenmektesiniz. Siz, ihsanlarınızla, afiyete nail olduğunuzu, izzet bulduğunuzu sanıyorsunuz. Siz, kendi aranızla Rabb'inizin arasında olan şeylere baksaydınız, sonra da, sadaka verecek olsaydınız, bir çok ayıplarınızı, Yüce Allah'ın size giydirmiş olduğu afiyet
WORUM: Eyyûb Aleyhisselâm genç müminin sözlerini hikmet olarak över, ardından kendisini suçlayanların kibir ve sahte dindarlıklarını eleştirerek onların afiyetlerini kendi erdemleri sanmamaları gerektiğini söyler. KERN : Hikmet yaşla sınırlı değildir; kişinin afiyetini kendi üstünlüğünün kanıtı sayması kibir ve gaflettir. THEMEN: hikmet, tevazu, kibir, afiyet, öz eleştiri
İsrail oğullarından bazıları da: "Ey Mûsâ! Bize va'd ettiğin yardım ve zafer, nerede kaldı?! (Ey Mûsâ!) Sen, bize (Peygamber olarak) gelmezden önce de, bize geldiğinden sonra da, biz, işkenceye uğratıldık...' Onlar, oğullarımızı, boğazlıyorlar, kızlarımızı sağ bırakıyorlardı, Bugün ise, Firavun, bizi yakalayacak, yakalandığımızda da, bizi, öldürecektir! Önümüzde deniz, arkamızda da, Firavun var! Denize girersek, boğuluruz!" dediler. Denizin suyu, son derece çoğalmış, rüzgâr, denizin dalgalarını, dağlar gibi kaldırıp kaldırıp geri bırakıyordu! Mûsâ Aleyhisselâm, İsrail oğullarının arkasından, önüne geçti. Kendisinin yanında kardeşi Hârûn ve Yûşa' b.Nûn Aleyhisselâmlar olduğu halde, dalgaları, birbirine çarpıp köpüren denize bakıyordu. İsrail oğulları, Mûsâ Aleyhisselâma: "Bize va'd ettiğin şey nerede?! Şu deniz, önümüzü, kesti! Firavun ve orduları da, arkamızı kıstı!" dediler. Ne firara imkân var, ne karara derman var!?" dediler. Firavun ve orduları; İsrail oğullarına, olanca kinleri ve kızgınlıklarile gelip kavuşmuş bulunuyorlardı. İş, büyümüş, çetinleşmiş, gözler, yerinden kaymış, y
WORUM: İsrailoğulları önlerinde kabaran deniz, arkalarında Firavun ordusu bulunduğu için Musa’dan vaat edilen yardımın nerede kaldığını sorar ve büyük bir panik yaşar. KERN : Sıkıntının büyüklüğü imanın imtihanıdır; görünür çıkış bulunmadığında bile ilahi vaade güven terk edilmemelidir. THEMEN: imtihan, panik, ilahi vaat, sabır, korku
Bu, Rabb'inden, bir merhamet ve esirgeme idi. Ben, bunlan, kendi rey ve görüşümle yapmadım. İşte, senin, üzerinde sabredemediğin şeylerin iç yüzü!" dedi. Mûsâ Aleyhisselâmın, Hızır Aleyhisselâmla bu arkadaşlığı, on sekiz gün sürmüştür. Kur'ân-I Kerimin Mûsâ Ve Hızır Aleyhisselamların Buluşmaları Hakkındaki Açıklaması: Mûsâ Aleyhisselâmla Hızır Aleyhisselâmın buluşmaları ve aralarında geçenler, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle açıklanır: "Bir zaman, Mûsâ, genç adamına şöyle demişti: "Ben, iki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayıp gideceğim. Yahud, (maksadıma erinceye dek) uzun zamanlar geçireceğim!" Bunun üzerine, onlar, bu iki deniz arasının birlekşik yerine ulaşınca, balıklarını, unuttular. (Balık) denizde bir deliğe doğru yolunu tutmuştu. Vaktâ ki, (Oradan geçip gittiler) Mûsâ, genç (adamına): Kuşluk yemeğimizi getir! Bu yolculuğumuzdan, yorgun düştük!" dedi. Genç: "Bak hele! Kayaya sığındığımız vakit ben, balığı unutmuşum! Gerçek, onu, söylememi, şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir suretle denize (atladı) yolunu, tutup gitti" dedi. (Mûsâ): "İşte, bizim arayacağımız,
WORUM: Kur’an, Mûsâ’nın iki denizin birleştiği yere ulaşma kararlılığını, balığın kaybolması üzerine geri dönüşünü ve Allah’ın rahmet ve özel ilim verdiği kuldan bilgi istemesini anlatır. KERN : Bilgi arayışı kararlılık, tevazu ve bilmediğini bilen bir rehberden öğrenme iradesi gerektirir. THEMEN: ilim arayışı, tevazu, kararlılık, ilahi rahmet, rehberlik
. ibn.Asâkir-Tarih c.5,s.193, Ebülfida-Tefsir c.3,s.527. . Sâlebî-Arais s.278, Zemahşerîc.3,s.282, İbn.Asakirc.5,s.193, KurtubîTefsir c.14,s.266, Nesefî-Medarik c.3,s.319, Hâzin c.3,s.483, Ebülfida-Tefsir c.3,s.527, Ebüssuud-Tefsir C.7.S.124. . İbn.Asâkir-Tarih c.5,s.193, Ebülfida-Tefsir c.3,s.527. . Sâlebî-Arais s.278, Zemahşerî-Keşşaf c.3,s.282, Hâzin-Tefsir c.3,s.483, Ebüssuud-Tefsir C.7.S.124. . Sâlebî-Arais s.278, Hâzin-Tefsir C.3.S.483. . Sâlebî-Arais s.278, ibn.Asakir-Tarih C.5.S.193, Kurtubî-Tefsir c.14,s.266, Hâzin-Tefsir c.3,s.483, Ebulfıda-Tefsır C.3.S.527. . Sâlebî-Arais s.278. . Sâlebî-Arais s.278, Kurtubî-Tefsir c. 14,8.266, Nesefî-Medarik c.3,s.319, Hâzin-Tefsir c.3,s.483, Ebülfida-Tefsir c 3.S.527, Ebüssuud-Tefsir C.7.S.124 . İbn.Asakir-Tarih c.5,s.193, Ebülfida-Tefsir c.3,s.527. . Sâlebî-Arais s.278, İbn.Asakir-Tefsir c.3,s.527, Ebüssuud-Tefsir c.7,s.124 . Kurtubî-Tefsir c.14,s.266. . Sâlebî-Arais s.278, ibn.Asakir-Tarih c.5,s.193, Nesefî-Medarik C.3.S.319, Hâzin-Tefsir C.3.S.483, Ebülfida-Tefsir, c. 3, s. 257. . Zemahşerî-Keşşaf c.3,s.282, Ebüssuud-Tefsr c.7,s.124.
WORUM: Pasaj, Dâvûd aleyhisselâma Hz. Muhammed ve ümmeti hakkında vahiy indiği anlatısına dair tefsir ve tarih kaynaklarını sıralar. KERN : Bir rivayetin içeriği, dayandığı kaynakların isnat ve metin özellikleri incelenmeden kesinleştirilemez. THEMEN: Dâvûd, Hz. Muhammed, vahiy, ümmet, kaynak tenkidi
Karnı: Gümüşten, Göğsü: Altından, Başı ve boynu: Demirdendi!" dediler. Buhtunnassar: "Doğru söylediniz!" dedi. Danyal Aleyhisselâmla arkadaşları: "Sen, onu, hayretle seyredip durduğun sırada, Allah, onun üzerine, gökten, bir kaya saldı da, onu, ufatıverdi! İşte, sana, rü'yânı unutturan da, bu idi." dediler. Buhtunnassar: "Doğru söylediniz!" dedi ve: "Peki, bu rü'yânın yorumu, nedir?" diye sordu. Danyal Aleyhisselâmla arkadaşları: "Bu rü'yânın yorumu, şöyledir: Sana, kralların kudret ve tasarruf durumları gösterilmiştir ki, onlardan, bazısının kudret ve tasarrufu, bazısından, daha gevşek ve yumuşaktı. Bazısının, kudret ve tasarrufu, bazısından, daha güzeldi. Bazısının kudret ve tasarrufu da, bazısından, daha sert ve katı idi. İlk kudret ve tasarruf: Seramik olup o, kudret ve tasarrufun en zaifi ve gevşeğidir. Sonra, onun üstünde bakır olup o, öncekinden daha üstün ve daha serttir. Sonra, bakırın üstünde gümüş olup o, bakırdan daha üstün ve daha güzeldir. Sonra, gümüşün üstünde altun olup o, gümüşten daha güzel ve daha üstündür. En üstünde bulunan demir, senin kudret ve tasarrufundur k
WORUM: Danyal ve arkadaşları, Buhtunnassar’ın farklı madenlerden oluşan ve gökten inen bir kaya ile parçalanan heykel rüyasını doğrular; heykeli kralların değişen kudret ve yönetimlerini temsil edecek şekilde yorumlarlar. KERN : Dünyevi hükümdarlıkların gücü dereceli ve geçicidir; sonunda ilahi irade bütün beşerî iktidarları aşar. THEMEN: iktidar, krallık, dünya saltanatı, ilahi hüküm, geçicilik
Hak Subhanehu ve Ta'âla Adem'i dört türlü nesneden yarattı, dört bölüğe ayırdı. Dört bölüğün de dört türlü ibadetleri, dört türlü arzuları ve dört türlü halleri vardır. Bundan böyle, insanın yaratıldığı bu dört türlü nesnenin ilki toprak, ikincisi su, üçüncüsü ateş ve dördüncüsü yeldir. Yarattığı dört bölük insana gelince: Birinci bölük, âbidlerdir; bunlar şeriât kavmidir ve asılları yeldendir. Yel (Hava), hem şifa verici hem de kuvvettir; bu sebeple bunlar da gece gündüz Hakkın ibâdetinden ayrılmazlar. Yel esmeyince ekinler samanından ayrılmaz, bütün âlem kokudan helâk olurdu. Öyle ki bu dünyada ne varsa; helâl, harâm, temiz ve pis hepsi şeriat ile malûm olur. Çünkü şeriât kapısı ulu kapıdır. Nitekim Çalap Celle Celâlûhu her çeşit nesnenin varlığını Kurân içinde yaddetti: "Yaş veya kuru herşey apaçık bu kitap içindedir." (Kurân VI/59)
BELEGE: (Kurân VI/59) → 6:59 ✓
Bu bölüm marifetin aslını beyân eder. O, âlemin Kutb'u der ki: Kul, Çalap Tanrı'ya kırk makamda erişir, dost olur. O kırk makamın onu şeriât; onu, tarikat; onu, marifet; onu da hakikat içindedir. Şeriâtın ilk makâmı imân getirmektir: İmanın şartı altıdır: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmaktır.(1) Ama hangi insan ki imanın ten üzere olduğunu söylerse hatâ eder. İmânın can üzere olduğunu söylese de hatadır. Şöyle bilmek gerekir ki ârifler katında imân akıl üzeredir. Fakat herkesce bilinen: İmânın dil ve gönül üzere olduğudur. Kim Çalap Tanrı'ya gönülden tanıklık yapmazsa, mutlak kâfirdir. "... ve onlar deve, iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyecekler." (Kur'ân IV/48 ve 116) Öte taraftan diliyle tanıklık yapıp da gönlü ile inanmazsa münâfıktır. Cehennemin en alt tabakasında olur: "Şüphesiz ki münâfıklar cehennemin en alt tabakasında olacaklar." (Kur'ân IV/145) İbâdete gelince: amel imândan ayrıdır ve imân ibâdettir. Değme ibâdet, imâna ermez; küfür de günahtır ama değme günah küfre ermez: Nite
BELEGE: (Kur'ân IV/145) → 4:145 ✓
Bu makâm-ı candır. Can cana kavuşursa (Allah'a ulaşırsa); sevinmek, oynamak, zevk ve şevkle hareket etmek, şaşılacak şey değildir. O hareket Yaradan'ın dostluğu içindir, helâldir. Çünkü ilâhi nasiptir. Her kime nasip olursa, bunu belirtmelidir, vallahu a'lem (Allah daha iyi bilir).
- Ey kullarım! Beni isteyin ki size bilineyim. Ey âsiler! Özür dileyin ki af edeyim. Çünkü gök ağlar, yer güler; yani gökten yağar, yerden biter: (1) Bu âyetin içindeki "içinizden kimi de mevlayı istiyor" sözü Kur'ân'da yoktur. E. (Coşan'ın notu) "Gökten yağmur indiren O'dur. Sonra her türlü nebâtı o (yağmur suyu ile ) bitirip çıkardık". (Kur'ân VI/99) Gökten yağmayınca yerden de hiç bir şey bitmez. Yani, bu; siz- den ağlamak, benden de af etmek manâsına gelir. Fakat bizim sözümüz canı anlatmak idi. Şimdi üç can, beyân edil- di. Dördüncü can, marifettir. Şimdi, azizim! Can bostan, marifet ise sudur. Susuz bostana su ne ederse, marifet de cana onu eder. "(Hesap için) Rabbı huzurunda durmaktan korkan için iki cennet vardır. (Kur'ân LV/46) Azizim! Hak Subhanehu ve Ta'âlâ sizler için iki bostan yarattı: Biri din bostanı, biri imân bostanı. Aynı zamanda marifet suyunu gönül gözünden akıttı: "... Fakat Allâh size imânı sevdirdi ve onu kalplerinizde güzelleş- tirdi". (Kur'ân XLIX/7) "Görmedin mi Allâh gökten bir yağmur indirmekle yer yüzü yem- yeşil oluyor". (Kur'ân XXII/63)
BELEGE: (Kur'ân VI/99) → 6:99 ✓ (Kur'ân LV/46) → 55:46 ✓ (Kur'ân XLIX/7) → 49:7 ✓ (Kur'ân XXII/63) → 22:63 ✓
İnsanın kendisini bilmesinin gerektiğini belirtmenin sebebi şu- dur: Bir insan, rahmânî ile şeytanî olanı ayırmayı bilmeyince kendini de bilmez. Bir insan kendini bilmeyince Çalap Ta'âlâ'yı da bilmez. Şimdi her kim bu sözlerin manâsını anlamışsa, rahmanî ile şeytanîyi ayırmasını bilirse, o kişi kendisini de bilmiş olur. Bir kişi ne zaman kendini bilirse aşk gelir, o kişiyi Hak'tan yana çağırır. Ne kadar talihi varsa o kadar ileri gider.
Dünyada Yahudi ve Hıristiyan ile haça tapmak (onun peşinden gitmek, hâlif olmak) isteyenler var. Günahına bağlı olmak (günahta inat etmek) Yahudiye; şerîata uymamak Hıristiyana; Hak'tan dönmek haça tapmağa; açgözlülük yalana; öfkelenmek aslana; soğuk yaradılışlık domuza; şehvet yılkıya; sinirlenmek yılana; lanetlemek file; sundan (?) kapmak, kazmak kurda; hoyrat yaşayanlar ayıya; minnet bilmemek, hiç bir şey bilmeyen câhile benzer. Hazreti Resûl (A.S.).bu hadisinde şöyle buyuruyor : "Her şey bir şeydir; fakat câhil hiç bir şeydir." Dünyada zâlim, muktesid (tutumlu) sâbık (rütbece ileri) da var; "... onlardan kimi nefislerine zulmeden, kimi kötülükle iyiliği müsâvi olan, kimi de Allah'ın izni ile hayırlarda ileri geçendir." (Kur'ân XXV/32) Nefis zâlim, can muktesit; gönül sâbıktır. Dünyada kimi adaletli, kimi zâlim ve birbirleriyle kavga eden beğ- ler var. Vücutta da bir akıl ve bir hevâ var. Aklın da hevânın da elli beş askeri var. Fakat akıl askeri; düzen ve temkinde (emr bi'lma'rûf ve nehy ale'l-münker)dir. Aklın subaşısı ilhamdır; hevânın subaşısı ise vesvesedir. Bu ikisi he
BELEGE: (Kur'ân XXV/32) → 25:32 ✓
Âdem'in vücûdunu Medine toprağından yarattı. Başını Beytü'l-Makdıs (Kudüs) toprağından; yüzünü, Ka'be toprağından; kulağını, Tûr-ı Sinâ (Hz. Musa'nın Allahın tecelisiyle karşılaştığı ve konuştuğu, Sinâ yarımadasında bulunan dağ) toprağından; gözlerini, Beytü'l-Harâm (Mekke'deki Kâbe) toprağından; alnını, Medine'nin batı toprağından; ağzını, Medine'nin (magrib) doğu toprağından; burnunu, Dımaşk (Dımışk: Şam) toprağından; dudaklarını, Berberiyye (Afrikanın kuzeyi) toprağından; sakalını, cennet toprağından; dilini, Buhara toprağından; dişlerini Harezm toprağından; boynunu Çin toprağından; kollarını, Yemen toprağından; sağ elini, Mısır toprağından; sol elini, Fars toprağından; tırnaklarını Hitay toprağından; parmaklarını, Sistan toprağından; göğsünü, Irak toprağından; karnını, Huzistan toprağından; sırtını, Hemedan toprağından; cinsi uzvunu, Hindistan toprağından; hayâlarını, Bizans toprağından; oyluklarını, Türkistan toprağından; dizlerini, Kırım toprağından; dirseklerini, Antalya toprağından; topuklarını, Rum toprağından; ayaklarını, Frengistan toprağından yarattı. Bu, hadisle de beli
İki defa da tınmayanlar -neüzübillah-hayvanlardan daha aşağı ve azgındırlar. "Ke'lenâm" (hayvanlar gibi) dedikleri onlardır. "Onlar hayvan gibidir, belki de daha sapık ve şaşkındırlar." (Kur'ân VII/179) Bu âyet bunların hakkında gelmiştir. Çünkü bunlar, hayvanlar gibidirler; belki de daha azgındırlar. Bunlar her zaman insan şeklindedir, fakat (sadece) insanların yerlerini daraltır, rızklarını eksiltirler. Gör ki, Çalap (C.C.) insanları nice hilatlarla süsledi, nice ululuk ve mertebelere eriştirdi, nice nur ile bezedi. Şimdi, bunları görüp işitip de anlamayan ya insanların düzenini kabul etmeyen ya da bu düzenin ehillerini sevmeyen hayvanlardır; belki daha âdidirler. Çünkü Hak ehlini hayvanlar dahi sever, onlara hürmet ederler. Hakkı ve Hak ehlini bilmeyenler hayvandan dahi aşağıdır ve onların mertebeleri "belhüm edel" (hayvandan daha aşağı)dır. Aklı olana bu kadar söz yeter. ONBİRİNCİ BÖLÜM
BELEGE: (Kur'ân VII/179) → 7:179 ✓
Marifet, ilahi feyiz, zat, varlık, kâmil nefis, külli akıl ve tümel akıl.
bk. eytam-ı hamse
Toprağın babası anlamında Hz. Ali. Hz. Ali’nin lakabı. Rivayete göre, Hz. Muhammed bir gün Ali’yi yerde yatıp toprak üzerinde uyurken görmüş ve ona “Kalk yâ Ebâ Türâb”(Kalk ey toprak babası) diye hitab etmiştir. Bu suretle bu söz, Hz. Ali’nin lakaplarından biri olmuş. Hz. Ali’nin “Ebû Türâb” hitabından çok da hoşlanmadığını düşünen hasımlarının kendisine bu şekilde seslendikleri, ancak Hz. Ali’nin bu künyesi ile onur duyduğu, bu şekilde hitab edilmekten memnun olduğu zikredilmektedir. Pir elinden içtim şarap Bu zevka ben oldum harap Necmî aslın Ebü’t-Türab Şah-ı Veliyyullah bu Necmî
Kimilerine göre halvet üç kısımdır: 1.Şeraitte halvet: Ramazan ayının son on gününde camide bir yere kapanıp dışarı çıkmamak kaydıyla ibadetle meşgul olma. 2.Tarikatte halvet: Dört duvar arasında kırk gün süre ile ibadet ederek dünya lezzetlerinden el etek çekip perhizle, kanaatla yaşama. 3.Hakikatte halvet: Hak’tan başka her şeyden geçme. (Bkz: Erbain, Uzlet, Çile) Gönülleri doldurur erenlerin halveti Ölüleri diriltir erenlerin halveti Niyazi
Hz. Ali’nin lakaplarından birisi. Ayrıca Muhammed b. Ali b. Musa b. Ca’fer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali’nin lakabıdır.
Kafes olarak algılanan gövdede bulunan insan ruhu.
Bu sözcük Kur'ân-ı Kerîm'de dokuz yüz seksen defa tekrar edilmiştir. Allah sözcüğü Hakk'ın yüce zatına özgü olup bütün cemal ve celal sıfatlarını kendisinde toplar. Bu isim Câhiliyye döneminde de kullanılmıştır. Söz gelimi meşhur Arap şairi Lubeyd bir şiirinde şöyle der: Elâ kullu şey'in hale'llâhu bâtilun Ve kullu naîmin lâ muhâlete zâyilun. Bilin ki Allah dışında her şey batıldır Ve bütün nimetler kuşkusuz zail olacaktır. Allah Resulü (s.a.a) Lubeyd'in söz konusu şiiri ile ilgili olarak şöyle buyurur: "Arabın söylediği en doğru şiirdir." Allah sözcüğünün Arapça asıllı olup olmadığı tartışılmıştır. Bir grup Allah sözcüğünün Sami dil grubundan İncil'in orijinal dili olan Süryanice asıllı old
⚠ Stelle NICHT gegen quran.json auflösbar
Hâlik ismi Kur'ân-ı Kerîm'de dokuz yerde geçer. Sözlük anlamı itibariyle takdir anlamına gelen halk sözcüğü bazı yerlerde yaratma ve icat anlamında da kullanılmıştır. Sözgelimi "Göklerin ve yerin yaratıcısıdır."1 ayetinde yoktan var etme; "İnsanı bir damla sudan yarattı."2 ayetinde ise bir şeyi başka bir şeyden yaratma anlamında kullanılmıştır.
Stelle geprüft: ja
Muktedir ismi Kur'ân-ı Kerîm'de dört defa zikrolunur (diğerleri için bk. Zuhruf, 43:42; Kamer, 54:42, 55). Güç sahibi, kadir anlamına gelen Muktedir ismi her şeye kadir olduğundan dolayı Allah'a nispet edilmiştir.
Stelle geprüft: ja